Salı, 24 Jumada al-thani 1441 | 2020/02/18
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü
İslami Aile Yasalarına Karşı Oluşturulan Uluslararası ve Ulusal Gündemlere Karşı Koymak - Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Kadın Kolları, “Aile: Zorluklar ve İslami Çözümler” Başlıklı Uluslararası Kadınlar Konferansı

بسم الله الرحمن الرحيم

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Kadın Kolları,
Aile: Zorluklar ve İslami ÇözümlerBaşlıklı Uluslararası Kadınlar Konferansı

5. KONUŞMA - Lübnan Vilayeti

İslami Aile Yasalarına Karşı Oluşturulan Uluslararası ve Ulusal Gündemlere Karşı Koymak

Sizleri İslam'ın selamı ile selamlıyorum: Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun!

Allah-u Teâla Kerim Kitabında şöyle buyurmuştur:

﴿وَلَن تَرْضَى عَنكَ الْيَهُودُ وَلاَ النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ إِنَّ هُدَى اللّهِ هُوَ الْهُدَى وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءهُم بَعْدَ الَّذِي جَاءكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللّهِ مِن وَلِيٍّ وَلاَ نَصِيرٍ

“Dinlerine uyana kadar Yahudisi de Hristiyanı da senden asla hoşlanmaz. De ki: “Doğru yol Allah’ın gösterdiği yoldur.” Sana bu bilgi geldikten sonra tutar da onların isteklerine uyarsan, Allah’ın ne veliliğini (dostluğunu) ne de yardımını görürsün.” [Bakara 120]

Değerli Kardeşlerim!

Sözde Kadın sorunu, Batı'nın özellikle İslam dünyasında hadaretini ve kavramlarını yaygınlaştırmada dayandığı sorunlardan birisidir. Amaçları belirlediler ve planları hazırladılar, araçları belirlediler ve laik demokratik Batı modelini empoze etmek için büyük miktarda para ayırdılar. İslami ülkelerde toplumun temellerini bozmak ve aile bağlarını koparmak için sağlam Müslüman aileyi ortadan kaldırmaya yöneldiler. Bunu Batılı toplumlarda olduğu gibi değer, ahlak ve davranışlardaki çöküşü içeren Batı kavramlarının yayılması takip etmektedir. Böylece Müslümanların ülkelerindeki toplum yıkılmaktadır ve bu, onların uğruna çaba sarf ettikleri husustur.

İslam’dandır diyerek sinsice İslami hayata yerleştirmek maksadıyla Müslümanlar tarafından kolaylıkla yutulması için küfrün kavramlarına kasıtlı olarak İslami kılıf giydirmesinden sonra, son zamanlarda İslam dininin hükümlerine karşı açık bir şekilde ya da saklamadan kapsamlı savaşını ilan etmek için küstah derin kinini açıkça ortaya koymaktadır. “Dini söylemin gelişmesi” ve iddialarına göre “modernite ve modernlik ile uyum sağlaması için Şeriatın hükümlerinin değiştirilmesi” gibi İslam'ın hükümlerine karşı zaferinin önünü açan önemli ve tehlikeli başlıklara odaklanmışlardır. Özellikle Müslüman aile ile ilgili olanlar; aile ve toplum hayatındaki rolünün önemini çok iyi bildikleri için, zehirli oklarını Müslüman kadına, asli rolüne ve iffetine yöneltmeleridir. İslam’ı vurmaya ve Müslümanların kalplerinden silmeye yönelik planlarının uygulanması için, kadına ulaşılıp onun anne, evin hanım efendisi, erkekleri doğran, dininin ve varoluş gayesinin bilincinde takvalı kahramanlar yetiştiren olması gibi temel rolünden dışarı çıkartılması kaçınılmazdır.

Buna bağlı olarak, Amerika ve sözde "Birleşmiş Milletler" örgütleri ile ve bütün organları ile bu meseleyi şöyle benimsemiştir: Çeşitli uluslararası sözleşmeler ve bildirgeler düzenlenmiştir. Mesela; (Kadının Siyasi Haklarına Dair Sözleşme, 1952), (1968'de Kadınların Haklarına İlişkin Tahran Bildirgesi), (1979'da Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiye Edilmesine Dair Deklarasyon -CEDAW). Aynı şekilde sözleşmeleri pekiştirmek, uygulamak ve gerçekleştirmek için kadınlara özel bir dizi uluslararası konferans düzenlemiştir. İlk konferans, 1975 yılında Mexico City'de düzenlenen "Dünya Kadınlar Yılı" başlıklı konferanstır. Bu konferans; "Eşitlik, Kalkınma ve Barış" çağrısında bulunarak düzenlenmiştir. Sonra 1980'de Kadınlara Yönelik Kopenhag Konferansı, 1985'te Nairobi Konferansı ve 1994'te Kahire'de düzenlenen ve doğum kontrolü dâhil olmak üzere cinsel sağlık ve üreme sağlığı hizmetlerine erişim imkânı verme çağrısında bulunan Nüfus ve Kalkınma Konferansı düzenlenmiştir. Daha sonra 1995 yılında Pekin Konferansı ve 1999'da Hollanda Konferansı yapılmıştır. Bu iki konferansta; sıra dışılığa, güvenli kürtaja, ergenlik çağındaki kadın ve erkeklerin cinsel özgürlük adı altında zina pratiğine izin vermişlerdir!!

Uluslararası konferanslarda olduğu gibi, her birinde kadına has konuların tartışıldığı bölgesel konferanslar da yapılmıştır. Bu konulara örnek:  “Kadın ve medya”, “kadın ve eğitim”, “kadın ve aile”, “kadın ve kalkınma”, “kadının ekonomik güçlenmesi” gibi konulardır. Bu konuların tartışılmasındaki maksat, ailenin bütünleşmesi ve kenetlenmesinde sağlam temel unsur olan kadını rolünden saptırmaktır. Erkek ve kadın arasında mutlak eşitlik için eşcinselliğe ve tüm ahlaki hatta ikisi arasındaki biyolojik farklılıkları ortadan kaldırılmasına açık bir çağrı olan “cinsiyet” kavramına odaklanan UNICEF, UNESCO ve UNIFEM gibi farklı örgütleri de unutmayalım. Bu tutum, Allah-u Teâla’nın şu ayetini inkârcıların işidir:

﴿ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى ﴾

“Ey insanlar! Sizi bir erkekle bir dişiden yarattık.” [Hucurât 13]

Doğurma kültürüyle karışık erken evlilik kavramı da aynı şekildedir. Bu, evlenmemiş kızlar oranının, fuhşun ve ahlaksızlık rezilliğinin yayılmasının artmasına yol açan hususlardandır.

Elbette, tüm bu organizasyonlar, dernekler ve konferanslara Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası ve Uluslararası Af Örgütü tarafından bolca para harcanmıştır. Bu, sevgi ve cömertlikten değildir. Bunun sebebi şu ayeti kerimede açığa çıkmaktadır:

﴿ مَّا يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَلَا الْمُشْرِكِينَ أَن يُنَزَّلَ عَلَيْكُم مِّنْ خَيْرٍ مِّن رَّبِّكُمْ ﴾

“Kitap Ehlinden olan kâfirler ve müşrikler, Rabbinizden üzerinize bir hayrın indirilmesini arzu etmezler.” [Bakara 105]

Kardeşlerim! İslam dünyasına kadın için kurtuluş meşalesi taşıdığını iddia eden ülkelerdeki kadınların durumuna bakarsa, kadının laik demokratik sistemlerinde ulaştığı korkunç durumu görürüz. Bu, burada belirtilemeyen belgelenmiş istatistiklere yansıtılmıştır. Batı hadaratının sözde zirvesi olması itibarı ile sadece Amerika'daki bazı örneklerle yetiniyorum: Fakir ve evsiz yaşlıların % 74'ü kadındır, % 85'i bir destek veya yardım almadan yalnız yaşamaktadır!! 1980'den 1990'a kadar Amerika'da yaklaşık 1 milyon kadın fuhuş sektöründe çalışıyordu. Uluslararası çalışmaya göre, her yıl 9,8 milyar ABD doları hacimli seks ticareti endüstrisinin bir parçası olarak en az 100.000 çocuk fahişe olarak kullanılmaktadır.

Kasım 2017 yılında CNN'de yayınlanan bir rapora göre, 15 ila 19 yaş arası kız çocuklarının doğurmuş oldukları çocuk sayısı toplam 249.078 bebektir. İşte onlar; İslam dünyasında erken evlilik için küçük gördükleri bu yaş grubunun yasadışı ilişkilerine - bunun sonucu ana-babası tarafından terkedilip sokakta veya başka bir yerde bulunan bebekler ve küçük bekâr anneler olmasına rağmen - kendi ülkelerinde saldırmıyorlar. Hal böyle iken biz onları, İslam beldelerinde kadın örgütlerine faaliyet cetveli yayınlarken görmekteyiz!!

Evlenmeden oluşan ailelerin oranı 2000 yılında % 48’e, evlenmemiş babaların oranı % 35’e ve evlenmemiş annelerin oranı % 42'ye ulaşmıştır. Amerika'da bir milyon reşit olmayan çocuk evlenmeden hamile kalmakta ve bunların 400.000'i kürtaj yapmaktadır. Erkeklerin % 50'sinden fazlası ve 1,5 milyon kadın eşcinselliği uygulamaktadır. İşte bu, demokrasilerinin ve özgürlüklerinin sonuçlarından buzdağının yalnızca görünen kısmıdır. Bu, yaşadıkları ve bize tüm yollarla ihraç etmek istedikleri sosyal dağılma ve kaos hayatıdır…

Değerli kardeşlerim, kadının ve ailenin ilerlemesi böyle mi olur? Yoksa bu projelerin ve anlaşmaların arkasındaki amaç, Müslüman kadınları yozlaştırmak ve böylece tüm Müslüman kuşağı bozmakla Müslümanların sosyal hayatına sızmak ve Müslüman aileyi yok etmek midir?!

Cevabın açık olduğunu düşünüyorum ve maalesef onların hedeflerinin ve planlarının büyük bir kısmı gerçekleşmiştir!! İslam dünyasının ülkelerindeki sosyal yaşam koşullarının takipçisine, Müslüman ailenin çok kötü şartlar altında yaşadığı durum ve neredeyse her yönüyle sarılan kargaşa ve kaygı gizli kalmaz…

Evet, bu bir ittifak ve bir içtima durumudur. Bu gün ailenin üzerinde bulunduğu hal; ağır sözleşme ve doğum kontrolüyle sona eren evlilikle başlayarak aile hayatımızı tüm yönleriyle etkilemiş olan yasal düzenlemeler ve politik tedbirler nedeniyle bölünme ve kaybolmadır. Mısır'da Cumhurbaşkanı Sissi, 30 Eylül 2017’de, reşit olmayan kızları evlilik olgusundan uzak tutma gereğini vurgulamıştır. Bu, Halk Meclisi'ni, 18 yaşından önce evliliği yasaklayan bir yasayı yürürlüğe koymak için acele etmeye sevk etmiştir. BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve Uluslararası İnsan Hakları Mevzuatı ilkeleri uyarınca faaliyet gösteren bir sivil toplum örgütü olan Adalet ve Kalkınma Örgütü, erkek ve kadın için evlilik yaşının 20’ye yükseltilmesi için sıkı bir yasa koymanın yanı sıra erken evliliği ve reşit olmayan evliliği veya dini kurallara göre evliliği suç sayan bir yasanın yürürlüğe girmesi çağrısında bulunmuştur. Mısır'da nüfus artışı ve doğum oranının artması tehlikesi olarak adlandırdıklarına karşı koymak için bu sivil toplum kuruluşu, 10 sene boyunca ikiden fazla çocuğa sahip olmasını yasaklayan bir yasanın yürürlüğe konmasını ve üçüncü çocuğa destek veya ücretsiz eğitim verilmemesini önermiştir. Hâlbuki Şeriat, evlenmeye, çoğalmaya, üremeye ve insan türünün artırılmasına teşvik etmiştir. Çünkü Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir:

«تَنَاكَحُوا تَكَاثَرُوا تَنَاسَلُوا فَإِنِّي مُبَاهٍ بِكُمُ الأُمَمَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ»

"Evlenin, üreyin ve çoğalın. Çünkü ben, kıyamet gününde sizin (çokluğunuzla) diğer ümmetlere karşı övünürüm."

Tunus'ta, Kadın ve Aile Bakanlığı, Şeriat hükümlerinin Dinde zorunlu olarak bilinen birçoğuna aykırı olan CEDAW anlaşmasına yönelik çekinceleri kaldırma girişiminde bulunmuştur. Zira bir Müslüman kadının Müslüman olmayan erkekle evlenmesine izin veren bir yasa çıkartmıştır. Hâlbuki Şeriat bu evliliği gayet açık bir nasta yasaklamıştır. Çünkü Allah-u Teala şöyle demiştir:

﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا جَاءكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ فَامْتَحِنُوهُنَّ اللَّهُ أَعْلَمُ بِإِيمَانِهِنَّ فَإِنْ عَلِمْتُمُوهُنَّ مُؤْمِنَاتٍ فَلَا تَرْجِعُوهُنَّ إِلَى الْكُفَّارِ لَا هُنَّ حِلٌّ لَّهُمْ وَلَا هُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّ

“Ey iman edenler! Mü’min kadınlar muhacir olarak size geldiklerinde, onları imtihan edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz onların inanmış kadınlar olduklarını anlarsanız, onları kâfirlere geri göndermeyin. Çünkü Müslüman hanımlar kâfirlere helâl değillerdir. Kâfirler de Müslüman hanımlara helâl olmazlar.” [Mümtehine 10]

Hatta nafaka hükümleri de onlardan kurtulamamıştır. Zira yargı, kocasının velayetinde bulunan çocuklarına harcanacak bir katkı olarak, anneyi kocasından boşanma sonrası çocuklarının nafakasını üstlenmekle yükümlü kılan istisnai bir karar vermiştir!!

Hâlbuki Şeriat, imkânı olsa bile nafakayı bir kadına zorunlu kılmayıp, kadının erkeklerden velisine zorunlu kılmıştır. Bu nafaka minnet değil, kadının erkek üzerindeki hakkıdır. Kadın onu şerefli onurlu bir şekilde alır. Allah-u Teâla şöyle buyurmuştur:

﴿لِيُنفِقْ ذُو سَعَةٍ مِّن سَعَتِهِ وَمَن قُدِرَ عَلَيْهِ رِزْقُهُ فَلْيُنفِقْ مِمَّا آتَاهُ اللَّهُ لَا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْسًا إِلَّا مَا آتَاهَا سَيَجْعَلُ اللَّهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا

Eli geniş olan, elinin genişliğine göre nafaka versin. Rızkı dar olan da, Allah’ın ona verdiğinden (o ölçüde) harcasın. Allah, bir kimseyi ancak kendine verdiği ile yükümlü kılar. Allah, bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.” [Talâk 7]

Ve şöyle buyurmuştur:

﴿وَعَلَى الْمَوْلُودِ لَهُ رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ

Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği, örfe uygun olarak babaya aittir.” [Bakara 233]

Buna ek olarak, çok eşliliğin yasaklanması ve kanunun Şeriata göre muteber bir sebep olmaksızın kadına kocasını boşama hakkı vermesi de vardır.

Sudan'da ise; nafaka davaları, Sudanlı mahkemelerde en çok yaygın davalardan kabul edilmektedir. Zira sayısı günde 70 nafaka davasına ulaşmaktadır. Bunun nedeni; İslami olmayan bir temele dayanan 1991 Sudan Kişisel Durum Yasası'nın, kocasından nafaka toplanmasını ve dolayısıyla boşanan kadının çocuklarıyla gerçek çile çekmesini kolaylaştıran bağlayıcı maddeler içermesidir.

Ürdün'de, nüfusun ekonomik koşullarının iyileştirilmesi ve yoksulluğun ve işsizliğin aile büyümesine bağlanması bahanesiyle, doğum kontrolü ve kısırlaştırma yoluyla üreme ve doğum oranının azaltılması amacıyla, Nüfus Yüksek Kurulu kurulmuştur. 2004 yılında yayınlanan resmi bir raporda, üreme oranının 1976'da (7,4)’e olduğu belirtilmiştir. Üreme oranı son zamanda (2.1)’e ulaşırken işsizlik, yoksulluk ve yıllık bütçe açığı da artmıştır. Son zamanlarda meydana gelen halk ve sendikal hareket, doğum oranındaki artışı ekonomik durumun kötüleşmesine bağlamalarının yanlış olduğuna dair iyi bir kanıttır. Bu, kamuoyunu yanıltmak ve devleti muhasebe etmeye yönelmemesi içindir. Çünkü Müslüman ülkelerde kapitalist ekonomik vizyonun uygulanması nedeniyle bu acayip durumu üreten devlettir!!

Türkiye'de ise; Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Uluslararası Kadınlar Günü vesilesiyle Aile Bakanlığının düzenlediği bir etkinlikte, İslam'ın hükümlerini güncellemenin gerekliliği üzerine yaptığı konuşmada, İslam'ın 14 veya 15 asır önce çıkarılan hükümlere uygulanamayacağını ve İslam'ın uygulamasının yer, zaman ve şartlara göre değiştiğini ve -onun fikrine göre-, İslam'ın güzelliğinin burada saklı olduğunu belirtmiştir.!! Bu, 1926'dan bu yana çok eşliliğin resmi olarak ortadan kaldırılmasına ek olarak, medeni mahkemelerde yer alan ülkenin evlilik yasalarına da yansımıştır. Halbuki Şeriat çok eşliliğe izin vermiştir. Çünkü Allahu Teala şöyle demiştir:

﴿فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ مَثْنَىٰ وَثُلَاثَ وَرُبَاعَ

Hoşunuza giden (başka) kadınlarla iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz” [Nisâ 3]

Yani Kardeşlerim! Batılı örgütlerin dikteleri, hükümetlerin ve rejimlerin uşakları ve yalnızca bozgunculuk için var olan birçok kadın hareketi ve derneklerinin ikiyüzlülüğü ile bir araya gelmiştir… Sonuç, aile ilişkilerinde İslam'ın geri kalanını ortadan kaldırmak için çalışan yasal değişikliklere ek olarak kadınlara özgürlüğü ve erkeklerle eşitliği teşvik eden programlar ve hatta amacı tüm Müslümanların gözünde Rabbani yasaları çarpıtmak olan projelerdir. Zira bu işbirlikçi örgütler, uluslararası sözleşmelerin sonuçlandırmış olduğu hususları gerçekleştirmeye başlamışlardır. Onlar, Müslüman kadınların, bu adaletsizliğin İslam'ın hükümlerinden geldiğini sanmalarını sağladıktan sonra kendilerinden bu adaletsizliği ortadan kaldırılması için ayrıntılı ve esaslı olduğunu sandıkları bir takım meselelerle meşgul ettiler. Zinaya izin vermek için Allah’ın sınırlarına saldıran yasalar çıkardılar. Allah'ın boşanma, miras, çok eşlilik ve kadın erkek karışıklığı konusundaki hükümlerini çarpıttılar. Şeri evliliği medeni evliliğe dönüştürdüler. Müslüman kadının kâfir erkekle evlenmesine ve Müslümanın sütkızkardeşi ile evlenmesine izin verdiler. Şeriata göre boşama sayısının alay konusu yapılmasının, erken evliliğin suç haline getirilmesinin ve insan haklarının ihlali olarak mücadele edilip yasalara göre cezalandırılmasının yanı sıra hamile kadınlar kürtaja ve doğum kontrol hapları almaya teşvik edilmektedirler. Batının korkunç bir şekilde uykusunu kaçıran yüksek doğurganlık oranını azaltmak maksadı ile doğum kontrol politikasını uygulamak için gerekli tedbirleri almak tamamlanmıştır. Eşler arasındaki sevgi, merhamet ve huzurun olmaması, çocukların ailelerine itaatinin, aile bütünlüğü arasında sıla-i rahimin olmamasına ek olarak, bu kötü durumlara ait olumsuz neticeler vardır. Bunlar; boşanma, aile bütünlüğünün parçalanması ve fertlerinin dağılması ve kadın erkek karışıklığının Müslümanların hayatını kasıp kavurması, düşkünler ve yaşlılar evlerinin yaşlılarla dolması, albenili çıplak örtülü kadınların etrafa saçılması gibi diğer sorunlar. Kısaca, Müslüman ailelerin durumlarının takipçisi olan kimse, fesadın/yozlaşmanın genelleşmiş ve yayılmış olduğunu ve açıkça ortaya çıktığını görür. Aile bütünlüğü, İslami ve Batılı fikirlerin karışımı haline gelmiştir. Çoğunlukla anne terbiyesinin olmaması nedeni ile küfür fikirleri baskın olmaktadır. İslam’ın fikirleri ve kavramları bireylerinden uzaklık köşesine çekilmiş durumdadır. Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

﴿ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِي النَّاسِ لِيُذِيقَهُم بَعْضَ الَّذِي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

“İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.”[Rûm 41]

Değerli Kardeşlerim!

Söylediklerimiz göstermeye çalıştığımız şeyi şu husus güçlendirmektedir: Bu konferans ve sözleşmeleri anlamamızın yadırganan ve iğrenç olmasıdır. Bu konferans ve sözleşmeler, dış görüntüsünde, kalkınma projeleri ve kadınların güçlendirilmesi çerçevesine girmektedirler. Halbuki gerçekte bunlar, Batı'nın Müslüman kadını; evrenin, insanın ve hayatın yaratıcısı tarafından kendisi için belirlenen yolundan saptırmaya yönelik yakın girişimlerinin bir parçasıdır ve Rabbisinin hükümlerine dayanan ve biri birine bağlı Müslüman ailenin yozlaştırılmasına nüfuz etmektir. Bu uluslararası sözleşmelerin maddelerini ve bentlerini dikkatle inceleyen herkese, bunların sadece İslam’ın hükümlerini, özellikle, hanif/hak dinin belirli hükümlerini bir ölçüde koruyan içtimai yaşamlarının sistemine ilişkin olanı Müslümanların hayatından söküp atmak için konulmuş oldukları gizli kalmaz. Pekiştirmek için örnek; CEDAW Sözleşmesi'nin 2. Maddesi şunu belirlemiştir: "Dine dayalı olanlar için istisnasız yasaları ve örfleri iptal etmek ve bunları uluslararası yasalarla değiştirmek". Yine, Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına İlişkin 1993 Evrensel Bildirgesinin 4. Maddesi şöyledir: “Devletler kadınlara yönelik şiddeti kınamalı ve önlenmesine yönelik yükümlülüklerinden kaçınmak için hiçbir âdeti, geleneği veya dinsel düşünceyi ileri sürmemelidir. Devletler tüm uygun yolları kullanarak ve gecikmeksizin kadınlara yönelik şiddeti önlemeye yönelik bir politika izlemek zorundadır.”

İşte böyle, değerli bacılarım! Nasıl bir tasvir yapıldığını görmekteyiz. Kadın için güvenlik, huzur ve üzerindeki haksızlığın kaldırılması ancak din engelinin ortadan kaldırılması ile sağlanabilmektedir ve din olarak da İslam Dinine atıfta bulunmaktadırlar. Çünkü İslam dini dışında tüm insanlığın yaşamını düzenleyen bir din yoktur. Sonuç olarak, uluslararası sözleşmeleri ve hükümlerini; kadınlara, hayatlarına ve ailelerine önem veren Şeri hükümlerle değiştirmeye çaba sarf etmektedirler.

Bütün bunlardan kısaca şunu söylemekteyiz: Bugün ortaya konan tüm girişimler ve düzenlenen ve yapılacak olan konferanslar sadece kamuflaj ve demagoji için haçlı Batılı manevralardır. Bunların geleceği; bilinçli, basiretli ve uyanık akıllar, kalpler ve gözler var olduğu sürece, inşallah başarısız olacaktır. Zira bu uygarlık ve kötülükleri ortadan kaldırılmalıdır. Çünkü sadece kadınlar için değil, tüm insanlık için sadece sefalete ve kötülüğe sebep olmuştur. Onlar manevi yönde kaybedenlerdir, ahlaki yönde yozlaşmanın son noktasıdırlar ve sosyal hayatta tüm dağılma ve çöküştürler. Bu medeniyetin sahiplerine aileleri yok, akrabaları yok, nesep yok ve diğer olumsuz etkilerinden az bir şey bahsettik. Zira hepsini burada söylememize imkân yoktur…

Kendi elleriyle ya da Batılılaştırma ve tahrip etme taraftarları elleriyle bu yıkımı sürdürmemeleri için çalışalım. İslam ümmeti, imanla ilgili sabitelerine ve kırmızıçizgilerine bağlı kalırsa bu olur. Biz Müslümanız, İslam'ın bize emrettiği ve açıkladığı hükümleri görüp tabi olmamız ve onlarla amel etmemiz için büyük küçük meselelere bakış açısı sadece İslami akide açısından olmalıdır. Onlar doğru kalkınmayı önlemek için çok çalışıyorlar. Doru kalkınma ancak, dininin bilincinde olan; hayrın, izzetin ve yükselişin sadece Allah’ın Şeriatı ve hükümleri ile yöneten bir İslami devlet eli ile sağlanabileceğini idrak eden nesil eliyle olacaktır…

Bizler, Müslüman kadınlar olarak, İslami örtülü herhangi bir laiklik çağrısıyla ve hayatımızın bütün işlerini kurcalayan herhangi bir uluslararası kararla savaşmalıyız. Tehlikeli kaygan zeminlerde kendimizin ve ailelerimizin kaymaması için takip ettiğimiz bu sahte çağrıları ve yozlaştırıcı örgütleri Şeriatın ve hak dinin ölçüsü ile tartmalıyız. Allah-u Teâla şöyle buyurmuştur:

﴿وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنكًا

Ve her kim de benim zikrimden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz.” [Ta-Ha: 124]

Ve Yüce Rabbimiz şöyle buyurmuştur:

﴿فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلا يَضِلُّ وَلا يَشْقَى

Kim benim hidayetime uyarsa artık o, ne (dünyada) sapar ne de (ahirette) sıkıntı çeker.” [Ta-Ha: 123].

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun!

 

Rana Mustafa
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Üyesi

 

Kampanya Sayfası İçin TIKLAYINIZ

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER