Çarşamba, 18 Jumada al-awwal 1440 | 2019/01/23
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Erdoğan’ın Fırat’ın Doğusuna Harekât Planından, Trump’ın Amerikan Askerlerini Suriye’den Çekme Kararına Kadar Suriye Sahasındaki Son Gelişmeler!

Soru Cevap

Erdoğan’ın Fırat’ın Doğusuna Harekât Planından, Trump’ın Amerikan Askerlerini Suriye’den Çekme Kararına Kadar Suriye Sahasındaki Son Gelişmeler!

Soru:

Erdoğan, peş peşe yaptığı açıklamalarda Fırat’ın doğusuna operasyon düzenleneceğini söyledi. Sonra harekâtın ertelendiğini açıkladı. Daha sonra yeniden harekât düzenleneceği açıklamasını yaptı... Sonra Münbiçteki Kürtlerin Suriye rejiminden koruma talep etmesinin ardından Türk heyeti, harekâtı koordine etmek amacıyla Rusya’ya gitti... Bu arada Trump, Amerikan askerlerinin Fıratın doğusundan çekileceğini açıkladı... Sonra boşluğu kimin dolduracağı konusu gündeme geldi...

Soru şu: Erdoğan’ın Fırat’ın doğusuna harekât konusunda gelgitleri oynamasının arkasındaki sebep nedir? Erdoğan, Amerika ile eşgüdümlü mü yoksa eşgüdümsüz mü bu eylem ve açıklamaları yaptı? Bu, Trump ile Erdoğan arasında politik anlaşmazlık olduğu anlamına gelir mi? Sonra Amerikalı askerlerin Suriye’den çekilmesinin faktörü nedir? Soru biraz uzun olduğu için özür dilerim. Allah sizi hayırla mükâfatlandırsın.

Cevap:

Erdoğan’ın, Fırat’ın doğusuna operasyon ve Trump’ın Suriye’den asker çekme açıklamasından günümüze kadar gelişen olaylar incelendiğinde şunlar görülür:

Birincisi: Erdoğan’ın politikası, Amerikan politikası ile uyumludur. Ciddi bir şaşma olmaz. Hatta tıpa tıp aynıdır. Bunun açıklaması şöyledir:

1- ABD’nin Suriye Özel Elçisi James Jeffrey, 07 Aralık 2018’de Ankara’ya geldi ve Türk yetkililerle görüştü. Suriye özellikle Münbiç ve İdlib’e ilişkin geçici Amerikan planını açıkladı. Jeffrey, Münbiç işbirliğinin Suriye’nin tümüne barış getirilmesi için model olduğunu vurgulayarak, ABD ve Türkiye’nin yakın iş birliği olmadan Suriye’de nihai bir çözüm bulunması mümkün değil.dedi. Kürt silahlı gruplar ile işbirliği konusuna da değinen Jeffrey, Her zaman söylüyoruz. SDG ile DEAŞ’akarşı çalışmamız, kuzeydoğunun insanlarıyla geçici ve taktiksel nitelikte...dedi. [08.12.2018 RT ONLINE] Bu ziyaretten dört gün sonra Erdoğan, Fırat’ın doğusuna yönelik yeni planını açıkladı. “Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen Türk Savunma Sanayii Zirvesi’nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Fırat’ın doğusunu bölücü terör örgütünden kurtarmaya yönelik harekâtımıza birkaç gün içinde başlayacağımızı ifade ettik, ediyoruz” dedi. [12.12.2018 BBC]

2- Erdoğan’ın Fırat’ın doğusuna askeri harekât açıklamasından saatler sonra ABD, askeri harekât karşısında duran açıklamalar yaptı. Pentagon Sözcüsü Sean Robertson yaptığı yazılı açıklamada, Suriye’nin kuzeydoğusunda özellikle de ABD askerlerinin bulunduğu veya yakınlarında olduğu bölgelere yönelik herhangi bir tarafça yapılacak tek taraflı bir askeri harekât büyük bir endişe kaynağıdır” dedi ve şöyle devam etti: Bu tür adımları kabul edilemez olarak addederiz.[13.12.2018 alkhaleejonline] Pentagon ve ABD Senatosunda bazı Cumhuriyetçilerin muhalefeti nedeniyle Türkiye, Washington’dan yapılan iki farklı açıklama arasında kaldı. Bu yüzden Türkiye, Washington’un nihai görüşünü beklemek üzere planına askıya aldı! Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 17 Aralık Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Suriye topraklarındaki operasyona her an başlayabiliriz...dedi. Konya’da toplu açılış töreninde konuşan Erdoğan, Geçtiğimiz hafta Fıratın doğusuna askeri operasyona başlayacağımızı resmen ilan ettik... Burada Sayın Trumpla da bunları görüştük ve kendileri de olumlu cevapları verdiler.ifadelerini kullandı. [17.12.2018 Reuters]

3- ABD Başkanı Trump, 19 Aralık 2018 Çarşamba günü yaptığı açıklamada, “IŞİD’i” yenilgiye uğratma misyonunu tamamlaması nedeniyle ABD askerlerinin Suriye’den çekileceğini açıkladı. “Trump, IŞİD’e karşı tarihi zaferlerden sonra, askerlerimizin eve dönme zamanı geldi...dedi. [20.12.2018 sputniknews] Bu çekilme ile birlikte sanki Amerika, Fırat’ın doğusunu Türkiye’ye bırakıyor gibi anlaşıldı. Bunun üzerine Erdoğan, hemen planını tekrar devreye soktu. Aynı kaynağa göre “TSK, Suriye sınırı yakınlarındaki birliklere yeni takviyeler gönderdi.”

4- ABD Başkanının Suriye’den çekilme kararının ardından Washington’da Amerikalı politikacılar arasında protesto dalgası yükseldi. Cumhuriyetçilerin önde gelen isimleri karara karşı çıktı. ABD Savunma Bakanı, Trump’ın Suriye’den çekilme kararı üzerine aniden istifasını açıkladı. “ABD Savunma Bakanı James Mattis, görevinden istifa etti... Mattis, istifa mektubunda Başkan Trump ile şiddetli görüş ayrılıkları yaşadığını ifade etti.” [21.12.2018 BBC] Washington’daki bu krizle birlikte Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye İhracatçılar Meclisi tarafından düzenlenen Türkiye’nin 500 Büyük Hizmet İhracatçısı Ödül Töreni’nde yaptığı konuşmada, Aslında geçtiğimiz hafta Fırat’ın doğusuna operasyon kararı almıştık. Gerek Trump ile yaptığımız görüşme gerek diplomasi ve güvenlik birimlerinin temasları gerekse Amerikan tarafından yapılan açıklamalar bizi bir müddet daha beklemeye yöneltti. Önümüzdeki aylarda Suriye sahasında PKK/YPGunsurlarını temizlemeye yönelik harekât tarzı izleyeceğiz bu böyle bilinsin.dedi. [22.12.2018 Reuters]

Görüldüğü gibi Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna düzenleyeceği askeri harekât sadece iki gün sonra tekrar bekleme safhasına geçti. Çünkü askeri harekât, Washington’dan gelen ani rüzgâra göre yön alıyor. Bazen esiyor bazen duruyor. Jeffrey’in Ankara ziyareti ve bu ziyaret sonrasında Amerikan bakış açısı doğrultusunda askeri harekât düzenleme ve harekâtı erteleme açıklaması yapılıyor. Yani Türkiye’nin, Washington’da pişirilen politikadan bağımsız bir politikası yok. Bu politika onu yörünge devletten daha çok ajanlara yakınlaştırıyor. Türk rejimi, “Fırat Kalkanı” ve “Zeytin Dalı” harekâtlarında olduğu gibi çoğu zaman Türkiye’nin çıkarlarından daha çok Amerikan çıkarlarını gözetiyor! Münbiç’te olduğu gibi Amerika’nın kırmızıçizgilerine sadık kalıyor. “Fırat Kalkanı” harekâtı, Münbiç’e yaklaştığında durdu!

İkincisi: Aşağıdaki hadiselere bir göz atıldığında Trump’ın çekilme kararı almasının arkasındaki motivasyon anlaşılabilir:

1- Afganistan ve Irak işgali sonucunda yaşanan hayal kırıklığının ardından Başkan Obama, Amerikan askerlerinin operasyona katılımını reddeden ya da azaltan yeni bir müdahale biçimi geliştirdi ve savaşta askeri destek sağlamak üzere daha çok müttefiklerine dayandı. Suriye krizinin başından bu yana Amerika, Esed karşıtı devrimi başarısızlığa uğratmada aktif rol oynamak için Türkiye, İran, Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri gibi bölgedeki yandaşlarını ve Avrupa Birliği’ni seferber etti. Bunlar yetersiz kalınca, ABD, Cenevre anlaşmaları yoluyla diplomatik çözüm bulmak için açıkça Rusya’dan yardım talebinde bulundu... Buna rağmen Amerika, Suriye sahasını askeri olarak boş bırakmadı.

Trump, göreve geldiğinde bu konuya odaklandı ve 19 Aralık 2018’de Suriye’den çekilme kararı aldı ve kararının arkasında durdu. 20 Aralık 2018’de Trump, sosyal paylaşım sitesi Twitter’dan şu mesajları paylaştı: “2016 seçim kampanyası sırasında Suriye’den çıkılacağı sözünü tutuyorum. ABD, hiçbir karşılık almadan Rusya ve İran dâhil olmak üzere diğer ülkelerin işini yapıyor. Artık Ortadoğu’da başkalarının savaşmasının zamanı geldi. Rusya, İran, Suriye ve diğerleri IŞİD’in yerel düşmanlarıdır. Biz onların işini yapıyoruz. Eve dönme ve yeniden inşa zamanı.ifadelerini kullandı. “Trump sosyal paylaşım sitesi Twitter hesabından yaptığı açıklamada, Oraya aslen 7 yıl önce 3 aylığına diye gitmiştik. Hiç ayrılmadık.” Göreve geldiğinde güçlü olan IŞİD’in Başkanlığı sırasında büyük oranda yok edildiğini belirten Trump, “Geri kalan kalıntıları Türkiye’nin de dâhil olduğu bölgesel ülkeler kolaylıkla halledebilir. Eve dönüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu...” [22.12.2018 Russia Today]

Aynı zamanda 17 Eylül 2018’de Soçi’de varılan İdlip anlaşma ile ABD’ye büyük hizmette bulunan Rusya, İran, Suriye rejimi ve Erdoğan’a teşekkür etti. Bu anlaşmanın imzalanmasını ABD’nin istediğini belirterek, bu ülkelerin isteklerine yanıt verdiğini kaydetti... Trump, Rusya, İran, Lübnan partisi, yandaşları Türkiye ve Suudi Arabistan ile maşası örgütler ve diğer kurumların, Suriye rejiminin düşüşünü ve İslam’ın dönüşünü önlemek için Amerika uğrunda savaşmaya hazır olduğunu biliyor. Bu ülkeler, Cenevre, Astana, Soçi anlaşmalarında, Birleşmiş Milletler ve Güvenlik Konseyi’nin Suriye konulu kararlarında, özellikle de ABD’nin Güvenlik Konseyi’ne sunduğu ve oybirliğiyle kabul edilen 2254 sayılı kararda açıkça ve gizlice bu taahhütte bulundular. Bu ve diğer ülkeler söz konusu kararın uygulanmasını talep ettiler. 29 Temmuz 2018 tarihli soru cevapta Amerika’nın planlarından bahsettik: Barışı korumakiçin bölgesel güçlere dayanmak. Mısır, Suudi Arabistan ve Türkiye askerleri bu gaye için ön plana çıkabilirler. Bu yeni bir mesele değildir... Suriyede çözüme ulaşmak için Amerikan tasavvur henüz bununla sınırlı değildir. Beşşar lehine askeri başarılara rağmen dışarıdan güçler transfer edilecektir... Donald Trump yönetimi, Suriyede IŞİDin yenilgiye uğratılmasından sonra ülkenin kuzey doğusunda istikrarı korumak için Amerikan kuvvetleri yerine Arap kuvvetlerini yerleştirmeyi planlıyor...Trump, yaptığı son açıklamalarda bunu doğrudan dile getirdi.

2- Trump, kar-zarar hesabı yapan tüccar mantığıyla hareket ediyor. ABD askerlerinin masraflarını ABD Hazinesine aktarmak istiyor. Kürt milislerin giderlerini ve silahlarının büyük bir kısmını Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri karşılıyor. Ayrıca küresel koalisyonun maliyetlerine de katkıda bulunuyor. “Riyad’ın Türkiye sınırındaki Suriyeli Kürtleri desteklediğini belirten haberlerin ardından son zamanlarda Suudi Arabistan ve BAE, Suriye’de en önemli yumuşak güçlerden biri haline geldi...” [04.12.2018 masralarabia] Suudi Arabistan ayrıca 14 Aralık 2018’de Amerika öncülüğündeki küresel koalisyon giderlerinin belli bir miktarının ödendiğini açıkladı. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, “Suudi Arabistan’ın koalisyona 100 milyon dolar katkıda bulunduğunu bildirdi. BAEnin ise 50 milyon dolar yardım vereceğini açıkladı...[17.12.2018 alkhaleejonline] Bununla birlikte Trump, askerlerin giderleri, sevkiyat ve silah masraflarının tamamının karşılanmasını istiyor. Çünkü bir tacir olarak örfüne göre bu giderler, bir zarardır ve dolayısıyla bu rolü başkalarının üstlenmesini istiyor. Bu şu açıklamasında açıkça görülebilir. Reuters’in aktardığına göre Trump, Suriye’den çekilme kararının ardından Twitter hesabından yaptığı açıklamada ABD Orta Doğu’nun polisi olmak, neredeyse hiçbir zaman yaptıklarımızdan memnun olmayan diğer insanları korurken, hiçbir şey kazanmadan değerli hayatları ve trilyonlarca doları harcamak ister mi? Sonsuza kadar orada kalmak ister miyiz? Nihayet diğerlerinin de savaşma zamanı geldiifadelerini kullandı. Bütün bunlardan anlaşılıyor ki Amerika, başkalarının savaşmasını, Amerikalı askerlerin yerine başka kanların akmasını, ABD hazinesi yerine başka hazinelerin açık vermesini arzuluyor!

3- Trump, tarafların en azından şuan ki koşullarda askeri harekâtla değil, Amerika’nın istediği şekilde siyasi çözümle uğraşmasını istiyor. Siyasi çözüm istediği için Rusya ve rejimin İdlib’e yönelik askeri harekâtını durdurdu. Çünkü planları doğrultusunda siyasi çözüme ulaşılmasını istiyor. 22 Eylül 2018 tarihinde yayınladığımız soru cevapta buna atıfta bulunduk: Rusya, Amerikanın bu politikasının bilincinde... Bu yüzden Rusya, kendi yöntemine göre İdlib krizine çözüm bulmak için hazırlık yaptığı saldırıyı tamamlayamadı. Çünkü Türkiye, Amerikanın güdüsüyle operasyona veto koydu ve İran da sessiz kaldı... Böylelikle 7 Eylül 2018deki Tahran Zirvesinde, Rusyanın İdlibe yönelik operasyonuna ve Rus yöntemiyle krizi sona erdirme planına onay çıkmadı. Tahran Zirvesinden birkaç gün sonra Erdoğan ile Putin, Soçide yeniden bir araya geldi. Görüşmede, operasyon yerine silahlardan arındırılmış bir bölge kurulması kararı alındı. ABD, kararı memnuniyetle karşıladı! 18 Eylül 2018de RIA Novosti ajansı, bir ABDli Dışişleri Bakanlığı yetkilisinden Türkiye ile Rusyanın, Esed rejimi ile müttefiklerinin İdlibde askeri bir saldırısını önlemeye yönelik adımlar attığını görmekten cesaretlendik. Suriyede şiddeti azaltacak her samimi çabayı memnuniyetle karşılıyoruz...dediğini aktardı... Böylece Rusya, İdlibe yönelik hava saldırılarını durdurdu ve Akdenizde askeri tatbikat yapan gemilerini geri çekti. Rusya, İdlib krizine siyasi çözüm bulmadan önce askeri çözüm bulmak için doğrudan ya da Türkiye üzerinden Amerikaya yalvarıyor... Ama Amerika, Rusyaya Suriyedeki askeri üsleri konusunda şantaj yapmak, politik çözüm sürecinde muhalifleri üsler konusuna saldırtmak ve bunu bir baskı kartı olarak kullanmak için İdlib’de askeri çözümden önce siyasi çözümden yana... Diğer bir deyişle, Türkiye ve gerisinde de Amerikanın, Rusyanın İdlibe yönelik saldırısını önleme gayreti, birinci derecede Amerikanın çıkarı içindir. Rejimin İdlibi ele geçirmesini engellemek ya da sivilleri korumak için değil. Amerika, istediği çözümü dayattığında ve Rusyayı da bu çözüme boyun eğdirdiğinde, İdlib silahlardan arındırılmış ya da arındırılmamış, sivillerin ya da mücahitlerin kanı akmış hiçbir önemi yoktur... Suriyenin farklı bölgelerindeki biyografileri ve her taraftan dökülen suçları bunun en canlı kanıtıdır... Dolayısıyla Trump, Suriye’den çekilme kararı ile aslında tarafları bu hedefe daha da yaklaştırdı. ABD askerlerinin çekilmesiyle oluşan boşluğu Türk askerlerinin dolduracağı algısını vererek Türkiye’yi kandırdı... Türk tehdidi altında kalan Kürtlerin yüreğine korku saldı. Onun için koruma talebiyle rejime koştular. Rejimin de istediği buydu zaten. Rejim, Münbiç’teki Kürtlerin Türkiye’nin tehdidi altında kalması karşısında askeri birliklerini Münbiç bölgesine yöneltti... Rusya, bir yandan rejimi destekliyor, öte yandan Türkiye ile bir anlaşma içerisinde. O yüzden bölgede yeni ilişkiler gelişmediği sürece Türkiye’nin Münbiç’te rejime karşı savaşması oldukça zor... Bu yüzden Trump, Amerika’nın istediği şekilde çözüm müzakerelerine başlama dışında tarafların önünde olası bir seçenek bırakmıyor! Bazı taraflar alenen bazıları ise gizlice çözüm görüşmelerine başladılar bile.

A- Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Suriye krizinin çözümüne katkı sağlayacak kararın ardından yaşanan gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Ancak kararın arkasındaki tüm nedenleri ve ABD birliklerinin Suriye’den hangi takvim doğrultusunda çıkacaklarını tam olarak kavrayabilmiş değiliz.” ifadesini kullandı. [26.12.2018 Sputnik Arabic]

B- Almodon sitesine göre bazı kaynaklar “İki gün önce açıklanan Münbiç harekâtının, Türkiye’nin talebi üzerine askıya alındığını, Rusya ve Amerika ile daha fazla müzakere yapmak amacıyla harekâtı ertelediğini vurguladılar...” [27.12.2018 almodon]

Böylece Trump, çekilme konusu ile tarafların çabalarını çözüm sürecine kaydırmış oldu... Çünkü tarafların elinde Amerikan’ın Suriye krizine ilişkin hazırladığı çözüm planından başka alternatif yok.

4- Sonra Amerikan seçimleri, Trump için en önemli nedenlerden biri olarak kabul edilebilir. Zira Trump, seçimlerde zafer elde ettiği “önce Amerika” kampanyası uyarınca dış savaşlar karşıtı kişisel kadim bir pozisyona sahip. Dolayısıyla Suriye ve Afganistan’dan askerleri çekme çağrısı, 2020’de yapılacak seçimlerde kendisine kişisel yarar sağlayacaktır. Bu yüzden Suriye’den 2 bin [19.12.2018 The Guardian] ve Afganistan’dan 7 bin [21.12.2018 National Public Radio] ABD askerinin eve dönüşünü umursuyor. Askerlerin eve dönüşü, genel olarak Amerikan halkı nazarında 2020’de yapılacak seçimlerde yeniden seçilmesine yardımcı olacak bir popülerlik kazandıracaktır.

Üçüncüsü: Trump, yavaşça uygulanmasından önce bile -ki tamamlanması aylarca sürebilir- sırf çekilme kararı ile ajan ve yandaşları için bir baş ağrısı yarattı. Daha doğrusu baş ağrısından da ötesini yaptı... Olanlar dikkatlice incelendiğinde görülür ki Trump, ajan ve uşaklara hiçbir değer vermiyor. Eğer akletselerdi, etrafından çil yavrusu gibi dağılırlardı, ama akletmiyorlar! Planlarını uygulamak için onları kullandı, hem de aşağılayarak ve aldatarak. Bundan Rusya ve Avrupa bile nasibini aldı:

1- Amerika’nın emrine amade olan Kürtler, Suriye’den ayrılmak için Amerika’nın kendilerini eğittiğini, silahlandırdığını, ABD himayesinde bir devletlerinin olacağını sandılar. Vaat edilen devlet uğrunda Amerikan isteklerini uygulamaya koyuldular! Onun için Amerika’nın arzuladığı her savaşta ön cephede yer aldılar! Eski ABD Savunma Bakanı Ashton Carter, ABD tarafından kurulan ve Kürt gruplar için bir çatı örgütü mesabesinde olan Suriye Demokratik Güçlerini övdü. Carter, Suriyeli Kürtler, IŞİDe karşı savaşta sahada bizim mükemmel ortaklarımız olduklarını kanıtladılar, buna minnettarız. “IŞİD’i sadece yenilgiye uğratmak yetmez, aynı zamanda bunu sürdürülebilir kılmak gerek ve sadece bölgede yaşayanlar bunu yapabilir.dedi. [18.03.2016 Hürriyet Daily News] Bu nedenle Kürtler, gizli ve açık Amerika’nın kendilerini destekleyeceği kurgusuna kapıldılar ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in yukarıdaki şu açıklamasını göz önünde bulundurmadılar: “... Kürt silahlı gruplar ile işbirliği konusuna da değinen Jeffrey, Her zaman söylüyoruz. SDG ile DEAŞ’akarşı çalışmamız, kuzeydoğunun insanlarıyla geçici ve taktiksel nitelikte...dedi. [08.12.2018 RT ONLINE] Aksine ajanlık yapmaya devam ettiler. Bu yüzden ABD, Kürtlerin değil, kendi çıkarlarına hizmet etmelerini istediği her yerde Kürtleri kolayca görevlendirdi! Amerikan çıkarı, çekilme kararı alınmasını ve Kürtleri Türkiye’nin tehditleri ile baş başa bırakmayı gerektirince, ABD, Kürtlerin çıkarlarını göz önünde bulundurmadan çekilme kararı aldı... İşte bu da onları rejimin kucağına itti. Ki Amerika da zaten bunu arzuluyordu! Rejimin, Kürtlerin talebiyle Suriye’nin kuzeyine dönmesini istiyordu. “Kuzey Suriye’nin büyük kısmını kontrol eden Kürt liderler, ABD’nin Suriye’den çekilme kararından duydukları endişeyle, Rusya ve müttefiki Şam’dan, sınırı bir Türk saldırısı tehdidinden korumak için asker göndermelerini istiyorlar... Suriye hükümet güçlerine, yıllardır Kürt militanların hâkim olduğu sınıra geri dönme çağrısı, ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’den güçlerini çekmeye yönelik ani kararının ardından doğan krizin derinliğine işaret ediyor... [27.12.2018 Sputnik Arabic] Çarşamba günü Suriye Demokratik Güçleri, ABD’nin aniden Doğu Suriye’den geri çekilme kararı için “sırtından bıçaklamak ve binlerce savaşçının kanına ihanet etmektir” şeklinde açıklama yaptı. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin güvenilir kaynaklardan edindiği bilgilere göre Suriye Demokratik Güçleri’nin önde gelen unsurlarının “Bu karar, Suriye Demokratik Güçleri ve Halk Savunma Birlikleri’nin sırtına saplanmış bir hançerdir,” dedikleri öğrenildi. Bunlar, aylarca, yıllarca “DAEŞ” örgütünün kontrolündeki en büyük coğrafi bölge olan Münbiç ve Fırat’ın doğusunu ellerinde tuttular.” [19.12.2018 Et Tahrir News]

2- Türkiye de sıkıntıya düştü. Çünkü çekilme kararı, özellikle Trump ile Erdoğan arasında gerçekleşen telefon konuşmasından sonra alındığı için Amerika’nın çekilmesi ile oluşan boşluğun Türkiye tarafından doldurulacağını sanıyordu... 19 Aralık 2018’de Russia Today’in bildirdiğine göre, “Üst düzey ABD’li bir yetkili, ABD Başkanı Donald Trump’ın Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan ile telefonda yaptığı görüşme sonrasında ABD askerlerini Suriye’den çekme kararı aldığını söyledi. Çarşamba günü “Reuters’e konuşan ABD’li yetkili, Karar, Trump ile Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan arasında Cuma günü gerçekleşen telefon görüşmesinde alındı.” açıklamasında bulundu ABD’li yetkili, “Takip eden her şey, o telefon görüşmesinde varılan anlaşmanın hayata geçirilmesidir” dedi. 21 Aralık 2018 günü Anadolu Ajansı, Erdoğan ile Trump arasında gerçekleşen telefon görüşmesinde şu konuşmanın geçtiğini aktardı: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump bana siz DAEŞ’ı temizler misiniz diye sordu. Biz temizledik, bundan sonra da temizleriz. Yeter ki sizler lojistik anlamda bizlere gerekli desteği verin ve çekilmeye başladılar mı, başladılar. Şimdi hedef bu diplomatik ilişkilerimizi sağlıklı bir şekilde sürdürmek...Böylece Türkiye, boşluğu dolduracağını düşünüyordu... Ancak tersi oldu, Kürtlerin talebi üzerine rejim, Münbiç’e girdi! Pikap, tank, malzeme kamyonları ve zırhlı personel taşıyıcılar eşliğinde yaklaşık 1000 rejim askeri El Tayha noktasında toplandı. Yaklaşık 40 kişilik rejim askeri, Arima’nın kuzeydoğusunda bulunan Al Yalini köyündeki SDG ile kurulan ortak noktaya girdi. Burası ÖSO ile Türk askerlerinin kontrol noktalarına karşı ortak güç konuşlandırılması konusunda SDG ile varılan anlaşma sonrasında rejim güçlerinin konuşlandığı ilk noktadır. [27.12. 2018 almodon]

Ardından 29 Aralık 2018’de Savunma Bakanı, Dışişleri Bakanı ve Genelkurmay Başkanı’ndan oluşan Türk heyeti, konuyu görüşmek üzere Moskova’ya gitti... Ancak bazı Rus yetkililer, Türkiye’yi kışkırtıcı açıklamalar yaptılar. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova 27 Aralık Çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Amerikan askerinin çekilmesinin ardından onların elindeki bölge, Suriye ordusunun kontrolüne geçmeli. Buradaki temel soru şudur: Amerikalıların bıraktığı bölgeleri kim kontrol edecek? Açıkçası bu, uluslararası hukuka uygun şekilde Suriye hükümetine teslim edilmelidir. Ankara’nın terör örgütlerine yönelik operasyonlar dâhil Suriye’deki eylemleriyle ilgili yakın ve koordineli şekilde hareket ediyoruz... ifadelerini kullandı. [27.12 2018 almodon] Cumhuriyetçi kıdemli Senatör Lindsey Graham da yaptığı açıklamada, “Trump’ın ABD askerleri Suriye’den çıktıktan sonra Türkiye’nin YPG güçleriyle çatışmayacağından emin olmak istediğini belirtti. ABD’li senatör, bu nedenle Trump’ın, Türkiye’nin kendi çıkarlarını koruyabilmesi için bölgede bir tampon bölge edineceği yönünde Ankara’ya güvence verdiğini söyledi. Türkiye, YPG’yi topraklarındaki ayrılıkçı Kürt hareketin uzantısı olarak görüyor ve bu fraksiyona yönelik harekât tehdidinde bulunuyor. [31.12.2018 arabicpost] Sonra Rus ordusu, kısa süre önce ayrıldıktan sonra Münbiç kırsalındaki Arima köyünde bulunan “Suriye-Rusya Koordinasyon Merkezi”ni yeniden aktifleştirdi... [27.12 2018 almodon] Bütün bu gelişmeler, Türkiye’nin boşluğu doldurması önünde duran engellerdir ve engel teşkil etmeye de devam ediyor!

3- Amerika, nispeten güçlü bir ülke olan Rusya’yı bile krizden krize sürüklüyor... Rusya, 29 Eylül 2015’de Obama-Putin görüşmesinin ardından Suriye’ye yaptığı askeri müdahaleden bu yana Suriye açmazına battığını biliyor. Putin, askeri müdahaleye karşılık Kırım nedeniyle uygulanan yaptırımların kaldırılmasını ummuştu, ancak ne var ki yaptırımlar kaldırılmadı... Müdahale sonrası Rusya, Suriye yükünü azaltmak, bu çıkmazdan kurtulmak ve uzun süre sonra siyasi çözüm yolunu tutmak için İdlib sorununa askeri çözüm bulmak istedi. Zira askeri harekâttan kurtulduğu sürece siyasi çözüm Rusya’ya zarar vermeyecektir... Fakat Amerika, İdlib operasyonunu engelledi, çünkü önce siyasi çözümün olmasını istiyordu... Bunu, 22 Eylül 2018 tarihli soru cevapta belirttik. Böylece Rusya, İdlibe yönelik hava saldırılarını durdurdu ve Akdenizde askeri tatbikat yapan gemilerini geri çekti. Rusya, İdlib krizine siyasi çözüm bulmadan önce askeri çözüm bulmak için doğrudan ya da Türkiye üzerinden Amerikaya yalvarıyor... Ama Amerika, Rusyaya Suriyedeki askeri üsleri konusunda şantaj yapmak, politik çözüm sürecinde muhalifleri üsler konusuna saldırtmak ve bunu bir baskı kartı olarak kullanmak için İdlibde askeri çözümden önce siyasi çözümden yana...

Sonra Trump’ın çekilme kararı durumu daha da kötüleştirdi! Çekilme kararı sonrası Rusya, Münbiç ve Fırat’ın doğusundaki diğer Kürt bölgelerinde rejim ile Türkiye arasında kaldı! Çünkü Rusya, rejimi destekliyor. Öte yandan Rusya ile Türkiye arasında bir takım anlaşmalar var. Türk askerleri ile rejim güçleri gittikçe birbirlerine yaklaşıyorlar. Aralarında kalan Rusya, olası çatışma halinde çıkmaza girecektir... Görüldüğü gibi Amerika, Rusya’yı krizden krize sürüklüyor!

4- Avrupa’ya gelince, bazı Avrupa ülkeleri küresel koalisyonda yer aldı. Amerika’nın çekilmesi onları sıkıntıya sokacaktır. Tek başlarına Suriye’de kalamazlar... Diğer yandan da Amerika’nın uzaktan güvenli bir şekilde kendilerini izlemekten ziyade Suriye’de kalıp sıkıntıya düşmesini istiyorlar! Bu nedenle çekilme kararını “protesto edip saldırdılar”... İngiltere Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, “IŞİD’e karşı küresel koalisyon büyük ilerleme kaydetti. Hala yapılması gereken çok şey var, tehditleri gözümüzden kaçırmamalıyız. Elinde toprak kalmasa bile IŞİD tehdit yaratmayı sürdürecektir” denildi. [19.12.2018 euronews] Yani bu açıklama, Trump’ın çekilme nedeni olarak ileri sürdüğü argümanı geçersiz kılıyor... Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da ABD Başkanı Donald Trump’ın ABD askerlerini Suriye’den çekme kararına “Bir müttefik güvenilir olmalı” sözleri ile tepki gösterdi. Çad’ın başkenti N’Djamena’da konuşan Macron, Trump’ın Amerikan askerlerini Suriye’den çekme kararından dolayı derin üzüntü duyuyorumdedi. Macron, “Müttefik olmak omuz omuza savaşmak demek. Bu bir devlet başkanı ve ordu lideri için en önemli şeydir” ifadesini kullandı. Ve cihadi gruplara karşı Fransa ile Çad’ın ortak hareket ettiklerini kaydetti. [23.12.2018 BBC]

Dördüncüsü: Son olarak sorunlarımızda, sömürgeci kâfirlerin söz sahibi olması acı verici... Karar alıcı onlar, uygulayıcılar ise İslam dünyasındaki yöneticilerdir. Ne Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan ne de Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den utanmıyorlar. Dahası hak ortaya çıktığında, efendilerini memnun etmek ve koltuklarını korumak için haktan uzak kaldılar. Miatları dolunca efendileri tarafından bir kenara atılan geçmişteki yandaşlarından ibret almadılar. Böylece ayan beyan olan haktan uzak kaldıkları için hem dünyalarını hem de ahiretlerini kendi elleriyle mahvettiler.

وَهُمْ يَنْهَوْنَ عَنْهُ وَيَنْأَوْنَ عَنْهُ وَإِنْ يُهْلِكُونَ إِلَّا أَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَOnlar başkalarını ondan (Kurandan) alıkoyarlar, hem de kendileri ondan uzak kalırlar. Onlar farkına varmaksızın, ancak kendilerini helâk ediyorlar.[Enam 26] Böylece dünyada ve ahirette hüsrana uğradılar. İşte açık hüsran budur.

H.23 Rabiu’s Sânî 1440
M.30 Aralık 2018

Devamını oku...

İsveç’teki Anlaşma ve Yemen Trajedisine Yansımaları

Soru Cevap

İsveç’teki Anlaşma ve Yemen Trajedisine Yansımaları

Soru:

18 Aralık 2018de France 24 sitesinin bildirdiğine göre BM öncülüğünde El Hudeyde liman kentinde ilan edilen ateşkesten dakikalar sonra hükümet güçleri ile Husiler arasında El Hudeyde kentinde çatışmalar patlak verdi...[18.12.2018 France 24] 17 Aralık 2018’de Sputnik Arabic sitesinin aktardığına göre İsveç’te sağlanan anlaşma ile ilgili olarak açıklamalarda bulunan Yemen EnsarullahHareketi heyeti üyelerinden biri, anlaşmanın El Hudeyde limanının devrini ya da Husilerin şehirden çekilmesini içermediğini belirtti. Açıklamayı henüz mürekkebi kurumayan anlaşmaya bir darbe olarak kabul eden Yemen Enformasyon Bakanı Muammer El Eryani, “Anlaşma, milislerin El Hudeyde kenti, El Hudeyde, Es Salif ve Rasu İsa limanlarından çekilmesini içeriyor…” dedi.

Soru şu: Henüz mürekkebi bile kurumayan anlaşma metninde bu anlaşmazlık niye? Ateşkes yürürlüğe girdikten dakikalar sonra çatışmalar neden patlak verdi? Peki, Amerika ve İngiltere anlaşmayı neden memnuniyetle karşıladı? Bu anlaşma ile Yemen trajedisinin sona ermesi bekleniyor mu? Allah mükâfatınızı artırsın.

Cevap:

İstişare toplantıları 6 Aralık 2018 Perşembe günü başlayan ve 13 Aralık 2018’de göstermelik tokalaşma ile son bulan İsveç’teki anlaşma mevzusuna geçmeden önce Yemen’deki koşulları şu şekilde özetlemek kaçınılmazdır:

Birincisi: Husiler, Sana’yı ele geçirip Hadi hükümetini başkentten kovduktan ve Yemen’in çoğunda kontrolü sağladıktan sonra iktidarlarına bir tür “yasallık” kazandırma gereksinimi duydular. Amerika, onlara bu “yasallığı” kazandırmaya çalışıyordu... Ancak bu, sanıldığı gibi kolay değildi. Zira Yemen’deki siyasi ortam büyük oranda İngiliz yanlısıydı. Bu nedenle Amerika’nın en büyük arzusu, Husileri Yemen siyasi haritasının aktif bir parçası haline getirmekti. Ancak Husiler, Yemen’in kuzeyinde özellikle de Sada kentinde insanların geneli tarafından kabul görmeyen azınlık bir gruptu. Bu yüzden Amerika, Husileri Yemen’in aktif bir unsuru haline getirmek ve herhangi bir iktidarın onlarsız devam edemeyeceğini göstermek amacıyla Husileri destekledi. Bu konuda şöyle bir yol haritası izledi:

1- Suudi Arabistan’ın “Kararlılık Fırtınası” hava operasyonları ile müdahalede bulunmasını sağladı. Harekâtın amacı, Husilerin ortadan kaldırılması değildi. Aksi takdirde Suudi Arabistan kara birlikleriyle müdahalede bulunurdu. Aksine savaş uçakları karşısında Husileri, Yemen’i savunan bir pozisyona sokmak, mazlum durumuna düşürmek, aynı zamanda kahraman yapmak ve böylece halk tarafından kabul edilmelerini ve kamuoyu elde etmelerini sağlamaktı...

2- İngiliz yanlısı Yemen Devlet Başkanı Hadi’yi Suudi Arabistan’da sanki esaret altına aldı. Ki planı gereğince baskı yapılması lazımsa, baskı yapılması kolay olsun. 

3- ABD yanlısı Yemen özel elçiler göndermesi için Güvenlik Konseyi’ni etkiledi ve başarılı oldu da. Cemal b. Ömer ve Velid Şeyh ABD yanlısıydı...

Onlarca yıldır Yemen’de etkin olan İngiltere’ye gelince, güneyde Güney Hareketi, kuzeyde Husilerin ABD’nin Yemen’deki ezici İngiliz nüfuzuna sızma enstrümanları olduğunu biliyordu. Husiler Sana ve Yemen’in diğer kentlerine girince ve İran’dan büyük bir askeri destek alınca, İngiltere, özellikle de Suudi Arabistan’ın Yemen’deki rolünden sonra Yemen’deki nüfuzunun sallantıda olduğunu düşündü. Bu yüzden hemen İngiltere, Amerikan plan ve enstrümanlarına şu şekilde reaksiyon verdi:

A- Suudi Arabistan’ın rolü paralelinde BAE’nin rolünün ön plana çıkarılması. Nitekim Aden ve güneydeki diğer kentlerin Husilerden geri alınmasında BAE önemli bir rol oynamıştır. Bu rol ile yeni bir Güney Hareketi yarattı. Hareket içindeki Amerikan ajanlarını diskalifiye edip ikincil plana itti. Böylelikle güneyde güvenliği sağladı.

B- Köklü ajanı Ali Salih’i kuzeyde Husiler cephesine yerleştirdi. Salih, Husilerle dost oldu, saflarında yer aldı ki iktidara geldiklerinde İngilizlerin de pastada payı olsun. Suikasta kurban gitmemiş olsaydı neredeyse misyonunda başarılı olacaktı...

C- İngiliz yanlısı BM özel elçisi göndermek için uğraş verdi ve bunda başarılı oldu da. İngiliz Martin Griffiths yeni BM Yemen Özel Elçisi olarak atandı.

İkincisi: İngiltere, İran’dan gelen desteğin Husilerin bel kemiğini oluşturduğunu biliyordu. Sana Havaalanı uçuşlara kapatıldıktan ve Güney limanlarında kontrolü sağlandıktan sonra El Hudeyde limanı, Husilere lojistik destek ulaştırmanın neredeyse tek arteri haline gelmişti. Bu nedenle BAE, El Hudeyde limanında kontrolü sağlamak için limana doğru hareket etti. El Hudeyde çevresindeki çatışmalar ve kuşatma, insanlık başlığı altında Amerika’nın büyük tepkisine neden oldu. El Hudeyde limanından milyonlarca Yemenliye insani yardım ulaştırıldığı kaydedildi. Bir anda Amerika, insanlık abidesi kesilivermişti. Oysa Suriye’de kuşatma ve varıl bombaları ile insanlık değerini Birleşmiş Milletler’in ayakları altında çiğneyen ABD ve ajanlarıydı... Ama Amerika, El Hudeyde limanını bir yıldır ya da daha fazla bir süredir Husilerin, başta Suudi Arabistan’a fırlattığı balistik füzeler ve BAE’deki hedefleri vuran insansız hava araçları olmak üzere İran’dan gelen askeri desteğe açık tutmak için bahaneler arıyordu... Buna karşılık Suudi Arabistan, Husi savaşçılara gerçek bir darbe vurmaksızın savaş uçakları ile manevra yapıyordu. Örneğin Taiz kuşatması sırasında Husi güçlerin askeri mevzileri havadan denetime açıktı. Bu üslerin vurulması ve ablukanın yarılması zor değildi, ancak buna rağmen kuşatma devam etti! BAE ise Husilere karşı gerçek bir savaş yürütüyordu. Hatta ABD, Suudi Arabistan üzerinden BAE’ye baskı uygulamamış olsaydı, Husileri El Hudeyde kentinden çıkarmasına ramak kalmıştı!

Dolayısıyla Amerikan plan ve enstrümanları ile İngiliz plan ve enstrümanları kesişmiyordu. Amerika, Yemen’in önemli bölümlerinde Husiler kontrolü sağladıktan sonra siyasi çözüm taraftarıydı. İngiltere ise Husilerin daha fazla yenilgiye uğramasını bekliyordu. Ki çekilmeyi kabul etsinler, yani gerçek bir siyasi çözüme gidilmeden önce kaleleri olarak bilinen Sada kentine geri dönsünler. O yüzden bundan önceki tüm istişare toplantıları politik “oyun”dan ve zaman kaybından başka bir şey değildi. Örneğin Kuveyt ve geçtiğimiz Eylül ayı başında Cenevre’de gerçekleşen müzakereler gibi istişare turları bu yüzden başarısız olmuştu. Zira Husi heyeti görüşmelere gitmemişti… Onun için istişare toplantıları başarısızlıkla sonuçlanmıştı, Husiler büyük bir tehlike yüz yüze idiler. BAE destekli güçler, El Hudeyde kenti ve limanını ele geçirmek üzereydi, kapısına dayanmıştılar. Bu arada El Hudeyde çatışması için yerel milisler devşiren ve seferber eden BAE önemli yol oynuyordu. Suudi Arabistan ise, sıkıntılı bir durumdaydı. Bu sıkıntılı durum yüzünden BAE’nin bu yaklaşımını reddedemiyordu. Çünkü Yemen savaşında Husiler gibi açık bir hedefe karşı görünüşte “müttefik” idiler! Amerika da El Hudeyde saldırısını engelleyemiyordu, çünkü BAE ve perde gerisinde İngiltere, ABD’nin kendisini daha önemli bir şeye kaptırdığı bir zamanlamayı yeğlediler. Zira El Hudeyde’deki çatışmalar, 8-9 Haziran 2018 günlerinde alevlenmişti. [10.06.2018 El Hurra] Bu anda büyük ölçüde ABD, 12 Haziran 2018’de Singapur’da Trump ile Kuzey Kore lideri arasında gerçekleşen zirvenin hazırlıkları ile meşguldü. Yani zamanlama manidardı. Amerika, saldırıyı durduramayacak kadar yarı felçliydi... Nitekim öyle de oldu. Güvenlik Konseyi, El Hudeyde’deki çatışmaları durduramadı. “Dün Perşembe günü BM Güvenlik Konseyi, Suudi Arabistan ve BAE öncülüğündeki koalisyon güçlerinin El Hudeyde kentine düzenlediği saldırının derhal askıya alınmasını kabul etmedi...” [15.06.2018 el-Cezire] Dolayısıyla El Hudeyde’deki çatışmalar, BAE ile BAE destekli milislerin El Hudeyde limanında kontrolü sağlama olasılığı, en büyük risk haline gelmişti. Yemen’deki Husiler yönetimi için tehdit teşkil ediyordu. Bu yüzden El Husi, limanın ele geçirilmesini önlemek için tüm güçlerini seferber etti. Amerika da Yemen’deki insanlık durumuna timsah gözyaşları dökmek ve El Hudeyde limanının Yemen’deki kıtlığı önlemenin atardamarı olduğunu söylemek için yetkililerini harekete geçirdi... BAE ve yerel müttefikleri, saldırıları artırmak, sahada ilerleme kaydetmek ve bu sayede kent ve liman üzerine emrivakiyi dayatmak için uluslararası fırsat kolluyordu. Kısmen gerçekleşmişti. Tamamlanması durumunda ise Husiler ve dolayısıyla gelecekte Yemen’deki Amerikan nüfuzunu her taraftan sarmalayan büyük bir risk haline gelebilirdi. Geçtiğimiz aylarda El Hudeyde çevresindeki aralıklı çatışmalar, özellikle de Amerika’nın Yemen’deki Suudi-BAE öncülüğündeki koalisyonu dağıtamaması ve Suudi Arabistan tarafının tek başına savaşı durduramaması nedeniyle Yemen savaşının en tehlikeli parçası haline gelmişti. Çünkü bu durumda Körfez ülkelerine liderlik eden Suudi rolü ciddi zarar görebilirdi. Bu yüzden durum yerinde saydı. Ta ki Ekim 2018 başında Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın vahşice cinayete kurban gitmesinin ardından Suudilerin başı büyük belaya girene kadar...

Üçüncüsü: İstanbul’da Suudi gazeteci Kaşıkçı’nın suikasta kurban gitmesiyle birlikte Suudi Arabistan üzerinde kara bulutlar belirdi. Amerika, bunu çıkarları için istihdam edebilirdi:

1- Suudi istihbaratı, İstanbul Konsolosluğu’nda vahşi bir cinayet işledi. Cinayet, Suudi Arabistan’a karşı uluslararası kampanya yürütülmesine sebep oldu. Tüm insanlık değerlerine aykırı bu iğrenç cinayetteki sorumluluğu yüzünden bazen açıkça bazen de dolaylı olarak Veliaht Prens Muhammed b. Selman’ın hesaba çekilmesi çağrısı yapıldı. Suudi Arabistan ve İslam dünyasındaki diğer mücrim yöneticilerin, vatandaşlarına karşı İstanbul’daki Suudi gazeteci suikastından çok daha iğrenç cinayetler işlemesine rağmen bu cinayet sonrası duygusal bir görüntü zuhur etti. Devletler cinayeti kınamak zorunda kaldı. Avrupa ülkeleri, Amerikan ajanı Muhammed b. Selman’ı zayıflatmak ya da mümkünse iktidardan alaşağı etmek için cinayeti kullanmak istediler. Fakat hemen Amerika, Muhammed b. Selman’a uluslararası bir kamuflaj giydirdi. Başkan Trump, Twitter hesabından, Suudi Veliaht Prensi’nin sözlerine inandığını ifade eden Tweetler attı. Böylece Prens hakkındaki suçlamaları bertaraf etmiş oldu. Trump, Amerika’da işsizliği azaltacağı gerekçesiyle Suudi Arabistan ile yapılan silah anlaşmalarından vazgeçmeyeceğini söyledi. Bunun üzerine Kongre üyeleri Trump yönetimine yaptıkları baskıyı arttırdılar. Bazı Kongre üyeleri, Trump yönetimini Suudi parası karşılığında “Amerikan değerlerini” satmakla suçladılar... En son ABD Senatosu, Trump’ın Muhammed b. Selman’a verdiği desteği açıkça kınayan yasa tasarısını kabul etti. “Başkan Donald Trump için tarihi bir kınama. ABD Senatosu, Perşembe günü ABD’nin Yemen’de Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyona verdiği askeri desteğin durdurulmasını öngören yasa tasarısını kabul etti. Tasarı, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetinden Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed b. Selman’ı sorumlu tutuyor... Tarihi oylamada tasarı 41’e karşı 56 oyla Senato’dan geçti...” [14.12.2018 Reuters]

2- Kongre üyeleri, “sadık Amerikan ajanı” Suudi Arabistan Veliaht Prensi ile ilişkilerin askıya alınması yönünde çokça çağrılar yaptılar. Bazı Kongre üyeleri de Suudi Arabistan’a silah satışının durdurulması talebinde bulundu. Bunun üzerine silah satışının ek istihdam yaratılmasına katkı sağlayacağı ile övünen Trump, Kaşıkçı cinayeti ve Suudi Arabistan üzerine odaklanan dikkatleri hemen önemli başka bir konuya çekmek için yoğun çaba sarf etti. Bu önemli meselede Suudi Arabistan, insan hakları, barış ve huzur yanlısı ve BM ile işbirliği içinde olduğu lanse edildi... İsveç’teki istişare toplantıları sırasında Muhammed b. Selman’ın işbirliği yaptığı vurgulandı. “BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in, BM Yemen Özel Elçisi’nin yaklaşık dört yıldır süren savaşı sonlandırmak için başlattığı siyasi süreci desteklemek amacıyla İsveç’teki istişare toplantılarının kapanışına katılacağı bildirildi. Suudi Arabistan resmi ajansı SPA, Guterres ile Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed b. Selman’ın “Yemen’deki gelişmeleri ve sarf edilen çabaları” ele almak üzere telefonda görüştüklerini bildirdi...” [12.12.2018 Reuters] BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Muhammed b. Selman’ın katkısı üzerine yoğunlaştı. “El Arabiya kanalına göre, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Perşembe günü düzenlediği basın toplantısında, Yemen hükümeti ile Ensarullah Hareketi arasında bugün imzalanan tarihi anlaşmada, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed b. Selman’ın oynadığı rolden bahsetti... BM Sözcü yardımcısı Ferhan Hak, Perşembe günü New York’taki BM Genel Merkezinde gazetecilere yaptığı açıklamada, Guterres, “İstişareler sonucunda Veliaht Prensin katkılarının çok önemli olduğunu” düşünüyor dedi...” [13.12.2018 Sputnik Arabic] Görüldüğü gibi Amerika, Muhammed b. Selman’ın rolünü çarpıcı şekilde barizleştirdi. O derece ki Griffiths, bu rolü övmek zorunda kaldı. Griffith, Ürdün televizyonuna yaptığı açıklamada, “Yemen konulu istişare toplantılarında tarafların bir anlaşmaya vardıklarını söyledi... Griffith, “Sürece hayati ve kişisel desteğini sunan ekselansları Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed b. Selmana şükranlarımı sunuyorum.dedi. [14.12.2018 El Vatan News] Bütün bunlardan, Amerika’nın şu üç nedenden ötürü anlaşmaya varılmasını umursadığı görülüyor:

Birincisi: Suudi Arabistan imajının düzeltilmesi. İkincisi: Suudi Arabistan’a yönelik uluslararası kritiklerin bertaraf edilmesi ve Suudi gazeteci meselesinin örtbas edilmesi. Üçüncüsü: Suudi Arabistan’a mali şantaj yapılması! Trump için en önemli olan da bu zaten... Ajanı ve göz bebeği Muhammed b. Selman ve babasının imajının düzeltilmesi ve kritiklerin bertaraf edilmesi Amerika’nın kesinlikle umurunda değil. Amerika, Muhammed b. Selman ve babasına karşı bu davranışı ile onları “açmaz”dan kurtardığını lanse edecek ve dolayısıyla bunu, uluslararası kritikleri bertaraf etmenin bedeli olarak Suudi petrol paralarını daha fazla “hortumlamak” için kullanacaktır. Bu, Trump’ın “öde!” politikasına dayalı “şantajcı” ticari zihniyeti ile bire bir örtüşüyor.

3- Amerikalı yetkililerin açıklamaları ve açıklamalardaki üslup gücü, Amerika’nın anlaşma sağlanmasına verdiği önemin göstergesidir:

- ABD, 30 gün içinde Yemen’de ateşkes sağlanması çağrısında bulundu. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçlerinin, Yemen’de sivillerin yaşadığı tüm bölgelere hava saldırılarını durdurması gerektiğini vurguladı. ABD Savunma Bakanı James Mattis, 30 gün içinde Yemen’de ateşkes sağlanması ve ülkedeki savaşın sona erdirilmesi için barış görüşmelerinin başlaması çağrısında bulundu. Dün salı günü ABD Barış Enstitüsünde konuşan Mattis, Uzun dönemli bir çözüm için 30 gün içinde herkesi, bir ateşkesin olduğu, sınırlardan çekilmenin sağlandığı ve hava saldırılarının durduğu bir barış masası etrafında görmek istiyoruz” dedi. Barış görüşmelerine geçilmesi gerektiğine dikkati çeken Mattis, Bunu gelecekte yaparız diyemeyiz, 30 gün içerisinde yapmamız gerekir. Suudi Arabistan ve BAE’nin buna hazır olduğuna inanıyorum...diye konuştu. [31.10.2018 El Haliç online]

- Amerika, İsveç’teki istişare toplantılarına katılması, bir anlaşmaya varılması ya da başlanılması için istişare heyetlerine baskı yapması, ipleri BM Özel Elçisi İngiliz Griffiths’e bırakmaması için BM Genel Sekreteri Guterres’i İsveç’e gönderdi. “BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in, BM Yemen Özel Elçisi’nin yaklaşık dört yıldır süren savaşı sonlandırmak için başlattığı siyasi süreci desteklemek amacıyla İsveç’teki istişare toplantılarının kapanışına katılacağı bildirildi.” [12.12.2018 Reuters]

- Suudi Arabistan, önerilen anlaşmayı kabul etmesi için Yemen Devlet Başkanı Hadi’ye baskı uyguladı. “El Cezire’ye konuşan kaynaklar, Suudi Arabistan’ın hükümet heyetini İsveç’teki istişare toplantılarına gönderip El Hudeyde ile limanda varılan ateşkes anlaşmasını onaylaması için Yemen Devlet Başkanı Abed Rabbo Mansur Hadi’ye baskı yaptığını söylediler. Kaynaklara göre hükümet heyeti, “Riyad’da ikamet eden” Hadi’ye Husilerin El Hudeyde kenti ve limanından çıkarılmasını açıkça belirtmeyen anlaşmayı imzalamamasını tavsiye eden bir mektup sundu. Ama Yemen Devlet Başkanı, Suudi Arabistan’ın son birkaç saat içinde yaptığı ağır baskısı sonrası imzalamak zorunda kaldı...” [13.12.2018 el-Cezire]

- El Hudeyde’de varılan ateşkesi izlemek için alelacele bir BM Tümgenerali atandı. “Birleşmiş Milletler, Yemenli taraflar arasındaki ateşkesi izleme misyonunun başkanlığına Hollandalı bir Tümgenerali getirdi. BM Yemen Özel Elçisi Martin Griffiths, Hollandalı emekli Tümgeneral Patrick Cammaert’in Yemen’deki izleme misyonunun başkanlığını kabul ettiğini söyledi ve Cammaert’in bir kaç gün içinde bölgeye ulaşabileceğini kaydetti. [14.12.2018 Ahbarul Yemen] 20 Aralık 2018 tarihindeki Rayu’l Yemen sitesine göre BM Sözcüsü Stefan Dujarric, Komisyon Başkanı Hollandalı emekli Tümgeneral Patrick Cammaert’in Perşembe günü Ürdün’e hareket edeceğini, oradan Sanaya, sonra da El Hudeyde’ye geçeceğini söyledi...

- Amerika, anlaşmayı memnuniyetle karşıladı. ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, “Yemen’de barışın mümkün olduğunu” söyleyerek, varılan ateşkes anlaşmasını memnuniyetle karşıladığını belirtti...” [14.12.2018 BBC] Açıklamasında, “Yemen hükümeti ve Husiler arasındaki bu görüşmelerin önemli bir ilk adımı temsil ettiğini ve barışın mümkün olduğunu söyleyen Pompeo, Tüm taraflar bir ivme inşa ederek tüm Yemenilerin yaşamlarını iyileştirme fırsatına sahipler. Taraflar gerginlikleri ortadan kaldırmaya ve devam eden düşmanlıklara son vermeye devam etmelidir...ifadelerini kullandı. [14.12.2018 El Meşhed El Yemeni]

- ABD Büyükelçisi, Husiler ile bariz bir şekilde temasa geçti. “ABD’nin Yemen Büyükelçisi Matthew Toler, Stockholm’de yapılan istişare toplantıları ve konferans sırasında yaptığı açıklamada, Aralarında Husi heyetinden bir üyenin de bulunduğu bir grup ile büyükelçiler arasında resmi bir toplantı gerçekleştirdik... Husi heyetinin bazı üyeleri ile kendi tarzımla görüşmelerde bulundum. Güzel bir görüşmeydi. Ben ABDnin Yemen büyükelçisiyim ve bir günde sadece 24 saat var. Gerçekten tarafların gayri resmi ve baskıdan uzak bir şekilde herkese fırsat veren oturma düzenine övgüde bulunmadan geçemem.” dedi. [13.12.2018 Şarku’l Avsat]

Dördüncüsü: Her ne kadar yukarıda da belirtildiği gibi Amerikan baskısı ve memnuniyetle karşılaması sonucunda İsveç’te bir anlaşmaya varılmış olsa da, İngiltere de anlaşmayı memnuniyetle karşıladı. Çünkü Amerika, insani dürtüler, kıtlık trajedisi, savaşlar, ölümler, yaralılar sonucu ortaya çıkan çocuk hastalıklarına dikkat çekerek baskın bir kamuoyu yarattı... Sanki bunlar, bugün ortaya çıktı da! Dolayısıyla ABD’nin anlaşma sağlanması için oluşturduğu atmosfer İngiltere’ye anlaşmayı memnuniyetle karşılamaktan başka bir alan bırakmadı. Ama yönünü değiştirmek ya da en azından hızını frenlemek için kendi tarzına göre akıntıya kapıldı. Bu nedenle anlaşmayı memnuniyetle karşıladı. “Salı günü İngiliz Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada Yemen’de varılan ateşkesin memnuniyetle karşılandığı belirtildi... İngiliz Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, BM Yemen Özel Elçisi Martin Griffiths’in çabalarını övdü...” [18.12.2018 Yemen net]

Aynı zamanda anlaşmanın nasıl uygulanacağını görüşmek için Güvenlik Konseyi’ne bir tasarı sundu:

- İngiltere, Güvenlik Konseyi’nde başka bir uluslararası karar çıkarılması için çalışıyor. Bu yüzden görüşmek üzere karar tasarısını Güvenlik Konseyi’ne sundu. İngiltere’nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Karen Pierce, “Konuyu gündeme getiren ülke olarak Birleşik Krallık, Güvenlik Konseyi kararı üzerinde tüm meslektaşlarımızla çalışmaya devam edecektir. Varılan anlaşmaları onaylamayı, uygulanmasını desteklemeyi ve bir sonraki adımların acilen atılmasını planlıyoruz...” dedi.[14.12.2018 yemenshabab.net]

- Salı günü diplomatlar, “BM Güvenlik Konseyi’nin, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’ten bu ayın sonuna kadar El Hudeyde’de ateşkesin nasıl izleneceğine dair bazı önerilerde bulunmasını isteyen İngiliz karar tasarısını incelediğini söylediler. İngiltere, anlaşmayı destekleyen karar tasarısını Güvenlik Konseyi’ne dağıttı. Oylamanın ne zaman yapılacağı ise belli değil. ABD, Fransa, İngiltere, Çin veya Rusya’nın veto hakkı dışında kararın kabul edilmesi için dokuz oy gerekiyor.” [18.12.2018 Aynul İhbariye]

Sunulan bu tasarı ile İngiltere, izleme, uygulama ve ömrünü uzatmak için çekilmenin nasıl olacağı gerekçesiyle anlaşmadaki müzakere sürecine giriş yapmak istiyor. Zira halkın ölü sayısı ve yapısal yıkım boyutu Yemen topraklarında çatışanların umurunda değil... Önemli olan sadece çıkarlarının gerçekleşmesidir... Bu yüzden diyebiliriz ki:

Bugün ABD ve bölgedeki avaneleri özellikle de Suudi Arabistan, Yemen savaşının sona erdirilmesi, Husiler, İran yandaşları ve dolayısıyla ABD yandaşlarını Yemen yönetiminde kayda değer bir ortak yapacak istişare toplantılarına başlanılması konusunda ciddiler. İsveç’teki istişare toplantıları bu ciddiyetin göstergesidir. Ancak bu ABD yaklaşımı, Yemen’deki büyük İngiliz nüfuzu altında ABD’nin bu yaklaşımını gerçekleştireceği anlamına gelmez... Çünkü İngiltere, BM Genel Sekreteri Guterres karşısında BM Özel Elçisi Griffiths’e destek olması için Dışişleri Bakanı’nı 13 Aralık 2018’de İsveç’teki istişare toplantılarına gönderdi. Bunun için anlaşma sadece El Hudeyde ile sınırlı kaldı. Başta Sana Havaalanı olmak üzere diğer dosyalar sonraki turlara bırakıldı... Ayrıca varılan anlaşmanın uygulanması konusunda hükümet heyetinin sergilediği kuşkulu tavır, anlaşmanın Suudi Arabistan, BM Genel Sekreteri ve perde gerisinde de Amerikan baskısı altında gerçekleştiğini gösterir.

“İsveç’in Rimbo kasabasında gerçekleşen istişare toplantılarının kapanışında düzenlediği basın toplantısında El Yemani, “Yemen hükümeti ile Husiler arasında 75 anlaşma imzalandı, ama hiçbirine sadık kalmadılar” diye konuştu. El Yemani, Husileri Taiz kenti üzerindeki ablukanın kaldırılmasını reddetmekle suçladı... Sana Havaalanı ile ilgili olarak El Yemani, hükümetin Sana Havaalanı’nı Aden üzerinden uluslararası uçuşlara açmak istediğini, ancak Husilerin bu inisiyatifi reddettiğini söyledi. El Yemani, “darbeyi bitirme projesi El Hudeyde’den başlar.” dedi ve Husileri El Hudeyde ve esir takası anlaşmalarına uymaya zorlama yükümlülüğünün BM ve uluslararası toplumda olduğunu ifade etti... BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in yeni bir tur düzenleme planına ilişkin olarak ise El Yemani, “Şuan ki varılan anlaşma uygulanmadan önce yeni istişare toplantılarını düşünmek uygun olmaz...dedi. [13.12.2018 Russia Today] Tüm bunlar, uygulama sırasında anlaşmadan sıyrılmaya ve diğer turların düzenlenmesi için ayak sürümeye büyük bir kapı aralar.

Bu nedenle büyük olasılıkla El Hudeyde anlaşmasının uygulanması çok zor. İsveç’te açıklanan anlaşmadan kısa bir süre sonra 14-15-16 Aralık 2018 günlerinde El Hudeyde çevresinde meydana gelen çatışmalar bunun göstergesidir. BM, bu çatışmalar için bahane üretmek zorunda kaldı. “Bir BM kaynağı, “El Hudeyde anlaşması ateşkesin hemen yürürlüğe girmesini öngörüyor. Bunun 48 ile 72 saat sürmesi normal. Çünkü talimatlar daha operasyon sahasına ulaşacak... Biz ateşkesin Salı günü uygulanmasını bekliyoruz” dedi.[16.12.2018 Reuters]

Buna göre muhtemelen vaziyetler, gelgitler şekilde devam edecektir. Amerika açısından, Amerika, özellikle El Hudeyde ve limanlarının askeri operasyona kapanmasını, sonra da El Hudeyde’de duyulan Husi sesleri ile siyasi çözüme gidilmesini istiyor... İngiltere açısından ise, İngiltere, Husileri olabildiğince zayıflatmak için savaşın devam etmesini ve siyasi çözüme gidilmeden önce El Hudeyde’de Husi seslerin duyulmamasını istiyor...

Beşincisi: Son soruya gelince, (Bu anlaşma ile Yemen trajedisinin sona ermesi bekleniyor mu?) yanıtı şu şekildedir:

Bu anlaşma, Yemen krizini çözmez, çünkü Amerika ile İngiltere’nin, dolayısıyla anlaşmaya imza atan yerel uşakların çıkarları çatışıyor. Yorgun savaşçının dinlenmesi gibi en fazla biraz mola verilebilir. Sonra işler yeniden kızışacaktır. Her iki taraftaki güç kriterlerine göre kapitalistlerin orta çözüm yöntemi üzere ortak karar ile bazen çatışmalara ara verilebilir... Tabii ki bu, krizi sona erdirmeyecektir, yani Yemen’deki olaylar, pasif olarak devam edecektir. Çatışan taraflardaki siyasi ve askeri güç dengesine göre olaylar bazen durulacak bazen de şiddetlenecektir... Krizi sonlandıran hususa gelince, iki şeydir, nitekim önceki bazı soru cevaplarda bunu belirttik:

Birincisi: Amerika ya da İngiltere’nin olayları lehte çözüme kavuşturup, Yemen’de tek başına söz sahibi olması ki bu, yukarıda açıkladığımız gibi oldukça zordur...

İkincisi: Ki bu, oldukça yakındır Allah’ın izniyle. Allah’ın bu ümmeti Hilafetle onurlandırması. Çünkü Hilafet, sömürgeci kâfirlerin nüfuzunu silip süpürecek, ülkeden köklerini temizleyecek, kullar arasındaki kötülüklerini ortadan kaldıracaktır. Böylece küfür ve kâfirler zillete düşecek, İslam ve Müslümanlar da izzet bulacaktır. O gün müminler Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُO gün Allahın zafer vermesiyle müminler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” [Rum 4-6] İman ve Hikmet ehli Yemen halkı için Hilafeti ikame etmek yaraşır. Böylelikle her iki yurtta kurtuluşa ererler. Allah, Salih kullarının dostudur.

H.13 Rabiu’s Sânî 1440
M.20 Aralık 2018

Devamını oku...

Ukrayna-Rusya Gerginliği

Soru Cevap

Ukrayna-Rusya Gerginliği

Soru:

Kerç Boğazı’nı geçmeye çalışırken Rusya tarafından Ukrayna gemilerinin alıkonulması olayıyla ilgili Fox News’e konuşan Ukrayna Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko, Rus sınır güvenlik güçlerinin eylemlerini “saldırganlık” olarak nitelendirdi. Poroşenko “Sayın Putin, bu saldırganlık, Sayın Putin, bu savaş. Bu şaka değil, olay değil, kriz değil” dedi. [12.12.2018 https://arabic.sputniknews.com] Rusya, 25 Kasım 2018de Rus sınır güvenlik güçlerinin, Kırım Yarımadasının doğusundaki Azak Denizi ile Karadeniz arasındaki Kerç Boğazı yakınlarında Rus sularını ihlal ettiği gerekçesiyle üç Ukrayna savaş gemisini alıkoyduklarını açıkladı. Olayın ardından ABD, Rusya’ya karşı daha sert yaptırımlar uygulanması talebinde bulunurken, Avrupa bunu reddetti. Rusya-Ukrayna arasındaki gerilim sürüyor. Gerilimin arkasında kim var? İpler neden yeniden gerildi?

Cevap:

Konuyla ilgili olarak gelişen olaylara bir göz attığımızda cevap İnşallah açığa çıkacaktır:

1- Şubat 2014’te Rusya, Amerika ve Avrupa, Rus yanlısı eski Ukrayna Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’in iktidarda kalması konusunda mutabakata vardılar. Ancak mutabakat sonrası ayaklanmalar patlak verdi. Ayaklanmaların silahlı eylemlere dönüşmesiyle birlikte Yanukoviç, Rusya’ya kaçmak zorunda kaldı. Olayların arkasında Batının olduğu açığa çıktı... Rusya, Batının aldatması sonucunda Ukrayna’yı kaybettiğinin farkına varınca Kırım’ı ilhak ettiğini açıkladı. Ukrayna’nın doğusunda bulunan Donetsk’deki Rusları kışkırtması sonrasında Ruslar, Donetsk ve Lugansk cumhuriyetinin bağımsızlığını ilan ettiler. Akabinde Amerika ve Avrupa, Rusya’ya yaptırım uyguladı ve onu G-7 zirvesinden dışladı.

2- Amerika’nın Ukrayna’yı silahlandırma çağrısına karşılık Avrupa bunu reddetti. Çünkü silahlandırmanın Rusya ile arasında gerginlik yaratacağını, sular ısındığında bunun Avrupa üzerinde yansımalarının olacağını biliyordu... Fransa ve Almanya, gerginliğin ateşini düşürmek ve siyasi bir çözüm bulmak için Rusya ile temasa geçtiler. Ve ardından 6 Şubat 2015 tarihinde ABD’siz üç ülke, Minsk Anlaşması’nı imzaladı. Biz bunu 21 Şubat 2015 tarihli soru cevapta açıkladık. Avrupa Fransa ile Almanya, Amerikanın tavrındaki bu sıcak gelişmenin, Ukraynaya yönelik askeri eylemlerin artmasına yol açabileceğinden korktu. Çünkü Ukraynada çıkacak bir savaş veya benzeri durum, Ukrayna tarafında yer almadığı takdirde Avrupayı sıkıntıya düşürecekken Amerika bundan pek fazla etkilemeyecektir. İşte Avrupanın, Amerika ile aynı paralelde giden Ukrayna politikasını değiştirme konusunda ısrar etmesinin nedeni budur. Bu yüzden Avrupa, siyasi bir çözüm bulmak amacıyla Rusya Devlet Başkanı ile temasa geçmeye karar verdi. Böylece Avrupa ile Rusya arasında çıkabilecek gerginliğin önünü aldı. Bilfiil de öyle oldu. Konuyu görüşmek üzere bir araya gelen Avrupalı liderler Fransa ile Almanya, 06 Şubat 2015de Amerika’sız bir anlaşmaya vardılar. Ardından Merkel, izin almak için değil Obamayı bilgilendirmek için 08 Şubat 2015 tarihinde Washingtona uçtu... Açıktır ki Avrupa, Amerikadan yeşil ışık almadan ilk kez kendi başına bir iş yapmıştır. 06 Şubat 2015de bir araya gelen üç lider Vladimir Putin, Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, izlenecek yol haritası konusunda mutabakata vardılar. Geriye sadece anlaşmayı imzalamak üzere Ukraynalı tarafları Ukrayna Cumhurbaşkanı ve ayrılıkçılarıikna etme meselesi kalmıştı. Sonra Merkel, Obamayı bilgilendirmek amacıyla Washingtona gitti.

3- Amerika anlaşmaya pek şaşırmadı. Anlaşmanın uygulanması için değil, içeriğini boşaltmak ve başarısızlığa uğratmak için görünüşte anlaşmaya destek verdiğini açıkladı. Yine aynı soru cevapta şöyle dedik: Fransa ile Almanyanın bu pozisyonunun Obama yönetimi üzerinde çok büyük etkisi oldu. Bu durum Münih Zirvesinde, özellikle Amerikanın Ukraynaya silah yardımı ile ilgili yaptığı açıklamaları Kerry ile Merkel arasında sözlü sataşmalara neden oldu... Beklentilere gelince, Amerikanın Minsk Anlaşmasının uygulanmasına engel olabilecek bazı sorunlar üretmesi kuvvetle muhtemeldir. Çünkü Ukraynada adamları var. Cumhurbaşkanı Poroşenko Avrupaya yakın biri olsa da Amerikanın da onun üzerinde bir etkisi var... Dolayısıyla Amerika şu üç durumdan birisiyle ya da hepsiyle olayları iyice tırmandırabilir: Ukrayna’ya sofistike silahlar satmak. Ya da NATO üyeliği için Ukrayna ile görüşmeler yapmak. Ya da Ukraynadaki bazı uşaklarını tahrik ederek anlaşmayı fiyaskoya uğratmak. Bu üç şeyin her biri de Rusyayı kışkırtabilir, olayları etkileyip başarısızlığına yol açabilir...”İşte yaşanan olay budur. Amerika, anlaşmayı başarısızlığa uğratmak ve ipleri germek için çalışıyor...

4- Son olaylar Rusya’nın mürettebatıyla birlikte üç Ukrayna savaş gemisine el koyması nedeniyle meydana geldi... Ukrayna’nın Rusya’yı kışkırttığı anlaşılıyor... Ukrayna, Amerika’nın yeşil ışık yakmasıyla ancak böyle bir eyleme kalkışabilir. Rus TASS haber ajansının 25 Kasım 2018 tarihinde bildirdiğine göre Üç Ukrayna savaş gemisi yasadışı yollarla Rus karasularına girerek tehlikeli manevralar yaptı.Ardından Ukrayna, müdahil olması için Batıya çağrıda bulundu. Ukrayna Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko, 29 Kasım 2018 tarihinde Alman Bild gazetesine yaptığı açıklamada, Almanya bizim en sıkı müttefiklerimiz arasında yer alıyor. Şimdi NATO ülkelerinin Ukrayna’nın güvenliğini sağlamak ve yardım etmek için Azak Denizi’ne donanma gemileri göndermeye hazır olmalarını umuyorum... Putin, Azak Denizi’ni işgal etmekten başka bir şey istemiyor. Anladığı tek dil, Batı dünyasının birliğidir. Eğer Putini durdurmazsak onun ne yapacağını Almanya da merak etmeli. Rusyanın bu saldırgan politikasını kabul edemeyiz. Önce Kırım, sonra Ukraynanın doğusu, şimdi ise (Putin) Azak Denizini istiyor. Putin eski Rus İmparatorluğunu geri getirmek istiyor. Kırım, Donbass ve bütün ülkeyi Rusyaya katmak istiyor... Şansölye Merkel 2015 yılında Minsk’te yaptığı müzakerelerle ülkemizi bir kez kurtarmıştı. Şimdi o ve diğer müttefiklerimizin bizi bir kez daha destekleyeceğini umuyoruz.diye konuştu. Fakat Almanya askeri operasyon yapmayı reddetti. Almanya Başbakanı Merkel yaptığı açıklamada, Böyle anlaşmazlıklara askeri çözüm bulunmazdedi. [29.11.2018 DPA] Merkel, Ukrayna tarafının da mantıklı olmasını istiyoruz. Tabii ki gerçekleri masaya yatıracağız ve neler yapabileceğimize bakacağızifadelerini kullandı. Ve konuyu Arjantin’de Putin ile görüşeceğini söyledi. Rusya’ya yaptırımların sıkılaştırılmasını kabul etmedi. 06 Aralık 2018’de İtalya’da AB Dışişleri Bakanları toplantısında Ukraynalı mevkidaşı Pavlo Klimkin’le görüşen Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas yaptığı açıklamada, Almanya, gerilimi azaltma çabaları sürdüğü sürece Ukrayna anlaşmazlığı yüzünden AB tarafından Rusya’ya yaptırım uygulanmasını öngörmüyor. Şu anda yeni yaptırımlardan söz etmenin yanlış olacağı kanaatindeyim. Çünkü gerilimi düşürme yönünde çabalar var. Almanya, yeni yaptırımlar önerisinde bulunmayacak. ABde yeni yaptırımlar uygulanması için görüş birliği olacağını sanmıyorum.dedi. [07.12.2018 Reuters] Almanya ve diğer birçok Avrupa ülkesi, tehlikenin boyutunun ve Avrupa’ya vereceği zararın farkında. Bu yüzden askeri operasyon ve yaptırımların sıkılaştırılmasını istemiyor. Çünkü bu, hem Rusya hem de Avrupa için iki tarafı da keskin bir kılıçtır.

5- Amerikan tavrının, gerginlik ve yaptırımların sıkılaştırılması yönünde olduğu izahtan varestedir. Trump, Ukrayna gemilerinin alıkonulması konusunda hoşnutsuzluğunu göstermek amacıyla 30 Kasım 2018’de Arjantin’de G20 zirvesinde Rusya Devlet Başkanı Putin ile yapacağı görüşmeyi iptal etti. Arjantin’in başkenti Buenos Aires’de Japonya Başbakanı Şinzo Abe ile yapacağı görüşmesi öncesinde Ukrayna gemilerinin Rusya tarafından alıkonulması ile ilgili olarak gazetecilere açıklamalarda bulunan Trump, Yaşananlar hoşumuza gitmiyor. Bundan memnun değiliz, kimse bundan hoşnut değil.dedi. [30.11.2018 IRT Online] ABD’nin Ukrayna Özel elçisi Kurt Volker, 27 Kasım 2018’te yaptığı açıklamada, Rus lider, Mariupol dâhil olmak üzere limanları tek taraflı denetlemek istiyor. Hiç kimse bu limanlara ulaşamıyor... Rusya’nın tek başına limanları denetleme çabası büyük bir endişe yaratıyor. Rusya, Azak Denizi’ndeki denizcilik kurallarıyla ilgili 2003 Anlaşmasına uyması gerekiyor... Rusya’nın Ukrayna topraklarında yeni bir provokasyona kalkışacağını düşünmüyorum. Böyle bir provokasyon olursa çok büyük bir sürpriz yaşanır...şeklinde konuştu. [28.11.2018 Arapça Ukrayna sayfası] Söz konusu anlaşmaya göre Azak Denizi ve Kerç Boğazı Rusya ve Ukrayna’nın iç sularıdır. 6 Aralık 2018’de “Hello America” Radyosu’nun bildirdiğine göre “ABD’nin Ukrayna Özel Elçisi Kurt Volker, önümüzdeki iki hafta içinde Ukrayna’ya bir ziyaret gerçekleştirecek. Volker, Rusya’dan gözaltındaki Ukraynalı denizcilerin serbest bırakılmasını talep etti. Rusya’nın 2003 yılında imzalanan ikili anlaşma temelinde Kerç Boğazı ve Azak Denizi’nde Ukrayna ile işbirliği yapması gerektiğini vurguladı.” Bu açıklamadan da açıkça anlaşıldığı üzere Amerika, fevri davranmıyor, acele etmiyor. Ukrayna özel elçisi, iki hafta sonra Ukrayna’yı ziyaret edeceğini açıkladı. Demek ki, krizin çözümü umurunda değil, aksine gerilimin devamından yana. Dolayısıyla amacı, sorunun çözümünden ziyade gerilim ve gerilimin devam etmesidir!

6- Amerika’nın, Ukrayna’ya silah ve teçhizat tedarik ettiğini ve ordusunu eğittiğini belirtmekte fayda var. ABD’nin Ukrayna Özel Elçisi Kurt Volker, 29 Kasım 2018’de Deutsche Welle sitesine yaptığı açıklamada, “Kiev ve Washington, savunma sektöründe normal bir işbirliği içerisinde... Ukraynanın modern ve güçlü bir savunma sistemine sahip olması için silahlı kuvvetlerinin reformu ve tanzimi konusunda Ukrayna ile işbirliği yapıyoruz.dedi. ABD yetkilisi, ülkesinin Ukrayna’yı silahlandırdığını kabul ediyor. 09 Haziran 2018 günkü Russia Today sitesine göre “Amerika, Ukrayna’nın batısında bulunan Lviv kentindeki havalimanına stratejik uçaklarına yakıt sağlamak için dört uçak gönderdi. Washington, bu uçakların Doğu Avrupa’nın güvenliğini sağlamak için NATO ortakları ile işbirliği çerçevesinde gönderildiğini belirtti. Uçaklarla birlikte bakım için 150 Amerikalı bir ekibin de ülkeye geldiği kaydedildi. Site, Avrupa ve Afrika’daki ABD Hava Kuvvetleri basın ofisinden, Bu adımın amacının, Doğu Avrupa’da ABD güvenliğini ve NATO üyeleri ile ortakları arasındaki askeri işbirliğini artırmak olduğunuaktardı. Rus sitesine göre “ABD ile Ukrayna arasındaki işbirliği, 2014de Ukrayna hükümetine yönelik girişilen darbeden bu yana istikrarlı bir şekilde artmıştır. Ukrayna, Donbass’ta kullanılmaması koşuluyla Amerikalılardan zırhlı araçlar, insansız hava araçları, radar, ekipman, ağır keskin nişancı tüfekleri ve anti-tank sistemi teslim almaya başladı.Amerika’nın, Ukrayna’ya silah satışıyla ve Ukrayna’yı Rusya’ya karşı kışkırtmasıyla gerginlik yaratmaya çalıştığı, Rusya’nın ise buna cevap vermek zorunda kaldığı açıktır. Ki Amerika’nın da istediği tam budur. ABD, gerginliğin devamından yanadır. Dolayısıyla ABD, Kırım ve Ukrayna krizini çıkarlarına göre ajite ediyor... Rusya’nın, Ukrayna’dan bir parça olan Kırım Yarımadası’nı 18 Mart 2014’te ilhak ettiğini açıkladıktan sonra yayınladığımız 22 Mart 2014 tarihli soru cevapta şöyle dediğimizi anımsatıyoruz: ...Uluslararası veya bölgesel koşullar Rusya ya da Batı lehine değiştiği an Ukrayna patlamaya hazır bir bomba gibidir. O zaman taraflar, gözlerini Ukraynaya dikecek ve uluslararası koşullara uygun olarak Ukraynayı ele geçirmeyi deneyeceklerdir. Ukrayna, Rusyanın arka bahçesi iken aynı zamanda Avrupanın da (arka) kapısıdır...

7- Amerika, Kırım’daki haklarını geri almak, Rusların kontrolündeki Doğu Ukrayna’da kontrolü yeniden sağlamak, Azak Denizi ve Kerç Boğazı’ndaki haklarını savunmak için Ukrayna’yı gizlice Rusya’ya karşı kışkırtıyor. Kerç Boğazı iki ülke için de stratejik öneme haizdir. Kuzeyde Azak Denizi’nden güneyde Karadeniz’e geçiş için başka bir koridor bulunmuyor... Amerika’nın, Ukrayna’yı silahlandırması Minsk Anlaşması’na aykırıdır. Böylece Amerika, Avrupa-Rus anlaşmasını iptal etmek ve gerginliği tırmandırmak için çalışıyor... Avrupa ise bunu kendisine karşı yapılmış bir hamle olarak gördüğü için gerilimin ateşini düşürme çabasında. Bu nedenle Avrupa’nın Rusya ile karşılıklı anlayışa varmak için işbirliği yaptığını görüyoruz. Öte yandan Avrupa, Amerikan hegemonyasından kurtulmanın çabası içerisinde ve bu yüzden Avrupa’da, Rusya ve Amerika’dan korunmak için bağımsız bir Avrupa ordusu kurulması çağrıları giderek yükseliyor... Avrupa ordusu çağrılarının Amerika’yı öfkelendirdiği apaçık ortada. Nitekim Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un 11 Eylül’de Paris’te Amerikalı mevkidaşı Trump ile yaptığı görüşmeye bu anlaşmazlık damgasını vurdu. Ayrıca Trump’ın, Avrupa’ya yönelik başlattığı ticaret savaşı, Avrupa Birliği’nin dağılması için açıktan yaptığı çağrılar, bu yıl ve geçtiğimiz yıl NATO ve G7 zirvelerinde Avrupalılar ile Amerikalılar arasında yaşanan tartışma ve atışmalar, Avrupalıların Ukrayna dâhil olmak üzere bazı konularda Amerika’ya meydan okuma girişimleri, Amerika’yı Avrupa-Ukrayna sınırında Rusya ile gerginlik çıkarmaya iten sebepler arasındadır.

8- Rusya, varlık yokluk meselesi olarak gördüğü Ukrayna konusunda sancılı bir durumda hatta çıkmazda. Ukrayna’yı kaybetmesi durumunda Batı karşısında savunmasız kalacak ve başkent Moskova tehdit altında olacaktır, özellikle de kendini savunmak için stratejik derinliğe sahip Doğu Avrupa’yı kaybettikten sonra. Batı özellikle de Amerika, Berlin Duvarı’nın yıkılmasına onay veren, Doğu Almanya’yı Batı Almanya’ya devreden, Polonya’yı terk edip bağımsızlığını tanıyan ve Doğu Avrupa ülkelerinin bağımsızlığını kabul eden Rusya’yı defalarca aldattı... Şimdi de Ukrayna konusunda kandırıyor. 2014 yılında ajanı Yanukoviç’in iktidarda kalması konusunda Batı ile mutabakata vardıktan sonra Batılılar Yanukoviç’i devirmek için Ukraynalıları kışkırttılar. Rusya, Suriye’de de kandırıldı! Amerika, Rusya’yı kandırdı. Amerika’sız ABD lehine Rusya’yı Suriye’de savaşa soktu. Rusya, Kırım’ın ilhakına ve Doğu Ukrayna’daki egemenliğine, bu bölgeler üzerindeki egemenliğini tanımasa da Amerika’nın sessiz kalacağı hayali ve rüyasına kapıldı! Rusya, aptal olmasaydı Suriye’ye girmezdi. Amerika’nın savaşta zor duruma düşmesine ve Afganistan’da olduğu gibi sıkışıp kalmasına izin verirdi...

9- Özetle:

A- Göstergeler, Ukrayna gemilerini Rusya ile koordinasyonsuz bir şekilde Azak Denizi’ne doğru provoke eden saikın Amerika olduğunu gösteriyor... Bununla ABD, Rusya, Avrupa ve Ukrayna’ya yönelik çıkarlarına hizmette kullanmak için ortamı gerginleştirmeyi amaçlıyor... Amerika, mevcut durumu koruyup gerginliğin sürmesini sağlamak için “ortamı germek” istiyor, sorunu çözmek değil...

B- Dünyada seküler kapitalist devletler hüküm sürdüğü sürece dünya, kötü niyetli entrikacılara, acımasız suçlara ve her türlü yaygın zulme sahnelik yapmaya devam edecektir... “Sömürgecilik”, nereye giderlerse gitsinler bu devletlerin karakteristik özelliğidir...

C- Dünyayı bu devletlerin ve insan yapımı ideolojilerin kötülüklerinden sadece yüce İslam ideolojisi kurtarabilir. Çünkü İslam, insanın Yaratıcısından gelmiştir. Yaratıkları için neyin en iyi olduğunu sadece yaratıcı bilebilir.

أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ “Yaratan bilmez mi? O, en gizli şeyleri bilir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır.” [Mülk 14]

İşte adaleti tesis eden ve iyiliği yayan hak budur.

فَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ إِلَّا الضَّلَالُ “Artık haktan (ayrıldıktan) sonra sapıklıktan başka ne kalır?[Yunus 32]

إِنَّ فِي ذَلِكَ لَذِكْرَى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌ “Şüphesiz ki bunda kalbi olan yahut hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır. [Kâf 37]

H.07 Rabiu’s Sânî 1440
M.14 Aralık 2018

Devamını oku...

Kadının Yolculuğu Hakkında Ayrıntılı Hükümler

Hizb-ut Tahrir Emiri Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Ziyaretçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar

Sorular Cevaplar

Kadının Yolculuğu Hakkında Ayrıntılı Hükümler

Ghazi Jdira, Amine Dbibi, Mosab Al Natsha, Muhammed Ahmed, Hamza Miftah, Dr. Nasrin, Gamze, Abdul Mümin Zeylai

Sorular:

Birincisi:

1- Ghazi Jdira

Es Selamu Aleykum Şeyhim,

Şeyhim, çok sayıda kadın, yanında bir mahremi olmadan iş ya da eğitim maksadıyla uzak yerlere, ülkeden ülkeye, şehirden şehire yolculuk yaparak, bazen bir yıl gibi uzun bir süre orada kalmaktadır. Oysa Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

لَا يَحِلُّ ِلامرأةٍ تؤمِنُ باللهِ واليومِ الآخَرِ،أَنْ تُسافِرَ مَسيرَةَ يَوْمٍ وَ لَيْلَةٍ دُونَ مَحْرَمٍ لَهَا “Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının, yanında mahremi olmadan bir gün ve bir gecelik bir mesafeye sefere çıkması helal değildir.”

Bize lütfen bu meseleyi ayrıntıları ile açıklar mısınız? Bu konudaki Allah’ın buyruğu ne?

Allah sizi mübarek kılsın, ve’s Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh.

2- Amine Dbibi‎

Değerli Emirimiz, Hilafet yolu önderimiz,

Es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh,

  Bir grup kadının, yanlarında mahremleri olmadan yolculuk yapmaları caiz mi?

3- Mosab Al-Natsha

Es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh,

Faziletli Şeyhim, Allah sizi onurlandırsın. Kadının yolculuğu hakkında bazı sorularım olacak.

Lütfen açıklar mısınız, Allah sizi hayırla mükafatlandırsın, yar ve yardımcınız olsun ve Allah muvaffak kılsın.

Soru: İçtimai Nizam kitabında kadın-erkek ilişkilerinin düzenlenmesi başlıklı konu altında şöyle geçmektedir: “Kadın, yanında bir mahremi olmadan bir gün ve bir gecelik bir mesafeye yolculuk yapmaktan men edilir. Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

يَحِلُّ ِلامرأةٍ تؤمِنُ باللهِ واليومِ الآخَرِ،أَنْ تُسافِرَ مَسيرَةَ يَوْمٍ وَ لَيْلَةٍ دُونَ مَحْرَمٍ لَهَاAllah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının, yanında mahremi olmadan bir gün ve gecelik bir mesafeye sefere çıkması helal değildir.” [Muslim]

İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem hutbede şöyle buyurdu:

لَا يَخْلُوَنَّ رَجُلٌ بِاِمْرَأَةٍ إِلَّا وَمَعَهَا ذُو مَحْرَمٍ, وَلَا تُسَافِرُ اَلْمَرْأَةُ إِلَّا مَعَ ذِي مَحْرَمٍ " فَقَامَ رَجُلٌ, فَقَالَ: يَا رَسُولَ اَللَّهِ, إِنَّ اِمْرَأَتِي خَرَجَتْ حَاجَّةً, وَإِنِّي اِكْتُتِبْتُ فِي غَزْوَةِ كَذَا وَكَذَا, قَالَ: " اِنْطَلِقْ, فَحُجَّ مَعَ اِمْرَأَتِكَ  “Hiçbir erkek, mahremi olmadan bir kadınla baş başa kalmasın! Hiçbir kadın yanında mahremi olmadan yolculuk yapmasın!”Bir kişi kalkarak: “Ey Allah’ın Rasûlü! Ben falan gazveye gitmek üzere kaydoldum, hanımım da hacca gitmek üzere yola çıktı, (ne yapayım)?!” dedi. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ona: “Git, hanımınla birlikte haccet!” buyurdu” [Muslim] Birinci hadisten bir gün ve bir gecelik yolculuk anlaşılabilir mi? Örneğin kadın, 3 saatlik Amman-İstanbul yolculuğu sonrası alışveriş ve gezi için bir hafta İstanbul’da kalabilir mi? Yoksa yolculuk ve ikamet süresi, yanında mahremi olmadan bir gün ve bir geceden fazla olamaz mı? Peki, kadın, eğitim maksadıyla bir ülkeye yolculuk yaparsa, bu ülkede mukim mi olur? Yahut yanında bir mahremi olmak zorunda mı?

İkinci hadiste, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, hanımıyla birlikte haccetmesini emretti. Bu emir, hacca mı özel? Yoksa yolculukla ilgili genel mi? Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in “Git, hanımınla birlikte haccet!” buyruğundan, kadının yanında bir mahremi olmadan hacca gidemeyeceği de anlaşılır mı?

Ve’s Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh,

4- Muhammed Ahmed

Es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh,

Allah’ın selamı üzerinize olsun ve badu.

Kadınların yolculuğu hakkında sormak istiyorum. Bir grup kadın, yanlarında erkek mahremleri olmadan yolculuk yapabilirler mi? Bir kadın, yanında erkek mahremi ile yaptığı yolculuk sonrası tek başına başka bir ülkeye gidebilir mi? Bu caiz mi? Allah sizi mübarek kılsın.

İkincisi: Kardeş Hamza Miftah’ın özelden sorduğu soru: Sorunuzun cevabını Facebook’ta kadının yolculuğuna dair verilen genel cevaplardan öğrenebilirsiniz.

Üçüncüsü: Kadının yolculuğu hakkındaki sorularını bölgeleri üzerinden gönderenler de (Dr. Nesrin, Gamze, Abdül Mümin Zeylai) sorularının yanıtlarını Facebook’ta kadının yolculuğuna dair verilen genel cevaplardan öğrenebilirler.

Cevap:

Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakâtuh,    

Sorularınız birbiriyle benzeşiyor ve ilintili. Özetle şöyle:

1- Bir kadın, yanında bir mahremi olmadan bir gün ve bir gecelik veya daha fazla bir mesafeye yolculuk yapabilir mi?

2- Yolculukta ölçü, bir gün ve bir gecelik mesafe mi? Peki örneğin şöyle diyebilir miyiz: Bir gün ve bir gecelik seyir ortalaması, deve iledir, yaya ya da uçakla değil… Onun için bu mesafeyi örneğin 50 km olarak takdir edebilir miyiz? Buna göre mahremin farz oluşunda zamanı değil, mesafeyi ölçü olarak alabilir miyiz? Bu caiz mi?

3- Varış yerine ulaştıktan sonra mahrem, amacını gerçekleştirmek üzere kadını tek başına orada bırakıp asli yurduna geri dönebilir mi? Yoksa amacına erişene kadar yanında mı kalması gerekir?

4- Bir gün ve bir gecelik süre, kadının hac yolculuğu için de geçerli mi? Şöyle ki, yolculuk bir gün ve bir geceden daha kısa sürerse, kadın, yanında mahremi olmadan hacca gidebilir mi? Yoksa hacca özel bir hüküm var mı? Mesafe ya da süre ne olursa olsun hacda kadının yanında mahremi olması gerekir mi?

Topluca bu sorulara cevaben deriz ki -tevfik Allah’tandır-:

Birincisi: Kadının yolculuğu bir gün ve bir gece sürerse, yanında mahremi olmak zorunda. Bu anlamda şeri deliller, oldukça fazladır. Bunların bir kısmını burada zikredelim:

- Buhari, Ebu Hurayra RadiyAllahu Anh’dan rivayet ettiğine göre Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

لاَ يَحِلُّ لِامْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَاليَوْمِ الآخِرِ أَنْ تُسَافِرَ مَسِيرَةَ يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ لَيْسَ مَعَهَا حُرْمَةٌ“Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının, yanında hürmeti (mahremi) olmadan bir gün ve bir gecelik bir yola sefere çıkması helal olmaz.” Ebu Said El Hudri’den bir rivayette “iki gün”, İbn Ömer’den bir rivayette “üç gün” ifadesi geçmektedir.

- Muslim, Ebu Hurayra’dan rivayet ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

لَا يَحِلُّ لِامْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ، تُسَافِرُ مَسِيرَةَ يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ إِلَّا مَعَ ذِي مَحْرَمٍ عَلَيْهَا“Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının, yanında mahremi olmadan bir gün ve bir gecelik bir yola sefere çıkması helal olmaz.” Ebu Said El Hudri’den bir rivayette “iki günlük yola”, başka bir rivayetinde ise “üç günlük ve daha yukarısı” ifadeleri geçmektedir.

- Tirmizî’nin Said b. Ebi Said’den, babasından, Ebu Hurayra’dan rivayet ettiği ve hasen sahih dediği hadiste Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

لَا تُسَافِرُ امْرَأَةٌ مَسِيرَةَ يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ إِلَّا وَمَعَهَا ذُو مَحْرَمٍ“Bir kadın, bir gün ve bir gecelik yola yanında mahremi olmadan sefere çıkamaz.”

- İbn Hibban, Sahihinde Said b. Ebi Said El Makburi’den, Ebu Hurayra’dan rivayet ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

لَا يَحِلُّ لِامْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ أَنْ تُسَافِرَ مَسِيرَةَ يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ إِلَّا مَعَ ذِي مَحْرَمٍ مِنْهَا“Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının, yanında mahremi olmadan bir gün ve bir gecelik bir yola sefere çıkması helal olmaz.”  Ebu Said’in Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den başka bir rivayetinde ise “iki gün”.

- Ahmed, Vaki’den, İbn Ebi Zib’den, Said b. Ebi Said’den, babasından, Ebu Hurayra’dan tahdis ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

لَا تُسَافِرْ امْرَأَةٌ مَسِيرَةَ يَوْمٍ تَامٍّ، إِلَّا مَعَ ذِي مَحْرَمٍ“Bir kadın yanında mahremi olmadan tam bir günlük yolculuğa çıkmasın” Ebu Said El Hudri’den başka bir rivayette ise “iki günlük yolculuğa” denilmektedir.

- Ebu Davud, Kuteybe b. Said Es Sekafi’den, Leys b. Sad’dan, Said b. Ebi Said’den, babasından, Ebu Hurayra’dan tahdis ettiğine Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

لَا يَحِلُّ لِامْرَأَةٍ مُسْلِمَةٍ تُسَافِرُ مَسِيرَةَ لَيْلَةٍ، إِلَّا وَمَعَهَا رَجُلٌ ذُو حُرْمَةٍ مِنْهَا“Müslüman bir kadının, yanında erkek bir mahremi olmadan bir gecelik mesafeye yolculuk etmesi helal olmaz.”

Bunlardan açığa çıkar ki:

1-    Sahih naslarda geçtiği gibi yolculukta ölçü, süredir. Kadının yanında bir mahremi olmadan tek başına belirtilen sürede yani geceli gündüzlü tam bir gün (24 saat) yolculuk yapması haramdır. Bu, nasların mesafe değil süreye “bir gün ve bir gece” delalet ettikleri anlamına gelir. Kadın, yanında mahremi olmadan, tabii bu sürede kalmaksızın 1000 km’lik bir uçak yolculuğu yapabilir. Ama yaya 20 km’lik bir yolculuk bir gün ve bir geceden daha fazla sürerse, yanında mahremi olmadan yolculuk yapamaz, haramdır.

- Kadının, yanında mahremi olmadan yolculuk yapmasının göstergesi, süredir, bir gece ve bir gündüzdür. Mesafe ne kadar olursa olsun kalmamak, gidip bu süreden önce dönmek kaydıyla yanında mahremi olmadan yolculuk yapabilir.

2-    Buhari, Muslim, Tirmizî, Ahmed ve İbn Hibban’daki (üç gün ya da üç gece, iki gün, bir gün bir gece ve bir gece) rivayetlerine gelince, bu deliller cem edildiğinde konu hakkındaki şeri hüküm şöyle olur; Kadın, yanında mahremi olmadan (hadislerde) geçen en az yolculuğu yapamaz, yani bir gecelik yolculuğa çıkamaz. Çünkü bir gecelik yolculuk, iki ve üç günlük yolculuğu da kapsar… Arap dilinde Araplar, tam bir güne yani bir gündüz ve geceye gece derler. Meryem süresinde Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

قَالَ آيَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلَاثَ لَيَالٍ سَوِيّاً  “Allah da, “Senin işaretin, sapasağlam olduğun hâlde insanlarla üç gece konuşamamandır” dedi.” [Meryem 10]

Ali İmran süresinde şöyle buyurdu:

قَالَ آيَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلَاثَةَ أَيَّامٍ إِلَّا رَمْزاً “Senin alâmetin üç gün insanlarla rumuzdan (işaretten) başka bir şekilde konuşmamandır.” [Ali İmran 41] Bu iki ayetten, (gecelerin) (günler) olduğu açıkça görülür. Araplar şöyle derler (Onu filan ayın şu gecesi geçtikten sonra yazdım) yani şu günden sonra. Bu, Arapların tam bir güne gece adını verdikleri anlamına gelir.

Buna göre kadın, yanında kocası ya da mahremi olmadan bir gün ve bir gecelik yolculuğa çıkamaz, haramdır. İşte biz, İctimaî Nizam kitabımızda bu görüşü alıp benimsedik.

İkincisi: Mesafe hakkında varit olan deliller:

Ebu Davud’daki bir rivayet, yolculuk mesafesini süre ile değil (Berid) ölçüsü ile kayıtlıyor. Berid, dört fersahtır. Yani yaklaşık 22 km’dir. Bu rivayet, şu nedenlerden ötürü tercih edilmez (mercûhtur):

1-    Yolculuğu mesafe ile kayıtlıyor. Buna göre sürenin hiçbir değeri yok. Kadın, 22 km’lik bir yolu ister bir günde isterse iki günde gitsin yanında mahremi olması gerekiyor... Diğer hadisler ise, ister 100 km isterse birkaç yüz km kat edilsin süre ile yani bir gün ve gece ile kayıtlıyor… Yani mesafe hadisi işletildiğinde, süre, süre hadisi işletildiğinde, mesafe hükümsüz olur. Bu ise çelişkidir. Çelişki olduğu takdirde tercihe başvurulur. Buhari, Muslim ve diğer sahih kitaplarda geçen tüm bu hadisler, içerisinde (Berid) ifadesi geçen Ebu Davud’daki o tek rivayetten daha racihtir. Bu bir açıdan böyle.

2-    Diğer açıdan, Ebu Davud’daki Berid rivayeti mustariptir. Şöyle ki:

Yusuf b. Musa, Cerir’den, Süheyl’den, Said b. Ebi Said’den, Ebu Hurayra’dan tahdis ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

لا يحل لامرأة تؤمن بالله واليوم الآخر أن تسافر بريداً إلا معها ذو محرم “Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadına, yanında mahremi olmadan bir Berid mesafesindeki bir yere yolculuk yapması helal olmaz.”

Ebu Davud’un kendisi Said b. Ebi Said’den, Ebu Hurayra’dan bir gün ve bir gece olarak dört hadis nakleder. Yine Ebu Davud, Said b. Ebi Said’den, babasından, Ebu Hurayra’dan, birincisinde “bir gece” ikincisinde “bir gün ve bir gece” olmak üzere iki hadis nakleder.

- Daha önce zikrettiğimiz Ebu Davud hadisi: Ebu Davud, Kuteybe b. Said Es Sekafi’den, Leys b. Sad’dan, Said b. Ebi Said’den, babasından, Ebu Hurayra’dan tahdis ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

لَا يَحِلُّ لِامْرَأَةٍ مُسْلِمَةٍ تُسَافِرُ مَسِيرَةَ لَيْلَةٍ، إِلَّا وَمَعَهَا رَجُلٌ ذُو حُرْمَةٍ مِنْهَا“Müslüman bir kadının, yanında erkek mahremi olmadan bir gecelik yola sefere çıkması helal olmaz.”

- Ebu Davud, Abdullah b. Mesleme ve El Nufeyli’den, Malik’ten, El Hasan b. Ali’den, Bişr b. Ömer’den, Malik’ten, Said b. Ebi Said’den, (El Hasan hadisinde babası geçer) Ebu Hurayra’dan tahdis ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

لَا يَحِلُّ لِامْرَأَةٍ، تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ أَنْ تُسَافِرَ يَوْماً وَلَيْلَةًAllah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının, bir gün ve bir gecelik yolculuğa çıkması helal olmaz” Ebu Davud, hadisin manasını zikrettikten sonra şöyle der; El Kanebi ile El Nufeyli, babasından ifadesini zikretmezler. İbn Vehb ve Osman b. Ömer, El Kanebi gibi Malik’ten şeklinde rivayet ederler.

- Ebu Davud, Yusuf b. Musa’dan, Cerir’den, Süheyl’den, Said b. Ebi Said’den, Ebu Hurayra’dan tahdis ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu der ve yaklaşık benzer hadisi “Berid” ifadesiyle rivayet eder.

Ebu Davud’da, Said b. Ebi Said yoluyla (bazen babasından, bazen de doğrudan) Ebu Hurayra’dan şeklinde geçen bütün rivayetler, süre (bir gün ve bir gece) kaydını zikrederler. Oysa bilindiği gibi Ahmed, aynı yolla Said b. Ebi Said’den, babasından, Ebu Hurayra’dan olarak rivayet ettiği hadiste, (tam bir gün) ifadesini zikreder. Ebi Davud’da, aynı yolla Said b. Ebi Said’den, Ebu Hurayra’dan şeklinde geçen tek bir rivayette ise “Berid” ifadesi geçer.

Bu rivayetlere göre Said b. Ebi Said’in Ebu Hurayra’dan (ya da babasından) Berid olarak değil de bir gün ve bir gece olarak rivayet ettiği tercih edilir.

Dolayısıyla racih olan görüş, İctimaî Nizam kitabında belirttiğimiz (bir gün ve bir gece) ifadesidir. Yani, لا يحل لامرأة تؤمن بالله واليوم الآخر أن تسافر مسيرة يوم وليلة إلا مع ذي محرم“Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının, yanında mahremi olmadan bir gün ve bir gecelik bir yolculuğa çıkması helal olmaz.” hadisidir. 

3- Biz böyle söylüyoruz, ancak şu hususların da göz önünde bulundurulması gerekir:

- Biz racih olan derken, görüşümüz katidir demiyoruz. Bu birincisi...

- İkincisi, kadın yanında mahremi olmadan bir gün ve bir geceden kısa olmak şartıyla yolculuk yapabilir, caizdir diyoruz, vaciptir demiyoruz. Bu nedenle bir kadın, yanında mahremi olmadan yarım günlük bir yolculuğa çıkmak istemezse, çıkmayabilir. Önemli olan, yanında mahremi olmadan bir gün ve bir gecelik yolculuğa çıkmaması.

- Üçüncüsü, kadına mahrem eşliğinde yolculuk yapma şartı getiren hadis, kadını korumanın ve güvenliğini sağlamanın elzem olduğunu gösterir. Bu yüzden kadın güvende değilse, yanında mahremi olmadan yolculuk yapamaz, caiz değil. Onun için gündüz bir saat bile olsa yanında mahremi olmadan yolculuk yapamaz. Güvenlik, başka bir şarttır…

- Dördüncüsü, ilgili şeri delillerden ötürü süresi ne olursa olsun hatta mahremi eşlik etse bile kocası ya da velisinin izni olmadan yolculuğa çıkamaz, caiz değil.

Üçüncüsü: Bu, yolculuk sırasında kadına mahreminin eşlik etmesi hakkında bir cevaptır. Kadın, daimî ikamet için değil, ticaret, eğitim, ziyaret ya da tedavi gibi belli bir amaç için bir ülkeye yolculuk yapmışsa, asli yurduna dönene kadar yanında mahremi olmalı mı? Yoksa yanında mahremi olmadan söz konusu şeyleri tek başına gerçekleştirebilir mi…?

Buna cevaben deriz ki -tevfik Allah’tandır-:

Bu konuda derinlemesine düşünme ve düşünce eylemi gerçekleştirdikten sonra açığa çıkar ki:

1-    Yukarıda arz ettiğimiz hadisler, mahremi “mesire (yürüyüş)” ve “sefer (yolculuk)” sözcüğünde farz kılıyor. “Mesire” sözcüğü, varış yerine varmadan önceki seyir (yol alma) halidir. “Sefer” sözcüğü de sözlükte, varış yerine varmadan önceki yol boyudur.

- Müellifi İbnu Manzur, Cemâleddîn Muhammed b. Mükerrem El Ensari olan (ö. 711) “Lisân’ul Arap”ta (4/367) şöyle geçer:

السَّفَرُ (Es Sefer): الحَضَرِ(El Hadara)’nın (yerleşik hayat) zıddıdır. Sefer kelimesi, bundan türetilmiştir, çünkü bünyesinde gidiş-geliş anlamı barındırır. Nitekim rüzgâr, düşen yaprağı (es Sefir) götürüp getirir. Çoğulu, Esfar’dır... Sefer ve Misafir aynı anlamdadır. Hadiste, Fetih yılı Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Mekkelilere şöyle buyurdu:

يَا أَهل الْبَلَدِ صَلُّوا أَربعاً فأَنا سَفْرٌ  “Ey Şehir halkı! Siz dört (rekât) kılın, biz seferiyiz”.” Bilindiği gibi Et Taberani, El Kebir’de bu hadisi iki şekilde rivayet eder:

Birincisi: İmran b. Husayn’dan

مَا سَافَرَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم إِلَّا صَلَّى رَكْعَتَيْنِ حَتَّى يَرْجِعَ، وَأَقَامَ بِمَكَّةَ اثْنَيْ عَشَرَ يَوْماً، كَانَ يُصَلِّي رَكْعَتَيْنِ ثُمَّ يَقُولُ: «يَا أَهْلَ مَكَّةَ قُومُوا فَصَلُّوا رَكْعَتَيْنِ فَأَنَا سَفْرٌRasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem sefere çıktığında dönünceye kadar namazı ikişer rekât olarak kıldı. Mekke’de on iki gün kalmıştı. Namazları hep iki rekât olarak kılmış ve şöyle buyurmuştu: “Ey Mekke halkı! Siz kalkın ve iki rekât daha kılın, zira biz seferiyiz.”

İkincisi: İmran b. Husayn’dan,

غَزَوْتُ مَعَ رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم فَكَانَ لَا يُصَلِّي إِلَّا رَكْعَتَيْنِ حَتَّى رَجَعَ إِلَى الْمَدِينَةِ، وَحَجَجْتُ مَعَهُ فَكَانَ لَا يُصَلِّي إِلَّا رَكْعَتَيْنِ حَتَّى رَجَعَ فَأَقَامَ بِمَكَّةَ ثَمَانِ عَشْرَةَ لَيْلَةً يُصَلِّي رَكْعَتَيْنِ وَيَقُولُ: «أَتِمُّوا الصَّلَاةَ يَا أَهْلَ مَكَّةَ فَإِنَّا سَفْرٌ“Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ile gazveye çıktım, Mekke'nin fethinde de Onunla bulundum. Mekke'de on sekiz gün kaldı, bu esnada namazları hep iki rekât kıldırdı ve (Mekke'nin) yerlilerine: “Ey şehir halkı! Siz dört kılın, çünkü bizler misafiriz” buyurdu. [Et Taberani El Mucem El Kebir]

-Müellifi Mecdeddin Ebu Tahir El Firuzabadi olan (ö.817) El Kamus El Muhit (s.408) adlı eserde şöyle geçer:

• Seferi adam, Seferi kavim, Safiratun, Esfar, Süffar: Seferi olan, yerleşik hayatın zıddıdır.

Es Seferatü: Katipler demektir. Tekili, Safirdir. Melekler, amelleri sayarlar. Sonunda he olmadan ise: Mesafe kat etmektir. 

- Müellifi Ebu Nasr İsmail El Cevheri El Farabi olan (ö.393) Es Sihah Tacu’l Luğat ve Sihah El Arabiya adlı eserde şöyle geçer:

[Sefer] Es Sefer: Mesafe kat etmek. Çoğulu, Esfar’dır.

-  Müellifi Zeynüddin Ebu Abdullah Muhammed b. Ebi Bekir Er Razi olan (ö.666) Muhtar Es Sihah adlı eserde şöyle geçer:

(Es Sefer), Mesafe kat etmek. Çoğulu, Esfar’dır.

2- Buna göre hadisler gereğince mahrem, sefer “mesafe kat etme” boyunca yani yukarıda açıkladığımız gibi yol boyuncadır. Hakkında özel bir nas gelmemişse, sefer sözcüğü, varış yerine hamledilmez. Daimî ikamet edinmeme şartıyla yolculuk sonrası varılan yerde namazı kısaltma ve Ramazan’da iftar etme konusunda nas var. Fakihler, varış yerine ulaştıktan sonra misafirin namazı kısaltma ve iftar etme süresini belirlemede ihtilaf ettiler... Örneğin 4 ve 15 gün boyunca namazını kısaltır ve iftar eder diyenler olduğu gibi uğrunda yolculuk yaptığı amacını gerçekleştirene kadar hem namazını kısaltır hem de iftar eder diyenler de olmuştur. Fakat bu, dediğimiz gibi namaz ve iftar konularına özeldir. Bu iki konuya özel deliller var. Bu deliller, fıkıh kitaplarında biliniyor. Bunun dışında yolculuk, yukarıda belirtildiği gibi mesafe kat etmeye hamledilir.

Dördüncüsü: Varış yerine ulaşma:

1- Bu mesele, yoldaki seyir (yolculuk) hükümlerinden ayrı kendine özgü bir takım hükümleri olan bir meseledir. Söz konusu hükümler, yolla ilgilidir. Yol sona erip varış yerine ulaşıldıktan sonra yol hükümlerinden ayrı hükümleri olan yeni bir mesele ortaya çıkıyor. Yolculuğun, mahremi gerektiren uzun bir yolculuk olması ile biraz sonra açıklayacağımız gibi mahremi gerektirmeyen kısa bir yolculuk olması arasında hiçbir fark yok. Dolayısıyla varış yerine ulaşma hükümleri, yoldaki seyir hükümlerinden farklıdır... Kadın, varış yerine vardığında, orada bir ya da iki gün vs. gecelemesi gerekiyorsa, yolculuğu uzun veya kısa sürmüş olsun, özel ve kamusal hayatını, şeri giysisini ve hareketlerini emniyette kılan güvenli bir eve gereksinim duyar… Bu nedenle yol hükümleri, asli yurt edinilmeyen, tedavi, eğitim ya da ticari mal satın alma gibi maksatları gerçekleştirmek için geçici olan varış yerine ulaşma hükümlerinden ayrıdır.

2- Buna göre varış yerine ulaşma hükümleri, yoldaki seyir hükümlerinden farklıdır. Bu mesele yani asli yurt edinmeksizin varış yerine ulaşma, kadının kalabilmesi için orada sağlanan güvenliğe bağlıdır, yani evi içindeki ve dışarıdaki emniyet ve güvenliğine bağlıdır. Kadın gerçeği ve yaşam güvenliği bunu gerektirir. Anayasa Mukaddimesinin 112.ci maddesine göre “Kadında asıl olan anne ve ev hanımı olmasıdır ve o, korunması gereken bir namustur.” İlgili maddenin açıklamasında da belirtildiği gibi kadın, dışarı çıkmak için kocası ya da velisinin iznine gereksinim duyar. Kadının özel hayatına özgü hükümlere göre kadın yabancı erkeklerden ziyade sadece kocası ve mahremleriyle birlikte yaşar... Kamusal hayatta kadınla erkeğin baş başa kalması (halvet) ve Şeriatın onadığı haller dışında kadınla erkeğin birlikte yaşaması (ihtilat) yasaktır... Kadına özel şeri giysi “cilbab” ve setri avret kavramı var. Teberruc yasak.”

3- Bütün bunlar, korunması gereken bir namus olduğu gerçeğinden hareketle kadının emniyet ve güvenliğini, emniyet ve güvenliğini sağlama ise hükmün dayanağının araştırılmasını (Tahkik’ul Menat) gerektirir... İnceleme ve araştırma sonrası bana göre konu hakkındaki racih görüş şöyledir:

A-   Kadın, yanında mahremiyle birlikte yapılan 24 saat (bir gün bir gece) ve daha fazla bir yolculuk sonrası varış yerinde işlerini halletmek için bir gün, iki gün ya da üç gün vs. kalmak istiyorsa, mahremi yanında kalması gerekiyor mu? Gerekmiyor mu?

Cevap:

- En başta şunu söyleyeyim, tedavi için gelmek ya da küçük yaşta olmak gibi kadın, işlerini kendi başına halledemiyorsa, yolculuk ya da varış yerindeki ikametinden, uğrunda yolculuk yaptığı maksat hasıl olana kadar yanında mahremi olmak zorunda.

Akıl baliğ olup işlerini kendi başına halledebiliyorsa, bunun ayrıntılı cevabı şöyledir:

* Varış yeri, Daru’l İslam’sa yani Hilafet Devletinin sınırları içindeyse, vilayeti içinde ya da dışında olması fark etmez, Allah’ın izniyle güvenlik ve emniyet güvence altındadır. Bu nedenle yolculuk sonrası varış yerine ulaşınca, mahremi, varsa mahremleri yanında, yoksa, Saliha olduklarından emin olduğu bir ya da iki güvenilir tanıdık Saliha kadın yanında, yani tek başına bir evde değil, güvenli bir ev temin eder. Mahremleri ya da güvenilir tanıdık Saliha kadınlar yoksa, bu takdirde mahremi, güvenli bir ev temin etmek için devletin vilayetleri içinde misafirlerin işlerini gütmekten sorumlu olan Hilafet Devletinin organlarından yardım isteyebilir. Devlet kurumları, kadın için mahremin emin olduğu güvenli bir ev temin ettiğinde, yolculuk sırasında yanında gelen mahremi ister yanında kalsın isterse geri dönsün, işlerini halledene kadar kadın o evde kalabilir. Daru’l İslam’da güvenli bir hayat temin edildiği ve gerektiğinde iletişim kurulabildiği sürece bu konuda hiçbir sakınca yok. Kadın, aslı yurduna geri dönmek istediğinde, eğer yolculuk 24 saat (bir gün ve bir gece) ve daha fazla sürüyorsa, kadınla birlikte dönmek üzere mahremi kadının yanına geri gider.

Mahremleri ya da güvenilir tanıdık Saliha kadınlar yoksa, mahremi de devlet kurumlarının güvenlikli bir ev temin edeceğinden emin değilse ya yanında kalır ya da birlikte geri dönerler.

* Varış yeri, Daru’l İslam dışındaki İslam ülkesindeyse, bu iki kısma ayrılır:

Birincisi: Yolculuk, 24 saat ve daha fazla süren kadının yolculuğuyla ilgili hadislerin geçerli olduğu büyük bir devletin bölgeleri arasındaysa, kadın varış yerine ulaştığında, mahremi, varsa mahremleri yanında, yoksa, Saliha olduklarından emin olduğu bir ya da iki güvenilir tanıdık Saliha kadın yanında yani tek başına bir evde değil, güvenli bir ev temin eder. Telefon ya da sosyal medya aracılığıyla haftada en az bir kez görüşmek kaydıyla maksadını gerçekleştirene kadar kadın orada ikamet eder… Kadın, mahremine gereksinim duyarsa, mahremi hemen yola koyulmak zorunda. Kadın, (aslı yurduna) geri dönmek istediğinde, eğer yolculuk 24 saat (bir gün ve bir gece) ve daha fazla sürüyorsa, birlikte ülkelerine dönmek üzere mahremi kadının yanına geri gider…

Mahremleri ya da güvenilir tanıdık Saliha kadınlar yoksa, mahremi, maksadını gerçekleştirene kadar ya kadının yanında kalır ya da birlikte geri dönerler.

İkincisi: Yolculuk aynı devlet içindeki bir İslam ülkesinden başka bir İslam ülkesine olup, iki ülke arasındaki yolculuk 24 saat ve daha fazla sürüyorsa, bu durumda kadın, varış yerine ulaştığında, tek bir şartla mahremi geri dönebilir, yanında kalmayabilir:

- Mahremi, tek başına bir evde değil de mahremleri yanında ya da güvenilir tanıdık Saliha kadınlar yanında güven ve emniyet içinde kalacağı bir ev temin ederse… Ev işini hallettikten sonra hafta arası ve resmî tatil günü (hafta sonu) dışarıdaki güvenliğinden emin olmak için bir hafta yanında kalır. Bu tatil günü haftada bir tekerrür edeceği için emin olmak amacıyla yanında bir haftadan daha az kalamaz… Telefon ya da sosyal medya aracılığıyla günde görüşür. Kendisine ihtiyacı olduğu ortaya çıkarsa, emin olmak için hemen atlayıp yanına gider… Kadın, (aslı yurduna) geri dönmek istediğinde, eğer yolculuk 24 saat (bir gün ve bir gece) ve daha fazla sürüyorsa, birlikte ülkelerine dönmek üzere mahremi kadının yanına geri gider…

- Mahremleri ya da güvenilir tanıdık Saliha kadınlar yoksa, ya güvenilir tanıdık Saliha kadınlar bulup, bu tanıdıklar yanında güvenlikli bir ev temin edene kadar yanında kalır. Bundan sonra bir hafta daha kalır… Ya da birlikte geri dönerler…

- Varış yeri, Müslüman olmayan bir ülkedeyse, o zaman bakılır:

- Burada, yanlarında ya da yakınlarında (komşu) kalabileceği erkek mahremleri varsa, yanındaki mahrem misafir de özel ve kamusal hayatının güvende olacağından eminse ya da annesi, kız kardeşi veya halası gibi yakınlarından ziyade yanlarında kalabileceği mahrem kadınlar varsa, bu iki durumda, velisi ya da kocasının onayı ile emniyet ve güvenliğinden emin olduktan sonra yanındaki mahrem misafir geri dönebilir. Ancak gerektiğinde şahsi ya da haberleşme yoluyla iletişim olması gerekir... Sonra kadın, (aslı yurduna) geri dönmek istediğinde, eğer yolculuk 24 saat (bir gün ve bir gece) ve daha fazla sürüyorsa, dönüş yolculuğunda eşlik etmek üzere mahremi kadının yanına geri gider…

- Eğer bu imkanlar sağlanamazsa, asli yurduna dönene kadar mahremi yanında kalmak zorunda. Çünkü korunması gereken bir namus olması nedeniyle kadın hayatının gerektirdiği güvenlik ve emniyet gereksinimleri, Müslüman olmayan bir ülkede, belirtildiği gibi ancak mahremlerinin yanında gerçekleşebilir.

B- Kısa bir yolculuk sonrası varış yeri, mahreme gerek duymaz, orada bir gün, iki gün ya da üç gün vs. kalmak isterse, bu durumda kadın ne yapması lazım? Mahrem gerekiyor mu?

Bunun cevabı şöyle:

* Varış yeri, vilayeti içinde ya da dışında olsun Daru’l İslam sınırları içerisindeyse, mahremi olmadan yolculuk yapabilir. Çünkü yolculuk süresi, bir gün ve bir geceden daha kısadır. Gün içinde geri dönmez ve orada bir, iki ya da üç gün vs. kalmak isterse, mahremleri yanında ya da sadece mümin, güvenilir Saliha tanıdık kadınlar yanında kalabilir. Yani tek başına bir evde kalamaz. Tanıdık kadınlarla birlikte kalabilmesi için velisi ya da kocasından önceden izin alması gerekir. 

- Eğer hem mahremleri hem de kocası ya da velisi tarafından birlikte kalmalarına izin verilen güvenilir tanıdık Saliha kadınlar yoksa, gün içinde geri döner ya da yanında mahremi yolculuk yapar ve ona bir ev temin eder. Nitekim mahremle yolculuk bölümünde bunu zikrettik. 

* Varış yeri, içerisinde yaşadığı ülkeden başka bir İslam ülkesi olup Daru’l İslam da değilse ve yolculuk süresi de bir gün ve bir geceden daha kısa ise, mahremi olmadan yolculuk yapabilir. Ama ülkesinden, sınırlarda bazı prosedürler gerektiren başka bir ülkeye yolculuk yaptığı için birden az olmamak kaydıyla güvenilir kadınlar eşliğinde yolculuk yapmalıdır. O kadınların yolculuk amacı ile kadının yolculuk amacı aynı olmalıdır. Diğer bir deyişle beraberindeki yol arkadaşlarının amacı ile yolculuk yapan kadının amacı örtüşmelidir... Orada bir veya iki gün kalmak isterlerse, şu şartlarda caizdir:

Her birinin yanında kalabileceği bir mahremi olmalıdır. Şayet mahremleri yoksa, güvenilir mümin tanıdık kadınlar olmalı, velileri ya da kocaları, yukarıda belirlenen şartlar doğrultusunda o tanıdık kadınlarla birlikte kalmalarına izin vermelidir.

Eğer yukarıdaki şartlar sağlanamazsa, yani hem mahremleri hem de kocaları ya da velileri tarafından yanlarında kalmalarına izin verilen güvenilir tanıdık Saliha kadınlar yoksa, gün içinde geri dönmeleri gerekir.

* Varış yeri, Müslüman olmayan bir ülke yani kafir ülkesi sınırları içinde kalıyorsa, bu durumda, kadının yanında yolculuk esnasında kocası, velisi ya da mahremi olmalıdır ve konu hakkında mahrem gerektiren uzun yolculuk hükümleri geçerlidir.

Beşincisi: Mahrem gerektiren uzun bir yolculuk ya da mahrem gerektirmeyen kısa bir yolculuk sonrası varış yerine ulaşıldıktan sonra kadının emniyet ve güvenliğinin sağlanması konusunda dayandığımız deliller ise, varış yerine ulaşma hakkında yukarıda zikrettiğimiz delillerdir. Tekrar edelim:

“Buna göre varış yerine ulaşma hükümleri, yoldaki seyir hükümlerinden farklıdır. Bu mesele yani asli yurt edinmeksizin varış yerine ulaşma, kadının kalabilmesi için orada sağlanan güvenliğe bağlıdır, yani evi içindeki ve dışarıdaki emniyet ve güvenliğine bağlıdır. Kadın gerçeği ve yaşam güvenliği bunu gerektirir. Anayasa Mukaddimesinin 112.ci maddesine göre “Kadında asıl olan anne ve ev hanımı olmasıdır ve o, korunması gereken bir namustur.” İlgili maddenin açıklamasında da belirtildiği gibi kadın, dışarı çıkmak için kocası ya da velisinin iznine gereksinim duyar. Kadının özel hayatına özgü hükümlere göre kadın yabancı erkeklerden ziyade sadece kocası ve mahremleriyle birlikte yaşar... Kamusal hayatta kadınla erkeğin baş başa kalması (halvet) ve Şeriatın onadığı haller dışında kadınla erkeğin birlikte yaşaması (ihtilat) yasaktır... Kadına özel şeri giysi “cilbab” ve setri avret kavramı var. Teberruc yasak.”

Bütün bunlar, korunması gereken bir namus olduğu gerçeğinden hareketle kadının emniyet ve güvenliğini, emniyet ve güvenliğini sağlama ise hükmün dayanağının araştırılmasını (Tahkik’ul Menat) gerektirir...Bu konuda benim tercih ettiğim görüş, gereken tüm şartların sağlanmasıyla ilgili yukarıda zikredilen görüştür… Allah en iyi bilen ve en iyi hüküm verendir.

Altıncısı: Hac konusuna gelince, bana göre racih olan görüş, aşağıdaki delillerden ötürü haccın edasında mahremin farz oluşudur:

- Buhari, Sahihinde İbn Abbas RadiyAllahu Anh’dan rivayet ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

لاَ تُسَافِرِ المَرْأَةُ إِلَّا مَعَ ذِي مَحْرَمٍ، وَلاَ يَدْخُلُ عَلَيْهَا رَجُلٌ إِلَّا وَمَعَهَا مَحْرَمٌ»، فَقَالَ رَجُلٌ: يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي أُرِيدُ أَنْ أَخْرُجَ فِي جَيْشِ كَذَا وَكَذَا، وَامْرَأَتِي تُرِيدُ الحَجَّ، فَقَالَ: «اخْرُجْ مَعَهَا“Hiçbir kadın yanında bir mahremi olmadıkça sefere çıkmasın; kadının beraberinde mahremi bulunmadıkça yanına hiçbir erkek girmesin” buyurdu. Bir adam kalktı. “Ya Rasûlullah! Ben şu ve şu askerler içinde gazveye çıkmak istiyorum. Hâlbuki hanımım hac yapmak istiyor (Ne buyurursun)? diye sordu. Rasûlullah: “Sen de hanımınla beraber git!” buyurdu.

İbn Hacer, Fethu’l Bari adlı kitabında bu hadisin açıklamasında şöyle der: Ebu Avane’nin sahih kabul ettiği bu hadisi Ed Darakutni, İbn Cureyc, Amr b. Dinar yoluyla şu lafızla rivayet etmiştir:

لَا تَحُجَّنَّ امْرَأَةٌ إِلَّا وَمَعَهَا ذُو مَحْرَمٍ  “Beraberinde bir mahremi olmadıkça, hiçbir kadın sakın hacca gitmesin.”

Bu iki hadis, özellikle hacdan bahsediyor. Onu, yolculuk ve yolculuk için belirlenen bir süre ile kayıtlamıyor. Yolculuk mesafesi göz önünde bulundurulmaksızın yolculuk ve hac sırasında kadına mahremi eşlik etmelidir. Hac yolculuğu ve ibadet yerlerini dolaşmak kolay olmayan bazı şeyler gerektirir...Onun için kadının, dolaşım ve günlük ihtiyaçlarının karşılanması için bir başkasından yardım istemesi kaçınılmazdır...

İmam Şafii ve İmam Malik gibi bazı fakihler, güvenilir kadınlar eşliğinde farz olan haccın eda edilmesini caiz görürler. İmam Malik gibi bazı fıkıhçılar ise bunu “farz olan yolculuklarda” da caiz görürler. Ama racih olan, mesafe, uzun ya da kısa olsun mahrem eşliğinde hacca gitmektir. Allah en iyi bilen ve en güzel hüküm verendir.

Kardeşiniz Ata İbn Halil Ebu Raşta

Facebook linki:
https://www.facebook.com/AmeerhtAtabinKhalil/photos/a.122855544578192/939419562921782

Google Plus linki:
https://plus.google.com/u/0/100431756357007517653/posts/AuBR7moRwxx

H.27 Safer 1440
M.05 Kasım 2018

Devamını oku...

Doların Küresel Ekonomideki Vesayetinin Sonu İçin “Geri Sayım” Başladı Mı?

Soru Cevap

Doların Küresel Ekonomideki Vesayetinin Sonu İçin Geri Sayım” Başladı Mı?

Soru:

Uluslararası işlemlerde dolar yerine başka bir para birimi kullanmak üzere bazı ülkelerin, özellikle de Rusya, Çin ve Avrupa Birliğinin girişimlerinin oldukça dikkat çekici olduğu görüldü. Hatta bazı ülkeler, yerel para birimiyle ticaret yapmak için bazı anlaşmalar imzaladılar. Örneğin Rusya, 31 Ekim 2018 günü Hindistanla S-400 füze savunma sisteminin Rus para birimiyle satışı için bir anlaşma imzaladı. Bundan bir ay önce Rusya, S-400 füze savunma sisteminin ödemesinde yerli para birimleri kullanılması konusunda Türkiye ile mutabakata vardı. Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyinin 6. Devlet Başkanları Zirvesinde Erdoğan benzer bir anlaşma imzaladı... Çin, İrandan gerçekleştirdiği ham petrol ithalatını Petro-Yuan’la ödeyeceğini bildirdi. Çin’in ve Japonya’nın merkez bankaları arasında ikili para takası (SWAP) anlaşmasının imzalandığı açıklandı. Söz konusu anlaşma, 200 milyar (29 milyar dolar) yuan için 3,4 trilyon (31 milyar dolar) Japon Yeni’nin takasını mümkün kılıyor. Doların küresel ekonomideki vesayetini sonlandırmak için geri sayımbaşladı mı?

Cevap:

Yanıtın netleşmesi adına doların küresel ekonomideki konumunu masaya yatırmak gerekiyor:

Birincisi: Doların konumu 1944 yılında imzalanan Bretton Woods Anlaşması ile ön plana çıktı. O gün İkinci Dünya Savaşı’ndan zarar görmeden zaferle çıkan Amerika, toplantıda dolar ve vesayetini dayattı... Böylelikle finansal sistem yerleşmiş oldu. Bu sistem uyarınca sanayileşmiş 10 büyük ülke, ABD dolarını ölçü alarak ulusal para birimleri için belirli bir fiyat ayarlaması yaptılar. Buna karşılık Amerika da ABD dolarını altın standardına bağladı ve 1 Ons’u 35 dolar olarak endeksledi. Ardından yabancı merkez bankaları sabit dolar kuru üzerinden ellerindeki dolarlarını değiştirdiler. O günkü tahminlere göre Amerika’nın altın rezervi üçte iki, diğer ülkelerinki üçte birdi... Ancak dış harcamalardaki artışlar nedeniyle ABD ödemeler dengesinde yaşanan sürekli erime, ABD altın rezervlerinin erimesine yol açmıştı. 1961-1970 yılları arasında ABD’nin altın rezervi yaklaşık 5 milyar dolara kadar gerilemişti. ABD Başkanı Nixon, Amerika’nın elindeki altın stoklarını korumak için 1971 yılında doların altına tahvilini durdurma kararı aldı ve sabit kur (altın standardı) sisteminin sona erdiğini açıkladı...

Sonra Nixon yönetimi, bu yeni finansal sistem ile 1972’den 1974’e kadar Suudi Arabistan ile bir dizi sözleşmeler imzaladı. Petro-Dolar kavramı böyle doğdu. Ülkelerin petrol ihtiyacı sebebiyle dolar stoklamak ve kullanmak zorundaki yabancı ülkelere ikna edici başka bir gerekçe daha verdi. Dünyanın en büyük petrol üreticisi Suudi Arabistan ile imzalanan sözleşmeler uyarınca petrol dolar ile fiyatlandı. Suudi Arabistan ayrıca Amerikan silah şirketleri, altyapı ve ABD hazine tahvili satın alımı yoluyla milyarlarca dolar petrol gelirlerinin rotasyonunu kabul etti. 1977 yılına gelindiğinde Suudi Arabistan’ın portföyündeki ABD hazine tahvilleri yüzde 20 civarındaydı... Üstelik petrol gibi altının da dolarla fiyatlanması ülkelerin dolara olan iştahlarını kabarttı. Her ne kadar bu yıl yüzde 62’lere gerilemiş olsa da 2000 yılına kadar dünya merkez bankalarının toplam döviz rezervinin yaklaşık yüzde 71’ni dolar oluşturuyordu.

İkincisi: Günümüzde ABD doları, uluslararası işlemlerde egemen para birimidir. Bu durum, ABD doları için büyük bir sanal piyasa yarattı. Haliyle bu da ABD dolarını diğer milli para birimlerinden ayrıcalıklı kılıyor. Dolar, günlük işlem hacmi 5,4 trilyon doları aşan ve Amerikan mamul ve hizmetleriyle hiçbir ilgisi olmayan sayısız işlemlerde bir broker gibi işlev görüyor... Daha da çarpıcı olan, dolar günlük döviz işlem hacminin yüzde 84,9’nu oluşturuyor. Halbuki Amerika’da yapılan ticaret işlemleri bile bu oranın yarısından daha azdır. Çünkü Amerika dışındaki ülkeler, ticari işlerini dolar üzerinden yapmaktadır! Doların ekonomik vesayeti sonucunda Amerika, hedef tahtasına oturttuğu herhangi bir devleti, dahası bu hedef ülke ile ticaret yapan diğer ülkeleri ekonomik ve finansal yönden cezalandırabiliyor. Amerika, bu katı prosedürü SWIFT (Uluslararası Bankalararası Finansal Telekomünikasyon Topluluğu) sistemi üzerinden gerçekleştiriyor. SWIFT, ödemeleri dolarla yapan bir sistemdir. Dolar, küresel rezerv para birimi olduğuna göre SWIFT uluslararası dolar sistemini kolaylaştırıyor. Dünya çapında tüm ülkeler, işlemlerini bu sistem aracılığıyla gerçekleştiriyor. Haliyle bu da tüm ikili işlemlerin dolara dayalı olmasını sağlıyor. Örneğin Rusya ve Çin, işlemlerini SWIFT üzerinden dolarla yapmadıkları sürece milli para birimleriyle mal ve hizmet alışverişinde bulunamazlar. Amerika, katı ekonomik yaptırımlar yürürlüğe koymak için bu sistemi kullanıyor... 2014-2015 yılları arasında iki ülke arasındaki ilişkiler bozulduğunda Amerika bu sisteme dayanarak çok sayıda Rus bankasını SWIFT’ten attı. 2018 Kasım’da ABD, SWIFT’i kullanarak İran’a katı yaptırımlar koydu. Bazı Avrupa firmaları, Amerika’dan korktukları için İran ile yaptıkları anlaşmalardan vazgeçtiler...

Daha önce de belirtildiği gibi tüm bunlar, doların küresel rezerv para birimi oluşundan kaynaklanıyor. “Geçen yılın sonunda dünya çapında 146 merkez bankasının dolar rezervi, toplam döviz rezervlerine oranla yüzde 64 olarak gerçekleşti. Avro, yüzde 20’lik oranla ikinci, Japon Yeni ile İngiliz Sterlini ise yüzde 5’lik oranla üçüncü sırada. Bu bankalardaki 108 milyar dolar tutarındaki yuan rezervi ise yüzde 1’e bile tekabül etmiyor...” [19.8.2018 www.alquds.co.uk]

Üçüncüsü: Bu gerçeklik karşısında özgül ağırlığı olan ve önem arz eden dünya devletleri, doların hakimiyetini kırmak için iki noktadan hareket ettiler. İlki 1999 yılındaki Avrupa atılımı. Avrupa ülkeleri, ekonomik güç ve rekabet kapasitesine olan güvenlerinden hareketle Avro’yu çıkardılar ve dolarla rekabet etmek üzere 2002 yılında resmen tedavüle koydular. Rusya ve Çin gibi ülkeler ise, o zaman (Avro piyasaya çıktığında) rekabet kapasitesinden yoksun oldukları için doların egemenliğini kıracak bir çaba sergileyemediler. 2008’de finansal kriz patlak verince, dolar rezervlerinin erimesinden ve değer kaybına uğramasından korktular. Bu yüzden doların egemenliğini kırmak için köklü Avrupa ülkeleri saflarına katıldılar. Çin’in dünya standartlarında bir ekonomik gücü dönüşmesiyle bu uluslararası çabalar doların egemenliğine zedeleyebilecek bir etki yarattı...

Böylece 2008’deki ekonomik kriz, ülkeleri krizden etkilenen dolar konusunda ciddi şekilde düşünceye sevk etti... Trump’ın şantaj ve yaptırımları da işin tuzu biberi oldu. Zira Başkan Trump yönetiminin izlediği yeni politika, diğer büyük güçlerin ABD dolarının küresel egemenliğini kırma yönelimini hızlandırdı. Bütün Amerikan yönetimleri, Amerikan çıkarı için çalışmış olsa da küstah Başkan Trump “Önce Amerika” politik mottosunu özümsedi. Diğer ülkelerin çıkarlarını tanımaya pek yanaşmadı. Amerika’nın askeri koruması karşılığında Avrupa’dan geriye dönük ödeme yapmasını istedi. Çin’le ticaret savaşının fitilini ateşleyen tehditkâr ateşli kıvılcımlar püskürttü. Kuzey Kore füzelerinden koruma karşılığında Japonya ve Güney Kore’den ödeme yapmalarını istedi. Başkan Trump’ın İran’a yaptırım kararı, İran’dan petrol satın almak için doları kullanan herkesi kapsıyor. Halen Çin, dünyanın en büyük petrol ithalatçısıdır. Dolayısıyla Trump’ın bu kararı, dolar kullanımını kırmak için, özellikle de ABD ile ticaret savaşı içinde olduğu bir zamanda Çin’i bazı önlemler almaya itti. Bu nedenle Mart 2018’de Şanghay Vadeli İşlemler Borsası, yabancı yatırımcıya açık vadeli ilk kontratını işleme açtı. Yuan cinsinden vadeli bu petrol kontratı, halen standart ve kıstas noktası olarak kabul edilen dolar cinsinden Brent ve WTI kontratlarına rakip olacaktır...

Dolayısıyla 2008 yılında Amerika’da patlak veren finansal kriz ve birçok ülke ekonomisinin bu krizden zarar görmesi, etkilenmesi, sonra Trump’ın korumacılık politikaları, ticaret savaşı ve izlediği mali ve ekonomik politikalar... İşte bütün bunlar, doların vesayetine karşı bazı trendlerin belirmesini hızlandırdı.

Dördüncüsü: Bu yüzden bu icraatlar, bazı devletleri özellikle de bağımsız güçleri provoke etti hatta bazen yörünge devletlerine bile sirayet ettiği oldu. Ancak bağımsız devletlerin eylemleri daha çok etkili ve etkileyicidir. Çünkü Amerikan yörüngesindeki devletlerin etkisi belli bir amaç için olduğundan anlıktır, sonra durgunlaşır. Amerikan yörüngesinde döndükleri sürece bu devletlerin Amerika’ya etkin bir şekilde muhalefet etmeleri düşünülemez. Şimdi bu ülkelerin eylemlerine bir göz atacağız:

1- Bağımsız devletlerin eylemleri:

A- Rusya: 2009’da Londra’da gerçekleşen G8 zirvesinde Rusya Devlet Başkanı Medvedev, ABD dolarına alternatif rezerv para birimi olarak yeni bir uluslar üstü para birimi oluşturulması çağrısında bulundu. Son günlerde Çin, Rusya, Hindistan, Türkiye ve petrol üreticisi diğer ülkeler, “Karşılıklı ticari işlemleri ve yatırımları milli para birimiyle gerçekleştirme” konusunda mutabık kaldılar. Ama tüm bunlara rağmen altın ve ham petrol hâlâ dolarla fiyatlanmaya devam ediyor. Şüphesiz Rusya’nın dolar yerine milli para birimlerini kullanma ve dolar dışında başka para birimleriyle Rus petrollerini satın alma yönünde yaptığı çağrılar, Kırım’ın ilhakı ve 2015’de Doğu Ukrayna’nın işgali sonrası ABD’nin Rusya’ya yönelik uyguladığı yaptırımlara, ayrıca 2016 yılındaki ABD seçimlerine Rusya’nın müdahale ettiğine dair yürütülen soruşturmanın yansımalarına dönüktür.

ABD, 2015 yılından bu yana Rusya’ya yönelik uyguladığı yaptırımları sürekli artırdı ve Kongre kademeli olarak yaptırımları genişletti. 2017 Ağustos ayında çıkarılan “Yaptırımlar Yoluyla Amerika’nın Düşmanlarıyla Mücadele” yasası kapsamında Rusya’ya daha sert yaptırımlar koydu. Rusya’ya karşı alınan bu çok güçlü önlemler, büyük Rus bankalarının dolarla olan bağlarının kesilmesine yol açtı. Bunun sonucunda ruble, dolar karşısında yüzde 18 oranında değer kaybetti... Buna rağmen Rusya, borçlarının yüzde 58’inde dolar kullanıyor yani kredilerinin neredeyse yarısını dolar olarak alıyor. Bunun için Rusya, bir çıkmazdadır ve bu nedenle dolar kullanımını azaltmanın, finansal, ekonomik ve parasal yönden dolardan kurtulmanın gayreti içerisine girdi. Putin, Rusya Meclisi Duma’da yaptığı bir konuşmada, Kendi ekonomik egemenliğimizin artırılması gerek. Petrol borsaya dolar üzerinden sunuluyor. Tabi ki, biz kendimizi bu zamanlardan kurtarmak için neler yapmamız gerektiğini düşünüyoruz... Önceki yıllarda dünya ticaret prensiplerine uyulacağını dair ümitlerle çok yumuşak davrandık, şimdi ise Dünya Ticaret Örgütünün kurallarının açık açık ihlal edildiğini ve yaptırım adı altında siyasi bahanelerin öne sürüldüğünü görüyoruz...ifadesini kullandı. [09.05.2018 Dünya El Vatan] Ardından Rusya, 2008 yılında 223 milyar dolarla zirve yapan portföyündeki ABD hazine tahvillerini aşamalı olarak azaltıma gitti. Nihayet geçen yılın sonunda elindeki ABD hazine tahvili yaklaşık yüz milyardı. Amerikan yaptırımlarının ardından Rusya, 2018 Nisan-Mayıs aylarında portföyündeki ABD tahvillerinin neredeyse tamamını elden çıkardı. Rusya şuan 14,5 milyar dolarlık ABD tahvili elinde bulunduruyor...

Buna rağmen Ruble doların tahtına geçemez, zira rubleye olan güven eksikliği, özgül ağırlığa sahip ülkelerin Rusya ile birlikte hareket etmelerine yardımcı olmaz. Bu güven eksikliği, dünyada çok sayıda ülkenin Ruble almak istememesinden kaynaklanıyor. Çünkü geniş çapta para piyasalarında dalgalı bir seyir izliyor ve ağırlıklı olarak dünya, bir rezerv para birimi olarak Rus rublesine güvenmiyor. Buna göre Rusya en fazla Rus enerjisini ruble ile satın almak için bazı ülkelere baskı yapabilir. Ama Rus para birimi asla doların yerine geçemez... Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Financial Times gazetesi ile yaptığı röportajda, Sadece Doğu’da değil, Avrupa’da da ABD dolarına bağımlılığı nasıl minimize edebileceklerini düşünmeye başlayan ülkelerin sayısı giderek artıyor. Onlar birden şunu anladı, a) bu mümkün, b) bunu yapmak lazım ve c) yapabilen canını kurtarsın ve bunu en kısa zamanda yapmak lazım” ifadelerini kullandı. Eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Konstantin Korishchenko, Doları iptal etmek bir ölçüde mümkündür. Ancak bir tarafta dolar bölgesinden uzaklaşırken, diğer tarafta nereye gidiyorsunuz? Dolar yerine hangi para birimini kullanacaksınız? Avro, yuan veya ruble mi? Tek bir seçenek yok. Birden fazla opsiyon olabilir. Ancak bu opsiyonların her birinin kendine özgü maliyeti var. Bu nedenle dolarda kalma ile alternatif bulma maliyetleri arasında ölçüm yapmak zorundayız.dedi. [3.10.2018 Financial Times] Bütün bunlar, Rus yetkililerin kendilerinin bile küresel para birimi olarak dolar yerine rublenin elverişli olduğuna inanmadıklarını gösterir!

B- Çin: Çin, para birimi yuan’ı küresel güçlü bir rakip yapabilir, ama global siyasal ufku dar. Siyasal dar görüşlülük, Amerika ile rekabet ve çatışma açısından küresel ekonomik ufuk darlığına neden oluyor. Bu nedenle devasa ekonomisine rağmen para birimi ticari işlemler ve finansal piyasalara egemen bir akçe değil. Dahası kendisi bile dolar kullanıyor. Son yıllarda büyük miktarlarda dolar biriktirdi, 3-4 trilyon dolar rezervi olduğu söyleniyor! Amerikan finansal kurumlarından bağımsız olma yönünde bazı girişimlerde bulundu. Bu sebeple Rusya, Hindistan, Brezilya ve sonra da Güney Afrika ile BRICS ekonomik grubunu kurdu. BRICS grubunun toplam ekonomik büyüklüğü yaklaşık 15 trilyon doları aşkındır. Dünya hasılasının 74 trilyon dolar olduğu düşünülürse, bu tutar küresel ekonominin yüzde 20’sine eşdeğerdir... Ayrıca 2015 Temmuz ayında Şanghay’da Yeni Kalkınma Bankası’nı kurdu. BRICS üyesi ülkelerdeki yatırım projelerinin finansmanı için kurulan banka, 50 milyar doları ödenmiş olan 100 milyar dolarlık sermayesiyle Dünya Bankası’na bir alternatiftir! Buna rağmen Çin dolardan vazgeçmiş değil!

Başkan Trump’ın İran’a yaptırım kararı, İran’dan petrol satın almak için doları kullanan herkesi kapsıyor. Halen Çin, dünyanın en büyük petrol ithalatçısıdır. Dolayısıyla Trump’ın bu kararı, dolar kullanımını kırmak için, özellikle de ABD ile ticaret savaşı içinde olduğu bir zamanda Çin’i bazı önlemler almaya itti. Bu nedenle Mart 2018’de Şanghay Vadeli İşlemler Borsası, yabancı yatırımcıya açık vadeli ilk kontratını işleme açtı. Yuan cinsinden vadeli bu petrol kontratı, halen standart ve kıstas noktası olarak kullanılan dolar cinsinden Brent ve WTI kontratlarına rakip olacaktır. Kayda değer bütün bu icraatlar, doların tahtını sarsabilir.

Ancak Çin, Amerikan ekonomisi ve dolarına aşırı derecede bağımlıdır. Bu durum doları ekarte etmek ya da etkin bir şekilde tahtını sarsmak için onu ciddi gayret sarf etmekten alıkoyuyor. ABD ile Çin arasındaki yıllık ticaret hacmi yaklaşık 500 milyar dolardır. 2013 yılında 1 trilyon 300 milyar dolarlık ABD tahvili elinde bulunduran Çin’in halihazırda portföyünde 1 trilyon 170 Milyar dolarlık ABD tahvili bulunuyor. [20.9.2018 Saixin] Çin, ABD tahvillerinin en büyük alıcısı ve 3 ila 4 trilyon dolar arasında bir rezervi var. 2016 yılı Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre Çin’in toplam ihracatı 2,1 trilyon dolar, toplam ithalatı ise 1,6 trilyon dolardır. Buna göre Çin, ekonomik bir devdir ve ABD’den sonra ikinci büyük ticari güçtür...

Dolarla ticaret ve elindeki ABD tahvilleri yüzünden Çin, doların vesayetini sarsma girişiminde bir adım ileri bir adım geri gidiyor. Amerika, dolarla uluslararası ticarete mıknatıs gibi Çin’i çekmeyi başardı. Onun için Çin, doların tahtının sarsılmamasını önemsiyor, zira doların tahtının sarsılmasından dünyada en büyük zararı kendisinin göreceğini biliyor. Bu da dolar ve ABD tahvili stokunu korumak için çok dikkatli ve yavaş hareket etmesini sağlıyor. Kaldı ki Çin ve Rusya kendi aralarındaki ticarette milli paralarını kullansalar bile bu sorun teşkil etmez. Çünkü aralarındaki yıllık ticaret hacmi 120 milyar dolardır. [23.09.2018 ArabicChina] Bu tutar, yıllık 20 trilyonu aşkın uluslararası ticarete oranla devede kulak kalır. Dolayısıyla Çin, Rusya kadar cesur değil ve doların egemenliğini frenleme gayretinde oldukça dikkatli.

Öyle anlaşılıyor ki Çin, ister aşırı dolar rezervi açısından olsun isterse ABD hazine tahvilleri vb. açısından olsun, dolarla ticaret yapmanın yaratacağı zararın farkındadır. Bu yüzden dünyanın en büyük altın alıcısı haline geldi. Altın stoku 2008 yılında 600 tondan 2018 yılında 1842 tona yükseldi. Bu, 2014 yılında zirveye ulaşan ve neredeyse 4 trilyon dolara varan dolar rezervindeki önemli düşüşün nedenini açıklar. [Trading Economics] Bilindiği gibi Çin, sadece 2015 yılında 700 tondan fazla altın satın almıştır. ABD hazine tahvillerine gelince, 2008’deki finansal krizin ardından Çin, satış eğilimine girdi. Ve kriz sonrası iki yıl boyunca portföyündeki ABD tahvillerinde bir düşüş oldu. Ancak ABD’nin, normalin üzerinde kurşun içermesi yüzünden Çin’de üretilen oyuncakları piyasadan toplatması gibi, Çin ticaretini engellemeye yönelik tehditkâr tavrının ardından tekrardan artış trendine girdi ve 2013 yılında zirve yapana kadar hep böyle devam etti. Ancak Trump yönetiminin ticari tehditlerinin de etkisiyle Çin yeniden satış eğilimine girdi ve zıtlaşmaksızın elindeki ABD tahvillerini azaltma yoluna gitti... Sonra doların ticaretinde oynadığı rolü kısıtlamak için ihtiyatlı adımlarla yöntem aramaya başladı. Bu bağlamda milli paralarla ticaret yapmak üzere Rusya, Japonya ve diğer ülkelerle bazı anlaşmalar imzaladı. Altın/Yuan cinsinden Şanghay Petrol Ticaret Borsası’nı kurdu. Borsa, kuruluşunun ilk altı ayında dünya petrol ticaretinin yüzde 10’nu ele geçirdi. Sonra yuan, Özel Çekme Hakları (SDR) sepetine girdi. “Elit para birimleri arasında anılmaya başlayan yuan; Amerikan doları, İngiliz sterlini, Japon yeni ve Avro ile aynı sepete girmiştir. 1 Ekim 2016 tarihinde ise Çin yuanı, Özel Çekme Hakları (SPR) sepetinde faaliyet göstermeye başlamıştır.” [30.9.2016 https://www.imf.org]

Öyle veya böyle Çin’in, devasa dolar rezervi ve ABD tahvili...vb. doları ekarte etme çalışmalarını etkisiz ve beyhude kılıyor. Bu nedenle Bankalar arası Uluslararası ödemelerde de yuanın payı sadece yüzde 1,7 iken ABD dolarının payı yüzde 40’tır.

C- Avrupa Birliği:

Avro, 1999 yılında ortaya çıktı ve bankalar arası işleme başladı. 2002 yılından itibaren Avrupa Birliği içinde belli ülkelerin ulusal para birimlerinin yerine geçti ve dolara rakip olmaya çalıştı. Arkasında Almanya ve Fransa gibi ekonomik açıdan güçlü küresel güçlerin yanı sıra zengin sanayileşmiş ülkeler olduğu için Avro küresel güçlü bir para birimi haline geldi. Keza arkasında küresel politik bir etkiye sahip olan, Amerika ile rekabet edebilecek ve bağımsız güçlü bir ordu kurma potansiyeli olan ve bunun için çalışan kolektif bir güç var. Dünya merkez bankalarında yüzde 20-23 aralığında Avro rezervi bulunuyor. Ancak avronun küresel ekonomide söz sahibi olmasının önünde duran en önemli faktörlerden biri, Amerika karşısında Avrupa’nın siyasi, askeri ve ekonomik zafiyetidir. Avrupa Birliği, hâlâ varlığını korumanın peşinde, zira varlığını tehdit eden küçümsenmeyecek unsurlar var. Brexit, AB’ye güven sarsıntısı yarattı. Ayrıca birlikten ayrılmayı talep eden ırkçı ayrılıkçı hareketlerin yükselişi, birliğe olan güveni baltalıyor... Buna ek olarak siyasal birlik ve bütünlükten yoksundur. Tüm bu faktörler, avro para birimine ve ona olan güvene yansıyor.

2- Amerikan yörüngesindeki ülkelerin, Rusya, Çin ve Avrupa ile yaptıkları anlaşmalar:

Türkiye, İran, Hindistan ve Japonya:

- İran Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti, Türkiye, Rusya ve İran’ın yerel para birimleriyle ticaret yapma konusunda mutabık kaldığını söyledi... [9.9.2018 Tahran Times]

- Anadolu Ajansı’nın bildirdiğine göre Türkiye, Rusya ve İran’ın kendi aralarındaki ticarette dolar yerine kendi para birimlerini kullanmayı kabul ettiler. Yarı resmi haber ajansına göre İran Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti Tahran’da yaptığı açıklamada, Kendi para birimleriyle ticaret yapacaklarını ve belirlenen kur üzerinden işlem yapacaklarını” kaydetti...” [9.9.2018 https://ahvalnews.com/ar]

- 2018 Ekim ayında Japonya ve Çin, 30 milyar dolarlık ikili para takası (swap) anlaşması imzaladı. Bu, Japonya için en büyük anlaşmadır...

- 31 Ekim 2018’de Rusya Başbakan Yardımcısı Yuriy Borisov, Hindistan’ın S-400 hava savunma sistemleri için dolarla değil Rus para birimi rubleyle ödeme yapacağını söyledi. [31.10.2018 https://arabic.sputniknews]

Çin ve Rusya’nın, milli para birimleriyle ticaret politikasına çekmek için çalıştığı bu ülkeler, halen Amerikan yörüngesindedir ya da ajanıdır. Yani siyasi olarak Amerika’ya bağımlıdır ve çabucak Amerika tarafında yer alabilirler. Dolarla ticaret yapmaktan ya da onu rezerv parası olarak tutmaktan öyle kolay kolay vazgeçemezler. Onun için ekonomik bağımsızlık kararı, bağımsız Çin ve Rusya gibi siyasi bağımsızlıkla paralel olmalıdır. Bu ülkeler, her ne kadar Rusya ve Çin’le yerel para birimiyle ticaret yapma arayışına girmiş olsalar da sıra dışı nedenden ötürü Amerika onları buna mecbur bırakmıştır. Şöyle ki:

Başkan Trump’ın Türk çeliğine yaptırım uygulama kararı ve TL’ye saldırısının ardından Erdoğan, yerli tüketim için doları eleştirmeye başladı. Çünkü Türkiye’nin 400 milyar doları aşkın toplam borcu dolarla tahsil edilmektedir. Bu, her seferinde TL’nin dolar karşısında değeri düştüğünde, borç ödemeleri için çok daha fazla TL gerekecek anlamına gelir. Dolayısıyla fiyatlar artacak, insanlar sersemleyecek ve her zamanki gibi Erdoğan ateşli nutuklar atacaktır... Erdoğan’ın, 3 Eylül günü Kırgızistan’da Ruh Ordo Kültür Merkezi’nde Türk Konseyi 6. Devlet Başkanları Zirvesi’nde Kendi para birimlerimizle ticaret yapılması seçeneği üzerinde yoğunlaşmayı öneriyoruzşeklindeki konuşmasına gelince, hiçbir gerçekliği yoktur. Realite ve gerçeklik olmaktan oldukça uzaktır. Çünkü Türkiye, daha çok Avrupa Birliği ile iş yapmaktadır! Bununla birlikte Türkiye, dolarla ticaret yapmakta, dolarla borçlanmakta, döviz rezervlerinin çoğunu dolar olarak tutmaktadır. Dahası ithal petrol ve doğal gaz, ithal ham madde hepsi de dolarla gerçekleşmektedir... Amerikalı papazı serbest bıraktıktan sonra Amerika’nın yaptırımları kaldırmasıyla birlikte Türkiye’de her şeyin normale döndüğünü gördük. Milli para birimleriyle ticarete öncelik verilmesi için yaptırımlar kalkmadan önceki aynı coşku yok artık... Orta Asya’da Türk dili konuşan ülkelere gelince, Rus politikasına uyarlar. Türkiye ile bu ülkeler arasındaki ticaretin mili para birimleriyle olduğunu varsaysak bile Orta Asya ülkelerinin marjinal ekonomileri nedeniyle aralarındaki ticaret hacmi uluslararası ticareti etkileyen rakamlara ulaşamaz.

İran’a gelince, Amerikan bankacılık sisteminden dışlandıktan sonra uzun yıllar maruz kaldığı ağır mali yaptırımlar uyarınca Amerika tarafından dolarla ticaret yapmasına yasak getirildi... Ancak 2015 yılında İran’a yönelik yaptırımlar kaldırıldıktan sonra İran dolarla petrol satışına başladı. Sanki hiçbir şey olmamış gibi özellikle dolarla Airbus ve Total gibi Avrupa firmaları dahil olmak üzere uluslararası şirketler ile dev sözleşmeler imzaladı. Yaptırımlar ve kaldırılması İran’ın davranışlarını geçici olarak etkiler. Amerika, İran’ı hem SWIFT sistemine dahil etti hem de onu o sistemden dışladı. Amerika, İran karşıtı açıklamalarını artırınca ve dolar kapısını kapatınca, İran buna dolardan başka bir para birimiyle ticaret yapma açıklamasıyla tepki verdi...

Hindistan’a gelince, eskiden beri Rus silahları ithal ediyor, Amerika buna ses çıkarmıyor. Hindistan Amerika nazarında ayrıcalıklı konumda, çünkü Hindistan’ın Asya’da gittikçe artan Çin nüfuzuyla mücadele eden hatırı sayılır bir güç olmasını istiyor. Hindistan bunun farkında, bu yüzden ondan ruble veya yuanı küresel para birimi yapmak için bir gayret içerisine girmesi beklenmez.

Japonya’ya gelince, Amerika ile olan bağlantısı izahat ve açıklamaya muhtaç değil. Rusya ile ticaret yapması, dolara karşı olduğu ya da rubleyi dolara alternatif olarak gördüğü anlamına gelmez.

Özetle: Doları tahtından etmek için etki ve tesirleri hesaba katılabilecek ülkeler, Rusya, Çin ve Avrupa Birliği’dir. Ancak bunların her birinin yukarıda belirtildiği gibi hareketini zafiyete uğratan bir takım faktörler var. Bu faktörlerden kurtulabilirlerse, doları tahtından edebilirler. Bu konuda ciddi çaba ve gayret göstermezlerse, sözde zayıf dolar şoku ve sürpriziyle karşılaşacaklardır. O zaman dolar rezervlerinin her türlü sürprize açık olduğunu göreceklerdir. Çünkü Amerika, borç batağına gömülmüş durumda. 1 Ekim 2018’deki Washington Examiner’ın haberine göre 30 Eylül itibarıyla sona eren 2018 mali yılında ABD’nin hükümet borcu 1,2 trilyon doların üzerinde artarak 21,52 trilyon dolara yükseldi. 2017 mali yılın son işlem günü ise toplam borç 20,25 trilyon dolardı...”

ABD’nin onlarca yıldır birikmiş borçları, ülkeyi mali buhranın eşiğine getirdi. 2008 krizinden sonra gittikçe büyüyen borç yığını, 8 trilyon dolardan bugün 21 trilyon dolar gibi rekor seviyelere yükselmişse, ABD’nin finansal açmazı dayanılmaz hale geldi demektir. Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, ABD’nin ulusal borcunun ulusal güvenlik için bir tehdit oluşturacağını ve acilen çözülmesi gerektiğini söyledi. Yani kısa ve orta vadede uzun vade de değil... Bu gerçeklik karşısında finansmanını yönetmek için Amerika’nın elinde kalan tek çare, daha fazla likidite enjekte etmektir (dolar basmak). Devletin finansmanını karşılayacak ve borçları ödeyecek kadar likidite enjekte etmek, doların değer kaybetmesine ya da ABD Hazine Bakanı’nın deyimiyle “zayıf dolara” neden olacaktır. Bu, dolarla ticaret yapan, rezerv para birimi olarak doları tutan ve elinde ABD hazine tahvilleri bulunduran dünya ülkelerinin kaybedeceği anlamına gelir. Bu ülkeler zenginliklerinin bir kısmını kaybetmesi doları dumura uğratacaktır yani bu ülkelere güçlü bir darbe vuracaktır!

Ancak mevcut gerçeklik, bu ülkelerin dolar yerine başka bir küresel para birimini benimsemelerine olanak vermiyor. Fakat Rusya ve Çin’in, milli para birimleriyle ticaret yapma ve diğer ülkelerle de milli para birimleriyle anlaşma imzalama çabaları gevşeklik gösterilmeden aynı güçlülükle devam ederse, doların vesayetinin kırılmasında bir etkisinin olacağı söylenebilir. Avrupa, Çin’in yanında yer alırsa, etkisi çok daha büyük olacaktır. Altın alımları da bunu destekleyecektir, ama altın, Merkez bankalarında gerektiğinde dolar almak için satılan bir emtia olarak kaldığı sürece ya da döviz almak için resmi banknota güvence gösterilen bir rezerv olarak tutulduğu sürece bu da sorunu çözmez... Sorun, ancak altın ve gümüşün banknot olmasıyla çözülür. Basılan banknotların altın veya gümüş karşılığı olmalıdır. Altın veya gümüş sözde döviz satın almak için bankalarda tutulan bir emtia olmamalıdır. Yani her ülkenin Merkez Bankası altın ve gümüş para birimi basmalıdır. Altın ve gümüş değeri olan, banknot sahibi istediği zaman bankaya gidip karşılığında altın veya gümüş alabildiği bir banknot basılmasında da bir sakınca yok. Diğer bir deyişle altın ve gümüşün yerine para olarak işlem gören, üzerine yazılı altın ve gümüş değeri karşılığında bozdurulan bir banknot basılmalıdır. Kısacası altın ve gümüş egemen olmalıdır... Böylece hiçbir devlet, başkalarının servetini talan edemez, emeklerini sömüremez, savaş makinelerini çalıştıramaz, değersiz banknotlar yüzünden düşmanca savaşlar başlatamaz. Şu an gördüğümüz gibi bunu Hilafet Devleti dışında hiçbir devlet yapamaz. Sadece Hilafet yapabilir. Çünkü böyle yapmak, şeri bir hükümdür ve Allah’ın buyruğudur. Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem bunu bilfiil uyguladı. Ondan sonra Râşidi Halifeler, daha sonra da Halifeler 1342/1924 yılında Hilafet Devleti yıkılana değin aynı yöntem üzere yürüdüler. Sonra batıl egemen oldu... Dünyada kapitalist ideoloji egemendir. Kapitalistler, sadece yağmalamayı, insanların mallarını batıl yolla yemeyi, para biriktirmeyi ve milyarları saymayı umursarlar. Kapitalizm, zorbalıktır, insan yapımıdır. İnsanların yeteneklerinin manipüle edilmesinin, servetlerinin yağmalanmasının ve özü itibariyle hiçbir değeri olmayan kağıtlarla insanların mallarının zayi edilmesinin yanı sıra kapitalizmin yıkıcı mali ve ekonomik krizlere neden olduğunu gördük! Bu batıl ideolojinin ortadan kaldırılması, hak, adil ve devlette şekillenen İslam ideolojisinin egemen kılınması için çalışılması kaçınılmazdır. O devlet ki Allah’ın mümin, muhlis ve Salih kullarına bir vaadidir.

وَعْدَ اللَّهِ لَا يُخْلِفُ اللَّهُ وَعْدَهُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَAllah, (onlara zafer konusunda) bir vaatte bulunmuştur. Allah, vaadinden dönmez. Fakat insanların çoğu bilmezler.[Rum 6]

Allah’ın Şeriatı hakem kılınmadığı sürece dünya, mali ve ekonomik sefalet içinde yaşamaya devam edecektir.

وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكاًKim Benim zikrimden yüz çevirirse, mutlaka onun için sıkıntılı bir geçim vardır.” [Taha 124]

H.18 Rabiu’l Evvel 1440

M.26 Kasım 2018

Devamını oku...

Trump’ın Suudi Arabistan Başta Olmak Üzere OPEC’e Yönelik Üretimi Artırma ve Petrol Fiyatlarını Düşürme Çağrısı

Trump’ın Suudi Arabistan Başta Olmak Üzere OPEC’e Yönelik
Üretimi Artırma ve Petrol Fiyatlarını Düşürme Çağrısı

Soru:

2 Ekim 2018’de Mississippi eyaletinde partisinin kongre ara seçimleri için düzenlenen seçim mitinginde Suudi Arabistana tehditler savuran ve seçmen kitlesine petrol fiyatlarının yükselmesinden rahatsız olduğunu söyleyen Trump, Peki ya askeri anlaşmalarımıza ne dersiniz? Zengin ülkeleri koruyoruz ancak karşılığını alamıyoruz. Peki ya bu maddeye petrolne dersiniz? Çok fazla insanı değiştiriyor. Suudi Arabistan’ı koruyoruz. Onlar zengin diyebilirsiniz. Ve Kral’ı, Kral Selman’ı seviyorum. Ama ona dedim ki ‘Seni koruyoruz, biz olmasak orada (iktidarda) 2 hafta bile duramazsın. Ordun için ödeme yapmalısın” şeklinde konuştu. [03.10.2018 alkhaleejonline.net]

Bu hakaret karşısında Suudi yöneticilerin niye sessiz kaldığını sormak istemiyorum. Çünkü Amerikanın emrine amadedirler. Kendilerini rezil rüsva ettiler. Bir deyiş vardır, bir kere hakareti kabul eden, zamanla hakarete alışır... Onun için sormak istediğim şudur, Amerika, en büyük petrol üreticisi iken ve tek başına fiyatları düşürebilecek kapasitedeyken neden Trump, fiyatların aşağıya inmesi için agresif bir şekilde Suudi Arabistan’dan petrol üretimini artırmasını istiyor? Sonra bu zamanda bu kadar ısrarcı olmasının nedeni nedir? Son olarak Amerika’nın tüm bu tazyikine rağmen petrol fiyatları niye düşmedi? Allah mükafatınızı artırsın.

Cevap:

Evet, doğru söyledin, gerçekten de bir kez hakareti kabul eden, zamanla hakarete alışır. Trump’ın Suudi Arabistan yöneticileri için sarf ettiği sözler, Amerika ile ilişkileri kökünden söküp atmak için yeterliydi. Eğer Allah ve Rasûlü’nden, müminlerden utansalardı, ama utanmazlar. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu

إِنَّ مِمَّا أَدْرَكَ النَّاسُ مِنْ كَلَامِ النُّبُوَّةِ إِذَا لَمْ تَسْتَحْيِ فَاصْنَعْ مَا شِئْتَNübüvvet sözlerine yetişen insanlar, eğer utanmazsanız dilediğinizi yapınız.[Buhari]

Sorunuzun ya da sorularınızın yanıtına gelince:

1- Donald Trump, Ocak 2017’de başkan olduğunda, petrolün varil fiyatı yaklaşık 57 dolar civarındaydı. Haziran 2017’de petrolün varil fiyatı 45 dolara düştü, ancak o zamandan beri yükselişini sürdürdü. Bugün Brent türü ham petrolün varil fiyatı 86 dolara ulaştı ve bazı analistler, petrolün varil fiyatının 100 doları bulacağı öngörüsünde bulunuyorlar!

5 Temmuz 2018’de Trump, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, OPEC Tekeli, petrol fiyatlarının arttığını ve bu konuda çok az şey yaptıklarını hatırlamalı. Aksine fiyatları kendileri yükseltiyorlar ve ABD OPEC üyelerinin çoğunu çok az bedel karşılığında savunuyor. Bu iki yönlü bir durum olmalı. FİYATLARI HEMEN DÜŞÜRÜN!dedi. 30 Haziran 2018’de Twitter’dan yaptığı açıklamada ise, Şimdi Suudi Arabistan Kralı Selman ile konuştum ve ona İranla anlaşmazlık ve Venezuela’daki karışıklık sebebiyle aradaki farkı karşılamak için Suudi Arabistanın 2 milyon varil kadar üretimi artırmasını istiyorum dedim, o da kabul ettidedi. [30.06.2018 El Hurra] 25 Eylül 2018’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada OPEC’e saldıran ABD Başkanı Trump, OPEC gibi kurumlar dünyadaki ülkeleri büyük kayıplara uğratıyor. Ben bunu sevmiyorum. Biz bu ülkelerin çıkarlarını koruyuruz. Onlar fiyatları yükseltiyor. Artık fiyatlar düşmeli. Artık biz bu korkunç fiyatlara katlanamayız.diye konuştu. [25.09.2018 Sputnik] 27 Eylül 2018’de Trump, Twitter mesajında, “Biz Orta Doğu ülkelerini koruyoruz, biz olmasak uzun süre güvende olmazlar. Onlar ise daha yüksek petrol fiyatları için bastırmaya devam ediyor. Bunu hatırlayacağız. OPEC tekeli, fiyatları şimdi düşürmeli.” şeklinde açıklama yaptı.

Sonra soruda da geçtiği gibi 2 Ekim 2018’de Mississippi eyaletinde partisinin kongre ara seçimleri için düzenlenen seçim mitinginde Suudi Arabistan’a tehditler savuran ve seçmen kitlesine petrol fiyatlarının yükselmesinden rahatsız olduğunu söyleyen Trump, Peki ya askeri anlaşmalarımıza ne dersiniz? Zengin ülkeleri koruyoruz ancak karşılığında hiç bir şey alamıyoruz. Peki ya bu maddeye petrolne dersiniz? Çok fazla insanı değiştiriyor. Suudi Arabistan’ı koruyoruz. Onlar zengin diyebilirsiniz. Ve Kral’ı, Kral Selman’ı seviyorum. Ama ona dedim ki ‘Seni koruyoruz, biz olmasak orada (iktidarda) 2 hafta bile duramazsın. Ordun için ödeme yapmalısınifadelerini kullandı. [03.10.2018 alkhaleejonline.net]

Bütün bunlar, bugünkü koşullarda Trump’ın, OPEC özellikle de Suudi Arabistan’dan petrol üretimini artırmasını istediği anlamına geliyor.

2- Evet, ABD Enerji Bilgi Yönetim İdaresi’nin verilerine göre Amerika dünyanın en büyük petrol üreticisidir. Bilgi Yönetim İdaresi, 2017 sonunda dünya petrol üretim tablosu yayınladı. O günkü üretim, günlük 95 milyon varildi. Petrol üretim tablosuna göre dünyanın en büyük petrol üreticisi yedi ülke şöyledir:

ABD, günlük 14,46 milyon varil, Suudi Arabistan 12,08 milyon varil, Rusya 11,18 milyon varil, Kanada 4,87 milyon varil, İran 4,67 milyon varil, Irak 4,48 milyon varil, Çin 4,45 milyon varil.

Buna göre Amerika, dünyanın en büyük petrol üreticisidir, sonra Suudi Arabistan ve Rusya’dır...

3- Evet, Amerika, istese petrol üretimini artırabilir, zira büyük miktarda şeyl petrol stokuna sahiptir, ancak buna gerek yok çünkü:

A- Petrol stok ve rezervini korumak...

B- Suudi yöneticiler gibi Rüveybidaların varlığı! Bunlar, Amerika’nın emir eridirler, hakarete ve zarara uğramalarının hiçbir önemi yok. Bu yılın eylül ayında Brent ham petrolün varil fiyatı 80 dolar seviyesine çıktıktan sonra ABD, Amerikan halkına en ucuz fiyata petrol temin etmek için Suudi Arabistan’dan fiyatları düşürmesini istedi. “14 Eylül 2018 Cuma günü uluslararası standart olarak kabul edilen Brent ham petrolün varil fiyatı 78,21 ile 22 Mayıs 2018’den beri en yüksek seviyesine ulaştı...” [14.09.2018 Reuters] OPEC’in günlük ham petrol üretimi de 32,79 milyon varile yükseldi. Üretim artırma taahhüdünde bulunan Suudi Arabistan, bu kararın günlük bir milyon üretim arzına dönüşeceğini söyledi.” [31.08.2018 Reuters] Kaynağa göre Brent ham petrolü varil fiyatı 80 dolar seviyesine ulaştığında, geçtiğimiz ay Suudi Arabistan, daha erken bir tarihte piyasaya üretimi artırma kararı aldığını bildirdi. Normal olarak bu tür bilgiler zamanında açıklanır...

Halihazırdaki Suudi rejimi, hizmette kusur göstermeyen sadık bir ABD ajanıdır. Suudi Arabistan petrol piyasasının istikrarı için her zaman önemli bir rol oynamıştır... Suudi Arabistan, şu an petrol fiyatlarının yükselmesine gereksinim duyuyor. Zira bütçesinin en önemli gelir kalemi petrol olan Suudi Arabistan ekonomisi, 2014’te petrol fiyatlarında yaşanan düşüşün ardından ağır ekonomik baskı altında kaldı. Malum, gelirlerinin yarısından fazlası petrole dayalı olan ülkeler, genellikle bütçelerini dengelemek için petrol varil fiyatının 80 doların üstünde olmasını yeğlerler. Yani bütçe harcamalarını karşılamak için yeterli petrol gelirlerine gerek duyarlar. Suudi Arabistan bütçesi, tamamen petrol gelirlerine dayalıdır. Onun için Suudi Arabistan, bütçesini dengelemek ve ekonomisini geliştirmek için fiyatların 80 doların üstünde olmasını ister, hatta 100 dolar seviyeleri de iyidir. Şuan Suudi Arabistan, kargaşa içindedir. Buna rağmen Suudi kral, ülke zararına olduğu halde petrol fiyatını düşürmek için üretimi artırmayı kabul etmiştir. Hem de ABD’nin askeri desteği olmazsa iki haftada iktidarını kaybedebileceğini söyleyerek kendisine açıkça hakaret eden Trump’ı memnun etmek için! Bu, Suudi Veliaht Prensi’nin yaptığı İran’dan kaynaklanacak petrol arz eksikliğini gidermeye hazır oldukları yönündeki açıklaması ile de örtüşüyor! Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, 06 Ekim 2018 günü Bloomberg’e verdiği röportajda, “Suudi Arabistan’ın, İran nedeniyle petrol üretiminde oluşacak arz sıkıntısını giderebileceğini söyledi. “Bugün yanılmıyorsam günlük 10,7 milyon varil pompalıyoruz. Gerekirse, günlük 1,3 milyon varil daha pompalayabiliriz” dedi.

Trump’ın üretimi artırma talebini gerçekleştirmek için kendilerine zarar vermeye hazır Amerikan ajanları olduğu sürece Amerika neden petrol stokunu azaltsın ki?

4- Peki, neden Trump ısrarla OPEC’ten özellikle Suudi Arabistan’dan petrol üretimini artırmaları, fiyatları düşürmeleri talebinde bulunuyor? Çünkü burada Trump için baş ağrısı olan, acil çözüm gerektiren, ertelemeyi kabul etmeyen iki mesele var. Bu iki husus olmamış olsaydı, Trump fiyat artışından kesinlikle zarar görmeyecekti... Şüphesiz ki Amerika, daha önce petrol fiyatları yaklaşık 150 dolara çıktığında yaptığı gibi yeni dolarlar basarak üretim artışını çevreleyebilir. 16 Mayıs 2009 tarihli yayınladığımız soru cevapta şöyle demiştik: Amerika, IMF’nin onayıyla veya gizlice, hatta onun onayı olmadan “alenen” kâğıt para basabilir. Zira IMF üzerinde fiili nüfuza sahip olan Amerika’dır. Dolayısıyla sahte gerekçeler göstererek meselenin hakikatini gizleyebilir ve bunu da IMF’ye dayandırabilir! Ancak böylesi bir yöntemle kâğıt para basılması, doların değerinin düşmesine, dolayısıyla enflasyona, yani fiyatların yükselmesine yol açar. Bunun içindir ki baskın bir çıkarı olmadıkça Amerika, buna yeltenmez. Mesela haberler, petrolün varil fiyatının 150 dolara kadar yükselmesine neden olan ve “arkasında Amerika’nın olduğu” petrol spekülasyonları sırasında Amerika’nın “iki (2) ila dört (4) trilyon” arasında kâğıt para bastığını aktardılar. Dolayısıyla Amerika, rezervlerine eklemek üzere doğrudan veya dolaylı şekilde petrolün en büyük oranını satın alabilmek için bu kâğıt paraları basmıştır ki o, bunda fiyatların yükselmesi ve doların düşmesinin ötesinde kendisi için bir çıkarın olduğunu görmüştür...Ancak bu durum, çıkış işlemleri düzenlemek için zaman alacaktır! Yukarıda da belirtildiği gibi bu iki mesele, acil çözüm gerektiriyor, aksi halde Trump, çıkmaza girecektir. İste bu yüzden Trump, OPEC özellikle de Suudi Arabistan’a ateş püskürmüştür... Söz konusu iki meseleye gelince:

Birincisi: İran’a yaptırım konusu:

İran, Suudi Arabistan ve Irak’tan sonra OPEC’in en büyük üçüncü ham petrol ihracatçısıdır. Günlük ham petrol üretimi 4 milyon varil civarındadır. İran yaptırımları, özellikle Kasım ayında İran’ın petrol ihracatında düşüşe yol açacaktır. Zira İran’a uygulanan yaptırımlar hem İran hem de İran’dan petrol ithalatı yapan ülkeleri kapsıyor. Amerika, önce şirketlerden İran’dan petrol ithalatını azaltmalarını istedi, ardından önümüzdeki kasım ayında İran ile olan sözleşmeler doğrudan iptal edilecek, bu durum İran’ın petrol ihracatında kısıtlamaya yol açabilir. Ancak Suudi Arabistan, gerekirse üretimini artırabilir, yani İran’dan kaynaklanan petrol arz açığını telafi etmeye hazırdır. Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Bloomberg’e yaptığı açıklamada, Bu yüzden biz son zamanlarda İran’ın arz eksikliğinden kaynaklanan bir varil petrolüne karşılık 2 varil petrol ihracatı yaptık. Böylece işimizi hatta çok daha fazlasını yaptık. Bugün yanılmıyorsam günlük 10,7 milyon varil petrol pompalıyoruz. Gerekirse 1,3 milyon varil ek petrol pompalayabiliriz...şeklinde konuştu. [08.10.2018 https://www.akhbarak.net]

ABD, 4 Kasım 2018’de İran’ın petrol ihracatına yönelik yaptırımları artırma niyetinde. Dünya çapında hükümetlere ve şirketlere İran’dan ithalatı azaltmaları ve uymaları için baskı yapıyor. Bu, küresel pazarda petrol arzının düşeceği anlamına gelir. Yukarıda, dünyanın en büyük petrol üreticisi yedi ülke ile ilgili raporda da geçtiği gibi İran, günlük 4 milyon varilden fazla petrol üretiyor “bu şimdi düştü” ve çıkarılan petrolün yarısını ihraç ediyor. Çin, Hindistan ve Türkiye, İran’dan yaklaşık iki milyon varil petrol alıyor. Trump, yaptırımlar nedeniyle bu iki milyon varilin piyasadan çekileceğini tahmin ediyor. Bu nedenle Amerika, Suudi Arabistan ve diğer OPEC ülkeleri ile bu olası açığı kapatmak istiyor. Böylece Amerika, Avrupa, Rusya ve Çin’den bağımsız bir şekilde İran konusunu çözümleyebilsin. ABD, 08 Mayıs 2018’de üç yıl önce bu ülkelerle imzalanan nükleer anlaşmadan çekildiğini açıklamıştı. Bu yüzden Amerika, İran ile tek başına anlaşma yapmayı öneriyor. ABD Başkanı, böyle bir anlaşma yapmaya hazır olduğunu açıkladı. Ancak İran içerisinde şartlar elverişli hale getirilmelidir ki bu zaman alabilir... Bu süre zarfında Trump, Avrupa’yı işin içine katmadan Amerika ile İran arasında bir anlaşma yapılana dek petrol arz açığını telafi etme çabasında. Eğer arz açığı kapatılamazsa, petrol fiyatları yükselecek ve dolayısıyla bu Trump’ı çıkmaza sokacaktır. Çünkü Trump, yaptırımları İran’a uygulanan yaptırımlar nedeniyle oluşacak petrol arzı eksikliğini OPEC’i özellikle Suudi Arabistan’ı tehdit ederek telafi edebileceği tezi üzerine kurgulamıştır... Başka bir deyişle Amerika, İran ile sorunlar çözülene kadar petrol arzındaki olası açığı kapama ve açığın artmamasını güvence altına alma derdinde. Zira aralarındaki sorun kolayca hallolmayabilir.

Dolayısıyla Trump, 04 Kasım 2018’de açıkça belli olacak İran’dan kaynaklı arz açığını kapamak için başta Suudi Arabistan olmak üzere OPEC’e yükleniyor. Ayrıca Trump’ın 21 Mayıs 2018 tarihinde Venezuela’ya uyguladığı yaptırımlar sonucu etkisi az da olsa zaten bir arz açığı söz konusu. Çünkü Venezuela, günlük 1,5 milyon varil petrol pompalıyor.

İkincisi: Amerikan seçimleri:

Kuşkusuz petrol fiyatlarının yükselmesi, Kasım ayında ara seçimlere girecek olan Donald Trump için bir sorun teşkil edecektir. Petrol fiyatlarındaki artış, destekçilerinin pozisyonlarını korumalarını etkileyecektir, zira çoğu kamuoyu araştırmaları Demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu elde edeceklerini gösteriyor. Trump, ABD’li seçmene Amerika’ya öncelik verdiğini göstermek için Suudi Arabistan ve OPEC üyelerini suçluyor, üretimi artırmaya yönelik baskı yapıyor. Öte yandan Trump, Çin, Hindistan ve Türkiye’yi İran’la ilişkileri kesmeye ve başka ülkelerden ham petrol arayışına girmeye zorluyor. Ayrıca petrol fiyatlarındaki yükseliş, ABD’li tüketicilerin benzine ödeyecekleri tutarı da etkileyecektir. Haliyle bu durum ABD ara seçimlerini kaybetmenin bir faktörü olabilir. Amerikalılar, akaryakıt fiyatlarının yükselmesine karşı oldukça hassastırlar ve ABD hükümetinin petrol fiyatlarını artırma yönünde bir seyir izlemesini kabul edemezler. Bu yüzden Başkan Trump, petrol fiyatlarındaki artışı Körfez ülkelerine bağlıyor ve kendisini Amerikalılara çıkarlarının bir savunucusu olarak lanse etmek için Körfez ülkelerine saldırıyor. Suudi Arabistan ve OPEC’e petrol fiyatlarını düşürmeleri için baskı yapıyor. Özellikle ara seçimler öncesinde petrol fiyatlarını düşürmek için çırpınıyor. Petrol fiyatlarının düşmesi, 6 Kasım 2018’de yapılacak ara seçimlerde ABD’li seçmenin oylarını almak için ABD Başkanı ve Cumhuriyetçi Parti için kaçınılmazdır. Hele de kamuoyu yoklamalarının Demokratları önde gösterdiği bir ortamda.

5- Peki, Trump’ın tehdidine, baskısına ve Suudi Arabistan’ın muvafakatine rağmen petrol fiyatları neden hâlâ yükselmeye devam ediyor sorusuna gelince, çünkü OPEC içinde Avrupa yanlısı ve Amerika’ya kafa tutan başka ülkeler var, Rusya var. Trump, arzuladığı hızda egosunu doyurmadığı sürece Avrupa yanlısı bu ülkelerin Amerika’ya boyun eğmeleri kolay değil. Suudi Arabistan, OPEC içinde Amerika’nın en önemli enstrümanıdır, ancak OPEC’te belli çıkarları olan ve Avrupalı büyük güçler yanlısı başka ülkeler de var. Amerika’ya kolayca boyun eğmeyebilirler. Dahası belirli çıkarları olan Rusya gibi OPEC dışı ülkeler de var. Amerika, tamamen kendi iradesini dayatamayabilir.

Fiyatları düşürmek için ABD Başkanı Trump, petrol üretimin artırılmasını talep etti. Ancak OPEC ve OPEC dışı üretici ülkeler, 23 Eylül 2018’de Cezayir’de yaptıkları toplantı sırasında Trump’ın çağrısının aksine petrol üretimini artırma konusunda bir anlaşmaya varamadılar.

Rusya’ya gelince, Amerika, 2017 yılından günümüze kadar Rusya’ya baskı yapmak ve zor durumda bırakmak için Suudi Arabistan’ı kullandı. Üretimi artırma ve dolayısıyla fiyatları düşürme konusunda Suudi Arabistan’la uyumlu hareket etmesini sağladı... İlk kez bir Suudi Kral, OPEC üyesi ülkeler ile Rusya’nın önderlik ettiği OPEC dışı ülkeler arasında yapılacak toplantıya katılmak üzere Rusya’ya bir ziyaret gerçekleştirdi. Ekim 2017’de Kral Selman, Rusya’yı ziyaret ederek OPEC toplantısına katıldı. Ziyaret sonrası petrolün varil fiyatı 60 dolar seviyelerinde seyretmeye başladı. Daha önce de açıkladığımız gibi bu yılın ortasından itibaren fiyatlar yükselişe geçti. Hem Suudi Arabistan hem de Rusya, Trump’ın istediği günlük 2 milyon varil talebini karşılamak için yoğun çaba sarf etti. Ancak bağımsız analistler ve Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), Suudi Arabistan ve Rusya’nın günlük 2 milyon varil artırabileceklerinden kuşkulular. Merkezi Paris’te bulunan ve üretici ülkeleri temsil eden Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), son zamanlarda Suudi Arabistan’ın da aralarında bulunduğu Orta Doğu’dan “kısa vadeli arzın” günlük yaklaşık 1,14 milyon varil olduğunu tahmin ediyor. Analistlere göre Rusya, günlük 400 bin varile kadar üretim artışı yapabilir. Sonunda ABD’nin sürekli baskısı altında Suudi Arabistan, petrol üretimini artırmak için Eylül ayında Rusya ile gizlice anlaşmaya vardı. Reuters’e göre “Anlaşma, Rusya ve Suudi Arabistan’ın diğer OPEC üyelerine danışmadan giderek daha fazla petrol üretim politikası belirlediklerini doğrular. Kaynaklar, Suudi enerji bakanı Halid El Falih ile Rus mevkidaşı Alexander Novak’ın, yaptıkları bir dizi toplantı sırasında ham petrol varil fiyatının 80 doları test etmesiyle birlikte Eylül’den Aralık ayına kadar üretimi artırma konusunda anlaştıklarını söylediler. Bir kaynağa göre “Ruslar ve Suudiler, Trump’ın emriyle hareket ediyor gibi görünmemek için pazara sessizce petrol pompalamaya karar verdiler” Başka bir kaynağa göre ise “Suudi bakanın, (ABD Enerji Bakanı Rick) Perry’ye müşterilerinin daha fazla petrol talebinde bulunması halinde Suudi Arabistan’ın üretimi artıracağını söyledi...” [www.reuters.com]

Burada şöyle bir soru akla gelebilir, Rusya, neden petrol fiyatlarının yükselişini durdurmak için ABD ile birlikte hareket etsin ki? Oysa petrol fiyatlarının yükselmesi Rusya’nın çıkarınadır. Yanıt olarak deriz ki, gerçek irdelendiğinde, Rusya’nın petrol varil fiyatının 65 dolar civarında seyretmesini desteklediği görülür. Çünkü Rusya’nın petrol sanayisini dengeleme fiyatı budur. Petrol fiyatlarının aşırı yükselmesi, pek çok ithalatçı ülkenin alım gücünü etkileyecek, sonunda talepte bir çöküşe yol açacak ve bu da Rusya’nın petrol sanayisine zarar verecektir.

Her halükârda, Rusya bu denklemde büyük bir tehlike teşkil etmez. Bu denklemde bilfiil etkin olan Avrupa yanlısı OPEC ülkeleridir. Onun için bu ülkelerin, çok büyük baskılara maruz kalmaları müstesna Trump’ın isteklerini yerine getirmeleri kolay değil... Petrol fiyatları büyük olasılıkla 100 dolara çıkmaz, çünkü böylesi bir fiyata ithalatçı ülkeler katlanamaz. Katlanamayacakları için talep düşer, talebin düşmesiyle yükseliş durur ve dolayısıyla fiyatlar geriler... Trump, seçim dönemi ve sonrasında yani yıl sonuna kadar fiyatların gerilemesini istiyor. O zaman nükleer anlaşmanın, Avrupa olmadan yeni bir ABD-İran anlaşmasına doğru evirilmeye başlaması ihtimal dışı değil. Anlaşma sonrası üretimi artırma konusundaki Amerikan baskıları sona erecek, böylece fiyatlar 80 dolar seviyelerinde seyredecektir...

Yabancı güçlerin, İslam dünyasındaki kaynakları birbirlerine karşı oyun kurmak için kullanmaları acı verici. Rüveybida yöneticilerimiz ise, ümmetin haysiyetini zerre kadar kale almadan bu politikalara körü körüne bağlanıyorlar. Bilindiği gibi ister Arap ülkeleri olsun ister İran olsun ister Afrika’da Nijerya olsun ister Orta Asya’da Kazakistan ve Türkmenistan olsun isterse Kafkasya’da Azerbaycan olsun dünya petrol rezervinin çoğu İslam topraklarındadır. Fakat bu ülkelerdeki petrol gelirleri, çoğu yoksulluk ve yoksunluktan mustarip olan halka geri dönmüyor. Yöneticiler, aileleri ve yandaşları ondan nemalanıyor ve paralarını yurtdışına kaçırıyorlar. Amerika, geçtiğimiz yıl 21 Mayıs 2017’deki Trump’ın Suudi Arabistan ziyareti sırasında Suudilerden 460 milyar dolar isteyince, Suud ailesi, talebi karşılamak ve miktarı ödemek için kolları sıvadı. Bu sebeple Müslümanları bu trajik durumdan, zenginlikleri insanlara adaletle dağıtan, önce yoksullara, sonra Halifeye veren, en son alan ve yiyen Ömer bin El Hattab gibi Râşidi Halife ancak kurtarabilir. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

كُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ الْإِمَامُ رَاعٍ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ“Hepiniz çobansınız, hepiniz güttüklerinizden sorumlusunuz. İmam da bir çobandır ve güttüklerinden sorumludur.” Sürüsünü aldatan kimse için elim ve şiddetli bir azap vardır. Et Taberani’nin El Kebir’de rivayet ettiği bir hadiste Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

مَا مِنْ عَبْدٍ يَسْتَرْعِيهِ اللَّهُ رَعِيَّةً، يَمُوتُ يَوْمَ يَمُوتُ غَاشّاً لِرَعِيَّتِهِ إِلا حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَAllah bir halkın başına getirip de öldüğü gün tebaasını aldatmış olarak ölen hiç bir kul yoktur ki, Allah ona cenneti haram etmesin.

İşte Rüveybida yöneticiler böyledir. Keşke anlasalar ya da akletseler!

H.11 Safer 1440
M.20 Ekim 2018

Devamını oku...

Asmara’daki Eritre ile Etiyopya Arasında Ortak Barış ve Dostluk Deklarasyonu

Soru Cevap

Asmara’daki Eritre ile Etiyopya Arasında Ortak Barış ve Dostluk Deklarasyonu

Soru:

Temmuz 2018’de Asmara’da Eritre ile Etiyopya arasında Ortak Barış ve Dostluk Deklarasyonu imzalandığı duyuruldu. Etiyopya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Meles, Eritreyle imzalanan Asmara Deklarasyonunun üçüncü bir tarafın arabuluculuğu olmaksızın her iki ülkenin kendi arzusuyla imzalandığını söyledi. Bu açıklamanın doğruluk boyutu nedir? Asmara Deklarasyonu uluslararası ve bölgesel dürtülerden yoksun mudur? Asmara Deklarasyonu, 18 Haziran 2000’de imzalanan Cezayir Anlaşmasına atıfta bulunuyor. Sanki tamamlayıcısı konumundadır. Peki bu anlaşmayı imzalamak için neden 18 yıl beklendi? Allah mükafatınızı artırsın.

Cevap:

Etiyopya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Meles’in, Asmara Deklarasyonu’nun iki ülkenin kendi arzusuyla imzalandığı yönündeki açıklaması, kamuoyunu yanıltma ve manipülasyondur. Şüphesiz cereyan eden olayları takip edenler ve etraflıca düşünenler, deklarasyon imzalanmasının arkasında Amerika’nın olduğunu, Afrika’daki Avrupa ve Çin hareketliliği karşısında kendi nüfuzunu yerleştirmek istediğini görürler. Bunun açıklaması şöyledir:

Birincisi: Asmara Deklarasyonu: Asmara’da Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed ile Eritre Devlet Başkanı Isaias Afwerki arasında “tarihi” görüşme olarak nitelenen buluşma sonrası 09 Temmuz 2018’de deklarasyon imzalandığı ve iki ülke arasındaki savaş durumuna son verildiği açıklandı... Eritre Enformasyon Bakanı Yemane Cebr Meskel Twitter hesabından yaptığı açıklamada, İki ülke arasında Ortak Barış ve Dostluk Deklarasyonu imzalandı. İki ülke arasındaki savaş hali sona erdi. Yeni bir barış ve işbirliği dönemi başladı. İki ülke, siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel ve güvenlik alanlarında yakın işbirliğini desteklemek için birlikte çalışacaktır.dedi. [09.07.2018 AFP] Deklarasyonun arkasındaki aktörü faş etmek amacıyla öncesindeki ve sonrasındaki dikkat çeken olaylara projektör tutacağız:

1- Deklarasyon öncesi yaşanan olaylar:

A- ABD Dışişleri Bakanlığı’nda Afrika’dan sorumlu bakan yardımcısı Donald Yamamoto, 26 Nisan 2018 Perşembe günü Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Ali ve Dışişleri Bakanı ile görüşmek üzere üç günlük resmi ziyaret kapsamında Addis Ababa’ya ulaştı. Bu ayın 22’sinde temaslarına başlayacak olan Yamamoto, Eritre ve Cibuti’yi ziyaret edecek, ardından Etiyopya’ya yapacağı ziyaret ile Afrika Boynuzu turuna son verecek...” [27.04.2018 www.aa.com.tr/ar]

B- Abiy Ahmed, Kral Selman Bin Abdülaziz’in davetlisi olarak ilk yurtdışı ziyaretini 17 Mayıs 2018’de Suudi Arabistan’a yaptı.

C- 7 Haziran 2018 günü Abiy Ahmed ilk olarak Veliaht Prens Muhammed b. Selman’ın özel elçisini kabul etti. Etiyopya Haber Ajansı, Başbakanlık Ofisi’nden Abiy Ahmed’in Suudi Arabistan ile ikili ilişkilerin gelişmesini övdüğünü aktardı. Muhammed bin Selman sayesinde iki ülke arasındaki ikili ilişkilerin geliştiğini, ilişkilerin, her zamankinden daha çok güçlendiğini, yakınlaştığını söyleyen Ahmed, Suudi Veliaht Prensi’nin, Addis Ababa’nın kalkınmayı hızlandırma çabalarını destekleme ve Suudi yatırımcıları Etiyopya’da yatırıma teşvik etme sözü verdiğini kaydetti...”

D- 21 Haziran 2018 günü ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada Uzun süredir devam etmekte olan anlaşmazlığın çözümü yolunda iki ülke arasında kaydedilen ilerleme konusunda iyimser oldukları ve iki ülke liderlerinin barışa doğru cesur adımlar attıkları belirtildi. Açıklamada, iki ülkenin kalıcı barış ve kalkınmadan istifade edebilmesi için ilişkilerin tamamen normale dönmesini ve iki ülke konusundaki ortak hedeflerinin gerçekleştirilmesini sabırsızlıkla bekledikleri ifade edildi...[21.06.2018 Reuters]

E- ABD’nin Etiyopya büyükelçisi Mike Raynor, Addis Standard’a verdiği röportajda şunları söyledi: Taraflara rol alabileceğimizi açıkça söyledik ve söylemeye de devam ediyoruz. Cezayir Anlaşması’na dönersek, o gün ABD resmi garantördü. Anlaşmanın yapıldığı noktada kurulu strüktürel bir rolümüz vardı. Her iki hükümeti de bir süreliğine bu sonuca teşvik ettik. Bu yüzden ABD’nin yapıcı bir rol oynayabileceğini düşünürseniz, bunu desteklemek için elimizden gelen her şeyi yaparızdedik... Bence yapıcı bir rol oynadık. Dediğim gibi, bu sonuca teşvik etmek için birkaç aydır iki ülke ile temas içerisindeydik...[02.07.2018 http://addisstandard.com]

Deklarasyon imzalanmadan önceki olaylar mercek altına alındığında deklarasyona giden süreçte Amerika ve Suudi Arabistan’daki uşak yöneticilerin rol aldıkları görülür.

2- Deklarasyon sonrası yaşanan olaylar:

A- ABD, yıllarca süren çatışmadan sonra Eritre ile Etiyopya arasındaki barış deklarasyonuna destek verdiğini açıkladı. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo Salı günü yaptığı açıklamada, Eritre ile Etiyopya devletleri arasında 9 Temmuz Pazartesi günü imzalanan ve 20 yıllık savaşı sona erdiren barış ve güvenlik taahhüdünü memnuniyetle karşılıyoruz. İlişkilerin normalleşmesi ve Eritre ile Etiyopya arasında Ortak Barış ve Dostluk Deklarasyonunun kabulü, iki ülke halkına daha sıkı siyasi, ekonomik ve sosyal bağlar için ortak hedeflere odaklanma fırsatı sunacaktır...dedi. [10.07.2018 ar.haberler.com]

Isaias Afewerki, 09 Temmuz 2018 günü Asmara Deklarasyonu imzalandıktan sonra 23 Temmuz 2018’de Suudi Arabistan’a bir ziyaret gerçekleştirdi. Görüşmede, bölgesel gelişmeleri gözden geçirmenin yanı sıra ikili ilişkiler ile bunları her alanda geliştirmenin ve güçlendirmenin yolları ele alındı... Bu arada Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil el-Cubeyr, iki ülke arasındaki ikili ilişkiler ve önemli ortak meseleler hakkında Eritreli mevkidaşı Osman Salih Muhammed ile görüştü...” [24.07.2018 Şarku’l Avsat]

C- Asmara Deklarasyonu’ndan yaklaşık iki ay sonra “16 Eylül 2018 Pazar günü Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz’in ev sahipliğinde Cidde kentinde bir araya gelen Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed ile Eritre Devlet Başkanı Isaias Afewerki barış anlaşmasına imzalarını attı. İmza törenine Suudi Arabistan Veliaht Prensi de katıldı...” [16.09.2018 Skynews Arapça]

Böylelikle yukarıdaki diplomasi trafiğinden Amerika ve ajanlarının, ortamı hazırlamak için Asmara Deklarasyonu öncesi olayları tahrik ettikleri, sonrasında ise anlaşmaya açıkça destek verdikleri anlaşılıyor.

İkincisi: Etiyopya ve Eritredeki yönetim gerçeği:

1- Etiyopya:

A- İtalyanlar 1935’te Etiyopya’yı (Habeşistan) işgal ettiler. Etiyopya imparatoru Haile Selassie, Kenya üzerinden Mısır’a kaçtı. O tarihte bu iki ülke İngiliz sömürüsü altındaydı. Daha sonra İngiltere’ye gitti. İkinci Dünya Savaşı’nda Müttefikler, İtalya’yı Etiyopya’dan çıkarana kadar orada kaldı. 1941’te ülkeye geri döndü ve yeniden imparator olarak atandı. Böylece Habeşistan İngilizlerin sömürgesi altında kalmış oldu... Bu tarihte İngiltere, 19.cı yüzyıldan beri İtalya’nın yönetimi altında olan komşu Eritre’yi de işgal etti. 1950’de Eritre Haile Selassie yönetimi altındaki Etiyopya’ya ilhak edildi. Eritre ve Etiyopya’da İngiliz sömürüsü, 1974’e kadar devam etti. 1974’te solcu subaylar, imparatoru askeri darbe ile tahttan indirdiler. Bunlar arasında Mengistu Haile Mariam ön plana çıktı. Aralarında çıkan çatışma sonrası Mengistu, 1977’de yönetimi ele geçirdi ve 1991 yılına kadar iktidarda kaldı. O günlerde cuntacıların çoğu devrimci, liberal, sosyalist ve benzeri mottolar dillendiriyorlardı... Mariam da bu darbe sloganlarını dillendiriyordu. Böyle olsa da İngilizlerin sömürgecilik nüfuzunu ortadan kaldırmak için darbenin arkasında Amerika’nın olduğu aşikardı... Amerikan ajanı John Garang liderliğindeki Güney Sudan’daki isyancı hareketi desteklemesi, Mariam’ın Amerikan çıkarı için yaptığı dışsal edimler arasında sayılabilir... Sudan’daki Beşir hükümetinin işbirliğiyle Güney Sudan Sudan’dan ayrılana kadar Etiyopya bu hareketi desteklemeye devam etmiştir...

B- Mengistu kanlı bir lider olarak ün salmıştı. Bu nedenle Amerika, insanların devrime kalkışmasından ve yeniden İngiltere’nin ülkeye egemen olmasından korktu. Bu yüzden onu devirip yerine Etiyopya nüfusunun yüzde 5’ini oluşturan Hristiyan Tigray kabilesi içinden Oromo Kurtuluş Cephesi dahil olmak üzere diğer ulusal cephelerle koalisyon kuran Kurtuluş Cephesi mensubu Meles Zenawi’yi iktidara getirdi.  Zenawi’nin ABD hesabına yaptığı en önemli edimlerinden biri, 2006’daki Somali müdahalesidir. Amerika, İslami Hareket’le savaşması ve Somali’deki İslam Mahkemeleri Birliği yönetimini devirmesi için Zenawi’ye talimat vermişti. ABD nüfuzu lehine istikrarı sağlamak için bugün Etiyopya ordusu hâlâ Somali’dedir.

C- 2012’de Zenawi’nin vefatından sonra aynı kabileye mensup Haile Mariam Desalegn göreve geldi. Ancak kargaşa çıktı ve bir yıl sonra da olağanüstü hâl ilan edildi. Hükümet, başkent Addis Ababa’yı genişletme kararı aldıktan ve akabinde Oromo halkına ait bitişik tarım arazilerine el koyduktan sonra Ekim 2015’te olaylar patlak verdi. Oromolılar ülke nüfusunun yüzde 40’nı, Amharalılar da yüzde 20’sini oluşturmaktadır. Olaylardan bir yıl sonra 2016 yılında hükümet hemen olağanüstü hâl ilan etti. Aylar süren gösteriler sırasında 29 binden fazla insan tutuklandı, 500’den fazla insan öldürüldü. Korkusu yeniden depreşen Amerika, sükuneti sağlayamadığı ve tüm Afrika Boynuzu’nda istikrarı sarsacağı gerekçesiyle Haile Mariam Desalegn’ın istifasını istedi...

D- Bunun üzerine Desalegn, 15 Şubat 2018’de istifa etti. Amerika, Etiyopya’nın en büyük iki kabilesini yanına çekmek için çoğunluğu Müslüman olan ve isyancı en büyük Oromo kabilesine mensup Abiy Ahmed’i Etiyopya Başbakanı olarak atadı. Ahmed’in annesi ve eşi Hristiyan’dır ve Amhara kabilesine mensuptur. Ahmed, ordu ve istihbarat teşkilatında çeşitli görevlerde bulundu, daha sonra da politik hayata atıldı ve farklı makamlarda görev aldı... 2 Nisan 2018’de ise Başbakan olarak göreve başladı. Abiy Ahmed, 23 Haziran 2018’de suikast girişimine maruz kaldı. “Abiy Ahmed’in kurşun geçirmez bir camın ardından halka seslendiği mitingde bir patlama meydana geldi. Patlama sonrası bir açıklama yapan Ahmed, bunun “Etiyopya’nın birliğini istemeyen güçler tarafından yapılan başarısız bir girişim olduğunu söyledi. Addis Ababa’daki ABD büyükelçiliği de saldırıyı kınadı ve “Etiyopya’da şiddete yer yok” diye konuştu. [23.06.2018 El Hurra] Suikast girişiminin, 08 Haziran 2018’de Genelkurmay Başkanı ve istihbarat başkanının görevden alınmasıyla muhtemelen bir ilgisi var. Zira bu iki kurum, 2015’te başlayan protesto dalgaları sırasında yüzlerce göstericiyi öldürmenin yanı sıra on binlercesini tutuklamakla suçlanıyor.

Böylelikle ABD, özellikle Abiy Ahmedin yönetimi devralmasından sonra Etiyopyada rejimin kılcal damarlarını tuttu. Ahmed, bölgedeki Amerikan ajanları arasındaki gerginliği gidermek, Avrupa’nın politik atılımı ve Çin’in ekonomik uzantısı karşısında hatırı sayılır bir güç haline gelmek için Amerika’nın planları ve talimatlarını uyguluyor.

2- Eritre yönetimi:

Daha önce de söylediğimiz gibi subaylar Haile Selassie’ye darbe yaptıktan ve Eritre dahil olmak üzere Etiyopya’da İngiliz nüfuzunu ortadan kaldırdıktan sonra iktidarın dizginleri Mengistu Mariam’ın kontrolüne geçti. Kanlı bir şekilde baskılama yaptı. Bunun üzerine Amerika, insanların devrime kalkışmasından ve bu konularda uzunca bir geçmişi olan İngilizlerin durumu istismar edip ülkenin kontrolünü yeniden ele geçirmesinden korktu. Onun için ABD, 1991 yılında Mengistu’yu devirip yerine Zenawi’yi getirdi... Eş zamanlı olarak Eritre’de bağımsızlık talebiyle kitlesel gösteriler ve protestolar patlak vermişti. Amerika, ortamın yatıştırılması için halkın bu talebinin yerine getirilmesi gerektiğini düşündü ve ardından Eritre 1993 yılında bağımsızlığını ilan etti. Afewerki de Eritre Devlet Başkanı olarak atandı. Bağımsızlığını kazanmış olmasına rağmen yeni devletin sınırları belirlenmemişti. Onun için Afewerki, yeniden Etiyopya’ya ilhak edilmelerinden korktu ve 12 Mayıs 1998’de, kendisini devlet başkanı olarak atayan Amerika’nın görüşünün aksine sınırları belirlemek için askeri operasyonda bulundu. 30 Mayıs 1998’de Susan Rice’nin sunduğu Amerika’nın müzakere planını reddederek askeri operasyonlarına devam etti. Eğer Amerika bunu kendisine bir isyan olarak algılamamış olsaydı sınırların belirlenmesinde neredeyse başarılı olacaktı. ABD, bunu kendisine bir isyan olarak algılayınca, cezalandırılması hatta kasten aşağılanması gerektiğini düşündü. Bu nedenle Zenawi’ye Eritre’ye karşı 04 Şubat 1999’de acımasızca bir savaş ilan etmesi için talimat verdi. 12 Mayıs 2000 tarihinde kanlı savaş doruk yaptı. Savaş, çizilen tüm sınırları ortadan kaldırıp aşağılayıcı bir şekilde Eritre’nin içlerine kadar varınca, Afewerki, 18 Haziran 2000’de Cezayir Anlaşması ve ileri sunulan tüm şartları kabul etti. Ancak buna rağmen sınır sorunu bir türlü çözülemedi! O gün biz, H.20.3.1421 M. 22.6.2000 tarihli yayımladığımız bir siyasi yorumda şöyle demiştik: ...18 Haziran 2000 Pazar günü Afrika Birliği Örgütü’nün dönem başkanı Cezayir Devlet Başkanının huzurunda, ABD, AB ve BM temsilcilerinin katılımıyla Eritre ve Etiyopya Dışişleri Bakanları iki ülke arasında ateşkes anlaşması imzaladı. 15 maddelik anlaşmanın en önemlileri şunlardır: İki devlet arasında sınırı belirlemek üzere BM tarafından bir komisyonun oluşturulması, uluslararası güçlerin eşliğinde Badme ve diğer anlaşmazlık bölgelerine konuşlandırılacak olan Etiyopya askerlerinin iki hafta sonraya ertelenmesi, Eritre-Etiyopya sınırında 25 kilometrelik bir tampon bölgesinin boşaltması, sınırlar çizilene ve anlaşmazlık çözülene kadar bu bölgenin kontrolünün uluslararası güçlere verilmesi... Clinton, anlaşmaya ilişkin yaptığı açıklamada, Bu, Afrika Boynuzundaki trajik çatışmayı sona erdirecek büyük bir gelişmedir ... Etiyopya ve Eritre ABDnin dostudur. Dostlarımız kendilerini bir sonraki adıma hazır hissettiklerinde, biz ve uluslararası ortaklarımız onlarla birlikte hareket edeceğiz.diye konuştu. Başkanın özel temsilcisi Anthony Lake ise yaptığı açıklamada, Bu önemli bir an ve iki yıllık bir çatışmayı sona erdiriyor.dedi.Sınırın belirlenmesini öngören Cezayir Anlaşması, askıya alınmış durumdadır! Etiyopya, hiçbir zaman bu sınırların belirlenmesiyle alakadar olmadı. Aksine Eritre’yi hep topraklarından bir parça ve bölgelerinden bir bölge olarak gördü. Habeşistan imparatorları ve sonra da Mengistu Mariam, deniz koridoruna olan şiddetli ihtiyaçları nedeniyle her türlü yol ve yordamlarla Eritre’yi topraklarına ilhak etmek için çalıştılar... Bu yüzden Afewerki, askeri yolla sınırı belirlemeye kalkıştı. Daha önce de söylediğimiz gibi eğer uslandırmak için ABD güdüsüyle 12 Mayıs 2000’de Etiyopya saldırı başlatmamış olsaydı Afewerki neredeyse sınırların belirlenmesinde başarılı olacaktı. Saldırı sonrası Afewerki, Etiyopya’nın bütün taleplerini kabul etmek zorunda kaldı ve 18 Haziran 2000 Pazar günü Afrika Birliği Örgütü’nün gözetiminde Cezayir’de imzalanan anlaşmayı açıkça kabul etti.

Söz konusu siyasi yorumda ayrıca şöyle demiştik: Etiyopya ve Eritre, politik açıdan Amerikaya bağlı ülkelerdir ve yöneticileri de Amerikan ajanıdırlar. Amerika, 1991 yılında ajanı Mengistu Mariam’ı değiştirmek istediğinde Halk Kurtuluş Cephesi önderliğinde Meles Zenawi’nin Addis Ababada iktidarı ele geçirmesine izin verdi ve Eritre Halk Kurtuluş Cephesi liderliğinde Isaias Afewerki’nin 1993 yılında Etiyopya’dan bağımsızlığını kazanmasına olanak sağladı. Etiyopya ile Eritre arasındaki anlaşmazlık, ajanlar arasındaki ya da Clinton veya Beyaz Saray’daki siyaset uzmanlarının ya da Batının isimlendirdiği gibi dostlar arasındaki bir anlaşmazlıktır. Amerika, iki ülke arasındaki anlaşmazlığı müzakereler yoluyla çözmeye çalıştı. Bir yıldan fazla bir süredir Anthony Lake, bunu gerçekleştirmek çabaladı. Ancak anlaşmazlığı çözemedi. Çünkü Afewerki, Amerikanın önerilerinden pek hoşnut olmadı ve önerilerin Etiyopya çıkarına olduğunu düşündü... Afewerki bu şekilde ABDye baş kaldırınca, isyanı düşünen ajanlarına karşı kullandığı alışılagelmiş yöntemi üzere Amerika, Afewerkinin askeri yolla uslandırılması hatta kasten aşağılanması gerektiğine inandı. Amerika, Zenawi’ye Eritreye savaş açmasını telkin etti. ABDnin BM Daimî Temsilcisi Holbrooke da savaş için yeşil ışık yaktı... Holbrooke, 10 Mayıs 1998 Çarşamba günü Asmara’dan ayrılmadan önce ve Eritre Devlet Başkanı ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada şunları söyledi: Savaşın yeniden başlamasına ve yeni bir savaş döngüsünün patlak vermesine çok yakınız, eğer böyle olursa, bu, Afrika kıtasındaki en büyük savaş olacaktır.Bunlar, Holbrooke’nun Asmara’dan ayrılmadan önce yaptığı ve uyarıcı niteliği taşıyan ateşli açıklamalarıdır. Holbrooke, dünyada ziyaret ettiği ülkeler için talihsiz bir uyarıcı haline gelmiştir. Holbrooke, savaş ve felaket tellallığı yapmak yüzünden kötü ün salmış öncülü Kissinger’ın izinden giden ve Amerikan çıkarlarını korumak için halkların kanını beleşe akıtan biridir...[20 Rabiu’l Evvel 1421 / 22.6.2000] Açıkçası Eritre’nin Amerika’nın önerilerine yönelik çekincelerinin olması, Amerika’ya tabi olmadığı anlamına gelmez. Aksine Etiyopya ile arasındaki sınırın nihai olarak belirlenmesine yardımcı olması için Amerika’yı ikna etmek istediği anlamına gelir. Çünkü Eritre, “Yarı bağımsız” olarak kalmak istemiyor ve Etiyopya-Eritre sınırı belirlenmemesi durumunda Eritrelilerin Etiyopya’nın niyeti hakkındaki şüphelerinin devam edeceğini düşünüyor.

Böylece Afewerki ve Abiy Ahmed’in Amerikan ajanı oldukları anlaşılıyor. Dolayısıyla bu iki liderin, Amerikanın bilgisi, planlaması ve talimatı olmadan Asmara Deklarasyonunda belirtilen maddelere imza atmaları öyle sanıldığı gibi kolay değildir.

Üçüncüsü: Peki Amerika, 2000 yılındaki Cezayir Anlaşması ile 2018deki Asmara Deklarasyonu arasında neden 18 yıl bekledi diye sorulacak olursa, deriz ki çıkarları ile ilgilidir.

Amerikan sponsorluğunda imzalanan Cezayir Anlaşması’nın en kritik düğümü, sınır anlaşmazlığı, Etiyopya’nın sürüncemede bırakması ve Eritre’nin bu konudaki ısrarı idi. Yine de Amerika, sorunu çözmek için baskı yapmamıştı, çünkü sorun çözülse de çözülmese de çıkarı güvence altındaydı ve her ikisi de ajanıydı. Aralarındaki çekişme, o anki görüşüne göre çıkarlarını pek etkilemiyordu. Fakat son yıllarda yaşanan şu gelişmeler, Amerika’nın, Afrika özellikle de Afrika Boynuzu politikasını yeniden gözden geçirmesini sağladı:

1- Etiyopya’da görülen sıkça iktidar değişiklikleri, tabiatıyla hükümeti zayıflatıyor, dolayısıyla istikrarı bozuyor ve bu da sızmayı kolaylaştırıyordu... Böylece Etiyopya, sömürgeci güçlerin, özellikle politik açıdan İngiltere’nin, ekonomik açıdan ise Çin’in aklını başından alıyordu. Bu yüzden Amerika, yeniden Etiyopya’ya ilgi göstermeye başladı ve bu ilgisini, Etiyopya-Eritre anlaşması ile taçlandırdı. Anlaşma birçok yönüyle Amerika’ya hizmet etmektedir.

2-“Raporlara göre Etiyopya’nın pek çok bölgesinde büyük oranlarda petrol rezervi var. Aslında birçok alanda petrol çıkarma çalışmalarına başlandı bile... [01.04.2013 Etiyopya.net] “Bölgedeki petrol kuyularından çıkarılan 40 milyar galon petrolün 2018 yılında pazara ulaşması bekleniyor...” [25.12.2016 Mogadishu Center] Bu nedenle petrol, ABD politikasının belirlenmesinde gözetilen yeni bir faktör haline gelmiş ve özellikle de Çinli şirketlerin Etiyopya petrolünün çıkarılması ve sondaj faaliyetinde öncü rol oynadığı ve ekonomik öncelik verdiği Afrika Boynuzu’na olan ilgi ve alakasını artırmıştır. Afrika kıtasının özellikle de Etiyopya’nın Çin’in gittikçe artan ekonomik istilasına sahne olduğu artık Amerika için bir sır değil. Çünkü Çin, Etiyopya pazarının büyüklüğü nedeniyle yoğun yatırımlarda bulunuyor. “Çin, Afrika’da özellikle son yıllarda Çin sanayi bölgesi haline gelen Etiyopya’da yatırımlarını artırmak için çalışıyor. Etiyopyalı yetkililer de yabancı yatırımlara kolaylık sağlamaya çalışıyorlar ve topraklarındaki Çin varlığının her şeyden önce kendi faydalarına olduğunu vurguluyorlar... [05.06.2018 France 24] Dolayısıyla Çin’in ekonomik nüfuzunu baskılamak için Etiyopya’ya yönelik artan ABD atılımının nedeni budur.

3- İngilizler, Afrika Boynuzu’na sızmak için geniş çaplı girişimlerde bulundular. İlişkilerini bir müddet askıya aldıktan sonra BAE ile Etiyopya arasındaki ilişkilerin ivme kazandığı görülüyor. BAE, Addis Ababa’daki büyükelçiliğini 2010 yılında açtı. Ardından aralarındaki işbirliği hızla gelişti. Gümrük yardımı için teknik işbirliği anlaşması, 2013 yılında Addis Ababa’da Dubai Ticaret ve Sanayi Odası temsilciliğinin açılması, 2014 yılındaki Sivil havacılık anlaşması, 2015 yılında yüksek öğretim, gençlik ve spor anlaşması gibi çeşitli alanlarda anlaşmalar imzaladılar. Dışişleri bakanları düzeyinde toplantılar düzenleyen ortak Etiyopya-BAE komitesi kuruldu ... Eski Etiyopya Başbakanı Haile Mariam Desalegn’in, 2016 yılında BAE’ye yaptığı resmi ziyaret sırasında BAE politik liderleriyle yaptığı bir dizi görüşmeler sonrası iki ülke arasındaki ikili ilişkiler her alanda niteliksel atılıma tanık oldu. Eski Etiyopya hükümet sözcüsü Getachew Reda yaptığı açıklamada, Desalegn, ziyareti sırasında iki ülke arasındaki işbirliğini ilgilendiren bir dizi ortak meseleyi ele aldı. Ele alınan meseleler, özellikle ekonomik ve yatırım alanlarında, bölgesel ve uluslararası konularda ortak çıkarlara hizmet ediyor... BAE Uluslararası İşbirliği Bakanı Reym El Haşimi, Addis Ababa’daki BAE büyükelçiliğinin düzenlemiş olduğu bir program sırasında yaptığı konuşmada, Etiyopya, BAE’nin Afrika’daki stratejik ortaklarından biridir ve bazı ortak paydalar iki ülkeyi birbirine bağlamaktadırşeklinde konuştu.” [07.03.2018 Aynul İhbariye]

İngiltere, Birleşik Arap Emirlikleri üzerinden Etiyopya ve Eritre’yi etkileme umuduyla Etiyopya’yı ekseni ve politikalarına bağlamayı denedi. Bu yüzden yapılan ziyaretler oldukça dikkat çekicidir. Şeyh Muhammed bin Zayed El Nahyan, 15 Haziran’da Addis Ababa’da Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed ile bazı resmi görüşmeler bulundu. Görüşmelerde iki ülke arasındaki dostluk, işbirliği ve stratejik ortaklık ilişkilerinin güçlendirilmesi ele alındı. 3 Temmuz Salı günü ise Abu Dabi Veliaht Prensi Eritre Devlet Başkanı Isaias Afewerki’yi kabul etti. Veliaht Prensi, ziyaretin dost iki ülke ve halklarının yararına olacak şekilde önümüzdeki dönemde BAE ve Eritre arasındaki işbirliği ilişkisinin güçlendirilmesine katkıda bulunacağına dair umudunu dile getirdi...” [22.07.2018 http://www.alkhaleej.ae]

Bu gelişmeler ve olaylar, Amerika’nın Afrika’ya özellikle de Afrika Boynuzu’na büyük önem vermesini ve burada aktif olmasını sağladı. Bu nedenle Amerika, Eylül 2017’de Donald Yamamoto’yu ABD Dışişleri Bakanlığı’nda Afrika’dan sorumlu bakan yardımcısı olarak atadı. Bu makam, Afrika kıtasına yönelik Amerikan politikasının yapım sürecinde en etkili pozisyondur. Yamamoto bu pozisyona şans eseri seçilmiş değil. Zira Yamamoto Afrika dosyası, özellikle de Afrika Boynuzu bölgesi için en deneyimli Amerikalı diplomatlardan biridir. Bölgedeki ülkelerde ülkesinin diplomatik temsilciliğini yapmıştır... Aralarındaki gerginliği gidermek ve ilişkilerini iyileştirmek için Etiyopya ile Eritre arasında Asmara Deklarasyonu’nun hazırlanışına etkin katkıda bulunmuştur. Böylelikle Etiyopya ile Eritre hatta bölgedeki ajanları arasındaki meseleleri çözmek için Cezayir Anlaşması’nı teyit edici ve tamamlayıcı Asmara Deklarasyonu imzalanmıştır. Etiyopya ile Mısır arasında baraj konusunda yaşanan gerginliğin dozajının düşmesi de bekleniyor. Bu bağlamda Abiy Ahmed Mısır’a bir ziyaret gerçekleştirdi ve Asmara Deklarasyonu imzalandıktan bir gün sonra 10 Temmuz 2018’de Es Sisi ile bir araya geldi. Birbirlerinin menfaatlerine halel getirmeksizin kalkınma haklarına saygı göstermeye dayalı olarak iki ülke arasında ortak bir vizyon benimsenmesi anlaşması imzalandı... Tabii ki, bütün bunlar ABD’nin onayı iledir. Sudan ile ilgili durumda böyledir. Amerika, Çin’in ekonomik müdahalesi ve İngilizlerin politik sızması karşısında ajanlarını güçlendirmek amacıyla geçtiğimiz Nisan ayında üç ülkenin bakış açılarını yakınlaştırmak için bir arabuluculuk inisiyatifi olarak teknik ve diplomatik bir heyet gönderdi.

Dördüncüsü: Sonuç olarak Amerika başta olmak üzere sömürgeci kafir güçlerin, bölge ülkelerini kontrol etmeleri acı vericidir. Bazıları, Etiyopya ve Eritre’deki Müslümanların ülke nüfusun yarısını oluşturduklarını bilmiyor olabilirler. Hatta sayılarının elli milyondan fazla olduğunu söyleyenler bile var ... Bazıları da Mekke’den Habeşistan’a hicret eden ilk Müslüman gemisinin, Eritre’deki ünlü Musavva limanına demirlemediğini bilmiyor olabilirler... Bununla birlikte her iki ülke, Amerika, Çin ve Avrupa’nın ilgi alanında olsa da Müslümanların ilgi alanı içerisinde olmadığını söyleyebiliriz... Ancak bu garip ve şaşırtıcı değildir. Zira Müslümanlar, işlerini güden bir devletten yoksun oldukları sürece kurtlar sofrasındaki kuzular gibi olmaya mahkumdurlar... Allah’ın Kitabı ve Rasûl’ünün Sünneti ile hükmeden bir Hilafet olmaksızın ne işleri düzelebilir ne de durumları dosdoğru olabilir.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُO gün Allahın zafer vermesiyle müminler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” [Rum 4-6]

                                                                                                                              H.06 Safer 1440

                                                                                                                              M.15 Ekim 2018

Devamını oku...

İdlib Savaşına İlişkin Uluslararası ve Bölgesel Pozisyonlar Gerçeği

Soru Cevap

İdlib Savaşına İlişkin Uluslararası ve Bölgesel Pozisyonlar Gerçeği

Soru:

Suriye rejimi, İdlibin güneyine askeri yığınak yaptı. Rusya, Suriyede son büyük İdlib savaşına hazır olduğunu duyurdu! Doğu Akdenizde modern tarihinin en büyük askeri tatbikatını yaptı. Birçokları, 7 Eylül 2018de Tahranda düzenlenen Suriye konulu Türkiye-İran-Rusya zirvesi sonrası savaşın başlayacağı beklentisindeydiler. Ancak Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, İdlibe yönelik askeri operasyona karşı çıktı. 17 Eylül 2018de Erdoğan ile Putin, silahlardan arındırılmış bir bölge kurulmasına karar verdi. Mutabakatın ardından İdlibe askeri operasyon düzenlenmesinden vazgeçildiği açıklandı. Bu değişikliğin sebebi nedir? Amerika, kimyasal silah kullanılması durumunda hızlı ve uygun şekilde karşılık verecekleri uyarısında bulundu. Bazı Avrupa ülkeleri de benzer açıklamalarda bulundular... İdlib savaşına ilişkin uluslararası ve bölgesel pozisyonlar gerçeği nedir?

Cevap: İdlib savaşına yönelik uluslararası pozisyonu bilebilmek için aşağıdaki gerçeklere bir göz atmak gerekiyor:

1- Öncelikle Amerika’nın, muhalefeti desteklediği iddiasında dürüst olmadığını söylemeliyiz. Türk ve Suudi rejiminin arkasındaki aktör, Amerika’dır. Bu iki rejimi, Suriyeli grupları havuç ve sopa politikasıyla aldattı, onları rejim ile uzlaşı ve ateşkese sürükledi, bazı bölgeleri rejime teslim etti. Dahası Amerika, güneydeki Suriyeli muhaliflere rejim güçlerinin saldırısını geri püskürtmek için Amerika’nın desteğini beklememeleri gerektiğine dair açık ve net bir mesaj verdi. İdlib konusuna ilişkin olarak ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Nikki Haley, düzenlediği basın toplantısında, Burada, Başkan Trumpın İran, Rusya ve Esede “oraya gitmeyin, bunu kabul edemeyiz”dediğini görüyorsunuz. Eğer Suriyeyi ele geçirme yoluna devam etmek istiyorlarsa, bunu yapabilirler. Ama kimyasal silah kullanarak değil...diye konuştu. [04.09.2018 Reuters] ABD, rejimin Suriye’yi ele geçirmesine değil, kimyasal silah kullanmasına açıkça karşı çıkmaktadır. Bu yöndeki talebini dile getirmek amacıyla ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford yaptığı açıklamada, Türkler, Suriyeliler ve Rusların daha dakik terörle mücadele operasyonları konusunda yapacakları bir tartışma daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Terörle mücadele operasyonlarının sivil kayıp riskini azaltacak şekilde olması gerektiğini düşünüyorum.dedi. [04.09.2018 Reuters] Amerika, istediği zaman kimyasal silah meselesini gündeme getiriyor ve uygulamak istediği politikalarına gerekçe oluşturmak için rejimden kimyasal silah kullanmasını talep ediyor. Rejim, Amerika’nın desteğinden emin, zira Amerika’nın desteği olmasaydı, İran ve Rusya Suriye’ye kesinlikle müdahale edemezdi. Türkiye ve Suudi Arabistan, ateşkes imzalamak, bölgelerden geri çekilip Suriye rejimine teslim etmek için silahlı gruplara baskı yapamazlardı. Amerika’nın desteği olmasaydı, zorba rejim, devrimin ilk yıllarında kaybetmiş olduğu meşruluğunu yeniden kazanmak için Cenevre görüşmeleri dahil uluslararası topluma entegre olamazdı.

2- Amerika, rejimi desteklemek maksadıyla Rusya’nın askeri müdahalesine izin verdi. Rejim, Rusya, İran ve milislerin operasyonu sayesinde İdlib dışında neredeyse Suriye’nin tamamında kontrolü yeniden sağladı... Suriye bataklığına saplanan Rusya, askeri çıkmazdan kurtulup siyasi eylemlere yoğunlaşmak için İdlib’e saldırmak istiyor. Amerika ise İdlib konusunu nihayetlendirmeden politik çözüm üretmek ve Rusya’ya şantaj yapmak için İdlib krizini istismar etmek istiyor. ABD’nin Suriye çözüm planını kabul edip etmemesine göre Rusya’nın askeri açmazını uzatacak ya da kısaltacaktır. Bu plan, Suriye’deki Rus askeri üslerin tahliyesini öngörüyor. Amerika’nın formüle ettiği siyasi çözüm için bu şarttır. Muhalifler, çözüm şartı olarak üslerin tahliyesi konusunda ısrar ediyor, yani Rusya sadece geri dönüş ganimetiyle yetinmek zorunda kalacak! Bu yüzdendir ki Türkiye, ABD’nin teşvikiyle İdlib’e saldırı hazırlığındaki Rusya’nın askeri operasyonuna veto koydu...

3- Trump yönetimi, göreve geldikten sonra Rusya, hiçbir siyasi vizyon ve ufku olmadan Suriye’deki askeri operasyonlarına devam etti. Türkiye’nin işbirliğiyle yani Amerika’nın onayıyla rejim, Guta ve güneydeki diğer illeri ele geçirdi... Öte yandan ABD, Suriye konusunda Rusya ile müzakere masasına oturmayı reddediyor! Böylece Trump yönetimi, en azından askeri misyonunu tamamlayana kadar Rusya’ya politik rol vermek istemediğini gösteriyor. Suriyeli silahlı muhalif gruplar, İdlib’e kümelenince, Rusya askeri operasyonlara devam etmek istedi. Akdeniz’e yığdığı askeri deniz filosu ve hava-uzay kuvvetleri ile askeri tatbikat yaptı. Tarihinde ilk kez Doğu Akdeniz’deki hava sahasını kapattı. Rusya, hesapta olmayan şeylere tanık olduğu büyük bir çıkmaza düştü. Bunlar:

A- Türkiye’nin kapsamlı İdlib operasyonuna karşı çıkması: Türkiye, İdlib’e tam ölçekli bir saldırı yapılmasını istemiyor. Türk Dışişleri Bakanı, Yapılacak iş belli, biz, Rusya ve diğer ortaklarımızla beraber bu teröristleri tespit edip onları etkisiz hale getirmek. Terörist var diye tüm bölgeyi bombalamak, sivilleri öldürmek felaket olur ve ciddi bir kriz yaratır.dedi. [14.8.2018 enabbaladi] Rusya, Türkiye ve İran cumhurbaşkanları arasında gerçekleşen Tahran Zirvesi sırasında Türkiye’nin, İdlib operasyonuna açıkça karşı çıktığı görüldü. Türkiye, sürpriz bir şekilde İdlib’e olası operasyon ve göç dalgasına yönelik kaygılarını dile getirdi. Savaş, Suriye’deki siyasi çözümü baltalamanın bir aracı olarak kabul edildiği için Rusya zor duruma düştü. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Cuma günü yaptığı açıklamada, İdlib bölgesine yönelik saldırıların sahadaki durumu daha da kötüleştireceğini ve siyasi süreci çökme noktasına getireceğini...ifade etti. [07.09.2018 www.youm7] Pazar günü “Sky News Arapça” ya konuşan sahadaki kaynaklar ve görgü tanıkları, “Türkiye’ye ait bir askeri konvoyun, Türkiye sınırında Suriyeli muhaliflerin kontrolündeki İdlib kentine doğru ilerlediğini söylediler. Yerel kaynaklar, “Tank, askeri teçhizat ve mühimmat taşıyan Türkiye’ye ait bir askeri konvoyun, Pazar sabahı erken saatlerde Kefr Lusin üzerinden İdlib’e yöneldiğini belirttiler... [09.09.2018 Skynews Arapça] Böylelikle Türkiye, Rusya’nın İdlib’teki silahlı grupları ortadan kaldırma arzusunu engellemiş oldu. Bu yüzden Erdoğan ile Putin, Tahran Zirvesi’nden on gün sonra 17 Eylül 2018’de Soçi’de ikinci bir görüşme yapma gereği duydu.

B- İran’ın tutumundaki değişiklik belirtileri: 7 Eylül 2018’deki Tahran Zirvesi’nde İran, alışılmadık bir biçimde İdlib’teki ılımlı silahlı gruplar ile “terörist” gruplar arasında bir ayrıma gitti. Sanki Rusya’nın tutumu karşısında Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın operasyon karşıtı tutumunu destekler gibiydi. Daha sonra İran, daha net bir tutum sergilemeye başladı. “İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif Cumartesi günü haftalık Der Spiegel dergisine yaptığı açıklamada, “Suriye’deki krizin çözüm yolunun askeri değil siyasi olduğuna inandıklarını söyledi. İdlib’in “kan gölüne” dönüşmesini önlemeye çalıştıklarını belirten Zarif, bölgeye askeri bir operasyon düzenlenmesine karşı çıktıklarını kaydetti... [15.09.2018 Zaman] İran, bu tutumunu sürdürürse, Rusya İdlib’e operasyon düzenlenmesi konusunda yalnızları oynayacaktır. Israrcı olması durumda ise tek başına operasyona kalkışamayacaktır.

C- Bunlardan belki de en tehlikeli olanı, İdlib’te kimyasal silah kullanılması halinde operasyon çanları çalan Amerika’nın pozisyonudur. Rusya, ABD’nin rejim üzerinden kimyasal saldırılar kozunu elinde tuttuğunu ve kontrolünde olduğunu biliyor. Bu yüzden Rusya, ABD’nin askeri operasyona bahane oluşturmak için silahlı grupların kendisine karşı kimyasal saldırı hazırlığında olduklarını söyledi. Dahası İngiltere’yi de “kimyasal komplo”ya karışmakla suçladı. Genelde ABD’nin Suriye’deki saldırıları, Rusya’yı çok zor durumda bırakmıştır. Kaldı ki bu seferki saldırı, çok daha sert ve kapsamlı olabilir! “Federalist Toplum isimli kuruluşun toplantısında yaptığı politika sunumunun ardından soruları yanıtlayan Bolton, Biz son günlerde mesajımızın ulaşması için çalıştık. Eğer üçüncü kez kimyasal silah saldırısı olursa, bunun yanıtı çok daha sert olacak. İkinci (kimyasal) saldırının ardından bizimle hareket eden İngiltere ve Fransa ile bu konuda istişarelerde bulunduk. Onlar da üçüncü kez kimyasal silah kullanımı karşısında daha sert bir yanıt verilmesi konusunda bizle hemfikir” dedi. [10.09.2018 Arabi 21] Rusya, Suriye’de kendisini zor durumda bırakacak bir ABD ve Batı saldırısı ile bu saldırıda askerlerinin hedef alınmasından korkuyor.

D- Ayrıca Yahudi varlığına ait savaş uçaklarının, 04 Eylül 2018’de Hama yakınlarındaki Vadi el-Uyun ve Tartus Banyas’taki bazı askeri noktalara hava saldırısı düzenlediği duyuruldu. Saldırıda hedef alınan askeri noktalar, Rusya’nın Hmeymim’deki hava üssüne 50 km uzaklıktadır. Yahudi varlığının hava saldırıları, Tartus’taki Rus hava üssü üzerinden ve Rusya’nın 1-8 Eylül 2018 tarihlerinde 25 gemi ve 30 uçakla Akdeniz’de düzenlediği dev askeri tatbikat sırasında gerçekleşmiştir. Rusya’nın Akdeniz’de düzenlediği bu askeri tatbikat, modern tarihinin en büyük askeri tatbikatıdır... Yahudi varlığının bu hava saldırısı, Rusya için eşi benzeri görülmemiş bir meydan okumadır. “Esed rejiminin haber ajansı SANA, askeri kaynaklara dayandırdığı haberinde, “İsrail” savaş uçaklarının Lübnan hava sahasını kullanarak, Suriye’deki askeri bölgeleri hedef aldığını öne sürdü. Haberde, Tartus ve Hama illerinde rejime ait askeri merkezlerin hedef alındığı, bazı füzelerin de hava savunma sistemleri tarafından imha edildiği belirtildi...” [04.09.2018 El Arabiya] Yahudi varlığı, Rus hava üssü yakınlarında düzenlediği böylesi bir hava saldırısına ABD ile koordinasyon içinde olmadan cesaret edemez. Belki de bu hava saldırısı, ABD teknolojisinin, Rus hava savunma sistemi (S 500) tarafından engellenemeyeceğine dair bazı mesajlar da içermektedir. Bu saldırılardan sonra Rusya’da, Suriye’deki hava üsleri ya da uçaklarının Batılı hava saldırılarının hedefi haline gelmesi korkusu var...

E- İdlib kırsalında İl-20 tipi Rus savaş uçağının düşürülmesi Rusya’yı bilfiil çıkmaza soktu. “Rus Savunma Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral İgor Konaşenkov, İsrailpilotları, Rus uçağını bir kalkan olarak kullanarak Suriye hava savunma sisteminden gelen ateşe açık bir hale getirdi. İsrailhava kontrol sistemleri ve F-16 pilotları, Rus uçağını görememiş olamaz, zira uçak 5 kilometre irtifadan sonra inişe geçmişti. Kasıtlı olarak bu provokasyonu yaptılardedi. İçinde 15 kişinin bulunduğu Rus Il-20 tipi savaş uçağı, Pazartesi akşamı “düşman füzeleri” tarafından saldırıya maruz Lazkiye yakınlarındaki Hmeymim Hava üssüne dönüş yolunda radardan kaybolmuştu. Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov, “İsrail’in” yaptığı planlı operasyon hakkında Suriye’deki Rus kuvvetlerini komutanlığını ikaz etmediğini, uçak vurulmadan bir dakika önce kırmızı hattan bir bildirim aldıklarını, bu sürenin Rus uçağını güvenli bir bölgeye yönlendirmek için yeterli bir zaman olmadığını da sözlerine ekledi. [18.09.2018 Skynews Arapça] “Rus Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov, 18 Eylül Salı günü yaptığı açıklamada, (İsrail’in) Lazkiye’nin kuzeyindeki operasyon hakkında Suriye’deki Rus kuvvetleri komutanlığını ikaz etmediğini söyledi. Konaşenkov, (İsrail), yaptığı planlı operasyondan Suriyedeki Rus kuvvetleri komutanlığını haberdar etmedi. İsrail, uçak düşmeden 1 dakika önce kırmızı hatüzerinden Moskovaya saldırıya ilişkin bilgi verdi. Bu kısa sürede uçağın güvenli hatta çekilmesi mümkün değildi.dedi. Savunma Bakanlığı Sözcüsü, “İsrailli” pilotların Rus uçağını Suriye ordusunun füze savunma sistemlerinin bulunduğu bölgeye sürükleyerek uçağı kalkan olarak kullandığını ifade etti. Sözcü Konaşenkov, “İsrail” jetlerinin Lazkiye’de kasıtlı olarak tehlikeli bir durum oluşturduğunu, “İsrail” Hava Kuvvetleri’ne ait 4 adet F-16 uçağının 17 Eylül’de Lazkiye’nin kuzeyindeki askeri noktalara hava saldırısı düzenlediğini, saldırının alçak irtifadadan gerçekleştirildiğini kaydetti. Konaşenkov, İsrailaskerlerinin sorumsuz davranışı yüzünden 15 Rus askeri öldü. Bu kesinlikle Rusya-İsraililişkilerinin ruhuna aykırıdedi.” [18.09.2018 arabic.sputniknews]

Bütün bunlar, Rusya’nın İdlib’e askeri çözüm bulamadığının ve dolayısıyla açmazdan kurtulamadığının, Yahudi varlığının Amerika’nın motivasyonu ile yaptığı provokasyonların artık üstesinden gelemediğinin göstergeleridir!

4- Böylece Amerika, Rusya’nın Suriye labirentinde sıkışıp kalmasını, planı doğrultusunda politik çözümün uygulanma safhasını nihayetlendirene dek bu labirentten kurtulmasını istemiyor. ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, Çarşamba günü Reuters haber ajansına verdiği röportajda, “Öte yandan Rusya’nın Suriye’de “işin içinden çıkamadığını” söyleyen Bolton, bu durumun kendilerine masada avantaj sağladığını savundu... “Ama Rusya’nın bunu istediğini sanmıyorum” diyen Bolton “Avrupa’daki yoğun diplomatik aktiviteleri, Suriye’nin yeniden inşasının maliyetini üstlenecek başka birini aradıklarına işaret ediyor” görüşünü ortaya attı.” [22.08.2018 arabic.sputniknews]

Rusya, Amerika’nın bu politikasının bilincinde ve belki de Amerika’nın kendisini Suriye’de açmaza soktuğunun farkında. Rusya, gerçekten Suriye’de sıkışmış durumda. Suriye açmazından kurtulamıyor. Bu açmazdan Suriye’de nüfuz aygıtlarına sahip Amerika’nın izniyle ancak kurtulabilir. Bu yüzden Rusya, kendi yöntemine göre İdlib krizine çözüm bulmak için hazırlık yaptığı saldırıyı tamamlayamadı. Çünkü Türkiye, Amerika’nın güdüsüyle operasyona veto koydu ve İran da sessiz kaldı... Böylelikle 7 Eylül 2018’deki Tahran Zirvesi’nde, Rusya’nın İdlib’e yönelik operasyonuna ve Rus yöntemiyle krizi sona erdirme planına onay çıkmadı. Tahran Zirvesi’nden birkaç gün sonra Erdoğan ile Putin, Soçi’de yeniden bir araya geldi. Görüşmede, operasyon yerine silahlardan arındırılmış bir bölge kurulması kararı alındı! ABD, kararı memnuniyetle karşıladı. 18 Eylül 2018’de RIA Novosti ajansı, bir ABD’li Dışişleri Bakanlığı yetkilisinden Türkiye ile Rusyanın, Esed rejimi ile müttefiklerinin İdlibde askeri bir saldırısını önlemeye yönelik adımlar attığını görmekten cesaretlendik. Suriyede şiddeti azaltacak her samimi çabayı memnuniyetle karşılıyoruz... dediğini aktardı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptıkları görüşmede Suriye’nin İdlib vilayetinde 15 Ekim’de bir silahsızlanma bölgesi kurmaya karar verdiklerini söyledi. Kontrol için o bölgede Rus ve Türk askerleri tarafından ortak denetim mekanizması kurulacak. Soçi’de Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir araya gelen Rusya Devlet Başkanı görüşme sonrası yaptığı açıklamada, 15 Ekim tarihinde silahsızlanma bölgesinde 15-20 kilometreye kadar temas hattı üzerinde bir bölge kurmaya karar verdik. Önemli bir mutabakata vardık. Bugün alınan kararların uygulamaya koyulması Suriyede çözüme ek ivme kazandıracaktır. dedi. Rus Savunma Bakanı Sergey Şoygu ise Rus ajanslarına yaptığı açıklamada, günlerce beklenen “İdlib’e askeri operasyonun yapılmayacağını” söyledi. Interfax ve Tas ajanslarına göre Şoygu’ya, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan arasındaki anlaşmanın İdlib’e askeri harekât yapılmayacağı anlamına mı geldiği soruldu. Şoygu soruya, “Evet” cevabını verdi...” İki lider arasında gerçekleşen görüşmenin ardından Erdoğan düzenlediği basın toplantısında, Rusya, İdlib çatışmasızlık bölgesinde saldırılmayacağını temin için gereken tedbirleri alacaktır.dedi. [17.09.2018 France 24]

Böylece Rusya, İdlib’e yönelik hava saldırılarını durdurdu ve Akdeniz’de askeri tatbikat yapan gemilerini geri çekti. Rusya, İdlib krizine siyasi çözüm bulmadan önce askeri çözüm bulmak için doğrudan ya da Türkiye üzerinden Amerika’ya yalvarıyor... Ama Amerika, Suriye’deki askeri üsleri konusunda Rusya’ya şantaj yapmak, politik çözüm sürecinde muhalifleri üsler konusunu saldırtmak ve bunu bir baskı kartı olarak kullanmak için İdlib’e askeri çözümden önce siyasi çözüm bulmaktan yana... Diğer bir deyişle, Türkiye ve gerisinde de Amerika’nın, Rusya’nın İdlib’e yönelik saldırısını önleme gayreti, birinci derecede Amerika’nın çıkarı içindir. Rejimin İdlib’i ele geçirmesini engellemek ya da sivilleri korumak için değil. Amerika, istediği çözümü dayattığında ve Rusya’yı da bu çözüme boyun eğdirdiğinde, silahlardan arındırılmış olsun ya da olmasın, sivil olsun ya da olmasın İdlib’teki kanların onun nazarında hiçbir değer ve önemi yoktur... Suriye’nin farklı bölgelerindeki biyografileri ve her taraftan dökülen suçları bunun en canlı kanıtıdır...

5- İdlib savaşı konusunda etkili uluslararası ve bölgesel pozisyonlar gerçeği işte budur... Ancak burada Allah’ın izniyle uluslararası ve bölgesel pozisyonları ters yüz edebilecek bir unsur var. O da İdlib’teki grupların, rollerini güzel ve sağlam yapmaları, Allah’a dürüst ve samimi bir şekilde rollerini yeniden aktifleştirmeleridir. Bu gruplar iki kısımdır:

Birincisi: Türkiye’ye bağlı olan silahlı gruplar. Bunlar, Suudi parasıyla satın alınan liderleri ve Türkiye’nin yoğun baskılaması nedeniyle değişik bölgelerden geri çekilmiş, ihanete karışmış, uzlaşı ve ateşkes fikirlerinin tedavülde olduğu gruplardır. Bunlar, Türkiye’nin Astana görüşmelerine sürüklediği gruplardır. Astana görüşmelerinde, çatışmasızlık bölgeleri kurulması yani rejimin üstünlüğü ve bölgelerin rejime teslim edilmesi sonucuna varılmıştı. Bugün bu gruplar, hakikatin karşısında durmaktadır. Suriye devrimini dumura uğratmanın ve Türkiye’nin apaçık yalan vaatleriyle pek çok bölgenin kaybedilmesinin enstrümanı haline gelmişlerdir... Çünkü bu gruplar içerisinde samimi bireyler yok. Türkiye’nin kumpasına geldiklerine dair aralarında duyumlanabilir fısıltılar dolaşıyor. Bu fısıltıların farkında olan Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin ve İran Cumhurbaşkanı Ruhani ile üçlü Tahran Zirvesi sonrası yaptığı açıklamada, Burada muhalefet, bölgelerin tesisinin ardından yaşanan gelişmeler sebebiyle kendileri bu konuda aldatıldıklarını düşünüyorlar...diyerek bu tür homurdanmalar olduğunu ifade etti. [07.09.2018 El Cezire] Erdoğan, Suriyeli grupları kandırma planlarının deşifre olduğunu itiraf ediyor ve bundan korkuyor. Bu gruplar, Türkiye’nin planı uyarınca barışçıl çözümü reddeden gruplara karşı savaşmak için henüz atağa geçmiş değiller... Deşifre olan Türkiye şarlatanlığı, saldırıya uğradıkları zaman bu grupları acımasız bir savaşın içine itmek için istismar edilebilir...

İkincisi: Medya tarafından çoğunlukla “terörist” olarak nitelenen diğer gruplar. Guta, Güney iller, Humus, Doğu Halep gibi Suriye’nin farklı bölgelerinden sınır dışı edilen pek çok devrimci nedeniyle sayılarında bir artış olmuştur. İdlib’teki stratejik yerler bu grupların kontrolünde. Sayıları ve silahlarına ilişkin farklı görüşler olsa da, korkulacak boyuttadırlar. ABD’nin daha önce Suriye hakkında hazırladığı raporlarda geçenler özetlenecek olursa, Suriye muhalefeti içerisindeki “katı İslamcı” grupların sayısı çok fazla olmasa da, bunlar Suriye sahasında belli başlı büyük çarpışma deneyimine sahip gruplardır. Yani sağlam ve dayanıklı gruplardır, yenilmeleri kolay değil... Özellikle de İdlib’in devrimcilerin son kalesi olduğu kabul edilirse. Doğal olarak burada verilecek bir savaş çetin olacaktır. Çünkü devrimciler, muhasara altındadır ve başka çıkış yolları da yoktur. Bütün bunlardan ötürü askeri açıdan çatışma, askeri yığınağına ve Rusya’nın hazırlıklarına rağmen rejimin lehine sonuçlanmayabilir. Dahası, İdlib savaşının uzaması ve rejimin, yerel güçlerini ve milislerini buraya yığması, kontrolündeki diğer bölgelerde kurtuluş kapısını ardına kadar aralayabilir.

Bu nedenle her şekliyle bu gruplar, eğer Allah’ın dinine samimiyet gösterirlerse, ABD’nin şantaj baskıları sonucu Rusya’nın da açmazından istismar ederek Türkiye şarlatanlığı ve Suudi Arabistan parasına bağımlılıktan kurtulabilirler... Dahası her şeyden önce daima Allah Subhânehu ve Teâlânın şu sözünü hatırlamalıdırlar:

كَمْ مِنْ فِئَةٍ قَلِيلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَثِيرَةً بِإِذْنِ اللَّهِSayıca az nice topluluklar var ki; Allahın izniyle büyük kalabalıklara üstün gelmiştir.[Bakara 249] Boyun eğip teslim olmadılar. İçtenlikle ve samimiyetle Allah’a yardım ettiler. Allah’ın izniyle İslam ve Müslümanların düşmanlarının planları fiyaskoyla sonuçlanacak, İdlib’ten umutsuz olarak geri döneceklerdir.

وَلَيَنْصُرَنَّ اللَّهُ مَنْ يَنْصُرُهُ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌŞüphesiz ki Allah, kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah, çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.” [Hac 40]

                                                                                                                               H.12 Muharrem 1440

                                                                                                                              M.22 Eylül 2018

Devamını oku...

İslam’ın Kamusal Hayatta Kadına Farz Kıldığı Şeri Giysi

Soru Cevap

İslam’ın Kamusal Hayatta Kadına Farz Kıldığı Şeri Giysi

Soru:

Hizb-ut Tahrir’i, özellikle de partinin kitap ve yayınlarında geçen görüşlerine olan gençlerinin sadakatini saygıyla karşılıyorum... Böylesi bir sadakat diğer İslami hareketlerde nadiren görülür... Ama internet sayfalarında parti gençlerinin, cilbab konusunda aralarında tartıştıklarını gözlemledim. Bazıları cilbabın tek parçadan ibaret olduğunu söylerken, bazıları da iki parçadan ibaret olduğunu söylüyorlar. Oysa ben, konu hakkında partinin bir görüşü olduğunu ve gençlerinin de bilhassa bu görüşe sadık kaldıklarını sanıyordum. Yine partinin, Müslüman kadınlar içerisinde cilbabın yaygınlaşmasında etkisi olan İslami hareketler arasında konumlandığını düşünüyordum...

Soru şu: Yoksa parti, gençlerine partinin görüşünü zorunlu görme politikasında bir değişikliğe mi gitti? Teşekkür ediyorum.

Cevap: Öncelikle soruda geçenlere ilişkin olarak diyorum ki: Partinin aktif üyesi olan gençler, parti görüşüne tamamen sadıktır ve bu konuda hiçbir değişiklik söz konusu değil... Cilbab, tek parçadır: Normal giysilerin üzerine giyilen ve ayakları örtene değin aşağıya doğru salıverilen geniş bir giysidir. Bu konuda gençler arasında hiçbir anlaşmazlık yok... Evet, Allah’a şükürler olsun, partinin, Müslüman kadınlar arasında cilbabın yaygınlaşmasında önemli etkisi olduğu yadsınamaz. Parti, kadının şeri giysisi konusunu hakkıyla ele aldı ve ictimaî nizam kitabında kadına bakmak bölümünde en ince detayına kadar açıkladı. Parti, şeri giysinin teberrüce kaçmadan setri avreti gerçekleştiren bir cilbab ve bir başörtüsü olmasını şart koşar. Yani her setri avret giysisi ile kadının dışarı çıkması caiz değildir. Aksine Şeriatın inceden inceye şerh ettiği özel bir dışarı giysisi var... Yukarıdaki noktaların açıklaması şöyledir:

1- İctimai sisteme göre kamusal hayatta kadının şeri giysisi, teberruca kaçmadan avret yerlerini örten bir cilbab ve bir başörtüsünden oluşmaktadır... Size konuyla ilgili ictimaî nizamda geçen pasajı aktarıyorum:

Şârinin, rengi bilinmeyecek şekilde derinin ciltle birlikte örtülmesini vacip kılmasının delili ise, SallAllahu Aleyhi ve Sellemin şu kavlidir:

لم يَصْلُحْ أن يُرى منهاOnun bir yerinin görünmesi uygun değildir.Bu hadis, Şârinin avreti örten şeyin içerisindeki avreti göstermemesini, yani içerisindekileri belli etmeyecek şekilde cildi örtmüş olmasını şart koştuğuna dair açık bir delildir. Dolayısıyla kadın, avreti örten şeyi, ince olmayan, yani altındakileri göstermeyen ve altındakileri de belli etmeyen bir elbise kılması vaciptir.

İşte bu setri avret mevzusudur ve bu mevzunun kadının genel hayattaki elbisesi ve bazı elbiselerdeki teberrüçle karıştırılması doğru değildir. Zira burada avreti örten bir elbise olduğunda bu, kadının yolda yürürken onu giymesinin caiz olduğu anlamına gelmez. Çünkü yol için şeriatın belirlediği muayyen bir elbise vardır ve onda avreti örtmesi yeterli değildir. Mesela pantolon, her ne kadar avreti örtmüş olsa da onun genel hayatta giyilmesi doğru değildir, yani yolda giyilmesi doğru değildir...

Kadının genel hayattaki giyimine, yani çarşılarda ve yollardaki giyimine gelince; Şâri, çarşıya çıkarken veya yolda yürürken elbisesinin üstünden giyeceği bir elbisesinin olmasını kadına vacip kılmıştır. Zira elbisesinin üzerinden giyeceği ve ayaklarını kapatıncaya kadar aşağıya salıvereceği bir örtünün veya bir çarşafının olmasını ona vacip kılmıştır. Şayet onun bir elbisesi yoksa komşusunun veya arkadaşının veya yakınının elbisesini ödünç almalıdır. Şayet ödünç alamıyor veya hiçbir kimse ona ödünç vermiyorsa, bir elbise olmaksızın dışarı çıkması doğru değildir. Şayet üzerindeki elbisesinin üzerine giydiği bir elbise olmaksızın dışarı çıkarsa günahkâr olur. Çünkü o, Allahın kendisine farz kıldığı bir farzı terk etmiştir. Bu, kadınlar açısından alt elbise bakımındandır. Üst elbise bakımından olana gelince; onun, bir başörtüsünün veya başın tamamını, boynun tamamını ve elbisenin göğse kadar açık olan kısmını örten bir elbise olması bakımından buna benzer bir şeyi veya onun yerini tutacak bir şeyi olması ve bunun da çarşıya çıkmak veya yolda yürümek için hazırlanmış, yani genel hayatta bir üst elbisesi olması kaçınılmazdır. Şayet kadının bu iki elbisesi olursa, evinden çarşıya çıkması veya yolda yürümesi, yani genel hayata çıkması caiz olur. Şayet onun bu iki elbisesi yoksa hiçbir şekilde dışarı çıkması doğru değildir. Çünkü bu iki elbiseye ilişkin emir, âmm olarak gelmiştir. Dolayısıyla tüm hallerde âmm olarak baki kalır. Çünkü onu tahsis eden bir şey kesinlikle varit olmamıştır.

Bu iki elbisenin genel hayat için vacibiyetinin deliline gelince; Allah Subhânehu ve Teâlânın üst elbise hakkındaki şu kavlidir:

وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ“Kendiliğinden görünen kısımlar müstesna, ziynetlerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar.[Nur 31] Ve alt elbise hakkındaki şu kavlidir:

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُل لِّأَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاء الْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِن جَلَابِيبِهِنَّEy Nebî! Zevcelerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, cilbablarını salıversinler.[Ahzab 59] Yine Ümmü Atiye’den şöyle dediği rivayet edilmiştir:

أَمَرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ نُخْرِجَهُنَّ فِي الْفِطْرِ وَالْأَضْحَى: الْعَوَاتِقَ وَالْحُيَّضَ وَذَوَاتِ الْخُدُورِ. فَأَمَّا الْحُيَّضُ فَيَعْتَزِلْنَ الصََّلاةَ وَيَشْهَدْنَ الْخَيْرَ وَدَعْوَةَ الْمُسْلِمِينَ. قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ! إِحْدَانَا َلا يَكُونُ لَهَا جِلْبَابٌ. قَالَ: لِتُلْبِسْهَا أُخْتُهَا مِنْ جِلْبَابِهَاRasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bize el-Fıtır ve el Adhâ bayramında; yeni yetme kızları, hayızlı kadınları ve çadırdakileri de çıkarmamızı emretti. Hayızlılar salata yaklaşmasınlar, hayra ve Müslümanların duasına şahit olsunlar. Dedim ki: Ey Allahın Rasûlü! Bizden birinin cilbabı yoktur. Dedi ki: Kardeşi ona kendi cilbabından giydirsin.[Muslim] İşte bu deliller, kadının genel hayattaki elbisesine delalette sarihtir. Zira Allah Subhânehu ve Teâlâ, bu iki ayette kadının genel hayatta giymesini vacip kıldığı bu elbiseyi dakik, mütekâmil ve kapsamlı bir vasıf ile vasfetmiştir. Zira kadının üst elbisesi açısından şöyle demiştir:

وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّBaşörtülerini de yakalarının üzerine salıversinler.[Nur 31] Yani başlarının örtülerini boyunlarına ve göğüslerine sarsınlar ki gömleğin yakası ile elbisenin yakasından görünen boyun ve göğüs yerlerini gizlesinler demektir. Kadının alt elbisesi açısından ise şöyle demiştir:

يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِن جَلَابِيبِهِنَّ  “Cilbablarını üzerlerinden aşağıya salıversinler[Ahzab 59] Yani dışarı çıkmak için elbisenin üzerinden giyerek aşağı salıverdikleri çarşaf ve örtüden olan elbiselerini üzerlerine salıversinler demektir. Bu elbisenin üzerine olduğu genel keyfiyet hakkında ise şöyle demiştir:

وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَاKendiliğinden görünenler müstesna ziynetlerini açığa vurmasınlar.[Nur 31] Yani bu ayetin indiği sırada, yani Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellemin asrında genel hayatta kendiliğinden görünenler -ki onlar, yüz ve ellerdir- dışında kulak, kol, bacak ve benzerleri gibi uzuvlarından ziynet mahalli olan yerleri açığa vurmasınlar demektir. Bu dakik vasfetme ile kadının genel hayattaki elbisesinin ne olduğu ve nasıl olması gerektiği en açık bir beyan ile ortaya çıkar. Yine Ümmü Atiyenin hadisi gelerek kadının, elbisesinin üzerine giyeceği dışarı bir elbisesinin olması vacibiyetini sarih bir şekilde beyan etmiştir. Zira o, Rasûl Aleyhis Selâma şöyle demiştir:

إحدانا لا يكونُ لها جلبابٌBizden birinin cilbabı yoktur.Rasûl Aleyhis Selâm da ona şöyle demiştir:

لِتُلبسْها أختُها من جِلبابِها“Kardeşi ona kendi cilbabından giydirsin.Yani o, Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Selleme onun elbisesinin üzerine giyeceği bir elbisesi olmadığında onunla dışarı çıkabilir mi dediğinde Aleyhis Selâm, kardeşinin üzerine giydiği kendi elbisesinden ona ödünç vermesini emretmiştir. Bunun manası, onu ödünç olarak alamadığı zaman onun dışarı çıkması doğru değildir demektir. Bu da bu hadisteki emrin vacipliğine dair bir karinedir. Yani dışarı çıkmak istediğinde kadının elbisesinin üzerine cilbab giymesi ve bunu giymediğinde de dışarı çıkmaması vaciptir demektir.

Cilbabta ayakları kapatıncaya kadar en aşağıya salınmış olması şarttır. Çünkü Allah, ayette şöyle buyurmuştur:

يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِن جَلَابِيبِهِنَّCilbablarını üzerlerinden aşağıya salıversinler[Ahzab 59] Yani cilbablarını salsınlar demektir. Çünkü buradaki (من) harfi, tabîd/kısmilik için değil, bilakis beyan/açıklama içindir. Yani çarşafı ve örtüyü en aşağıya salsınlar demektir. Çünkü İbn-u Ömerden Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellemin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

مَنْ جَرَّ ثَوْبَهُ خُيَلاَءَ لَمْ يَنْظُرِ اللَّهُ إِلَيْهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَقَالَتْ أُمُّ سَلَمَةَ فَكَيْفَ يَصْنَعْنَ النِّسَاءُ بِذُيُولِهِنَّ قَالَ يُرْخِينَ شِبْرًا فَقَالَتْ إِذًا تَنْكَشِفُ أَقْدَامُهُنَّ قَالَ فَيُرْخِينَهُ ذِرَاعًا لاَ يَزِدْنَ عَلَيْهِ  “Her kim kibirlenerek elbisesini (yerde) sürüklerse Allah, Kıyamet Günü ona bakmaz. Bunun üzerine Ummu Selem dedi ki: O halde kadınlar eteklerini nasıl yapacaklar? Dedi ki: Bir karış salsınlar. Dedi ki: O zamanda ayakları açığa çıkar. Dedi ki: Bir dirsek salsınlar, arttırmasınlar.[Tirmizi] Dolayısıyla bu hadis, elbisenin üzerinden giydiği elbisenin -yani çarşaf veya örtünün- ayakları kapatıncaya kadar en aşağıya salınmasında sarihtir. Eğer ayaklar, çorap veya ayakkabı ile örtülmüşse salınmanın olduğunu gösterecek şekilde onun en aşağıya salınmasına gerek kalmaz ve ayakları örtmesi de zaruri değildir. Zaten o ikisi, örtülmüştür. Ancak salınmış olması kaçınılmazdır. Yani cilbab, belirgin bir şekilde en aşağıya bırakılmış olmalıdır ki onun, kadının genel hayatta giymesi gereken genel hayat elbisesi olduğu bilinsin ve salınmış olması onda ortaya çıksın. Yani onda Allah Subhânehu ve Teâlânın şu kavli gerçekleşmelidir: يُدْنِينAşağıya salıversinleryani salıversinler demektir.

Bundan da ortaya çıkmaktadır ki kadının, dışarı çıkabilmesi için elbisesinin üzerine giyeceği geniş bir elbisesi olması gerekir. Eğer bu elbisesi yoksa ve dışarı çıkmak istiyorsa bir kardeşi, yani herhangi bir Müslüman kadın, elbisesinin üzerine giydiği elbiselerinden ona ödünç vermelidir. Eğer kendisine ödünç verecek birini bulamamışsa elbisesinin üzerine giyeceği bir elbise bulana kadar dışarı çıkamaz. Eğer elbisesinin üzerine en aşağısına salıverilmiş geniş bir elbise giymeksizin dışarı çıkarsa tüm avretini örtmüş olsa da günahkâr olur. Çünkü ayaklara kadar en aşağıya salıverilmiş geniş elbise farzdır. Dolayısıyla farza muhalefet etmiş olur. Dolayısıyla da Allah katında günahkâr olur ve devlet tarafından tazir cezasıyla cezalandırılır.

2- Yukarıdaki metinden anlaşılacağı üzere şeri giysi, teberrüce kaçmadan avret yerlerini örtücü olmalıdır. Saçı örten, boynu saran, yaka açıklığını kapayan bir başörtüsünden, sonra da ayaklara kadar salıverilen bir cilbabtan oluşmalıdır. Ayrıca cilbabın tek parça olduğu besbellidir: Normal giysilerin üzerine giyilen ve ayakları örtene değin aşağıya salıverilen geniş bir giysidir.Bu, gözleri olan herkes için aşikârdır, basiret ve feraset sahibi herkes bunun bilincindedir. Zira yukarıdaki metinde şöyle geçmiştir:

- Şâri, elbisesinin üstünden giyeceği bir elbisesinin olmasını kadına vacip kılmıştır...

- Zira elbisesinin üzerinden giyeceği bir örtünün veya bir çarşafının olmasını ona vacip kılmıştır...

- Kıyafetinin üzerine giydiği bir cilbab olmadan dışarı çıkarsa, günahkâr olur...

- Dışarı çıkarken kıyafetinin üzerine giydiği bir cilbabının olmasının farz olduğunu açıkça beyan etti...

- Bundan da ortaya çıkmaktadır ki kadının, dışarı çıkabilmesi için elbisesinin üzerine giyeceği geniş bir elbisesi olması gerekir...

Metinde, elbise müfret olarak geçiyor ve tekit için çarşaf da müfret olarak tekrar ediliyor: “Elbisesinin üstünden giyeceği bir elbisesinin olmasını... Elbisesinin üzerinden giyeceği bir örtünün veya bir çarşafının olmasını... Kıyafetinin üzerine giydiği bir cilbab olmadan dışarı çıkarsa, günahkâr olur... Dışarı çıkarken kıyafetinin üzerine giydiği bir cilbabının olmasını... Kadının, dışarı çıkabilmesi için elbisesinin üzerine giyeceği geniş bir elbisesi olması gerekir...Bu tekrar, cilbabın tek parçadan oluştuğunu ve elbisesinin üzerine giydiği bir giysi olduğunu tekit etmek içindir... Bu durum, oldukça açık ve nettir.

Net olanı daha da netleştirmek adına diyoruz ki,

يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِن جَلَابِيبِهِنَّCilbablarını üzerlerinden aşağıya salıversinler[Ahzab 59] ayeti kerimesi, cilbabın tek parçadan oluştuğunu kanıtlar. Çünkü burada geçen “من” sözcüğü, beyan içindir, yani cilbablarını üzerlerinden aşağıya salıversinler demektir. Salıvermek, cilbaba nispet edilmiştir. Bu, cilbabın tek parçadan oluştuğu ve aşağıya doğru salıverilmesi gerektiği anlamına gelir. Ayeti kerimenin lafızlarına göre cilbab iki parçadan oluşamaz. Çünkü söylediğimiz gibi salıvermek eylemi, cilbaba nispet edilmiştir. Eğer cilbab iki parçadan oluşursa, iki parça da ayaklara kadar salıverilmelidir. Böylece biri diğerinin üzerinde olur. Buna göre cilbab, omuzdan ayaklara kadar salıverilen tek parçadan oluşan dışsal bir giysidir... Böylece cümle yapısı, “dilbilimsel formülasyon” cilbabın tek parçadan oluştuğunu doğrular, çünkü salıvermek fiili, açıkladığımız gibi cilbaba nispet edilmiştir... Tabii ki bu, yukarıda belirttiğimiz gibi giysi sözcüğünün tekrarı üzerine yapılan ek bir açıklamadır... Daha önce cilbabın, normal giysi üzerine giyilen ve ayaklara kadar salıverilen geniş bir giysi olduğunu açıklamıştık...

- İslam, bu şeri giysinin önemi üzerinde o kadar çok durdu ki cilbabı olmadığında kadının dışarı çıkmasına bile izin vermedi. Dışarı çıkabilmesi için kız kardeşinden bir cilbab ödünç almasını emretti. Herhangi bir giysi ile setri avret yapmak yeterli değil, aksine teberrüce kaçmadan bir cilbab ve bir başörtüsü olmalıdır.

3- Partinin benimsediği görüş budur ve bu görüş, gençler için bağlayıcıdır, aykırı düşmek doğru değil... Ama öyle görünüyor ki, soru soran kişi internet sayfalarında dolaşan ve cilbabın iki parçadan (tunik ve pantolon veya etek, kap ve pantolon vb) oluşabileceğini caiz gören farklı görüşlerin gençlere ait görüşler olduğunu sanmış ve gençlerin cilbabın vakası hakkında anlaşmazlığa düştükleri kanısına varmıştır... Okuyucuyu mazur görüyoruz, çünkü o, bir tarikin veya bir cezalının veya bir nakisinin veya zihinleri bulandırma sevdalısının görüşünü okumuş olup bunları partinin aktif üyesi sanmış olabilir. Özellikle de belli durumlar hariç böylesi kimseler hakkında genelge yayınlamadığımız göz önüne alındığında... Dolayısıyla internet sayfalarında dolaşanlar okuyucuda kafa karışıklığına neden olmuş ve cilbabın tek parçadan mı yoksa iki parçadan mı oluştuğu konusunda gençler arasında anlaşmazlığın olduğunu sanmıştır...

Soru sorana temin ederiz ki partinin aktif üyesi olan gençler, partinin görüşünde asla anlaşmazlığa düşmezler. Cilbab, tek parçadan oluşmaktadır. Kadının giysisi üzerine aldığı ve ayaklarını örtecek şekilde aşağıya doğru salıverdiği geniş bir giysidir... Aksini söyleyenler, ya tariklerden ya cezalılardan ya nakisilerden ya da zihin bulandıran kişilerden olabilirler! Bunların parti nazarında ve gençlerin sadakati karşısında hiçbir değeri yoktur Allah’ın izniyle.

Sözüme başta başladığım cümlelerle son veriyorum: “Partinin aktif üyesi olan gençler, parti görüşüne tamamen sadıktır ve bu konuda hiçbir değişiklik söz konusu değil... Cilbab, tek parçadır: Normal giysilerin üzerine giyilen ve ayakları örtene değin aşağıya doğru salıverilen geniş bir giysidir. Bu konuda gençler arasında hiçbir anlaşmazlık yok... Evet, Allaha şükürler olsun, partinin, Müslüman kadınlar arasında cilbabın yaygınlaşmasında önemli etkisi olduğu yadsınamaz. Parti, kadının şeri giysisi konusunu hakkıyla ele aldı ve ictimaî nizam kitabında kadına bakmak bölümünde en ince detayına kadar açıkladı. Parti, şeri giysinin teberrüce kaçmadan setri avreti gerçekleştiren bir cilbab ve bir başörtüsü olmasını şart koşar. Yani her setri avret giysisi ile kadının dışarı çıkması caiz değildir. Aksine Şeriatın inceden inceye şerh ettiği özel bir dışarı giysisi var...”

Yukarıda da belirttiğim gibi partinin, cilbab konusunda tek bir görüşü olduğuna dair bu yanıtın yeterli olacağını ümit ediyorum.

H.09 Muharrem 1440
M.19 Eylül 2018

Devamını oku...

Suriye Meselesinde Son Formül

Soru Cevap

Suriye Meselesinde Son Formül

Soru:

Rejimin Kuneytra, Guta ve daha öncesinde Halep’i ele geçirmesinden sonra Deraa’da yıllarca girmeye zorlandığı bölgelere kolaylıkla girmesinin ardından şimdi dikkatler İdlib üzerine yönelmektedir. Bu, gelişmelerin incelenmesinin gerekliliğine işaret etmektedir. Kuşkusuz Amerika’nın rolü ve oyunlarını, müttefiklerinin pozisyonu ve oyunlarını, Türkiye gibi gerilimin azaltılması için garantör devletlere ve Rusya gibi fiili müdahalelere üstü örtülü onayında Amerika’nın rolünü görmüştük. Şimdi ne oluyor ve olacak? Bu devletler Suriye devrimi ile bu şekilde oynamayı nasıl başardılar? Üstlendikleri roller neler? Bundan sonra ne olacak?

Cevap:

1- 2011 yılında başladıktan ve Amerikan ajanı Beşşar’ı devireceği tehdidi ile birlikte devrime hâkim olan baskın İslami atmosfer ve bölgenin yönünü bütünüyle İslam’a yönlendirme potansiyeline sahip olmasından dolayı Suriye devrimi son derece önemli iki hususu bariz bir şekilde açığa çıkarmıştır. Birincisi: Ne Amerika ne de Avrupa’yı dost edinmeyen sağlam irade sahibi yerel güçlerin olduğu anlaşılmıştır. Bu yönüyle kâfirlerin nüfuzu olmaksızın ümmette ilk defa ve bu hacimde eşsiz bir güç doğmuştu. İkincisi: Suriye ve dünyaya hâkim güç Amerika bu sorunu çözmekten aciz kalmıştır. Bu mucizevi bir şeydi. Hâlbuki Suriye’de devletlerarası bir mücadele yok. Mücadele Amerika, kuklaları ve ajanları ile Suriye halkı arasında bir mücadeledir. Örneğin Avrupa’nın Yemen ve Libya’da olduğu gibi Suriye’de herhangi bir nüfuzu yok. Bilakis rejime, uşaklarına ve ajanlarına tamamen hâkim olan Amerika’dır. Dolayısıyla mücadele Amerika ve bağlıları ile Suriye halkının muhlis olanları arasındadır. Buna rağmen Suriye devrimi Amerikan tahtını sarsmıştır. Öyle ki, eski başkan Obama bu meselenin saçlarını bile beyazlattığını söylemiştir: “Beyazlamış saçlarımın büyük kısmını Suriye toplantılarına borçlu olduğumdan eminim” [05.08.2016 Ray’ul Yevm]

2- Amerika bölgede Amerikan hedeflerinin gerçekleşmesi doğrultusunda iki farklı yol izlemiştir. Bunlardan birisi Suriye devrimini bitirmek ve ajanının yönetimini sürdürmek:

A- Birinci yol şu şekilde işledi. Şam’da rejimin devrilmemesi için askeri ve mali her türlü desteği sunmak. Bundan dolayı İran ve milislerini Suriye’ye göndererek Beşşar’ın yanında savaşmalarını sağladı. Sonra aynı gaye ile Rusya’yı sahaya sürdü. Rusya Devlet Başkanı Putin Suriye’ye Rus müdahalesinin 2015 Eylül sonu, eski Amerikan Başkanı Obama ile New York’ta düzenlenen toplantının hemen ardından gerçekleştiğini kendisi açıklamıştı. Ayrıca Amerika bütün uluslararası kuruluş ve kurumların, kimyasal silah kullanımına kadar varan şiddetli katliamlarına rağmen Beşşar rejimini kınama içerikli her hangi bir beyanatta bulunmalarını da engelledi. Hâlbuki Amerika kimyasal silah kullanmaması konusunda rejimi uyarmış fakat rejimin yıkılmasından korktuğu için herhangi bir müdahale planını devreye sokmamıştı. Rejim 21 Ağustos 2013’de Guta’da kimyasal silah kullandığında savaş gemilerini rejimi vurması için göndermiş, fakat bunun Suriye rejiminin moral ve motivasyonunu olumsuz etkileyeceğini, alternatif bir ajan olgunlaşmadan devrilme ihtimalini düşünerek vaz geçmişti. Çünkü Amerika, bu bağlamda boşluğu doldurması için oluşturduğu Suriye Ulusal Koalisyonu’nda bu yeterliliği göremiyordu. Özellikle de SUK’un Amerika ve bölgedeki kuklaları ile irtibatlı bir yapı olduğu Suriye halkının nezdinde açığa çıkmış bir mesele idi. Bundan dolayı Amerika bu planından vazgeçmiştir. Rejimin kimyasal saldırısı barbarca ve son derece vahşi olmasına rağmen bu planından vazgeçmesi gören her göz için Amerika’nın rejimi muhafaza ettiğinin delili niteliğindedir. Bütün bunlara rağmen halk direnişi sürdürmüş hatta arazide ilerlemeler elde etmişlerdi.

B- İkinci yol ise devrimi kuşatma siyasetidir. Bu birincisinden daha tehlikelidir. Amerika grupları aldatıcı bir şekilde Suriye devriminin yanında olduğunu ilan etmiştir. Bu gruplar anlamış olsalardı Amerika’nın açıktan savaşmadığını vekâlet savaşı yürüttüğünü görürlerdi. 11 Ekim 2015 tarihinde yayınladığımızda neşriyatta buna dikkat çekilmişti. Şöyle ki Amerika, kendisini devrimcilerden yanaymış gibi gösteriyor. Açıktan devrimciler ile savaşması oldukça zor. Devrimciler, rejimi zarardan zarar uğrattılar ve henüz Amerikan alternatifi de olgunlaşmış değil. İşte kirli ateşli oyun da burada devreye girdi. Amerika, Rusya’ya bir misyon yükledi. Rusya, açıktan ve alenen devrimcilere karşı rejimi destekledi. Kendince devrimciler ile mücadele için haklı bir gerekçe ileri sürdü. Rejim de zaten Amerika’nın emriyle Rusya’yı Suriye’ye çağırmaya hazırdı ve bilfiil öyle de oldu... Rusya, Suriye’de Amerika’ya hizmet etmek için pis şeytani rolü oynamayı kabul etti!” Bu şekilde Amerika muhaliflere silah ve mali yönden destek vereceği açıklamalarda bulunuyordu. Fakat bu destek sözleri içi boş lakırdılardan başka bir şey değildi! Çünkü Amerika Türkiye ve Ürdün tarafından devrimcilere etkin ve güçlü silahların ulaşmasını engelliyor fakat devrimin yanında olduğu fikrini yerleştirmek ve bu çirkin oyununu perdelemek için ise mermi gibi hafif bazı malzemeleri ulaştırıyor, askeri eğitim desteği sunduğunu göstermeye çalışıyordu. Ancak bu destek üçü beşi geçmeyen sayılı kişilerin yararlanabildiği desteklerdi. Amerika bununla devrimci grupları eksenine çekmeyi hedefliyordu. Fakat Amerika bu iddiasının yalan olduğunun er ya da geç açığa çıkacağını ön gördüğü için bölgedeki uşaklarını özellikle Türkiye ve 2015 yılının başında Kral Selman döneminde Suudi Arabistan’ın yardımını istedi. Bu iki devlet Suriye devrimini kuşatmak; grup liderlerinin dostluğunu kazanmak ve devrimin İslami kimliğini sulandırmakla görevlendirilmişti. Türkiye ve Suud bu plan çerçevesinde istihbarat birimlerini seferber ettiler, kirli para desteği sundular ve bazı şeyhleri kullandılar. Onlara barınma ve güvenlikli sığınma imkânları, propaganda araçları ve zehirli para sundular.

3- O zamanlar Suriye devrimi hedefleri ve İslami kimliği hususlarında kararlılığa sahipti. Bu sebeple Amerika nüfuzunu yerleştirmek için söz konusu araçları yoğun şekilde kullanma gereksinimi duyuyordu. Hatta bazı kaynaklar Suriye’de bazı grupların aldığı mali desteğin bir milyar dolara yakın bir meblağa eriştiğini zikretmektedirler! Mali destek, medya imkânları ve güvenilir sığınaklar sayesinde Amerikan kuklası Türkiye ve Suud Arabistan’ın nüfuzu bu ülkelerle irtibatlı olan askeri muhalif gruplar üzerinde arttı. Özellikle bu iki devlet mali ve medya araçları ile bazı komutanları barizleştirdi ve onların popülaritesini artırarak arkalarındaki gruplar üzerinde nüfuz oluşturdu! Amerika bölgedeki ajanlarını ve tüm araçlarını seferber ederek Suriye devrimini yolundan çıkartmak ve hedefinden saptırmak istiyordu. Bunun için kendi ve Uluslararası koalisyonun Suriye’deki varlığını tamamıyla terörle yani Suriye devrim grupları ile savaş retoriği ile perdeleme yönüne gitti. Suriye savaşına katıldığı 2014 yılından itibaren hava saldırıları “terörist” olarak isimlendirdiği gruplarla sınırlıydı. Beşşar güçlerini vurmuyordu. Rusya ile koordinasyon halindeydi. Silahlı grupların liderlerinin çoğu ona güvendiler ve operasyonlarını istihbarat odaları ile koordineli bir şekilde yürütmeye başladılar. Dahası Amerika’nın “terörle mücadele” adını verdiği Amerikan çizgisi üzerinde yürüdüler. Grupların arasındaki çatışmalar ve haram olan kanın dokunulmazlığının çiğnenmesi savaşı, asli cepheye (rejimi devirme) ilave edilen sözde “teröre” karşı Amerikan cephesi şeklinde iki farklı cephede sürdürmek durumunda kalan Suriye devrimini panik içine sürükledi. Muhalif gruplar asli cepheden uzaklaşmak ve Amerikan cephesine eklemlenmek üzere artan uluslararası baskılara ilave olarak bir de Türkiye ve Suud Arabistan’ın baskısıyla karşı karşıya kaldılar! “Fırat Kalkanı” adı verilen Türk müdahalesi grupları bu yöne iten bir işlev gördü. Nitekim Türkiye kendisine tabi olan gruplardan Halep’teki mevzilerinden çekilmelerini, IŞİD ile savaşmak için kuzeye yönelmelerini istedi. 2016 sonlarında Beşşar güçlerinin ve müttefikleri Rusya ve İran’ın Halep’i işgal etmeleri böylece mümkün oldu. Bu Türkiye’nin Halep’i Rusya’ya ve sonrasında rejime teslim etme operasyonuydu. Silahlı grupların Türkiye’nin isteğine icabet ederek Halep’te bulundukları mevzileri terk etmeleri ve “teröre” karşı Amerikan cephesine katılmaları tehlikenin habercisiydi. Çünkü bu milyonlarca dolarla beslenen liderlerin grupları üzerinde güçlü etkisine işaret etmektedir. Artık Amerika uzunca bir beklemeden sonra Suriye devrimini bitirme hususunda umutlanmasına imkân veren yeni bir sayfa açmaya yöneldi. Amerikan siyaseti bundan sonra devrimi tasfiye etme doğrultusunda Suriye sahasını yönlendirmeye başladı. Bu, Amerika’nın ve tabi devletlerin askeri grup liderlerinin dostluğunu kazanmadaki başarısının ardından Amerika’nın artık gerçekleştirilebilir gördüğü bir hedef haline geldi. Ardından Erdoğan Fırat Kalkanı harekâtının benzerini tekrar etti. Rejimin İdlib’e girişini kolaylaştırmak için bir anda Zeytin Dalı Harekâtı başlattı. Bu arada rejim İdlib’e doğru ilerlemekteydi ve Ebu Zuhur havaalanını kuşatmışken Erdoğan bir anda Afrin’e operasyon kararı aldı. “Feylaku’ş Şam”ın askeri komutanlarından Yasir Abdurrahim yaklaşık 25 bin muhalif savaşçının Afrin operasyonuna katıldığını teyit etmiştir. “ Özgür Suriye Ordusu’ndan 25 bin silahlı muhalif, Türkiye’nin Afrin operasyonuna katılmaktadır… [23.01.2018 Russia Today] Bu tamamen Amerika’nın izni ve onayı ile oldu. Nitekim Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu “Suriye krizi ve sınır güvenlik birlikleri meselesini Amerikan Savunma Bakanı James Mattis ile 15 Ocak 2018 Pazartesi akşamı Kanada’da görüştüklerini ifade etmişti…” [17.01.2018 Anadolu Ajansı] Amerikan yetkililerinin beyanatlarından da Zeytin Dalı harekâtının ve Afrin meselesinin, Türk ordusu ve Özgür Suriye ordusunun operasyonlarının Amerika’nın rızası ve Rus-Amerikan koordinatörlüğünde yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Bu beyanatlardan birisi şudur: “ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı, “Türkiye’nin “Afrin” şehrine yönelik operasyonu hakkında kendilerini bilgilendirdiğini söylemiştir.” [21.01.2018 Kudüs Press]

4- Halep’in teslim alınmasının ardından Suriye’de Amerikan siyasetinin ana hatları şu şekilde olmuştur:

A- Suriye sahasının dondurulması: Bu hedefin öne çıkan başlığı Türkiye’nin kendisine bağımlı silahlı grupları ateşkesin sağlanması için Rusya, İran ve Beşşar ile diplomatik görüşmelerin gerçekleştiği Astana sürecine taşımasıydı. Bu süreç “gerilimin azaltılması” şeklinde adlandırılan ve bir bölgeden diğerine sıçratılan bir dizi anlaşmalarla başlamış ve o güne kadar Astana süreçlerine katılmamış grupların bulunduğu güneye kadar ulaşmıştı. Onlar da bu süreçte Astana görüşmelerine katıldılar. Bu görüşmelerin devam ettiği iki yıl boyunca Türkiye İran ve Rusya karşısında anlaşmaların garantör ülkesi olarak öne çıktı. İlk yıllarında devrimin kararlılığı çatışmayı durdurmaya mani oluyordu ve bu Obama yönetimi için çok uzak bir hedef olarak görünüyordu. Ancak Obama yönetiminin 2016 sonlarına doğru ve ardından Trump’ın gelişi ile birlikte bu hedef gerçekleşmeye başladı. Suriye sahasının dondurulması, Amerika açısından -Beşşar rejiminin askeri yönden devrilmesine doğrudan tehdit oluşturmaksızın- diplomatik görüşmelere kapı aralamak içindi. Bu görüşmelerde Amerika, rejimin meşruiyetini daimi olarak teyit etmekteydi. Bundan dolayı bu görüşmeler Beşşar’ın görevden uzaklaştırılacağına dair en ufak bir karar dahi içermemiştir. Amerika, BM ve kontrolündeki BMGK’yi kullanarak, Kofi Annan’dan Lahdar İbrahimi ve de Mistura’ya kadar defaatla özel temsilcilerini göndererek rejimle muhalifleri Cenevre’de bir araya getirmek için birçok konferans düzenlemiştir. 30 Haziran 2012’de gerçekleştirilen Cenevre 1 toplantısı rejimin kalıcı kılınması ve muhafazasına yönelik kararlar içermekteydi. Viyana’da 2015 yılı içinde gerçekleştirilen 1-2 konferansları aynı amacı içeriyordu. Viyana 2 konferansının en önemli maddelerinden birisi Suriye devletinin ve kurumlarının laik kimliğinin korunmasını içeriyordu. Ayrıca Amerika birçok uluslararası kararlar çıkarttı. Amerika’nın 18 Aralık 2015 tarihinde sunduğu ve meclisin oy birliği ile kabul ettiği 2254 sayılı karar Cenevre ve Viyana konferanslarında alınan kararların özeti niteliğindedir. Bu karar Suriye’deki siyasi çözüme referans teşkil eder hale gelmiş, tüm devletler hatta silahlı gruplar da, nüfuzu altında kaldıkları devletlerin etkisiyle bu kararın uygulanması çağrısında bulunmaya başlamışlardır. Beşşar’ın görevi bırakmasını hiçbir şekilde içermeyen bu karar onun ve rejiminin Amerikan himayesinde olduğunu gösteriyor. Halep’in Beşşar’a teslimi de bu atmosferde gerçekleşmişti. Bundan sonra silahlı grupların cepheleri açmama noktasında kararlara bağlı kalmaları ve sonrasında çatışmaların durdurulması zaten beklenen bir şeydi. Gerilimin azaltılmasının garantörlerinden olan İran ve Rusya rejim ile birlikte devrimcilerin kontrolündeki bölgeleri bir bir ele geçirdiler. Diğer üçüncü garantör ülke Türkiye ise sadece izledi. 2017’nin başında imzalanan ilk gerilimin azaltılması anlaşmasının daha mürekkebi kurumadan rejim bu garantör ülkenin gözleri önünde Vadi Barada’yı vurdu. Aksine rejim Doğu Guta’ya saldırı başlattığında istihbarat örgütü Guta’da “terörle mücadele” operasyonlarına katıldı. “Türkiye Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Perşembe günü düzenlediği basın toplantısında Türkiye’nin Doğu Guta’da aşırı grupların varlığını istemediğini ifade etti.” [15.03.2018 Reuters] Bu açıklama yapılırken rejim, İran, Rusya ve bağlıları Guta’yı vahşi bir şekilde bombalıyordu. Sanki Türkiye ve Erdoğan onlar için meşrulaştırıcı bir işlev görüyordu!

B- “Terörle mücadele” adıyla Amerikan siyasetine eklemlenmek: ABD Başkanı Trump’un IŞİD’den kurtulma konusunda kararlılığını ilan ettikten sonra Musul harekâtına kadar Amerika bu siyaset bağlamında dört cephede yürüdü:

- Birinci cephe: Amerikan ordusu, IŞİD’i Rakka’dan çıkartmak için Amerika destekli Kürt grupları seferber etti. Aynı şekilde Suriye’nin doğusunda bulunan diğer grupları IŞİD ile savaşması için seferber etti. Böylece Suriye’nin kuzeyindeki özellikle Kürt bölgelerindeki Kürt grupları önemli bir ağırlığa sahip oldular. Bunların içinde en çok öne çıkan, Suriye Demokratik Güçleri adlı gruptur. Bu grup Amerikan desteğiyle IŞİD’in kontrolündeki önemli bölgeleri geri almış ve Fırat’ın doğusunu ele geçirmiştir. Suriye topraklarının yüzde 28’ine tekabül eden bu bölge ülkenin petrol, doğal gaz, su ve zirai kaynaklar açısından en zengin bölgesidir. Bütün bunlar rejime herhangi bir etki için değildi. Kürt grupları Amerika’nın emri ile hareket ediyor ve asla rejimle karşı karşıya gelmiyorlardı. Son zamanlarda birçok medya kanalının da Kürtlerden oluşan birliklerin Suriye Demokratik Güçlerine katıldıkları ve Amerika’nın emri ile Şam-Kamışlı arasında gerçekleşen anlaşmalar çerçevesinde birçok bölgeyi rejime teslim ettikleri yönünde haberler vermektedirler. Demokratik Birlik Partisi’ni (PYD) buna iten değişiklikler ve sebepleri hakkında konuşan “Kürt Ulusal Konseyi” liderlerinden Fuad Aleyko bunun Suriye rejimi ile yapılan gizli bir anlaşmaya dayandığını ifşa etti. Bu anlaşma gereği en son teslim edilen bölgeler Haseke’nin Neşve Mahallesi ve Fırat’ın batısında kalan diğer bölgelerdir. [16.07.2018. https://arabi21.com] Hierapolis sitesinin kaynağını açıklamadığı bir habere göre “Geçtiğimiz Cumartesi günü Suriye Demokratik Güçleri’ne bağlı Munbiç Askeri Konseyi’ni temsil eden bazı şahsiyetler ile Esed rejimine bağlı yetkililer arasında Baas partisinin Halep’teki merkezinde bir toplantı gerçekleşmiştir. Toplantıda “Munbiç kentindeki Güvenlik Dörtgeni bölgesi ile şehrin güneydoğusundaki Teşrin Barajı’nı rejim milislerine teslim etme işlemi konuşulmuştur.” [11.07.2018www.qasioun-news.com] Suriye’nin kuzeyindeki Kürt grupların liderleri Amerika’nın elinde rehin haline gelmişlerdir. Amerika, onlardan ajanı Beşşar’ın kanatları altına dönmelerini istediğinde bunu asla reddetmeyeceklerdir. Bunun işaretleri de belirmiştir. Ray’ul Yevm sitesi, 07 Haziran 2018’de önde gelen Kürt lider Salih Müslim’den rejimle yapılan müzakereler hakkında şunları aktarmaktadır: “Kapılarımız daima herkese açıktı. Esed’in son açıklamalarında değişiklik gördük. İki ay önce bizi terörist olarak niteliyordu, şimdiyse görüşmelerden bahsediyor. Bu bir ilerlemedir… Herkes nasıl çıkarını düşünüyorsa biz de çıkarımızı düşüneceğiz.” Öncesinde Londra merkezli El Arab gazetesi, 27 Eylül 2017 günü Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim’den “Suriyeli Kürtler, Suriye Arap Cumhuriyeti sınırları içerisinde özerk bir yönetim istiyorlar. Bu mesele görüşme ve diyaloğa müsait bir konudur.” dediğini aktarmıştır. Kuşkusuz rejim ve Kürt gruplar Amerika’nın elinde kartlardan bir karttır ve Amerika’nın siyasi çözümünün önünde herhangi bir engel teşkil etmemektedirler. İster 2011 öncesindeki pozisyonlarında ister Suriye içerisinde özerk bir yönetim biçiminde olsun Amerika onlar hakkında ne dilerse ne onlar ne de rejim reddedemez.

- İkinci cephe: Bu cepheye Türkiye, 24 Ağustos 2016’da Kuzey Halep’e düzenlediği Fırat Kalkanı harekâtıyla ve 20 Ocak 2018’de de Zeytin Dalı harekâtıyla liderlik etmiştir. Bu iki harekât sırasında rejimin Halep ve güney İdlib’e girmesi kolaylaşmıştır. Zira söz konusu gruplar Türkiye’nin emriyle rejimle savaşı bırakıp Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtına katıldılar. Bunun sonucunda Halep ve güney İdlib düştü veya düşmek üzere! Bugüne kadar Amerika’nın emirleri ile hareket eden Türkiye İdlib’te yeni bir rol üstlenmiştir. 07 Ekim 2017 tarihinden itibaren gözetleme birlikleri ile bölgeye girmiş, ardından İran ve Rusya ile yapılan gerilimi azaltma anlaşması çerçevesinde kontrol noktaları oluşturmuş ve birliklerini yaygınlaştırmıştır. Bu Erdoğan’ın Amerikan Başkanı Trump ile 21 Eylül 2017 tarihinde New York’taki görüşmesinin ardından gerçekleşti. O gün Trump şu açıklamayı yapmıştı: “Erdoğan benim arkadaşım haline geldi.” [21.09.2017 Anadolu Ajansı] İki lider arasında gerçekleşen görüşmenin konusu Suriye’deki son gelişmelerdi. Ve Trump Türkiye’nin İdlib’e girişini onayladı. “Türk ordusu Astana sözleşmesi gereğince gerilimin azaltılması bölgeleri oluşturma amacıyla Suriye’nin İdlib kentinde gözetleme operasyonlarına başladı…” [09.10.2017 Sky News Arabia] enabbaladi.net sitesi Türkiye’nin operasyonunun devam ettiği 13 Mayıs 2018 tarihinde şu haberi paylaştı. “Türkiye İdlib kentinde başlattığı adımlarını tamamlıyor ve bu çerçevede iki hat üzere yürüyor. Birinci hat Astana’da anlaşmaya varılan gerilimin azaltılması sözleşmesiyle üzerinde ittifak edilen gözlem noktalarında konuşlanmak. Diğer hat ise İslamcı gruplarla anlaşmaksızın bölgede aktif grupların askeri hiyerarşilerini yapılandırmaktır…” Aynı site şunu da kaydetti: “Bu yılın başından beri Türk gözlem noktaları İdlib’in Batı yakasında değil de doğu sınırları üzerinde yaygınlaşmaktadır. Bu durum gözlem noktalarının neden doğu yakasına yoğunlaştığı sorularını gündeme getiriyor! Kaynaklara göre buradaki gruplar Türkiye’nin yardımını almayan gruplardır… Ve Türk gözlem noktalarının varlığına rağmen Rus hava saldırıları İdlib’i hedef almaktadır… enabbaladi.net sitesinin İdlib muhabirlerinin verdiği bilgiye göre Rus uçakları güney İdlib’in köylerini, yankısı bütün İdlib’ten duyulacak ölçüde ağır bombardıman füzeleriyle vurmaktadır.”

- Üçüncü cephe: Amerika, uluslararası koalisyona dâhil ettiği Suud rejimini harekete geçirdi. Suudi Arabistan, Amerikan yönetimi ve onun adına Suriye’ye kara birliklerini göndermeye hazır olduğunu duyurdu. Bu rejim de tıpkı Türkiye gibi kirli bir oyun oynayarak silahlı grupları parasıyla zehirleyerek etkisi altına aldı ve bu grupların rejimin kalbi başkent Şam’a doğru ilerlemelerini engelledi. Hâlbuki bu gruplar, Şam’a görüş mesafesi kadar yakındılar. Bazıları ise taş atımı uzaklıktaydılar! Gruplara rejimle görüşmeyi kabul ettiren Suud rejimidir. Mali desteğinin etkisi altında kalmış olan grupları Riyad’a taşıyarak diplomatik görüşmelere katılmayı kabul ettirdi. 11 Aralık 2015’te Birinci Riyad, 22-24 Kasım 2017’de de İkinci Riyad toplantısı gerçekleşti. Ve Amerikan planına uygun olarak Cenevre ve Viyana’da rejimle görüşmek üzere ortak komisyon kuruldu. Suud rejimi Amerikan çıkarlarına hizmet etmeye hazır durumdadır. Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Amerika’da efendileri ile gerçekleştirdiği bir dizi görüşmenin ardından kendisine verilen talimatlar doğrultusunda Amerikan Time dergisine şu açıklamayı yaptı. Amerikan Time dergisinin 06 Nisan 2018 tarihli baskısında yer alan açıklama şu şekildeydi: “Şu durumda Beşşar Esed’in kalıcı olduğuna inanıyorum. Savaş olmadan Beşşar’ın gideceğini sanmıyorum. Böyle bir savaşı başlatmayı düşünen birisinin olduğunu da düşünmüyorum.”

- Dördüncü cephe: Bu cephe, Türkiye’nin önemli bölgelerde “gerilimin azaltılması”nı garantilemesinden sonra rejim, İran ve Rus kuvvetlerinin bulunduğu cephedir. Bu cephenin güçleri Tedmur’da girdikleri çatışmalarla Deyrizor’a kadar ulaştılar. Bütün bunlar, Türkiye ile Suudi işbirliği sayesinde grupları yörüngelerine çekmeleri ve “terörle” mücadele adı altında yönlerini Şam zorbasından başka cephelere çevirmeleri sonucunda olmuştur. Böylece rejim, derin bir nefes almış, devrim yıllarında tatmış olduğu yenilgi psikolojisinden sıyrılmış, Cenevre ve Astana’da görüşme turlarında güçlü bir taraf edasına bürünmüştür. Öyle ki, bu görüşmelerde üst perdeden konuşmalar yapıyor, bazen de görüşmelerden çekiliyordu. Muhalif gruplar ise bir ara devrilmekten kurtuluş olarak gördüğü barışçıl çözüme yanaşması için devletlerin rejime baskı yapmalarını ister bir hale gelmiştiler!

C- Parazitli tarafların bertaraf edilmesi: Amerika, başından beri Avrupa devletlerini Suriye sahasından uzak tutmaya çalıştı ve bunu Rusya ile arasında bir mesele haline kendisi getirdi. Rusya, Suriye’de Amerika’dan bağımsız bir taraf değildi. Fakat Amerika, Rusya’yı, kuklası Beşşar’ın yanında koruma görevlisi olarak ve uluslararası düzeyde yürüttüğü görüşmelerde vitrin olarak kullandı. Ayrıca meseleyi Rusya ile aralarına hasrederek Avrupa devletlerinin Suriye meselesine müdahil olmalarını engellemiş oldu. En az bunun kadar önemli olan diğer bir mesele de Amerika’nın, bölgesel bulandırıcı taraflar olan “Katar ve Ürdün”ü kontrol altında tutmasıdır. Katar meselesi: Amerika 2017’nin ortalarında Katar’ın Suriye’de “terörü” desteklediğini iddia etti ve Suud ile birlikte Mısır’ı Katar üzerine kışkırtarak boykot uygulamalarını sağladı. Kendisini Amerikan ajanlarının doğrudan tehdidi altında bulan Katar’ın bu şekilde Suriye meselesini bulandırmaya devam etmesini engelledi ve böylece onun etkin rolü sona ermiş oldu. – Ürdün’e gelince, Ürdün ve istihbarat birimleri Suriye’nin güneyinde bulunan gruplarla güçlü ilişkiler kuruyordu. İngiltere’nin Suriye’de bir ölçüde nüfuz elde etmesini sağlamayı amaçlayan bu girişimler İngiltere’nin çıkarları adına kuruluyordu… Amerika buna engel olmak için bizatihi kendisi Suriye’nin güneyinde “gerilimin azaltılması” aldatmacası çerçevesinde Rusya ile görüşmeleri başlattı. Bu sayede rejim, güney üzerinde kontrol sağlama imkânı buldu. Bunun sonucunda Ürdün’ün etkisi önemli ölçüde bitmiş oldu…

5- Amerikan siyasetinin ve özellikle Türkiye, Suud ve iç sorunları sebebiyle düşük yoğunluklu da olsa Mısır gibi tabi devletlerin siyaseti incelendiğinde yukarıda aktarıldığı gibi Amerika, Suriye için çizmiş olduğu bütün bu geniş hat üzerinde eş zamanlı olarak hareket etmektedir. İran, Rusya ve rejime askeri saldırılarla muhalefeti vurması için kapıları açık tutarken, öte yandan muhalifler nezdinde, kendisinin kurtuluşları için çırpındığı hususunda oluşan en ufak tereddütleri dahi gidermeye çalışmaktadır. Rejim, Rus savaş uçaklarının desteğiyle Deraa’ya ve güney bölgesine ağır saldırı başlattığında, Amerika 23 Haziran 2018’de ÖSO gruplarına Ürdün’deki büyükelçiliği aracılığıyla bir mesaj iletti. Bu mesajda şöyle diyordu. “Kendi çıkarlarınıza, halkınızı ve grubunun çıkarlarına dayanarak bir karar almanız gerektiğini anlıyoruz. Ancak kararınızı bizim tarafımızdan askeri bir müdahale umudu veya varsayımına dayandırmamanız gerekiyor.” [23.06.2018 enabbaladi.net] Yani Amerika kendisi ile işbirliği halinde olan gruplara, kurtuluşları için çabaladığı noktasında herhangi bir beklenti içinde olmamaları mesajını iletmektedir. Bazı haber kaynaklarının da dile getirdiği gibi bir takım gruplar bu mesajı aldıktan sonra gaflet uykularından ayılmış ve Amerika’nın kendilerini aldattığını yeni anlamışlardı! Şimdi mi?

Bu şekilde Amerika, Suriye’de rejim, Rusya ve İran aracılığıyla silahlı grupların kökünü kazıma siyaseti gütmekte ve bunun önünde hiçbir engel tanımamaktadır. Ancak bu, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin yardımıyla olmaktadır! Amerika’nın gruplara olan desteği ise beyanatların ötesine geçmemekte ya da dostluklarını kazanmak için grup liderlerine yapılan mali ödeneklerle sınırlı kalmaktaydı. Onlara ulaşan Amerikan silahları ise az ve niteliksiz, etkisiz ve saldırı değil savunma özelliklerine sahip silahlardı. Bunlar da sadece grupların Amerika’yı dost edinmeleri için kendilerini desteklediği ve yanlarında olduğu noktasında ikna olmaları içindi. Bugün ise artık güç dengelerini Beşşar lehine değiştirdikten sonra bu boş sözlere de gerek kalmadı. Artık Amerika’nın yanı sıra Suudi Arabistan ve Türkiye gibi tabi devletler nezdinde bu dosya kapanmış oldu.

6- Siyasi görüşmelerin gidişatına gelince, Amerika devrimi bitirmek ve Beşşar’ı ayakta tutabilmek için daima siyasi çözümü erteleme yoluna gidiyordu. Bundan dolayı siyasi çözüm koşullarının olgunlaştırılması ve sonunda nihai kararın kendisine kalması için sürekli olarak ikili görüşmeler yapmaları ve ortamı hazırlamaları için ajanları ve tabi devletleri motive etmektedir… Bundan dolayı yıllardır devam ede gelen siyasi görüşmelerin sürecinde Amerika’nın Türkiye ve Suudi’deki ajan ve uşakları Suriye muhalefeti için konferans ve toplantılar düzenleme hususunda çırpınıp duruyorlar ve siyasi sahada bazı liderleri öne çıkarıyorlar, bazılarını ise uzaklaştırıyorlardı. Bütün bunlar oyalama taktikleriydi. Ki rejim kendi ayakları üzerinde durabilsin ve Amerika, Rusya’nın yardımıyla ya da yardımı olmaksızın siyasi çözüme erişebilsin. Lakin Beşşar ve müttefiklerinin Halep şehrinde, sonra Vadi Barada’da, Kalamun’da, ardından Doğu Guta’da elde ettikleri askeri başarılar ve başkent Şam’dan sonra Humus ve Hama kırsallarından şimdi de Deraa’dan ve belki bundan sonra İdlib ve elde kalan Halep kırsalından tehlikeyi izale etmeleri Amerika’nın siyasi çözümünün yaklaşmakta olduğu izlenimini vermektedir. Ancak bu İdlib sonrasına tecil edilmiştir. Onlar bunun ön hazırlıklarını yapmaktadırlar. Fua Zebadani anlaşmasının uygulamasını tamamladılar. Rusya ve Türkiye arasında 17 Temmuz 2018 tarihinde imzalanan bir anlaşma, rejime sadık ve muhalifler tarafından muhasara altında tutulan İdlib’teki Fua ve Kefraya halkının tahliyesini karara bağlıyordu. Bu, grupların elinde rejimi baskı altına alabilecekleri hiçbir kart bırakmamak ve rejim, bu bölgeye bir saldırı düzenleyeceği veya katliam gerçekleştireceği zaman herhangi bir çekince taşımaması içindi… Sonra Amerika’nın siyasi çözümünün önünde İdlib’ten ve Batı Halep’in kırsalından başka bir engel kalmadı. Bu bölge birçok devrimcinin bulunduğu önemli bir bölgedir. Ancak Türkiye’nin, buradaki silahlı grupların çoğu üzerinde kullanması muhtemel kartları vardır. Muhtemelen Türkiye, ağır silahları rejime teslim etmeleri ve onunla barışmaları için bu gruplara baskı uygulayacaktır. Böyle bir şey rejimin, Rusya ve İran’ın savaşmasından daha tehlikeli olacaktır. Oysa bu ikisi de son derece tehlike ve zararlıdır… Suriye devriminden askeri güç sökülüp alındığında Amerika’nın siyasi çözümü uygulamaya konulacaktır… Tercih edilen görüşe göre Amerika, siyasi çözümün bir parçası olacağı “geçiş süreci” için Beşşar’ın kalmasını istemektedir. Bu süreçte muhaliflerin tamamının tasfiye edildiğinden emin olmak isteyecektir. Daha sonra Suriye’deki nüfuzunu korumayı sürdürecek Beşşar gibi başka bir ajanını getirecektir. Aynı şekilde Filistin’i gasp etmiş Yahudi devleti beslemelerinin güvenliğini korumak için de buna ihtiyaç duymaktadır. Amerika, Yahudi varlığının güvenliğini sağlayacak ve ona bir tek kurşun bile sıkmayacak Beşşar gibi bir ajanı istemektedir. Nitekim Netanyahu 12 Temmuz 2018’de Rusya’nın başkenti Moskova’dan ayrılırken gazetecilere yaptığı açıklamada, “Esed rejimi ile (baba ve oğul) herhangi bir sorunlarının olmadığını ve 40 yılı aşkın süredir işgal altındaki Golan Tepeleri’ne Suriye tarafından tek mermi bile atılmadığına işaret ederek, “ Esed rejiminin Suriye’deki varlığına karşı değiliz. Ancak rejim ordusu da dâhil olmak üzere kim yaparsa yapsın her türlü ihlale karşı sınırlarımızı korumaya devam edeceğiz” dedi. [12.07.2017 Haaretz]

7- Suriye rejiminin sahip olduğu askeri güç zayıftır ve siyasi çözüm sonrasında ülkede kontrolü sağlamak için yeterli değildir. Beşşar ordusu tükenme noktasına gelmiştir. Amerika, farklı kanallarla gerek Rusya gerekse İran üzerinden Beşşar güçlerine kesintisiz silah tedarik etmişse de insan kaynağı rejimin esasi problemi olarak kalacaktır. Bu sebeple öngörülen şudur ki, Amerika’nın siyasi çözümü koruyabilecek bir güce dayanacaktır. Bu bağlamda Amerika iki yoldan birini izlemektedir. Bunlar:

A- İran’a, onun partisine, İranlı, Afganistanlı ve Pakistanlı milis güçlere dayanmaya devam edecektir… Bu seçenek onların iskân ve vatandaşlık sorunlarını çözüme kavuşturmayı gerektirecektir. Bazı haber kaynakları Suriye rejiminin bu günlerde bu mesele üzerinde çalıştığına işaret etmektedir. Uzmanlardan biri, 30 Nisan 2018’de Alman haber ajansına (DW) yaptığı açıklamada, Suriye’de 45 milis gücü bulunduğunu ve sayılarının 40 bin civarında olduğunu belirtti. Uzmana göre “Kanaatimce bu milisler Suriye’de kalacaktır… Biz Şam’da vatandaşlık verme işlemine tanık olduk. Şii milisler Şam’ın Seyyid-e Zeynep ve diğer bölgelerinde meskûn bulunmaktadır… İran’ın bunun için çalıştığını düşünüyorum. Benzer bir durum Haşdi Şabi için de söz konusudur. Bunlara vatandaşlık verilmesi bölgede kalıcı olmalarına katkıda bulunacaktır.” Rejim, yeniden kontrolüne geçen bölgelerdeki çocukları zorunlu askerlik hizmetine tabi tutuyor. Ancak sadakat kuşkuları yüzünden devrim sürecinde safında savaşmış milislere ancak güvenebiliyor.

B- “Barışı korumak” için bölgesel güçlere dayanmak. Mısır, Suudi Arabistan ve Türkiye askerleri bu gaye için ön plana çıkabilirler. Bu yeni bir mesele değildir. El Cezire sitesi 08 Nisan 2016’de bir Amerikan gazetesinden aktardığına göre “Amerikan The National Interest dergisi yıllardır Suriye’yi saran savaşa işaret ederek şunları söyledi: “Bataklığa sürüklenmiş olan ülkeler çatışmanın ne şekilde sonuçlanacağını göz önünde bulundurmaksızın barışı koruyacak güçlere ihtiyaç duyarlar…” Suriye’de çözüme ulaşmak için Amerikan tasavvur henüz bununla sınırlı değildir. Beşşar lehine askeri başarılara rağmen dışarıdan güçler transfer edilecektir. El Cezire sitesi 17 Nisan 2018’de bildirdiğine göre “Wall Street Journal gazetesi, Donald Trump yönetiminin, Suriye’de IŞİD’in yenilgiye uğratılmasından sonra ülkenin kuzey doğusunda istikrarı korumak için Amerikan kuvvetleri yerine Arap kuvvetlerini yerleştirmeyi planladığını söyledi. Gazete, Amerikan Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’ın Mısır’ın çabalarının neler olacağını öğrenmek için Mısır İstihbarat Başkan Vekili Abbas Kamil’i telefonla aradığını ifade etti. Gazete, oluşturulacak bu orduya katılmaları ve mali destek sağlamaları için benzer bir görüşmenin körfez ülkeleri ile de yapıldığını kaydetti. Amerikalı yetkililer, Arap ülkelerinin Trump’ın özellikle de mali destek sağlamaları hususundaki talebine icabet edeceklerini öngörmektedir.”

8- Amerika’nın Suriye siyaseti çerçevesinde ortaya koyduğu ve gelişen olayların işaret ettiği durum budur… Bunlar üzerinde düşünüldüğünde, rejimin bu güne kadar yıkılmaması ve varlığını sürdürmüş olması birinci derecede ne rejimin ne Amerika’nın ve maşaları olan Rusya, İran ve milislerin ne de Türkiye ve Suudi Arabistan gibi tabi ve ajan devletlerin gücüyle olmamıştır. Bunların belirli etkilerinden söz edilebilse de en büyük etken birçok grup liderlerinin Amerika’ya güvenmesi, onunla işbirliğine gitmesi, aldanma ve ihanet içinde olmalarıdır. Bu liderler, her eyleminde Amerika’nın İslam ve Müslümanlara düşman olduğunu unuttular ve kendilerini desteklediğini zannettiler. Aynı şekilde Amerikan kuklası olan Türkiye ve Suudi Arabistan’a güvenmelerinin de önemli etkisi olmuştur. Evet, Fırat Kalkanı cephesi açılıp savaşçıları kritik mevzilerden çekerek Halep’i nasıl teslim ettiğini, ardından Zeytin Dalı harekâtıyla İdlib’in güneyindeki savaşçıları mevzilerinden çekerek bu bölgeyi Rusya ve rejime hazır lokma olarak nasıl da sunduğunu herhalde unuttular… Suudi Arabistan’a gelince, bu gruplar Suudi Arabistan’ın bu azgın rejimle diyalog zeminini oluşturmak için nasıl da çırpındığını, bu müzakere süreçlerinin rejimin yıkılmasından çok bekasını sağlayan süreçler olduğunu muhtemelen unuttular. İşte en sonunda Suudi Veliaht Prensi ağzındaki baklayı çıkararak Beşşar’ın kalması gerektiğini söyledi… Daha şaşırtıcı ve garip olanı ise Rusya’nın bombalamaları barbarca devam ederken dahi bu grup liderlerinin onunla müzakere süreçlerini sürdürmüş olmaları, dahası orta ölçekli ve ağır silahlarını ona teslim etmiş olmalarıdır! Rusya’nın tank ve toplarını teslim almaları ne kadar incitici bir sahnedir. Silahlarını teslim ettiklerinde bu grup liderleri ne kadar zelil ve aşağılanmışlardı… İşte bütün bunlar, bu olup bitenlerin esas sebebidir. Bu gruplar uzun yıllar rejimle savaştılar ve ilerleme kaydettiler. Fakat uzun yıllar savaşarak kontrolleri altına aldıkları bölgeleri birkaç gün içerisinde teslim ettiler; Türkiye ile işbirliği yaparak Halep’ten, Suudiler ile işbirliği yaparak Suriye’nin güneyinden özellikle Deraa’dan çıktılar. Bu şehirleri terk ettikleri sırada depoları rejim ordusundan ganimet olarak aldıkları silahlarla doluydu. Yıllarca rejimin, Rusya’nın, İran ve milislerinin saldırılarına, varil bombalarına, ağır bombardıman silahlarına ve füzelerine karşı direnmeleri, sonunda da işbirliği halinde ihanet ederek savaşmaksızın bölgeleri, silahlarını teslim etmeleri ve öz yurtlarını terk etmeleri hakikaten ne üzücü! Düşünen bir insan bunun temel sebebinin İslam’ın ve Müslümanların düşmanlarına ve bunların tâbi ve ajanı olan devletlere güvenmek olduğunu görür. Bu grup liderleri ister bilerek ister bilmeyerek ister kasıtla ister hatayla olsun yanlış yapmışlardır. Her ikisi de acıdır… Belki şöyle bir soru sorulabilir: Madem Hizb-ut Tahrir bu derece siyasi uyanıklığa ve basirete sahip; işlerin nereye evirileceğini öngörebiliyor, neden gruplara şimdi içine düştükleri duruma düşmemeleri için nasihat etmedi? Bu soruyu soran kimseye temin ediyorum ki, kendilerine nasihat etmekten, öğüt vermekten ve işlerin varacağı bu noktayı tüm delil ve kanıtları ile birlikte açıklamaktan dillerimiz kurudu. Nasihat etmek ve yol göstermek için kendilerine gitmekten ayaklarımıza kara sular indi. Çünkü arabaların erişmediği yollara yayan gidiyorduk. Hatta bu çok sık ziyaretlerimizden dolayı bazıları bizi kendilerinden zannediyordu! Bu soruyu soran kimse, neşriyatlarımız ve soru-cevaplarımızı incelemiş olsaydı, bizim üzerimize düşeni fazlasıyla yaptığımızı görecekti. Ancak bu grup liderlerinin çoğu, Allah’tan korkmuyor ve sorumluluk bilinci ile hareket etmiyor. Aksine kendilerini uyardığımızda, devrime ihanet içerisinde olan devletlerden aldıkları kirli paraya atıfta bulunarak bize “Peki o zaman para nereden gelecek? Hizb-ut Tahrir bize para vermiyor” diyorlar, böylece kâfirlerden ve hainlerden mali destek almayı meşrulaştırmaya çalışıyorlardı! Onlara “siz bu şekilde onların elinde rehin olursunuz/bağımsız kararlar alamazsınız” dediğimizde “yok, yok” diyorlardı. İşte bunun sonunda giden gitti, onlar hala gaflet uykularından uyanabilmiş değiller… Onlara “rejimden çok oranda ganimet tedarik ediyorsunuz, peki neden bir parça silah almak için hainlerin karşısında kendinizi zelil düşürüyorsunuz” dediğimizde bize “Silahı nereden alalım, Hizb-ut Tahrir bize silah vermiyor” diyorlardı. Onlara “bu silahlar sizi onların elinde tutsak haline getirecektir” dediğimizde “düşmandan alıp yine düşmanla savaşırız!” diyorlardı. Kısa bir süre sonra en muhtaç oldukları zamanda kendilerine silah verilmediğinde, hatta bu ülkelerle işbirliği içine girmeleri sonucunda silahlarını teslim etmek durumunda kaldıklarında, anladılar fakat iş işten geçmiş oldu… İşte biz onlara bütün bu olacakları anlatıyor, nasihat ediyorduk fakat onlar nasihat edenlerden hoşlanmıyorlardı! Örnek olması açısından 05 Nisan 2018 tarihli yayınımızdan bazı bölümleri hatırlatmak istiyorum: Hizb, bu grupları bilinçlendirmek, olan olaylar, dönen dolaplar hakkında onları aydınlatmak için hiçbir çabayı esirgemedi. Ancak yine de onlar, silah ve para verdikleri, Hizbin buna gücü yetmediği, sadece nasihat ettiği gerekçesiyle o canilerin peşinden gittiler... Nasihat, kılıç karşısında işe yaramaz diye de eklediler! Elinde tutan için kılıcın her iki tarafı da keskin bir alet olduğunu bilemediler. Uyanık ve basiret sahibi biri için kılıç, kendisini hasmının şerrinden koruyan bir kalkandır, düşmanını yenmek için güçlü bir silahtır... Ama canilerin peşinden koşan aldanmış biri için kılıç, paralanmış, yırtıcı bir kalkandır. Hasmını öldürmeden önce elinde tutanı öldürür!

Bilinçlendirme ve bilgilendirmemizi kabul etmeyen bu gruplara... Savaşta söz fayda etmez deyip Arap, Türk ya da İranlı olsun Müslümanlara ihanet edenlerden silah ve para desteği isteyenlere... Kirli para almak Şam ile savaştan alıkoymaz düşüncesiyle mücrim Rus ve Amerikalılardan bile kirli para alan bazı gruplara... Diyoruz ki: İşte bak görün bu eylem ve söylemlerinizin akıbetini. Tehcir ve sürgüne maruz kaldınız, hatta yurtlarınızdan ve çocuklarınızdan oldunuz!”

9- Sonuç olarak şunu söylüyoruz: İdlib’ten başka bir yer kalmadı. Kim bilir Erdoğan’ın bohçasında İdlib’i de zayi edeceği başka kalkanlar ve dallar vardır. O şimdilik sessiz ve beklemededir… Gruplara yöneliyor ve diyoruz ki, Erdoğan’ın harekâtlarına aldanmayın ve İdlib’i rejim hesabına boşaltmayın… Halep’te başa gelenleri unutmayın. Buhari’nin Ebu Hurayra RadiyAllahu Anh’dan rivayet ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi Ve Sellem’in şöyle buyurdu:

لَا يُلْدَغُ الْمُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ وَاحِدٍ مَرَّتَيْنِMümin bir sokulduğu yerden ikinci defa sokulmaz.” İki defa sokulmak mümine yakıştırılmıyorsa defalarca nasıl olur?

إِنَّ فِي ذَلِكَ لَذِكْرَى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌŞüphesiz bunda, kalbi (aklı) olan yahut hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır.[Kâf 37]

En son olarak daha önce söylediklerimizin altını çizerek diyoruz ki, günler insanlar arasında deveran eder. Bu ümmet Haçlılar ve Moğolların buna benzer hatta daha şiddetli saldırıları ile sınandı. Sonra toparlandı ve yeniden ayağa kalktı, onların kökünü bu topraklardan kazıdı ve dünyaya yeniden hükmetti… Doğru, o günlerde İslam’ın hükmü geçerliydi. Zayıf da olsa hilafet mevcuttu. Ümmetin bir başı vardı ve düşmanına karşı savaşmak, batılı yok edip hakkı galip getirmek için onu birleştiriyordu. Böylece bu büyük meydan okumaları def ediyor ve yeniden ayağa kalkabiliyordu… Bugün ise İslam’ın hükmü geçerli değil, Hilafet de mevcut değil. Bu durumda Müslümanları düşmanlarıyla savaşmak için kim birleştirecek? İçinde bulunduğumuz vakıayı tanımlamak için böyle bir soru makul olabilir. Lakin Hilafet için çalışma Allah’ın izniyle bütün gücüyle devam etmektedir. Hilafet İslam beldelerinde Müslümanların en büyük arzusu haline gelmiştir ve onu var etmek için sözlü ve fiili gayretlerini ortaya koymaktadırlar. Hilafetin ilgası noktasında o çirkin komplonun sahnelendiği 28 Recep 1342 /3 Mart 1924 karanlık günleri aydınlığa çevirmek ve Allah’ın takdir ettiği günde Hilafet güneşini yeniden iade etmek için var güçleriyle çalışmaktadırlar. Bu Allah için hiç de zor değildir. İşte o gün zulmedenler ve ihanet edenler nasıl bir inkılap ile devrileceklerini göreceklerdir… Müslümanlara düşen Allah’ın rahmetinden ümitlerini kesmemektir. Şam yine Şam olarak kalacaktır. O İslam darının merkezidir: Nuaym bin Hammad, “Fiten” kitabında Kesir b. Murra’dan rivayet ettiğine göre Rasûl SallAllahu Aleyhi Ve Sellem şöyle buyurmuştur:

عُقْرُ دَارِ الْإِسْلَامِ بِالشَّامِ “İslam darının merkezi Şam’dır.” Hizb, Allah’ın yardımından emindir. Allah’ın yardımı sadece Nebi ve Rasûller için değil, bilakis sadık müminler için de geçerlidir; sadece ahiret hayatı için değil, bu dünya hayatı için de geçerlidir.

إِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْأَشْهَادُ“Şüphesiz ki, peygamberlerimize ve iman edenlere dünya hayatında ve şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz.” [Ğafir 51] İşte o gün müminler Allah’ın yardımıyla sevinirlerken, cürüm işleyenlere dünyada zillet, ahirette ise elem verici bir azap vardır. Allah, intikam ve sınırlanamaz güç ve irade sahibidir, Aziz ve Hikmet sahibidir.

H.16 Zilkade 1439
M.29 Temmuz 2018

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER