Pazartesi, 15 Ramadan 1440 | 2019/05/20
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Libya ve Sudan Sahasındaki Son Gelişmeler

Soru Cevap

Libya ve Sudan Sahasındaki Son Gelişmeler

Birinci soru:

Hafter, ansızın Libya’nın batısına bir saldırı başlattı. Saldırı halen devam ediyor... Oysa bu cephede Es Sirac ile Hafter arasında yarı sükûnet hâkimdi. Peki, özellikle de uluslararası platformda tanınan Es Sirac hükümetine karşı böyle bir saldırı başlatmak için yeni ne gibi bir gelişme oldu? Bu saldırının sonucu ne olur? Teşekkür ederim.

Cevap:

1- Yanıt, Hafter’in bu saldırısından yaklaşık 40 gün önce yayınlanan ve Libya’daki olayların gidişatına ilişkin net bir tablo çizen 20 Şubat 2019 tarihli soru cevaptan anlaşılabilir.

Birincisi: Bingazi kentinin kontrolünü ele geçirmesiyle Amerikan ajanı Hafter, Libya’nın doğusunu kontrol eder hale geldi. 2018 yılının ortalarında Derna kentindeki çatışmadan zaferle çıkmasıyla Libya’nın doğusunda tamamen yönetimini perçinledi. Çatışmaların Petrol Hilal Bölgesi’ne sıçramasının ardından Hafter liderliğindeki Amerikan ajanları ile Trablus’taki Es Sirac liderliğindeki Avrupa ajanları arasındaki çatışmanın dozajı da artmış oldu. Hafter, Petrol Hilal Bölgesi’nde kontrolü sağladıktan sonra askeri gücü Es Sirac hükümetine baskın geldi. Ancak Amerikan ajanı Es Sisi destekli Hafter’in askeri gücü, Libya’nın batısını alabilmek için tamamen belirleyici olmayabilir. Avrupa ülkeleri onu Libya’nın batısından bizzat püskürtebilirler ve ayrıca bu bölge Avrupa yanlısı Cezayir’e yakın. Hafter’in, Cezayir ve müdahalesinden korktuğu açıklamalarında açıkça görülüyor. “Libya Dışişleri Bakanı Tahir Siyala Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Mareşal Halife Hafter’in “Cezayirlilere karşı savaş açma” şeklindeki açıklamalarının “sorumsuzca” olduğunu söyledi. Hafter, Cezayir’in “Libya’daki güvenlik durumunu istismar ettiğini” ve “Cezayirli askerlerin Libya sınırını geçtiğini” söylemişti...” [10.09.2018 France 24]

İkincisi: Bir tarafta Libya’nın doğusu ile Petrol Hilali Bölgesi’nin kontrolünü ele geçiren Es Sisi’li Mısır ile Amerikan destekli Hafter var. Diğer tarafta Es Sirac hükümeti, coğrafi yakınlık gereği onu savunmaya hazır bir Cezayir ve arkasında duran Avrupalılar vakası var... Bu zıt iki vaka, Amerika’nın devasa desteği nedeniyle her ne kadar askeri denge Hafter’den yana kaymış olsa da, bir tür denge oluşturdu. Bu Amerikan desteği, Libya’daki çözüm vizyonuyla uyumludur. Yani Hafter’in pozisyonunun belirleyici ya da yarı belirleyici hale gelmesinden sonra müzakerelere başlanmasıyla orantılıdır. Ancak ne var ki siyasi ortam açısından dengeler hâlâ Es Sirac’tan yanadır. Avrupa nüfuzu, Es Sirac’ın başkent Trablus’u kontrolde tutmasının ve oradaki Avrupa yanlısı siyasi ortamın ağırlığını korumasının güvencesidir. Buna göre Hafter, ilerleme kaydedemez ve başkenti ele geçiremez. Es Sirac hükümetiyle ciddi müzakerelere başlayamaz çünkü taraflar eşit değil... Libya’da çatışan tarafların içerisinde bulunduğu bu iki açmaz, her iki tarafın da çözümleyemeyeceği bir durgunluk hali yarattı. Bu nedenle çatışmaların Libya’nın güneyine sıçraması, Hafter için bir çıkış yolu olabilir. Askeri kontrol alanını genişletip, Avrupa etkisinden daha güçlü bir Amerikan etkisi ile çözüme gidebilir. Öyle de oldu. “Libya Ulusal Ordusu sözcüsü düzenlediği basın toplantısında Çarşamba günü Mareşal Halife Hafter’e bağlı güçlerin, “İslam devletini”, yasadışı unsurları ve diğer silahlı grupları “temizlemek” amacıyla ülkenin güneyine geniş çaplı bir askeri operasyon başlattığını belirtti.” [17.01.2019 France 24]

Özetle Hafter, özellikle Mısır vasıtasıyla Amerika’nın sağladığı büyük askeri destek sayesinde Libya’yı ikiye ayırarak, doğu yakası ve Libya ekonomisinin can damarı olan Petrol Hilali Bölgesi’nde kontrolü tamamen sağlamıştır. Şimdi Amerika, askeri ve ekonomik kontrolünü artırmak için Hafter’i güneye doğru yönlendiriyor. Dolayısıyla Amerika, Cezayir korkusu ve Avrupa’nın Es Sirac hükümetine verdiği büyük destek yüzünden Libya’nın batısındaki açmazın yarattığı durgunluk ışığında Hafter’i başka hedeflerini gerçekleştirmeye sevk ediyor. Bu hedefler ile Amerika, hem Avrupa ülkelerinin göç sorunundaki yorgunluğunu katmerleştirecek hem de başta Çad olmak üzere komşu ülkelerdeki Fransız nüfuzuna saldıracaktır… “

Görünüşe göre Hafter, Cezayir protestolarını ve Cezayir ordusunun bu protestolarla meşguliyetini istismar etti ve Libya’nın batısına saldırdı. Saldırı, 04 Nisan 2019’da yani Buteflika’nın iki gün önce istifasıyla zirveye çıkan krizin ardından gerçekleşti! Bu, Hafter’in Trablus’a doğru kayda değer bir şekilde ilerlemesine olanak sağladı...

2- Bu saldırının sonucunun ne olacağı konusuna gelince, Trablus’un ele geçirilmesiyle iki nedenden ötürü Hafter’in bu meseleyi çözümlemesi beklenmiyor:

Birincisi, Hafter’in karşısında Avrupa ve Cezayir var... Şu anda Cezayir içsel olaylarla meşgul. Avrupa ise hâlâ politik baskı yapabilir. “Avrupa Birliği Dış Politika Sorumlusu Federica Mogherini, Pazartesi günü Libya’da insani ateşkes yapılması ve müzakere masasına dönülmesi çağrısında bulundu...” [08.04.2019 Sky news] İngiltere, Güvenlik Konseyi’ne ateşkes talep eden bir karar tasarısı sundu. “İngiltere, BM Güvenlik Konseyi’ne, Libya’nın doğusundaki askeri güçlerin lideri General Halife Hafter’in Trablus’u ele geçirmek için başlattığı saldırının ardından Libya’da derhal ateşkes yapılmasını talep eden bir karar tasarısı sundu. AFP, sunulan karar tasarısının Salı günü bir kopyasını elde etti. Karar tasarısında, Halife Hafter liderliğindeki Ulusal Libya Ordusu’nun başlattığı askeri saldırıların ülkedeki istikrar ile siyasi diyalog umutlarını tehdit ettiğine işaret edildi...” [16.04.2019 AFP] Avrupa, Hafter’in ilerleyişini durdurmak için bütün politik baskıları kullanacaktır, hatta gerekirse askeri müdahale bile yapabilir... “Libya Ulusal Ordusu Sözcüsü Binbaşı Ahmed El Mismari, yabancı uyruklu pilotların Libya mevzilerine hava saldırısı düzenlemek için Mutabakat Hükümetine bağlı uçakları kullandıklarını söyledi...” [13.04.2019 El Arabiya] Avrupa Birliği (AB) Dış Politika Sorumlusu Federica Mogherini Salı günü AB ülkelerini Libya’da silah ve petrol kaçakçılığıyla mücadelede Sophia operasyonu için Akdeniz’e savaş gemileri göndermeye çağırdı. Mogherini, “Mareşal Hafter’in Trablus’a başlattığı saldırı, Libya’da uluslararası toplumun kullanılmasını görmek istemediği silahlarla kalıcı bir çatışmaya dönüşebilir.” dedi. [17.04.2019 www.al-madina.com] Mogherini, silah ve petrol kaçakçılığı ile mücadele için Akdeniz’e savaş gemileri gönderilmesini talep etse de Hafter konusunu ve Trablus’a saldırısını mevzuya dâhil etti! Bu savaş gemilerinin, silah ve petrol kaçakçılığı bahanesiyle dolambaçlı yollardan Hafter’in başlattığı saldırıya karşı kullanılması ihtimal dâhilindedir.

İkincisi, özellikle Mısır üzerinden Hafter’i destekleyen Amerika, Avrupa’nın Libya’ya olan ilgisinin bilincindedir. Hafter’in bu gibi saldırılarıyla Libya’nın elinden kayıp gitmemesi için Avrupa elinden gelen çabayı gösterecektir! Amerika, Avrupa’nın Libya’nın tamamen elinden kayıp gitmemesi için farklı yollarla direneceğini biliyor ve bu yüzden uzlaşmacı bir çözüm çağrısında bulundu. “ABD’nin Libya Büyükelçiliği’nin Pazartesi günü resmi Tweetter hesabından yayınlanan açıklamada, “Libya’daki çatışmanın askeri bir çözümü yok... Ülkeyi bir araya getirmek ve tüm Libyalıların güvenlik, istikrar ve huzuru için tek yol siyasi çözümdür.” ifadelerine yer verildi. [08.04.2019 Sputnik Arabic] Ancak Amerika, Hafter’in kontrolündeki bölgeleri genişletip pozisyonunda bir iyileşme olana kadar siyasi çözümü alttan alacaktır. Kontrolündeki bölgeleri genişletmekle Hafter, müzakere pozisyonunu güçlendirecek, dolayısıyla Avrupa’nın özellikle de İngiltere’nin nispeten daha az payına karşılık Amerika’nın uzlaşmacı çözümdeki payı daha güçlü ve daha çok olacaktır... Bu nedenle Hafter’in Trablus ve diğer bölgeleri ele geçirmesi beklenmiyor. Belli bir süre sonra müzakereler başlayacak ve Hafter’in müzakerelerde eli güçlenecektir. Amerika’nın planlarından anlaşılan budur. Eğer Cezayir, içsel sorunundan hızlı bir şekilde kurtulur ve Cezayir ordusu da Hafter’i tehdit eder bir hale gelirse, daha doğrusu tehdidini uygulama sahasına koyarsa, ABD’nin bu planları başarısız olabilir. Ancak Cezayir’deki olayların gidişatı çabucak bir çözüme varılacağını göstermiyor... Bu da çözümlerin zaman alacağını gösterir...

3- Her iki taraftan da hem Es Sirac hükümeti hem de Hafter ordusundan Müslümanlar ölüyor. Ne için? Allah’ın dinini üstün kılmak ve ümmetin kalkınması için mi? Tam aksine Amerika ve Avrupa’yı başkalarının çıkarı için savaşan bir millete ağzı kulaklarına varacak şekilde güldürmek için. Rollerini yerine getirdikten sonra ajanların verdiği hizmet sona erecek ve kendilerine acınmayacaktır... Sömürgeci kâfirlerin ajanlarına karşı davranışı böyledir. Ancak ajanlar, ibret almazlar, dünyadaki trajedilerini, ahiretteki dipsiz mevkilerini görmezler, göz önünde bulundurmazlar. Aziz ve Kaviyy olan Allah şöyle buyurdu:

وَمَنْ كَانَ فِي هَذِهِ أَعْمَى فَهُوَ فِي الْآخِرَةِ أَعْمَى وَأَضَلُّ سَبِيلاً “Bu dünyada kör olan ahirette de kördür, yolunu daha da şaşırmıştır.” [İsra 72]

 

İkinci soru:

Sudan’da neler oluyor? El Beşir istifa etti ya da ettirildi ve güvenli bir yerde tutuluyor... Halefi Avad oldu ve bir gün sonra da istifa etti... El Burhan yerine geçti. Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı, önce askeri konseye katılma teklifini geri çevirdiğini söyledi, ancak ertesi gün askeri konsey başkan yardımcılığına getirildi! Muhalefet, tam yetkiye sahip olacak şekilde bir sivil yönetim çağrısında bulunurken, askeri konsey, sivil bir hükümet kurulacağını ancak egemenliğin askeri konseyde olacağını söylüyor... Böylece taraflar işi biraz yokuşa sürüyorlar! Gerçekte neler oluyor? Teşekkür ederim.

Cevap:

1- Kardeşim, eğer yayınladığımız soru cevabı takip etmiş olsaydın, zihnindeki tablo netleşirdi ve kafa karışıklığı yaşamazdın. El Beşir’in görevden alınmasından bir aydan daha uzun bir süre önce 4 Mart 2019’da bir soru cevap yayınladık. Soru cevabın sonunda şöyle dedik:

“Sonuç olarak diyoruz ki burada dikkate alınması ve derinlemesine incelenmesi gereken iki husus var:

Birincisi, önce Amerika, çıkarına hizmet etmeleri için ellerinden geleni yapmalarını ajanlarına telkin eder. El Beşir de elinden geleni yapmıştır. O derece ki yeminine bile ihanet ederek Güney Sudan’ı koparmıştır... Şimdiye kadar Amerika, El Beşir’i desteklemeye devam etmiştir. Yukarıda açıkladığımız gibi El Beşir ve rejimiyle devam etmekte olan temasları bunun kanıtıdır... Fakat protestolar devam eder ve El Beşir de kısa zamanda protestoları zapturapt edemezse, bu durumda Amerika’nın gözünden düşecek ve dolayısıyla Amerikan çıkarlarına hizmet edemez hale gelecektir. O zaman büyük olasılıkla Amerika, El Beşir’i değiştirmek için uğraş verecektir. Bazı adamlarının hükümetten çekilip, Mirgani partisi başta olmak üzere muhalefet kervanına katılması, belki bu yönde yani alternatifin hazırlanması yönünde atılmış bir adım olabilir. Çünkü El Beşir’in değiştirilmesi, insanlarca kabul gören bir alternatifin olmasına gereksinim duyar. Amerika, ajanları karşısında bu yöntemi kullanıyor. Mübarek’e karşı bu yöntemi kullanmıştır. Mübarek, protestoları dizginleyemeyince, ABD görevi bırakmasını emretti. Ardından o da istifa etti. Tantavi ve askeri konsey yerine geçti... Bu, Amerika’nın alışılageldik yöntemidir. Ajanına görevi bırakma emri vermeden önce alternatife muhtaçtır. Alternatif olgunlaşmadan önce değişim olması durumunda boğazına bir düğüm, yüreğine bir hançer olacak samimi ve sadık insanların iktidara gelmesinden tırsıyor. Ajanı Beşşar’ı şimdiye değin iktidarda tutması bu kapsamda değerlendirilmelidir...

İkincisi, korkulan odur ki hayatını kaybeden ve yaralananların kanlarının, sokak ve kamu mallarına verilen zararların boşa gitmesi, sonunda protestoların bir ajanın başka bir ajanla değişimine yol açması, ülkedeki insan yapımı anayasanın yürürlükte kalması, canların ölmesi ve halkın bitkin düşmesidir... Biz bundan şiddetle sakındırıyoruz. Çünkü bugüne kadar devam eden protestolarda İslami talepler benimsenmemiştir. İslami hayatın yeniden başlatılması ve Raşidi Hilafetin kurulması için çalışan samimi ve sadık kişilerin liderliğinde Şeriat hükümlerinin uygulama sahasına konulması talep edilmemiştir... Dolayısıyla siyasal ve ekonomik kriz, öylece devam edecektir, hatta daha da kötüye gidecektir.

فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقَى * وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكاً “Kim Benim zikrimden yüz çevirirse, mutlaka onun için sıkıntılı bir geçim vardır. Ve kıyamet günü onu, kör olarak haşredeceğiz.” [Taha 124] Âlim ve Hâkim olan Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

فَاعْتَبِرُوا يَاأُولِي الْأَبْصَارِ “Ey akıl sahipleri! İbret alın.” [Haşr 2]

2- Yaşananlar neredeyse soru cevabımızda geçenler ile bire bir örtüşüyor. El Beşir, protestoları son erdiremedi ve dolayısıyla bir kenara atılıverdi. Akıbeti, hüsran, zillet ve rezil rüsva olmak oldu! Avad bin Avf Perşembe günü El Beşir’in halefi oldu. Bir gün sonra da Cuma günü sanki bağlantı halkası olarak gelmiş gibi bir kenara atılıverdi! Üstelik sokakta da kabul görmüyordu. Ardından Abdulfettah El Burhan göreve getirildi. “El Beşir, Şubat 2018’de El Burhan’ı Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevine getirdi. 26 Şubat’ta ise Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan Orgeneralliğe yükseltti ve Silahlı Kuvvetler Genel Müfettişliği’ne atadı...” [13.04.2019 alsudanalyoum.com] Yani protestolar sırasında El Beşir, El Burhan’ı Silahlı Kuvvetler Genel Müfettişliği’ne atadı! El Burhan, 12 Nisan 2019 Cuma sabahı protestocularla pazarlık yaptı ve Cuma akşamı da askeri konseyin yeni başkanı oldu. Avad bin Avf ise görevi devraldıktan bir gün sonra yaptığı açıklamada kendi isteğiyle görevden ayrıldığını söyledi! El Burhan, gerginliğin azaltılması için bazı adımlar attı. “Sudan Askeri Geçiş Konseyi Başkanı Abdulfettah El Burhan göstericilere sempatik davranmaya çalıştı. Yaptığı ilk açıklamada, devletin egemenliğini temsil edecek bir askeri konsey kurulacağını, bir sonraki aşamada ülkeyi yönetecek bir sivil “mutabakat” hükümeti oluşturulacağını, sokağa çıkma yasağının kaldırılacağını ve hükümlülerin serbest bırakılacağını söyledi... [14.04.2019 Hartum- El Beyan] Ardından Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Muhammed Hamdan Daklu’yu da yardımcısı olarak atadı. Daklu’nun 11 Nisan 2019 Perşembe günü yaptığı açıklamada Askeri Konsey’e katılma teklifini geri çevirdiğini söylemesi, ertesi gün Askeri Konsey başkan yardımcılığı görevini kabul etmesi çok garip! Sosyal medya hesabından yapmış olduğu açıklama şöyledir: “Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı olarak ben, 11 Nisan 2019’dan itibaren Askeri Konsey’e katılmadığım için Sudan halkından özür dilerim. Silahlı kuvvetlerin bir parçası olarak kalacağız. Ülkenin birliği, insan haklarına saygılı olmayı ve Sudan halkının korunması için çalışacağız.” [12.04.2019 Russia Today] Ancak ertesi gün Askeri Konsey Başkan Yardımcısı oldu! Sudan Askeri Geçiş Konseyi, Cumartesi akşamı Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Muhammed Hamdan Daklu’yu Askeri Geçiş Konseyi Başkan Yardımcısı olarak atadı... [14.04.2019 al-marsd.com] Bilindiği üzere bu kişi, El Beşir rejiminin temel direklerinden biriydi ve görünüşe göre yeni rejimin de temel direğidir. Göreve atanmasından bir gün sonra Daklu, Amerikan Maslahatgüzarı ile bir araya geldi. “Askeri Geçiş Konseyi Başkan Yardımcısı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu, Pazar günü Başkanlık Sarayında ABD’nin Sudan’daki Maslahatgüzarı Steven Koutsis ile bir araya geldi. Sudan haber ajansı “SUNA”ya göre “Daklu, Sudan’daki mevcut durum, gelişmeler ve Askeri Geçiş Konseyi kurma nedenleri hakkında Koutsis’e bilgi verdi. Daklu, ABD Maslahatgüzarına, Askeri Konsey’in ülkenin güvenliğini ve istikrarını nasıl koruyacağını açıkladı. Ajansa göre ABD Maslahatgüzarı, Askeri Konsey’in istikrarın sağlanmasında oynayacağı rolü memnuniyetle karşıladı ve ABD-Sudan ilişkilerinin güçlenmesi için iki ülke arasındaki iş birliğinin sürdürülmesinin zorunlu olduğunu dile getirdi. [14.04.2019 24.ae]

3- Mevcut durumu istikrara kavuşturmak için Amerika, yaptırımları kaldırabilecekleri imasında bulundu. “ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, hükümette köklü bir değişiklik görürlerse ve terörizme desteklememe taahhüdünde bulunulursa, Sudan’ı terörü destekleyen ülkeler listesinden çıkarmak için yeni yollar arayacaklarını söyledi...” [17.04.2019 Reuters]

Sonra Amerikan ajanları yeni durumu desteklemek için akın ettiler.

- “Es Sisi, Sudan Askeri Geçiş Konseyi Başkanı ile telefonda görüştü. Es Sisi, görüşmede, ülkesinin Sudan’ın güvenliğine ve istikrarına tam destek verdiğini ifade etti... [16.04.2019 Akhbar El Alem El Arabi]

- “Üst düzey Mısır heyeti, Sudan halkının taleplerine destek bildirmek için Hartum’a bir ziyaret gerçekleştirdi. Üst düzey bir Mısır heyeti, Mısır’ın tam desteğini vurgulamak için Sudan’ı ziyaret ediyor ...” [17.04.2019 www.youm7.com]

- “Abu Dabi - Sky News Arabic: Salı günü Suudi Arabistan’ın resmi haber ajansının (SPA) haberinde, Suudi Arabistan Krallığı, Askeri Geçiş Konseyi’nin ilan etmiş olduğu adımları desteklediğini ve Sudan halkının yanında yer aldığını duyurmaktadır ifadeleri yer aldı.” [16.04.2019 El Watan]

4- Basiret sahibi herkes için Amerika’nın politikası açık ve nettir. Amerika’nın güvencesi ordudaki adamlarıdır. Onlardan çıkarlarına hizmet etmelerini ve durumu kontrol altına almalarını ister. Eğer kontrol altına alamazlarsa, onları da bir kenara atıverir ve ordu içindeki kuklalarından başka birini göreve getirir. Müslüman ordular içinde samimi askerler çoktur. Ancak Amerika, dünya metaı karşılığında bu ordular içinden birilerini devşirebiliyor. Devşirdikleri ümmetlerine ihanet ediyor ve miatlarını doldurduktan sonra önceki mevkidaşlarına neler olduğuna aldırış etmiyorlar! Amerikan politikası, hizmet edecek bir sivil yönetim atanmasını, sonra ortadan kaldırılmasını ve ordudaki ajanlarının yeniden yönetime getirilmesini kabul edebilir... Mübarek’e karşı böyle yaptı. Protestolar patlak verdiğinde, Mübarek protestolar karşısında duramayınca, bir kenara atılıverdi. Ardından Tantavi liderliğindeki askeri konsey ve kısa bir süre sonra da ordu güdümünde sivil bir hükümet yönetime geldi. Daha sonra da Amerika’nın ordu içindeki adamlarından olan Es Sisi yönetime el koydu. Yani yeniden ordu iktidara geldi... El Numeyri’ye karşı da aynısını yaptı. Protestoların patlak vermesiyle El Numeyri protestolar karşısında duramayınca, bir kenara atılıverdi. Ardından Sivar Ez Zeheb, bir yıl sonra da ordu güdümünde sivil bir yönetim olarak El Mehdi geldi. Daha sonra da Amerika’nın ordu içindeki adamlarından olan El Beşir yönetime el koydu. Yani yeniden ordu iktidara geldi... Şimdi de El Beşir, protestoları bastıramadı. Bunun üzerine bir kenara atılıverdi. İşte şimdi de El Burhan, Askeri Konsey ve yardımcısı Daklu iktidara geldi. El Burhan yaptığı açıklamada, ordunun güdümünde sivil bir hükümet kurulacağını, bir süreliğine sivillerin hükümete katılacağını, sonra da durumun eskisine geri döneceğini söyledi! Bu politika, neredeyse ajanlarına karşı bir Batı geleneği haline gelmiştir... Fakat Avrupa, özellikle de İngiltere, bunun için yasal kılıflar bulmaya çalışır. Amerika ise yasal kılıfları umursamaz!

5- Muhalefette ise sapla saman birbirine karışmıştır. İngiltere, Sudan Profesyoneller Birliği ile Sadık El Mehdi partisinde hatırı sayılır nüfuza sahiptir. Bunlar, sivil hükümete girmiş olsalar bile gerçek egemenlik ABD’nin ordu içindeki adamlarında olduğu sürece etkileri sınırlı kalacaktır... Yukarıda da belirttiğimiz gibi Amerika’nın genelde Müslüman ülkelerde izlediği politika budur. Sonuçlar lehine olmayacağı için barışçıl seçimlerin hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Dinlerine ve ümmetlerine ihaneti kabul eden Müslüman ordular içindeki bazı yandaşlarına güvenir. Sonunda bunlar, miatlarını doldurduklarında yolun ortasında bir kenara atılı verilirler. Böylece hem dinlerini hem de dünyalarını kaybetmiş olurlar.

6- Fakat acı verici olan, bu ordular içinde dinini ve ümmetini sevenlerin çok olmasıdır. Bunlar, aşağılık, sayıca az ve kandırılmış olan bu ordular içindeki Amerikan yanlılarının yeryüzünde bozgunculuk çıkarmalarına, Amerika ile hareket etmelerine nasıl izin verebiliyorlar? Bu, kolay değildir, aksine şer lideri Amerika ve diğer Batılı ülkeler uğrunda fedakârlık yapmalarını, öldürülmelerini ve yaralanmalarını gerektirir. Nasıl izin verebiliyorlar? Oysa Allah’a ve dinine yardım etmiş olsalar, hem bu dünyada hem de ahirette kurtuluşa ererler. Allah’ı anan, O’na yardım eden, Allah’ın da onları andığı ve yardım ettiği Ensar gibi olurlar. Allah’ın dinine yardım ettiği için Sad bin Muaz öldüğünde cenazesine yetmiş bin melek katılmıştır ve ölümü nedeniyle arş sarsılmıştır. Ey samimi askerler! Bunun için çalışın ki Allah sizi bu dünyada izzetle, ahirette de kurtuluşla onurlandırsın. İşte büyük kurtuluş budur... Ümmetlerine ihanet edenlere, küfrün başı Amerika, İngiltere ve yandaşları ile işbirliği yapanlara gelince, ahiretlerini, daha doğrusu dünyalarını kaybedeceklerdir. Çünkü rollerini yerine getirdikten sonra yolun ortasında bir kenara atılı verilecekler, önceki yandaşları gibi hiçbir iyiliğe nail olamayacaklardır. Pişman olacaklar ama son pişmanlık fayda etmeyecektir. Akletselerdi durumlarını düzeltmezler miydi?

إِنَّ فِي ذَلِكَ لَذِكْرَى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌ Şüphesiz ki bunda kalbi olan yahut hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır.” [Kâf 37]

H.11 Şa’bân 1440
   M.17 Nisan 2019
Devamını oku...

Türkiye-Rusya S-400 Anlaşması ve Yankıları

Soru Cevap

Türkiye-Rusya S-400 Anlaşması ve Yankıları

Washington: ABD, Türkiye’ye F-35 hayalet uçağı teslimatını donduruyor... Pentagon Sözcüsü yaptığı açıklamada “Türkiye’nin S-400 teslimatına devam etme konusundaki net kararı göz önünde bulundurularak, Türkiye’nin F-35 operasyonel kapasitesiyle bağlantılı teslimat ve faaliyetler askıya alınmıştır. Bu önemli konuyla ilgili Türkiye ile diyaloğumuz devam etmektedir...ifadelerini kullandı.[01.04.2019 i24news.tv]

Soru: Türkiye ile Rusya arasındaki S-400 anlaşması ile ilgili görüşmeler Eylül 2017de başladı. O zaman Amerika, söz konusu anlaşmaya karşı çıkmayarak daha çok çekimser kalmıştı. Peki, bugün yaklaşık bir buçuk yıl sonra Rusya’dan S-400 teslim aldığı takdirde Türkiyeye karşı tehdide benzer sert bir tavır sergilemesinin sebebi nedir? Allah mükâfatınızı artırsın.

Cevap: Yanıtın açıklığa kavuşması için aşağıdaki hususlara bir göz atmak gerekiyor:

1- ABD ile varılan anlaşma uyarınca Rusya, 30 Eylül 2015’te Suriye’ye müdahale etti. “30 Eylül 2015’te Rusya’nın Suriye’ye düzenlediği hava saldırısı öncesi Obama ile Putin, 29 Eylül 2015’te bir araya geldi ve toplantı 90 dakika sürdü... İki lider arasında gerçekleşen görüşmede Ukrayna krizi ana gündem maddesi iken Suriye konusunun da ele alındığı bildirildi. Bu görüşme meyvelerini hemen verdi. Ve 30 Eylül 2015’te Rusya Federasyonu Konseyi, Putin’in Rus hava kuvvetlerinin Suriye’de kullanılması yönündeki isteğini oybirliğiyle kabul etti...” [30.9.2015 Russia Today] Amerika, savaş uzayıp Rusya bataklığa gömüldüğünde, telaşla ABD’nin hesap etmediği eylemlere kalkışabileceğinin farkındaydı. Bu yüzden Rusya’nın temposunu Amerikan sınırlarına göre ayarlamak için Erdoğan Türkiye’sinin gözcülük yapmasını istedi ve yarı koalisyon şeklinde Rusya ile işbirliği yapma talimatını verdi. Ki Rus saldırılarının ritmine ayarlayabilsin, belirlenmiş sınırları aşmasın, Suriye krizinin nihai çözümüne ilişkin Amerikan projesi sonlanmadan önce İdlib’de toplanan muhalifleri ortadan kaldırmaya yeltenmesin. Çünkü Amerika, rejimle nihai çözüm konusunda müzakere etmek için bazı muhaliflerin hayatta kalmasını istiyor.

2- Ancak sorun şu ki, görünürde Türkiye muhaliflerle, Rusya da rejimle birlikte hareket ediyordu yani her iki ülkede hasmane tutum içindeydi... Ardından 24 Kasım 2015’te Türk pilotları, Rus savaş uçağını düşürdüğünde ve Erdoğan da tepki dalgasından dolayı özür dilemeyi reddedince, iki ülke arasındaki kriz daha da çetrefilleşti... Amerika, Türkiye ile Rusya’nın uzlaşmaya varmasıyla alakadar olduğu için Türkiye’nin özür dileyip Rusya ile yakınlaşması görüşündeydi ve öyle de oldu... Rus savaş uçağının hava sahasını ihlal ettiğini ve dolayısıyla özür dileyecek bir durum olmadığına dair yaptığı açıklamanın ardından Türkiye, 27 Haziran 2016’da özür diledi. “Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Moskova’da gazetecilere yaptığı açıklamada Türkiye lideri ölen Rus pilotun ailesine en derin taziyelerini iletti ve üzgün olduğunu belirttiifadelerini kullandı. Peskov, Erdoğan’ın geleneksel Türk-Rus dostluğunun yeniden kurulması için mümkün olan her şeyi yapmak istediğini kaydettiğini de vurguladı...” [27.06.2016 El Arabiya] Aynı zamanda tazminat da ödedi. “Kemer Belediye Başkanı, geçtiğimiz Cuma günü Rusya’nın Antalya konsolosuyla görüşmesi sırasında düşürülen Rus pilotun ailesine ev verilmesini teklif etti...” [01.07.2016 Russia Today] Özellikle Türkmen Dağı’ndaki Türkmenleri bombalayan bir düşmanken, Putin ile yapılan konuşmalar dostane bir ortamda gerçekleşir hale geldi. Erdoğan, 29 Haziran 2016’da Putin ile telefon görüşmesi yaptı. “Cumhurbaşkanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre görüşme çok dostane bir atmosferde gerçekleşti.” [29.06. 2016 el-Arab el-Cedid] Ardından Türkiye ile Rusya dost oldu. Suriye’de Müslümanlara düzenlenen Rus hava saldırıları devam ederken, Erdoğan Putin’e dostum diye hitap etmeye başladı...

3- Böylece dostluk samimiyete dönüştü ve Erdoğan ile Putin arasında müzakereler ve görüşmeler gerçekleşti... 05 Şubat 2017 tarihli bir önceki soru cevapta şöyle demiştik: Sadık bir uydu devleti olarak Türkiye, 9 Kasımda zafer ilan eden seçilmiş başkan Trumptan sonra bile Amerikaya hizmet etmek için bu rolünü sürdürdü. Trumpın 20 Ocak 2017de görevi devralmasından sonra herhangi bir olası değişiklik olacağını aklından dahi geçirmedi. Seçim kampanyası sırasında Trump, Rusyaya karşı naif davranmıştı. Onun için Rusya, Trumpın göreve gelmesinin ardından Astana toplantısı için bir tarih verdi ve ABDnin toplantıya en üst düzeyde katılmasıyla toplantının prestijinin artacağını sandı. Bu yüzden Rusya, başkan Trumpın görevi devralmasını dört gözle bekliyor, ABD Dışişleri Bakanının konferansa katılacağını umut ediyordu. Böylece Rusya, Trumpın desteğiyle Astana konferansının Suriyeli muhalifler ile Beşşar hükümeti arasında kapsamlı barış müzakereleri için bir başlangıç olmasını arzuluyordu... Bu, Trumpın kendisini desteklediğini sanan Rusyanın siyasi aptallığının bir sonucudur! Dolayısıyla Astana zirvesine Washingtonu da davet eden Rusya, ABDnin üst düzey bir heyetle zirveye katılacağını umuyordu. Ancak Washington yönetimi, Astana müzakerelerine Kazakistan büyükelçisi düzeyinde gözlemci sıfatıyla katılarak Rusyaya adeta tokat atmış oldu! 23 Ocak 2017de başlayan Astana müzakereleri, 24 Ocak 2017 günü sona erdi. Ancak ateşkes konusunda kayda değer bir ilerleme sağlanamadı. Görüşmeler Barada Vadisindeki ateşkes üzerinde yoğunlaştı! Doğal olarak görüşmelerde herhangi bir siyasi çözüme de varılamadı... Dolayısıyla Astana müzakereleri, Rusyanın beklentilerinin çok çok gerisinde kaldı. Görüşmeler, dörtlü ateşkes mekanizması hakkında yapılan fikir jimnastiği ile son buldu!

4- Durum, 2017’nin sonuna kadar böyle devam etti. Rusya’nın durumu daha da çetrefilleşti ve İdlib’teki muhalifleri ortadan kaldırmak için imalarda bulunmaya başladı. Mesele o kadar önemli hale geldi ki ABD, Rusya’nın başına buyruk hareket etmesinden, boyunduruğundan kurtulmasından, Suriye krizine ilişkin nihai çözümünden önce İdlib’e son saldırının hazırlığı içerisinde olmasından korktu. Bu aşamada Türkiye’nin yarı koalisyon biçiminde Rusya ile güçlü bir şekilde yakınlaşması gerekiyordu ki her iki tarafın onayı ile ancak İdlib’e kapsamlı bir saldırı gerçekleşebilsin. Bunun için 2,5 milyar dolarlık S-400 anlaşması imzalandı. Anlaşma, Rusya için cazip bir anlaşmadır, özellikle de yaşadığı ekonomik kriz göz önüne alındığında. Erdoğan, 2016 Temmuz ayı ortasında gerçekleşen başarısız darbe girişiminin ardından Türk pilotlarının yarısından fazlasının tutuklanmasını, dolayısıyla Türk Hava Kuvvetleri’nin, envanterinde bulunan F-16 savaş uçaklarının tamamını kullanabilecek yeterli pilota sahip olmamasını, bu yüzden Türkiye’nin, savaş uçaklarını uçuracak pilot yetersizliğini telafi etmek için gelişmiş Rus S-400 anlaşmasına gerek duyduğunu, böylece Türkiye’nin hava savunması yönünden güvende olacağını anlaşmaya bir bahane olarak ileri sürdü.

5- Rusya, anlaşmadan memnun, çünkü maddi kazanç sağlıyor. Türkiye ile imzalanan S-400 anlaşması 2,5 milyar dolar değerindedir. Moskova, Avrupa-Amerikan yaptırımları ve birçok Avrupa ülkesinin Rus petrol ve doğal gazına boykot etmesi nedeniyle anlaşma ile zararlarını telafi etmek istiyor. Anlaşma, Rusya ile Türkiye arasında yeni bir iltisaktan ibarettir, zira Türkiye, anlaşmanın gerçekleşmesi için ortak üretimi şart koştu. “9 Ekim 2017 Pazartesi günü Mevlüt Çavuşoğlu, Akşam gazetesinin sorularını yanıtladı. Çavuşoğlu Biz orta ve uzun vadede ortak üretim konusunda prensipte anlaştık. Ruslar buna yanaşmazsa başka bir ülkeyle yaparız anlaşmayı.şeklinde konuştu [09.10.2017 DW] Ancak Rusya ortak üretimi reddetti. Türkiye geri adım attı ve Rusya’nın İdlib’e fiilen başlattığı saldırıyı durdurmak için anlaşmayı kabul etti. “AFP: Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Suriye’nin kuzeybatısındaki çatışmasızlık bölgelerden biri kabul edilen İdlib ilindeki Armanaz kasabasına düzenlenen hava saldırısında en az 28 sivilin hayatını kaybettiğini açıkladı. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Cuma akşamı yaptığı açıklamada ise 12 kişinin öldüğünü belirtmişti. İdlib vilayeti, Astana zirvesinde çatışmasızlık bölgesi olarak ilan edildiği halde yine de Rusya saldırmıştır... Suriye İnsan Hakları Gözlemevi Başkanı Rami Abdurrahman, “Savaş uçaklarınca düzenlenen ikinci saldırı, İdlib’in kuzeybatı banliyölerinde bulunan Armanaz kasabasına hedef aldı. Yaralıların ve enkaz altında kalanların kurtarılması sırasında ilk saldırının düzenlendiği bölgeleri uçaklar tekrar bombaladı. Gözlemevi, diğer taraftan kentin farklı bölgelerine düzenlenen hava saldırılarında 13 sivilin hayatını kaybettiğini söyledi. İdlib vilayeti iki haftadır Rus ve Suriye güçlerinin yoğun hava saldırısına maruz kalıyor... [30.09.2017 Akhbar Al Khaleej] Dolayısıyla ortak üretim konusunda mutabakata varılmadan anlaşma imzalanmış oldu! “Erdoğan, Ukrayna ve Sırbistan ziyaretlerinin ardından Türkiye’ye dönüş yolunda beraberindeki gazetecilere önemli açıklamalarda bulundu. Erdoğan “Birinci pakette ortak üretimimiz olmayacak. Birinci paketi onlardan alacağız. Ama ikinci paketten itibaren artık ortak üretimin adımlarını inşallah atacağız.” diye konuştu. S-400, uzun mesafeden hedefi yok edebilen gelişmiş bir füze sistemidir. Eş zamanlı olarak üç yüz hedefi takip edebiliyor. 3 ila 240 km yüksekteki uçakları vurabiliyor. Her türlü savaş uçakları ve kanatlı füzelere imha edebilir... İmha kapasitesine ek olarak S-400 sistemi beş dakika içerisinde fırlatmaya hazır hale gelebilir. Rus ordusu 2007’den beri S-400’leri sahiptir...” [29.12.2017 el-Cezire]

6- Doğal olarak Amerika, anlaşma karşısında sessiz bir tutum almış, yarı çekinceli kalmıştır. Oysa Türkiye, bir NATO üyesidir. NATO’nun silah sistemi de Batılı bir sistemdir. Bu sistem arasında Rus silahlarının, özellikle de NATO-Batı sistemine sızabilecek S-400’lerin olması bağdaşmaz... Ancak ABD ve NATO, şu iki nedenden ötürü anlaşma sırasında yumuşak bir tutum sergilemiştir: Birincisi, Suriye krizine ilişkin nihai Amerikan çözümü tamamlanmadan önce Rusya’nın İdlib’e saldırmasını engellemek için Rusya ile Türkiye arasında irtibatın devam etmesi zorunluluğu. İkincisi, Türkiye NATO üyesi olduğu sürece ABD’nin bu anlaşmanın uygulanmasının uzak olduğunu düşünmesi. Çünkü Amerika, NATO-Batı sistemi içinde bir Rus sisteminin bulunmasına izin vermeyecektir... İşte bu iki nedenden ötürü Amerika ve dolayısıyla NATO sessiz ve çekincesiz kalmıştır! “... Washington, Türkiye’nin S-400 satın alma konusundaki tutumunu ısrarla sürdürürken, NATO, sistemleri ile birbirine entegre bir hava savunma sisteminin, Türkiye’nin, kendini bölgedeki tehditlerden koruması için en iyi seçenek olduğunu savundu...” [28.12.2017 Şarku’l Avsat]

7- Anlaşma sonrasında Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkilerde çarpıcı bir şekilde canlanma oldu. İdlib cephesi nispeten durgunlaştı... Rusya, bu dostluğun ve Türkiye ile ortak görüşmelerin, açmazından çıkarabilecek bir çözüme varılması olgusuna ivme kazandıracağını sanıyordu. Ancak durum, 2018’in sonuna kadar yaklaşık bir yıl böyle devam etti ve Rusya’nın çıkmazında hiçbir değişiklik olmadı. Amerika, özellikle Astana’da gerçekleşen görüşmelere pek önem göstermedi, dahası Ürdün gibi gözlemci olarak ya da Kazakistan’daki Büyükelçisi düzeyinde temsilci olarak katılıyordu! Rusya ise, Amerika ciddi bir şekilde katılım göstermezse, bir çözüme varılamayacağının bilincindeydi... Görünüşe göre Rusya, Amerika’nın oyununun farkına varmış olmalı ki bu yüzden İdlib’e saldırmaya karar verdi. Aptallığından dolayı Türkiye’nin kendisi yanında yer alacağını düşündü. Ancak Türkiye’nin reddedici pozisyonu ile gafil avlandı ve sonra da birliklerini kışlalarına geri çekti! Bu durumu 22 Eylül 2018 tarihli önceki soru cevapta şöyle açıkladık: Suriyeli silahlı muhalif gruplar, İdlibe kümelenince, Rusya askeri operasyonlara devam etmek istedi. Akdenize yığdığı askeri deniz filosu ve hava-uzay kuvvetleri ile askeri tatbikat yaptı. Tarihinde ilk kez Doğu Akdenizdeki hava sahasını kapattı. Rusya, hesapta olmayan şeylere tanık olduğu büyük bir çıkmaza düştü. Bunlar:

A- Türkiyenin kapsamlı İdlib operasyonuna karşı çıkması. Türk Dışişleri Bakanı, Yapılacak iş belli, biz, Rusya ve diğer ortaklarımızla beraber bu teröristleri tespit edip onları etkisiz hale getirmek. Terörist var diye tüm bölgeyi bombalamak, sivilleri öldürmek felaket olur ve ciddi bir kriz yaratır.dedi. [14.8.2018 enabbaladi] Rusya, Türkiye ve İran cumhurbaşkanları arasında gerçekleşen Tahran Zirvesi sırasında Türkiyenin, İdlib operasyonuna açıkça karşı çıktığı görüldü. Türkiye, sürpriz bir şekilde İdlibe olası operasyon ve göç dalgasına yönelik kaygılarını dile getirdi. Savaş, Suriyedeki siyasi çözümü baltalamanın bir aracı olarak kabul edildiği için Rusya zor duruma düştü. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Cuma günü yaptığı açıklamada, İdlib bölgesine yönelik saldırıların sahadaki durumu daha da kötüleştireceğini ve siyasi süreci çökme noktasına getireceğini...ifade etti. [07.09.2018 www.youm7] Böylelikle Türkiye, Rusyanın İdlibteki silahlı grupları ortadan kaldırma arzusunu engellemiş oldu. Bu yüzden Erdoğan ile Putin, Tahran Zirvesinden on gün sonra 17 Eylül 2018de Soçide ikinci bir görüşme yapma gereği duydu...

B- Böylece Amerika, Rusyanın Suriye labirentinde sıkışıp kalmasını, planı doğrultusunda politik çözümün uygulanma safhasını nihayetlendirene dek bu labirentten kurtulmasını istemiyor... Rusya, Amerikanın bu politikasının bilincinde ve belki de Amerikanın kendisini Suriyede açmaza soktuğunun farkındadır. Rusya, gerçekten Suriyede sıkışmış durumda. Suriye açmazından kurtulamıyor. Bu açmazdan Suriyede nüfuz aygıtlarına sahip Amerikanın izniyle ancak kurtulabilir. Bu yüzden Rusya, kendi yöntemine göre İdlib krizine çözüm bulmak için hazırlık yaptığı saldırıyı tamamlayamadı. Çünkü Türkiye, Amerikanın güdüsüyle operasyona veto koydu ve İran da sessiz kaldı... Böylelikle 7 Eylül 2018deki Tahran Zirvesinde, Rusyanın İdlibe yönelik operasyonuna ve Rus yöntemiyle krizi sona erdirme planına onay çıkmadı. Tahran Zirvesinden birkaç gün sonra Erdoğan ile Putin, Soçide yeniden bir araya geldi. Görüşmede, operasyon yerine silahlardan arındırılmış bir bölge kurulması kararı alındı! ABD, kararı memnuniyetle karşıladı. 18 Eylül 2018de RIA Novosti ajansı, bir ABDli Dışişleri Bakanlığı yetkilisinden Türkiye ile Rusyanın, Esed rejimi ile müttefiklerinin İdlibde askeri bir saldırısını önlemeye yönelik adımlar attığını görmekten cesaretlendik. Suriyede şiddeti azaltacak her samimi çabayı memnuniyetle karşılıyoruz...dediğini aktardı. Soçide Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir araya gelen Rusya Devlet Başkanı görüşme sonrası yaptığı açıklamada, 15 Ekim tarihinde silahsızlanma bölgesinde 15-20 kilometreye kadar temas hattı üzerinde bir bölge kurmaya karar verdik. Önemli bir mutabakata vardık. Bugün alınan kararların uygulamaya koyulması Suriyede çözüme ek ivme kazandıracaktır.dedi. Rus Savunma Bakanı Sergey Şoygu ise Rus ajanslarına yaptığı açıklamada, günlerce beklenen İdlibe askeri operasyonun yapılmayacağınısöyledi. Interfax ve Tas ajanslarına göre Şoyguya, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan arasındaki anlaşmanın İdlibe askeri harekât yapılmayacağı anlamına mı geldiği soruldu. Şoygu soruya, Evetcevabını verdi...İki lider arasında gerçekleşen görüşmenin ardından Erdoğan düzenlediği basın toplantısında, Rusya, İdlib çatışmasızlık bölgesinde saldırılmayacağını temin için gereken tedbirleri alacaktır.dedi. [17.09.2018 France 24] Böylece Rusya, İdlibe yönelik hava saldırılarını durdurdu ve Akdenizde askeri tatbikat yapan gemilerini geri çekti... Diğer bir deyişle, Türkiye ve gerisinde de Amerikanın, Rusyanın İdlibe yönelik saldırısını önleme gayreti, birinci derecede Amerikanın çıkarı içindir. Rejimin İdlibi ele geçirmesini engellemek ya da sivilleri korumak için değildir. Amerika istediği çözümü dayattığında ve Rusyayı da bu çözüme boyun eğdirdiğinde, silahlardan arındırılmış olsun ya da olmasın, sivil olsun ya da olmasın İdlibteki kanların onun nazarında hiçbir değer ve önemi yoktur... Suriyenin farklı bölgelerindeki biyografileri ve her taraftan dökülen suçları bunun en canlı kanıtıdır...

8- Böylelikle Amerika, planının başarılı olacağından ve Suriye krizine ilişkin çözümünün- ki mevcut muhaliflerin de kabul edebileceği hâlihazırdaki ajanına halef yeni bir ajan bulmaktır- tamamlamasından önce Türkiye’nin İdlib’e yönelik herhangi bir Rus saldırısını önleyebileceğinden emindi. Doğal olarak bu da Amerikan planına göre rejimle, yeni yönetimi tanıma konusunda müzakereler yapmak için muhaliflerin İdlib’te kalmasını gerektiriyordu... Buna göre Türkiye-Rusya işbirliğine artık Amerika’nın ihtiyacı yoktur. Çünkü Rusya artık askeri yığınak yapıp İdlib’e saldıramaz. Dolayısıyla ABD’nin, Türkiye ile Rusya arasında varılan S-400 anlaşmasına sessiz kalma nedeni ortadan kalkmıştır. Bu yüzden anlaşma yürürlüğü girdiğinde NATO-Batı sistemi içinde bir Rus sistemi yer alacağından Türkiye’ye yönelik tehditkâr ve sert bir tutum almaya başlamıştır... ABD, gittikçe sertleşen bir tutum almıştır, çünkü 2017’de anlaşma imzalanırken, Türkiye-Rusya yakınlaşmasına olan farklı gereksiniminden ötürü yumuşak davranmıştı. 2019’da ise bu gereksinimin ortadan kalkmıştır...

9- Basına yansıyan bu sert pozisyonlardan bazıları şunlardır:

A- ABD ve NATO yetkilileri, Ankara’yı Rus savunma sisteminin NATO füze savunma sistemine entegre olamayacağı konusunda uyardı. S-400 hava savunma sisteminin alımı, Türkiye’nin Lockheed Martin’den F-35 satın alması olasılığını zayıflatacaktır. Washington’un yaptırımlarına bile neden olabilir... [26.02.2019 Arapça Sky News]

B- ABD Savunma Bakanlığı sözcüsü Charles Summers, 8 Mart 2019 Cuma günü Pentagon’da düzenlediği basın toplantısında, “Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi almasının ciddi sonuçları olacağını söyledi. Summers gazetecilere yaptığı açıklamada, Eğer Türkiye S-400leri alırsa bunun ilişkilerimiz ve askeri ilişkilerimiz açısından ciddi sonuçları olurdedi ve ekledi: Eğer S-400leri alırlarsa bu Patriot ve F-35leri etkiler. F-35 ve Patriotları alamazlar... dedi. [08.03.2019 DW]

C- ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Robert Palladino Salı günü düzenlenen basın toplantısında S-400 (füzelerini) alması halinde F-35 programına katılımını gözden geçireceğimiz ve gelecekte muhtemel diğer silah satışlarını da riske atacağı konusunda Türkiye’yi açıkça uyardık.diye konuştu... ABD’nin F-35’leri NATO müttefikine teslim etmesini engellemek için Salı günü ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü Charles Summers, ABD’nin, F-35 savaş uçağı ile ilgili teçhizatın Türkiye’ye sevkiyatını askıya aldığını belirtti... Reuters’in iki kaynaktan edindiği bilgiye göre “ABD’li yetkililer son birkaç gün içinde Türk mevkidaşlarına Lockheed Martin tarafından üretilen F-35 ile ilgili ekipman ve teçhizat gönderimini durduracaklarını bildirdiler... Savunma Bakanlığı sözcüsü Teğmen Albay Mike Andrews ise “Türkiye’nin S-400’ün tesliminden vazgeçme konusunda kesin bir karar vermemesi sonucunda faaliyetler askıya alındı” şeklinde konuştu. [02.04.2019 El Arabiya]

D- ABD Dışişleri Bakanı Yardımcısı Robert Palladino, Türkiye’nin Rusya’dan bu sistemleri alma girişiminin ABD’yi ciddi şekilde endişelendirdiğini dile getirdi. Palladino, Türkiye’yi, Rusya’dan S-400 satın almasının, F-35 programına katılımının yeniden değerlendirilmesine neden olacağını ve gelecekteki diğer potansiyel silah transferini riske sokacağı konusunu açıkça bilgilendirdiklerini aktardı. Palladino, ayrıca, Amerika Düşmanlarına Yaptırımlarla Mücadele Yasası (CAATSA) kapsamında S-400 alımına dâhil olan devlet veya özel tüm kurum ve kişilerin potansiyel yaptırımlara maruz kalabileceğini de ifade ettiklerini belirtti. [11.03.2019 Kurtstreet]

10- Anlaşmanın uygulanmasının nasıl olacağı ilgili beklentilere gelince, olasılıklar şöyledir:

A- Amerika ile yakın siyasi ve ekonomik ilişkileri nedeniyle Türkiye, anlaşmanın devam etmemesine karar verip, S-400 yerine Rusya’dan helikopter gibi taktik silahlar satın alarak anlaşmayı telafi edebilir. Zira bu tür taktik silahlar, NATO veya ABD’nin hasmane tepkisine neden olmayacak ve böylece Türkiye, Amerika’dan güvenliğini koruyan savunma teçhizatı almaya devam edecektir... Savunma Bakanlığı görevini vekâleten sürdüren Patrick Shanahan Salı günü Pentagon’da gazetecilere yaptığı açıklamada, Umarım sorunu çözeceğiz ve böylece (Türkiye) Patriotlar ve F-35’ler olmak üzere doğru savunma ekipmanına sahip olacak” açıklamasında bulundu.” [02.04.2019 El Arabiya]

B- Ya da Amerikalılar, “Yunan çözümünü” önerebilirler. Yani Rus füzelerini depoda tutarak çürümeye terk edilmesi, karşılığında 3,5 milyar dolar değerinde ABD’den Patriot bataryalarının satın alınması. Yunanistan’daki Rus füzelerinin öyküsü şöyledir: Moskova, Kıbrıs’a S-300 satmıştı, ancak Ankara kıyameti koparınca Atina, Türkiye ile krizden kaçınmak için füzeleri Kıbrıs’a vermek yerine depoya koymuştu. Bu, Türklerin Rus füzelerine ödeyecekleri iki buçuk milyar dolara ek olarak bu bedeli de ödeyecekleri anlamına gelir! Bu çözüm, Donald Trump’a da kesinlikle uygundur. Ancak yüksek maliyeti nedeniyle hükümet muhalefetin sert eleştirilerine maruz kalacak, izlediği yanlış dış politikaların kurbanı olarak Türk halkının paralarının heder edildiği suçlamasıyla karşı karşıya kalacaktır.

C- Ya da Rusya’yı kızdırmamak için bu sistemin, Hindistan gibi üçüncü bir ülkeye gönderimi yapılabilir ki bu, Amerika’nın Çin’i kuşatma stratejisiyle de örtüşmektedir.

Birincisi (A şıkkı) gerçekleşmesi en muhtemel olasılık gibi görünüyor. Örneğin Shanahan’ın yukarında belirtilen 02 Nisan 2019 tarihli açıklamasında da olduğu gibi ilgili taraflardan yapılan son açıklamalar, bunun altyapısını oluşturmak içindir. Keza Rusya Başbakan Yardımcısı yaptığı açıklamada, Rusyanın Türkiyenin Rus S-400 komplekslerinden vazgeçmesinden endişe duymadığını söyledi.[03.04.2019 El Cezire] Yine El Cezire’nin aynı gün aktardığına göre Rus Meclisi Duma Savunma Komisyonu Başkanı Vladimir Shamanov, Türkiye’nin S-400 ihalesinden vazgeçmesi ihtimalini dışlayamayız...dedi.[03.04.2019 El Cezire] Ayrıca El Arabiya Al Hadath sitesinin bu gün 04 Nisan 2019 bildirdiğine göre “Türkiye, S-400 krizinin çözümüne ilişkin ABD ile ortak çalışma grubu oluşturulması çağrısı yaptı...” Bütün bunlar, Rusya ile yapılan füze anlaşmasının uygulanmaması yani anlaşmanın iptali ile ilgili birinci olasılığın daha muhtemel olduğunu düşündürüyor.

H.28 Recep 1440
M.04 Nisan 2019

 

Devamını oku...

Cezayir’deki Güçlü Protestolar

Soru Cevap

Cezayir’deki Güçlü Protestolar

Soru:

Sky News, 17 Mart 2019da Birkaç gündür Cezayir protestoları, yönetimin “acıtıcı sinirine” dokunuyorbaşlığı altında şunları söyledi: Cezayir’deki en büyük bağımsız sendika birliği başkanı, önümüzdeki birkaç gün içinde petrol ve doğalgaz dâhil enerji sektörlerinde genel greve gitmek için yasal adımlar attıklarını söyledi...Buteflika, 11 Mart 2019’da adaylığını geri çekti ancak 18 Nisan’da yapılacak seçimleri de iptal etti ve seçimlerin tarihini belirlemek için bir eylem planı önerdi. Ancak halk bunu da reddetti ve bunu dördüncü dönemini uzatmanın bir hamlesi olarak algıladı. Ardından 15 Mart 2019 Cuma günü milyonlarca insan protesto gösterisinde bulundu. Bu, 22 Şubat 2019da protestoların başlamasından bu yana gerçekleşen en büyük gösteridir. Soru ya da sorular şudur: Bu güçlü protestolar, özellikle de petrol grevi yapılması halinde yerel midir yoksa arkasında uluslararası parmaklar var mıdır? Sonra protestolar Cezayir’deki siyasal sahnede bir değişim yapabilir mi? Bu protestolara rağmen Buteflika, açıklanan son kararında da olduğu gibi bir yıl daha görevine devam edecek mi?

Cevap:

Soruların yanıtlarına ulaşmak için olayların seyrine, uluslararası parmaklara ve diğer hususlara şöyle bir göz atmak mümkündür:

1- Görünüşe göre protestolar, maruz kalınan zulme, iktidarın, düzenin, yetkililerin yolsuzluğuna, kamu fonlarının yağmalanmasına, yoksulluk ve yoksunlukla içinde boğuşulmasına insanların verdiği doğal ve spontane tepkidir. Çünkü yaşam koşulları kötüleşti, farklı düzeylerdeki sorunları dayanılmaz bir hal aldı. Buteflika, iktidarda despotlaştı, hatta 2008’de anayasayı değiştirdi ve Cumhurbaşkanlığını iki dönemle sınırlandıran maddeyi iptal etti. Böylece art arda dört dönem iktidarda kalmasını sağladı. Kötüleşen sağlık durumuna rağmen beşinci dönemin arayışı içerisine girdi. 2013’te kısmı felç geçirmesinden sonra normal hareket ve konuşma becerisini kaybetti. Buna rağmen bu ayın üçünde adaylık başvuru belgelerini resmi olarak sunduğunu açıkladı... Bunun üzerine insanların öfkesi patladı ve çeşitli sektörlerde barışçıl protestolar tırmandı...

2- İnsanları kandırmak için Buteflika, 11 Mart 2019’da halka yönelik bir mesaj yayımladı. Mesajında aldığı kararları duyurdu: Birincisi: “Beşinci dönem söz konusu değil. Böyle bir talepte bulunmayı asla düşünmedim. Zira sağlığım ve yaşım Cezayir halkına karşı son görevimi yerine getirmekten başka bir şeye izin vermiyor. O da, hepimizin arzu ettiği yeni Cezayir rejimi için bir çerçeve mesabesinde olacak yeni bir cumhuriyetin temellerini atmaya çalışmaktır... İkinci olarak 18 Nisan’da cumhurbaşkanlığı seçimi yapılmayacak. Bunun amacı, bana yöneltmiş olduğunuz ısrarlı taleplere cevap vermektir... Üçüncü olarak devlet çalışmalarının tüm alanlardaki etkinliğini arttırma konusunda kararlıyım. En kısa zamanda hükümetin yapısında büyük değişiklikler yapmaya karar verdim... Dördüncü olarak ulusal devletin dönüşümünün başlamasına yol açacak yeni sistemin temelini oluşturacak her türlü reformu hazırlamak ve kabul etmek için gerekli tüm yetkilere sahip bir ulusal, bağımsız ve kapsayıcı bir yapı kurulacak... 2019 yılının bitiminden önce bu yapının görev süresi bitecek... Beşinci olarak ulusal konferansın ardından bağımsız ulusal seçim komisyonunun gözetiminde cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılacak...[11.03.2019 Radio Cezayir] Bu mesaj, insanlara daha fazla öfkelendirdi. Zira Buteflika, onlara yaltaklanmaya çalıştı. Aday olduğu halde asla aday olmayı düşünmüyorum dedi! İnsanlar, Buteflika’nın madrabazlık ile dördüncü dönemini uzatmak istediğini ve yozlaşmış zümrenin nüfuzunu perçinlemek için seçimleri iptal ettiğini anladılar...

3- Buteflika, sokağın baskısı karşısında ülkede bir değişim yapacağını ve yolsuzlukla mücadele edeceğini göstermek amacıyla 11 Mart 2019 kararları kapsamında Ahmed Uyahya hükümetini görevden aldığını açıkladı. Sanki insanlar, yolsuzluk enstrümanlarından birini aynı cinsten başka bir enstrümanla şarlatanlık ile değiştirdiğinde kendisinden hoşnut olacak da! Fakat öyle görünüyor ki insanlar, bu şarlatanlıkların bilincindedir. Bu yüzden Buteflika’nın kararlarının ardından 15 Mart 2019 Cuma günü gerçekleşen protestolardaki kalabalıkların sayısında bir artış oldu... Bu nedenle Buteflika’nın, Dışişleri Bakanlığını koruyan, Nureddin Bedevi’yi Başbakan, Ramtan Lamamra’yı ise Başbakan yardımcılığı görevine atayan kararı, hiçbir fayda etmedi... İkili, Cumhurbaşkanı Buteflika’nın açıkladığı kararlarla insanları kandırmaya çalıştı. Nureddin Bedevi, yardımcısıyla birlikte 14 Mart 2019’da düzenlediği ortak basın toplantısında Geçiş döneminin bir yıldan uzun olmayacağını, halkın iradesi doğrultusunda cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ertelendiğini ve liyakat sahibi isimlerden oluşacak yeni hükümetin kurulması için istişare sürecinde olduklarını” ifade etti. “Yeni bir hukuk devleti kurulması” çağrısında bulundu ve “muhalefete de katılım” çağrısı yaptı...” [14.03.2019 www.entv.dz] Ramtan Lamamra, bir gün önce 13 Mart 2019’da Cezayir devlet radyosuna verdiği demeçte Diyalog esastır, önceliğimiz Cezayirli halkını yeniden birleştirmektir. Yeni düzen halkın iradesine dayanacaktır.dedi. Ancak insanlar kandırılamayacak kadar uyanıktır. Görüldüğü kadarıyla Cezayir halkı aslında bu noktanın bilincindedir. Zira bunların hepsini reddettiler ve Cumhurbaşkanının görevini bırakması konusunda ısrar ettiler. Bedevi ve Lamamra’yı reddettiler ve istifalarını istediler. Diyalog çağrılarını, cumhurbaşkanının görevini uzatma ve yüzleri değiştirme söylemlerini reddettiler... Bu reddediş, 15 Mart 2019 Cuma günü milyonlarca insan sokağa ve meydanlara indiğinde daha da netleşti. Dolayısıyla rejim, açmaza girdi ve tutuklamalara başladı!

4- Ordunun Buteflika ve iktidarına destek verdiği görüldü. Cezayir Savunma Bakan Yardımcısı ve Buteflika’ya olan güçlü bağlılığıyla tanınan Genelkurmay Başkanı Ahmed Kayid Salih, Cezayir’i acı ve sıkıntı yıllarına döndürmek isteyenler var... Cezayir’de elde ettiğimiz güvenlik ve istikrara bağlılığımızı sürdüreceğiz... Bazı gruplar Cezayir’i istikrar ve güven içinde görmekten rahatsızlar. Acı ve sıkıntı yıllarına geri dönmek istiyorlar...diyerek göstericileri tehdit etti.” [05.03.2019 BBC, Şarku’l Avsat] 26 Şubat’ta ise Genelkurmay Başkanı Salih, aldatılan kimseler olarak nitelediği göstericilere karşı güç kullanmakla tehdit etmiş ve ülkede gösteriler düzenlenmesi için şüpheli çağrılar yapanları kınamıştı. Ancak Savunma Bakanlığı geri adım attı ve medyadan yapılan tehditleri yayınlamamasını istedi... Halka dostça davranmaya başladı. Yaptığı açıklamada Salih, Halkın orduya olan bağlılığından ve güveninden ötürü gurur duyuyoruz. Halkımız dürüsttür, samimidir ve söylediklerimin ne anlama geldiğinin farkındadır...dedi. [13.03.2019 Sky news] Bilindiği gibi ordu, ülkede söz sahibidir. Buteflika, Fransa yanlısı eski komutanları görevden uzaklaştırıp kendine sadık komutanları getirdi. Bu nedenle ordu ve güvenlik komutanlarının Buteflika’nın İngiliz çizgisi yanlısı haline geldikleri görülüyor. BBC’nin, 8 Mart 2019’da Genelkurmay Başkanı Ahmed Kayid Salih’i olumlu bir şekilde nitelediğini ve takdim ettiğini gördük. “Pek çoğu, Genelkurmay Başkanlığının yanı sıra Eylül 2013’te Savunma Bakan Yardımcılığına terfi eden Ahmed Kayid Salih’i Buteflika’nın sağ kolu olarak görüyor. General Tevfiklakaplı Medyen başta olmak üzere eski istihbarat başkanının, Fransa’da tedavi gördüğü sırada Cumhurbaşkanını devirmeye çalıştığı bildirildi. Ancak Kayid’in terfiinden sonra birçok üst düzey istihbarat subayını devirmeyi başardı.” Buteflika, General Tevfik’i 13 Mart 2015’te istihbarat servisi başkanlığından aldı.

5- Dolayısıyla protestolar, spontane başladı. Ancak protestoların patlak vermesinden sonra uluslararası parmaklar, çıkarlarına hizmet edecek şekilde protestolardan yararlanmaya ve müdahil olmaya çalıştı... Bunun açıklamasını yapmadan önce Cezayir’de uluslararası çatışma gerçeğini ele aldığımız 23 Eylül 2015 tarihli soru cevapta belirtilen bazı hususları hatırlatmak istiyorum: Cezayir, önemli bir ülkedir. Komşu ülkelere nazaran Amerikan planlarına çok sert direnç göstermiştir. Bumedyen, Abdünnasır ile birlikte Amerikan ekseninde yürüyen Ben Bellaya darbe yaptıktan hemen sonra Cezayirde İngiliz nüfuzu iyice yerleşmiştir. Özellikle bazı zayıf Devlet Başkanları döneminde Fransanın zaman zaman artan çıkışları olmuştur. Bumedyen, 19 Haziran 1965 yılından 27 Aralık 1978 yılına kadar ölene dek iktidarda kalmıştır... 1999 yılından bugüne kadar hâlâ Devlet Başkanı Buteflikadır. Buteflikanın İngiltere ile yakın ilişkisi vardır. İngiltereye ziyaret eden ilk Cezayir Devlet Başkanı olmak için 2006 yılında İngiltereyi ziyaret ederek bu yakın ilişkiyi taçlandırdı. Cezayir ordusu içindeki Fransa yanlısı bir grup -ki şuana kadar etkindirler- Buteflikanın İngiltere ile olan sıkı ilişkisini ve ayrıca Buteflikanın Fransız politikasıyla bağdaşmadığını biliyorlar... Böyle de olsa ordu içindeki Fransa yanlısı komutanlar, bugüne kadar onun Devlet Başkanlığını önleyemediler! İngiltere, Cezayirdeki nüfuzu konusunda Amerikadan korktuğu kadar Fransadan korkmuyor. Ama yine de Fransanın bu çıkışlarını bitirmek gerektiğini ve bunun nüfuzunu daha da güçlendireceğini düşünüyor. Ancak İngiltere, bu konuda yavaş hareket ediyor. Çünkü Fransa ile değil, Amerika ile çatışma halindedir. Bu yüzden Fransa yanlısı subaylar, çatışma ortamı kızıştırılmadan sessiz sedasız değiştirildiler!... Buteflika, General Tevfik adıyla bilinen Fransız yanlısı İstihbarat Başkanı Tümgeneral Muhammed Lemin Medyen’i 13 Eylül 2015de emekliliğe sevk etti. İstihbarat Başkanı sessiz sedasız ya da rejimin bünyesine zarar vermeden görevden alındı! Denilebilir ki, İngilterenin de desteğiyle Buteflika, görevden almalar konusunda bir ölçüde başarılı oldu. Ama yine de ordu içinde hâlâ Fransanın ağırlığı vardır. Çünkü ordunun kültürü ve çoğunlukla eğitimi Fransa tarafından veriliyor... Ama dediğimiz gibi Buteflikanın orduya karşı giriştiği çatışmao kadar şiddetli değildi. Daha çok atletizm yarışını andıran türdendi. Sessiz ve sükûnetle rejimin temel taşlarına zarar vermeden tasfiyeler yapılıyordu...”

6- Yine aynı soru cevapta şöyle dedik: Bu, Amerika ve onun Cezayirde siyasi hâkimiyet sağlamak ve İngilterenin yerine geçmek için Cezayire ilişkin planlarına karşı yürütülen gerçek çatışmadan tamamen farklıdır. Örneğin:

A- 91 yıllık sömürgeciliğin ardından İspanyanın 1976 yılında Sahrayı terk etmesinin ardından Amerika, POLİSARİO hareketi ile Sahranın bağımsızlığı için önemli bir fırsat yakaladı. Kuzey Afrika, özellikle Cezayire müdahale için Sahra sorununu bir bahane olarak kullandı. Ama Cezayirdeki İngilizyanlısı yönetim, meselenin farkındaydı. Onun için POLISARIOyu belli sınırlar içerisinde tuttu ve ajanlarıyla onu kuşattı. Çünkü Cezayir yönetimi, Amerikanın hareketin içine sızdığını biliyordu... Bugün bile Amerika, BM Misyonu ve BM Sahra Özel Temsilcisi üzerinden POLISARIO üzerinde söz sahibidir. Ancak BM Misyonu yoluyla Cezayir üzerinde hâkimiyet sağlayamadı.

B- Amerika, terörle mücadele bahanesiyle oluşturulan özel kuvvetler AFRICOMiçin Cezayirde bir üs kurmak istedi. Ama Cezayir bunu reddetti. Zira Cezayir ve perde gerisinden İngiltere, bu Amerikan üssünün Cezayirin işlerine müdahale etmek anlamına geldiğini biliyordu. Bu nedenle 03 Mart 2007 tarihinde Cezayir Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Cezayir, ABD Afrika Özel Kuvvetleri AFRICOMkarargâhına ev sahipliği yapma konusuyla pek ilgilenmiyordenildi.

C- Amerika, 22 Mart 2012 yılındaki Mali olaylarını istismar ederek terörle mücadele konusunu bir kez körükledi. Terör bir gün Cezayirin de başını yakabilir gerekçesiyle terörle mücadele konusunda Amerika ile Cezayir arasında işbirliği yapılmasını sağlamak amacıyla karşılıklı ziyaretler oldu. Ancak Cezayir ve perde gerisinden de İngiltereAmerikanın bu planını reddetti. Bu ziyaretlerin en önemlisi, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clintonun, Abdülaziz Buteflika ile 29 Ekim 2012de bir araya geldiği ziyarettir...

7- Açıkçası şu anki şartlarda İngiltere ile Fransa arasındaki uluslararası ilişkiler, daha çok spor müsabakasına andırırken, Amerika ile İngiltere arasındaki ilişkiler, daha çok uluslararası sıcak çatışmayı andırıyor... Halen bu durum devam ediyor. Amerika ve Fransa, ajanları tarafından insanların yönlendirilmesini sağlamak, dolayısıyla iktidara sızmak ve yöntem farklılığına rağmen İngiliz ajanlarının yerine geçmek umuduyla protestolardan yararlanmaya çalışıyor.

- Amerikaya gelince, ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Robert Palladino, 5 Mart 2019’da yerel televizyon kanalı El-Hurra’da gösterilerle ilgili kendisine yöneltilen soruyu, Cezayir’deki gösterileri takip ediyoruz ve bunu yapmaya devam edeceğiz. ABD, Cezayir halkını ve onun barışçıl gösteri düzenleme hakkını desteklemektedir.şeklinde cevaplandırdı.” [06.03.2019 BBC] Bu açıklama, Amerika’nın Cezayir’deki gösterilere verdiği ilk tepkidir. Bu tepki, Amerika’nın bu gösterileri lehine kullanmak istediğini gösteriyor. Buteflika, seçimlerin iptal edildiğini açıkladıktan sonra ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Robert Palladino düzenlenen haftalık basın toplantısında, Cezayir’de, tüm Cezayirlilerin iradesini, barışçıl ve müreffeh bir gelecek isteklerini yansıtan diyaloğa dayalı yeni bir yol çizme çabalarını destekliyoruz. Cezayirlilerin barışçıl bir şekilde görüşlerini ifade etme haklarına saygı duyuyoruz. Cezayir seçimlerinin ertelendiğine dair haberleri yakından takip ediyoruz. Cezayir halkının, tüm dünyada olduğu gibi, özgür ve adil bir seçimlerde oy kullanma haklarını destekliyoruz.ifadelerini kullandı. [12.03.2019 Reuters, Shorouk] Ancak ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Buteflika’nın kararları hakkında yorum yapmadı. Amerika’nın Buteflika’nın kararlarını görmezden gelmesi, bu kararları desteklemediği ve seçimlerin iptal edilmesini reddettiği izlenimini veriyor.

Buteflika’nın kararlarının ardından Amerikan gazetelerinin, Buteflika ve kararları karşıtı bir tavır sergiledikleri görüldü. New York Times gazetesi, muhalefetin tutumundan bahsetti. Cumhurbaşkanı Buteflika’nın niyetini sorguladı ve protestoculara yönelik mesajını aldatmaca olarak nitelendirdi. Washington Post gazetesi ise Cumhurbaşkanı Buteflika’nın gayri resmi şekilde görev süresini uzattığı, iktidarı halefine devretmekten ve alan açmaktan kaçındığı konusunda uyarıda bulundu. Böylece Amerika’nın konumundan, Buteflika’nın tarafında yer almadığı, protestolar yoluyla Cezayir’e sızıp etkinliğini artırmak için protestolardan yararlanmaya çalıştığı anlaşılıyor. Yukarıda belirttiğimiz gibi bunun için gayret sarf etti ve etmeye de devam ediyor. Her ülkede yaptığı gibi meydana gelen her olayı istismar etmenin gayreti içerisindedir. Halklara olan düşkünlüğünden ötürü bunu yapmıyor, çünkü Mısır, Irak, Suriye, Somali, Afganistan ve başka ülkelerde ya doğrudan müdahale ya darbeler ya da kendi adına müdahale eden ortak veya ajan ülkeler yoluyla halkları ezmeye çalıştı.

- Fransa’nın tutumu ise tereddütlüydü. Kimi zaman Buteflika’nın yanında, kimi zamanda karşısında yer aldı. İngiltere’ye meydan okumadan sızmak için fırsat kolluyor. Cezayir’de olanları sanki içsel bir olaymış gibi özenle takip etti. Çünkü kendisini eski kolonilerinin vasisi gibi görüyor! Fransa Dışişleri Bakanlığından 4 Mart 2019’da yapılan açıklamada Fransa, Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflikanın Nisanda Cezayirde yapılacak seçimlere katılma kararını not etmiştir ve oylamanın mümkün olan en iyi koşullarda gerçekleşmesini umuyor. Kimi lider olarak seçeceğine karar vermek ve kendi geleceğini belirlemek Cezayir halkına kalmıştır.denildi. [04.03.2019 Reuters] Fransa’nın Avrupa ve Dışişlerinden Sorumlu Devlet Sekreteri Jean Baptiste Lemoyne, 5 Mart 2019’da France Radio International’a verdiği demeçte Cezayirli yetkililer gençlerin gösteri yapmasına izin vermeye davet edildi. Gençlerin sükûnetle kendilerini ifade ettiklerini gördük, bırakalım etsinlerdedi. Ancak Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Abdülaziz Buteflika’nın 5.dönem için adaylığını geri çekme kararından memnuniyet duyduğunu dile getirdi. Macron, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika’nın beşinci dönem için adaylığını geri çekme kararı Cezayir tarihinde yeni bir sayfa açıyor” dedi ve makul bir süre içerisinde bir geçiş dönemi yaşanmasıçağrısında bulundu. Macron Bu geçiş sürecinde Cezayir’e eşlik etmek için dostlukla ve saygıyla her şeyi yapacağız.ifadelerini kullandı. Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika’nın 5. dönem için adaylığını geri çekme ve Cezayir siyasi sisteminde yenilik yapmak için adımlar atma kararından memnuniyet duyduğunu belirtti.” [12.03.2019 Radio Cezayir]

Burada Fransa’nın, sanki protesto hareketini destekliyormuş gibi anlaşılıyor ama aynı zamanda Buteflika’yı kışkırtmak da istemiyor ve dolayısıyla kararını memnuniyetle karşılıyor! Bunun nedeni şu iki şeyden kaynaklanıyor: Birincisi, uygun bir şekilde müdahale edip yönetimi kızdırmak istememesinden. İkincisi, Buteflika’ya karşı ABD tarafındaymış gibi algılanmak istememesinden. Çünkü Fransa, Avrupa’nın bir parçasıdır ve Cezayir’de gerektiğinde İngiltere’nin yerini alamazsa, Amerikan nüfuzuna karşı İngiliz nüfuzunun devamından yanadır.

Fransız basınına gelince, 2 Mart 2019’da Fransız gazetelerinin yorumlarını aktaran France 24, Libération gazetesinin şöyle dediğini bildirdi: Cezayir gençliği, sosyal adalete aç ve özellikle de Cumhurbaşkanı Buteflika’yı bilenler değişim arzuluyorlar... Cezayir gençleri, bilmedikleri bir geçmişin sonuçlarına neden katlanmak zorunda olduklarını anlamıyorlar. Dinamik ve canlı bu gençler, hayali bir cumhurbaşkanının arkasına saklanan bir rejimin dayatması siyasi hegemonyadan çok daha iyisini hak ediyorlar.Günlük Le Figaro gazetesi ise, Cezayir’deki gösterilere ayırdığı sayfaya “Cezayir rejimine karşı azgın dalga” başlığını atarak, ”Özgürlük Öncüleri Partisi Genel Başkanı Ali Bin Filis, önümüzdeki seçimlerde cumhurbaşkanı adayı Rachid Nekkaz, eski Başbakan Ahmed Benbitur ve Abdülaziz Buteflika’nın birinci döneminde istifa eden kültür bakanı Abdülaziz Rahabi gibi bazı siyasi ve partisel şahsiyetlerin gösteriye katıldığına dikkat çekti...” [02.03.2019 France 24]

8- İngiltereye gelince, herhangi resmi bir açıklama yapılmadı... BBC, protestolara odaklanmaksızın kısaca özet geçti. İngiliz gazetelerinin, Buteflika’nın icraatlarını eleştirmemesi, protestocuları desteklememesi, İngiltere’nin Buteflika’nın tarafında yer aldığını, desteklediğini ve düşmesini istemediğini gösterir. Bu nedenle İngiltere, medyası aracılığıyla halkı provoke etmeye, olayları abartmaya, Mısır, Türkiye ve Sudan’daki protestolar da olduğu gibi protestolar, muhalif hareketler, açıklamaları, özellikle de kendi yanlısı bariz şahsiyetler üzerine odaklanmaya, rejimlerin eylemini ve baskısını eleştirmeye kalkışmadı. İngiltere’nin bu tür girişimlerini Cezayir’de göremedik. Bu, Cezayir’de politik nüfuz sahibinin İngiltere olduğunu, Buteflika ve zümresinin eylemlerinden müsterih olduğunu teyit eder. Art niyetli politikası gereği İngiltere, sanki olaylar umurunda değilmiş gibi bir portre çiziyor ve ajanlarını korumak için art niyetli politikası nedeniyle ön planda yer almak istemiyor!

9- Sorulara ilişkin racih olan görüş özetle şöyledir:

A- Protestolar, doğal, spontane, siyasi ve ekonomik zulme bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Çünkü iktidar ve para Buteflika ve çetesinin tekelindedir. Kriterleri doğrultusunda anayasada reforma kalkıştılar. Hastalığına, hareket edememesine ve konuşamamasına rağmen dördüncü dönemini beş yıl daha uzatmak istedi! Buteflika ve çetesi yolsuzluk ve zimmete para geçirmekle suçlanırken, insanlar yoksulluk, pahalılık, işsizlik, zayıf alım gücü olarak bilinen temel ve zorunlu ihtiyaçları satın alamama gibi geçim sıkıntısı ile boğuşmaktadır. Hâlbuki Cezayir, özellikle petrol ve doğalgaz gibi kaynakları bakımından oldukça zengin bir ülkedir. Yabancı şirketler, yöneticiler ve Buteflika’nın yandaşları ile işbirliği halinde bu servetleri yağmalarken, insanlar geçim sıkıntısı ve sefaletle boğuşmaktadır...

B- Buteflika, ölene kadar sahneden inmeme konusunda ısrarcıdır. Ordu ve ayrıca İngiliz siyasi elitinin de desteğine sahiptir. Cezayir’de politik nüfuz sahibi İngiltere, rejimi ve adamlarını koruma arzusundadır. Rejimin İngiliz yanlısı olması, Kuzey Afrika’da Amerika ile mücadele etmesi için oldukça önemlidir... Amerika’nın Libya’daki ajanı Hafter karşısında duran Cezayir, ABD destekli POLİSARİO Cephesi’ni de çevrelemeye çalışmaktadır...

C- Fransanın Cezayirde politik, kültürel ve ekonomik sömürgeci çıkarları var. Cezayir’deki eski sömürgecilik duyguları hâlâ depreşiktir. 1965’teki Bumedyen darbesinden bu yana siyasi nüfuzunu artıran İngiltere ile Fransa, sömürgecilik emelleri ve nüfuzunu artırmak için rekabet eden Amerika karşısında durma konusunda hemfikir. Ayrıca her türlü format ve devletçikleriyle Batılı sömürgecilik boyunduruğundan kurtulmak isteyen, İslam’ın, İslam devletinin ve uygulanmasının özlemiyle yanıp tutuşan Müslüman ülke halkının karşısında durmaları konusunda da hemfikirler. Zira Cezayirlilerin çoğu, adaletin, hakkın ve iyiliğin İslam’da olduğunun, İslam dışında adalet ve iyiliğin olmadığının bilincindedir. Fransa yanlıları, 1992’de bir darbe yaptılar, kötülük ve yolsuzluğa neden oldular. Kurtuluş Savaşı’nda 2,5 milyon Cezayirliyi katleden efendileri Fransa gibi yüz binlerce insanı katlettiler... Fransa’nın bazı adamları da protestolarda yer aldı ve protesto dalgasını destekledi ama dediğimiz gibi dikkatli bir şekilde...

D- Amerika, Cezayire sızmaya çalışıyor. Cezayirdeki koşulları ve protestoları istismar ediyor. Zulüm ve despotizme karşı olduğunu, halka hakkını savunduğunu iddia ediyor. Oysa zulüm, despot ve tiranlık zerre kadar Amerika’nın umurunda değil. Dahası tüm dünyada bunların sponsorluğunu yapıyor. Arap ülkeleri dâhil olmak üzere özellikle İslam ülkelerinde zorba ve despot rejimleri destekliyor. Suudi Arabistan’daki Selman ve oğlunun rejimini, Mısır’da Es Sisi rejimini ve Irak rejimini doğrudan desteklerken, müttefikleri ve ajanları aracılığıyla da dolaylı olarak Suriye rejimine destek vermiştir. Cezayir halkını savunmak umurunda değil. Aksine Cezayir ve Kuzey Afrika’da etkisini genişletmek, özellikle oradan Güney Sahra ve Batı Afrika’ya yönelmek, Fransa nüfuzunun yerine geçmek için Cezayir’de AFRICOM güçleri için bir üs kurmak istiyor. Cezayir’in zenginliğini ele geçirme arzusundan başka Libya’nın batısını kontrol etmek isteyen ajanı Hafter’e Cezayir’in engel teşkil etmesinden rahatsızdır.

E- Cezayir halkına gelince, neler olup bittiğinin farkındadır. İnsanların “Washingtona hayır, Parise hayır, cumhurbaşkanını biz seçeriz.şeklinde attığı slogan, yabancı müdahaleler ve amaçlarının farkında olduklarını gösteriyor. Bunun farkındalar. Ajanlar ve suçlarına karşı deneyime sahipler. Sömürgeci ülkelerin rolünün ve bunların rejim ile yozlaşmış ajanların arkasında durduklarının bilincindeler. Değişim için çabalıyorlar ve İslam’ın geri dönüşünü arzuluyorlar. 1991 yılında halk, İslam’ı iktidara getireceğiz diyenlere yüzde 84 oranında oy vermişti... Camilerde kılınan Cuma namazının ardından insanların yürüyüşlere katılması, onlarda İslami duyguların ön plana çıktığının göstergesidir. Protestolara katılan laikler, Müslümanların namaz için akın akın camilere gittiklerini gördükleri için buna mecburen boyun eğmişlerdir.

F- Bu hareketliliğin nasıl sonuçlanacağı beklentisine gelince, Cezayir’de aktif siyasi elit ve karar vericiler, çoğunlukla İngiliz yanlısıdır... Fransa’nın adamları ise zayıf ve azınlıktadır. Zira Buteflika, 20 yılı aşkındır iktidarı boyunca onların çoğunu hassas pozisyonlardan ve karar alma mekanizmalarından dışlamıştır. Şu an arzuladıkları asgari şey, yönetimde İngiliz ajanlarının yerine geçmek değil, önemsiz bazı pozisyonlarda onlara ortak olmaktır. Hatta bu bile ağırlık elde etmek için bindikleri mevcut protesto dalgasındaki başarı boyutuna bağlıdır...

Amerika ise kayda değer siyasi sınıftan yoksundur ve genellikle bu gibi durumlarda orduya başvurur. Ordu ise şuan rejimi destekliyor... Başka bir deyişle mevcut protestoların, rejimin politik yanlılığını İngiltere’den Fransa ya da Amerika’ya değiştirmesi büyük olasılıkla pek mümkün gözükmüyor.

G- Buteflika’nın devam edip etmemesine gelince, şu anda gerçekte ülkeyi o yönetmiyor, kendisi gibi İngiltere yanlısı zümresi yönetiyor. Özellikle petrol ve gaz grevi beklentisiyle protestolarda bir artış yaşandığında, genellikle sinsilik, aldatma ve habis yöntemine başvuran İngiltere’nin, rengi atmış ve paslanmış Buteflika’yı devirip, daha parlak ve dili daha keskin yeni yüzlü başka bir Buteflika getirmesi uzak ihtimal değil!

H- Fakat bütün bunlar, trajediyi hafifletmeyecek, rejim, Allah ve Rasûlü’nden uzak olduğu, kötülük ve yolsuzluk kaynağı olan Batılı sistemleri hakem kıldığı sürece geçim sıkıntısını ortadan kaldırmayacaktır... Aksine bu sorunun çözümü ve trajedinin ortadan kaldırılması Allah’ın Şeriatını referans almaktan geçer... Büyük çoğunluğu Müslüman olan protestocular, İslam’ı ve İslam Devletini “Nübüvvet metodu üzere Hilafeti” davaları haline getirmelidir. Dünya ve ahiretin izzeti, iyi bir yaşam elde etme, ülkenin dört bir yanına adalet ve iyiliği yayma bundadır. Sefalet ya da geçim sıkıntısı olmayacaktır. Dahası bu, dünyada izzet, ahirette kurtuluştur.

فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقَى * وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكاًKim Benim zikrimden yüz çevirirse, mutlaka onun için sıkıntılı bir geçim vardır. Ve kıyamet günü onu, kör olarak haşredeceğiz.” [Taha 124]

H.14 Recep 1440
M.21 Mart 2019

Devamını oku...

Sudan’daki Protestolar, Lehte ve Aleyhte Olanlar!

Soru Cevap

Sudan’daki Protestolar, Lehte ve Aleyhte Olanlar!

Soru:

Sudan’da patlak veren protestolar, iki aydan daha fazla bir süredir devam ediyor. Protestolar, ekonomik koşulların kötüleşmesi sonucunda spontane olarak mı gelişti? Yoksa Sudan’daki protestoların nedeni, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı John Sullivan’ın Kasım 2017’de Hartum’a yaptığı ziyaret sonrası Hartum-Washington ilişkilerinde yaşanan gerginlik mi? Sudanlılarla yaptığı görüşmelerde John Sullivan’ın, 2020 seçimlerinde El Beşir’in yeniden aday olmaması konusunu gündeme getirdiği öne sürülüyor. Bu yüzden El Beşir’in gerildiği, Amerika’yı kızdırmak için Rusya’ya gittiği, Sudan’da askeri üs kurulması konusunda Rusya ile anlaşğı iddia ediliyor... Bu, Amerika’nın El Beşir’i değiştirmeye karar verdiği, bu nedenle Sudan’ı ekonomik dar boğaza sürüklediği, ajanlarını özellikle Suudi Arabistan’ı Sudan’a yardım etmekten alıkoyduğu anlamına mı geliyor? Sonra Sadık El Mehdi’nin protesto gösterilerini desteklemesi nasıl yorumlanmalı? Bu, İngilizlerin protestolarda parmağı olduğu anlamına gelir mi? Sorunun uzunluğundan ötürü özür dilerim... Allah mükâfatınızı artırsın.

Cevap:

Cevabın açıklığa kavuşması için aşağıdaki hususlara bir göz atmak gerekiyor:

1- Evet, Dışişleri Bakan Yardımcısı John Sullivan, 16 Kasım 2017’de Sudan’a bir ziyaret gerçekleştirdi. Sullivan, Dışişleri ve Maliye Bakanları, Genelkurmay Başkanı, İçişleri Bakanlığı temsilcileri, Ulusal Güvenlik ve İstihbarat Servisi, Amerika’daki Sudan Büyükelçiliği Maslahatgüzarı ile görüştü. Ayrıca çok sayıda dini liderle kapalı oturumda bir araya geldi. Ardından Kuran-ı Kerim Üniversitesi’nin Şehit Salonu’nda ABD’nin Sudan’a yönelik politikası hakkında bir konuşma yaptı. “Sudan Times sitesine göre ABD’li yetkili, Sudan hükümetinden, başta mürtede verilen ölüm cezası olmak üzere bazı yasaların gözden geçirilmesini, değiştirilmesini ya da iptal edilmesini istedi. Ayrıca polis kolluk kuvvetlerinin görüşüne göre açık saçık giysiler giydiklerinde kadınları kırbaç cezasına çarptıran Kamu Düzeni Yasası’ndaki kıyafet kurallarının kaldırılması çağrısında bulundu. Yeni Sudan anayasası hazırlarken herkesin dini özgürlüğünün korunması gerektiği çağrısı yaptı...” [18.11.2017 Sudan Tribune]

2- Doğru, bazı sızıntılara göre Sullivan, El Beşir’den 2020 seçimlerinde aday olmamasını istedi. El Beşir, bunu kabul etmeyince ilişkilerde gerginlik yaşandı... Ancak bu uzak bir ihtimal, çünkü El Beşir, efendisi Amerika’nın talimatlarına karşı gelemez. Amerika isterse ancak aday olabilir... Diyelim ki Amerika’nın talimatlarına karşı geldi ve 2020 seçimlerinde yeniden aday olmaya ve iktidarda kalmaya karar verdi, bu durumda Amerika, 30 Haziran 1989 darbesinde olduğu gibi onu devirmek için darbe yapabilirdi... Sosyal medyada ABD’li yetkilinin, El Beşir’den 2020 seçimlerinde aday olmaması yönünde talepte bulunduğu haberleri dolaşınca, Sudan Dışişleri Bakanı İbrahim Ghandur yaptığı açıklamada haberlerin asılsız olduğunu söyledi. Ghandur, “ABD, Sudan’ı terörü destekleyen ülkeler listesinden çıkarma karşılığında 2020’de yapılacak seçimlerde Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir’in yeniden aday olmaması gibi bir şart koşmadı... Hartum ziyareti sırasında ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı John Sullivan ile insan hakları ve dini özgürlükler konusunu ele aldık.”şeklinde konuştu. [14.11.2017 El Kuds el Arabi] Ziyaret, gerginlik değil, bir ahengin göstergesidir. Zira bu ziyaret sırasında Sullivan, tezahürat ve sevinç eşliğinde devletin çeşitli kesimleriyle bir araya geldi! Ziyaret, ABD yönetiminin 26 Eylül 2017’de Sudan’ı seyahat yasağı ülkeler listesinden çıkarmasından ve yaklaşık 20 yıldır Sudan’a uygulanan bazı ekonomik yaptırımları 06 Ekim 2017’de kaldırmasından sonra gerçekleşti... Bu nedenle ziyaretin asıl amacı, adaylık konusunu ele almak değil, Sudan’ı “terörü destekleyen ülkeler” listesinden çıkarmaktı. Bu yüzden Sudan Tribune sitesinin yukarıda belirttiği gibi Amerika, Sudan’ı “terörü destekleyen ülkeler” listesinden çıkarmak için bazı şartlar koşmuştur. Bu bir açıdan böyledir. Diğer yandan El Beşir, Sullivan’ın Sudan ziyaretinden on gün önce aday olmayacağı ile ilgili önceki sözlerini yineledi. “Pazartesi günü Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir, Hartum’da Sudan Ulusal Gençlik Federasyonu Yedinci Genel Konferansı’nda gençlere hitaben yaptığı konuşmasında 2020’de ikinci başkanlık döneminin sona ermesiyle birlikte iktidarı bırakacağı ile ilgili önceki sözlerini yeniledi...” [06.11.2017 Al Khaleej Online] Bu gibi ülkelerde verilen sözlerin hiçbir değeri olmasa da ancak ABD tarafından yapılan açıklamalar ve Sudan temasları, ziyaretin amacının El Beşir’in adaylığını önleme olasılığını devre dışı bırakıyor. Çünkü 1993’ten beri adı “terörü” destekleyen ülkeler listesinde olan Sudan’ı listeden çıkarmak için ABD ile Sudan arasındaki temaslar, ziyaretten ve protestoların başlamasından sonra da devam etmiştir. Trump’ın, 1997’den bu yana Sudan’a uygulanan ekonomik ve ticari yaptırımları kaldırmasından sonra da Sudan hâlâ terörü destekleyen ülkeler listesindedir. ABD, Sudan ile arasındaki diyaloğun ikinci aşamasının tamamlanması ve Sudan adının teröre destek veren devletler listesinden çıkarılması için Sudan’ın terörle mücadelede işbirliğini artırmasını, insan hakları, dini ve politik özgürlükleri güçlendirmesini istedi.

3- Kaldı ki Sullivan’ın 16 Kasım 2017’deki ziyareti, 19 Aralık 2018’de başlayan protesto gösterilerin motivasyonu değildir. Bunun nedeni ABD, ziyaretten sonra da protestolar sırasında da protestoculardan ziyade yönetimin yanında yer almıştır. Devam eden temaslar ve yapılan açıklamalar, bunun göstergesidir... Beraberinde ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Afrika Departmanı Müdürü Darren Serail ile ABD Başkanı Donald Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Cyril Sartor 17 Şubat 2019 Pazar günü Hartum’a geldi. Sudan temaslarını 20 Şubat 2019 Çarşamba günü tamamladı. Devlet Başkanlığı Sarayı’nda Sudan Devlet Başkanı Yardımcısı ile görüşme sonrası yaptığı açıklamada, “Devlet Başkanı Yardımcısı ile verimli ve yapıcı bir görüşme yaptım. İki taraf arasındaki diyaloğu sürdürmek ve bunu doğru bir çerçevede ele almak, Sudan’ı teröre destek veren ülkeler listesinden çıkarmak için geldim. Sudan’a dışarıdan herhangi bir çözüm dayatılmayacak. Daha çok sabır, hükümetin siyasi çözüm bulmasına imkân tanıyacaktır ve ortak çalışmalar yoluyla ülkeler, güçlü bir ortaklığa giden yolu bulacaklardır” dedi. [18.02.2019 Echorouk News] Bütün bunlardan ziyaretin protestoların motivasyonu olmadığı anlaşılıyor. Aksine ziyaret, Amerika’nın El Beşir yönetimini desteklediğini, dışarıdan herhangi bir çözümün dayatılmaması gerektiğini, Sudan’ı “teröre destek veren ülkeler” listesinden çıkarmak için Amerika’nın bazı şartlar belirlediğini gösteriyor.

4- Amerikan ajanlarının tutumlarına gelince, soruda belirtildiği gibi protestoları değil, yönetimi destekleyici bir tutum sergilemişlerdir...

Bunun açıklaması şöyledir:

A - Suudi Arabistan, koalisyonun Yemen’deki askeri operasyonu başlamasından bu yana Sudan’daki tarım alanlarına yeni yatırımlar yapmayı sürdürüyor:

- Suudi Arabistan, 2016 yılında yaptığı yaklaşık 15 milyar dolar tutarındaki yatırımlarla Sudan’daki en büyük Arap yatırımcıdır. Bu yatırımlar, yem, buğday ve mısır üzerine yoğunlaşıyor ve Hartum ekonomisini destekliyor... [17.07.2017 Al Khaleej Online] Suudi Arabistan büyükelçisi, “Suudi Arabistan’ın Sudan’daki reel yatırımlarının 12 milyar doları geçtiğini” söyledi... [03.12. 2018 albawaba.com] Bunun yanı sıra “7 Mayıs 2018 Pazartesi günü Sudan, Suudi Arabistan’la petrol ikmaline ilişkin 5 yıl süreli anlaşmanın taslağının imzalandığı bildirildi...” [07.05.2018 Sudan Tribune]

- 24 Ocak 2019’da Suudi bakanlık heyeti, Hartum’a bir ziyaret gerçekleştirdi. Sudan Devlet Başkanı El Beşir ile yapılan görüşmelerde Sudan’daki durum ele alındı. Suudi Arabistan Ticaret ve Yatırım Bakanı Majid Al Qasabi, düzenlenen basın toplantısında, “Heyetin Sudan ziyareti, Sudan’la ekonomik ilişkileri güçlendirmek ve iki ülke arasındaki ticareti artırmak amacıyla Haremeyn eş-Şerîfeyn Hadımı Kral Selman bin Abdül Aziz’in talimatı ile gerçekleşti. Kral Selman, Sudan’ın güvenliği Suudi Arabistan’ın güvenliği, Sudan’ın istikrarı Suudi Arabistan’ın istikrarı olduğunu ifade etti ve Sudan’ın diğer herhangi bir ülkeden daha çok ilişkiyi hak ettiğini belirtti dedi...” [26.01.2019 El Vatan El Misriyye] Bütün bunlar, Suudi Arabistan’ın Sudan’a destek vermekten vazgeçmediğini doğrular.

B- Mısır ve diğer payandaya gelince, El Beşir, 27 Ocak 2019’da Mısır’ı ziyaret etti. Es Sisi onu havaalanında karşılayarak misafirperverliğini gösterdi. Bu, Amerika’nın El Beşir’in üstünü çizmediğinin göstergesidir. Üstünü çizmiş olsaydı, Amerikan payandası ve uydusu olan Es Sisi böyle davranmazdı. Sudan’ın Mısır büyükelçisi, ziyareti “Zamanlama ve içerik açısından en önemli ziyaret” olarak nitelendirdi... [27.01.2019 El Sabah El Misriyye] Malum, 25 Ekim 2018’de Es Sisi, on iki bakan eşliğinde Sudan’a bir ziyaret gerçekleştirdi ve 12 mutabakat zaptı imzaladı. Ardından El Beşir de 06 Kasım 2018’de Mısır’ı ziyaret edip Es Sisi ile görüştü... Protestoların patlak vermesinden hemen sonra Sudan’ı ziyaret eden Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri ve İstihbarat Başkanı, Ömer El Beşir ve Sudanlı mevkidaşları ile bir araya geldi. Şukri, toplantının ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, “Mısır, Sudan’ın mevcut koşulların üstesinden geleceğine inanıyor. Mısır, Sudan’a destek vermeye ve yardım etmeye her zaman hazırdır. Sudan’ın güvenliği ve istikrarı, Mısır’ın güvenliği ve istikrarıdır...” ifadelerin kullandı. [27.12.2018 Albawab El Misriyye] Bu, Mısır’ın hâlâ Sudan’ı desteklediğini gösterir.

C-Sudan içerisine gelince, Amerika’nın en önemli yerel dayanağı ordudur. Protestolar karşısında Sudan ordusu, Beşir ve rejiminin yanında yer aldı. Sudan ordusundan yapılan yazılı açıklamada, “Ordunun ülke yönetimi çevresinde kenetlendiği” vurgulandı ve “halkın kazanımları, güvenliği, malı ve canını koruma konusunda kararlı olunduğu” kaydedildi...” [23.12.2018 arabicpost] Sudan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamal Abdel Maarouf, Albay ve Tuğgeneral rütbesindeki subaylara yaptığı konuşmada, “Ordu, ülkeyi yabancı isyancı liderlerine ve yurtdışındaki şüpheli örgütlerin temsilcilerine bırakmayacak...” dedi. [30.01.2019 masralarabia] Bu da ordunun hâlâ Beşir’i desteklediğini gösteriyor. Diğer askeri ve güvenlik kuvvetlerinin konumu da benzer şekildedir: “Sudan Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Hamideti, “Açgözlülük yapanlarla mücadele etmeye hazır olduklarını” söyledi... [26.12.2018 almasirah.net] “Sudan Ulusal İstihbarat ve Güvenlik Hizmetleri Başkanı Salah Gosh, parlamentoda yaptığı kısa açıklamasında “Sahada pek çok girişim var, ancak herkes, mevcut meşruiyetin ötesine geçen herhangi bir girişime yeri olmadığını bilmelidir...” dedi. [21.02.2019 El Cezire.net] Amerika, darbeler yapmak için orduyu kullanır ve 1969’daki Numeyri darbesinden beri ordu üzerine yoğunlaşmıştır...

5- Muhalefete gelince, “Ulusal Ümmet Partisi Genel Başkanı Sadık El Mehdi, protestoların dördüncü gününde bütün tarafların katılacağı yeni bir ulusal hükümet kurulması talebinde bulundu. “Ülkedeki barışçıl gösterileri destekliyoruz, ancak gösterilere katılmayacağız...” dedi. [22.12.2018 BBC Radyo] Ancak protestoların devam ettiğini görünce, fikir değiştirdi ve protestoları desteklediğini açıkladı. “Ulusal Ümmet Partisi lideri, “Sudan Nida” İttifakı başkanı Sadık El Mehdi, rejimin devrilmesi çağrısında bulunan halk hareketini desteklediklerini, sözlü ya da fiziksel saldırılardan kaçınılmasını, Devlet Başkanı Ömer el-Beşir’in görevi bırakması gerektiğini dile getirdi...” [25.01.2019 Sudan Tribune] Yani protestolardan bir aydan uzun bir süre sonra gösterilerden nemalanmaya kalktı... Sadık El Mehdi, İngiliz yanlısı olarak bilinir. 1986-1989 yılları arasında Sudan hükümetine başbakanlık etti, sonrasında El Beşir ona darbe yaptı. Sonra Sudanlı Profesyoneller Derneği, hükümet yanlısı resmi sendikalara paralel bir örgüt olarak kuruldu. Avrupa’nın El Mehdi üzerinden bu Profesyoneller Derneği üzerinde bir etkisi var. Dernek, rejimin güdümündeki resmi sendikalara alternatif olmaya çalışıyor. Yurtdışındaki liderleri Avrupa’da ikamet ediyor. “Liderlerinin yurtdışında olduğu belirtildi. Fransa’daki gazeteci Muhammed Asbat ve İngiltere’deki Dr. Sara Abdül Celil derneğin sözcülüğünü yapıyor.” [24.01.2009 BBC] Ayrıca laik eğilimleri olan ve değişimde etkili olmayan diğer marjinal hareketler de gösterilere sızdılar... İngiliz etkisi bu derneklere özellikle Sadık El Mehdi partisine sızsa da ancak bu etki değişim yapacak boyutta değildir. Fakat devam eden protestolar, istismarı konusunda Sadık El Mehdi’ye İngiliz deneyimi gücünü veriyor. Bu nedenle El Mehdi, bir ay sonra protestoları desteklediğini açıkladı. Protestoların ilk günlerinde El Beşir’in protestoları bastıracağını düşündü. Ancak protestolar uzayınca, kervana katıldı! İki aydan fazla bir süre sonra güçlenen El Mehdi, Beşir’in istifa etmesi gerektiğini belirtti. “Yeni rejime geçişin ayrıntılarında mutabakata varmak için muhalefet temsilcileriyle görüşmeye hazır olduğunu ifade etti...” [02.03.2019 Sputnik] Amerika, protestolar bastırılamayınca İngiliz ajanlarının gücünün artacağını hesaba kattı. Beklenmedik bir durumun önüne geçmek için de Amerika ve El Beşir, hükümet ortağı bazı siyasi partilerin hükümetten çekilmesi, muhalefette yer alması, böylece bu dernekleri bastırması için plan yaptılar. “Ümmet Partisi Lideri Mübarek Fadıl, iktidardaki Ulusal Kongre Partisi ile ortaklığını sonlandırdığını ve hükümetten çekildiğini açıkladı...” [28.12.2018 www.alnilin.com] Aynı şekilde Gazi Salahuddin de hükümetten çekildiğini açıkladı. “Düzenlenen basın toplantısında konuşan Şimdi Islah Hareketi lideri Gazi Salahuddin, yasama konseyindeki tüm temsilcilerini çektiklerini duyurdu...” [01.01.2019 Sawa Ajansı] Gazi Salahuddin, Değişim için Ulusal Cephe başkanlığına seçildi. “Değişim için Ulusal Cephe Genel Kurulu, dün Dr. Gazi Salahuddin’i Başkanlık Konseyi’ne başkan olarak seçti.” [14.02.2019 El Halic 365] Bu hamleye ek olarak protestoların tırmanmasının ve Avrupa tarafından protestoların istismarının önüne geçmek için Amerika, El Beşir’in olağanüstü hal ilan etmesine yeşil ışık yaktı ve 22 Şubat 2019’da olağanüstü hal ilan edildi... Son olarak 28 Şubat 2019’de Mirgani partisi de hükümetten çekildi. Mirgani, Amerika ile olan ilişkileriyle tanınıyor. “Muhammed Osman Mirgani liderliğindeki Demokratik Birlik Partisi, Perşembe günü yaptığı açıklamada iktidardaki Ulusal Kongre Partisi ile imzalanan tüm ortaklık anlaşmalarının sona erdiğini ve Sudan hükümetinden çekildiğini duyurdu...” [28.02.2019 Aynu’l İhbariye] Sonra El Beşir, muhalefeti sakinleştirmek için yeni bir adım attı. Tarafsız olduğunu, bir tarafa karşı diğer tarafta yer almayacağını açıkladı! “Sudan Devlet Başkanı, otuz yıllık iktidarı süresince karşılaştığı en kötü krizle mücadele seçeneklerindeki sığlığına rağmen bir adım atarak iktidardaki Ulusal Kongre Partisi’ndeki tüm yetkilerini yardımcısına devretti... Partiden yapılan açıklamada, “Sayın Devlet Başkanı, bütün siyasi güçlere eşit mesafede duracağına dair halka verdiği sözü yerine getirmek amacıyla böyle bir karar almıştır” denildi. [01.03.2019 Middel East Online] Bununla El Beşir, ancak kendisini kandırabilir. Zira Devlet Başkanıyken ve partisi de iktidardayken nasıl tarafsız olabilir? Partideki yetkilerini başkasına devretme ise sadece formaliteden ibarettir.

Sonuçta bu, protestoları yatıştırma yöntemidir! Muhalefeti etkileme ve protestoları çevreleme girişimidir. Özellikle de rejimin şu anda muhalefeti bastıracak güçleri varken. Eğer bu güçler, protestoları çevreleyemezse, liderlik etmeye ya da liderliğine etkili şekilde ortak olmaya çalışacak, böylece Amerikan hegemonyası devam edecektir...

6- El Beşir’in 22 Kasım 2017’de yani Sullivan’ın Sudan ziyaretinden altı gün sonra Moskova’ya yaptığı dört günlük ziyaretine gelince, bu, Amerika’yı Rusya’ya şikâyet etmek maksadıyla değil, aksine Amerika’nın emri ve onayı ile yapılmış bir ziyarettir. Bunun kanıtı şudur: “Bir Sudan gazetesi, El Beşir’in Moskova ziyaretiyle eş zamanlı olarak, ABD yönetiminin itirazına maruz kalan bazı tartışmalı yasaların iptali karşılığında Devlet Başkanı Ömer El Beşir’in Rusya’ya giden uçağının rotasının güvenliğini sağlamak için Çarşamba günü Hartum ile Washington arasında bir anlaşma yapıldığını söyledi. El Rakuba gazetesine konuşan üst düzey bir kaynak, Sudan rejiminin, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı John Sullivan’ın Hartum’a yaptığı ziyaret sırasında dini özgürlükler verilmesi, tartışmalı bazı yasaların iptal edilmesi, mürtet, miras ve açık saçık giysi ile ilgili Amerika’nın önerilerinin kabul edilmesi karşılığında El Beşir’in uçağına saldırı olmayacağına dair güvenceler aldığını kaydetti...” [22.11.2017 www.masrawy.com] Eğer bu ziyaret, Amerika’nın talimatı ile yapılmamış olsaydı, El Beşir Suudi Arabistan hava sahasını kullanamazdı. Zira Suudi rejimi sömürgeci devletin bir uydusudur. Sömürgeci devlet, Suudi hava sahasının kontrolünde etkin ve yetkindir, tıpkı İngiliz ajanı Kral Abdullah’ın 2013’te yaptığı gibi. 2013’te İngiltere, El Beşir’in İran’a gitmesini istemiyordu. Çünkü İran cumhurbaşkanının yemin törenine pek çok devlet başkanının katılmasıyla rejimin ünlenmesini arzulamıyordu. Bu nedenle Suudi Arabistan, İngiltere’nin isteği uyarınca El Beşir’in uçağının hava sahasını kullanmasına izin vermemişti. “Sudan Devlet Başkanlığı, Suudi Arabistan’ın Tahran’da İran cumhurbaşkanının yemin törenine katılması planlanan Devlet Başkanı El Beşir’in uçağının Suudi hava sahasını kullanmasına izin vermediğini duyurdu...” [04.08.2013 France 24]

7- Bütün bunlar, protestoların arkasında Amerika’nın olma olasılığını dışlıyor... İngiltere’nin de kesinlikle hiçbir parmağı yok... Peki, öyleyse protestolar nasıl başladı ve nasıl devam etti?

Bunun yanıtı şöyledir, protestolar, Sudan’da artan ekonomik kriz nedeniyle spontane bir şekilde başladı. Meselenin iç yüzü tamamen şu şekildedir:

A- El Beşir ve yandaşları, Amerika’nın talimatları doğrultusunda Güney Sudan’dan ödün verince, Sudan’ın refah ve huzura erişeceği, yaptırımları kaldırmasından sonra Amerika’nın desteğini elde edeceği kuruntusuna kapıldı... Fakat tam tersi oldu. Ekonomik durum daha da kötüleşmeye ve kriz derinleşmeye başladı. ABD’nin Sudan’a uyguladığı yaptırımları kaldırmasının ardından 2018 yılının başlarında kriz iyice şiddetlendi! Hükümet, ekmek fiyatlarına zam yaptı. Doların değeri üç kat arttı. Yerel para biriminde değer kaybı yaşandı. Sonuçta fiyatlar yükseldi, ardından akaryakıt krizi baş gösterdi... Ekmek fiyatları iki katına çıktı. Ekmek bulmak iyice zorlaştı. Bir somun ekmek alabilmek için insanlar saatlerce kuyruğa girdiler... Enflasyon, yaklaşık yüzde 70’e ulaştı. Merkez Bankası, yerel para birimindeki düşüşü ve dolardaki artışı önlemek için bankalara likidite akışını kesti. Bunun sonucunda yerel para biriminde yüzde 60’dan fazla değer kaybı yaşandı. 1 Dolar, 47,50 Cüneyhe yükseldi. 20 Şubat 2019 günü itibariyle serbest piyasada 1 dolar 75 Cüneyh’ten işlem gördü...

B- Sudanlılar arasındaki yoksulluk oranı rekor seviyelere ulaştı. Sudan Merkezi İstatistik Kurumu “2011’de Güney Sudan’ın ayrılmasından bu yana ilk kez 2014 yılında yapılan bir ankete göre yoksulluk oranının üçte iki arttığını” belirtti. Bütün bunlar, her ülkede olduğu gibi IMF’nin tavsiyelerine, daha doğrusu talimatlarına start verilmesinden sonra gerçekleşti. Zira IMF, hükümetten dalgalı kur sistemine geçilmesini, akaryakıt, elektrik ve buğdaydan sübvansiyonların kaldırılmasını istedi. Dünya Bankası ile ekonomik reform programının uygulanmasında Sudan’a teknik yardım taahhüdünde bulundu! Ekim 2018’de Dünya Bankası ve IMF’nin Endonezya’nın Bali adasında yaptıkları toplantılar sonrasında böyle bir taahhütte bulunuldu. Malum, IMF, Aralık 2017’deki yıllık raporunda hükümetten dalgalı kur sistemine geçilmesini talep etti. Ülkeye yatırımcıların çekilmesi ve ekonomik kalkınmanın güçlendirilmesi için gerekli koşulların yaratılması konusunda bunun elzem olduğu vurguladı. Ayrıca dalgalı kur sisteminden sonra hükümete 2019-2021 yılları arasında elektrik ve buğdaydan sübvansiyonların kaldırılması çağrısı yaptı. Sudan rejiminin bu emirlere boyun eğmesi, halkın ekonomik ve yaşam koşullarının kötüleşmesine yol açtı.

C- Böylece Sudan’da koşullar patlamaya hazır hale geldi. Yoksulluğun yaygınlaşması, fiyatların yükselmesi, yaşam koşullarının pahalılaşması, işsizliğin artması ve servet dağılımındaki adaletsizlik nedeniyle spontane bir şekilde sokak gösterileri oldu. Bütün bunlar, El Beşir’in kapitalist sistemi uygulamasının, IMF ve Dünya Bankası’nın tavsiyelerine uymasının, Amerikan baskılarına boyun eğmesinin bir sonucudur. El Beşir rejimi, ABD politikalarını uygulayan Amerikan yanlısı bir rejimdir.

Özellikle Güney Sudan’ın bağımsızlığından sonra devlet, petrolden elde ettiği büyük gelirden mahrum kalmıştır. “2011 yılında Güney Sudan’ın ayrılmasının ardından Hartum, hazinedeki döviz gelirinin yaklaşık yüzde 80’ini oluşturan petrol kaynaklarının dörtte üçünü kaybetmiştir.” [26.12.2018 El Cezire] Bu yüzden insanların geçim sıkıntısı arttı... 19 Aralık 2018’de Sudan’ın kuzeyindeki Nil Nehri eyaletine bağlı Atbara kentinde patlak veren Sudan devrim kıvılcımı, zamanla Sudan’ın bütün kentlerine yayıldı. Halen devam ediyor, ateşi sönmüş değil. Tek bir talepleri var, o da rejimin devrilmesidir...

Dolayısıyla protestolar spontane olarak başladı. Daha sonra bazı güçler, gösterileri istismar etmek, çıkarlarını gerçekleştirmek ve yukarıda da belirttiğimiz gibi gösterileri gidişatından saptırmak için müdahil oldular.

8- Sonuç olarak diyoruz ki burada dikkate alınması ve derinlemesine incelenmesi gereken iki şey var:

Birincisi, önce Amerika, çıkarına hizmet etmeleri için ellerinden geleni yapmalarını ajanlarına telkin eder. El Beşir de elinden geleni yapmıştır. O derece ki yeminine bile ihanet ederek Güney Sudan’ı ayırmıştır... Şimdiye kadar Amerika, El Beşir’i desteklemeye devam etmiştir. Yukarıda açıkladığımız gibi El Beşir ve rejimiyle devam etmekte olan temasları bunun kanıtıdır... Fakat protestolar devam eder ve El Beşir de kısa zamanda protestoları zapturapt edemezse, bu durumda Amerika’nın gözünden düşecek ve dolayısıyla Amerikan çıkarlarına hizmet edemez hale gelecektir. O zaman büyük olasılıkla Amerika, El Beşir’i değiştirmek için uğraş verecektir. Bazı adamlarının hükümetten çekilip, Mirgani partisi başta olmak üzere muhalefet kervanına katılması, belki bu yönde yani alternatifin hazırlanması yönünde atılmış bir adım olabilir. Çünkü El Beşir’in değiştirilmesi, insanlarca kabul gören bir alternatifin olmasına gereksinim duyar. Amerika, ajanları karşısında bu yöntemi kullanıyor. Mübarek’e karşı bu yöntemi kullanmıştır. Mübarek, protestoları dizginleyemeyince, ABD görevi bırakmasını emretti. Ardından o da istifa etti. Yerine Tantavi ve askeri konsey geldi... Bu, Amerika’nın alışılageldik yöntemidir. Ajanına görevi bırakma emri vermeden önce alternatife muhtaçtır. Alternatif olgunlaşmadan önce değişim olması durumunda boğazına bir düğüm, yüreğine bir hançer olacak samimi ve sadık insanların iktidara gelmesinden tırsıyor. Ajanı Beşşar’ı şimdiye değin iktidarda tutması bu kapsamda değerlendirilir...

İkincisi, korkulan odur ki hayatını kaybeden ve yaralananların kanlarının, sokak ve kamu mallarına verilen zararların boşa gitmesi, sonunda protestoların bir ajanın başka bir ajanla değişimine yol açması, ülkedeki insan yapımı anayasanın yürürlükte kalması, canların ölmesi ve halkın bitkin düşmesidir... Biz bundan şiddetle sakındırıyoruz. Çünkü bugüne kadar devam eden protestolarda İslami talepler benimsenmemiştir. İslami hayatın yeniden başlatılması ve Raşidi Hilafetin kurulması için çalışan samimi ve sadık kişilerin liderliğinde Şeriat hükümlerinin uygulama sahasına konulması talep edilmemiştir... Dolayısıyla siyasal ve ekonomik kriz, öylece devam edecektir, hatta daha da kötüye gidecektir. Allah’ın sözü, apaçık bir gerçektir.

فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقَى * وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكاً “Kim Benim zikrimden yüz çevirirse, mutlaka onun için sıkıntılı bir geçim vardır. Ve kıyamet günü onu, kör olarak haşredeceğiz.” [Taha 124] Âlim ve Hâkim olan Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

فَاعْتَبِرُوا يَا أُولِي الْأَبْصَارِ  “Ey akıl sahipleri! İbret alın.” [Haşr 2]

H.27 Cumade’s Sânî 1440
M.04 Mart 2019                
Devamını oku...

Hafter Tarafından Libya’nın Güneyine Düzenlenen Operasyonun Boyutları

Soru Cevap

Hafter Tarafından Libya’nın Güneyine Düzenlenen Operasyonun Boyutları

Soru:

Libya’daki Amerikan kuklası Hafter, neden güçlerini Libya’nın güneyine yöneltti? Neden çabalarını Avrupa yanlısı Libya’nın batısında yoğunlaştırıp süreci lehine çözümlemedi? Nüfuz ve bütün ağırlık, güneyde değil, doğusu ve batısı ile ülkenin kuzeyindedir. Yoksa güneye operasyon düzenlenmesinin başka hedefleri mi var?

Cevap: Cevabın netliğe kavuşması için aşağıdaki hususlara bir göz atacağız:

Birincisi: Bingazi kentinin kontrolünü ele geçirmesiyle Amerikan ajanı Hafter, Libya’nın doğusunu kontrol eder hale geldi. 2018 yılının ortalarında Derna kentindeki çatışmadan zaferle çıkmasıyla Libya’nın doğusunda tamamen yönetimini perçinledi. Çatışmaların Petrol Hilal Bölgesi’ne sıçramasının ardından Hafter liderliğindeki Amerikan ajanları ile Trablus’taki Es Sirac liderliğindeki Avrupa ajanları arasındaki çatışmanın dozajı da artmış oldu. Hafter, Petrol Hilal Bölgesi’nde kontrolü sağladıktan sonra askeri gücü Es Sirac hükümetine baskın geldi. Ancak Amerikan ajanı Es Sisi destekli Hafter’in askeri gücü, Libya’nın batısını alabilmek için tamamen belirleyici olmayabilir. Avrupa ülkeleri onu Libya’nın batısından bizzat püskürtebilirler ve ayrıca bu bölge Avrupa yanlısı Cezayir’e yakın. Hafter’in, Cezayir ve müdahalesinden korktuğu açıklamalarında açıkça görülüyor. “Libya Dışişleri Bakanı Tahir Siyala Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Mareşal Halife Hafter’in “Cezayirlilere karşı savaş açma” şeklindeki açıklamalarının “sorumsuzca” olduğunu söyledi Hafter, Cezayir’in “Libya’daki güvenlik durumunu istismar ettiğini” ve “Cezayirli askerlerin Libya sınırını geçtiğini” söylemişti...” [10.09.2018 France 24]

İkincisi: Bir tarafta Libya’nın doğusu ile Petrol Hilali Bölgesi’nin kontrolünü ele geçiren Es Sisi’li Mısır ile Amerikan destekli Hafter var. Diğer tarafta Es Sirac hükümeti, coğrafi yakınlık gereği onu savunmaya hazır bir Cezayir ve arkasında duran Avrupalılar vakası var... Bu zıt iki vaka, Amerika’nın devasa desteği nedeniyle her ne kadar askeri denge Hafter’den yana kaymış olsa da, bir tür denge oluşturdu. Bu Amerikan desteği, Libya’daki çözüm vizyonuyla uyumludur. Yani Hafter’in pozisyonunun belirleyici ya da yarı belirleyici hale gelmesinden sonra müzakerelere başlanmasıyla orantılıdır. Ancak ne var ki siyasi ortam açısından dengeler hâlâ Es Sirac’tan yanadır. Avrupa nüfuzu, Es Sirac’ın başkent Trablus’u kontrolde tutmasının ve oradaki Avrupa yanlısı siyasi ortamın ağırlığını korumasının güvencesidir. Buna göre Hafter, ilerleme kaydedemez ve başkenti ele geçiremez. Es Sirac hükümetiyle ciddi müzakerelere başlayamaz çünkü taraflar eşit değil... Libya’da çatışan tarafların içerisinde bulunduğu bu iki açmaz, her iki tarafın da çözümleyemeyeceği bir durgunluk hali yarattı. Bu nedenle çatışmaların Libya’nın güneyine sıçraması, Hafter için bir çıkış yolu olabilir. Askeri kontrol alanını genişletip, Avrupa etkisinden daha güçlü bir Amerikan etkisi ile çözüme gidebilir. Öyle de oldu. “Libya Ulusal Ordusu sözcüsü düzenlediği basın toplantısında Çarşamba günü Mareşal Halife Hafter’e bağlı güçlerin, “İslam devletini”, yasadışı unsurları ve diğer silahlı grupları “temizlemek” amacıyla ülkenin güneyine geniş çaplı bir askeri operasyon başlattığını belirtti. [17.01.2019 France 24] “Terör ve yasadışı unsurlar” gerekçesiyle Amerika, yerel ve bölgesel pek çok amacına erişmek, nüfuzunu güçlendirmek, Avrupa ülkelerinin nüfuzunu kemirmek için ajanı Hafter’i Libya’nın güneyine yöneltti.

Üçüncüsü: Hafter tarafından Libya’nın güneyine düzenlenen operasyon dikkatlice incelendiğinde, hem kendisi hem de Amerikan nüfuzu için Libya’da çatışma düzeyinde iki hedefi gerçekleştirdiği, ayrıca Amerika için Avrupa ve Afrika’daki nüfuzuna karşı da iki hedefi gerçekleştirdiği görülür. Bunun detaylı açıklaması şöyledir:

Libya içinde çatışma düzeyindeki iki hedefe gelince:

A- Geniş bir alanı kontrol etmek. Hafter, Libya’nın güneyindeki bu geniş alanın kontrolünü ele geçirebilirse, bu, kendisine müzakerelerde üstünlük sağlayacaktır. Ayrıca Sabha ve diğer güney illeri gibi şehirlerin kontrolünü ele geçirmesi, Libya topraklarının en büyük bölümünü elinde bulunduran taraf olarak bu kendisine daha fazla “meşruiyet” kazandıracaktır. Bunun siyasi çözümler üzerinde etkileri olacaktır elbette. Güneyden Cezayir sınırına yaklaşması, onun için bir risk teşkil edebilir, ancak Cezayir’in cumhurbaşkanlığı seçimleriyle meşgul olması, onda bunu pekiştirme arzusu doğurabilir.

B- Libya ekonomisini kontrol etmek. Vur kaçtan sonra Hafter güçleri, 2018 yılının ortalarında Petrol Hilali Bölgesi’ndeki kontrollerini sağlamlaştırdılar. Petrol gelirlerini Trablus yerine Bingazi’deki Ulusal Petrol Kurumu şubesine aktardılar. Böylece bir yandan Es Sirac hükümeti, Petrol Hilal Bölgesi’nin petrolünden yoksun kalırken, diğer yandan Hafter, kendi yararına petrol ihracatına hazır hale geldi. Hafter’in petrol ihracatını önlemek için bundan sonra çatışmalar petrol limanlarına taşınacaktır. El Cedran milisleri, Sidra ve Ras Lanuf limanlarını kontrol ediyor. Trablus’taki Es Sirac hükümeti, petrol tesislerini korumak için (El Cedran’ı) meşru bir emir olarak görüyor, ancak bu, Es Sirac hükümeti için kanıtlanmış değil. “Sonrasında Libya ordusu güçleriyle şiddetli çatışmalar patlak verdi. Bundan sonra Libya Silahlı Kuvvetleri Genel Komutanlığı, 21 Haziran’da Ras Lanuf ve Sidra bölgesinin kontrolünü tamamen ele geçirdiklerini açıkladı...” [07.07.2018 sputniknews] Hafter, ihracat limanları dâhil Petrol Hilali Bölgesi’ni kontrol ediyor. O tarihten bu yana Es Sirac başkanlığındaki Ulusal Mutabakat Hükümeti, çabalarını Hafter güçlerinin kontrolündeki Petrol Hilali Bölgesi’nden ülkelerin Libya petrolü ithalatını engellemek üzerine yoğunlaşmıştır ve hâlâ da bu yönde çabaları devam ediyor. Bu yüzden Libya’nın petrol ihracatı önemli ölçüde azaldı. Es Sirac hükümeti, Merzuk Sahrası’ndan çıkarılan petrol ihracatını sürdürüyor. Şerare Petrol Sahası’ndan günlük 300 bin varil, Fil Petrol Sahası’ndan günlük 125 bin varil petrol ihraç ediyor... Pek sıcak olmayan çatışmaların güneye sıçramasıyla ve Hafter güçlerinin Sabha kenti yakınlarındaki Şerare Petrol Sahası’nı ele geçirmesiyle, “Doğu Libya Kuvvetleri Sözcüsü Pazartesi günü Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Silahlı kuvvetler, Şerare Petrol Sahası ve tüm ana tesislerinin kontrolünü çatışma olmadan barışçıl bir şekilde ele geçirdi ve şuan güvenliğini petrol sahası yönetimi ile koordineli olarak sağlıyor...” dedi. [11.02.2019 www.youm7.com] Bu, Hafter’in ekonomik gücüne katkıda bulunacaktır. Bir İspanyol şirketine ait olan ve günlük 400 bin varil üretim yapabilen bu büyük petrol sahası, Amerikan ajanı Hafter ile Trablus’taki Avrupa ajanları arasında büyük bir çatışma konusudur... Es Sirac hükümeti, bu gelişme yani Hafter’in bu petrol sahasının kontrolünü ele geçirmesi ve bunun, başta Fil Petrol Sahası olmak üzere güneyin en ücra köşesindeki petrol sahalarına kolayca erişim olanağı sağlaması nedeniyle ekonomik atardamarını kaybetmiş olacaktır. Hafter’in petrol ihracatını engellemek ve Trablus Petrol Kurumu aracılığıyla ihracatına zorlamak için Avrupa ülkelerinin şemsiyesine bağımlı kalacaktır. Ancak Hafter, kaynakların kontrolünü elinde tutmakla birlikte ihracatın, kontrolünde olmayan limanlar ve boru hatları aracılığıyla yapılması konusunu müzakerelere bırakabilir. Müzakerelerde ise finansal amacına erişmiş olacak ve böylece kendisine bağlı güçlerin kalbine para pompalayabilecektir…

2- Avrupa ve Afrika’daki nüfuzuna karşı ABD’nin iki hedefine gelince:

A- Afrika göçünün Avrupa’nın baş ağrısı olarak kalması... Avrupa karşısındaki bu ABD hedefi, Afrika göçünü durdurma gerekçesiyle Avrupa’nın Libya’da askeri üsler kurmasını önlemeyi amaçlıyor. Amerikan ajanı Hafter’in, Libya derinliğindeki askeri tesisleri, çoğu hava alanları ve pistleri kontrol etmesi, ister Libya’daki nüfuzları için olsun isterse Afrika’daki bölgesel amaçları için olsun, Avrupa ülkelerini buraların kullanımından yoksun bırakacaktır. Zira Avrupa ülkeleri, Avrupa’ya Afrika göçünü önleme bahanesiyle bu tesislerde bir dayanak noktası inşa etmek istiyor. Amerika ve ajanı Hafter ise böyle bir üssün kurulmasına karşı. “Emekli General Halife Hafter, Libya’nın güneyinde bazı bölgelerde askeri üs kurma gayreti içerisinde olan uluslararası güçleri uyardı. Hafter, tüm uluslararası güçlerle sıcak ilişkiler, paralel ve stratejik ortaklıklar kurma arzusundaki Genel Komutanlığın, bazı uluslararası güçlerin Libya’nın güneyinde askeri üs kurma isteği hakkında bilgisinin olduğunu söyledi... Libyalı kaynaklar, bir İtalyan güvenlik ve askeri heyetin, yasadışı göçü kontrol altına alma gerekçesiyle Avrupa finansörlüğünde İtalyan askeri ve sivil karakolu kurmak için Libya’nın güneybatısındaki Gat kentini ziyaret ettiğini belirtti... [29.06.2018 el-Cezire] Hafter’in güneydeki önemli bölgelerde kontrolü sağlaması, Avrupalıların Libya’nın güneyine yerleşmesine ve askeri üsler kurmasına engel olacaktır. “Libya Ordusu Genel Komutanlığına bağlı Hava Kuvvetleri Operasyon Odası, izin dışında güney bölgesindeki hava alanları ve pistlere kalkış ve inişlerin yasaklandığını açıkladı. Libya ordusu komutanlığının izni olmadan havalanan herhangi bir uçağın güney bölgelerine inişine karşı uyarıda bulundu...” [08.02.2019 www.youm7.com] Böylece Amerika’nın Hafter’i güneye yönlendirmesi, Avrupa’nın Libya’nın güneyindeki hareketliliğini kısıtlamış olacak ve Afrikalı göçmen sorunu, Avrupa’nın uykusunu kaçıran bir baş ağrısı olmaya devam edecektir.

B- Avrupa’nın Sahra Bölgesi’ndeki nüfuzuna karşı çalışmalar yapmak. Hafter’in Libya’nın güneyine düzenlediği operasyonun hedefleri, yukarıda belirtilen hedefler ile sınırlı değil. Amerika, Fransa’nın Sahra bölgesindeki nüfuzunu sarsmanın planını yapıyor hatta bölgesel hedefini doğrudan uygulamaya koydu bile... Trablus’taki merkezi hükümetin zafiyeti nedeniyle Libya’nın güneyinde bir boşluk oluştu. Bu boşluk, Libya’nın güneyinde Afrikalı silahlı muhalif grupların faaliyetlerine elverişli bir ortam yarattı. Bu yüzden Çad, Nijerya ve Sudan uyruklu muhalif gruplar türeyip serpildiler hatta Libya’daki iç güç denkleminin bir unsuru haline geldiler. Bunlar, küçümsenmeyecek kadar hatırı sayılır güçlerdir. “Fransızca yayınlanan Çad “Birlik” gazetesi, Çarşamba günü, yaklaşık 11 bin Çad uyruklu muhalif unsurların şu anda Libya’nın güneyinde konuşlandığını söyledi...” [04.04.2018 alwasat.ly] “Terörizm” bahanesi Amerika’nın bu gruplara müdahalesini meşrulaştırıyor ve ajanlarına da bu Amerikan kervanına katılma telkininde bulunuyor. Amerika Libya’ya müdahale yolunda açıkça ilerliyor. “Libyalı bir yetkili, ABD güçleri, Libya güçleriyle işbirliği yaparak Çarşamba günü Ubari kentinde El Kaide hedeflerine hava saldırısı düzenlediğini söyledi...” [14.01.2019 arabic.euronews.com] Hafter, “bölgeyi terörist ve silahlı gruplardan temizlemek için” Amerika’nın terör bahanesini kullanıyor.

Libya’nın güneyindeki silahlı gruplar, Çad uyruklu gruplardır. “Mareşal Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu, geçtiğimiz Ocak ayında ülkenin güneybatısında, Çad uyruklu muhalif silahlı gruplara karşı askeri operasyon başlattı... [12.02.2019 Russia Today] Libya Ulusal Ordusu tarafından yapılan kısa açıklamada, “Libya Hava Kuvvetlerine ait savaş uçaklarının güneyde üç Çad uyruklu çete ve müttefiklerini yerle bir ettikleri” kaydedildi. [08.02.2019 el-Arabiya]

C- Buradan Hafter’in, Libya’nın güneyine düzenlediği operasyonun bu grupları Libya’dan uzaklaştırmak için olduğu, yani Çad’da başka bir misyonda görev almak için Libya dışına ittiği gayet açık. Misyonları, Çad’daki Fransa nüfuzu için huzursuzluk yaratmaktır. Vakit kaybedilmeden hemen bu projenin uygulanmasına geçildiği anlaşılıyor. “Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, Salı günü yaptığı açıklamada, Fransız savaş uçaklarının geçen hafta Çad’ın Libya sınırına düzenlediği hava operasyonlarının Çad Cumhurbaşkanı İdris Debi’nin yazılı isteğiyle ülkedeki darbeyi önlemek için yapıldığını kaydetti. Le Drian, parlamentoda milletvekillerine hitaben yaptığı konuşmada “Libya’nın güneyinden gelen bir isyancı grup, N’Djamena’daki iktidarı ele geçirmek için saldırı başlattı. Cumhurbaşkanı Debi’nin yazılı isteğiyle darbeyi önlemek ve ülkesini korumak için müdahale ettik.” diye konuştu. [12.02.2019 Reuters] Amerikan ajanı Hafter’in Çad’a yönelik tehlikeleri gerçek olduğu için Fransa, ajanı İdris Debi’yi savunmak maksadıyla Çad’ın başkentine büyük bir askeri yığınak yapıyor. “Fransa, terörizmle mücadele gerekçesiyle Barkhane Operasyonu çerçevesinde Çad’ın başkenti N’Djamena’ya 4.500 asker konuşlandırıyor.” [Aynı kaynak]

D- Bütün bunlar gösteriyor ki Amerika, Avrupa’nın Es Sirac hükümetine verdiği destek nedeniyle ajanı Hafter’in Libya’nın güneyindeki bölgelerde durumu lehine belirleyememesine rağmen Libya’ya sızarak Fransa’nın Çad’daki nüfusunu sarsma aşamasına geçmiştir. Libya’nın güneyindeki İdris Debi muhaliflerinin Çad topraklarında ilerlemesi, ileride yaşanacak olanların habercisi olabilir. Yani Çad ve belki de Nijer’de Fransız nüfuzuna karşı özellikle de Fransız şirketlerinin bölgedeki uranyum madenleri üzerindeki hâkimiyetine karşı çatışmalar patlak verebilir.

Dördüncüsü: Özetle Hafter, özellikle Mısır vasıtasıyla Amerika’nın sağladığı büyük askeri destek sayesinde Libya’yı ikiye ayırarak, doğu yakası ve Libya ekonomisinin can damarı olan Petrol Hilali Bölgesi’nde kontrolü tamamen sağlamıştır. Şimdi Amerika, askeri ve ekonomik kontrolünü artırmak için Hafter’i güneye doğru yönlendiriyor. Dolayısıyla Amerika, Cezayir korkusu ve Avrupa’nın Es Sirac hükümetine verdiği büyük destek yüzünden Libya’nın batısındaki açmazın yarattığı durgunluk ışığında Hafter’i başka hedeflerini gerçekleştirmeye sevk ediyor. Bu hedefler ile Amerika, hem Avrupa ülkelerinin göç sorunundaki yorgunluğunu katmerleştirecek hem de başta Çad olmak üzere komşu ülkelerdeki Fransız nüfuzuna saldıracaktır…

İşte bunlar, Hafter’in Libya’nın güneyine düzenlediği operasyonun boyutlarıdır. Buradan kâfir ülkelerin çıkar ve nüfuzları için Libya’da bozgunculuk çıkardıkları anlaşılıyor. Bunun için Müslümanlar birbirleriyle savaşıyor. Kardeş katili olmanın ve ülkenin petrol kaynaklarını heder etmenin haramlığına Allah adına saygı göstermiyorlar. Müslümanlar, zafiyet göstermeden ciddi şekilde meseleye eğilip Allah’ın Şeriatı ve Hilafeti ikame etmedikçe, bu ajanları, arkalarındaki kâfir ülkeleri, İslam ülkesinde yaydıkları kötülüğü ortadan kaldıramayacaklardır. Hilafet, işleri yeniden rayına oturtacak ve kâfir devletlerin İslam ülkelerindeki emellerini korkunç bir kâbusa dönüştürecektir...

إِنَّ فِي هَذَا لَبَلَاغاً لِقَوْمٍ عَابِدِينَ

Şüphesiz bunda Allah’a kulluk eden bir toplum için yeterli bir mesaj vardır.” [Enbiya 106]

H.15 Cumade’s Sânî 1440
M.20 Şubat 2019

Devamını oku...

Amerika’nın Rusya İle Yaptığı Füze Anlaşmasından Çekilmesi

Soru Cevap

Amerika’nın Rusya İle Yaptığı Füze Anlaşmasından Çekilmesi

Soru:

Bu ayın başında ABD Dışişleri Bakanı, ABD ile Rusya arasında 1987’de imzalanan Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Antlaşması’ndan resmen çekildiklerini açıkladı. Amerika’nın antlaşmadan çekilmesinin boyutları nelerdir? Rusya, antlaşmayı gerçekten ihlal etti mi? Yoksa bu sadece Amerikan’ın antlaşmadan ayrılması için bir bahane mi? Rusya, eğer antlaşmayı ihlal etmemişse, Amerika’nın antlaşmadan ayrılmasının hedefleri nelerdir ve neden çekildi? Allah mükâfatınızı artırsın.

Cevap:

Cevabın açıklığa kavuşması için aşağıdaki hususlara bir göz atacağız:

Birincisi: Evet “ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Cuma günü, ABD’nin Rusya ile 1987’de imzalanan Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Antlaşması (INF) kapsamındaki yükümlülüklerini askıya aldığını açıkladı. Pompeo, açıklamasında, “Rusya ve diğer anlaşma taraflarına, ABD’nin altı ay içinde yürürlükte olan INF anlaşmasından çekildiğine dair resmi bir bildirimde bulunacağız.” dedi. Ve “Ülkesinin anlaşmadan doğan yükümlülükleri yerine getirmeyi Cumartesi günü itibariyle askıya alacağını” söyledi. Pompeo, “Rusya’nın anlaşmayı ihlal etmeyi sürdürmesi durumunda anlaşmanın sona ereceğini” belirtti. [01.02.2019 Arabi 21] Amerika’nın böyle bir açıklama yapması zaten bekleniyordu. Aylardır ABD, Rusya’nın INF anlaşmasına bağlılığı ile ilgili kuşkuları olduğu yönünde açıklamalar yapıyordu. “Trump, ABD’nin “kendisi yapamazken, Rusya’nın gidip silahlarla oynamasına” izin vermeyeceklerini söyledi ...” [21.10.2018 BBC] Rusya, Trump yönetiminin bu adımı karşısında dehşete düştü. “Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov, “ABD’nin anlaşmadan çekilmesinin “çok tehlikeli bir adım” olacağını söyledi. Ryabkov, Rus TASS haber ajansına yaptığı değerlendirmede, “Stratejik istikrarın korunması için, uluslararası güvenlik ve nükleer silahlar alanında güvenlik için önemli bir konuda Rusya’nın taviz vermesi için şantaj yöntemleri ile devam eden girişimleri kınıyoruz.” diye konuştu. [21.10.2018 BBC] ABD anlaşmadan çekildiğini resmen açıkladıktan sonra Rusya da benzer bir adım atarak yanıt verdi. “Lavrov, Aşkabat’ta düzenlenen basın toplantısında, “Devlet Başkanı Putin tavrımızı ortaya koydu: Aynı şekilde karşılık vereceğiz. ABD anlaşmayı durdurdu. Biz de aynısını yaptık. Dolayısıyla 6 aylık süre dolduğunda, ABD’nin anlaşmadan çekilmeye yönelik resmi notası sonuçları çerçevesinde, INF görevini yitirecek” ifadelerini kullandı. [06.02.2019 Russia Today] Daha altı aylık süre dolmadan önce anlaşmadan resmen çekilme sürecini başlatan ABD, anlaşma uyarınca yasak olan füze araştırma ve programlarına başlayacağını duyurdu...

İkincisi: ABD’nin anlaşmadan çekilmek için ileri sürdüğü bahaneye gelince, ABD, Rusya’nın “9M729” tipi seyir füzelerini üreterek anlaşmayı ihlal ettiğini açıkladı. Bu iddia asılsız ve olanaksızdır. Çünkü Rusya, füzesinin menzilinin 480 kilometre olduğunu duyurdu. Yani yürürlükteki anlaşma kapsamında yasaklanan 500 kilometrelik menzilden düşüktür. Anlaşma, menzili 500 ile 5 bin 500 kilometre arasında olan karadan havaya orta menzilli füzelerin yasaklanmasını öngörüyor. Rusya’nın kısa ve orta menzilli füzeleri, doğrudan ABD toprakları için bir tehdit değildir. Etrafı pek çok düşmanla çevrili olan Sovyetler Birliği, özellikle Batı Avrupa’yı vurabilecek bu füzelerden çok sayıda üretmişti. 1980’lerin başında ABD, Batı Avrupa’ya Pershing ve Cruise füzeleri yerleştirdiğinde, Sovyetler Birliği de SS-20 orta menzilli füzeler yerleştirerek karşılık vermişti. 1980’lerde Amerika ile Sovyetler Birliği arasında olası nükleer savaşın arenası Avrupa idi. Bu yüzden paniğe kapılan Avrupa, orta menzilli füze anlaşması imzalanması için bastırmıştı.

Üçüncüsü: O zamanki Amerikan hamlesi incelendiğinde, Amerikan politikasının ciddiyeti anlaşılabilir. Bir yandan Amerika, Batı Avrupa ile ABD arasındaki güvenlik bağını sıkılaştırmış ve Avrupa kıtasının kaderini Washington’a bağımlı hale getirmişti. Öte yandan Amerika, Gorbaçov’un 1980’lerin başlarından bu yana silahsızlanma konusundaki kararlı adımlarını görmüştü. İki ülke arasındaki silahsızlanma müzakereleri olgunlaşıp bir anlaşmaya varıldığında, Amerika anlaşmayı kısa ve orta menzilli füzelerle sınırlandırmıştı. Böylece en büyük zararı Sovyetler Birliği görmüştü. Sovyetler Birliği, büyük paralar harcayarak ürettiği 1800 nükleer füzesini imha ederken, Amerika sadece 800 füzesini imha etmişti. Yani Moskova’nın imha ettiklerinin yarısından bile azdı. “1991 yılının Mayıs ayına gelindiğinde taraflar, yürürlükteki anlaşma nedeniyle 2.600’den fazla füzenin imha edildiğini açıkladılar. Rusya, yaklaşık 1.800 füze imha etmişti... [02.02.2019 El Cezire.net] Başka bir deyişle, Füzelerin İmha Edilmesine İlişkin Anlaşma 1991 yılında sona ermişti. Ancak anlaşmaya bağlılık yani benzeri nükleer füze üretimi yasağı devam etmişti...

Dördüncüsü: Trump ve öncesinde de kısmen Obama yönetiminin uyguladığı Amerikan stratejisi irdelendiğinde, küresel gelişmelerin Washington’u bütün politikalarını yeniden gözden geçirmeye ittiği anlaşılabilir... Amerikan stratejisinin çözümlemeyi hedeflediği köklü konular şunlar:

1- Amerikan ekonomisi: Amerika, küresel üstünlüğünün dinamiklerinden biri olarak görülen ekonomisinin global yönden bitap düştüğünü gördü... Buna karşın Amerika tarafından sağlanan güvenlik şemsiyesinden dolayı yeterince güvenlik harcamasında bulunmayan Avrupa’nın ekonomik yönden güçlendiği görüldü... Diğer yandan önem açısından Avrupa’dan geri kalmayan Çin, çok hızlı bir yükseliş sergiledi. Yirmi yıl içinde birinci sınıf bir ekonomi inşa etti. Dünya Bankası gibi Amerika’nın kurduğu uluslararası kurumların itibarını zedeleyecek finans kurumları kurdu, Asya Kalkınma Bankası gibi... Bu gerçekler ve küresel ekonomik dalgalanmalar, Amerika’yı küresel hegemonyasının temel taşı olarak kabul edilen ekonomik geleceğinden kuşku duymaya itti. Bu yüzden askeri üstünlüğüne odaklandı. Yani rekabet halindeki ülkelerin kalbine korku salmak için nükleer füze sopasını gösterdi. Trump döneminde artık Amerika, amaçları gizleme gereği duymuyor. ABD Başkanı, “Milletin aklı başına gelene dek, ABD, nükleer silah geliştirip cephaneliğini güçlendirmeye devam edecek.” dedi.

2- Amerikan Avrupa sürtüşmesi: Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Avrupa kıtasını Rusya, Çin ve hatta ABD’ye karşı savunmak için gerçek bir Avrupa ordusu kurulması çağrısında bulundu. Trump, Avrupa’nın güvenliğini koruyan, korumak için harcamalar yapan Amerika’yı Avrupa’nın nasıl güvenlik tehdidi olarak görebildiği konusunda şaşkınlığını dile getirdi... Ayrıca Avrupa, iklim anlaşması, ABD’nin Irak savaşı, Arap, İslami ve Afrika ülkelerinde yorucu nüfuz mücadeleleri gibi birçok konuda Amerika ile ayrı düşüyor, hatta büyük oranda Çin’le işbirliği yapıyor... Bütün bunlar nedeniyle Amerika, Rusya’nın yeniden Avrupa için bir tehdit teşkil etmesini istiyor. Rusya ile yaptığı antlaşmadan çekildiği takdirde Rusya, füze üretimine start vermek zorunda kalacak ve Rusya’nın nükleer tehdit ağırlığı, komşusu Avrupa üzerine yeniden çullanacaktır. Oysa antlaşma, Avrupa topraklarında nükleer rekabet konusunda bir moratoryum mesabesindeydi. Örneğin Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, “Reuters’e yaptığı açıklamada, “Anlaşma 30 yıldır Avrupa’nın güvenlik yapısının önemli bir ayağı oldu” ifadesini kullanmıştı. [21.10.2019 sputniknews] Alman haber ajansı DPA’ya konuşan Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, ABD’nin yeni orta menzilli füzelerinin Almanya veya Avrupa’nın herhangi bir yerine yerleştirilmemesi gerektiğini belirterek, ‘‘Yeni orta menzilli füzelerin Avrupa’da konuşlandırılması için girişimler, Almanya’nın direnciyle karşılaşacak.’’ dedi. [28.12.2018 al-vefagh.com]

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise, Fransızca yayım yapan French radio Europe 1’e verdiği röportajda, “ABD’nin Rusya ile 1987’de yaptığı orta ve kısa menzilli balistik ve kruz füzelerin kaldırılması anlaşmasından çekilmesinin Avrupa’nın güvenliğini tehlikeye sokacağını belirterek, “ABD Başkanı Trump’ın birkaç hafta önce silahsızlanma anlaşmasından çekileceğini gördüğüm zaman burada kurban kim olacak? Avrupa ve onun güvenliği. Ben abartmıyorum” dedi. [06.11.2018 www.youm7.com]

3- Rus politikası ve Amerika’nın baskısı: Trump yönetimi, göreve geldikten sonra neredeyse her ay Rusya üzerindeki baskısını arttı. Yaptırımlar uygulamak, NATO’nun askeri yapısını Rus sınırlarına dayamak, yeni ülkeleri (Makedonya) NATO üyesi yapmak, Rusya’yı Suriye’de açmaza düşürmek, açmazından çıkışını alttan almak, doğu sınırında (Güney Kore) Bölge Yüksek İrtifa Hava Savunması (THAAD) sisteminin kurulumunu tamamlamak,  Japonya’nın Kuril Adaları’ndaki hak iddialarını yeniden diriltmek ve Rusya-Japonya ilişkilerini krize sokmak gibi. Bu Amerikan baskıları kesinlikle bitmeyecektir... Rusya karşısında Amerika’yı cesaretlendiren husus, Rusya’nın Suriye’de isteğine yanıt vermesidir. Onun için Amerika, Rusya’nın ABD’ye verdiği küresel hizmetlerini Çin Okyanusu’na taşımak istiyor. Rusya, bu politikanın farkında. Rus Dışişleri Bakanı bunu açıkça dile getirdi. “Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov “Rusya’nın ABD’nin çıkarlarına hizmet edecek bir araç gibi kullanılmak istendiğini belirterek, “Moskova ile Washington arasındaki ilişkilerdeki sorunun, ABD’nin Rusya’yı nesne olarak görmesi olduğunu” ifade etti. Lavrov, “Avrupa’da disiplin sağlamak ve Avrupa Atlantik bağını güçlendirmek için bizi şeytanlaştırıyorlar. Ya da sözgelimi Rusya’yı Çin’e karşı kendi çıkarları için nasıl kullanabileceklerini ciddi ciddi konuşuyorlar” dedi. Ve “Rusya’nın ABD’nin çıkarlarına hizmet edecek bir araç gibi kullanılmak istendiğini belirtti.” [24.12.2018 Russia Today] Amerika, çıkarlarına hizmet etmek üzere Rusya’yı Suriye’de açmaza soktuktan sonra Çin’e karşı sürüklenmek için Rusya büyük baskılara maruz kalıyor. Bu, Rus trendine karşı yeni Amerikan politikasının kalın çizgisidir... ABD’nin, Rusya ile yaptığı orta ve kısa menzilli füzeler antlaşmasından çekilmesi, bir yandan Rusya üzerindeki tazyiki artırırken, diğer yandan Rusya ile Çin arasındaki ilişkilerde gerginlik yaratmayı amaçlıyor. Rusya üzerindeki baskıların artmasına gelince, onu yeni bir silahlanma yarışına itecektir. Ekonomisi bunu kaldırabilecek güçte değildir. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov, “ABD ile silahlanma yarışına girmek istemiyoruz. Amerika bizi silahlanma yarışına çekmeye çalışıyor” dedi. [07.02.2019 RT Arabic] Çin’le ilişkilerde gerilim yaratmaya gelince, Amerika’nın Rusya’yı orta ve kısa menzilli stratejik silahlanma yarışına girmeye mecbur bırakması, Çin’de büyük endişe yaratacaktır. Zira Çin topraklarının tamamı, 1991 yılında Rusya’nın sonlandırdığı bu füzelerin menzili dâhilindedir. Dolayısıyla bu durum, Çin ile Rusya arasında gerginlik yaratacaktır.

4- Çin’in büyük yükselişi ve Amerika’nın bu yükselişle mücadele gereksinimi:İkinci Obama döneminden beri uygulanmakta olan yeni ABD stratejisine göre Çin, ABD’nin öncelikleri arasındadır. Bu önceliği tırmandıran Trump, Çin’in yükselişini durdurmak için Çin’le ticaret savaşı başlattı. Özellikle Çin’in devasa ekonomik gücü, nükleer silah yeterliliğine sahip güçlü bir ordu kurmasına olanak tanıyor. Bu nükleer silah geliştirilebilir ve Amerikan gücü ve hegemonyasına giderek daha fazla risk teşkil edebilir. Çin’in askeri bütçesi 228 milyar dolardır. Bu, dört ülkenin (Rusya, İngiltere, Fransa, Almanya) toplam askeri bütçesinden daha fazladır. Amerika, Çin’in bazı askeri programlarını gizli tuttuğunu ihtimal dışı görmüyor. Zira Çin ekonomisi, fazla askeri harcama yapmasına imkân veriyor. Bu bir açıdan böyledir... Diğer açıdan iki ekonominin güç yakınsaması nedeniyle Çin ile ekonomik savaş altında ezilen Amerika, Çin’in ekonomik büyümesini engellemek için çabalarını, Çin’e oranla mutlak üstünlüğü sahip olduğu askeri platforma taşımak istiyor. Bu yüzden Amerika, kısıtlamalardan (Rusya ile füze anlaşması) kurtulmaya çalışıyor. Bu kısıtlamalar, Güney Kore, Japonya ve Çin’e komşu diğer ülkelere konuşlandırabileceği orta ve kısa menzilli nükleer silahlar ile Çin’i çevrelemesini engelliyor. Başka bir deyişle silahlanma yarışı ile Çin’in ekonomik gücünü bölmek istiyor. Çünkü Çin, ABD’nin Çin Okyanusu’ndaki olası adımlarına misilleme yapmak için daha fazla orta ve kısa menzilli füzeler üretmeye koyulacaktır. Hem de Amerika’nın yalnızca kendi ekonomik kapasitesini değil, aynı zamanda Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerin enerjilerini de Uzak Doğu’daki silahlanma yarışında kullandığı bir anda.

Beşincisi: Özetle Rusya ile yapılan füze anlaşmasından çekilmesi ile ABD’nin uzun vadede şu hedefleri gerçekleştirmeyi amaçladığı açıkça görülür:

1- Ekonomisinin gerilemesi, özellikle Çin ekonomisinin büyümesi ve ABD ekonomisiyle rekabet etmesi ile hegemonyasının önemli bir enstrümanı olarak ekonomik etkinliğinin zayıflaması, ayrıca Avrupa ile rekabeti nedeniyle Amerika, mutlak rekabetsiz olduğu stratejik askeri kapasitesini bariz bir şekilde artırmaya, Avrupa’daki ve keza Rusya ve Çin’e karşı küresel hegemonyasını perçinlemeye karar verdi.

2- Avrupa’nın giderek özgürleşmesi, birçok uluslararası konuda politik olarak ABD’ye diklenmesi nedeniyle Amerika, Rus tehdidini yeniden diriltme kararı aldı. Ki Sovyet döneminde olduğu gibi yeniden Rus tehdidi, Avrupa’nın kalbine çullansın. Rusya ile yeniden silahlanma yarışı başlattı ki Avrupa ülkeleri Rusya’dan korumak için ABD’nin nükleer şemsiyesine sığınmaya mecbur kalsın, dolayısıyla askeri harcamalarını artırsın, ABD’nin liderliği altında kalma güvencesi vermek gibi Washington’un yeni şartlarını kabul etsin.

3- Rusya üzerindeki baskıyı arttırmak, Rusya’nın güç yetiremeyeceği yeni bir silahlanma yarışı ile stratejik pozisyonunu tehdit etmek, Rusya’yı Çin’in hoşuna gitmeyeceği bir tutuma itmek ve böylece iki ülke arasında uzaklaşmaya neden olmak. Washington’un antlaşmadan ayrılmasının getirdiği yeni stratejik duruma bağlı olarak Rusya’nın önünde her biri diğerinden daha acı iki seçenek var. Ya stratejik yeteneklerinin sınırlılığını gösteren ölü bir silahlanma yarışına girecek ve böylece stratejik kapasite açısından Fransa ve İngiltere’nin pozisyonuna yakın bir konuma düşecektir. Ya da prestijini koruyabilmek için Amerikan baskılarına boyun eğecek ve böylece tamamen ABD kararına bağlı küresel ihtişamını sürdürecek, bunun karşılığında Çin Okyanusu’nda ABD hedeflerine hizmet etmek için Amerika ile birlikte hareket etmek zorunda kalacaktır.

4- Amerika’nın Rusya ile yaptığı antlaşmadan çekilme hedefleri arasında belki birinci sırada Çin gelir. Amerika, Çin’in askeri potansiyelini kontrol etmek istiyor ve Çin’in askeri yetenekleri sürpriziyle karşılaşmak istemiyor. Tıpkı hızlı büyüyen Çin ekonomisi sürpriziyle karşılaşmış olduğu gibi… Amerika, sanki bu kabiliyetleri kendi gözetimi ve denetiminde gelişmesini sağlayan ya da Çin’i Uzak Doğu’da stratejik bir silahlanma yarışına sokan anlaşmalarla kontrol etmek istiyor. Amerikan üstünlüğündeki bu yarış, Çin ekonomisinin dayanıklılığını kırmanın güçlü bir enstrümanı olacak ve dolayısıyla onu çöküş trendine doğru itecektir.

Altıncısı: Sonuç olarak Müslümanların bu uluslararası çatışma arenasından uzak kalmaları yürekleri sızlatıyor. Onlar, bu çatışmanın ne neferi ne de kervanıdır! Dahası İslam ülkelerindeki şerli yöneticiler, İslam yıldızının doğuşunu önlemek için özelde Amerika genelde Batıya çok daha duyarlı hale gelmişlerdir... Ancak İslam ümmetinde görülen ve gittikçe artan İslami canlılık, laik yöneticilerin programlarını reddediş ve laik yöneticiler karşıtı gösteriler, ceberut çağının artık fazla uzun ömrü kalmadığını gösterir. Dolayısıyla Allah’ın izniyle bu çağı samimi çalışanlar eliyle Raşidi Hilafet izleyecektir. Böylece Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesi gerçekleşecektir.

ثُمَّ تَكُونُ مُلْكاً جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ ثُمَّ سَكَتَ “Daha sonra ceberut bir saltanat olacaktır. O da Allah’ın dilediği kadar devam edecektir. Ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldıracaktır. Sonra, Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır. Sonra sustu.” Ardından dünya yeniden Hilafet ışığıyla aydınlanacak, sömürgeci kâfirler kötülükleriyle yurtlarına geri dönecekler, İslam ümmeti tekrar dünyanın lideri olacak, şer ve şer ehlinden uzak dünyaya liderlik edecektir.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ “O gün Allah’ın zafer vermesiyle müminler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” [Rum 4-6]

H.07 Cumade’s Sânî 1440
M.12 Şubat 2019

Devamını oku...

ABD-Taliban Görüşmeleri

Soru Cevap

ABD-Taliban Görüşmeleri

Soru:

Afgan Talibanı kaynakları, Doha’da ABD’nin Afganistan Özel Temsilcisi Zalmay Halilzad ile altı günlük görüşmelerde önemli ilerleme kaydedildiğini ve ABD’nin anlaşmanın tamamlanmasının ardından 18 ay içinde askerlerini çekeceğini söyledi. Yapılan bazı açıklamalara göre ise Doha anlaşması hâlâ taslak halindedir ve şuana dek hiçbir bağlayıcılık özelliği yoktur. 27 Ocak 2019’da Reuters, ikinci tur görüşmelerin 25 Şubat 2019’da yapılacağını söyledi... Ancak asıl soru şudur: Uzun yıllar süren cihattan sonra Taliban, Amerika’nın tuzağına düştü mü? Bu nasıl oldu? İşler nereye gidiyor? Allah mükâfatınızı artırsın.

Cevap:

İlk önce 16 Ağustos 2017’de yayınlanan (ABD’nin Afganistan Stratejisi) başlıklı soru cevapta geçenleri hatırlatmakta fayda olacağını düşünüyorum. Soru cevapta, ABD ve NATO müttefiklerinin, Afganistan’da askeri zafer elde edemediklerini, Afganistan bölgelerinin çoğunda kontrolün bilfiil Taliban’da olduğunu belirtmiş, ajan Afgan hükümetinin, bu Amerikan savaşını yürütmekten aciz kaldığını, başkent ve diğer bazı bölgeleri zorla kontrol ettiğini söylemiştik. Ayrıca ABD-Trump’ın Afganistan politikasını gözden geçirdiğini kaydetmiştik: “Bu gözden geçirme Afganistan arenasını serinletme, ABD varlığını askeri üslerle sınırlama, bu üsleri tehlike anında kullanma ve misyonlarını sanki “IŞİD” karşıtıymış gibi gösterme yönünde seyredecektir... Amerika, Taliban’ın ayartılmasını kolaylaştırmak için Pakistan’ın rolünü yeniden aktif hale getirecektir. Bu rol gereği Pakistan Silahlı Kuvvetleri Komutanı, Kabil’deki kukla hükümet ile masaya oturması, pazarlığa tutuşması, Afganistan’daki Amerikan politik sistemine katılımını sağlamak için Taliban’a karşı fazla yumuşak ve sempatik davranabilir... Amerika, Afganistan’daki seçeneklerinin giderek tükendiğini ve Hindistan seçeneğinin de iflas ettiğini fark etmesinin ardından Afganistan’daki kukla Amerikan yönetimine entegre etme umuduyla Taliban ile müzakere yoluna başvurdu. Taliban liderlerini müzakereye sürüklemek için de Pakistan yönetimindeki ajanlarını kullandı... Ancak bütün bu girişimler fiyaskoyla sonuçlandı. Hem politik hem de askeri açıdan Amerika, Afganistan konusunda hiçbir başarı elde edemedi...” Fakat Amerika, bölgedeki ajanlarına dayanarak başarıya ulaşmaktan hiçbir zaman ümidini kesmemiştir. Zira Afganistan’daki askeri ve mali kaybı uykularını kaçırmaktadır... ABD’nin Afganistan krizi gözden geçirildiğinde şunlar görülür:

Birincisi: Amerika, büyük bir borç içerisindedir. Bu borç, 2008’de krize maruz kalan ve etkilerini hâlâ sürdüren ekonomisini tehdit ediyor. Amerika, Ortadoğu’daki yani İslam ülkelerindeki savaşlara yedi trilyon dolar harcadığını, ama Başkan Trump’ın da dediği gibi hiçbir şey elde edemediğini düşünüyor. Trump, 22 Ocak 2017 tarihinde Twitter hesabından attığı tweette “Ortadoğu’da aptalca 7 trilyon dolar harcadıktan sonra şimdi kendi ülkemize yatırım yapma zamanı” diye yazdı. BBC’nin, 9 Ocak 2016 tarihinde Amerikalı Forbes dergisinden aktardığına göre “Afganistan savaşı, şuana dek Amerika’ya bir trilyon 70 milyar dolara, 2400’ün üzerinde askeri kayba, on binlerce yaralı, kalıcı deformasyon ve sakatlıklara mal olmuştur. Bu büyük insan ve finans kaybına rağmen Amerika, Taliban hareketini yok edemedi.”

İkincisi: Amerika, Taliban’ı askeri olarak yok edemeyince, hezimete uğradığını göstermeksizin Afgan savaşından kurtulmanın tek seçeneğinin Taliban ile müzakereye tutuşmak olduğunu gördü... Bu seçenek, Amerika’nın halen Afganistan’da yürürlükteki stratejisidir. ABD Dışişleri Bakanlığı, belirli bir misyonu yerine getirmek üzere Zalmay Halilzad’ı ABD’nin Afganistan Özel Temsilcisi olarak atadı. Bu bile bu seçeneğin ABD için hayati öneme sahip olduğunu teyit eder. “ABD Dışişleri Bakanlığı, yaptığı önceki bir açıklamada, Halilzad’ın misyonunu şöyle özetledi: Taliban’ı müzakere masasına oturtmak amacıyla ABD çabalarını koordine etmek ve yönetmek...” [12.01.2019 Anadolu Ajansı] Bu nedenle Amerika, Taliban’ı müzakere masasına oturtmak ve bunun için baskı yapmak seçeneği üzerinden yürüdü. Amerikan’ın, Afgan savaşından kurtulma vizyonu, yeni değil. İlk başta Amerika, Taliban ile rejim arasında müzakere hattı kurma faaliyetleri yürüttü, ancak bu girişimler fiyaskoyla sonuçlandı... Böylece ABD’nin, Taliban ile Afgan rejimi arasında arzuladığı müzakereler, kukla hükümet olduğunu gerekçesiyle Taliban tarafından reddedildikten sonra ABD ile müzakere safhasına geçildi... Ardından Taliban, Afgan rejiminin kurucusu Amerika ile müzakere masasına oturmaya karar verdi!

Üçüncüsü: Şunun belirtilmesi ve bilinmesinde fayda vardır; ABD, Taliban’ı barışçıl müzakerelere ikna etmek için habis yollarla gerekli ortam ve atmosferi hazırladı. Ortamı hazırlamak için hem ajanları hem de ajanları dışındaki yöneticiler aracılığıyla Afganistan ve bölgede bazı eylemlerde bulundu:

1- ABD, Taliban liderlerine özellikle de müzakere karşıtlarına karşı hava saldırıları düzenledi. ABD’li yetkililer, Amerika’nın dün Cumartesi günü Afgan Talibanı lideri Ahtar Mansur’a karşı insansız hava aracı ile saldırı düzenlediğini söyledi... ABD Savunma Bakanlığı Pentagon, Ahtar Mansur’u “Afgan hükümeti ile Taliban arasında barış ve uzlaşıyı engelleyen biri” olarak nitelendirdi. [22.05.2016 Dünya El Vatan] Yani Ahtar Mansur, Obama yönetimi sırasında müzakereleri reddetmesinden ötürü hedef alındı. Amerika, Trump yönetimi sırasında da hava saldırılarını sürdürdü. NATO “kesin destek” misyonu tarafından Çarşamba akşamı yapılan basın açıklamasında, “22 Temmuz’da ABD tarafından Kapisa vilayetine bağlı Tagab ilçesindeki Afgan özel güvenlik kuvvetlerini desteklemek amacıyla düzenlenen hava saldırısında iki Taliban komutanı öldürüldü.” [25.07.2018 sputniknews] Bu olaydan hemen sonra başka bir Taliban lideri daha öldürüldü. “Afganistan’daki ABD güçleri sözcüsü Albay Dave Butler, “Dün ABD’nin düzenlediği hava saldırısı sonucu Taliban lideri Molla Manan’ın öldüğünü doğrulayabiliriz. Siyasi bir çözüme doğru ilerliyoruz” dedi. [02.12.2018 CNN Arabic]

2-İran, Taliban’a elini uzattı. Bunun üzerine Taliban, İran’ın “Amerikan karşıtı bir devlet” olduğu düşüncesiyle güvende olduğunu sandı. Bu yüzden bazı liderleri İran’a sığındı. İran’dan dönerken sınırda büyük olasılıkla Amerikan-İran koordinasyonunda suikasta uğrayan Molla Ahtar Mansur olayından ders çıkarmamış olmalı ki İran’a güvenmeye devam etti... İran, Taliban’ı Amerikan siyasi çözümüne doğru itti. “İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Taliban temsilcilerinin pazar günü başkent Tahran’da İran Dışişleri Bakan Yardımcısı ile kapsamlı müzakereler yaptıklarını açıkladı. İran, Afganistan’da etkin olmaya başlayan diğer İslami grupların önünü kesmeye çalışıyor. Görüşmenin Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin bilgisi dâhilinde gerçekleştirildiğini belirten bakanlık sözcüsü, görüşmelerin Taliban ile Afgan hükümeti arasındaki müzakerelerin ana hatlarını belirlemeyi amaçladığını belirtti... [31.12.2018 euronews]

3- Katar, Doha’da bir Taliban ofisi açtı. Taliban, Katar’ın tanımasının kendisini güçlendireceğini düşünürken, Katar, Taliban’la müzakereler için ABD ile koordinasyon içerisinde bu ofisin açıldığını belirtti. Katar, ambargo ülkeleri ile yaşanan kriz sırasında “Eski CIA direktörü David Petraeus’un yaptığı açıklamaların yeterli olduğunu söyledi. Petraeus, Doha’da Taliban ile Hamas arasında gerçekleşen görüşmenin, ABD hükümetinin isteği doğrultusunda gerçekleştiğini kaydetti. Aslında bu, Katar’ın gizleyecek hiçbir şey yapmadığını kanıtlar. Bu herkesin arkasından değil bilgisi dâhilinde olmuştur... Ayrıca Hamas ve Taliban, Filistin ve Taliban sorununa bir çıkış yolu bulmak için ABD’nin talebiyle Doha’da bulunmaktadır.” [04.07.2017 www.al-sharq.com] Katar, Taliban’a yanında olduğu, desteklediği ve tanıdığı zannını verdi. Taliban da bu tuzağa düştü... “Abluka” ülkelerinin Katar’a yönelik açıklamaları şiddetlenince ve Trump yönetimine yalvarmaya, rejimini korumak için para ödemeye başlayınca, İngiliz ajanı Katar, Trump yönetiminin Suudi tehlikesini hafifletmesi umuduyla Taliban’ı müzakere masasına oturtarak Amerika’ya şirin görünme yaklaşımını yoğunlaştırdı... Böylece Amerika, Taliban’ı barış müzakerelerine ikna etme mevzusu ve hizmetini, Körfez’deki rakip devletçikler arasında rekabet konusu haline getirdi. BAE, müzakereleri Abu Dabi’ye, Suudi Arabistan Cidde’ye taşımak için Katar’la rekabet içerisine girdiler... Ayrıca Reuters, müzakerelerde yer alan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir Taliban komutanından “Aslında Suudi Arabistan ile Katar arasında yaşanan anlaşmazlık, barış sürecini tamamen mahvetmiştir. ... Suudiler ateşkes ilan etmek için gereksiz yere baskı yapıyorlar.” dediğini aktardı. [14.01.2019 sputniknews] Bu şiddetli çelişki ve anlaşmazlık nedeniyle Taliban, çelişki gibi görünen ama aslında aynı doğrultuda ilerleyen, ABD ile müzakereler yönünde ilerleyen üç Körfez ülkesinin pençesi arasında kaldı. Suudi Arabistan’daki Amerikan ajanları ile Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar’daki İngiliz ajanları, ABD’ye hizmet ve rızasına nail olmada aralarında kıyasıya rekabet ettiler. Fakat bu batıl rekabet sırasında Taliban temposu tutan bu ülkeler, Amerikan müzakereleri ve siyasi çözüm için mutabakata vardılar. İngiltere, rejimi savunan Katar’ın bu yaklaşımına karşı çıkmıyor. BAE’yi ise başka amaçlar uğruna Amerikan ajanları ile ön cepheye koydu.

4- Taliban konusunda mihenk taşı pozisyonundaki Pakistan’a gelince, Taliban’dan ve Pakistan ordusunun Pakistan Talibanı’na karşı başlattığı şiddetli çatışmalardan vazgeçti. Taliban ile atmosferi yumuşattı ve temaslarını arttırdı. 25 Temmuz 2018’de İmran Han, Pakistan Başbakanı olunca Taliban’a yakınlık gösteren açıklamalar yaptı. Taliban’ın ona güvenmesi nedeniyle koşullar daha da hazır geldi. ABD müzakerelerine düşürmek için bunun kurulan bir tuzak olduğunu fark edemedi... Öyle de oldu, Taliban tuzağa düştü ya da “kendisini düşürdü”. Böylece aynı delikten, ABD politikasını uygulayan Pakistan hükümetinin deliğinden iki kez ısırılmış oldu. Afganistan’da yönetime gelmesi için 1996 yılında Taliban’ı destekleyen Pakistan, 2001 yılında ve sonrasında oğul Bush’un gerçekleştirdiği saldırılar karşısında Taliban’ı tek başına bıraktı, hatta Pakistan içinde Taliban’ın peşine düşerek ABD saldırılarına ortak oldu... Amerika, Taliban’ı ortadan kaldıramayınca, müzakerelere dönme kararı aldı. Çünkü müzakereler, Amerikan çözümü ve Pakistan’daki nüfuzunu korumanın yegâne seçeneğidir. Bunun üzerine İslamabad da yeni Amerikan stratejisini uygulamak ve Afganistan’daki Amerikan nüfuzunu koruma amacıyla Taliban’la atılan eski köprüleri yeniden inşa etti. Böylelikle Taliban bir kez deliğe düştü! Oysa her şey açık ve nettir. Pakistan Başbakanı İmran Han, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ın Afganistan barış sürecinde kendisinden yardım istediğini söyledi. Pakistan Geo TV’sine konuşan Han, “Günün erken saatlerinde ABD Başkanından, Afganistan barış görüşmelerinde Pakistan’ın rol oynamasını isteyen ve Taliban’ı müzakere masasına oturtmak için yardım talebinde bulunan bir mektup aldığını belirtti...” [03.12.2018 sputniknews] Yaptığı bu açıklamadan iki sonra ABD’nin Afganistan Özel Temsilcisi Halilzad ile İslamabad’da görüşen Pakistan Başbakanı, ABD’nin Afganistan stratejisine göre hareket edeceklerini vurguladı. “Öte yandan İmran Han, “Pakistan’ın, Afgan barışı ve uzlaşısı için siyasi çözüm istediğini” kaydetti.” [05.12.2018 www.masrawy.com] Pakistan Başbakanı İmran Han Salı günü yaptığı açıklamada, “Afgan barış sürecini desteklemek için elinden gelen her şeyi yapacaklarını söyleyerek, son günlerde Abu Dabi’de Taliban ile ABD arasında gerçekleşen diyaloğa katkıda bulunduklarına dikkat çekti.” [18.12.2018 www.youm7.com] 19 Kasım 2018’de Twitter hesabından açıklamalarda bulunan İmran Han, Pakistan’ın Amerika için yaptığı hizmetleri sıraladı: “... Pakistan, ABD’nin terörle mücadelesine katılmaya karar verdi. Pakistan, bu savaşta 75.000 kayıp verdi ve ekonomisi 123 milyar dolar zarara uğradı. ABD ise 20 milyar dolarlık bir “yardım” da bulundu...” Pakistan eski savunma bakanı Khawaja Asif ise, kendisi de dâhil olmak üzere Pakistan yöneticilerinin ihanet ettiklerini vurguladı. 19 Ocak 2018’de Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “ABD için yaptıklarımızdan ötürü kanımız akmaya devam ediyor. Bizim olmayan savaşlara girdik. ABD’nin çıkarları ile uyumlu olacak şekilde dinimizi yeniden şekillendirdik. Hoşgörülü ahlakımızı mahvettik. Onu bağnazlık ve hoşgörüsüzlük ile değiştirdik.” ifadelerini kullandı. Bu sözlerden daha açık ve net hiçbir şey yoktur. Pakistan, başkasının savaşına girdi. Amerika için Müslüman çocukların kanını akıttı... Amerikan çıkarlarına hizmet etmek için İslam dininin değerleri mahvetti... Pakistan’ın Afganistan’daki rolü ile Türkiye ve Erdoğan’ın Suriye’deki rolü ve ABD’ye hizmet etmek için silahlı gruplara yaptığı baskılar ve onları Amerikan çözümlerine zorlaması arasında benzerlik var. Oysa Amerika, Erdoğan’ı defalarca aşağılamıştır!

5- Afganistan içindeki yerel konjonktür ve Taliban’ı müzakere masasına, siyasi çözümlere itmek için kullanılan Amerikan ajanları ile Amerikan olmayan ajanların bölgesel hareketlilikleri böyledir. Taliban, ister yüzünü Pakistan’a ister İran’a ister Suudi Arabistan’a ister Katar’a isterse BAE’ye dönsün, ABD’nin Afganistan’daki nüfuzunu korumak için Amerikan müzakereleri hattında ilerlediğini görecektir! Bununla birlikte eğer Taliban, Amerika ile müzakerenin riskleri ve müzakereleri kabul etmeye ikna etmek için kötü niyetli ve çarpık taktikler kullanılması konusunda azami gayret gösteren Amerikan ajanlarının baskıları hakkında kafa yormuş olsaydı... Eğer 17 yıllık cihadın, Amerika’ya yaşattığı askeri ve finansal krizin derinliği hakkında kafa yormuş olsaydı... Eğer Amerikan terörü ve küstahlığına direnen herkesi terörist olarak yaftalayan Amerika’nın, terörist kabul ettiği Taliban ile müzakere masasına oturma konusundaki ısrarı hakkında kafa yormuş olsaydı... Evet, bütün bunlar hakkında kafa yormuş olsaydı, ABD’nin Afganistan’da gayrı resmi şekilde hezimet duyurusunda bulunduğunu görürdü. Dolayısıyla bu yenilgiler ABD’yi çökertmeden önce, çöken süper gücün kusuru ifşa olmadan ve açığa çıkmadan önce ABD Afganistan’dan çıkmak istiyor... Yapılması gereken, müzakerelerle savaşa ara vermek değil, bu durumdan istifade ederek şiddetli baskı yapmak ve dolayısıyla Amerika’nın yerilmiş ve kovulmuş olarak çıkmasını sağlamaktır. Çünkü Amerikan tarafına güvenilmez.

لَا يَرْقُبُونَ فِي مُؤْمِنٍ إِلّاً وَلَا ذِمَّةً وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُعْتَدُونَ “Onlar bir mümin hakkında ne akrabalık ne de antlaşma gözetirler.” [Tevbe 10] Taliban, müzakerelerde ne kadar ödün verirse versin, hatta Amerikalı temsilciler yüzüne gülse bile Afganistan’daki nüfuzunu koruma dışında verilen tavizler ABD’yi asla razı etmeyecektir. Kalplerinde sakladıkları ise daha büyüktür!

Bütün bunlardan ötürü Taliban’ın açıklamaları ile altı günlük Doha müzakerelerinin görüşmelerde ilerleme kaydedilmesi için iyi bir başlangıç ​​olarak kabul edilmesi gerçekten acı verici.

A- Siyasi analist Vahid Mücde, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Taraflar, yabancı güçlerin çekilmesi konusunda büyük ölçüde mutabakat sağladı. Afganistan, dünyanın hiçbir yerinde tehdit oluşturmayacak. Önerilen barış sürecine uluslararası himaye sağlamak için Taliban’ın üzerine düşeni yapacağını belirten Mücde, bazı teknik meseleler ve anlaşmanın formülasyonu nedeniyle Doha anlaşmasında bir sonuca varılamadığını söyledi.” [26.01.2019 Anadolu Ajansı]

B- 26 Ocak 2019 günü Reuters’e açıklamalarda bulunan Taliban yetkilileri, “Bazı maddelerin nihai anlaşmaya dâhil edilmesi için Washington ile anlaştıklarını söyledi. Taslak anlaşmada, anlaşmanın imzalanmasının ardından 18 ay içerisinde ABD askerlerinin ülkeden ayrılması maddesi yer aldı. Buna karşılık Taliban, El Kaide veya IŞİD’in Amerikan askerlerine karşı saldırı düzenlemek için Afgan topraklarını bir üs olarak kullanmasını önleme taahhüdünde bulundu...” Taslak metninden, El Kaide ve IŞİD’e izin verilmeyeceği açıkça anlaşılıyor... Amerika, Taliban’a sistemde bir yer vermek istiyor. Buna karşılık ondan diğer örgütlerin karşısında durması için güvenceler talep ediyor. Aynı zamanda onu bu amaç için de kullanmak istiyor.

7- Ayrıca ABD’li yetkililerin yaptığı açıklamalar ile Taliban yetkililerinin yaptığı açıklamalar örtüşüyor:

A- “ ABD’nin Afganistan Özel Temsilcisi Zalmay Halilzad, Katar’da Taliban’la ile yapılan altı günlük görüşmelerin ardından Twitter hesabından yaptığı paylaşımında “Buradaki toplantılar, geçmiştekilerden daha verimliydi. Önemli hususlarda ciddi ilerleme kaydettik.” ifadelerini kullandı. [26.01.2019 Deutsche Welle]

B- ABD Savunma Vekili Sekreteri Patrick Chanahan, 28 Ocak 2019 günü düzenlediği basın toplantısında, Taliban’la barış görüşmeleri hakkında “Gerçekten şu anda benim anladığım (görüşmeler) cesaret verici.” dedi. [28.01.2019 El Hurra]

8- Dolayısıyla Doha taslak anlaşması, sapa sağlamken ajan hükümetlerin yumuşattığı Taliban duvarında açılmış büyük bir gedik olarak kabul edilebilir. Kabil hükümeti ile asla müzakere etmeyeceğine dair Taliban’dan yapılan bazı muhafazakâr açıklamalara rağmen ve her şey üzerinde anlaşma sağlanması gerektiğini, aksi halde hiçbir şekilde anlaşma olmayacağını söyleyen ABD açıklamalarına rağmen tarafların yapacağı başka müzakere turları, Doha müzakerelerinin kazandırdığı ivme ve ajanların güçlü iteneğine bağlıdır. O yüzden 17 yıllık savaşın ardından Afganistan’daki açmazdan kurtulmak için nihayet Amerika lehine tünelin sonunda bir ışığın belirdiğini söyleyebiliriz... Ancak Taliban içindeki samimiler akımının estireceği fırtınalar, anlaşmanın boşa çıkmasını sağlayabilir ve böylece Amerika’nın Afgan savaşından çıkmak için güvenli yol olarak gördüğü ışık sönebilir.

9- Bu nedenle Taliban ve Haçlı Amerika ile NATO işgaline karşı direnen mücahitler, Amerika ve kuklası rejime ödün vermemeli, ortak olmamalı, Amerika’yı yenik ve zelil bir şekilde çıkışa zorlamak için direnişe devam etmelidir. Savaş, bir saatlik sabırdır. Amerika, mücahitlerin iradesini kıramayınca müzakereleri kabul etmek zorunda kaldı. Taliban, müzakere bataklığına saplanmaktan sakınmalıdır! Amerikalılar ve Batılılara göre müzakere bataklığı, savaşla elde edemediklerini müzakereler yoluyla elde etmek için yani bir damla bile kan akıtmadan veya hiç bir para harcamadan hasmı masada yenmek için karşı tarafın tavizi anlamına gelir. Pragmatik politik kavramlarına göre bu böyledir... Amerika, cani bir saldırgandır. Saldırganlığı ve cürümleri yüzünden hesaba çekilmelidir. Zira katliam işledi, yaraladı, sakat bıraktı, milyonlarca Afganlıyı yerinden etti, ülkeyi yıkıma uğrattı. İşlediği suçlar, saymakla bitmez, sayılamaz. Bu suçlar, eski Sovyetler Birliği’nin Afganistan’da işlediği suçları andırıyor, hatta geçiyor... Zelil ve bozguna uğramış bir şekilde ülkeden kovulan Sovyetler Birliği gibi ABD de aynı akıbete maruz kalabilir. Yeter ki Taliban, Amerika ile uğrunda savaşa çıktığı yolda sabır ve sebat eylesin. Allah Subhânehu ve Teâlâ, düşmandan sayıca çok daha az olsalar bile sabredenleri ve sebat edenleri zaferle müjdelemiştir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

الَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُمْ مُلَاقُو اللَّهِ كَمْ مِنْ فِئَةٍ قَلِيلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَثِيرَةً بِإِذْنِ اللَّهِ وَاللَّهُ مَعَ الصَّابِرِينَ “Allah´ın huzuruna varacaklarına inananlar: Nice az sayıda bir birlik Allah´ın izniyle çok sayıdaki birliği yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir, dediler.” [Bakara 249] Afganistan’da kurulu kukla rejime katılmak yerine onu ortadan kaldırmak ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in doğuşunu müjdelediği Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet olan İslami yönetimi kurmak için çalışılmalıdır.

ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ“Sonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.”

لِمِثْلِ هَذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ İşte Çalışanları bunun için çalışsın.” [Saffat 61]

H.01 Cumade’s Sânî 1440
M.06 Şubat 2019

Devamını oku...

İçtimai Nizam Kitabında Geçen (İlişki, Sorunlar) Sözcükleri Arasındaki Kombinasyon, Bilinçli ve Anlamlı Bir Kombinasyondur

Soru Cevap

İçtimai Nizam Kitabında Geçen (İlişki, Sorunlar) Sözcükleri Arasındaki Kombinasyon, Bilinçli ve Anlamlı Bir Kombinasyondur

Soru:

Elimizdeki matbu (Arapça) İçtimai Nizam Kitabının 122. sayfasında, resmi internet sitesindeki kitabın 101. sayfasında evlilik bölümünün ilk paragrafında şöyle geçmektedir: Erkekler ile kadınların birlikteliğinden kendi maslahatlarına ve içerisinde yaşadıkları cemaatin maslahatlarına ilişkin ilişkiler doğar ki bunlar, alışveriş, icara, vekâlet ve benzerlerinden dolayı toplumdaki birliktelikten doğan sorunlardan başkadır. Bu ilişkilerin, sadece evlilik olduğu akla gelebilir...

Başta ilişkilerden bahsediliyor, ardından ilişkilerin, sorunlardan farklı olduğu belirtiliyor. Sonra da bu ilişkilerin evlilik olduğu akla gelebilir ifadesine geçiliyor. Peki, söz konusu ilişkilerken neden bunlar, sorunlardan farklı denildi de ilişkilerden farklı denilmedi?

Cevap:

İslam Nizamı, ilişkiler ve bunlardan kaynaklanan sorunları düzenler. Örneğin İslam Nizamı, kadın erkek ilişkisini evlilikle ve bu ilişkiden doğan sorunları da boşanma ile düzenler. Evlilik, ortaya çıkan bir sorunun düzenlenmesi değil, erkek ve kadın arasındaki ilişkinin düzenlenmesidir. Boşanma, bir ilişkinin düzenlenmesi değil, bu ilişki nedeniyle ortaya çıkabilecek bir sorunun tedavisi ve düzenlenmesidir... İslam, toplum bireyleri arasındaki alışveriş ilişkisini satış sözleşmesiyle, bu ilişkiden doğan sorunları da örneğin sözleşmenin feshi hükümleriyle düzenler... Dolayısıyla nizam, ilişkinin şeri hükümlerle düzenlenmesi ve ortaya çıkan sorunların şeri hükümlerle tedavisini kapsar... İçtimai Nizam Kitabının birçok yerinde bu iki hususa özenle vurgu yapılmıştır. Yani İslam Nizamında ilişkileri düzenleyen hükümler olduğu gibi sorunları tedavi eden, düzenleyen hükümlerin de olduğuna itinayla belirtilmiştir. İslam Nizamı, bütün yönleri kapsayan bir sistemdir. Örneğin İçtimai Nizam Kitabında (Arapça) şöyle geçmektedir:

- 6-7. sayfasında:

“... Buna ilaveten içtimaîkelimesi nizamın sıfatıdır. Dolayısıyla bu nizamın, birliktelikten kaynaklanan sorunların veya birliktelikten kaynaklanan ilişkilerin düzenlenmesi için konulmuş olması kaçınılmazdır. Erkeğin erkekle, kadının kadınla birlikteliği ise, bir nizama gerek duymaz; çünkü bunlardan bir nizama gerek duyan ne sorunlar, ne de ilişkiler kaynaklanır. Ancak birlikte olmasalar da aynı beldede yaşıyor olmaları bakımından aralarındaki maslahatların düzenlenmesi bir nizama gerek duyar. Erkeğin kadınla, kadının erkekle olan birlikteliğine gelince; hem bir nizam ile düzenlenmeye gerek duyan sorunların kendisinden kaynaklandığı, hem de bir nizam ile düzenlenmeye gerek duyan ilişkilerin kendisinden kaynaklandığı şey işte budur. Dolayısıyla bu birlikteliğin, içtimaî nizam olarak isimlendirilmesi daha uygundur; çünkü hakikatinde bu, hem kadın-erkek arasındaki birlikteliği, hem de bu birliktelikten kaynaklanan ilişkileri düzenler.

- 100. sayfasında:

... Bu birliktelikten doğan ilişkilere ve ondan dallanan sorunlara gelince; içtimaî nizamın başka bir parçasıdır ki bu evlilik, boşanma, evlatlık, nafaka ve benzerleridir. Her ne kadar bu hükümler evlilik, boşanma ve benzeri hükümler-, ferdin fertle olan ilişkisini tanzim etmesinden dolayı toplum nizamlarından olsa da aslı bakımından bunlar, kadın ile erkek arasında meydana gelen birliktelikten doğmuştur. Bunun içindir ki asılları ve içtimaî nizamda ortaya çıkmaları bakımından ele alınırlar. Tafsilat ve teferruatları bakımından ise bunlar, toplum nizamlarından bir parçadır ve muamelat babında ele alınır .

Buna göre (ilişki, sorunlar) sözcükleri arasındaki kombinasyon, İçtimai Nizam Kitabının 101. sayfasında geçen paragrafla ilgili soruda belirtilen yere özgü değildir. Çünkü ilişki ile sorun arasında bir ayrımın olduğunu ve nizamın bu iki hususu da içerdiğini belirttik...

Burada başka bir durum daha söz konusu. Sorulan yerin birinci ve üçüncü yerinde “ilişkiler” sözcüğünün kullanılması yerindedir. Çünkü her iki yerde de aynı şeyden yani birliktelikten doğan kadın erkek ilişkilerinden bahsediliyor. Ortada kalan ikinci yerde ise, bu ilişkilerden farklı bir şey hakkında bahsediliyor. Toplumdaki birliktelikten doğan alışveriş, icara, vekâlet vb. şeylerden bahsediliyor. Alışveriş, icara, vekâlet vb. insanlar arasındaki ilişkilerdir. Bunlardan kaynaklanan şeylere “ilişkiler” sözcüğünü kullanmak yerine “sorunlar” sözcüğünü kullanmak daha yerindedir. Söz konusu metni tekrar zikrediyoruz:

Erkekler ile kadınların birlikteliğinden kendi maslahatlarına ve içerisinde yaşadıkları cemaatin maslahatlarına ilişkin ilişkiler doğar ki bunlar, alışveriş, icara, vekâlet ve benzerlerinden dolayı toplumdaki birliktelikten doğan sorunlardan başkadır. Bu ilişkilerin, sadece evlilik olduğu akla gelebilir. Aslında evlilik, bunlardan biridir ve bunlar evlilik dışındakileri de kapsar. Bunun içindir ki cinsi birliktelik, nevi içgüdüsünün tek tezahürü değildir. Bilakis o, onun tezahürlerinden biridir.”

Böylece görülüyor ki (ilişki, sorunlar) sözcükleri arasındaki kombinasyon, bilinçli ve anlamlı bir kombinasyondur ve aynı zamanda sorulan yerdeki kontekst ile de uyumludur. Dolayısıyla metinde değişiklik veya düzeltme yapılmasına gerek yok. Çünkü dosdoğru ve tutarlı bir metindir.

Umarım, konu açıklığa kavuşmuştur.

H.30 Cumade’l Ûlâ 1440
M.05 Şubat 2019

Devamını oku...

İngiltere’nin Brexit Anlaşmasını Oylama Gerçeği!

Soru Cevap

İngiltere’nin Brexit Anlaşmasını Oylama Gerçeği!

Soru:

16 Ocak 2019 günü May hükümeti, muhalefetin hükümeti düşürme girişimine karşın parlamentodan güvenoyu almayı başardı. İngiltere Başbakanı Theresa May Çarşamba günü, ana muhalefetteki İşçi Partisi’nin verdiği güvensizlik önergesiyle ilgili oylamada parlamentonun alt kanadı Avam Kamarası’ndan güvenoyu aldı. May hükümeti, 306’ya karşı 325 oyla güvenoyu almayı başardı... Çarşamba günü yapılan oylamanın sonucundan, Salı günü Brexit anlaşması aleyhinde oy kullanan Muhafazakâr Parti’den yaklaşık 100 milletvekilinin yeniden hükümete güvenoyu verdiğini anlaşılıyor... [16.01.2019 AFP] Bunu nasıl anlamamız gerekiyor? May’in partisinden yaklaşık 100 milletvekili, Brexit anlaşmasına karşı oy kullandığı için muhalefet cephesi çoğunluğu elde etti ve dolayısıyla 202’ye karşı 432 oyla Mayin anlaşması parlamentodan onay alamadı... Sonra aynı 100 milletvekili, May lehinde oy kullandı ve böylece May parlamentodan güvenoyu almayı başardı. Görünürde sanki rol paylaşımı yapılmış gibi! 2016’daki Brexit referandumunun yürürlüğe girmesine yaklaşık iki ay kala reddedilmesini nasıl yorumlamalıyız? Allah mükâfatınızı artırsın.

Cevap:

İngiltere, sinsilik, dâhilik ve amacına erişmek için manevra ve oyalama konusunda ustadır... Cevabın açıklığa kavuşması için aşağıdaki hususlara bir göz atacağız:

Birincisi: 23 Haziran 2016’da yani bundan yaklaşık iki buçuk yıl önce yapılan referandum sonrası yayımlanan 5 Temmuz 2016 tarihli soru cevaptan bazı pasajlar aktaracağım. 15 Ocak 2019’daki oylamada olacakları tahmin ediyorduk. Söz konusu soru cevapta şöyle geçmektedir:

1- “23 Haziran 2016da Avrupa Birliğinde kalıp kalmama konusunda İngilterede bir referandum gerçekleşti. Yaklaşık yüzde 52lik kesim çıkma yönünde oy kullandı. Referandumun ardından İngiltere Başbakanı Cameron, üç ay hükümetin başında kalmak koşuluyla istifa ettiğini açıkladı... Cameron, seçim kampanyası sırasında eğer 2015 seçimlerini kazanırsa, referandum yapacağına dair söz vermişti. İngiliz geleneği üzere hareket eden Cameron, Avrupa Birliği ve diğer üye devletleri İngilterenin Birlikten çıkış kararının yaratacağı siyasi ve ekonomik kaosla korkutarak belli ayrıcalıklar elde etmek için referandum imasında bulunmuştu!

2- İngilizlerin, ABden tavizler koparmak için referandumla tehdit etme politikası, yeni değil. Aksine Birliğin bünyesine katıldığı ilk yıllardan beri referandumla tehdit ediyor. İngiltere, Ocak 1973ten bu yana Avrupa Ekonomik Topluluğunun bir üyesidir. Para birimi Sterlinikoruma ve Şengenbölgesi dışında kalma, Avrupa Birliği üyeliğine rağmen İngilterenin elde ettiği özel iki statüdür. Birlik içinde daha fazla ayrıcalıklar elde etmek için referandumdüşüncesini, Avrupa ülkelerine şantaj yapmanın bir enstrümanı olarak kullanmıştır. Birlikte kalma koşullarını iyileştirmek için 1975 yılında bir referandum düzenledi. O zaman İngilizler, Avrupa Ekonomik Topluluğunda kalma lehinde oy kullanmışlardı... Dolayısıyla amaçlarına ulaşmak için düzenlenen ve art niyetli emeller taşıyan İngiliz referandumları, bu gibi durumlarda takip edilegelen bir politikadır. Muhafazakâr Partisi, süreci ustaca yönetti. Muhafazakâr partililer, aynı anda hem Birlikte kalma hem de çıkma kampanyası yürüttüler!

3- Cameron liderliğindeki iktidardaki Muhafazakâr Partinin referandum konusundaki politikasına derinlemesine bakıldığında, Cameronun sonuçların bağlayıcı olmayacağı beklentisi içerisinde olduğu görülür. Yeniden referandum düzenlemek ya da bağlayıcı olmayan bu sonuçları AB ile müzakerede kullanmak için sonuçları alıp almama konusunda eşit olsun istiyor. Bu nedenle Muhafazakâr Parti, Birlikte kalma ile çıkma kampanyasını aynı anda yürütmüştür... Birlikten ek tavizler koparmanın yolu olarak görülen referandum konusunda ciddi olunduğu kadarıyla çıkma ya da kalma konusunda ciddi bir kampanya yürütülmemiştir... Bu nedenle büyük olasılıkla İngiltere, kısa vadede ABden çıkış sürecini öteleyecek, hatta çıkmak istediği takdirde bunu yıllara yayacaktır. İngiltere, hinlik ve manipülasyon konusunda ustadır... Yapılan açıklamalar ve medyada dolaşan yorumlar, referandumun yürürlüğe girmesi konusundaki oyalamanın daha baskın geleceğini göstermektedir. Hatta bizzat referandum hakkında bile gelgitler yaşanabilir...[H.30 Ramazan 1437 M.05 Temmuz 2016]”

İkincisi: Şuan yaşananlar, neredeyse daha önce söylediklerimizle birebir örtüşüyor. Şerli İngiliz çıkarlarını gerçekleştirmek için “referandum oyunları” sergileniyor, oyalama taktikleri güdülüyor, gelgitler yaşanıyor. Aşağıdaki hususlar söylediklerimizi teyit eder:

1- May, Avam Kamarası’nda büyük bir yenilgiye uğradı. “İngiltere Parlamentosu, Başbakan Theresa May’in Avrupa Birliği ile vardığı Brexit anlaşmasını 202’ye karşı 432 oyla reddetti. Bu, İngiltere tarihinde hükümetin verdiği ve en büyük farkla reddedilen yasa tekliflerinden biri oldu...” [16.01.2019 BBC] Bu, 29 Mart’ta İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkışı için hazırlanan anlaşmanın uygulanmayacağı anlamına gelir... Çıkış görüşmeleri iktidardaki Muhafazakâr Parti’nin geleneksel çizgilerini takip etmedi. Parlamentodaki 118 Muhafazakâr milletvekili, muhalefetteki partilerle birlikte Başbakan May’in anlaşmasına karşı oy kullandı. “Bu, 1924’ten bu yana İngiliz Parlamentosu’ndaki en büyük mağlubiyettir. Çıkan sonuç, bir İngiliz hükümetinin modern çağda parlamentoda yaşadığı en ağır yenilgi sayılır.” [15.01.2019 CNN]

2- Ana muhalefetteki İngiltere İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn, Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden ayrılma anlaşmasının parlamentoda reddedilmesinin ardından yaptığı açıklamada, Theresa May hükümetine karşı güvensizlik oylaması talep ettiğini belirtti. Corbyn, Bu hükümet, parlamentonun güvenini yitirdi. Sayın Meclis Başkanı bilginiz olsun, ben hükümete karşı güvensizlik önergesi verdim. Bu önergenin yarın görüşülecek olmasından memnunum...” dedi. [15.01.2019 RT Arabic] Ancak oylama sonucu, May lehinde çıktı, çünkü Muhafazakâr Parti’den “118” milletvekili, muhalefetteki partilere karşı Muhafazakâr Parti lehinde oy kullandı. Dolayısıyla May’e karşı güvensizlik oylaması reddedilmiş oldu. “Brexit anlaşmasında alınan tarihi yenilginin ertesinde 16 Ocak 2019 Çarşamba günü İngiltere Başbakanı Theresa May, ana muhalefetteki İşçi Partisi’nin sunduğu hükümete karşı güvensizlik oylamasından başarıyla çıktı... Oylamada hükümet, 306’e oya karşı 325 oy aldı. Böylece yeni genel seçimler düzenlenmesinin önüne geçildi. 26 yıldan beri ilk kez Avam Kamarası’nda bir hükümete karşı güven gensorusu verildi... May, Çarşamba günü itibariyle Brexit konusunu ele almak üzere parti liderlerini görüşmeye davet etti... Çarşamba günkü oylamada, Salı günü Brexit anlaşması aleyhinde oy kullanan Muhafazakâr Partiden yaklaşık 100 milletvekili yeniden hükümete güvenoyu verdi.” [16.01.2019 AFP] May, 21 Ocak 2019 Pazartesi gününe kadar bir “B planı” sunması gerekiyor. Ayrıca AB ile yeniden masaya oturmak, 29 Mart olarak belirlenen Brexit tarihini uzatmak ya da anlaşmasız çıkmak gibi başka bir dizi seçenekler de bulunuyor! AB Komisyonu Başkanı yaptığı açıklamada, İngiltere’nin en kısa zamanda niyetine açıklık getirmesini talep ediyorum. Fazla zaman kalmadı.ifadelerini kullandı. [17.1.2019 www.alanba.com]

3- İngiltere’nin referandum oyunları oynadığı açıktır. 15 Ocak 2019’da Avam Kamarası’nda yapılan oylamada Brexit anlaşması reddedilmiş olmasına rağmen May, 16 Ocak 2019 günü yapılan oylamada güvenoyu alamaması gerekirken, güvenoyu almayı başardı. Oysa Brexit anlaşması ile güven oylaması tamamen ayrı şeylerdir! Bunun niye böyle olduğunu bilirsek, şaşırmamak yerine şaşkınlığımız daha da artar! May’in partisinden 118 milletvekili, Brexit anlaşmasına karşı oy kullandı, bu yüzden muhalefet ezici çoğunlukla zafer elde etti. May’in anlaşması çöktü! Fakat May’in partisinden aynı 118 milletvekili, bu kez muhalefet karşıtı oy kullandı, yani May’e karşı güvensizlik oylamasında karşı oy kullandılar, böylece May güvenoyu aldı. Brexit anlaşması çöktü ama May hükümeti düşmedi!

4- Yukarıda geçenler gösteriyor ki 2016 yılında yapılan referandumun amacı, İngiltere için bir gerekçe yaratmaktır ki AB ile yeni ilişkinin koşulları iyileştirilsin. Bu nedenle May, partisinden (118) milletvekilinin muhalefetle birlikte karşı oy kullanmasına izin verdi. Böylece muhalefet cephesi zafer elde etti ve May’in Brexit anlaşması çöktü! Şayet May, 2016 referandumunun stabil kalmasını isteseydi, partisinden 118 milletvekilinin karşı oy kullanmasına izin vermezdi... Güvensizlik oylamasında ise hükümetin düşmemesi için 118 milletvekiline muhalefet karşıtı oy kullandırttı! Çünkü May, bazı ayrıcalıklar koparmak, bir takım çıkarlar elde etmek ve Avrupa ile yeni ilişkinin koşullarını belirlemek için AB’ye şantaj yapmaya devam edecektir... İngiltere, Avrupa’dan nihai olarak ayrılamaz ve mevcut yasalar ile de AB’de kalamaz. Çünkü AB’den nihai çıkış, Birleşik Krallık halkları özellikle de İskoçya ve Kuzey İrlanda halkı üzerinde derin bir etki yaratacaktır... Bu nedenle Birlikte kalmak istiyor ama kendi şartlarına göre. Ya da ayrılmaktan başka bir seçeneği yoksa bu durumda AB’den elde ettiği bazı ayrıcalıkları koruyarak ayrılacaktır!

5- Buna karşılık AB, İngiltere’ye “En kısa zamanda AB’den ayrılma planına ilişkin niyetine açıklık getirme” çağrısında bulundu. Ve anlaşmasız ayrılma riskinin bu akşamki oylama ile arttığını söyledi.” [15.01.2019 CNN Arabic] Yine 2016 yılında yapılan referandum sonrası yayımladığımız soru cevapta şöyle geçmektedir. Öyle görünüyor ki Avrupa Birliği, İngilterenin ayak oyunlarının farkındadır. İngiltere, ayrılık işlemlerini başlatacak Lizbon Antlaşmasının 50.ci maddesine başvurmadan önce Norveç ve İsveç modeli temelinde çıkarlarını korumak için gayri resmi bir anlaşma yapmak istiyor. Ama Norveç ve İsveçin aksine İngiltere, Avrupa pazarına erişmek istiyor ve İngiliz seçmenler arasında önemli bir konu olan kişilerin serbest dolaşımına karşı çıkıyor. Merkel ise bunu kesinlikle kabul etmedi. Çünkü malların, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımının yanı sıra kişilerin serbest dolaşımı Avrupa Birliğinin kutsal saydığı özgürlüklerden biridir. Avrupa Birliği, İngiliz kurnazlığının farkına vardığı için sadece bu düşünceyi reddetmekle kalmadı, aksine 27 üye ülke ile İngiltere arasında yapılacak herhangi bir gizli görüşmeyi de kesinlikle yasakladı. Bu bağlamda konuşan Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, Daha açık söyleyeyim, İngiliz hükümetiyle gizli görüşmeler, gizli pazarlıklar olamaz.dedi. Komisyon üyeleri ve komitelere bunu açıkça ifade eden Juncker şunları söyledi: Gizli görüşmeler, gizli pazarlıklar olamaz...[28.06.2016 Evening Standard] Almanya Başbakanı Merkel yaptığı şu açıklama ile Londraya net bir mesaj gönderdi: Bu aileden çıkmak isteyenden yükümlülükleri reddederek imtiyazları sürdürmesi beklenemez...” [28.06.2016 AFP]

6- Bununla birlikte İngiltere, Avrupa Birliği’nin niyetine açıklık getirmesi talebini umursamadı. Aksine 15-16 Ocak 2019’da olduğu gibi referandum oyunlarına devam etti. 2016 yılındaki Brixet referandumu iptal edildi, ama Brexit anlaşmasını yapan May güvenoyu aldı. Dahası yeni bir anlaşma yapmak, çıkma ya da kalma konusunda olsun alternatif bir plan sunmak için güven tazelemiş oldu! Özellikle de İrlanda sorununun çözümünde. May’in bu konudaki planı hakkında basına yansıyanlar şöyledir:

A- İngiltere Başbakanı Theresa May, AB ile vardığı Brexit anlaşmasının reddedilmesinin ardından 21 Ocak 2019 Pazartesi günü B planını açıkladı. Parlamento tarafından ayrılış tarihi uzatılmazsa ya da Avrupa Komisyonunu tatmin eden bir B planı sunulmazsa, bu durumda İngiltere, 29 Mart’ta anlaşmasız bir şekilde AB’den ayrılacaktır... May, parlamentoya, bundan sonra izlenecek yola ilişkin nötr bir önerge sunduktan sonra bunun 29 Ocak’ta oylanacağını söyledi. Parlamento tarafından reddedilen anlaşmanın en tartışmalı noktalarından biri, İngiltere ile AB arasında uzun vadeli serbest ticaret anlaşmasına varılamaması durumunda, İrlanda sınırında serbest dolaşımın korunacağının yasal güvencesi olan “güvenlik ağı” ile ilgili maddedir. Sunday Times gazetesi, May’in Dublin ile ayrı düzenlemeler yapılması önerisinde bulunacağını bildirdi... [21.01.2018 www.masrawy.com]

B- Telegraph gazetesi, isim vermeyen AB’li diplomatik kaynaklardan aktardığına göre “İrlanda sınırı ile ilgili yasal olarak bağlayıcı olan zaman diliminin çerçevesini belirleme konusunda May’in istekleri sürekli başkalaşıyor. Bu durum İngiltere’ye ya tek taraflı ayrılma hakkı verecek ya da İrlanda sınırına özel düzenlemelerin yürürlüğe girmesini önlemek için İngiltere, 2021’den önce bir ticaret anlaşması imzalanmasını taahhüt edecektir...” [21.01.2019 www.libyaakhbar.com]

C- May, 21 Ocak 2019 Pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Geçtiğimiz ay Avrupalı ​​liderlerle “güvenlik ağı” konusunda vardığı anlaşmada bazı değişiklikler yapılmasını görüşmek üzere Brüksel’e gideceğini söyledi. Güvenlik ağı, Brexit sonrası İrlandalılar arasında yeniden fiziki sınırın oluşmasını engellemeyi öngörüyor. May, Bu hafta - DUP dâhil- parti liderleriyle yaptığım görüşmelere devam edeceğim. Avam Kamarasının da desteğini alacak şekilde Kuzey İrlanda ve İrlanda halkına karşı yükümlülüklerimizi nasıl yerine getireceğimize bakacağız. Sonra bu görüşmelerden çıkan sonuçları AB’ye sunacağım.dedi. Diğer 27 AB ülkesi, May’in atacağı bir sonraki adımı yakından izliyor.” [21.01.2018 AFP, France24]

D- May, Brexit yaklaşımında bazı değişiklikler yaptığını söyledi. AB ile bundan sonraki müzakerelerde parlamentoya karşı daha açık olacağı sözünü veren May, muhalefetteki İşçi Partisi’nin işçi hakları konusundaki talebine vurgu yaptı. İngiliz Başbakan, bu meselede daha esnek davranacağını belirtti. Ayrıca May, İrlanda Cumhuriyeti ile Kuzey İrlanda arasındaki sert sınır uygulamasında da geri adım atacaklarının işaretini verdi... İngiliz hükümeti ile Brüksel arasında varılan ilk anlaşmanın 15 Ocak’ta parlamento tarafından reddedilmesinin ardından Theresa May’in, AB’den ayrılış şartları ile ilgili yeni planını İngiliz parlamentosuna sunması bekleniyor. Sunulacak yeni plan, 29 Ocak’ta İngiliz parlamentosunda oylanacak.” [21.01.2019 RT Arabic]

7- Ezcümle, İngiltere hiçbir anlaşmaya bağlı kalmaz. Referandum oyunları ile değiştirebilir, değişiklikler yapabilir. Şerli çıkarlarına erişmek için sinsilik ve dâhilik konusunda uzmandır. Dün İngiliz referandumu Brexit’i onaylarken, bugün İngiliz referandumu Brexit’in çöküşünü onayladı! Çünkü İngiltere, Birlik aleyhine olacak şekilde anlaşmada bazı değişiklikler yapmak için Avrupa Birliği’ne şantaj yapıyor... Kapitalist Batının tamamının sabit bir değeri yoktur, ancak eski sömürgecilik tarihi, İngiltere’ye diğerlerinden daha çok hinlik ve sinsilik kazandırmıştır. İngiltere, Birlikten nihai olarak ayrılmaktan ziyade ne ayrılışı ne de kalışı andıran başka bir formül bulunmasını istiyor! Yani Birlikten ayrılmak, aynı zamanda da Birlikte kalmak! Ve yasalarına uymadan sadece çıkarına olacak şekilde AB ile ilişkilerden faydalanmayı sürdürmek. Daha önce de belirttiğimiz gibi Almanya Şansölyesi Merkel, ilk referandumun ardından İngiltere’nin oyalamasına binaen Londra’ya net bir mesaj verdi: Bu aileden çıkmak isteyenden yükümlülükleri reddederek imtiyazları sürdürmesi beklenemez...” [28.06.2016 AFP] Avrupa Birliği, maddelerinde hiçbir değişiklik yapmadan ilk Brexit anlaşması üzerinde ısrarcı olursa, İngiltere için durumu daha da vahimleştirebilir. Bu durumu ya kabul edip uygular ya da Birlikten ayrılır... Birlik böyle yaparsa, İngiltere berbat bir işin içine düşmüş olur. Yok, İngiltere’nin değişiklikleri kabul edilirse, bu durumda sırtından inmeden AB’nin sırtına binmiş olacak ve böylece onu feci bir gaflete düşürecektir!

Laik devlet ve kapitalist ideolojiyi benimseyen milletlerin durumu böyledir. Birbirlerinin çukurunu kazarlar. Ya biri ya da hepsi o dipsiz çukurun içine düşer. Caydırıcı herhangi bir değer ya da önleyici herhangi bir erdemliliğe sahip değillerdir. Aksine Allah’ın Şeriatına uymayan diğer milletlerde olduğu gibi kendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir.

بَأْسُهُمْ بَيْنَهُمْ شَدِيدٌ تَحْسَبُهُمْ جَمِيعاً وَقُلُوبُهُمْ شَتَّى ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْقِلُونَKendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir. Sen onları toplu sanırsın. Hâlbuki kalpleri darmadağınıktır. Bu, onların akılları ermez bir topluluk olmalarındandır.[Haşr 14] Raşidi Hilafet kurulup Allah’ın Şeriatının hâkim olmasıyla ancak bu dünyanın durumu düzelebilir ve tepeden tırnağa sarmalayan sefaletini sona erdirebilir. Hilafet, sadece sınırları içinde adalet ve iyiliği yaymayacak, aksine adalet ve iyiliğin etkisi dünyanın dört bir yanına ulaşacaktır Allah’ın izniyle.

وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَأَهُ بَعْدَ حِينٍOnun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra çok iyi öğreneceksiniz.[Sad 88]

H.19 Cumade’l Ûlâ 1440
M.25 Ocak 2019

Devamını oku...

Erdoğan’ın Fırat’ın Doğusuna Harekât Planından, Trump’ın Amerikan Askerlerini Suriye’den Çekme Kararına Kadar Suriye Sahasındaki Son Gelişmeler!

Soru Cevap

Erdoğan’ın Fırat’ın Doğusuna Harekât Planından, Trump’ın Amerikan Askerlerini Suriye’den Çekme Kararına Kadar Suriye Sahasındaki Son Gelişmeler!

Soru:

Erdoğan, peş peşe yaptığı açıklamalarda Fırat’ın doğusuna operasyon düzenleneceğini söyledi. Sonra harekâtın ertelendiğini açıkladı. Daha sonra yeniden harekât düzenleneceği açıklamasını yaptı... Sonra Münbiçteki Kürtlerin Suriye rejiminden koruma talep etmesinin ardından Türk heyeti, harekâtı koordine etmek amacıyla Rusya’ya gitti... Bu arada Trump, Amerikan askerlerinin Fıratın doğusundan çekileceğini açıkladı... Sonra boşluğu kimin dolduracağı konusu gündeme geldi...

Soru şu: Erdoğan’ın Fırat’ın doğusuna harekât konusunda gelgitleri oynamasının arkasındaki sebep nedir? Erdoğan, Amerika ile eşgüdümlü mü yoksa eşgüdümsüz mü bu eylem ve açıklamaları yaptı? Bu, Trump ile Erdoğan arasında politik anlaşmazlık olduğu anlamına gelir mi? Sonra Amerikalı askerlerin Suriye’den çekilmesinin faktörü nedir? Soru biraz uzun olduğu için özür dilerim. Allah sizi hayırla mükâfatlandırsın.

Cevap:

Erdoğan’ın, Fırat’ın doğusuna operasyon ve Trump’ın Suriye’den asker çekme açıklamasından günümüze kadar gelişen olaylar incelendiğinde şunlar görülür:

Birincisi: Erdoğan’ın politikası, Amerikan politikası ile uyumludur. Ciddi bir şaşma olmaz. Hatta tıpa tıp aynıdır. Bunun açıklaması şöyledir:

1- ABD’nin Suriye Özel Elçisi James Jeffrey, 07 Aralık 2018’de Ankara’ya geldi ve Türk yetkililerle görüştü. Suriye özellikle Münbiç ve İdlib’e ilişkin geçici Amerikan planını açıkladı. Jeffrey, Münbiç işbirliğinin Suriye’nin tümüne barış getirilmesi için model olduğunu vurgulayarak, ABD ve Türkiye’nin yakın iş birliği olmadan Suriye’de nihai bir çözüm bulunması mümkün değil.dedi. Kürt silahlı gruplar ile işbirliği konusuna da değinen Jeffrey, Her zaman söylüyoruz. SDG ile DEAŞ’akarşı çalışmamız, kuzeydoğunun insanlarıyla geçici ve taktiksel nitelikte...dedi. [08.12.2018 RT ONLINE] Bu ziyaretten dört gün sonra Erdoğan, Fırat’ın doğusuna yönelik yeni planını açıkladı. “Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen Türk Savunma Sanayii Zirvesi’nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Fırat’ın doğusunu bölücü terör örgütünden kurtarmaya yönelik harekâtımıza birkaç gün içinde başlayacağımızı ifade ettik, ediyoruz” dedi. [12.12.2018 BBC]

2- Erdoğan’ın Fırat’ın doğusuna askeri harekât açıklamasından saatler sonra ABD, askeri harekât karşısında duran açıklamalar yaptı. Pentagon Sözcüsü Sean Robertson yaptığı yazılı açıklamada, Suriye’nin kuzeydoğusunda özellikle de ABD askerlerinin bulunduğu veya yakınlarında olduğu bölgelere yönelik herhangi bir tarafça yapılacak tek taraflı bir askeri harekât büyük bir endişe kaynağıdır” dedi ve şöyle devam etti: Bu tür adımları kabul edilemez olarak addederiz.[13.12.2018 alkhaleejonline] Pentagon ve ABD Senatosunda bazı Cumhuriyetçilerin muhalefeti nedeniyle Türkiye, Washington’dan yapılan iki farklı açıklama arasında kaldı. Bu yüzden Türkiye, Washington’un nihai görüşünü beklemek üzere planına askıya aldı! Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 17 Aralık Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Suriye topraklarındaki operasyona her an başlayabiliriz...dedi. Konya’da toplu açılış töreninde konuşan Erdoğan, Geçtiğimiz hafta Fıratın doğusuna askeri operasyona başlayacağımızı resmen ilan ettik... Burada Sayın Trumpla da bunları görüştük ve kendileri de olumlu cevapları verdiler.ifadelerini kullandı. [17.12.2018 Reuters]

3- ABD Başkanı Trump, 19 Aralık 2018 Çarşamba günü yaptığı açıklamada, “IŞİD’i” yenilgiye uğratma misyonunu tamamlaması nedeniyle ABD askerlerinin Suriye’den çekileceğini açıkladı. “Trump, IŞİD’e karşı tarihi zaferlerden sonra, askerlerimizin eve dönme zamanı geldi...dedi. [20.12.2018 sputniknews] Bu çekilme ile birlikte sanki Amerika, Fırat’ın doğusunu Türkiye’ye bırakıyor gibi anlaşıldı. Bunun üzerine Erdoğan, hemen planını tekrar devreye soktu. Aynı kaynağa göre “TSK, Suriye sınırı yakınlarındaki birliklere yeni takviyeler gönderdi.”

4- ABD Başkanının Suriye’den çekilme kararının ardından Washington’da Amerikalı politikacılar arasında protesto dalgası yükseldi. Cumhuriyetçilerin önde gelen isimleri karara karşı çıktı. ABD Savunma Bakanı, Trump’ın Suriye’den çekilme kararı üzerine aniden istifasını açıkladı. “ABD Savunma Bakanı James Mattis, görevinden istifa etti... Mattis, istifa mektubunda Başkan Trump ile şiddetli görüş ayrılıkları yaşadığını ifade etti.” [21.12.2018 BBC] Washington’daki bu krizle birlikte Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye İhracatçılar Meclisi tarafından düzenlenen Türkiye’nin 500 Büyük Hizmet İhracatçısı Ödül Töreni’nde yaptığı konuşmada, Aslında geçtiğimiz hafta Fırat’ın doğusuna operasyon kararı almıştık. Gerek Trump ile yaptığımız görüşme gerek diplomasi ve güvenlik birimlerinin temasları gerekse Amerikan tarafından yapılan açıklamalar bizi bir müddet daha beklemeye yöneltti. Önümüzdeki aylarda Suriye sahasında PKK/YPGunsurlarını temizlemeye yönelik harekât tarzı izleyeceğiz bu böyle bilinsin.dedi. [22.12.2018 Reuters]

Görüldüğü gibi Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna düzenleyeceği askeri harekât sadece iki gün sonra tekrar bekleme safhasına geçti. Çünkü askeri harekât, Washington’dan gelen ani rüzgâra göre yön alıyor. Bazen esiyor bazen duruyor. Jeffrey’in Ankara ziyareti ve bu ziyaret sonrasında Amerikan bakış açısı doğrultusunda askeri harekât düzenleme ve harekâtı erteleme açıklaması yapılıyor. Yani Türkiye’nin, Washington’da pişirilen politikadan bağımsız bir politikası yok. Bu politika onu yörünge devletten daha çok ajanlara yakınlaştırıyor. Türk rejimi, “Fırat Kalkanı” ve “Zeytin Dalı” harekâtlarında olduğu gibi çoğu zaman Türkiye’nin çıkarlarından daha çok Amerikan çıkarlarını gözetiyor! Münbiç’te olduğu gibi Amerika’nın kırmızıçizgilerine sadık kalıyor. “Fırat Kalkanı” harekâtı, Münbiç’e yaklaştığında durdu!

İkincisi: Aşağıdaki hadiselere bir göz atıldığında Trump’ın çekilme kararı almasının arkasındaki motivasyon anlaşılabilir:

1- Afganistan ve Irak işgali sonucunda yaşanan hayal kırıklığının ardından Başkan Obama, Amerikan askerlerinin operasyona katılımını reddeden ya da azaltan yeni bir müdahale biçimi geliştirdi ve savaşta askeri destek sağlamak üzere daha çok müttefiklerine dayandı. Suriye krizinin başından bu yana Amerika, Esed karşıtı devrimi başarısızlığa uğratmada aktif rol oynamak için Türkiye, İran, Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri gibi bölgedeki yandaşlarını ve Avrupa Birliği’ni seferber etti. Bunlar yetersiz kalınca, ABD, Cenevre anlaşmaları yoluyla diplomatik çözüm bulmak için açıkça Rusya’dan yardım talebinde bulundu... Buna rağmen Amerika, Suriye sahasını askeri olarak boş bırakmadı.

Trump, göreve geldiğinde bu konuya odaklandı ve 19 Aralık 2018’de Suriye’den çekilme kararı aldı ve kararının arkasında durdu. 20 Aralık 2018’de Trump, sosyal paylaşım sitesi Twitter’dan şu mesajları paylaştı: “2016 seçim kampanyası sırasında Suriye’den çıkılacağı sözünü tutuyorum. ABD, hiçbir karşılık almadan Rusya ve İran dâhil olmak üzere diğer ülkelerin işini yapıyor. Artık Ortadoğu’da başkalarının savaşmasının zamanı geldi. Rusya, İran, Suriye ve diğerleri IŞİD’in yerel düşmanlarıdır. Biz onların işini yapıyoruz. Eve dönme ve yeniden inşa zamanı.ifadelerini kullandı. “Trump sosyal paylaşım sitesi Twitter hesabından yaptığı açıklamada, Oraya aslen 7 yıl önce 3 aylığına diye gitmiştik. Hiç ayrılmadık.” Göreve geldiğinde güçlü olan IŞİD’in Başkanlığı sırasında büyük oranda yok edildiğini belirten Trump, “Geri kalan kalıntıları Türkiye’nin de dâhil olduğu bölgesel ülkeler kolaylıkla halledebilir. Eve dönüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu...” [22.12.2018 Russia Today]

Aynı zamanda 17 Eylül 2018’de Soçi’de varılan İdlip anlaşma ile ABD’ye büyük hizmette bulunan Rusya, İran, Suriye rejimi ve Erdoğan’a teşekkür etti. Bu anlaşmanın imzalanmasını ABD’nin istediğini belirterek, bu ülkelerin isteklerine yanıt verdiğini kaydetti... Trump, Rusya, İran, Lübnan partisi, yandaşları Türkiye ve Suudi Arabistan ile maşası örgütler ve diğer kurumların, Suriye rejiminin düşüşünü ve İslam’ın dönüşünü önlemek için Amerika uğrunda savaşmaya hazır olduğunu biliyor. Bu ülkeler, Cenevre, Astana, Soçi anlaşmalarında, Birleşmiş Milletler ve Güvenlik Konseyi’nin Suriye konulu kararlarında, özellikle de ABD’nin Güvenlik Konseyi’ne sunduğu ve oybirliğiyle kabul edilen 2254 sayılı kararda açıkça ve gizlice bu taahhütte bulundular. Bu ve diğer ülkeler söz konusu kararın uygulanmasını talep ettiler. 29 Temmuz 2018 tarihli soru cevapta Amerika’nın planlarından bahsettik: Barışı korumakiçin bölgesel güçlere dayanmak. Mısır, Suudi Arabistan ve Türkiye askerleri bu gaye için ön plana çıkabilirler. Bu yeni bir mesele değildir... Suriyede çözüme ulaşmak için Amerikan tasavvur henüz bununla sınırlı değildir. Beşşar lehine askeri başarılara rağmen dışarıdan güçler transfer edilecektir... Donald Trump yönetimi, Suriyede IŞİDin yenilgiye uğratılmasından sonra ülkenin kuzey doğusunda istikrarı korumak için Amerikan kuvvetleri yerine Arap kuvvetlerini yerleştirmeyi planlıyor...Trump, yaptığı son açıklamalarda bunu doğrudan dile getirdi.

2- Trump, kar-zarar hesabı yapan tüccar mantığıyla hareket ediyor. ABD askerlerinin masraflarını ABD Hazinesine aktarmak istiyor. Kürt milislerin giderlerini ve silahlarının büyük bir kısmını Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri karşılıyor. Ayrıca küresel koalisyonun maliyetlerine de katkıda bulunuyor. “Riyad’ın Türkiye sınırındaki Suriyeli Kürtleri desteklediğini belirten haberlerin ardından son zamanlarda Suudi Arabistan ve BAE, Suriye’de en önemli yumuşak güçlerden biri haline geldi...” [04.12.2018 masralarabia] Suudi Arabistan ayrıca 14 Aralık 2018’de Amerika öncülüğündeki küresel koalisyon giderlerinin belli bir miktarının ödendiğini açıkladı. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, “Suudi Arabistan’ın koalisyona 100 milyon dolar katkıda bulunduğunu bildirdi. BAEnin ise 50 milyon dolar yardım vereceğini açıkladı...[17.12.2018 alkhaleejonline] Bununla birlikte Trump, askerlerin giderleri, sevkiyat ve silah masraflarının tamamının karşılanmasını istiyor. Çünkü bir tacir olarak örfüne göre bu giderler, bir zarardır ve dolayısıyla bu rolü başkalarının üstlenmesini istiyor. Bu şu açıklamasında açıkça görülebilir. Reuters’in aktardığına göre Trump, Suriye’den çekilme kararının ardından Twitter hesabından yaptığı açıklamada ABD Orta Doğu’nun polisi olmak, neredeyse hiçbir zaman yaptıklarımızdan memnun olmayan diğer insanları korurken, hiçbir şey kazanmadan değerli hayatları ve trilyonlarca doları harcamak ister mi? Sonsuza kadar orada kalmak ister miyiz? Nihayet diğerlerinin de savaşma zamanı geldiifadelerini kullandı. Bütün bunlardan anlaşılıyor ki Amerika, başkalarının savaşmasını, Amerikalı askerlerin yerine başka kanların akmasını, ABD hazinesi yerine başka hazinelerin açık vermesini arzuluyor!

3- Trump, tarafların en azından şuan ki koşullarda askeri harekâtla değil, Amerika’nın istediği şekilde siyasi çözümle uğraşmasını istiyor. Siyasi çözüm istediği için Rusya ve rejimin İdlib’e yönelik askeri harekâtını durdurdu. Çünkü planları doğrultusunda siyasi çözüme ulaşılmasını istiyor. 22 Eylül 2018 tarihinde yayınladığımız soru cevapta buna atıfta bulunduk: Rusya, Amerikanın bu politikasının bilincinde... Bu yüzden Rusya, kendi yöntemine göre İdlib krizine çözüm bulmak için hazırlık yaptığı saldırıyı tamamlayamadı. Çünkü Türkiye, Amerikanın güdüsüyle operasyona veto koydu ve İran da sessiz kaldı... Böylelikle 7 Eylül 2018deki Tahran Zirvesinde, Rusyanın İdlibe yönelik operasyonuna ve Rus yöntemiyle krizi sona erdirme planına onay çıkmadı. Tahran Zirvesinden birkaç gün sonra Erdoğan ile Putin, Soçide yeniden bir araya geldi. Görüşmede, operasyon yerine silahlardan arındırılmış bir bölge kurulması kararı alındı. ABD, kararı memnuniyetle karşıladı! 18 Eylül 2018de RIA Novosti ajansı, bir ABDli Dışişleri Bakanlığı yetkilisinden Türkiye ile Rusyanın, Esed rejimi ile müttefiklerinin İdlibde askeri bir saldırısını önlemeye yönelik adımlar attığını görmekten cesaretlendik. Suriyede şiddeti azaltacak her samimi çabayı memnuniyetle karşılıyoruz...dediğini aktardı... Böylece Rusya, İdlibe yönelik hava saldırılarını durdurdu ve Akdenizde askeri tatbikat yapan gemilerini geri çekti. Rusya, İdlib krizine siyasi çözüm bulmadan önce askeri çözüm bulmak için doğrudan ya da Türkiye üzerinden Amerikaya yalvarıyor... Ama Amerika, Rusyaya Suriyedeki askeri üsleri konusunda şantaj yapmak, politik çözüm sürecinde muhalifleri üsler konusuna saldırtmak ve bunu bir baskı kartı olarak kullanmak için İdlib’de askeri çözümden önce siyasi çözümden yana... Diğer bir deyişle, Türkiye ve gerisinde de Amerikanın, Rusyanın İdlibe yönelik saldırısını önleme gayreti, birinci derecede Amerikanın çıkarı içindir. Rejimin İdlibi ele geçirmesini engellemek ya da sivilleri korumak için değil. Amerika, istediği çözümü dayattığında ve Rusyayı da bu çözüme boyun eğdirdiğinde, İdlib silahlardan arındırılmış ya da arındırılmamış, sivillerin ya da mücahitlerin kanı akmış hiçbir önemi yoktur... Suriyenin farklı bölgelerindeki biyografileri ve her taraftan dökülen suçları bunun en canlı kanıtıdır... Dolayısıyla Trump, Suriye’den çekilme kararı ile aslında tarafları bu hedefe daha da yaklaştırdı. ABD askerlerinin çekilmesiyle oluşan boşluğu Türk askerlerinin dolduracağı algısını vererek Türkiye’yi kandırdı... Türk tehdidi altında kalan Kürtlerin yüreğine korku saldı. Onun için koruma talebiyle rejime koştular. Rejimin de istediği buydu zaten. Rejim, Münbiç’teki Kürtlerin Türkiye’nin tehdidi altında kalması karşısında askeri birliklerini Münbiç bölgesine yöneltti... Rusya, bir yandan rejimi destekliyor, öte yandan Türkiye ile bir anlaşma içerisinde. O yüzden bölgede yeni ilişkiler gelişmediği sürece Türkiye’nin Münbiç’te rejime karşı savaşması oldukça zor... Bu yüzden Trump, Amerika’nın istediği şekilde çözüm müzakerelerine başlama dışında tarafların önünde olası bir seçenek bırakmıyor! Bazı taraflar alenen bazıları ise gizlice çözüm görüşmelerine başladılar bile.

A- Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Suriye krizinin çözümüne katkı sağlayacak kararın ardından yaşanan gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Ancak kararın arkasındaki tüm nedenleri ve ABD birliklerinin Suriye’den hangi takvim doğrultusunda çıkacaklarını tam olarak kavrayabilmiş değiliz.” ifadesini kullandı. [26.12.2018 Sputnik Arabic]

B- Almodon sitesine göre bazı kaynaklar “İki gün önce açıklanan Münbiç harekâtının, Türkiye’nin talebi üzerine askıya alındığını, Rusya ve Amerika ile daha fazla müzakere yapmak amacıyla harekâtı ertelediğini vurguladılar...” [27.12.2018 almodon]

Böylece Trump, çekilme konusu ile tarafların çabalarını çözüm sürecine kaydırmış oldu... Çünkü tarafların elinde Amerikan’ın Suriye krizine ilişkin hazırladığı çözüm planından başka alternatif yok.

4- Sonra Amerikan seçimleri, Trump için en önemli nedenlerden biri olarak kabul edilebilir. Zira Trump, seçimlerde zafer elde ettiği “önce Amerika” kampanyası uyarınca dış savaşlar karşıtı kişisel kadim bir pozisyona sahip. Dolayısıyla Suriye ve Afganistan’dan askerleri çekme çağrısı, 2020’de yapılacak seçimlerde kendisine kişisel yarar sağlayacaktır. Bu yüzden Suriye’den 2 bin [19.12.2018 The Guardian] ve Afganistan’dan 7 bin [21.12.2018 National Public Radio] ABD askerinin eve dönüşünü umursuyor. Askerlerin eve dönüşü, genel olarak Amerikan halkı nazarında 2020’de yapılacak seçimlerde yeniden seçilmesine yardımcı olacak bir popülerlik kazandıracaktır.

Üçüncüsü: Trump, yavaşça uygulanmasından önce bile -ki tamamlanması aylarca sürebilir- sırf çekilme kararı ile ajan ve yandaşları için bir baş ağrısı yarattı. Daha doğrusu baş ağrısından da ötesini yaptı... Olanlar dikkatlice incelendiğinde görülür ki Trump, ajan ve uşaklara hiçbir değer vermiyor. Eğer akletselerdi, etrafından çil yavrusu gibi dağılırlardı, ama akletmiyorlar! Planlarını uygulamak için onları kullandı, hem de aşağılayarak ve aldatarak. Bundan Rusya ve Avrupa bile nasibini aldı:

1- Amerika’nın emrine amade olan Kürtler, Suriye’den ayrılmak için Amerika’nın kendilerini eğittiğini, silahlandırdığını, ABD himayesinde bir devletlerinin olacağını sandılar. Vaat edilen devlet uğrunda Amerikan isteklerini uygulamaya koyuldular! Onun için Amerika’nın arzuladığı her savaşta ön cephede yer aldılar! Eski ABD Savunma Bakanı Ashton Carter, ABD tarafından kurulan ve Kürt gruplar için bir çatı örgütü mesabesinde olan Suriye Demokratik Güçlerini övdü. Carter, Suriyeli Kürtler, IŞİDe karşı savaşta sahada bizim mükemmel ortaklarımız olduklarını kanıtladılar, buna minnettarız. “IŞİD’i sadece yenilgiye uğratmak yetmez, aynı zamanda bunu sürdürülebilir kılmak gerek ve sadece bölgede yaşayanlar bunu yapabilir.dedi. [18.03.2016 Hürriyet Daily News] Bu nedenle Kürtler, gizli ve açık Amerika’nın kendilerini destekleyeceği kurgusuna kapıldılar ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in yukarıdaki şu açıklamasını göz önünde bulundurmadılar: “... Kürt silahlı gruplar ile işbirliği konusuna da değinen Jeffrey, Her zaman söylüyoruz. SDG ile DEAŞ’akarşı çalışmamız, kuzeydoğunun insanlarıyla geçici ve taktiksel nitelikte...dedi. [08.12.2018 RT ONLINE] Aksine ajanlık yapmaya devam ettiler. Bu yüzden ABD, Kürtlerin değil, kendi çıkarlarına hizmet etmelerini istediği her yerde Kürtleri kolayca görevlendirdi! Amerikan çıkarı, çekilme kararı alınmasını ve Kürtleri Türkiye’nin tehditleri ile baş başa bırakmayı gerektirince, ABD, Kürtlerin çıkarlarını göz önünde bulundurmadan çekilme kararı aldı... İşte bu da onları rejimin kucağına itti. Ki Amerika da zaten bunu arzuluyordu! Rejimin, Kürtlerin talebiyle Suriye’nin kuzeyine dönmesini istiyordu. “Kuzey Suriye’nin büyük kısmını kontrol eden Kürt liderler, ABD’nin Suriye’den çekilme kararından duydukları endişeyle, Rusya ve müttefiki Şam’dan, sınırı bir Türk saldırısı tehdidinden korumak için asker göndermelerini istiyorlar... Suriye hükümet güçlerine, yıllardır Kürt militanların hâkim olduğu sınıra geri dönme çağrısı, ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’den güçlerini çekmeye yönelik ani kararının ardından doğan krizin derinliğine işaret ediyor... [27.12.2018 Sputnik Arabic] Çarşamba günü Suriye Demokratik Güçleri, ABD’nin aniden Doğu Suriye’den geri çekilme kararı için “sırtından bıçaklamak ve binlerce savaşçının kanına ihanet etmektir” şeklinde açıklama yaptı. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin güvenilir kaynaklardan edindiği bilgilere göre Suriye Demokratik Güçleri’nin önde gelen unsurlarının “Bu karar, Suriye Demokratik Güçleri ve Halk Savunma Birlikleri’nin sırtına saplanmış bir hançerdir,” dedikleri öğrenildi. Bunlar, aylarca, yıllarca “DAEŞ” örgütünün kontrolündeki en büyük coğrafi bölge olan Münbiç ve Fırat’ın doğusunu ellerinde tuttular.” [19.12.2018 Et Tahrir News]

2- Türkiye de sıkıntıya düştü. Çünkü çekilme kararı, özellikle Trump ile Erdoğan arasında gerçekleşen telefon konuşmasından sonra alındığı için Amerika’nın çekilmesi ile oluşan boşluğun Türkiye tarafından doldurulacağını sanıyordu... 19 Aralık 2018’de Russia Today’in bildirdiğine göre, “Üst düzey ABD’li bir yetkili, ABD Başkanı Donald Trump’ın Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan ile telefonda yaptığı görüşme sonrasında ABD askerlerini Suriye’den çekme kararı aldığını söyledi. Çarşamba günü “Reuters’e konuşan ABD’li yetkili, Karar, Trump ile Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan arasında Cuma günü gerçekleşen telefon görüşmesinde alındı.” açıklamasında bulundu ABD’li yetkili, “Takip eden her şey, o telefon görüşmesinde varılan anlaşmanın hayata geçirilmesidir” dedi. 21 Aralık 2018 günü Anadolu Ajansı, Erdoğan ile Trump arasında gerçekleşen telefon görüşmesinde şu konuşmanın geçtiğini aktardı: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump bana siz DAEŞ’ı temizler misiniz diye sordu. Biz temizledik, bundan sonra da temizleriz. Yeter ki sizler lojistik anlamda bizlere gerekli desteği verin ve çekilmeye başladılar mı, başladılar. Şimdi hedef bu diplomatik ilişkilerimizi sağlıklı bir şekilde sürdürmek...Böylece Türkiye, boşluğu dolduracağını düşünüyordu... Ancak tersi oldu, Kürtlerin talebi üzerine rejim, Münbiç’e girdi! Pikap, tank, malzeme kamyonları ve zırhlı personel taşıyıcılar eşliğinde yaklaşık 1000 rejim askeri El Tayha noktasında toplandı. Yaklaşık 40 kişilik rejim askeri, Arima’nın kuzeydoğusunda bulunan Al Yalini köyündeki SDG ile kurulan ortak noktaya girdi. Burası ÖSO ile Türk askerlerinin kontrol noktalarına karşı ortak güç konuşlandırılması konusunda SDG ile varılan anlaşma sonrasında rejim güçlerinin konuşlandığı ilk noktadır. [27.12. 2018 almodon]

Ardından 29 Aralık 2018’de Savunma Bakanı, Dışişleri Bakanı ve Genelkurmay Başkanı’ndan oluşan Türk heyeti, konuyu görüşmek üzere Moskova’ya gitti... Ancak bazı Rus yetkililer, Türkiye’yi kışkırtıcı açıklamalar yaptılar. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova 27 Aralık Çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Amerikan askerinin çekilmesinin ardından onların elindeki bölge, Suriye ordusunun kontrolüne geçmeli. Buradaki temel soru şudur: Amerikalıların bıraktığı bölgeleri kim kontrol edecek? Açıkçası bu, uluslararası hukuka uygun şekilde Suriye hükümetine teslim edilmelidir. Ankara’nın terör örgütlerine yönelik operasyonlar dâhil Suriye’deki eylemleriyle ilgili yakın ve koordineli şekilde hareket ediyoruz... ifadelerini kullandı. [27.12 2018 almodon] Cumhuriyetçi kıdemli Senatör Lindsey Graham da yaptığı açıklamada, “Trump’ın ABD askerleri Suriye’den çıktıktan sonra Türkiye’nin YPG güçleriyle çatışmayacağından emin olmak istediğini belirtti. ABD’li senatör, bu nedenle Trump’ın, Türkiye’nin kendi çıkarlarını koruyabilmesi için bölgede bir tampon bölge edineceği yönünde Ankara’ya güvence verdiğini söyledi. Türkiye, YPG’yi topraklarındaki ayrılıkçı Kürt hareketin uzantısı olarak görüyor ve bu fraksiyona yönelik harekât tehdidinde bulunuyor. [31.12.2018 arabicpost] Sonra Rus ordusu, kısa süre önce ayrıldıktan sonra Münbiç kırsalındaki Arima köyünde bulunan “Suriye-Rusya Koordinasyon Merkezi”ni yeniden aktifleştirdi... [27.12 2018 almodon] Bütün bu gelişmeler, Türkiye’nin boşluğu doldurması önünde duran engellerdir ve engel teşkil etmeye de devam ediyor!

3- Amerika, nispeten güçlü bir ülke olan Rusya’yı bile krizden krize sürüklüyor... Rusya, 29 Eylül 2015’de Obama-Putin görüşmesinin ardından Suriye’ye yaptığı askeri müdahaleden bu yana Suriye açmazına battığını biliyor. Putin, askeri müdahaleye karşılık Kırım nedeniyle uygulanan yaptırımların kaldırılmasını ummuştu, ancak ne var ki yaptırımlar kaldırılmadı... Müdahale sonrası Rusya, Suriye yükünü azaltmak, bu çıkmazdan kurtulmak ve uzun süre sonra siyasi çözüm yolunu tutmak için İdlib sorununa askeri çözüm bulmak istedi. Zira askeri harekâttan kurtulduğu sürece siyasi çözüm Rusya’ya zarar vermeyecektir... Fakat Amerika, İdlib operasyonunu engelledi, çünkü önce siyasi çözümün olmasını istiyordu... Bunu, 22 Eylül 2018 tarihli soru cevapta belirttik. Böylece Rusya, İdlibe yönelik hava saldırılarını durdurdu ve Akdenizde askeri tatbikat yapan gemilerini geri çekti. Rusya, İdlib krizine siyasi çözüm bulmadan önce askeri çözüm bulmak için doğrudan ya da Türkiye üzerinden Amerikaya yalvarıyor... Ama Amerika, Rusyaya Suriyedeki askeri üsleri konusunda şantaj yapmak, politik çözüm sürecinde muhalifleri üsler konusuna saldırtmak ve bunu bir baskı kartı olarak kullanmak için İdlibde askeri çözümden önce siyasi çözümden yana...

Sonra Trump’ın çekilme kararı durumu daha da kötüleştirdi! Çekilme kararı sonrası Rusya, Münbiç ve Fırat’ın doğusundaki diğer Kürt bölgelerinde rejim ile Türkiye arasında kaldı! Çünkü Rusya, rejimi destekliyor. Öte yandan Rusya ile Türkiye arasında bir takım anlaşmalar var. Türk askerleri ile rejim güçleri gittikçe birbirlerine yaklaşıyorlar. Aralarında kalan Rusya, olası çatışma halinde çıkmaza girecektir... Görüldüğü gibi Amerika, Rusya’yı krizden krize sürüklüyor!

4- Avrupa’ya gelince, bazı Avrupa ülkeleri küresel koalisyonda yer aldı. Amerika’nın çekilmesi onları sıkıntıya sokacaktır. Tek başlarına Suriye’de kalamazlar... Diğer yandan da Amerika’nın uzaktan güvenli bir şekilde kendilerini izlemekten ziyade Suriye’de kalıp sıkıntıya düşmesini istiyorlar! Bu nedenle çekilme kararını “protesto edip saldırdılar”... İngiltere Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, “IŞİD’e karşı küresel koalisyon büyük ilerleme kaydetti. Hala yapılması gereken çok şey var, tehditleri gözümüzden kaçırmamalıyız. Elinde toprak kalmasa bile IŞİD tehdit yaratmayı sürdürecektir” denildi. [19.12.2018 euronews] Yani bu açıklama, Trump’ın çekilme nedeni olarak ileri sürdüğü argümanı geçersiz kılıyor... Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da ABD Başkanı Donald Trump’ın ABD askerlerini Suriye’den çekme kararına “Bir müttefik güvenilir olmalı” sözleri ile tepki gösterdi. Çad’ın başkenti N’Djamena’da konuşan Macron, Trump’ın Amerikan askerlerini Suriye’den çekme kararından dolayı derin üzüntü duyuyorumdedi. Macron, “Müttefik olmak omuz omuza savaşmak demek. Bu bir devlet başkanı ve ordu lideri için en önemli şeydir” ifadesini kullandı. Ve cihadi gruplara karşı Fransa ile Çad’ın ortak hareket ettiklerini kaydetti. [23.12.2018 BBC]

Dördüncüsü: Son olarak sorunlarımızda, sömürgeci kâfirlerin söz sahibi olması acı verici... Karar alıcı onlar, uygulayıcılar ise İslam dünyasındaki yöneticilerdir. Ne Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan ne de Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den utanmıyorlar. Dahası hak ortaya çıktığında, efendilerini memnun etmek ve koltuklarını korumak için haktan uzak kaldılar. Miatları dolunca efendileri tarafından bir kenara atılan geçmişteki yandaşlarından ibret almadılar. Böylece ayan beyan olan haktan uzak kaldıkları için hem dünyalarını hem de ahiretlerini kendi elleriyle mahvettiler.

وَهُمْ يَنْهَوْنَ عَنْهُ وَيَنْأَوْنَ عَنْهُ وَإِنْ يُهْلِكُونَ إِلَّا أَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَOnlar başkalarını ondan (Kurandan) alıkoyarlar, hem de kendileri ondan uzak kalırlar. Onlar farkına varmaksızın, ancak kendilerini helâk ediyorlar.[Enam 26] Böylece dünyada ve ahirette hüsrana uğradılar. İşte açık hüsran budur.

H.23 Rabiu’s Sânî 1440
M.30 Aralık 2018

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER