Pazartesi, 13 Safar 1443 | 2021/09/20
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Ayın Girdiğini İspatlamak İçin Astronomik Hesaba İtimat Etmenin Caiz Olmadığı Hakkındaki Sorunun Cevabı

(Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

Ayın Girdiğini İspatlamak İçin Astronomik Hesaba İtimat Etmenin Caiz Olmadığı Hakkındaki Sorunun Cevabı

Omair Mohd’a

Soru:

Esselamu Aleykum,

Bir soru-cevapta, ayın girdiğini ispatlamak için astronomik hesaba itimat etmenin caiz olmadığını okudum. Allah sizi mübarek kılsın. Ancak açıklanmasını rica ettiğim bir nokta var; bazıları hesaplama yaparken (hilalin) görülmesinin sıhhatli olmadığını söylüyorlar. Yani doğru hesaplama hilalin doğmadığını söylüyor ve birisi gelip onu gördüğüne şahitlik ediyorsa, onun bu şahitliğini kabul etmiyorlar ve bunun hilal olduğu zannedilen bir şeyin yanılsaması olduğunu söylüyorlar. Bu nedenle onun şahitliğini reddediyorlar. Ayrıca ben, İslam tarihinde şahitliğin reddedildiği bu gibi durumlarla ilgili kıssalar okumuştum. Nitekim (el-İbhâc fî Şerhi'l-Minhâc Fî Usulul Fıkıh Kitabının Sahibi) İmam Kâdi Takıyyuddin Ali Bin Abu’l Kâfi Es-Subki ed-Dimeşk de bu görüşü söylemiştir. Ayrıca bu görüş ve bu olayların bir kısmı, (el-Alemu’l Mensûr Fî İsbâtı'ş Şuhur) başlıklı kitapta da geçmektedir. Daha önceki yıllarda astronomlar, güneş batıncaya kadar hilalin görülmeyeceğini, sonra aynı günün akşamında ayın girdiğinin kanıtlandığını açıklamışlardır. Bizi aydınlatın. Allah sizi mübarek kılsın, sizi faydalı kılsın ve sizin elinizle nusret versin.         

Cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berekatuh

Astronomik hesaba değil (hilalin) görülmesine itimat edildiği hakkındaki daha önceki cevabım mesele için açık ve kapsamlıdır Allah’ın izniyle. Nitekim sen onu gördüğünü söylüyorsun. Buna rağmen sana cevap veriyor ve diyorum ki:  

Kardeşim, oruç ve bayram açısından olana gelince; daha önceki cevapta da açıkladığımız gibi (hilali) görmenin orucun ve bayramın sebebi olduğuna dair deliller açıktır. صُومُوا لِرُؤْيَتِهِ وَأَفْطِرُوا لِرُؤْيَتِهِ(Ramazan ayının) hilalini gördüğünüzde oruç tutun. (Şevval ayının) hilalini gördüğünüzde de bayram edin.

Hesaplamanın kabul edilmemesine gelince; Allah Subhanehu ve Teala, ayın şehadetini orucun sebebi sayarak bu meseleyi bizim için çözmüş ve Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem de bu şehadetin (hilali) görmek olduğunu açıklamıştır…

Şahitlerin sözünün doğruluğunu ispat etmeye gelince; bu, Kâdi’nin işidir. Zira şahide sorar, onunla tartışır, onun ve etrafındakilerin gördüklerinin doğruluğundan emin olur… Yani insani çabalarıyla şehadetin doğruluğunu kanıtlamak için tüm imkanını kullanır. (Hilali) gördükten sonra şahitle tartışan o Kâdi’nin kıssasına gelince… Nitekim Kâdi, düşünüp tefekkür ederken şahidin gözünde bir kıl gördü ve onu çıkardı. Sonra şahide hani hilal nerde diye sordu ve o da artık onu göremedi!          

Ayın doğup doğmamasıyla ilgili hesaplamaya girilmesine gelince; mesele bu şekilde değildir. Zira bizler, ayın hakikatine binaen değil, onun görülmesine binaen oruç tutuyoruz. Nitekim bu hususta birçok sahih hadisler vardır. Bunlardan biri de Buhari’nin şöyle dediği hadisidir: Bize Adem tahdis etti, bize Şu’be tahdis etti, bize Muhammed İbn-u Ziyâd tahdis etti ve şöyle dedi: Ebu Hureyra Radıyallahu Anhu’nun Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle veya şöyle buyurmuştur dediğini işittim: Ebu’l Kasım Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: صُومُوا ِلرُؤْيَتِهِ وَأَفْطِرُوا لِرُؤْيَتِهِ، فَاِنْ غُبِيَ عَلَيْكُمْ فَأَكْمِلُوا عِدَّةَ شَعْبَانٍ ثَلاَثِينَ يَوْما  “(Ramazan) hilalini gördüğünüzde orucu tutun ve (Şevval) hilalini gördüğünüzde de iftar (bayram) edin! Eğer (hava) size kapalı (bulutlu) olursa, Şaban’ın sayısını otuza tamamlayın.” Dolayısıyla bu, hilalin mevcut olduğu, ancak bulutların onun üzerini örttüğü, bu yüzden onu göremediğimiz ve ayın sayısını otuza tamamladığımız anlamına gelmektedir. 

Dolayısıyla kardeşim, vacip olan (hilalin) görülmesini belirleyen nasların yanında durmaktır.

Bu vesileyle böyle bir kısasa da, birkaç yıl önce Fas'ta yapılan (sanki İslam Konferansı veya Müslüman alimler yada bunun benzeri) bir toplantıda karşıma çıkmıştı. Nitekim onlardan bazıları hilali bulutsuz görebilmeleri ve hilalin görülmesine hiçbir engel kalmaması için otuzuncu gece uçağa binmeyi önermişlerdi! 

Şüphesiz Allah Subhanehu ibadetler için sebepler koymuştur. Dolayısıyla ona uymanız gerekir. Bu yüzden meseleyi kendimiz için karmaşık hale getirip onu zorlaştırmamalıyız. Zira Allah Subhanehu bizim için kolaylık dilemektedir: يُرِيدُ اللَّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَAllah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez.” [Bakara-185] Kolaylık ise, İslam’da varit olduğu üzere şeri hükümlere uymaktır.

Sonra başka bir mesele daha var ki o da; astronomlar, gün batımından sonra görülebilmesi için hilalin doğmasının üzerinde geçmesi gereken zaman dilimi hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bu nedenle bazıları bu hesaplamanın (hilali) görmekle imkansız olacağını söylerken, bazıları da burada görülenin başka bir yerde görülemeyeceğini ve burada gün batımından sonra iki dakika kalırken başka bir yerde ise 15 dakika kalabileceğini ve benzerlerini söylemişlerdir…

Bu nedenle hesaplamaya inkârı ve ispatı dahil etmek karmaşık bir durum olup Allah Subhanehu bize bunu emretmemiştir. Bilakis naslar, tevili kabul etmeyecek şekilde açık ve nettir.

Kardeşiniz                                                                                                                         H. 03 Şaban 1434

Ata İbn Halil Ebu Raşta                                                                                                    M. 12 Haziran 2013

Cevaba, emirin aşağıdaki web sitesinden bağlanabilirsiniz:

http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3360/

Devamını oku...

Arazinin İşlevsiz (Öşür ve Haraçsız) Olmadığına Dair Delil Nedir?

(Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

Soru-Cevap

Arazinin İşlevsiz (Öşür ve Haraçsız) Olmadığına Dair Delil Nedir?

Ebu İmran’a

Cevap:

Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuh.

Soru- cevaplarda, kafirin elindeki öşri arazinin işlevsiz (öşür ve haraçsız) olamayacağından dolayı haraç ödediği, çünkü öşrün bir zekat olup kafirin de zekat ehlinden olmadığı, dolayısıyla öşri araziye sahip olan bir kafirin arazinin işlevsiz (öşür ve haraçsız) olamayacağından dolayı haraç ödemesi gerektiği geçmektedir. 

Zekat, nisap miktarına ulaşması halinde belirli türler için farz olmasına rağmen zekat (öşür) veya haraç ödenmesi anlamındaki işlevsiz (öşür ve haraçsız) arazinin olmamasının delili nedir. Dolayısıyla belirtilen türler dışında ekilen bu öşri arazilerin tamamına, öşür veya haraç ödenmez. Aynı şekilde haraç, fetih yoluyla elde edilen haraç arazileri üzerinden alınır. Yani Müslümanlar, toprak sahipleriyle onun rakabesine (aslına) sahip olmuşlardır.    

Cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berekatuh.

  • Yani şeri hükümlere göre zekat gibi ya (1/10) veya (1/20) ya da haraç ödenmesi şeklindeki işlevsiz (öşür ve haraçsız) olmayan arazi hakkındaki sorunuz…

Bunun cevabı şöyledir: Arazi hükümleri hakkında gelen deliller bunu şu şekilde belirtmiştir: Ya öşür olur ya da haraç olur. Bu deliller ise aşağıdaki şekildedir:

1- Tüm araziler hakkındaki genel deliller, bir Müslümana (1/10)  veya (1/20) olan zekat farz kılınmıştır… فِيمَا سَقَتْ الأَنْهَارُ وَالْغَيْمُ الْعُشُورُ، وَفِيمَا سُقِيَ بِالسَّانِيَةِ نِصْفُ الْعُشْرِBulutun (yağmurun) ve nehirlerin suladığı arazilerde 1/10 (onda bir) miktar vardır. Sulama suyu ile sulanan arazinin (mahsulünde) 1/20 vardır.” Yani ekimin türü ve miktarıyla ilgili şeri hükümlere göredir.

2- Fetihten sonra, genel nastan çıkan araziler hakkında yeni sorunlar ortaya çıktı ve onlara haraç konuldu: قَضَى رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم فِيمَنْ أَسْلَمَ مِنْ أَهْلِ البَحْرَيْنِ أَنَّهُ قَدْ أَحْرَزَ دَمَهُ وَمَالَهُ إِلاَّ أَرْضَهَ، فِإِنَّهَا فَيْءٌ لِلْمُسْلِمِينَ؛ لأَنَّهُمْ لَمْ يُسْلِمُوا وَهُمْ مُمْتَنِعُونَAllah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Bahreyn halkından Müslüman olanların arazileri dışında kanlarını ve mallarını koruduklarına hükmetti. Zira arazi Müslümanlara ait bir feydir. Çünkü onlar, güçlü durumdalar iken Müslüman olmadılar." Ayrıca Ömer Radıyallahu Anhu, Sevad arazileri hakkında şöyle hüküm verdi: “Toprağı sahipleri olan halka bırakmayı ve onlara haraç koymayı uygun gördüm…”

3- Bu nedenle haracın ödenmesi gereken belirli bir türün dışında Dâru’l İslam’daki tüm araziler için zekat vardır.

4- Genel hüküm, genelliği üzere kaldığından dolayı “Dâru’l İslam’daki tüm araziler için zekat vardır” ve “haraç araziyi” özelleştiren başka bir nâs olmadığı sürece bunun dışına çıkmaz.

5- Tarım arazilerinin hükmü budur. Dolayısıyla haraç arazisine yönelik nâslar olmadığı sürece hüküm genel olarak kalmaya devam eder. Bu da varit olan şeri hükümlere göre Müslümanın sahip olduğu arazi üzerindeki zekattır. Ne şekilde ödeneceği bakımında arazinin türünü açıklayan başka hükümler bulunmamaktadır. Dolayısıyla ya zekat ödenir ya da haraç ödenir. Bu nâslar genel olup tüm araziler bu nâsların kapsamına girer.    

6- İşlevsiz (öşür ve haraçsız) olmayan araziyi bu delillerden istinbat ettik.  

  • Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in, öşür arazisine sahip olan kafirlerin üzerine haraç koyduğu olmuş mudur şeklindeki soruna gelince; bildiğim kadarıyla bu hususta herhangi bir şey sabit olmamıştır. Ancak önceki deliller, istinbat ettiğim şeri hükmü bilmek için yeterlidir. Dolayısıyla racih olan görüşümüz, şayet zimmet ehli öşür arazisine sahiplerse, onların haraç ödemeleri gerekir. Çünkü zekat, şeri hükümlere göre Müslümanın üzerine farzdır.

Ancak bu konuda bir şey biliyorsanız değerlendirmem için bana gönderirseniz çok memnun olurum.

Kardeşiniz                                                                                                                         H. 05 Şaban 1434

Ata İbn Halil Ebu Raşta                                                                                                    M. 14 Haziran 2013

Cevaba, emirin aşağıdaki web sitesinden bağlanabilirsiniz:

http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3362/

Devamını oku...

Kudüs ve Aksa Eş-Şerif’te Meydana Gelenlere Yönelik Yürüyüş ve Kınamalarınız Hani Nerede?

(Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

Soru-Cevap

Kudüs ve Aksa Eş-Şerif’te Meydana Gelenlere Yönelik Yürüyüş ve Kınamalarınız Hani Nerede?

Zehra Lotus Makdisi’ye

Soru:

Hizb-ut Tahrir’li kardeşlerimiz

Sizlere selam ve takdirlerimi sunuyorum.

Nakba'nın (büyük felaket) yıldönümünde Sykes-Picot bayraklarını gördüğünüzde bir facia yaşadınız.

Siyonist güçler Kudüslülerle çatıştığında işgal altındaki Kudüs’te o bayraklar karşısında şaşkınlık içinde kaldınız.

Size kardeşçe, tüm içtenlik ve samimiyetimle bir soru sormak istiyorum:

Kudüs ve Aksa Eş-Şerif’te meydana gelenlere yönelik yürüyüş ve kınamalarınız hani nerede?

Mescid-i Aksa avlularında her bir olay olduğunda ey Liva’yı kaldıranlar, hani Ukab Râye’leri nerede? 

Tüm olayları çok yakından biliyorum ve Hizib adına İslam bayrağının taşındığı bir duruşa şahit olmadığım için de çok üzgünüm!!

Hani sizler neredesiniz, ey Liva’yı kaldıranlar hani sizler neredesiniz??

Soruma cevap veriniz ancak içtenliğimden dolayı beni suçlamayınız.

Omuzlarında ümmetin sorumluluğunu taşıyan herkese selam ve taktirlerimi sunuyorum.

Cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berekatuh.

Böyle mi gerçekten?! Râye’ler ve Liva’lar eşliğinde yapılan yürüyüşler, duruşlar ve genel eylemler, ”Liva’yı kaldıranlar” diyerek sizin de işaret ettiğiniz gibi Hizbin gençlerinin tanık olduğu şeylerdir… Liva’ları kaldıran davet taşıyıcılarının amellerine tanık olmadığınız halde nasıl tüm olayları çok yakından bilmiş oluyorsunuz ki?!

Sanki ortada seni engelleyen belli şartlar varmış gibi… Ben Allah’tan, seni amellerimize ve Râye’lerimize tanık olma imkanı vermesini temenni ediyorum…

Mektubunuzu “içtenliğimden dolayı beni suçlamayınız” şeklinde sonlandırmanıza gelince: “Bizler, İslam’a karşı içtenlik duyanları asla suçlamayız. Allah sizi mübarek kılsın ve korusun.”

Kardeşiniz                                                                                                                             H. 02 Şaban 1434

Ata İbn Halil Ebu Raşta                                                                                                       M. 11 Haziran 2013

Cevaba, emirin aşağıdaki web sitesinden bağlanabilirsiniz:

http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3359/

Devamını oku...

Devletin Ekonomiye Müdahale Etmesi ve Vergiler Hakkındaki Sorunun Cevabı

(Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

Devletin Ekonomiye Müdahale Etmesi ve Vergiler Hakkındaki Sorunun Cevabı

Anis Labidi’ye

Soru:

Esselamu Aleykum Celil Şeyhimiz, Allah sizi gözetsin ve korusun.

İslam Devleti Sultanının ekonomiye ne ölçüde müdahale ettiğini ve bir bütün olarak vergi koyma yetkisinin ne ölçüde olduğunu öğrenmek istiyorum. (Genel olarak vergilerin fıkhi düzenlemesi nasıl olacaktır?)

Cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berekatuh.

Devletin ekonomiye müdahale etmesi ve vergiler hakkındaki sorunuza gelince: 

1- Devletin ekonomiye müdahale etmesine gelince; İslam’da ekonomik nizam, devletin görev ve hakları ile insanların görev ve haklarını, hem yöneticinin hem de tebanın yetkilerini düzenleyen şeri hükümlerle belirlemiştir. Çünkü ekonomik nizam, mülkiyet ve harcama araçları açısından mülkiyetleri büyük ölçüde etkilemektedir… Nitekim İslam, bu mülkiyetleri belirtmiş ve onları her türlü ihlalden korumuştur. Dolayısıyla ferdi mülkiyet, devlet mülkiyeti ve kamu mülkiyeti vardır ve bunlardan biri diğerini ihlal edemez… Nitekim devletin, bugünkü bilinen tarzıyla müdahalesi şöyledir; özel mülkiyete el koyup onu kamu veya devlet mülkiyeti yaptığı gibi içeride ve dışarıda petrol ve madenlerin imtiyazlarının özel sektöre verilmesi gibi kamu mülkiyetini özel mülkiyet de yapabilir… Tüm bunlar İslam’da caiz değildir, bilakis her birinin kendi mülkiyetinin sınırları vardır: Fertler, özel mülkiyetlerine sahiptir, devlet ganimet ve haraç gibi kendi mülkiyetine sahiptir… Ümmet de petrol, maden ve enerji kaynakları gibi kendi mülkiyetine sahiptir… Binaenaleyh bugünkü ekonomik sistemlerde bilinen müdahalelerin vakıası İslam Devleti’nde mevcut değildir.              

2- Vergilere gelince; İslam’da insanlardan alınan vergiler yoktur. Zira Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanların işlerini idare ediyordu ve Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in insanlara vergi koyduğu sabit olmamış ve ondan kesinlikle böyle bir şey rivayet edilmemiştir. Hatta devletin sınırlarında bulunanların ülkeye giren mallardan vergi aldıklarını öğrendiğinde bundan nehyetmiştir. Nitekim Ukbe Bin Amir’den, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle dediğini işittiği rivayet edilmiştir: لا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ صَاحِبُ مَكْسٍ “Gümrük vergisi (Meks) alan cennete giremez.” Ahmed tahriç etmiş ve Hâkim sahihtir demiştir. Meks sahibi, ticaret üzerinden vergiler alan kişidir… Bu ise Batı’nın ifade ettiği anlamda vergi almaktan nehyedildiğine delalet etmektedir. Zira Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ebu Bekre yoluyla rivayet edilen müttefikun aleyh olan hadiste şöyle buyurmuştur: إِنَّ دِمَاءَكُمْ وَأَمْوَالَكُمْ وَأَعْرَاضَكُمْ عَلَيْكُمْ حَرَامٌ كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا فِي بَلَدِكُمْ هَذَا فِي شَهْرِكُمْ هَذَاSizin bu gününüz, bu ayınız ve bu şehriniz haram olduğu gibi kanınız, malınız ve ırzınız da aranızda haramdır…” Dolayısıyla bu, genel olup devlet de dahil herkesi kapsar. Bu yüzden vergi almak, bir Müslümanın malını kendi rızası olmadan almak olup bu da vergi almanın caiz olmadığına delalet etmektedir.           

Ancak şeriatın onay verdiği bir durum vardır ki bu durumda, artış yapılmaksızın yeteri kadar para almak caizdir ve sadece zenginlerin fazla paralarından alınır. Bu durum, şayet Beytu’l Mâl ve Müslümanlar için zorunlu olan bir harcama olursa ve Beytu’l Mâl’de bulunan (miktar) da yeterli değilse, bunun karşılanması için bu harcamanın miktarı zenginlerin fazla paralarından alınmasıdır. Ama şayet harcama, Müslümanlar için değil de sadece  Beytu’l Mâl için zorunluysa, Beytu’l Mâl’de olanlar yeterli olmasa bile Müslümanlardan bunun için para alınmaz, bilakis bu harcama Beytu’l Mâl’den yapılır.

Örneğin, fakirlerin gıda, barınma ve giyim gibi temel ihtiyaçlarının karşılanması. Bu, hem Beytu’l Mâl’den devletin üzerine hem de aynı şekilde Müslümanların üzerine vaciptir. Zira Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: وَأَيُّمَا أَهْلُ عَرْصَةٍ أَصْبَحَ فِيهِمْ امْرُؤٌ جَائِعٌ فَقَدْ بَرِئَتْ مِنْهُمْ ذِمَّةُ اللَّهِ تَعَالَىHerhangi bir yerde, bir adam aç olarak sabahlarsa, o yerde yaşayan insanların hepsi Allah’ın zimmetinden uzaklaşır.” Ahmed, İbn-i Ömerden tahriç etmiştir. Dolayısıyla fakirlerin temel ihtiyaçlarının karşılanması için Beytu’l Mâl’de yeterli para yoksa, bu ihtiyaçların karşılanması için artış yapılmaksızın yeteri kadar Müslümanların zenginlerinden alınır…     

Örneğin cihad, hem Beytu’l Mâl’in hem de aynı şekilde Müslümanların üzerine farzdır. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَجَاهِدُوا بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنْفُسِكُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِMallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin.” [Tevbe-41] Ve Subhanehu şöyle buyurmuştur: وَالْمُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْMalları ve canlarıyle Allah yolunda cihad edenler.” [Nisa-95] Dolayısıyla cihad ihtiyacının karşılanması da aynı şekilde ele alınır.     

Bu nedenle iki şartın gerçekleşmesini gerektiren bu durum dışında İslam’da vergi yoktur:

Birincisi: Açık şeri delillerle Beytu’l Mâl’in ve Müslümanların üzerine zorunlu olması durumu.

İkincisi: Bu ihtiyaçların karşılanması için Beytu’l Mâl’de yeterli miktarın olmaması durumu.

Sadece bu durumda, artış olmaksızın ihtiyacı karşılayacak kadar zenginlerin mallarının fazlasında alınır. Fazlası, yani zenginin emsaline göre yiyeceğinden, giyeceğinden, konutundan, hizmetçisinden, ailesinden, ihtiyaçlarını karşılamak için bindiği şeyden ve benzerlerinden fazlası olduğunu söylüyoruz. Çünkü Subhnanehu ve Teala şöyle buyurmuştur: وَيَسْأَلُونَكَ مَاذَا يُنْفِقُونَ قُلِ الْعَفْوَMallarından neyi vereceklerini soruyorlar. De ki; fazlasını.” [Bakara-219] Yani harcanmasında çaba olmayan şey demektir. Diğer bir ifadeyle marufa (çevrede bilinene) göre yeterli miktardan fazla olanı demektir. Zira Rasul Sallalhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: أفضلُ الصَّدَقَةِ مَا كَانَ عَنْ ظَهْرِ غِنًىSadakanın en hayırlısı, zenginlik üzerinden olanıdır.” Hakim Bin Hizam ve Ebu Hureyra yoluyla Müttefikun Aleyh’tir. Zenginlik üzerinden olanın anlamı, yani marufa göre yeterli miktardan fazla olanı demektir.          

Sonuç olarak artış olmaksızın yeteri kadarın alındığı bu durumun dışında İslam’da vergi yoktur ve sadece zenginler üzerinden alınır. Bu ise İslam tarihinde nadiren meydana gelen bir durumdur. Çünkü İslam’ın beyan ettiği devletin daimi kaynakları bunun için yeterlidir. Ancak şayet böyle bir durum olursa, yukarıda yapılan açıklamaya göre böyle bir durumda vergi almak caiz olur.

Kardeşiniz                                                                                                                              H. 01 Şaban 1434

Ata İbn Halil Ebu Raşta                                                                                                         M. 10 Haziran 2013

Cevaba, emirin aşağıdaki web sitesinden bağlanabilirsiniz:

http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3358/

Devamını oku...

Gine’deki Askeri Darbe

Soru Cevap

Gine’deki Askeri Darbe

Soru: Gine’deki askeri cunta, yarından (14 Eylül 2021 Salı) itibaren geçiş hükümeti kurmak için siyasi parti liderleri, sivil toplum örgütleri ve madencilik şirketi yetkilileriyle bir dizi görüşmeler gerçekleştirileceğini duyurdu...(12.09.2021 www.darelhilal.com) 5 Eylül 2021 Pazar akşamı Gine-Konakri, özel kuvvetler komutanı Albay Mamady Doumbouya liderliğinde askeri bir darbeye sahne oldu. Mamady Doumbouya, yaptığı televizyon konuşmasında, Cumhurbaşkanı Alpha Condénin gözaltına alındığını, hükümet ve kamu kurumlarının feshedildiğini, anayasanın askıya alındığını ve sınırların kapatıldığını bildirdi. Bu darbenin arkasında kim var? Uluslararası çatışmayla bir ilgilisi var mı?

Cevap: Bu konudaki doğru görüşü açıklamak için aşağıdaki hususlara bir göz atacağız:

1- Darbe lideri Albay Mamady Doumbouya, 5 Eylül 2021 Pazar akşamı darbe sonrası Gine devlet televizyonundan yaptığı konuşmada, Hükümeti ve kurumları feshettiklerini, hava ve kara sınırlarını kapattıklarını, en kısa sürede halkın da katılımıyla yeni bir anayasa hazırlayacaklarını belirtti. Askerlere kışlalarında kalma çağrısı yapan Mamady Doumbouya, Condé yönetimini halkın haklarını çiğnemekle, demokratik ilkelere uymamakla, kamu idaresinin siyasallaşmasıyla, kötü ekonomiyle, yoksullukla ve yaygın yolsuzlukla suçladı. 83 yaşındaki Cumhurbaşkanı Alpha Condéyi gözaltına aldıklarını söyleyen Doumbouya, vali ve kaymakamların görevlerinin bölge komutanları tarafından devralındığını kaydetti. Ertesi gün darbe lideri, yine bir televizyon konuşmasında, Geçiş yönetimi için Ulusal Birlik Hükümeti kurmasözü verdi, ancak geçiş süresi için bir zaman belirtmedi. Doumbouya, görevden ayrılan bakanlar ve hükümetin üst düzey yetkililerini toplantıya çağırdı ve toplantıya katılmamanın, Ulusal Birlik ve Kalkınma Komitesi tarafından karşı bir isyan olarak kabul edileceğini belirtti.Bu, özel kuvvetlerin kendisine verdiği bir isimdir. Askerler, bu yetkilileri aşağılayıcı bir şekilde başkent Konakri’deki ordu karargâhına götürdüler. Doumbouya, Gücü tek adamdan yaklaşık 13 milyon Gineliye aktaracak bir geçiş hükümeti kurmaya odaklandıklarını söyledi ve birlikte yeni bir anayasa hazırlayacaklarını kaydetti.... Bütün bunlar, Doumbouya’nın şuan ve geçiş döneminden sonra bile yönetimi üstlenme arzusunda olduğunu kanıtlıyor.

2- Biraz geriye dönelim ve 2008’in sonunda benzer bir durumun yaşandığını hatırlayalım. Yüzbaşı Moussa Dadis Camara liderliğindeki bir grup asker, Gine Cumhurbaşkanı General Lansana Condé’nin ölümünden dört saat sonra bir darbe gerçekleştirmişti. O zaman bu cunta, 2010’un sonunda cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılana kadar süreci idare edeceklerini, iki yıldan fazla yönetimde kalma niyetlerinin olmadığınıaçıklamıştı. 26 Aralık 2008 tarihinde yayımladığımız soru-cevapta bu darbeyi ayrıntılı olarak açıklamış ve arkasında Amerika’nın olduğunu belirtmiştik. Daha sonra bunun böyle olduğu kanıtlandı. Nitekim Kasım 2010’da seçimler yapıldı. Seçimleri, Fransa ajanı General Lansana Condé yönetimi muhalifi Alpha Condé kazandı. Alpha Condé’nin “Tarihi muhalif olarak nitelendiği, 1958’deki bağımsızlığından bu yana Gine’de iktidara gelen tüm hükümetlere karşı çıktığı, Avrupaya sürgün olarak gönderildiği, ayrıca 2010’da iktidar koltuğuna oturmasından önce idam ve hapis cezasına çarptırıldığı biliniyor.[24.10.2014 el-Cezire] Gineliler, Condé’yi Fransa ajanlarının despotundan bir kurtarıcı olarak görüyordu. 2008’de Amerikan yanlısı askerler, darbe yaptıklarında, ılımlı bir pozisyon almış, söz verildiği gibi seçimlerin yapılması çağrısında bulunmuştu. Nitekim seçimler yapılmış ve seçimleri Alpha Condé kazanmıştı. 2015’de yeniden seçilmiş ve görev süresi 2020’de sona ermişti. Gine anayasasına göre bir kişi üç kez seçilemez. 2019’da Condé, Ekim 2020’de seçim yapmak için referandumla anayasayı değiştirdi ve 2020 seçimlerini kazandı. Muhalefet ise, referandumu ve seçimleri protesto etti, seçimlere hile karıştırıldığını öne sürdü. Ancak Anayasa Mahkemesi, Aralık 2020’de Condé’nin rakiplerine karşı zafer elde ettiğini vurgulayan bir karar yayımladı. Rakipleri, anayasa mahkemesine başvurmuşlardı. Condé, kendisinden ve halk desteğinden emindi. Bu yüzden darbe yapacak kişilerin olabileceğini hesaplamadı, çünkü ordu yanındaydı.

3- Sonra 5 Eylül 2021’de darbe gerçekleşti ve Condé gözaltına alındı... Darbeye uluslararası ve bölgesel güçlerden tepkiler geldi. Bu tepkiler, darbenin arkasında kimin olduğunu açıklar:

A- ABD, bu askeri darbeye sert tepki verdi. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, yaptığı yazılı açıklamada, “Gine’de ordunun yönetime el koymasını kınadıklarını açıkladı. Price “Şiddet ve anayasadan ayrı tedbirler Gine’nin barış, istikrar ve refah ümitlerini aşındıracaktır” dedi. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Price “Bu olaylar, ABD’nin ve Gine’nin diğer uluslararası ortaklarının, ülkenin ulusal birlik ve Gine halkına aydınlık bir gelecek yönünde ilerlemesi için verdiği desteğin kapasitesini sınırlandıracaktır” ifadelerini kullandı. Price “Tüm taraflardan şiddetten ve Anayasa ile desteklenmeyen girişimlerden vazgeçmelerini ve hukukun üstünlüğüne bağlı kalmalarını istiyoruz. Ginenin huzurlu ve demokratik yolda ilerlemesi için ulusal diyalog sürecini desteklediğimizi yineliyoruz...dedi. (06.09.2021 ABD Dışişleri Bakanlığı resmi sitesi, Reuters) Bu açıklama, bu darbenin, cılız tepki verilen ve kınanmayan 2008 darbesinin aksine ABD çıkarına olmadığının göstergesidir. O zaman yaptığı açıklamada ABD, Bölgedeki ortaklarımızla, bölgedeki diğer ülkelerle ve Afrika Birliği’yle, huzurlu ve demokratik geçişi sağlamak için Ginedeki kurumları gerekli adımları atmaya teşvik etmek için çalışıyoruzifadelerini kullanmıştı. Bu açıklama, o gün darbeciler için olumluydu. Ama bu kez ABD, darbeyi kınadı ve şiddet olarak addetti. Gine’ye verilen desteği kısıtlamakla tehdit etti. Ordunun egemenliğinden ziyade anayasaya, demokratik sürece ve hukukun üstünlüğüne bağlılık çağrısında bulundu.

B- Fransız Dışişleri Bakanlığı ise, darbe sonrası soluk ve üstünkörü bir açıklama yayınladı. Fransa Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Paris’in Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu’nun (ECOWAS), dün Gine’de yönetimin zorla ele geçirilmesinin kınanması çağrısına katıldığı belirtildi.” [06.09.2021 AFP] Bu açıklama, darbe karşıtı kamuoyuna dalkavukluk yapmaktan ibarettir, ciddiyetten yoksundur. Fransa, Cumhurbaşkanı Condé’nin iktidara geri getirilmesi çağrısında bulunmadı, darbecileri yaptırımla tehdit etmedi. Mali’deki ajanı İbrahim Keita’ya darbe gerçekleştiğinde yaptığı gibi, gergin ve duyarlı bir pozisyon takınmadı. Mali’deki darbede Keita’nın iktidara geri getirilmesini istedi ve Mali darbesini en üst düzeyde kınadı. Fransa cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Macron, durumu yakından izliyor ve mevcut isyan girişimini kınıyordenildi. Fransa Dışişleri Bakanı Le Drian da yaptığı açıklamada, Ülkesinin bu ciddi olayı şiddetle kınadığınıbelirtti... 01 Eylül 2020 tarihinde yayımladığımız soru-cevapta Mali’deki darbeyi ayrıntılı olarak açıkladık. Ne Fransa Cumhurbaşkanlığı ne de Fransa Dışişleri Bakanlığı Gine darbesini ayrıntılı bir şekilde kınamadı. Sadece Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu’nun kınama çağrısına katıldığını belirtti. Bu, Fransa’nın kınamayla ilgilenmediğini, sanki aktif olmayan bu ekonomik gruba dalkavukluk yaptığını gösteriyor. Dolayısıyla bütün bunlar, Gine’deki son askeri darbenin arkasında Fransa’nın olduğunu kanıtlıyor.

C- Darbe liderinin biyografisine göz attığımızda, arkasında Fransa’nın olduğundan emin oluruz. Fransız gazetelerinde yer aldığı gibi, 1980 doğumlu darbe lideri Mamady Doumbouya, Fransa’nın batısındaki Saumur Askeri Akademisi’nde ders ve eğitim gördü. Pantheon-Assas Üniversitesinde savunma ve endüstriyel dinamikler alanında yüksek lisans eğitimini tamamladı. Fransız subayların güvenini kazandı, o yüzden onbaşı rütbesine terfi ettirildi ve 10 Mart 1831’de kurulan Fransız Yabancı Lejyonuna katıldı. Bu sırada Doumbouya, Fransız Lejyonu kapsamında Fransız ordusunun çeşitli ülkelerde yürüttüğü bazı misyonlarına katıldı. 15 yıl sonra Gine’ye geri döndü. 2018’de özel kuvvetler komutanlığına getirildi ve 2019’da da albay rütbesine yükseldi. Geçtiğimiz yıl hırslı Albay Doumbouya’nın, Savunma Bakanlığı pahasına gücünü ve liderlik ettiği özel kuvvetlerin etkisini artırma arzusuyla ilgili bilgiler basına sızdı. Mayıs ayındaki haberlerde, darbe planladığı, bu haberler sonrasında tutuklandığı yer aldı, ancak hükümet, bu haberleri yalanladı. Görünüşe göre bu haberlerin, darbe denemesiyle bir ilgisi yoktur, aksine özel kuvvetleri Savunma Bakanlığı’ndan ayırma çağrısıdır. Bu nedenle Cumhurbaşkanı Condé veya hükümet, Doumbouya ile ilgili yeterli şüphelere sahip değillerdi. Bu şüpheleri teyit edemediler. Bu yüzden Doumbouya’nın Savunma Bakanlığının gözetiminde kalmasını yeğlediler. Doumbouya, özel kuvvetleri Savunma Bakanlığı’nın bünyesinden ayıramadı, aklındaki yapmak için bağımsız bir birim haline getiremedi.

4- Darbe, alüminyum fiyatlarının küresel piyasalarda yükselmesine yol açtı. Tedarik korkusu yüzünden alüminyum fiyatları, on yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Çünkü Gine, alüminyum üretiminde kullanılan Boksit maddesinin en büyük üreticisidir. Darbe lideri, yabancı ortaklara ve yatırımcılara güvence verdi. Konakri’nin yeni liderlerinin yükümlülüklerini koruyacaklarını, ülkedeki doğal faaliyetlerin devam edeceğini belirtti. Albay Mamady Doumbouya liderliğindeki askeri cunta, önümüzdeki Salı günü parti ve cemaat liderleriyle, Çarşamba günü sivil toplum örgütleri ve diplomatik misyon temsilcileriyle, Perşembe günü Gine’de faaliyet gösteren madencilik şirketlerinin yetkilileriyle, ardından da işveren dernekleriyle bir araya gelecek. Gine, alüminyum üretiminde kullanılan Boksit ham maddesi yönünden dünyanın en zengin ülkelerinden biridir. Demir, altın ve elmas madenlerine sahip olmasına rağmen dünyanın en yoksul ülkelerinden biridir. Gine’deki darbe, yıllar sonra küresel piyasalarda alüminyum fiyatlarının en yüksek seviyelere çıkmasına yol açtı. Askeri cunta, Ginenin ortaklarına üretim faaliyetlerinin kesintiye uğramayacağına ve taahhütlere uyulacağına dair güvence verdi...(12.09.2021 www.darelhilal.com)

5- Bu şirketlerin, hem alüminyum üretiminde kullanılan bu madeni hemde Gine’deki diğer zengin madenleri yağmaladıkları biliniyor. Halka hiç bir şey bırakmıyorlar. Gineliler, yoksulluk ve yoksunluk içindeler. Salgın hastalıklarla mücadele ediyorlar. Gine, birçok hammadde yönünden dünyanın en zengin ülkelerinden biridir, ancak halkı, dünyanın en yoksul insanlarıdır! Malum, kahir ekseriyeti Müslümandır. Ama Fransa sömürgesi bir ülkedir. 1958’de formalite bağımsızlık verildi, ancak Fransa etkisini korudu. Devlet ve ordu kurdu, yöneticiler ve siyasi ortam yarattı, ekonomiyi güdümüne aldı, kültürünü, ülkede egemen kültür kıldı. Amerika, Fransa ile rekabet etmek, oradan çıkarmak, yerini almak, etkisini yaymak ve ülkenin zenginliklerini yağmalamak için geldi. Şüphesiz kapitalist Batılı ülkelerin amacı, sadece Afrika’yı sömürmektir. Ülkenin kalkınmasını, ilerlemesini ve insanların sorunlarını umursamazlar. Yönetim ve yöneticilerin ya da ülkedeki ordu liderlerinin kazanımını, sömürge aracı olarak görürler. Daha önce olduğu gibi işgal orduları göndererek bu aracı rahatlatırlar. Çünkü siyasi ortam ya da askerler içindeki satılmışlar yoluyla etki ve sömürgeciliği yayma olasılığı söz konusudur. Rejim ve yöneticiler ya da diledikleri zaman darbe yapacak subaylar devşirdiklerinde, sömürmek ve etkilerini yaymak için o zaman tüm kapılar açılır. Böylece, küçük ülkelerde özellikle de Afrika’da sömürgeci ülkeler arasındaki uluslararası çatışma, sert bir şekilde devam edecektir. Bir veya birden fazla İslam ülkesinde Raşidi Hilafet kurulup İslam tekrar iktidara geldiğinde ancak insanlar, bu uğursuz kötülükten kurtulacaklardır. Hilafet, sömürgecileri kovacak, tüm ülkeyi sömürgeciliğin boyunduruğundan kurtaracak, zenginlikleri halka geri verecek, gelirlerini dağıtacak ve onları kalkındıracaktır.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ O gün Allahın zafer vermesiyle müminler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” [Rum 4-6]

H.06 Safer 1443
M.13 Eylül 2021

Devamını oku...

Otorite İle Polis Olarak ya da Başka İşlerde Çalışmanın Hükmü Hakkındaki Sorunun Cevabı

(Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

Otorite İle Polis Olarak ya da Başka İşlerde Çalışmanın Hükmü Hakkındaki Sorunun Cevabı

Ebu Yasir’e

Soru:

Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuh

Benim bir sorum olacak kardeşim; ben Halilu’r Rahman şehrinde yaşıyorum ve bu otoritede çektiğimiz sıkıntıları herkes biliyor. Zararlı otorite ve vakıası da malumdur. Benim sorum iki yönlü olacak:

Birincisi: Otoriteye mensup olan herkes günahkâr mıdır, yani trafik polisi de dahil onların içerisinde bulunmak caiz değil midir? 

İkincisi: İnşaat, fayans, sıva ve benzerleri gibi meslek sahibi olanlardan birinin onların yanında (merkezlerinde) çalışmasının hükmü nedir? 

Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuh

Cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berekatuh.

1- Otoritede polis olarak çalışma açısından olana gelince:

- Ebu Ya’le Müsnedi’nde ve İbn-u Hıbbân Sahihi’nde Ebu Ya’le’nin lafzıyla Ebu Said ve Ebu Hurayra’nın şöyle dediklerini tahriç etmişlerdir: Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: لَيَأْتِيَنَّ عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَكُونُ عَلَيْكُمْ أُمَرَاءُ سُفَهَاءُ يُقَدِّمُونَ شِرَارَ النَّاسِ، وَيَظْهَرُونَ بِخِيَارِهِمْ، وَيُؤَخِّرُونَ الصَّلَاةَ عَنْ مَوَاقِيتِهَا، فَمَنْ أَدْرَكَ ذَلِكَ مِنْكُمْ، فَلَا يَكُونَنَّ عَرِيفًا وَلَا شُرْطِيًّا وَلَا جَابِيًا وَلَا خَازِنًاİnsanlar üzerine bir zaman gelecek, sefihler yöneticileri olacak, insanların şerlilerini öne geçirecekler ve hayırlılarını geri bırakacaklar. Namazları da vakitlerinden geciktirecekler. İçinizden kim buna yetişirse yönetici olmasın, polis olmasın, vergi tahsildarı olmasın ve veznedar olmasın.” Bu hadiste, Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem, sefih yöneticilerin yönetimi altında bu dördünden kesin olarak nehyetmiştir.

- Ancak Taberâni Sağîr ve Evsat’da Ebu Hureyra’dan şunu rivayet ettiğini tahriç etmiştir: فَمَنْ أَدْرَكَ مِنْكُمْ ذَلِكَ الزَّمَانَ فَلَا يَكُونَنَّ لَهُمْ جَابِيًا، وَلَا عَرِيفًا، وَلَا شُرْطِيًّİçinizden kim bu zamana yetişirse onların vergi tahsildarı olmasın, yöneticisi olmasın ve polisi olmasın.” Zira şöyle dedi: فَلَا يَكُونَنَّ لَهُمْ “Onlar için olmasın.” Yani nehiy, lâm tahsis için olduğundan dolayı mukayettir. Bu da ikinci hadisteki nehyin, bu yöneticilerin özel muhafızları, onları korumak için özel güvenlik departmanları, aynı şekilde yöneticilerin paralarının ve özel güvenlik birimlerinin veznedarı gibi bu yöneticiler için çalışmakla ilgili olduğu anlamına gelmektedir…   

Çünkü usul kaidelerinde, mutlak mukayyede hamledilir. O zaman nehiy, yöneticilerin korunması ve güvenlikleri için özel polis birimlerinde çalışmakla ilgili olur… Otorite başkanı ve yardımcılarının özel koruması olmak, paralarının veznedarı olmak, devlet güvenlik polisi olmak ve benzerleri gibi.    

Diğer normal polis birimlerine gelince; bu caizdir. Doğal olarak caiz olması, insanlara zulmetmesi ve haklarını yemesi anlamına gelmez. Bilakis çalışırken hakkı gözetmelidir. Bu ise sadece polis birimlerinde değil, bilakis tüm dairelerde böyle olmalıdır… Bundan dolayı trafik polisi ve benzerlerinin çalışmaları caizdir. 

2- Diğer işlere gelince; Sanki onlar inşaat, fayans ve sıvada ücretliymiş gibi oldukları için bu caizdir. Çünkü mubah işlerde Müslüman veya gayrimüslim ile icare akdi yapmak caizdir. Ancak fiili harp durumu bunun dışındadır. Çünkü onun için özel şeri hükümler vardır. Nitekim İbn-u Mace İbn-i Abbas’ın şöyle dediğini tahriç etmiştir: أَصَابَ نَبِيَّ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ خَصَاصَةٌ فَبَلَغَ ذَلِكَ عَلِيًّا فَخَرَجَ يَلْتَمِسُ عَمَلًا يُصِيبُ فِيهِ شَيْئًا لِيُقِيتَ بِهِ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَأَتَى بُسْتَانًا لِرَجُلٍ مِنْ الْيَهُودِ فَاسْتَقَى لَهُ سَبْعَةَ عَشَرَ دَلْوًا كُلُّ دَلْوٍ بِتَمْرَةٍ فَخَيَّرَهُ الْيَهُودِيُّ مِنْ تَمْرِهِ سَبْعَ عَشَرَةَ عَجْوَةً فَجَاءَ بِهَا إِلَى نَبِيِّ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَNebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e (bir ara) maddi darlık isabet etti. Bu durum Ali’ye ulaşınca hemen çıkıp, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in ihtiyacını giderecek bir gelir temini için iş aradı. Derken Yahudi’ye ait bir bahçeye uğradı. Adama her kovası bir hurmaya on yedi kova su çıkardı. Yahudi de hurmasından onun için on yedi tane acve (denilen iyi hurma) seçip verdi. (Ali Radıyallahu Anhu da) bunları Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e getirdi.”  Bunun bir benzerini de Tirmizi tahriç etmiştir. Bu da gayrimüslim ile caiz olduğu müddetçe bir Müslüman ile de bağlayıcı olmayan mubah işlerde icarenin caiz olduğuna dair bir delildir. Dolayısıyla mubah işlerde otorite ile icare caizdir. 

Kardeşiniz                                                                                                                        H. 29 Receb’ul Ferd 1434

Ata İbn Halil Ebu Raşta                                                                                                    M. 08 Haziran 2013

Cevaba, emirin aşağıdaki web sitesinden bağlanabilirsiniz:

http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3356/

Devamını oku...

Cezai Şart (Ceza Koşulu) İle Taksitli Satış Hakkındaki Sorunun Cevabı

(Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

Cezai Şart (Ceza Koşulu) İle Taksitli Satış Hakkındaki Sorunun Cevabı

Aboudhia Taki’ye

Soru:

Satış bedelinin aylık taksitlerle ertelenmesinin belirlenmesi halinde, müşterinin taksiti zamanında ödeyememesi veya geciktirmesi durumunda taksit bedelinin artırıldığı cezai bir şartın konmasıyla satış sözleşmesi şeri olur mu?

Cevap:

Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuh

Satış vadeli olarak yapılacağı gibi aynı şekilde peşin veya taksitle de yapılır. Ancak müşterinin ödemekten aciz kalması nedeniyle fiyatın artırılması caiz değildir. Dahası zengin olduğu halde ödemeyip geciktiriyorsa o zaman devlet tarafından cezalandırılır. Yani Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şu kavlinden dolayı onun aleyhine geciktirme davası açılır. Nitekim Ebu Davud Amr İbn-i Şerid’den, babasından, Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: لَيُّ الْوَاجِدِ يُحِلُّ عِرْضَهُ، وَعُقُوبَتَهُGücü olan kimse borcunu zamanında ödemezse onu teşhir etmek ve cezalandırmak helal olur.” “Leyye”, yani geciktirirse demektir. “El-vêcidi”, yani ödemeye gücü olan kimse demektir. “Yahıllu ırdahû”, yani ona sen geciktiren birisin denilmesi ve ona sert konuşulması helal olur demektir. “ukûbetehû” ise açıktır…   

Şayet zor durumda olmasından dolayı ödeyemiyorsa, kolaylık zamanına kadar mühlet verilir. Zira Subhanehu şöyle buyurmuştur: وَإِنْ كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ إِلَى مَيْسَرَةٍŞayet (borçlu kimse) zor durumdaysa (elinin genişleyeceği) kolaylık zamanına kadar (ona) mühlet verin.” [Bakara-280] Yani ödeme yapabilmesi için mühlet verilir demektir…  

Binaenaleyh satış ister peşin isterse taksitle olsun, her iki taraf için bağlayıcı olur ve ödemeye güç yetirilememesinden dolayı fiyat artırılmaz. Aksi taktirde faiz olur. Bu faiz türü, cahiliye döneminde yaygındı. Şâfi’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Cahiliye faizlerinden biri de, bir adamın bir adama borcu olması ve borcun kapatılması şeklindeydi. Nitekim alacaklı, (borcu olan kişiye) şöyle derdi: Ya (borcunu) ödersin ya da artırırsın. Şayet borcu geciktirirse onun üstüne ekleme yapar öyle geciktirirdi.”

Sonuç olarak, başlangıçta üzerinde anlaşılan fiyat her iki taraf için de bağlayıcıdır. Dolayısıyla zamanında ödenmediğinden dolayı fiyatın artırılması veya fiyatın artırılmasıyla birlikte başka bir zamana ertelenmesi caiz değildir. 

Kardeşiniz                                                                                                                       H. 27 Recebu’l Ferd 1434

Ata İbn Halil Ebu Raşta                                                                                                  M. 06 Haziran 2013

Cevaba, emirin aşağıdaki web sitesinden bağlanabilirsiniz:

http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3354/

Devamını oku...

Fecir Vakti İmsak Vakitlerini Nasıl Taktir Ederiz

  • Kategori Emir'e sorulanlar
  •   |  

(Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

Soru-Cevap

Fecir Vakti İmsak Vakitlerini Nasıl Taktir Ederiz

Muaz Halil Mansur Samamra’ya

Soru:

Esselamu Aleykum. Hizbin, Norveç’teki oruç ve Ramazan ayı hakkında içtihadı olup olmadığını öğrenmek istiyorum; zira sabah namazı ikide, akşam namazı on birde ve yatsı namazı ise gece yarısı on ikide oluyor. Tabi orada gün batımı olmuyor. Yani dünya, her zaman gündüz oluyor. Orada Suudi Arabistan ve en yakın İslam ülkesine göre oruç tutup açılabileceğine dair içtihatlar, görüşler ve fetvalar olduğu gibi bunun caiz olmadığını söyleyenlerde var. Ayrıca orada gün batımı bir saat veya yarım saattir. Neyin doğru olduğunu bilmiyoruz ve Kardavi gibi İslam Birliği’nin fetvaları da var.        

Hizbin bu konuda içtihadı var mıdır? Umarım kardeşimiz ve Hizb-ut Tahrir’in emiri bu konuda bize yardımcı olabilir? 

Allah sizi mübarek kılsın.

Kardeşiniz Muaz Samamra– Norveç Krallığı

Cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berekatuh

1- Soru açık değil. Burada bir çelişki var. Zira siz diyorsunuz ki:

“Orada gün batımı bir saat veya yarım saattir.” Bundan da gecenin, bir veya yarım saat olduğu anlaşılıyor.

Ama siz az önce şöyle dediniz: “Tabi orada gün batımı olmuyor. Yani dünya, her zaman gündüz oluyor.” Yani gece olmuyor…

Sonra yine şöyle diyorsunuz: “Sabah namazı ikide, akşam namazı on birde ve yatsı namazı ise gece yarısı on ikide oluyor.” Bu ise orada, gece saat 11’den gündüz saat ikiye kadar gece olduğu, yani 3 saatlik bir gecenin olduğu anlamına geliyor…    

Burada bir çelişkinin olduğu açıktır. Zira birinci söz, “gecenin yaklaşık bir saat veya yarım saat” olduğu, ikincisi “gecenin olmadığı” ve üçüncüsünde ise “üç saatlik bir gecenin olduğu” şeklindedir. Dolayısıyla soruyu netleştiriniz ki cevaplayabilelim Allah’ın izniyle.

2- Ancak yaklaşık iki yıl önce başka bir kardeşimin bana gönderdiği ve benim de cevap verdiğim bir soru vardı. Soru ülkeniz Norveç’e yakın olan Finlandiya’dan gelmişti. Bana gelen ve benim de cevap verdiğim soruyu aşağıda size aktaracağım. Umarım bu konuda size yardımcı olur. Soru şöyle:  

( Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuh.

Ben Finlandiya’lıyım ve iftar saatlerimizin hükmünü soruyorum. Zira güneş batsa bile "gecenin karanlığı" yoktur ve güneş battıktan sonra bile alacakaranlık hali gibi kalıyor. Bilinmelidir ki ben, başkent Helsinki’ye 800 km uzaklıkta ve neredeyse yok denecek kadar bir grup Müslümanın olduğu bir bölge olan Finlandiya’nın kuzeyindeki uzak bir bölgede yaşıyorum. 

Soru: (“Gün batımının” akşam 11 civarında olduğu dikkate alındığında) gün batımının zamanı hemen hemen bilinmesinden dolayı fecir vaktinde imsak vakitlerini nasıl belirleyebiliriz. Fecre gelince; bilinen anlamda “gecenin” olmamasından dolayı onun zamanını belirlemek zordur. Ramazan orucunu başka bir zamanda kaza etmem doğru olur mu? İmsak (fecir) için belirli bir zamanın olmaması orucun sıhhatine etki eder mi? (حَتّٰى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الْاَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الْاَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِࣕSabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar.” [Bakara-187]) Yoksa başkent Helsinki’deki cami vakitlerini mi takip edelim?? Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuh. 29.07.11)

   Cevap: Namaz ve orucun sebepleri, vakitlerdir. Dolayısıyla sebebin varlığıyla hükmü var olur, sebebin yokluğuyla da hüküm yok olur. Bu nedenle usul olarak sebep hakkında şöyle denilir: “Istılahta sebep, hükmün teşrii için değil hükmün varlığı için belirleyici olmasından dolayı semi delilin delalet ettiği açıkça belirlenmiş her vasıftır.” Yani sebepler, teklif eden tarafından gelen hükmün varlığını mükellefe bildirmek için Şâri’nin koyduğu işaretlerdir. Dolayısıyla sebep, varlığı hükmün varlığını, yokluğu ise hükmün yokluğunu gerektirir. 

Binaenaleyh sabah, öğle ve diğer namazlar açısından, sizin bölgeniz dışındaki diğer bir bölgenin vakitlerine göre oruç veya namaz caiz değildir…Yine Ramazan ayında imsak vakti ve iftar vakti açısından siz başkente 800 km uzaklıktaki kuzey Finlandiya bölgesinde ikamet ederken başkentteki Helsinki Camii’nin vakitlerine göre oruç tutmak caiz değildir. Aynı şekilde oruç tutmaya gücünüz yettiği sürece Ramazan orucunu diğer günlerde kaza etmeniz de caiz değildir.      

Kerim kardeşim, sizin sorununuzun iftar ve imsak açısından akşam ve fecir vakitlerinde olduğu görünüyor. Bu mesele, aşağıdaki şekildedir:

1- Gün batımı bilindiğine göre, alacakaranlık durumu devam etse bile gün batımında orucunuzu açabilirsiniz. Çünkü akşam ezanı gün batımında okunuyor. Nitekim Müslim’de, Rasul Sallalllahu Aleyhi ve Sellem’in hadisinde bir adam gelerek namaz vakitleri hakkında sorunca Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi: ...ثمَّ أَمَرَهُ فَأَقَامَ بِالْمَغْرِبِ حِينَ وَقَعَتِ الشَّمْس “Sonra, güneş battığı zaman akşam (ezanını okumasını) emretti.” Başka bir rivayette şöyle geçmektedir: ثُمَّ أَمَرَهُ بِالْمَغْرِبِ حِينَ وَجَبَتِ الشَّمْسُ... “sonra şafak kaybolduğu zaman akşam (ezanını okumasını) emretti.” Yani batınca demektir. İşte bu iftar vaktidir. Yani şafak (alacakaranlık) kaybolduğunda değildir. Çünkü Müslim’deki mezkur hadiste geçtiği gibi şafağın kaybolması yatsı namazı içindir. ثُمَّ أَمَرَهُ فَأَقَامَ الْعِشَاءَ حِينَ غَابَ الشَّفَقُ... “Sonra şafak (alacakaranlık) kaybolunca yatsı (ezanını okumasını) emretti.” Başka bir rivayette de şöyle geçmektedir: ثُمَّ أَمَرَهُ بِالْعِشَاءِ حِينَ وَقَعَ الشَّفَقُ “… Sonra şafak (alacakaranlık) kaybolduğu zaman yatsı (ezanını okumasını) emretti.” Yani kaybolduğu zaman demektir. Bu nedenle gün batımından sonra alacakaranlığın (şafağın) varlığı iftarı etkilemez. Bazı fakihlere göre şafak, güneş battıktan sonraki kızıllık iken diğer fakihlere göre ise gün batımından sonraki kızıllığın ardından gelen beyazlıktır. Dolayısıyla yatsı namazında alacakaranlığın kaybolması, (güneş) battıktan sonra kızıllığın kaybolması veya kızıllığın kaybolmasından sonra da gündüzün beyazlığının kaybolmasıdır. İbnu’l Esir, şöyle demiştir: (Zıtlıkların olduğu şafak, güneş battıktan sonra batıda görülen kızıllığın olması ki bunu Şâfi benimsemiştir ve bahsi geçen kızıllıktan sonra batı ufkunda geriye kalan beyazlıktır ki bunu da Ebu Hanife benimsemiştir.)  

İmsak vaktinde olması gereken fecre gelince; bu, fecir ve namaz ezanıdır. Müslim’in mezkur hadisinde şöyle geçmektedir: فَأَقَامَ الْفَجْرَ حِينَ انْشَقَّ الْفَجْرُ... “Şafak sökünce sabah (ezanını) okudu.” Başka bir rivayette şöyle geçmektedir: فَأَمَرَ بِلَالًا فَأَذَّنَ بِغَلَسٍ، فَصَلَّى الصُّبْحَ حِينَ طَلَعَ الْفَجْرُ... “…Bilal’e alacakaranlıkta ezan okumasını emretti ve fecir doğduğu zaman da sabah namazını kıldırdı.” Tirmizi’nin, Cibril’in Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e imam olduğu andaki hadisinde şöyle geçmektedir: ثُمَّ صَلَّى الفَجْرَ حِينَ بَرَقَ الفَجْرُ، وَحَرُمَ الطَّعَامُ عَلَى الصَّائِمِ... “…Sonra fecrin (kızıllığının) parıldadığı ve oruçluya yeme içmenin haram olduğu vakitte sabah namazını kıldırdı.” “بِغَلَسٍ - Bi-galas” kelimesinin anlamı hakkında İbnu’l Esir şöyle demektedir: Galas, gecenin karanlığının sabahın aydınlığı ile karıştığı zamandır.

Buradaki fecir, fecr-i sadıktır. Yani gecenin karanlığının beyaza doğru değişmesidir.  Siz de olduğu gibi gecenin karanlığı kısmi olsa bile böyledir. Bu karanlık, ufka yatay olarak yayılan bir beyazlığa dönüşürse, bu fecr-i sadıktır. O zaman imsak vakti olup imsak yapar (yeme içmeyi bırakır) ve namazınızı kılarsınız. Bu ise gecenin karanlığının beyaza dönüştüğü ancak beyazlığın gökyüzüne doğru yatay olarak değil dikey olarak yükseldiği fecr-i kazibden farklıdır. Bu durumda sabah namazı caiz değildir. Çünkü gece sayılır. Dolayısıyla yiyip içebilirsiniz… Yani bu durumda imsak yapmanız (yeme içmeyi bırakmanız) şart değildir.        

Fecr-i sadıkta gecenin karanlığına karışan beyazlık, her şeyin görüldüğü anlamına gelmez. Bilakis siz, doğudan ufku izlemeye başlarsanız, “kısmi” karanlığın dağılmaya başladığını görürsünüz. Yani görüntü, öncekinden farklı olarak ufukta sağa sola yayılmış olur.   

İbn Hacer, İbn Hacer Fethu’l Bâri’de Müslim’in hadisini şerh ederken şöyle demiştir: Abdullah İbn Mesud’dan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: لاَ يَمْنَعَنَّ أَحَدَكُمْ - أَوْ أَحَدًا مِنْكُمْ - أَذَانُ بِلاَلٍ مِنْ سَحُورِهِ، فَإِنَّهُ يُؤَذِّنُ - أَوْ يُنَادِي بِلَيْلٍ - لِيَرْجِعَ قَائِمَكُمْ، وَلِيُنَبِّهَ نَائِمَكُمْ، وَلَيْسَ أَنْ يَقُولَ الفَجْرُ - أَوِ الصُّبْحُ -» وَقَالَ بِأَصَابِعِهِ وَرَفَعَهَا إِلَى فَوْقُ وَطَأْطَأَ إِلَى أَسْفَلُ حَتَّى يَقُولَ هَكَذَا وَقَالَ زُهَيْرٌ: «بِسَبَّابَتَيْهِ إِحْدَاهُمَا فَوْقَ الأُخْرَى، ثُمَّ مَدَّهَا عَنْ يَمِينِهِ وَشِمَالِهِBirinizi -veya sizden birinizi- Bilal’in okuduğu ezan sahur yapmaktan alıkoymasın. Çünkü o, gece vakti ezan okur. Bu ezanla, geceyi ihya edenleri sahur yemeği için uyarır, uyuyanları da sahura kaldırır. Bunları ifade ederken bu ezanın, fecir veya sabah ezanı olduğunu söylemedi. Bu arada parmakları ile bir şeylere işaret etti. Parmağını yukarı kaldırıp sonra aşağı indirdi. Hadisin ravilerinden Züheyr ise; iki şehadet parmağı -şehadet parmağı ile yanındaki orta parmak- ile işaret ederken ikisini üst üste getirip sağına ve soluna doğru uzattı. demiştir.” İbn Hacer şöyle dedi: (… Sabah genellikle uykudan sonra gelir. O halde hazırlanmaları ve ilk vaktin faziletini idrak etmeleri için vakti girmeden önce insanları uyandıran birini tayin etmek uygun olur. Allah daha iyisini bilir. Keza “parmağını yukarı doğru kaldırdığını söyledi” şeklindeki sözü, yani işaret etti demektir… “إِلَى فَوْقُilel-fevgu, yukarı doğru” sözü, zamme (ötre) üzere mebni olmuştur ve “أَسْفَلُ esfelu, aşağı doğru” kelimesi de aynı şekildedir. … Sanki fecr-i sadıkın sıfatını anlatmak için iki parmağını birleştirip sonra da ayırmıştır. Çünkü fecr-i sadık, yatay olarak yükselir, sonra ufukta sağa sola giderek yayılır. Fecr-i kazib ise bundan farklıdır. Nitekim Araplar onu, zenbu’s sihran (yalancı fecir) olarak adlandırmıştır. Çünkü o, gökyüzünün en yüksek yerinde görünür ve sonra da iner. Nitekim başını kaldırıp indirmesi de buna işaret etmektedir.) Mu’taridan (مُعْتَرِضًا): Yani yatay olarak demektir.      

Sonuç olarak: Sizin bölgenizdeki imsakiye güvenilir olmadığı için aşağıdaki şekilde yaparsınız:

  • Gün batımında iftar yapın…
  • Sizin orda geceleri olduğunu söylediğiniz “kısmi” karanlık durumundan daha fazla yatay beyazlık göründüğünde, yani doğu tarafındaki beyazlığın yatay olarak sağa sola doğru dikkat çekici bir şekilde değiştiğini gördüğünüzde, bu fecr-i sadık olup imsak yapıp (yeme içmeyi bırakıp) namaz kılabilirsiniz…
  • Bu hususta imkânınız ölçüsünde çabalayın, elinizden geleni yapın, yanındaki arkadaşlarınıza yardımcı olun, onlarla istişare yapın, buna göre iftar ve imsağınızı yapın ve imsak ve iftar zamanına dikkat edin. Şüphesiz Allah affedici ve esirgeyicidir. (وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدِّينِ مِنْ حَرَجٍ “(Allah), din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi” [Hac-78]) Beyhaki’nin Sünenü’l Kübrası’nda tahriç ettiği hadiste Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: إِنَّ هَذَا الدِّينَ مَتِينٌ، فَأَوْغِلْ فِيهِ بِرِفْقٍ “Şüphesiz bu din, çok sağlamdır. Onunla yumuşak bir şekilde ilgilen.”

Allah bizim, sizin ve Müslümanların oruç ve namazlarını kabul etsin. Allah sizinle beraber olsun. 10/08/2011) Finlandiya’daki kardeşin sorusunun cevabı bitti.

Tüm bunlara rağmen, bölgeniz hakkındaki bilgileri açık bir şekilde gönderdiğinizde, Allah’ın izniyle size cevap vereceğim.

Kardeşiniz                                                                                                                        H. 26 Recebu’l Ferd 1434

Ata İbn Halil Ebu Raşta                                                                                                   M. 05 Haziran 2013

Cevaba, emirin aşağıdaki web sitesinden bağlanabilirsiniz:

http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3353/

Devamını oku...

Halifenin Seçilme Süresinin Belirlenmesi Hakkındaki Sorunun Cevabı

(Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

Halifenin Seçilme Süresinin Belirlenmesi Hakkındaki Sorunun Cevabı

Ahmad Nadhif’e

Soru:

Şeyhimiz, bir önceki İmamın azledilmesinin ardından bir Halifenin nasbedilmesi için üç günlük süre verilmesi hakkında size bir soru sormak istiyorum. Nitekim “(Hilafet Devleti’nin) Cihazları” kitabında bu üç günlük süre, Ömer Radıyallahu Anhu’nun üç günün ardından altı sahabeden herhangi birisi diğerlerinin ittifakını reddederse onun öldürülmesi emrine dayalı olarak geçmektedir. Sorum şudur; Taberi tarihinden alınan bu rivayetlerin zayıf olduğunu söyleyenler var. Bu hususta ne diyorsunuz? Allah size mübarek kılsın ve hayırla mükafatlandırsın.   

Cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berekatuh

Ömer Radıyallahu Anh’ın, Halifenin seçilmesinde sahabeler için üç günlük bir süre belirlemesi konusu… Bu konu, sahabelerin ileri gelenleri tarafından biliniyordu. Nitekim Ömer Radıyallahu Anh, sahabelerin ileri gelenlerinden Suheyb’e şöyle demiştir:  صَلِّ بِالنَّاسِ ثَلَاثَةَ أَيَّامٍ، وَأَدْخِلْ عَلِيًّا وَعُثْمَانَ وَالزُّبَيْرَ وَسَعْدًا وَعَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ عَوْفٍ وَطَلْحَةَ إِنْ قَدِمَ... وَقُمْ عَلَى رُءُوسِهِمْ، فَإِنِ اجْتَمَعَ خَمْسَةٌ وَرَضُوا رَجُلًا وَأَبَى وَاحِدٌ فَاشْدَخْ رَأْسَهُ أَوِ اضْرِبْ رَأْسَهُ بِالسَّيْفِİnsanlara üç gün namaz kıldır. Sonra Ali, Osman, Zübeyr, Sa’d, Abdurrahman Bin Avf ve Talha geldiklerinde yanlarına gir… ve onların başlarında bekle. Şayet beşi birleşir ve bir adama razı olurlar da birisi reddederse, onun başını vurun veya kılıçla onun başını vurun.” Bunu, İbn-i Şeybe Medine tarihinde rivayet ettiği gibi Taberi de kendi tarihinde rivayet etmiştir. Aynı şekilde bunu, İbn-i Sa’d Tabakatu’l Kübra’da nakletmiştir. Ayrıca onlar, şura ehlinden ve sahabelerin ileri gelenlerindendi. Bu ise sahabelerin gözü ve kulağı önünde olduğu halde onların arasından bunu karşı çıkan veya inkar eden birinin olduğu nakledilmemiştir. Dolayısıyla Müslümanların üç gün, üç geceden fazla Halifesiz kalmasının caiz olmadığına dair sahabenin icmaı olmuştur. İcma ise, Kitap ve Sünnet gibi şeri bir delildir. Bundan dolayı Müslümanlar, Halifenin yeri üç gün boş kaldığında bir önceki Halifenin ardından bir Halifenin seçilmesini ihmal etmemişlerdir. Ancak başlarından def edemeyecekleri mücbir sebeplerden dolayı bundan engellenmeleri durumunda, farzı yerine getirmek için meşgul oldukları ve üzerlerindeki baskılardan dolayı geciktirmeye zorlandıklarından dolayı günahtan kurtulurlar. Nitekim İbn-i Hibbân ve İbn-i Mâce, İbn-i Abbas’ın şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: إن الله وضع عن أمتي الخطأ، والنسيان، وما استُكْرِهوا عليهÜmmetim üzerinden şu üç husus kaldırılmıştır (hesaba çekilmezler): Hata yapmak, unutmak ve zorlandıkları şey.” Şayet bunun için meşgul olmazlar ise, Hilafet kuruluncaya kadar hepsi günahkâr olurlar. Meşgul oldukları taktirde farz onların üzerinden düşer. Halifenin ikame edilmesi için oturduklarından dolayı işlemiş oldukları günaha gelince, onlardan (bu günah) düşmez, bilakis üzerlerinde kalmaya devam eder ve Allah, farzı terk eden bir Müslümanı işlemiş olduğu herhangi bir günahtan dolayı hesaba çekeceği gibi bundan dolayı onları da hesaba çekecektir.      

Kardeşiniz                                                                                                                       H. 25 Recebu’l Ferd 1434

Ata İbn Halil Ebu Raşta                                                                                                   M. 04 Haziran 2013

Cevaba, emirin aşağıdaki web sitesinden bağlanabilirsiniz:

http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3352/

Devamını oku...

Özellikle Murabaha Satışı Olmak Üzere İslami Bankalarla İşlem Yapmanın Hükmü

(Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

Soru-Cevap

Özellikle Murabaha Satışı Olmak Üzere İslami Bankalarla İşlem Yapmanın Hükmü

Hasan S. Al-Tarda’ya

Soru:

Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuh.

Değerli Şeyhimiz sizden, özellikle Murabaha satışı olmak üzere İslami bankalarla işlem yapmanın hükmünü açıklamanızı rica ediyorum… İslami bankalar yoluyla otomobil veya ev satın almak gibi? Ben bunun haram olduğunu biliyorum ama bunu bir kişiye nasihat etmek istediğimde konuyu ona ayrıntılı bir şekilde açıklayamıyorum…  Şimdi size, vakıamızdan insanlar bir işlem yaparken İslami bankaya benzettikleri hususa dair bir örnek vermek istiyorum… Kasabamızda, bir evin tamamını taksitle (çekle) yapması için kendisiyle anlaşma yapılan şirketler var ve onlar sizinle, satın alımlarda (%15) gibi belli bir yüzde karşılığında kendilerine ait olmayan demir, doğrama (marangoz), çimento ve benzeri şeyler üzerinde anlaşıyorlar… Bu işlem ile diğeri arasında bir fark var mıdır??

Cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berekatuh

Murabaha satışı olarak adlandırılan İslami bankalarla işlem yapmak, şeriata aykırı olan işlemlerdir. Bunun en belirgin yönleri şunlardır: 

Birincisi: Banka arabayı veya buzdolabını satın almadan önce müşteri ile satış sözleşmesinin yapılması… Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem sahip olunmayan bir şeyin satışından nehyetmiştir. Hakim Bin Huzzam’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Dedim ki: Ey Allah’ın Rasulü! Bir adam gelip benden satmakta olduğum şeyden yanımda olmayanı satmamı istedi. Sonra onu pazarda sattım. Bunun üzerine dedi ki: لا تَبِعْ مَا لَيْسَ عِنْدَكَYanında olmayan şeyi satma.” [Ahmed rivayet etti.] Bu kişi, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e, onun (satıcının) yanında olmayan bir eşyayı satın almak isteyen, bu yüzden (satıcının) pazara gidip onu satın alan ve sonra onu kendisine satan müşteri hakkında sordu. Nitekim Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem bundan nehyetti. Ancak ister satın alsın ister satın almasın yanındaki eşyayı müşteriye sunarsa bu caizdir.

Bunu açıklığa kavuşturmak için şöyle söyleyelim: Bankaya giden bir kişi kredi talebinde bulunur… Banka da ona kredi veya nakdi neden istediğini sorar… Kişi de buzdolabı, araba veya çamaşır makinesi satın alacağını söyler… Banka da onun için bir buzdolabı alacağına ve onu da taksitle şöyle bir fiyata satacağına dair kişiyle bir anlaşma yaparsa, bu banka buzdolabını satın almadan önce bağlayıcı bir anlaşma yapmış olur. Sonra banka gider ve kişi için bir buzdolabı alır. Dolayısıyla kişi, bankadan buzdolabını satın alamaz. Çünkü bankayla yapılan anlaşma, buzdolabı bankanın mülkü olmadan önce yapılmıştır. Böylece anlaşma, banka buzdolabına sahip olmadan önce yapılmış olur.         

Banka satın aldıktan sonra müşteriye satmıştır denilmez. Böyle denilmez. Çünkü banka malı satın almadan önce, bankanın müşteri ile olan anlaşması bağlayıcı hale getirilmiştir. Bu da banka kendisi için satın aldıktan sonra müşterinin onu satın almayı reddedemeyeceğine delalet etmektedir. Dolayısıyla anlaşma, banka satın almadan önce bağlayıcı hale gelmiş olur.    

Şayet bankanın içerisinde buzdolaplarının olduğu bir mağazası olur, diğer buzdolabı satıcıları gibi ister satın alsın ister satın almasın bunları kişiye sunarsa, o zaman peşin ve taksitli satış sahih olur.

İkincisi: Şayet müşteri taksitlerden birini geciktirirse, müşterinin borcunun artırılması caiz değildir. Çünkü bu faizdir ve cahiliye döneminde kullanılan riba nesie olarak adlandırılır. Dolayısıyla borcun ödeme zamanı geldiği halde borçlu olan kişi vadesinde ödeyememiş ve bundan dolayı borcu da artırılmışsa, İslam gelerek bunu tamamen yasaklamış ve zor durumda olan borçluya borcunu artırılmaksızın mühlet vermiştir. وَإِنْ كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ إِلَى مَيْسَرَةٍ وَأَنْ تَصَدَّقُوا خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَŞayet (borçlu kimse) zor durumdaysa (elinin genişleyeceği) kolaylık zamanına kadar mühlet verin. (Borcu silip) tasadduk etmeniz sizin için daha hayırlıdır, şayet bilirseniz.” [Bakara-280]   

Bu nedenle yukarıda belirtilenlere göre banka ile işlem yapmak caiz değildir. 

2- Müteahhitlik hakkında bahsettiğiniz hususa gelince; bu mesele farklıdır… Zira orada müteahhide ait olmayan bir ev için satın alma sözleşmesi yoktur. Bilakis mesele, ev sahibinin, müteahhit ile evin niteliklerine uygun olarak inşa edilmesi için bir kira sözleşmesi üzerinde anlaşmaya varması meselesidir. Dolayısıyla bu, ev sahibinin işin tamamlanmasına göre müteahhide taksitler halinde verdiği bir ücret karşılığında olup kimseye ait olmayan havadan bir ev satın alma sözleşmesi değildir. Ancak henüz inşa edilmemiş ve müteahhidin de geçerli bir mülkiyete sahip olmadığı bir dairenin satışı şeklinde olursa, satış sahih değildir.

Kardeşiniz                                                                                                                        H. 24 Recebu’l Ferd 1434

Ata İbn Halil Ebu Raşta                                                                                                   M. 03 Haziran 2013

Cevaba, emirin aşağıdaki web sitesinden bağlanabilirsiniz:

http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3351/

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER