Perşembe, 18 Dhu al-Qi'dah 1441 | 2020/07/09
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Hizb-ut Tahrir'in Lübnan'da düzenlemiş olduğu (01.05.2012) tarihli Konferansta Emir ATA EBU RAŞTA'nın Açılış Konuşması

بسم الله الرحمن الرحيم

Sevgili kardeşlerim

Esselamü aleyküm ve Rahmetullahi ve Berakatuhu

Hamd Alemlerin rabbi olan Allah'a mahsustur, salat ve selam onun aline ashabına ve kıyamete kadar ona ihsanla tabi olanların üzerine olsun.

Allah (Subhânehu ve Te'alâ) şöyle buyurdu:

وَلَا تَحْسَبَنَّ اللَّهَ غَافِلًا عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الْأَبْصَارُ*مُهْطِعِينَ مُقْنِعِي رُءُوسِهِمْ لَا يَرْتَدُّ إِلَيْهِمْ طَرْفُهُمْ وَأَفْئِدَتُهُمْ هَوَاءٌ

O gün, başlarını dikerek koşacaklar, gözleri kendilerine bile dönmeyecek ve gönülleri bomboş kalacaktır. - Ey Peygamber! İnsanları, azabın geleceği gün ile korkut. O gün, zalimler şöyle diyecekler: "Ey Rabbimiz! Bizi yakın bir zamana kadar ertele de senin davetine uyalım ve peygamberlere tâbi olalım." Onlara: "Daha önce ahirete intikal etmeyeceğinize dair yemin etmemiş miydiniz?" denilir. (İbrahim.43/44)

Ebu Musa'nın rivayet ettiği bir Hadisi şerifte Allah Resulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem (şöyle) buyurdu: Allah zalimlere (diktatörlere) süre verir ta ki onları yakalayana dek. Sonrada bir daha bırakmaz. Bundan sonra (SallAllahu Aleyhi ve Sellem) şu ayeti okudu:

وَكَذَلِكَ أَخْذُ رَبِّكَ إِذَا أَخَذَ القُرَى وَهِيَ ظَالِمَةٌ إِنَّ أَخْذَهُ أَلِيمٌ شَدِيدٌ

Rabbin, haksızlık eden memleketleri (onların halkını) yakaladığında, onun yakalayışı işte böyle (şiddetlidir). Şüphesiz onun yakalaması pek elem vericidir, pek çetindir! (Hud 102)

Bu hadisi Buhari ve Muslim rivayet etmiştir. Bu rivayet Buhari'ninkidir.

Allah [Subhânehu ve Te'alâ] diktatörlüğe ilk örnek olarak Firavunu vermiştir. O bütün sınırları aşıyor, halkı sömürüyordu. Haddini aşmış biriydi ve o şöyle dedi: Sizin rabbiniz benim.

فَأَخَذَهُ اللَّهُ نَكَالَ الْآخِرَةِ وَالْأُولَى

Allah onu, (herkese ibret olarak) dünya ve ahiret azabıyla cezalandırdı. (Naziat 25)

O halkı susturuyordu ve halkın hakikati söylemesine engel oluyordu ve kendisinin onaylamadığı hiçbir konuşmaya da müsaade etmiyordu.

قَالَ فِرْعَوْنُ مَا أُرِيكُمْ إِلَّا مَا أَرَى

Ey kavmim! Bugün, yeryüzüne hakim kimseler olarak hükümranlık sizindir. Ama Allah'ın azabı bize gelip çatarsa, kim bize yardım eder? Firavun: Ben size kendi görüşümü söylüyorum ve yine size ancak doğru yolu gösteriyorum dedi. (Mumin 29)

Hatta kendine karşı en ufak bir karşı çıkışta dahi isyanla suçlanıp ülkenin bütünlüğü için komplolar kurduğuna ilişsin iftiralar atıyordu.

قَالَ فِرْعَوْنُ آمَنْتُمْ بِهِ قَبْلَ أَنْ آذَنَ لَكُمْ إِنَّ هَذَا لَمَكْرٌ مَكَرْتُمُوهُ فِي الْمَدِينَةِ لِتُخْرِجُوا مِنْهَا أَهْلَهَا فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ

Firavun dedi ki: "Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Bu, hiç şüphesiz şehirde, halkını oradan çıkarmak için kurduğunuz bir tuzaktır. Ama yakında (başınıza gelecekleri) göreceksiniz! (Araf 123)

Fakat sonunda Firavun yenildi ve arkasında bütün malını ve servetini bırakarak yok oldu. Ne yerde ne gökte kimse onun için yas tutmadı. O dışlanmış ve lanetlenmiş olarak kaldı.

كَمْ تَرَكُوا مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ * وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ * وَنَعْمَةٍ كَانُوا فِيهَا فَاكِهِينَ * كَذَلِكَ وَأَوْرَثْنَاهَا قَوْمًا آخَرِينَ * فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَاءُ وَالْأَرْضُ وَمَا كَانُوا مُنْظَرِينَ

Onlar geride nice şeyler bıraktılar; bahçeler, çeşmeler, ekinler, güzel konaklar ve zevkü sefa sürdükleri nice nimetler! İşte böylece biz de onları başka bir topluma miras bıraktık. Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi. (Duhan 25-29)

Değerli kardeşlerim:

Günümüzde hakim olan diktatörler firavunun birinci ve ikinci işlediği suçu aldılar fakat firavunun yok olmasıyla ilgili olarak yeterince düşünmediler.

İnsanları susturuyorlar ve şayet kendilerini yücelten, alkışlayan ve ağızlarından çıkanlar iyi olsun kötü olsun fark etmeden onları öven sözler olmadığı sürece hiçbir konuşmaya müsaade etmiyorlar. Onlar bütün iyiliklerini kaybetmişler ve kendi elleri ile inşa etmiş oldukları kötülükleriyle kuşatılmışlardır.

Onlar gerçekleştirilen her protestoyu, ufak çapta dahi olsa, yasa dışı bir eylem olarak sergileyip dıştan yönlendirilen bir komplo olduğunu söylemekteler. Halbuki herkes tarafından çok iyi bilinmektedir ki diktatörlerin kendileri dış güçlerin mallarıdır. Onlar Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'ya, O'nun elçisi [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'e ve bütün inananlara savaş açıp bu şekilde Siyonistlerin ve dinsiz sömürgecilerin menfaatlerini gözetmek için başa getirilmişlerdir.

Bu iki suçu firavundan alıp uygulamaktalar ve bundan dolayı da onun yolunu takip etmekteler. Fakat nedense firavunun kendi kötülüklerinden ötürü tatmış olduğu sonuçlardan hiçbir ders çıkartmamışlar ve unutmuşlardır. Sadece bu dünyada değil hem bu dünyada hem de ahirette tadacakları cezasının laneti onları yakalayıp kuşatacaktır.

Her baskıcı diktatörün sonundan da ders çıkartmıyorlar, onun yerine hala günah işlemeye devam ediyorlar.

Diktatörlerin biri kaçak gibi, panik halinde, sürgün edilmişçesine terk etti, uçağı havada uçarak onu kabul edecek ve barındıracak bir yer arayıp durdu. Fakat kendisi defalarca reddedildi ta ki kendini saklayıp barınak verecek kendisi gibi bir diktatör bulana kadar.

Bir başka diktatör ise sedye ile o mahkemeden bu mahkemeye taşındı, çok çaresiz gözükmekle küçülerek ve itaatkar bir şekilde ‘Evet, efendim' diye cevap vermekte... Halbuki hakim olduğu dönemlerde ise istediği bir şeye sadece parmağı ile işaret etmesi onu elde etmesi için yeterliydi.

Üçüncü diktatör ise kendinden üstün kimsenin olmadığını düşünüyordu. Şüphelileri hiç bir gerekçe olmadan idam ediyordu. Ve bu dindar insanların sadece idam edilmeleri ile de yetinmiyordu. Onları bir kamyonun arkasına bağlatıyordu ta ki bu şekilde ölene kadar. Bu insanlar sert taşların üzerinde sürükleniyorlar ve parçalanarak can veriyorlardı. Bu diktatörün sonu da bir kertenkele deliği oldu, gidecek yeri olmadığı halde yok edilmeden önce bir kanalizasyon borusunda bulundu. İnsanlarla lağım fareleri diye dalga geçiyordu ki kendisi o dalga geçtiği hal üzerinde bulundu.

Dördüncü diktatör ise emirler dağıtıp yasaklar koyardı. Ama en nihayetinde kendisine emirler verilip yasaklar konuldu. Kendi ülkesinde kalıyor ondan sonra iki günde Najd de ve şimdi ise bulunduğu hali için teselli aramak amacıyla bütün ülkeyi geziyor. Umman'da duruyor ondan sonra İngiltere'deki sahiplerinin yanında ve otoritesini kaybettiği yere dönmeden de fizyoterapi için Washington'da kalıyor ki kalan az rüşvetini kullanmak için.

Beşinci diktatör ise hem görme hem de algılama yetisini kaybetti ve etrafındaki diğer diktatörlerin başına gelenleri görüyor. Maalesef, buna rağmen hala kendi baskısına karşı gelen masum Müslümanların kanlarını içtiği halde susuzluğunu dindiremedi. Yani, bunun için öldürmeye devam etti ki bu şekilde halkın yakmış olduğu meşaleyi söndürebileceğini zannetti. Bununla birlikte unutuyor (ya da unutmuş gibi davranıyor) ki hakikatin alevi Allah (cc)'nin dilemesi ile alevlendi ve onu asla söndüremeyecek. Ta ki bu alev tıpkı kendisinden önceki diktatörleri yaptıkları kötülükleri başına geçirip onları lanetleyip dışladığı gibi uzak diyarlara atana denk. Ve bununla onun rejimi yok edilecek ve Şam tekrar olması gerektiği yere getirilecek tıpkı Allah'ın elçisinin (sav) buyurduğu gibi ‘Şam inananların konaklayacağı yerin merkezidir' (Ahmed'den rivayet edilmiştir) ve, ‘İslam'ın merkezi Şam'dır' (Al Kebir de Taberani tarafından rivayet edilmiştir)

Değerli kardeşlerim

Sizler hiç umulmadık diktatörlerin nasıl yerle bir edildiğini gördünüz ve duydunuz. Ayriyeten sizler bu aşılmaz zannedilen korku bariyerinin nasıl kırıldığına şahit oldunuz. Bu olan bitenlerde akledenler için veyahut kulak verip samimi bir hakikate şahitlik edenler için bir mesaj var. Geri sayım başladı ve diktatörlerin ve karanlık günlerin sonu artık yakındır, bunun için ölüm bile olsa.

Diktatörlerin korku bariyerlerinin aşıldığı dönemde iyilik ve hakikat için daha çok yer kalıyor ve bunun için daha fazla doğruyu göstermek için çalışmamız gerekiyor.

Yani, ümmet güçlü ve akıllı eylemlerde bulunmalı ki dikkatleri çekebilsin. Ve bu hareketler aldatmacaları ve ümmeti zedeleyen dengesizlikleri etkilemeli. Bu dengesizlikler hatta o derece oldu ki batının hedeflediği gayelere kadar ulaştı. Bu hareketler ve `devrimler`i bağımsız olarak gördük, ta ki Bouazizie'nin yangın olayından sonrasına kadar. Ondan sonra çok hızlı bir şekilde yayıldı. Ancak, uluslararası güçler, olayların zamanlamasından ötürü çok şaşırdılar ve devrimler gerçekleşmeden evvel ajanlarını koruyamadılar. Bundan dolayı değişimleri kısıtlamak için sürekli çalışmalar içine girdiler ta ki diktatörleri yok etmeye kadar gittiler. Bunu da mevcut olan sistemin zarara uğramaması için yaptılar. Ne zamanki camilerde Müslümanların ayaklanmalarını ve meydanlarda binlerce kişinin birlikte dualarını görüp bu sistemin yapısının değişeceğini ve İslam'ın hakimiyeti ile ortadan kalkacağının korkusuna kapıldılar. Bunun için kasıtlı olarak ellerinden geleni yaptılar ki hedefledikleri iki unsur gerçekleşebilsin.

Birincisi, İslami duyguları yanlış bilgi vererek kontrol altına almaya çalıştılar ki `ılımlı Müslümanların da laiklerden farklı olmadıklarını sadece onlar İslami kişiliklerini isimleri ile ortaya koymak istemekte olduklarını söylediler. Eğer bunu yapmamış olsalardı o zaman laikler topluluğu arasında kaybolup hiç bir farkları olmayacaktı. Onlarda sivil laik devlet için ve laik bir demokrasi için çağrıda bulunuyorlar tıpkı laiklerinde istediği gibi.

İkincisi, Batı kendini güçlü kılmak için aşağılamalara ve işkencelere devam etti bazen direk kendisi müdahale ederek bazen de ajanları aracılığı ile ki bu şekilde samimi bir şekilde İslam'ın hakimiyeti için Allah azze ve celle nin emrettiği şekil olan Hilafet şekli gibi ve Allah'ın elçisi (sav)in yapmış olduğu gibi ve ondan sonraki halifelerin yaptığı gibi ikame etmek isteyenleri engellemek için.

Bu onların hedeflediği gayeleridir. Ama bizim için bağlayıcı olan ve görevimiz olan ise insanları kültürlendirip başka bir deyişle bu popüler organizasyonların yöneticilerinin ilgisini çekip onların aralarına sömürgeci devletler ve ajanları aracılığı ile yayılmaya çalışılan zehire karşı uyarmaktır. Ve sözde `ılımlı Müslümanlar` yani sivil devlet ve laik demokrasi adı altında kendilerine verilen yanlış bilgilere karşı da, bunu yapmalıyız ki bu çağrılar onların çalışmalarını etkilemesin ki feda ettikleri kanları boşa gidip heba olmasın.

Ayrıca, ümmet bütün gayretleri ile otorite sahibi insanlara ulaşmalı, yani ümmetin samimi askerlerine ve aynı zamanda doğru değişimin yollarını aramalı ki bu; insanlar tarafından inşa edilen ve Batının hizmetinde olan sistemin fikir ve kurallarının temelini yok edecektir. Bu ümmetin İslam'ı tekrar hakim kılma yoludur, ki bu Allah (cc)'nun ve elçisi (sav)'in emretmiş olduğu İslam devletidir yani Hilafet devletidir.

Ümmetin ve onun ordusunun faaliyetleri bu doğru değişimin gerçekleşeceğinin garantisidir.

Uluslararası organizasyonlardan ve sömürgeci güçler tarafından yardımlar sunuldu. Arap birliğinden planlar ve Kofi Annan ve diğer sömürgeci güçlerin ajanlarından, ki Amerika dan, Güvenlik konseyinden 21 Nisan 2012'de 2043 no.lu kararla doksan günlük gözlemciler gönderildi ki bunlar büyük bir futbol maçını gözlemleyenlerden daha zayıftırlar.

Daha ötesi, 20 Nisan 2012 konseyinde Amerikan Savunma Bakanının aldatmasını duyduk ki şöyle diyordu; `Suriye devlet başkanı hala popüler ve ordusu kendisine bağlı`. Bütün bunlar gösteriyor ki onlar rejimlerini destekliyorlar ki daha fazla ölümler gerçekleşsin ve halkı bastırsın ta ki Amerika mevcut ajanı olan Beşşar`ın yerine yeni bir kukla bulabilsin. O Suriyeliler tarafından dışlandığına göre Amerika artık kendi çıkarlarının gerçekleşemeyeceğinden endişelidir.

Bu planların hiçbir değeri yoktur. Bunlar - yüzeysel bakıldığında iyi gibi gözükse de - sadece ölümcül birer zehirdir ve doğru değişimi gerçekleştiremezler fakat korkunç ve ölümcül değişime sebep olurlar. Çünkü bu değişim, bu katil rejimle konuşulabileceği kanısındaki onların temiz kana olan susuzluğu hala dinmemiştir. Böyle ölümcül bir rejimle nasıl diyalog kurulabilir.

Amerika ve Batı, ümmet nazarında hiçbir iyiliği gözetmemektedirler çünkü onlar Müslümanların devleti olan Hilafete karşı planlar hazırlamışlardır. Ondan sonra onlar Müslüman ülkelerini parçalayıp aralarındaki bağı yok etmişlerdir. Bu şekilde onlar bu ülkeler arasındaki seyahatleri de engellemişlerdir. Ve yine onlar bu diktatör yönetimleri kurmuşlardır. Bu yüzden bu ülkeler, onların ajanları ve planları için ümmet uyanık olmalı ve kendi ordusuna güvenip dayanmalı. Onlar Allah (cc)'nun dediği gibi;

هُمُ الْعَدُوُّ فَاحْذَرْهُمْ قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ

Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan) çevriliyorlar! (Münâfikûn 4)

Kısacası, sizin saygın konferansınızı `Ümmetin devrimi: bunu başarısız kılma planları ve bu İslami programın kaçınılmaz olması, inşa Allah` Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'dan bizlere başarı vermesini ve bunun meyvelerini toplamamızı sağlamamızı temenni ve niyaz ederek açıyorum ve duamızın sonu ise Allaha, Dünyanın sahibine hamddir.

Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER