Pazar, 02 Safar 1439 | 2017/10/22
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Soru Cevap: Kürdistan Bağımsızlık Referandumunun Perde Arkası

Soru Cevap

Kürdistan Bağımsızlık Referandumunun Perde Arkası

Soru:

Barzani, elverişsiz uluslararası ve bölgesel konjonktüre rağmen Kürdistan bağımsızlık referandumu konusunda neden ısrar ediyor? Günümüz koşullarında yapılacak referandum Kürtlerin aleyhine değil mi? Referandum olacak mı? Referandum yapılır da referandumdan evet oyu çıkarsa, bölgede bir Kürt devleti kurulur mu? Allah mükâfatınızı artırsın.

Cevap:

Hani bir deyiş vardır, bir yönetici ülke çıkarları aleyhine bir karar alırsa, bu, o yöneticinin ajan olduğu ve çıkarı için başka bir devletin bu kararı ona dikte ettiği anlamına gelir... Bu deyiş, büyük ölçüde Kürdistan Kürtlerine de uygun düşmektedir. Bunun izahatı şöyledir:

1- Kuşkusuz uyanık bir siyasetçi, Kürt devletinin kurulmasının oldukça zor olduğunu bilir. Hatta mevcut konjonktürde Kürt devletinin kurulması için gayret göstermek, sadece siyasi ve manevi açıdan değil, aynı zamanda fiziksel açıdan da Kürdistan’a zarar verir. Çünkü mesele öyle sanıldığı gibi Irak’ta Kürt devleti kurulması meselesi değil. Eğer mesele sanıldığı gibi bu olsaydı, Kürt devleti çoktan kurulurdu... Irak işgali sonrası Amerikalılar tarafından kurulan ve Bremer anayasası olarak bilinen sistem, Irak’ı merkezi hükümete pamuk ipliği ile bağlı federal bölgelere ayırmaktadır. Hatta yönetim ve bölgesel yetkiler açısından Kürdistan yönetimi Bağdat’taki merkezi hükümetten daha güçlüdür! İslam’a ve Müslümanlara olan kinleri yüzünden işgal ettikleri herhangi bir Müslüman ülkesini parçalama ve bölme fitnesi sömürgeci kâfir ülkelerin akıllarının bir köşesinde her daim var. Parçalamak için sadece uygun fırsat kolluyorlar... 12 Ağustos 2014 tarihli bir soru cevapta şöyle geçmektedir: 2003 yılında Irakı işgal eden Amerika, işgal sonrası Irakı parçalama çalışmalarını kesintisiz sürdürmektedir. Mezhepçilik ve ırkçılık temeline dayalı Bremer anayasası, mezhepçilik ve ırkçılık kotası getirdi. Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı ve Başbakanı birbirinden ayırdı. Başbakan yürütme yetkisine sahip olduğu için ve Bremer de başbakanlığı mezhepçilik makamı kıldığı için haliyle başbakanlık, diğer makamlara nazaran provokasyon ve ajitasyona daha uygundur... Aynı anayasa, federal yönetimini kabul eder. Bölgesel yönetimlerin yetkileri oldukça güçlüdür. Bu nedenle Amerika, Irakı üçe bölmek için uygun koşullar yaratmayı başarabilmiştir...Pratik açıdan bölgesel yönetim, büyükelçilikler, Birleşmiş Milletler üyeliği ve benzeri diğer resmi formalitelerden yoksun bir devlet görüntüsündedir... İşte bu yüzden gerçekte Kürdistan, merkezi hükümetten bağımsız devlet içinde bir devlet gibidir. Artık tek Irak devleti tarih olmuştur! Onun için Kürdistan’ın Irak içinde devlet olma gibi bir gereksinimi yok, zira zaten bir devlettir... Dediğimiz gibi sorun, Irak Kürdistanı sınırları içinde bir Kürt devleti inşa etme meselesi değildir. Bu Kürt devletinin diğer ülkelerdeki Kürtlerle hiçbir ilgi ve alakası olmadığı konusu da değildir. Evet, konu kesinlikle bu değil. Zira Irak’ta kurulacak bir Kürt devleti, otomatikman bölgedeki Kürtlerin yoğun ve fırtınalı kıpırdanmaları ve hareketliliklerine neden olacaktır. Dolayısıyla kurulacak bir Kürt devleti, sadece Irak Kürdistanı ile sınırlı kalmayacaktır... Kurulacak bir Kürt devleti, özellikle Amerika ve onun Türkiye, İran ve Suriye’deki ajanlarına incitici bir darbe indirecektir. O yüzden herhangi bir politikacı, şuan uluslararası ve bölgesel konjonktürün ister Türkiye ister Irak isterse Suriye’de olsun bir Kürt devletinin kurulmasına elverişli olmadığını bilir. Ben, Barzani dâhil Kürt politikacıların bu durumdan bihaber olduklarını sanmıyorum. Tersine yukarıda da belirtildiği gibi mevcut koşullarda bir Kürt devletinin kurulması kartların yeniden karılması demektir. Özellikle de Kürt bölgesinde kontrolsüz kıpırdanmalara yol açabilir. Bu kıpırdanmalar, yukarıda dediğimiz gibi sadece siyasi ve manevi değil maddi hasara da neden olur. Onun için Barzani’nin referandum kararı mevcut koşullarda ülke çıkarına değildir... Bu, yukarıdaki deyişin ilk kısmıdır.

2- Barzani’nin referandum kararının arkasında hangi devlet vardır ve referandum kararı bu gücün çıkarınadır konusuna gelince, her şey apaçık ortadadır. Bu gücün kim olduğunu belirlemek o kadar zor olmasa gerek. Barzani, Amerika ve hempaları olan bölge devletlerinin muhalefetine rağmen Kürt devleti için bağımsızlık referandumu duyurusunda bulunamaz. Arkasında kendisini böyle bir karara teşvik eden, destek çıkan başka büyük bir güç olmazsa, uluslararası ve bölgesel bağımsızlık karşıtı güçler ile mücadele edebilecek kapasitede değildir. Taşı ve toprağı ile Kürdistan kartondan bir yapıdır, bu güçler özellikle Amerika karşısında dayanamaz. Irak’ta tek egemen güç Amerika’dır. Şüphesiz az önce de dediğimiz gibi Barzani’nin arkasında duran ve onu bu tip kararlar almaya teşvik eden büyük gücün İngiltere olduğunu anlamak o denli zor olmasa gerek. Barzani ailesi, Osmanlı devletinin sonlarından bu yana İngiltere’ye göbekten bağlıdır. Barzani, bu hempalığı babası Mustafa Molla Barzani’den devralmıştır. Amcası Ahmed Barzani ve İngilizlerin açık desteğiyle 1909-1914 yılları arasında Osmanlı devletine karşı silahlı Kürt isyanına önderlik eden Abdel Salam Barzani de İngiliz ajanıdır. Dolayısıyla Barzani ailesi, köklü İngiliz ajanıdır... Ülkelerin referandum kararına yönelik takındıkları pozisyonlara bir göz attığımızda, İngiltere’den alışık olduğumuz madrabaz ve düzenbaz üslubuna rağmen referandum kararına destek bildiriminde bulunduğunu görürüz.

Örneğin, destek bildiriminde bulunmak amacıyla İngiltere’nin Irak Büyükelçisi Frank Baker, 24 Ağustos 2017 tarihinde Barzani ile bir araya geldi. Bu görüşme trafiğini aktaran 24 Ağustos 2017 tarihli Rudaw gazetesine göre İngilterenin Bağdat Büyükelçisi Frank Baker, Başkan Mesûd Barzaniye, ülkesinin Kürdistan halkının sahip olması gereken haklarını ve alınan referandum kararını anladığını iletti.Diplomasi dilinde anlayış, açık çek anlamına gelir. Hiç bir şeyden söz etmeden İngiltere’nin pozisyonunu iletmek de ayrıca açık destektir. Yani İngiltere, Barzani’nin kararına yönelik olumlu duruş sergilemekte, hatta desteklemekte, Amerika ve bölgedeki Amerikan hempası ülkelerin muhalefetine rağmen kararında devam etmesini istemektedir.

Örneğin, “İngiltere’nin Ortadoğu ve Afrika İşleri ile İnsani Yardımlardan Sorumlu Devlet Bakanı Alster Bert’in Erbil’de Kürt yetkililer ile temaslarının ardından Kürdistan24’e konuşan Kürdistan Dış İlişkiler Sorumlusu Felah Mustafa, İngilterenin Kürdistan halkının referandumla ilgili kararına saygı gösterdiğini ifade etti.Ortadoğu ve Afrika İşleri ile İnsani Yardımlardan Sorumlu İngiltere Devlet Bakanı Alster Bert, birkaç hususta Kürt yetkililer ile temaslarda bulunmak üzere Pazar günü Erbil’e geldi. Kürtler, bağımsız Kürdistan için 25 Eylül’de referandum yapılması kararı almışlardı. Yapılacak referandum, bağımsız Kürt devletinin kuruluşu yönünde atılacak ilk adım olacaktır...” [05.09.2017 Kürdistan24]

Görüldüğü gibi Barzani’nin referandum kararının arkasındaki devlet İngiltere’dir...

3- İngilizlerin böyle bir karar aldırmalarındaki çıkarlarına gelince, bu olaylar silsilesidir. Şöyle ki İngiltere Başbakanı May, Amerikan seçimlerinden zaferle çıkan Trump ile hem temaslarda bulunmak hem de tebrik etmek amacıyla 26 Ocak 2017 günü hemen Washington’a uçtu... Görüşme sırasında Trump ve May karşılıklı övgüler düzdüler. Tabii her birinin amacı diğerinden farklıydı! O vakit Trump, İngiltere’den şunları yapmasını istemişti: Avrupa Birliği’ni parçalamak için adım atmak ki Avrupa bağlantısı nedeniyle birliği parçalayabilir. Aynı zamanda da özellikle Fransa ve Hollanda’da yapılacak seçimlerde birliği parçalayacak ortamı oluşturmak için çalışmak... May’in ise Trump’tan beklentisi şuydu: Birlikten çıktığı takdirde bazı ayrıcalıklar elde etmek için Trump ile yapacağı ticari anlaşmaları AB ülkelerine karşı yeni baskı aracı olarak kullanmak. Görüşme sırasında gerek Trump gerekse May, kendilerince gözettikleri amaca odaklanmışlardı. Alışılageldik İngiliz geleneği üzere May, ticari amacını çarpık yöntemler ile gizlemeye çalışsa da ancak diplomasi yoksulu Trump ve yaptığı net açıklamalar yüzünden May niyetini gizleyememiştir...

Fransa ve Hollanda seçimlerinde Avrupa Birliği yanlılarının zafer elde etmelerinin, Almanya’nın da Avrupa Birliği’ne güçlü destek ve yeterli ilgi vermesinin ardından Trump, İngiltere’nin amacının Amerika ile ticari anlaşmalar yapmak ve Avrupa Birliği’ni parçalama konusuna istenilen düzeyde ilgi vermediğini fark etti. Bu, Trump’ta infial yarattı. Bu infialden hareketle Trump, halen devam eden abluka ve ambargo yoluyla İngiltere’ye “Katar”da ölümcül bir darbe indirdi! 23 Temmuz 2017 tarihli soru-cevapta biz bunu şöyle açıklamıştık: “İngiltereye gelince, Başbakan Theresa May, 26 Ocak 2017de Washingtona bir ziyaret gerçekleştirdi ve Washington ile bir ticari anlaşma imzalamak için canhıraş çalıştı. Ki bu anlaşma, birliğin diğer ülkelerine birlikten çıkışlarına teşvik için bir model olacaktı. Böylece yeniden Amerikanın kuyruğuna takılan İngiltere, Trump yönetiminden oldukça memnundu. Ancak Avrupa Birliği yanlılarının, Fransa ve Hollanda seçimlerinden zaferle çıkmalarının ardından ABDnin Avrupa Birliğini parçalama umudu dumura uğradı. Ardından Avrupa Birliğini parçalama gidişatına İngilterenin öncülük etmesini isteyen Trumpın olumlu İngiltere bakışı da değişti. Paris ve Amsterdamda Brexitin tekerrür etmediğini görünce Amerika, İngilterenin uluslararası çıkarlarını kemiren ve Londrayı şoke eden eski günlerine tekrar geri döndü. Bu bağlamda Amerika, Libyada İngiliz çıkarlarını dikkate almaksızın ajanı Sisinin Haftere verdiği desteği artırmasını istedi. Amerikanın teşvikiyle ajanları, İslam ve Arap dünyasında İngiliz mızrak başı konumunda olan Katara benzeri şok edici baskı uyguladılar... İşte bütün bunlar nedeniyle sinir bozukluğu yaşayan Trump, Suudi Arabistan’a alelacele bir ziyaret gerçekleştirdi ve orada bir zirve düzenledi. Zirve sonrası Katar’a alınan boykot ve ambargo kararı ile İngiltere’yi kalbinden vurdu.

4- Bu yüzden İngiltere, bölgede Amerikan çıkarlarına parazit yapması gerekiyordu. Onun için İngiltere, referandum kararına başvurdu. Haliyle, Barzani de referandum çağrısında bulundu. Referandum çağrısı, Amerika ve ajanları için tedirginlik yarattı. İngiltere, Amerika’ya karışıklık çıkarmaktan öte bir şey yapamaz. Amerika ile açıktan mücadele edemez. Şuan Kürdistan’da olduğu gibi uygun koşullar seçer ve etkin ajan bulursa sadece karışıklık ve cızırtı çıkarabilir. İngiltere, Amerika ve devam eden silahlı eylemler nedeniyle Suriye, İran ve Türkiye’deki ajanları zorlu bir konjonktürden geçtikleri için kararında Barzani’nin sonuna kadar direnmesini yeğledi... İşte bu yüzden Barzani, referandum yapılması konusunda ısrar etmektedir. Öte yandan İngiltere de bağımsız Kürt devletine yol açacağını söyleyerek referandumu pazarlamaktadır. Her zamanki gibi madrabaz ve düzenbaz İngiltere için Kürtlerin çıkarları kendi çıkarları oranında umurundadır. İngilizlerin Kürt politikası, madrabazlıkla doludur!

Nitekim biz, 01 Nisan 2009 tarihli bir soru cevapta demiştik ki: “...Nitekim İngiltere de 1919 yılında Osmanlı korumasındaki Süleymaniyeye saldırması karşılığında Mahmut Hafide bir Kürt devleti sözü vermişti. Bunun üzerine o, oraya saldırarak Osmanlı kardeşlerini katletti ve onlardan kurtulanları da sürgün etti. Ardından İngiltere, sözünden döndü, dahası Mahmut Hafidi sömürgesi Hindistana sürgün etti. Aynı şekilde İngiltere, Osmanlı Devleti ile yapılan ve Halifenin heyetinin müzakereci durumunda olduğu 1920 yılındaki Sevr Anlaşmasında, Halife Muhammed Vahdettini tedirgin etmek için bir Kürt devletinin kurulmasına ilişkin bir maddenin konulmasında ısrar etmiştir. Daha sonra Mustafa Kemalin cumhurbaşkanı olarak atanmasını, Hilafetin sona erdirilmesini ve Mustafa Kemalin cumhuriyeti ile 1924de Lozan Anlaşmasının imzalanmasını başarınca İngiltere, Kürt devleti maddesinin konmasını reddetmiştir. Çünkü o, artık hedefini gerçekleştirmişti ki o, Hilafetin yıkılmasıdır. Dolayısıyla böyle bir şeyin istismar edilmesine gerek kalmamıştı. Nitekim İngiltere, amaçlarına ulaşıncaya kadar hem Kürt milliyetçiliği homurtularını hem de bölgedeki tüm milliyetçilik homurtularını tahrik etmiş ve tahrik ettiklerini istismar ederek Osmanlı Devletine karşı isyana ve başkaldırmaya teşvik etmişti. Ardından da kendisi ile işbirliği yapanları kaldırıp atmış veya sözde yöneticiler ve liderler olarak atamasıyla onları birer ajan olarak kullanmıştır... İşte madrabaz ve düzenbaz İngiltere budur...

5- Dolayısıyla Barzani, devlet özlemine kavuşmak için 25 Eylül 2017’de yapılması öngörülen referandum konusundaki ısrarcı duruşunu koruyor! Barzani, içerideki bazı Kürtler dâhil uluslararası ve bölgesel güçlerin referandum karşıtı pozisyonlarına aldırış etmeyerek yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Erbil’i bu karardan caydırmak için girişilen onca uluslararası ve bölgesel çabalara rağmen Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Çarşamba günü 25 Eylül’de yapılması planlanan bağımsızlık referandumunun ertelenmesi yahut iptal edilmesinin söz konusu olmadığını yineledi. Bağdat’taki merkezi hükümet ise yapılacak referandumu ve sonuçlarını tanımayacağını söyledi. Kürdistan Referandum Yüksek Kurulu, bölge lideri Mesut Barzani başkanlığında yaptığı toplantıda, Kürt heyetinin referandum konusunu görüşmek için Bağdat’ta yaptığı son ziyaretin ve yine Barzani’nin evvel ki gün James Mattis ile yaptığı görüşmelerin sonuçları hakkında görüşme yaptı. Barzani’nin Danışmanı, “Bir dakika bile olsa referandum asla ertelenmeyecek ve referandum belirlenen tarihte yapılacaktır” dedi. [2 Zilhicce 1438 / 24 Ağustos 2017 Dubai- El Arabiya] Oysa uluslararası ve bölgesel güçler, açıkça ve net bir şekilde referanduma karşı olduklarını söylediler:

A- Daha ilk günden Amerika, Barzani’nin 07 Haziran 2017 günü bağımsız Kürt devleti kurulması için 25 Eylül’de referandum yapılacağı açıklamasının kabul edilemez olduğunu söyledi. ABD Başkanı Donald Trump’ın Uluslararası IŞİD’le Mücadele Koalisyonu Özel Temsilcisi Brett McGurk, Bu ortamda söz konusu bölgede referandum yapmanın yıkıcı sonuçları olabilir. Biz Eylül ayında referandum yapılmasının iyi bir fikir olduğunu düşünmüyoruz. Çünkü belirlenen tarihte referandum yapmak özellikle tartışmalı bölgelerde gözle görülür bir istikrarsızlığa yol açacaktır “ dedi. [08.06.2017 AFP]

11 Ağustos 2017 günü Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesûd Barzani’yi arayan ABD Dışişleri Bakanı Tillerson da 25 Eylülde yapılacak olan bağımsızlık referandumunun ertelenmesini ve Bağdatla diyalog yolunun devam etmesini istedi...22 Ağustos 2017 günü Savunma Bakanı James Mattis de Irak Başbakanı El Abadi ile temaslarda bulunmak üzere Bağdat’a gitti. Ardından Erbil’e geçip Barzani ile görüştü. 23 Ağustos 2017 günü de bölgedeki etkin aktörü Erdoğan Türkiye’sini harekete geçirmek için Ankara’ya geçti.

B- Amerikan hempaları olan bölge ülkeleri de referandum karşıtı tavır aldılar... Irak Hükümet Sözcüsü Saad El Hadisi yaptığı yazılı açıklamada Irakta herhangi bir taraftan gelecek her türlü adımın anayasaya dayalı olması gerekir.dedi. Hadisi, Irak anayasal olarak tam egemenliğe sahip, demokratik ve federal bir ülkedir... Hiçbir taraf diğerlerinden ayrı olarak ve tek başına Irakın geleceği için karar veremezifadelerini kullandı.” [09.06.2017 Al Hurra]

Türkiye de ilk günden Kürt yetkililerin bağımsız Kürdistan referandumu düzenleneceği açıklamasına karşı olduğunu bildirdi. Dışişleri Bakanlığı konuyla ilgili yazılı bir açıklama yaparak, bunun “vahim bir hata” teşkil edeceğini açıkladı. “Irakın toprak bütünlüğünün ve siyasi birliğinin muhafaza edilmesi Türkiyenin Irak politikasının temel ilkelerinden biridir.” dedi.” [09.06.2017 Al Hurra] ABD Savunma Bakanı Mattis ile görüşmesi sonrası açıklama yapan Erdoğan da Referandum kararı yanlış bir karardırdedi. [24.8.2017 El Cezire]

Referandum ilanından kısa bir süre sonra 11 Haziran 2017 Cumartesi günü İran’dan yapılan açıklamada, 25 Eylül’de yapılması planlanan Kürdistan bağımsızlık referandumuna şiddetle karşı oldukları, Tahran’ın açık bir şekilde Irak’ın toprak bütünlüğünden yana olduğu belirtildi. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi yaptığı açıklamada, Tek taraflı verilen bu kararın Irak Anayasasında yeri bulunmamaktadır. Karar, Irakın mevcut durumunu istenmeyen bir aşamaya getirerek, yeni sorunların yaşanmasına sebep olacaktırifadelerini kullandı. [15.06.2017 http://afkarhura.com] 7 Eylül 2017 günü afkarhura sitesi, İran İslami Danışma Meclisi Başkanı’nın açıklamasını yayınladı. Açıklamada İslami Danışma Meclisi Başkanı’nın Uluslararası İlişkiler Özel Yardımcısı Hüseyin Emir Abdul Lehyan, Irak Kürdistan referandumu yeni sorunlar oluşturacaktır...dedi.

Hatta Goran Hareketi ve Celal Talabani’nin partisi Kürdistan Yurtseverler Birliği dâhil Kürdistan içindeki Amerikan hempaları bile Barzani’nin referandum ilanına karşı çıktılar. Goran Hareketi Grup Başkanı Hoşyar Abdullah, Goran Hareketi referanduma ilişkin pozisyonunu koruyor. Referandum kararının zamanlaması yanlıştır. Bu gündem Mesûd Barzaninin partisel ve kişisel gündemidir. Kürdistan Demokrat Partisi piyon değil bir aktördürşeklinde konuştu. [05.08.2017 Elaph sitesi] Talabani’nin partisi Kürdistan Yurtseverler Birliği üyesi olan Irak Cumhurbaşkanı Fuad Masum da yaptığı açıklama ile referandumu reddetti: Cumhurbaşkanlığı koltuğuna Kürt seçmenlerin oyları ile geliniyor. Cumhurbaşkanlığı koltuğu, Kürt kanlarından bir damlasına ve onların fedakârlıklarına asla eşdeğer olamaz. Kürt halkı, Masumadevletlerinin kuruluş rüyasına dokunmasına izin vermeyecektir. Gerekli yanıtı sandıkta verecektir.Kürdistan Demokratik Partisi tarafından yapılan açıklamada ise, Masum tarafından bu açıklama çok tehlikelidir. Referandum sonuçlarına engel olmak ve itibarını düşürmek isteyen dünya ülkeleri için kötü bir mesajdır.denildi. [05.08.2017 Elaph sitesi]

Uluslararası ve bölgesel güçlerin muhalefetlerine rağmen Barzani’nin referandum konusunda ısrar etmesi, yukarıda da belirtildiği gibi bir dakika bile olsa referandumun kesinlikle ertelenmeyeceğinden dem vurması, İngilizlerin sevk ve idaresi nedeniyledir. Yukarıda olayların akışına bir göz atarken bunu açıkladık.

6- Amiller farklı olsa da referandum olayına göz attıktan sonra şimdi referandum konusu ile ilgili beklentilere cevap verebiliriz... Yukarıda açıkladıklarımız doğrultusunda büyük olasılıkla konuya ilişkin mesele şu şekilde olacaktır:

- Her halükarda uluslararası anlamda bir Kürt devletinin kurulması beklenmiyor. Çünkü Amerika’nın Irak politikası, Irak’ın bölgesel yönetimleri merkezi hükümete pamuk ipliği ile bağlayan Federal bir devleti olarak kalmasıdır. Diğer bir deyişle gerçekte Irak’taki idari yapı bölünmüş olarak kalacak, resmi açıdan ise Irak Federal Devleti adı altında hayatını sürdürecektir... 2003 yılındaki Amerikan işgalinden bu yana ABD’nin Irak politikası işte budur. İşgal sırasında bile Amerika, resmi devlet statüsüne büründürmeksizin Irak’ı bölme ve parçalama fitnesini hep taşımıştır. Bunun için sadece uygun zaman kolluyordu. İşgal sonrası Amerika’nın Irak yöneticisi Bremer, federal Irak anayasası belirledi. Böylece güçlü merkezi yönetime sahip tek bir devlet tarih olmuş, bölgesel yönetimlerin merkezi hükümetten daha güçlü olduğu kırılgan federal devlet yapısı yerini almıştı! Böylelikle Irak, Amerika istediği takdirde ve çıkarı doğrultusunda resmen devletlere bölünmeye hazır bir pozisyona gelmişti... Şuan ki Amerikan projesi ise, merkezi hükümete pamuk ipliği ile bağlı federal Irak devleti kurmaktır... 12 Ağustos 2014 tarihinde yayınladığımız bir soru cevapta şöyle demiştik: 2003 yılında Irakı işgal eden Amerika, işgal sonrası Irakı parçalama çalışmalarını kesintisiz sürdürmektedir. Mezhepçilik ve ırkçılık temeline dayalı Bremer anayasası, mezhepçilik ve ırkçılık kotası getirdi... Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı ve Başbakanı birbirinden ayırdı. Başbakan yürütme yetkisine sahip olduğu için ve Bremer de başbakanlığı mezhepçilik makamı kıldığı için haliyle başbakanlık, diğer makamlara nazaran provokasyon ve ajitasyona uygundur... Aynı anayasa, bölgesel federal yönetimleri kabul eder. Bölgesel hükümetlerin yetkileri güçlüdür. Bu nedenle Amerika, Irakı bölgesel yönetimlere bölmek için uygun koşullar yaratmayı başarabilmiştir...

Binaenaleyh mevcut Amerikan politikasına göre Irak devletlere bölünmeyecek, tersine şeklen tek devlet olarak kalacak, pratikte ise bölünmüş gevşek federal bir devlet yapısında olacaktır. Bu yüzden mevcut koşullarda Irak’ı yasal devletlere bölme düşüncesi uzak bir ihtimaldir. Aksine Bremer projesi doğrultusunda Irak, en azından öngörülebilir gelecekte realitede federal bir devlet olarak kalacak, bölgesel yönetimler de merkezi hükümetten daha güçlü olmaya devam edecektir...

B- Referandumun ilanı, Katar ablukası yüzünden krize giren İngiltere’ye nefes aldırmak için bir İngiliz buyruğudur. Bu nedenle eğer Amerika, Katar’a uygulanan ambargonun kaldırılması için işbirliği yapar yahut itibar kaybına uğramayacak şekilde hafifletirse referandum iptal edilecektir...

C- Amerika isterse referandumu iptal da edebilir. Çünkü Irak’ta egemen tek güçtür. Doğrudan kendisi yapabileceği gibi Kürdistan’daki hempaları olan Kürt güçlerini, İran ve Türkiye’yi bölgesel yönetime karşı daha doğrusu Barzani’ye karşı seferber ederek de yapabilir. Tabii fiziksel baskı kullanmak gerekiyorsa. İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakiri, 1979 yılındaki İran devriminden bu yana ilk kez Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştirdi. 15 Ağustos 2017 günü gerçekleşen bu ziyaret 3 gün sürdü. Bakiri’yi Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde konuk eden Cumhurbaşkanı Erdoğan ile aralarındaki görüşme, Anadolu Ajansı’nın da belirttiği gibi, 50 dakika sürdü. Bu da bu ziyaretin önemini göstermektedir. İRNA ajansının bildirdiğine göre İran Genelkurmay Başkanı’na Kara Kuvvetleri Komutanı ve Sınır Muhafızları Komutanı’nın yanı sıra çok sayıda üst düzey askeri komutanlar da eşlik etmiştir. İran Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Bakiri’nin Türkiye’ye yönelik ziyaretini ve Türk mevkidaşı ile yaptığı görüşmeyi değerlendiren İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi, Bu ziyaret iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir aşamanın başlangıcıdır...dedi. [21.08.2017 İran Mehr ajansı] Bu ziyaretin, gerektiğinde referandumu iptal etmek ya da işe yarar sonuçlarını ortadan kaldırmak amacıyla Kürdistan’a düzenlenebilecek bir askeri operasyonu koordine etmek için olması olasıdır... İran Genelkurmay Başkanı’nın ziyaretinin hemen akabinde 23 Ağustos 2017 günü ABD Savunma Bakanı’nın Ankara ziyareti bu olasılığı güçlendirmektedir...

D- Eğer Amerika, (C) şıkkından doğabilecek yoğun kargaşadan korkarsa, etkili ya da işe yarar bir sonucu olmaksızın ve bağımsızlığa da götürmezse referanduma engel olmayabilir...

7- Son olarak sömürgeci kâfirlerin, Arap ve Acem Müslümanları kardeş kılan İslam bağını Müslümanların hayatından dışlayıp yerine onları tuz buz yapan kokarca bağları ve yıkıcı unsurları koyması gerçekten acı vericidir. Müslümanlar arasındaki savaşlar gün geçtikçe yayılıyor, kardeşlik yok oluyor!

Milliyetçilik, ümmetin bünyesi yıkan bir ögedir. Dün İslam devletini yıkmıştı. Bugün de elinden geldiğince sömürgeci kâfir, ümmetin geri kalan varlığını yıkmak için bu unsuru kullanmaktadır... Bu unsur yüzünden bugün İslam dünyası büyük güçlerin çatışma sahası haline gelmiştir. Milliyetçilik yüzünden Müslüman kanı akıtılıyor, kardeşler birbirlerinin boyunlarını vuruyorlar! Oysa İslam’a göre bunlar haramdır. Müslümanlar bir ve kardeştir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاءً فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا وَكُنتُمْ عَلَىٰ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ النَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَHep birlikte Allahın ipine (Kurana) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allahın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte Onun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.” [Ali İmran 103] Yine Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌMüminler ancak kardeştir[Hucurat 10] Ayrıca İslam’a göre tüm ırkçılık türleri de haramdır: Milliyetçilik, Ulusalcılık, Kabilecilik gibi...Amr b. Dinar’dan rivayet edildiğine göre

قَالَ: سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللهِ يَقُولُ:كُنَّا فِي غَزَاةٍ، فَكَسَعَ رَجُلٌ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ رَجُلاً مِنَ الأَنْصَارِ، فَقَالَ الأَنْصَارِيُّ: يَا لَلأَنْصَارِ، وَقَالَ الْمُهَاجِرِيُّ: يَا لَلْمُهَاجِرِينَ، فَسَمَّعَهَا اللهُ رَسُولَهُ قَالَ: مَا هَذَا؟ فَقَالُوا: كَسَعَ رَجُلٌ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ رَجُلاً مِنَ الأَنْصَارِ، فَقَالَ الأَنْصَارِيُّ: يَا لَلأَنْصَارِ، وَقَالَ الْمُهَاجِرِيُّ: يَا لَلْمُهَاجِرِينَ، فَقَالَ النَّبِيُّ: «دَعُوهَا، فَإِنَّهَا مُنْتِنَةٌ “Ben, Cabir ibn Abdullahı şöyle derken işittim: Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ile bir harbe katılmıştık. Muhacirler arasında son derece şakacı olan bir adam vardı. Bu kişi Ensarlı bir zatın poposuna eliyle vurdu. Ensarlı bu duruma müthiş bir şekilde kızdı. Neticede hem Ensarlılar hem de Muhacirler toplanmaya başladı. Ensarlı: Yetişin ey Ensar !Muhacirlerden olan da Yetişin ey Muhacirler!diye bağırıyordu. Bunun üzerine Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Ne oluyor ?diye sordu. Oradakiler: Muhacirlerden olan Ensar’dan olanın poposuna eliyle vurdu. Ensarlı Yetişin ey Ensar !Muhacirlerden olan da Yetişin ey Muhacirler!diye bağırdı dediler. Bunun üzerine Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem: Bırakın onu, çünkü o çürüktür.buyurdu. [Buhari]

Ebi Miclez, Cündüp ibn Abdullah El Behili’den rivayet ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

مَنْ قُتِلَ تَحْتَ رَايَةٍ عُمِّيَّةٍ، يَدْعُو عَصَبِيَّةً، أَوْ يَنْصُرُ عَصَبِيَّةً، فَقِتْلَةٌ جَاهِلِيَّةٌ“Kim körü körüne çekilmiş (ummiyye) bir bayrak altında savaşır, asabiyet (ırkçılık) için gazaplanır veya asabiyete çağırır veya asabiyete yardım ederse, cahiliye ölümü ile ölmüş olur.” [Muslim]

Yüzlerce yıl Müslümanlar, İslam kardeşliği bütününde dinleriyle izzetli, Rableriyle güçlü idiler. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in ashabından olan Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Selman El Farisi ve Bilal Habeşi, Allah’ın kardeş kulları olarak Allah yolunda cihat etmişlerdir... Arap olan Ömer, Kudüs’e bir Fatih olarak girmiş, Kürt olan Selahaddin de Kudüs’ü Haçlılardan kurtarmış, Türk olan Abdülhamid de Kudüs’ü pis Yahudilerden korumuştur... İşte Müslümanlar böyle izzetli idiler. Hazır bulunup kulak kabartan kimseler de böyle olmaları gerek.

إِنَّ فِي هَٰذَا لَبَلَاغًا لِّقَوْمٍ عَابِدِينَŞüphesiz bunda Allaha kulluk eden bir toplum için yeterli bir mesaj vardır.[Enbiya 106]

 H.18 Zilhicce 1438
M.09 Eylül 2017

Devamını oku...

ABD’nin Afganistan Stratejisi

Soru Cevap

ABDnin Afganistan Stratejisi

Soru:

15 Ağustos 2017 tarihinde Taliban, ABD Başkanı Trump’a yazdığı açık mektupta ülkeye ilave asker göndermek yerine mevcut Amerikan birliklerini Afganistandan tamamen geri çekmesi için bir çağrı yaptı. Taliban, ABD Başkanı Donald Trumpa Amerikan askerlerini Afganistandan tamamen çekmesi için bir çağrıda bulundu. Açık mektupta ABD Başkanını Washington karşıtı bu ülkeye ilave asker göndermemesi konusunda uyardı...[Kaynak: 15.08.2017 Novosti, RT, Russia Today] Bu, Afganistan için yeni strateji planları olan Trumpa bir cevap niteliğindedir. Beyaz Saray yetkililerince yakında bu yeni stratejinin hazır olacağı ile ilgili yapılan açıklamalar artarken, Taliban, bu yeni strateji gereği ülkeye ilave asker gönderilmesinden korkuyor. Söz konusu site, 10 Ağustos 2017 günü Trumpın gazetecilere yaptığı açıklamada “Kendi idaresindeki yönetimin, Afganistanla ilgili karar vermeye oldukçayakın olduğunu ifade etmişti. Devamla şunları kaydetmişti: Bu, benim için önemli bir karardır. Ben, kaos devraldım ve biz bu kaosu önemli ölçüde azaltmak için çaba sarf ediyoruz...Tüm bunlar, Amerikanın Afganistan için yeni strateji geliştirme konusunda ciddi olduğu anlamına mı gelir? Yeni stratejinin içeriğinde ilave asker göndermek ya da ilave asker göndermeden Afganistanda Pakistan veya Hindistana aktif rol vermek konuları da var mı? Allah mükâfatınızı artırsın.

Cevap:

Evet, Afganistan stratejisini bugün Amerika’nın ciddi şekilde gözden geçirdiğini söyleyebiliriz. Belki bu strateji ABD’yi Afganistan’a müdahalenin “son aşaması” diyebileceği bir pozisyona sokabilir... Şüphesiz Trump, Afganistan’daki Amerikan birliklerinin komutanına öfkelidir. 03 Ağustos 2017 tarihinde Reuters, Amerikan Başkanı Trump ile Washington’daki askeri yetkililer arasında gerçekleşen toplantıda fırtınalar estiğini bildirdi: Toplantıda Trump, Savunma Bakanı James Mattis ve Genelkurmay Başkanı General Joseph Dunforda savaşı kazanamadığı için ABDnin Afganistan Kuvvetleri Komutanı Orgeneral John Nicholsonun istifasını düşünmeleri gerektiğini söyleyince aralarında soğuk rüzgârlar esmeye başladı.Haliyle, Trump, ABD’nin Afganistan savaşına ilişkin kaygı ve şüphelerini dile getiriyor. Obama yönetimi de ABD’nin Afganistan stratejisini gözden geçirerek stratejide bazı tadilatlar yapmıştı. Ancak bugün Trump yönetiminin Afganistan stratejisini gözden geçirmesinin, Amerika için uluslararası sorunların düşvar olduğu ve dünyada prestijinin sarsıldığı bir konjonktürde cereyan etmiş olması nedeniyle özel bir anlamı var. Bunu şu şekilde daha da ayrıntılandırabiliriz:

Birincisi: Amerika, oğul Bush yönetimini çepeçevre kuşatan yeni muhafazakârların motivasyonu ile 11 Eylül saldırılarına misilleme bahanesiyle 2001 sonlarında Afganistan’a savaş ilan etti. İki yıldan az bir zaman sonra da Irak’a saldırarak işgal etti. Ancak bataklığa saplandı ve bataklıktan çıkış için balıklar gibi çırpınmaya başladı. Irak’ta bataklığına saplanan Amerika için Afganistan savaşı birazcık gözden düştü, önemi azaldı. Irak ve Irak direnişi Bush ve ardından Obama yönetiminin kafasını kurcalayan öncelikli konu haline gelince Amerika’nın bütün çabaları Irak bataklığından çıkış konusuna fokuslandı. 2011 sonlarında Obama yönetimi, Irak’tan bütün muharip birlikleri geri çekince, Amerika, Çin’in yükselişi ile başa çıkmak için yeni bir strateji geliştirdi. Çin’in yükselişi ile mücadele Obama’nın ikinci dönemine damgasını vurdu. Bu yeni stratejisi mutfakta pişirilip servis edilmeden önce daha doğrusu, hazırlanıp billurlaşması sırasında Amerika, Arap dünyasında özellikle Suriye’de Arap Baharı devrimleri karşısında nüfuzunun sarsıldığına tanık oldu. Bu yüzden hem Arap dünyasındaki özellikle Suriye’deki devrimlerin riskleriyle hem de Uzakdoğu’da Çin’le mücadele ederek enerjisini iki cepheye böldü. Çin ile mücadele gereği Çin’in yapay adalarının kabul edilemez olduğunu söyledi. Japonya’nın askeri gücünü yeniden yapılandırmak için çalıştı ve Kuzey Kore’ye şantaj yaptı. Bu gerçeklik ve Afganistan’daki Amerikan kayıplarının orta düzeylerde seyretmesi nedeniyle Afganistan savaşı Amerikan gündeminden düştü. Gündemden düşmesi tamamen ihmal edildiği anlamına gelmez. Sadece Amerika’nın gündeminde yeni önceliklerin olduğu gerçeğini ortaya koyar.

İkincisi: 16 yıl gibi süren uzun Afgan savaşı sırasında Amerikan birlikleri ve NATO güçleri, Afgan direnişinin, birinci derecede de 2001 yılında Amerikan operasyonu ile yönetimden uzaklaştırılan Taliban’ın kökünü kazımakta fiyaskoya uğradılar diyebiliriz. Afganistan’daki ajanlarının istikrarı için geliştirilen tüm Amerikan seçeneklerinin de keza başarısız olduğunu söyleyebiliriz. Direnişi durdurmak amacıyla Afganistan’a davet edilen Hindistan’ın yanı sıra Pakistan’daki ajanlarının, Afganistan’da Amerikan kayıpları baskısını hafifletmek için Veziristan ve diğer bölgelerde yürüttükleri operasyonlar da pek fazla fayda etmemiştir. Taliban ile barış çabalarında da hiçbir ilerleme olmamıştır. O yüzden 16 yıllık savaşın ardından ABD’nin Afganistan’daki vaziyeti çok korkunç görünüyor. Taliban, Kabil’deki ajan hükümetin hiçbir nüfuzunun olmadığı Afganistan’ın geniş bir bölgesinde alabildiğinde pupa yelken hareket ediyor. Amerikan birliklerinin güvenliğini sağlamakta başarısız oldukları başkent Kabil dâhil olmak üzere Afganistan’ın birçok yerinde güçlü ve ürkütücü saldırılar yapıyor. Hatta Amerikan askerlerine karşı girişilen pek çok saldırının kaynağı, Washington’un eğittiği Afgan ordusu içindeki askerlerdir. Görüldüğü gibi ABD’nin Afganistan seçenekleri iyice daralmıştır.

22 Mayıs 2017 tarihinde Carnegie Foundation tarafından yayınlanan raporda bugün Afganistan gerçeği ve riskleri şu sözlerle dile getiriliyor: “Ancak şu iki bileşen, Afgan rejiminin zayıflığı ve Talibanın denetimsiz dirilişi, Afgan hükümeti ve devletinin feci şekilde çöküşüne neden olabilir. Tekrar kaos ya da terörist grupların dirilişine yol açabilir.Raporda, Afgan savaşının Amerika’ya yıllık 23 milyar dolara mal olduğu için değil çözüm seçeneklerinin tükenmiş olması nedeniyle Afgan savaşının sona ermesi gerektiği vurgulanıyor.

Obama döneminde Amerikan askerlerinin çoğu Afganistan’dan ayrıldı. Ancak bu ayrılış, zafer ya da herhangi bir ilerlemenin ürünü değildir. Şuan Afganistan’da 3 bin NATO gücü destekli yaklaşık 10 bin ABD askeri ve 20 bin de özel şirketlere ait paralı askerler var. ABD askerlerince boşaltılan askeri üsleri hızlı bir şekilde Taliban ele geçirmiştir. Sayısının çokluğuna ve ABD’nin eğitim çabalarına rağmen öyle görünüyor ki ajan Afgan hükümeti ordusunun başkent Kabil dışında hiçbir etkinliği yok. Askeri açıdan vaziyet budur.

Üçüncüsü: Politik açıdan ise Amerika, Afganistan’daki seçeneklerinin giderek tükendiğini ve Hindistan seçeneğinin de iflas ettiğini fark etmesinin ardından Afganistan’daki kukla Amerikan yönetimine entegre etme umuduyla Taliban ile müzakere yoluna başvurdu. Taliban liderlerini müzakereye sürüklemek için de Pakistan yönetimindeki ajanlarını kullandı... Ancak bütün bu girişimler fiyaskoyla sonuçlandı. Hem politik hem de askeri açıdan Amerika, Afganistan konusunda hiçbir başarı elde edemedi. Kaldı ki Afganistan mevzusuna ilişkin sınırlandırılmış bir planı da yok. Sınırlandırılmış bir plandan yoksun olduğu için de eleştiri oklarına maruz kaldı. “Interfax haber ajansı, Perşembe günü Rus Dışişlerindeki bir kaynaktan aktardığına göre “ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Afganistan karşısında net bir politika geliştirememesi, ülkedeki belirsizlik ve istikrarsızlık için ek bir faktör teşkil etmektedir. Afgan devletinin direnç boyutu, NATO üyesi ülkelerin Afganistandaki askeri varlıklarına ilişkin pozisyonları ve genel boyutuyla da ülkedeki durumun iyileşme umutları kuşkusuz bu politikaya bağlıdır...[03.08.2017 Russia Today]

Dördüncüsü: Görüldüğü gibi Amerika, Afganistan’da derin bir buhran ve seçenek kısırlığı yaşamaktadır. Amerika için Afgan savaşını tamamen sona erdirmek olanaksız olsa da ancak ekonomik ve askeri enerji sarfiyatını durdurmak için Afgan savaşının hararetini düşürmek zorundadır. Bu nedenle bazı ABD’li komutanlar, Taliban hareketine karşı zafer elde etmek için ilave asker göndermenin kaçınılmaz olduğunu düşünüyor. Trump ise ilave asker talebine onay vermesi için kısa süreli zaman çizelgesinin yanı sıra net ve konkre sonuçları bir ön koşul olarak görüyor. 16 yıllık acı Afganistan deneyimleri göz önünde bulundurulduğunda askerlerin böyle bir şey sunmaları imkânsız. Fakat teorik açıdan bu seçenek olasıdır. Olası kılan husus, Trump’ın salyasıdır. Trump, Amerikan tahminlerine göre 1 trilyon değerindeki Afganistan doğal maden kaynaklarına salya akıtıyor. Artı Afganistan, Orta Asya petrol koridoru gibi stratejik bir konuma sahiptir. 26 Temmuz 2017 tarihinde Düstur gazetesinin New York Times’dan bildirdiğine göre Beyaz Saray, olasılıkları keşfetmek için Afganistana Özel Temsilci göndermeyi düşünüyor. Özel Temsilci maden yetkilileri ile bir görüşme yapacak. Geçen hafta Beyaz Saray, Afganistan politikası hakkında giderek artan serkeş bir tartışmanın içine çekilirken, Trumpın üst düzey üç yardımcısı, azrak toprak minerallerini çıkarma olasılığını görüşmek üzere American Elements şirketinin üst düzey yöneticilerinden Michael N. Silver ile bir araya geldi.Ancak ilave asker gönderme seçeneğinin yanı sıra bu madenlerin çıkarımını olası kılmak için demiryolları ve yollar gibi Afganistan altyapısına yatırım yapmak, Başkan Trump’ın zihniyetine ticari anlaşmalar egemen olsa da güvenli bir seçenek değildir. Çünkü olası madenler, Taliban kontrolündeki topraklar içine düşüyor...

Buna göre büyük olasılıkla Trump yönetimi, kukla hükümeti korumak ve çöküşünü önlemek için Amerikan birliklerinin Afganistan’daki askeri üslere geri çekilmelerini yeğleyecektir. Yanı sıra Hindistan’ın iflasının ardından Pakistan’ın yeniden Afganistan’a dönmesi için büyük çaba harcayacaktır. Bütün bunları Taliban’ı Kabil’deki Amerikan politik rejime entegre olmasına ikna etmek ve Afgan devrimini durdurmak için yani en uzun Amerikan savaşını bitirmek için yapacaktır... Dolayısıyla Amerika, askeri varlığını sadece tehlike anında seferber olacak şekilde askeri üslere dönüştürerek Afganistan savaşının maliyetini azaltmayı umut ediyor. Böylelikle Afganistan’daki askeri üsleri, Körfez bölgesindeki askeri üsleri gibi olacaktır. Buna ek olarak Taliban ile bağlarını koparmayan Pakistan’daki ajanları ile de işbirliği yapacaktır. Taliban’ı Pakistan kapısı üzerinden Amerikan koşullarına ikna etmek için yeniden canlılık kazandırması ve güven inşa etmesi olasıdır. Daha önce Obama Amerika’sı, Pakistan’daki ajanlarını başarılı bir şekilde kullanmıştır. Afgan hükümeti, cemaat lideri Gulbeddin Hikmetyar yokluğunda ülkenin en büyük ikinci militan grubu ile bir anlaşmaya varmıştır. Silahlı grubun temsilcileri Devlet Başkanı Eşref Gani ile bir anlaşma imzaladılar.[22.09.2016 BBC] Bu, Taliban konusunda Pakistan’ın özellikle de barış ve Kabil’e dönüşü sonrası Hikmetyar’ın istihdam edilmesi için Amerika’yı yüreklendiriyor. Hikmetyar, politik sisteme entegre için Taliban’a bir çağrıda bulundu. Afganistan Hizb-i İslami Partisi lideri Gulbeddin Hikmetyar, Talibanı Afgan hükümeti ile barış yapmaya davet etti. Kabilde toplanan taraftarlarına seslenen Hikmetyar, yabancı güçleri barışçıl yollarla ülkeden çıkarmak için Talibana işbirliği çağrısında bulundu.[06.05.2017 el-Cezire]

Beşincisi: Amerika’nın Çin Havzası’nda büyük tehlikelerle karşı karşıya kalması, özellikle Kuzey Kore ile gün be gün artan gerginlik yaşaması, Suriye’de olası risklerin devam etmesi, ayrıca ekonomiyi yeniden canlandırma politikalarının çuvallaması, öbür yandan Amerikan ordusunun Afganistan’da tükenmişlik sendromuna girmesi, zafer umudunun tarih olması, Hindistan’ın Afganistan düzeyindeki rolünün iflas etmesi ve Hikmetyar’ın ülkeye dönüşü ile umutların yeniden yeşermesiyle öyle görünüyor ki Amerika, savaşla gerçekleştiremediklerini barışçıl bir yöntemle gerçekleştirmeyi umut ediyor. Bu yüzden Pakistan’ın Afganistan’daki rolünün tekrar aktifleştirilmesine ve ister yurtiçinde isterse Afganistan sınırında olsun Pakistan operasyonlarının hafifletilmesine karar verdi. Yeni Pakistan Silahlı Kuvvetleri Komutanı Bajwa döneminde yaklaşık sekiz aydır Pakistan sahnesi, selefi Rahil Şerif’in Afganistan sınırında teröristler diye adlandırdıklarına düzenlediği Zarbı Azap operasyonları gibi korkunç operasyonlara maruz kalmamıştır. Aksine Orgeneral Bajwa komutanlığı döneminde Keşmir sınırında Pakistan ile Hindistan ordusu arasında hafif çaplı çatışmaların yaşandığı duyuluyor. Hiç şüphesiz bu da onun hem iç kamuoyunda hem de Taliban liderleri düzeyinde kabul görmesini artırıyor. 

Ayrıca Pakistan Silahlı Kuvvetleri Komutanı Bajwa, IŞİD ile mücadele başlığı altında Afganistan’a işbirliği elini uzatmak için çalışmıştır. Yani “terörle mücadele” konseptinin dümeni, Taliban ve Veziristan’daki mücahitler ile savaştan tekrar IŞİD tarafına çevrilmiştir. Bu eğilim Afgan hükümeti ve önceki Silahlı Kuvvetler Komutanı Rahil’e kin besleyen Pakistan aşiretlerini de kapsıyor. Oysa Bajwa’nın Afganistan Talibanı ile yaptığı görüşmelerdeki gizem çok daha tehlikelidir. “Pakistan Silahlı Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Qamar Javed Bajwa, iki komşu ülke arasındaki ikili ilişkilerde yaşanan nadir bir gelişme olarak IŞİD buhranı ile mücadelede Afganistan’a “güvenlik işbirliği” elini uzattı. Orgeneral Bajwa’nın Afganistan ile güvenlik işbirliği başlatma gayreti, Cuma günü Vadi Kurram’da bir dizi aşiret liderleri ile yaptığı toplantı sırasında gündeme geldi. (Vadi Kurram, Pakistan’da Afganistan sınırı yakınında federal yönetilen kabile alanlarında yer alan bir yönetim birimidir.) Pakistan Silahlı Kuvvetler Komutanı, Kabil ile ikili ilişkilerde yaşanan bu nadir gelişmenin bir gereği olarak iki ülke vatandaşlarına Birlik ve Teyakkuzçağrısında bulundu. Kurram Vadi’si kabileleri ile yaptığı görüşme sırasında Biz bu tehdide karşı hazır, birlik ve uyanık olmak zorundayız. dedi. [01.07.2017 El Haliç Online]

Afganistan Devlet Başkanı tarafından Suudi Arabistan’da gerçekleşen Trump zirvesi sonrası yapılan barışçıl açıklamalar da Amerika’nın Afgan mücahitlerini özellikle Taliban’ı ekarte etmekte başarısız olduğunu teyit eder. Afgan Devlet Başkanı zirve sonrası yaptığı açıklamada Ve en önemlisi, Afgan hükümeti barış istiyor. Taliban seçim yapmak zorundadır. Barışı seçtikleri takdirde siyaset ve hukuk yoluyla istedikleri her şeyi elde edeceklerdir. Talibanın teröristlerden uzak duracağını umuyoruz.demişti. [25.05.2017 Şarku’l Avsat] Bu, Amerika’nın Taliban’ı terörle mücadele politikası kapsamı dışında tuttuğuna, hatta bu savaşta Afgan hükümeti ile aynı safta yer alması gerektiğine, sonra eğer Amerikan birliklerinin Afganistan’dan tamamen çıkmasını istiyorsa, bunun savaş değil barış yoluyla olabileceğine dair Taliban’a verilmek istenen bir mesajdır.

Altıncısı: Ezcümle Başkan Trump’ın Afganistan stratejisinin gözden geçirilmesi, ABD politikasının dünya çapında büyük risklerle yüz yüze geldiği bir ortamda gerçekleşiyor. Yukarıdaki gerçekler ışığında büyük olasılıkla ABD’nin Afganistan politikasının yeniden gözden geçirilmesi aşağıdaki hususları içerecektir:

1- Bu gözden geçirme Afganistan arenasını serinletme, ABD varlığını askeri üslerle sınırlama, bu üsleri tehlike anında kullanma ve misyonlarını sanki “IŞİD” karşıtıymış gibi gösterme yönünde seyredecektir...

2- Savaş ve savaşı tırmandırmak maksadıyla Amerika’nın ek birlik göndermesi olası dışıdır. Belki savaş maksadıyla değil de sadece bir pazarlık kozu olarak kısa bir süreliğine ek asker gönderebilir. Bununla Amerika, “Taliban’ın “taviz” vermesi, Afgan hükümeti ile ortak yönetim kurmak için pazarlığı tutuşması ve tabii ki Amerikan çıkarlarına halel getirmemesi karşılığında biz de bu ilave birlikleri geri çekerek “ödün” verebiliriz mesajını vermek isteyebilir.

3- Amerika, Taliban’ın ayartılmasını kolaylaştırmak için Pakistan’ın rolünü yeniden aktif hale getirecektir. Bu rol gereği Pakistan Silahlı Kuvvetleri Komutanı, Kabil’deki kukla hükümet ile masaya oturması, pazarlığa tutuşması, Afganistan’daki Amerikan politik sistemine katılımını sağlamak için Taliban’a karşı fazla yumuşak ve sempatik davranabilir.

Yedincisi: Son olarak biz, Pakistan’daki ajanlara yaslanmaktan veya Pakistan Silahlı Kuvvetleri Komutanı’nın Afganistan’a göstereceği yumuşaklığa itimat etmekten sakındırıyoruz. Geçmişten ders almak gerek. Amerika, Pakistan rejimindeki ajanlarının işbirliği olmasaydı, Afganistan’a ayak basamazdı. Pakistan yönetiminin bu yeni Taliban politikası, maliyetli veya maliyeti biraz az askeri müdahale olmadan Afganistan’daki mevcut ajan yönetim üzerindeki riskleri bertaraf etmek amacıyla bizzat ABD tarafından oyunun kurallarını berkitmek için kurgulanmış bir oyundur... Onun için bu yeni Pakistan yöneticileri, Amerikan planının başka bir yüzüdür, deşifre edici yüzüdür. Kimi zaman Amerika, Pakistan’daki yandaşlarından, adı kötüye çıkmış Rahil’in Obama planı uyarınca Veziristan’da yaptıkları gibi, Afgan cihadına baskı yapmak ve şevkini kırmak isteminde bulunmaktadır. Şimdi de iktidardaki yeni kuklalar, Trump planı uyarınca Taliban’ı ayartmak ve kuşatmak için çalışıyorlar. Çünkü Amerikan politikaları, Taliban’daki cihat kararlılığının kökünü kazımanın bir yolu olarak Taliban’ı ölümcül “müzakere” masasına askeri kuvvetle oturtmakta başarısız olmuştur. Dolayısıyla Pakistan yöneticileri, aldatmaca ve kandırmaca yakınlaşma yoluyla Taliban’ı müzakere masasına oturmaya çalışıyorlar. Biz, Amerika ve ajanlarının tuzağına düşmekten veya onlara yaslanmaktan şiddetle sakındırıyoruz.

وَلَا تَرْكَنُوا إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ اللَّهِ مِنْ أَوْلِيَاءَ ثُمَّ لَا تُنصَرُونَZulmedenlere sakın meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allahtan başka dostlarınız yoktur. Sonra size zafer de verilmez.[Hud 113]

H.24 Zilkade 1438
M.16 Ağustos 2017

Devamını oku...

Amerika-Fransa Yakınlaşmasının Göstergeleri

Soru Cevap

Amerika-Fransa Yakınlaşmasının Göstergeleri

Soru:

Perşembe günü yeniden ABD Başkanı Donald Trump, Fransa’ya yaptığı son ziyareti anlattı... Trump, New York Times gazetesine verdiği röportajda Macron, harika bir insan. Akıllı. Güçlü. Elimi sıkmayı seviyor. İnsanlar onun elimi sıkmayı sevdiğini anlayamıyor, dedi...[19.07.2017 El Arabiya, Washington France Press] Fransa Cumhurbaşkanı Macron, 13 Temmuz 2017 günü Parisi ziyaret eden Trumpı sıcak karşıladı. Oysa eski Fransa Cumhurbaşkanı Hollande, ABD Başkanı Trumpa karşı hoşnutsuzluğunu göstermişti. Ayrıca Avrupalı liderler de Başkan Trumpa yoğun suçlamalar yöneltmişti! Amerika-Fransa yakınlaşmasının nişaneleri ve Trumpın Paris ziyaretinin amacı nelerdir? Sonra bu ziyaretin Suriye yansıması var mıdır? Özellikle de Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Suriyede yeni bir ABD-Fransa stratejisinden bahsetmişken.

Cevap:

Trump’ın uluslararası politikada gelişigüzel hareket etmesinin, doğal olarak kayda değer rahatsız edici sonuçları oluyor. Örneğin NATO’nun miadını doldurduğu ve anlamsız olduğu ile ilgili yaptığı şoke edici açıklamalar, Amerikan politikasına karşı sert tepkilere yol açmıştır. Bu sert tepkilerin en dikkat çekeni de Berlin tarafından yapılan açıklamalardır... Sonra Trump, gerek seçim kampanyası sırasında, gerekse 20 Ocak 2017’de başkanlık görevini devraldıktan sonra Avrupa Birliği’ne öfke kusmuştur. Bu öfkesini hiçbir zaman gizleme gereği duymamıştır. İngiltere’nin Brexit referandumuna övgüler yağdırmış, ABD’nin Brüksel Büyükelçisi de Avrupa Birliği’nin yakında parçalanacağını söylemiştir. Amerika, Fransa ve Hollanda’da yapılan seçimlerden AB karşıtlarının zaferle çıkacağını ve dolayısıyla 2017 yılında birliğin parçalanacağı beklentisi içerisindeydi. Kendisine karşı yapılanları yakından gözlemleyen Avrupa, İngiltere referandumunun Hollanda ve Fransa üzerinde domino etkisi yaratmasını önledi. Böylelikle birliğin parçalanma kâbusunu bertaraf etti... Sonra Trump’ın aldığı kararlardan geri adım atması, uluslararası politikada keşmekeşliğini iyice artırmıştır. Örneğin NATO’yu önce ömrünü doldurmuş bir ittifak olarak niteleyen Trump, ardından açıkça bu pozisyonundan geri adım attı. Paris İklim Anlaşması’ndan çekildiğini açıklayan Trump, sonra anlaşmayı yeniden müzakereye açabileceğini bildirdi. Kuzey Kore ile savaşın eşiğine gelmişken, bundan geri adım attı. Çin’e olumsuz bakış sergiliyorken, Çin ile birlikte Kuzey Kore dosyasında elde edilecek sonucu beklemeye başladı. Suriye krizine ilişkin sert açıklamalar yapmışken, ardından Astana ve Cenevre’de dizginleri oluruna bıraktı...

Yanı sıra Amerika içinde de durumu pek iç açıcı değildir. Özellikle de seçimlerde Rusya’nın kendisini desteklediği konusunda politikasına yönelik aşırı muhalefet söz konusudur... Bu sorunlar ve muhalefet nedeniyle başkan ve idaresindekilerin, Rusya ile olan temasları Amerika’da çok hassas bir mesele halini almıştır. Bu hassasiyet yüzünden başkan, Amerika-Rusya anlaşmasını yapamamaktadır. Anlaşma gecikmiştir. Trump, Rusya Devlet Başkanı ile 7 Temmuz 2017’de Hamburg’da düzenlenen G20 zirvesinde ancak bir araya gelebilmiştir. Hatta Kongrenin Rusya’ya ek yaptırımlar uygulamak istediği bir vakitte ABD-Rusya ilişkileri daha sofistike bir hale gelmiştir. Ayrıca Rusya’nın seçimlere müdahalesi ile ilgili Amerika’da yayınlanan raporlar, içeride başkanın başını giderek daha fazla ağrıtmaktadır. Moskova ile ilişkileri onarmada başkanın içine düştüğü sıkıntı da cabası...

Bütün bunlar, Amerika ile Avrupa Birliği ülkeleri arasında uluslararası politikada deprem etkisi yaratmıştır. Bu ülkelerin çıkarları ve Amerikan siyasetindeki bu yeni durumu istismar kapasitelerine göre bu deprem etkisi artı ile eksi arasında gidip gelmektedir. İlgili ülkelerin Trump politikasına karşın duruşlarına bir göz atacağız. Sonra da Trump’ı Paris’e davet eden ve onu sıcak karşılayan Fransa’nın pozisyonuna değineceğiz:

1- İngiltere’ye gelince, Başbakan Theresa May, 26 Ocak 2017’de Washington’a bir ziyaret gerçekleştirdi ve Washington ile birliğin diğer ülkelerine birlikten çıkışlarına teşvik için bir model olacak ticaret anlaşması imzalamak için canhıraş çalıştı. Yeniden Amerika’nın kuyruğuna takılan İngiltere, Trump yönetiminden oldukça memnundu. Ancak Avrupa Birliği yanlılarının, Fransa ve Hollanda seçimlerinden zaferle çıkmalarının ardından ABD’nin Avrupa Birliği’ni parçalama umudu dumura uğrayınca, Avrupa Birliği’ni parçalama gidişatına İngiltere’nin öncülük etmesini isteyen Trump, İngiltere’ye bu olumlu bakışından geri adım attı. Amerika, Paris ve Amsterdam’da Brexit’in tekerrür etmediğini görünce, İngiltere’nin uluslararası çıkarlarını kemiren ve Londra’yı şoke eden eski günlerine geri döndü. Bu bağlamda Amerika, Libya’da İngiliz çıkarlarını dikkate almaksızın ajanı Sisi’nin Hafter’e verdiği desteği artırmasını istedi. Amerika’nın teşvikiyle ajanları, İngiltere’nin İslam ve Arap dünyasında mızrak başı konumundaki Katar’a benzeri şok edici baskı uyguladılar. Bu ve benzeri diğer nedenlerden dolayı İngiliz politikası derinden yara aldı ve Trump Amerika’sına olan güvenini yitirdi. Kendisini Amerikan örsü ile AB’den ayrılış müzakeresi yaptığı Avrupa çekici arasında buldu. Böyle yaygın şüphecilik karşısında İngiltere Başbakanı, erken seçim kararı aldı. Erken seçim kararı hükümet üyeleri için bile sürpriz oldu. 8 Haziran 2017 seçimlerinde çıkan sonuca göre İngiltere, Avrupa Birliği’nden ayrılmak ile birlikte kalmak arasında bocalayıp durdu. Çünkü seçimler, Brüksel ile yapılan müzakerelerde bir anlaşmaya varılamadığı takdirde birlikten ayrılış yanlılarının giderek zayıfladığını göstermiştir. Buna göre ABD’nin yeni İngiltere politikasının nasıl keşmekeşliğe düştüğü açıktır.

2- Daha önemlisi ise Rusya’dır. 2014 yılında Kırım’ın Rusya tarafından ilhakından ve Doğu Ukrayna’da patlak veren yangından bu yana Rusya’ya yönelik Avrupa ile Amerikan yaklaşımları örtüşmektedir. Amerika ve Avrupa’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımlar, aralarında görüş birliği olduğunu yansıtmaktadır. Özellikle de Avrupalılar, Putin’in Doğu Avrupa sınırlarını yıkmasından endişe ediyorlar. Ancak seçim kampanyasından bu yana Trump, Rusya’ya uygulanan yaptırımları eleştirmiş ve Rusya ile samimi ilişkiler kuracağı vaadinde bulunmuştur. Trump’ın bu tavrı, Rusya’nın yeniden yükselişi karşısında yalnız kalan Avrupa’da kafa karışıklığına neden olmuştur. Avrupalı liderler, Obama Amerika’sının özellikle Suriye krizine müdahalesinden sonra Rusya’nın yükselişine kapı araladığının farkındalar. Trump ise uluslararası konularda Rusya ile varılan ikili anlaşmaları, Avrupa’nın uluslararası krizlerde rol kapma umudunu bitirmek için daha da ilerilere taşımakla tehdit etmiştir.

3- Almanya’ya gelince, yeni Amerikan politikası karşısında daha keskin yaklaşımlar sergileyen Almanya, ABD’nin Avrupa NATO ülkelerine yönelik eleştirilerini şiddetle reddederek savunma konularında Almanya ve Avrupa’nın bir ABD kenti olmasını uygun görmemiştir. Amerika’nın Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmesini kınayan Almanya, herhangi yeni bir müzakere olgusunu reddetmiştir. Trump’ın Suudi Arabistan ile imzaladığı silah anlaşmasını eleştirerek, anlaşmayı ateşli bölgelerde yangına benzin dökmek olarak kabul etmiştir. Fransa’nın pozisyon değişikliğine rağmen tutumunda hiçbir değişiklik olmamıştır. Deutsche Welle’ye göre Almanyadaki G20 zirvesi sırasında Almanya Başbakanı Merkel, Trumpı kızdırmamaya özen gösteren Fransa Cumhurbaşkanının aksine ABD Başkanına karşı acımasız ve sert bir tavır sergilemiştir...[14.7.2017 Deutsche Welle] Özetle yeni ABD politikalarını etkilemek amacıyla Almanya’nın, yeniden süper güç olma umuduyla önemli ölçüde girişimlerini artırdığı söylenebilir.

4- Şimdi de Trump’ın Fransa ziyareti ve ABD-Fransa yakınlaşmasının işaretlerini ele alacağız... Ayrıca Fransa Cumhurbaşkanının, ABD Başkanını Fransa’ya davet etmesinin arka planına ve 14 Temmuz 2017 Ulusal Bayram kutlamalarına onur konuğu olarak katılmasının nedenlerine değineceğiz. Fransa, bu kutlamaları bundan 100 yıl önce ABD’nin Birinci Dünya Savaşı’na girmesinin anısına düzenliyor. Bu, eski bir gelenektir ve nadiren belirli hedefler için kutlamalar düzenlenir. ABD Başkanı Trump’ın bütün Avrupa ile ilişkilerde gerginlik yarattığı bir zamanda Fransa, Ulusal Bayram kutlamalarına katılmak için onu bir davetiye yöneltmiştir! Elaph sitesine göre Macron, Salı günü Trump ile yaptığı telefon görüşmesinde Fransayı ziyaret etmesi ve Ulusal Bayram etkinliklerine katılması için Trump’a yaptığı davetini yeniledi. Macron, geçtiğimiz Mayıs sonunda Brükselde düzenlenen NATO zirvesi sırasında ilk kez Trumpı Fransaya davet etmişti...[28.6.2017 Elaph sitesi] 7 Temmuz 2017’de Almanya’da düzenlenen son G20 zirvesinde Fransa Cumhurbaşkanı Macron, İklim Anlaşması’ndan çekilmesi nedeniyle Amerika’yı sert bir dille eleştiren özellikle Avrupalı liderler arasında yalnız kalan Trump’a çok sıcaklık göstermişti. Hatta Trump bile böyle bir zamanda Macron tarafından yapılan davete şaşırmıştı. Trump, 2014 yılında 195 ülkenin imzaladığı Paris İklim Anlaşmasından çekilme kararı sonrasında böyle bir davet aldığı için şaşırdığını söyledi...[20.07.2017 el-Arabiya.net]

5- Fransa’nın sergilediği bu yeni yaklaşımın amacına gelince, Avrupa Birliği’nin omurgasını oluşturan Fransa, izlenen politikanın Amerika-Avrupa ilişkilerini olumsuz etkileyeceği korkusuyla Trump’ı sert bir dille eleştiren Avrupa ülkelerinin başında gelmekteydi. Trump sadece eski Fransa Cumhurbaşkanı Hollande tarafından eleştirilmekle kalmamış şimdiki Fransa Cumhurbaşkanı Macron da seçim kampanyasından yakın zamanımıza kadar Trump’a şiddetli eleştiriler yöneltmişti. Birkaç haftadan beri Fransa’nın, Amerika’ya karşı u dönüşü sergilediği görülmektedir. ABD Başkanı Trump’ın Fransa’ya davet edilmesinde, oldukça samimi karşılanmasında, yoğun ilgi ve alaka görmesinde Fransa’nın bu u dönüşü açıkça görülüyor... Fransa’nın bu u dönüşü incelendiğinde, büyük olasılıkla iki amaca matuf olduğu, birinin diğerinden daha az önemli olmadığı görülür:

- Bu u dönüşünün birinci amacı, Suriye boyutu ile ilgilidir. Macron, Beşşar Esedin yerine geçecek meşru bir halef görmediğini ve Beşşar Esedin görevden ayrılmasını ülkedeki krizin çözümü için ön koşul olarak görmediğinibelirttikten kısa bir süre sonra ve ABD Başkanı ile görüşmesi öncesinde Geniş kapsamlı bir siyasi çözüm oluşturmalıyız. Bunun için Fransa Suriyeye ilişkin doktrinini değiştirdi. Dolayısıyla Beşşar Esedin görevden uzaklaştırılmasının Fransanın ön koşulu olmadığını...söyledi. [13.07.2017 Şarku’l Avsat] Böylece Fransa, Suriye rejimi ve birçok muhalif grubun dizginlerini elinde tutan Amerika’ya karşı yakınlık göstermeye başladı. Bu yakınlığın amacı, Suriye’de rol kapma çabasıdır. Fransa, uzun süredir bunun özlemini çekiyor... Bu rolün kokusunu koklamanın da Amerika’dan geçtiğini biliyor... Öyle de oldu. Fransa, Trump’a gösterilen bu sıcaklık ve Beşşar Esed’in görevden ayrılması konusunda ısrarcı olmamasının nedeninin Amerika olduğunu biliyor. Amerika, şuan Esed’in gitmesini istemiyor. Amerika, hâlihazırdaki ajana alternatif bir ajan buluncaya dek mevcut ajanın görevden ayrılmasını istemiyor. Amerika ise henüz böyle bir ajan bulmuş değil... Dolayısıyla Fransa, Suriye sahasına girmenin önünde engel olarak gördüğü önceki pozisyonlarından kurtulmaya başlamıştır. Ayrıca Trump benzeri “terörle mücadele” şarkıları söylemektedir... Bu yüzden Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ABD’li mevkidaşı Donald Trump ile düzenlediği ortak basın toplantısında, Irak ve Suriye konusunda ABD ile savaş sonrası yol haritasını çıkartmak için uzlaştıklarını söyledi. Perşembe günü Fransanın başkentinde konuşan Macron, (terörle) mücadelede her türlü çabayı sarf etmek üzere ABD Başkanı ile anlaştıklarını sözlerine ekledi...[13.07.2017 Russia Today]

- İkinci amaca gelince, Fransa, Almanya’nın rolünün gittikçe büyümesinden endişe ediyor. Bu endişe nedeniyle Fransa, Almanya’dan rahatsızdır. Almanya’nın Trump’a yönelik eleştirilerinin dozajı artarken, Fransa, Trump’ın gözüne girmek için gayret sarf etmektedir! Hatta ABD Başkanının Paris’e yaptığı ziyaretten kısa bir süre sonra Fransa’nın BM Daimi Temsilcisi François Delattre, Paris’in Suriye krizi konusunda oluşturulmasını önerdiği temas grubuna, BM Güvenlik Konseyi üyesi ülkelerin yanı sıra bölgesel aktörlerin de katılması gerektiğini söyledi. Fransız diplomat, Cuma akşamı Güvenlik Konseyi’nin düzenlenen kapalı oturumu öncesinde gazetecilere yaptığı açıklamada, Söz konusu temas grubu, barışı tesis etmek ve yol haritası hazırlığı yapmak için çalışmalıdır.diye konuştu. Şu an daha önemli olanın uluslararası toplumun görüş birliği olduğunu söyleyen Fransa’nın BM Daimi Temsilcisi, “BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Misturanın çabalarını desteklemek için yeni girişimler ortaya koymak gerektiğini belirtti...[14.07.2017 Russia Today] Böylece Fransa, “BM Güvenlik Konseyi üyesi ülkelerin yanı sıra bölgesel aktörlerin de katılımı” ve “ele almak üzere BM’nin beş daimi üyesine somut girişim sunulması” koşuluyla “Suriye krizi konusunda temas grubu oluşturulmasını” istiyor. Diğer bir deyişle Güvenlik Konseyi üyesi olmaması nedeniyle Almanya, bu rolün dışında tutuluyor. Bu, Almanya’nın yükselişi karşısında Fransa’nın kaygılarını ortaya koyuyor. Çünkü Fransa, uluslararası politikada Almanya’nın bir rolünün olmasını istemiyor...

6- Dolayısıyla Trump politikasının keşmekeşliği, özellikle Fransa ziyareti, Amerika ve Avrupa Birliği arasında uluslararası politikada bir değişim yaratmıştır. O derece ki bazı medya organları, bu ziyareti yeni dünya düzeninin bir başlangıcı olarak kabul etmişlerdir: “İngiliz Times gazetesi, ABD Başkanı Donald Trump’ın Fransa’nın başkenti Paris’e gerçekleştirdiği ziyareti, yeni dünya düzeninin başlangıcı olarak kabul etmiştir. Öyle ki Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Amerika ve Almanya ile yeni bir ilişkiye doğru yelken açmıştır. Gazete, Macron’un İngiltere’nin birlikten ayrılışından sonra emrivaki bir lider olarak kendisini Avrupa Birliği’ne sunduğunu düşünüyor. Gazeteye göre İngiltere birlikten ayrıldıktan sonra Avrupa’nın oyun kartları yeniden karılacak. Gazete editoryası şu sonuca varıyor; Avrupa Birliği, öyle bir yöntem inşa etmiştir ki bu yöntem, birlik içinde Almanya ve Fransa’nın tek egemen güç olarak kalmasına izin vermiyor. İki ülkenin aralarında yüzyıllarca süren husumetin üstesinden geldikleri belirtilen başyazıda, iki ülkenin İngiltere ile veya İngiltere’siz Avrupa kıtasına önderlik etmek için çalıştığını kaydetti. Ancak şuan farklı kulvarlarda hareket ediyorlar. Macron liderliğinde Fransa, Avrupa liderliğini arzularken, Merkel liderliğindeki Almanya da Avrupa’nın sağlam ve bir bütün olarak kalmasını arzuluyor... [14.7.2017 Vefd sitesi]

7- Cevabı şöyle diyerek sonlandırmak istiyoruz. Fransa’nın Suriye sahnesinde yükselme hayalleri pek uzun sürmeyecek. Fransa’nın bu hayali, Suriye krizinde eşsiz olmayı yeğleyen ABD’nin gerçek pozisyonu ile çatışacaktır. Amerika’nın, Fransa’nın Suriye’ye yönelik yaklaşımlarına gösterdiği bazı esneklik, Fransa-Almanya çatışmasına odun taşımaktan başka bir şey değildir. Bu, parçalamak için Avrupa Birliği içinde anlaşmazlık ve uyumsuzluğu artıracaktır.

Fransa’nın Almanya’nın yükselişinden endişe etmesinin bir realitesi var. Çünkü Almanya’nın devlet dinamikleri, Fransa’nın devlet dinamiklerinden üstündür. Bu üstünlük tarihsel ve coğrafi olarak da maruftur. Almanya, İkinci Dünya Savaşı Anlaşmalarının dayattığı mevcut “etik” yükümlülüklerden kurtuluyor. İkinci Dünya Savaşı Anlaşmaları, Almanya’nın aktif küresel askeri rol üstlenmesine engel teşkil ediyor ve askeri rol üstlenmesine değil de ekonomik ve endüstriyel nüfuza odaklanmasını öngörüyor. Bu yükümlülüklerden kurtulan Almanya, büyük olasılıkla Avrupa’da yeniden ön plana çıkacak, Amerika’ya yakınlaşsa da yine de Fransa’ya üstün gelecektir.

Umarız Allah, aralarındaki anlaşmazlığın şiddetini artırır da bünyeleri çöker.

فَأَتَى اللَّهُ بُنْيَانَهُم مِّنَ الْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ السَّقْفُ مِن فَوْقِهِمْ وَأَتَاهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَBunun üzerine Allah, binalarının temelini çökertti de tavanları başlarına yıkıldı. Azap, onlara fark etmedikleri yerden geldi.[Nahl 26] İslam Devleti yakında onların yurtlarını çökertecek ve dünyanın dört bir yanına iyiliği yayacaktır. Böylelikle hadiste geçen Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in sözü gerçekleşecektir. Ahmed, Müsned’de Temim Ed Dâri’den rivayet ettiğine göre, “Ben Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i şöyle buyururken işittim:

لَيَبْلُغَنَّ هَذَا الْأَمْرُ مَا بَلَغَ اللَّيْلُ وَالنَّهَارُ وَلَا يَتْرُكُ اللَّهُ بَيْتَ مَدَرٍ وَلَا وَبَرٍ إِلَّا أَدْخَلَهُ اللَّهُ هَذَا الدِّينَ بِعِزِّ عَزِيزٍ أَوْ بِذُلِّ ذَلِيلٍ عِزًّا يُعِزُّ اللَّهُ بِهِ الْإِسْلَامَ وَذُلًّا يُذِلُّ اللَّهُ بِهِ الْكُفْرَBu din, gece ve gündüzün ulaştığı her yere ulaşacaktır. Allah, bu dini sokmadığı hiçbir ev bırakmayacaktır. Çadırlara bile girecektir. Kimi onuruyla kimi de zilletiyle... Ya İslâmla izzet bulacak veya küfürle zelil olacaktır.el-Beyhaki Sünen’ul Kübra’da, keza El Hâkim de Müstedreki’nde benzerini rivayet etmiştir. Allah’ın yardım ve inayetiyle bu kesinlikle gerçekleşecektir. Bu, Allah’a zor değildir.

H. 29 Şevvâl 1438
M. 23 Temmuz 2017

Devamını oku...

Suudi Arabistan-Katar Krizinin Hakikati Nedir?

Soru Cevap

Suudi Arabistan-Katar Krizinin Hakikati Nedir?

Soru:

09 Haziran 2017 günü Beyaz Sarayda Romanyalı mevkidaşı ile düzenlediği basın toplantısında konuşan Trump, Ortadoğu ülkelerine yaptığı ziyaret sırasında görüştüğü kilit ülke liderlerinin terörü maddi, askeri ya da moral açıdan desteklemeyi durdurma sözü verdiğini söyledi ve ancak Katar, ne yazık ki tarihsel olarak çok yüksek düzeyde terörün destekçisi olmuştur. Bunun ışığında, bölge ülkelerinin liderleri bu davranış karşısında Katara yaptırım uygulama konusunu benle konuştular. Terörizme desteği kesmek zorundaydık. Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, üst düzey askeri yetkililerimiz ile birlikte Katarın teröre verdiği desteği durdurmak zorunda olduğunu söylemek kararı aldık dedi.[09.06.2017 www.youm7] Bu açıklama, Suudi Arabistan ile Katar arasındaki krizi provoke edenin Trump olduğu anlamına gelir mi? Eğer bu doğruysa, bölgedeki en büyük hava üssü Katarda olduğu bilinen Trump’lı Amerika niye böyle bir şey yapsın ki? Sonra medya, Suudi Arabistan ile Katar arasında siyasi anlaşmazlığa neden olan unsurun, Katarın İran, Müslüman Kardeşler veya Hamasa ilişkin tutumu olduğunu söylüyor... O halde Trumpın yukarıdaki açıklaması ile medyada yer alan bu haberleri nasıl anlamalıyız? Peki, bu kriz nereye doğru gider? Katarın Körfez İşbirliği Konseyinden çekilmesine ya da kovulmasına yol açar mı? Teşekkür ederim.

Cevap:

Birincisi: Evet, meydana gelen krizin baş aktörü, Amerika’dır. Diğer bir deyişle ABD Başkanı Trump’tır. Detaylara geçmeden önce yanıta son soruda yer alan hususla başlamak istiyorum. Nitekim medyada da yer aldığı gibi ya da medya tarafından pompalandığı gibi bazıları, Körfez’de yaşanan Katar krizinin Katar’ın Müslüman Kardeşler’e verdiği destekten veya İran ile kurduğu stratejik ittifaktan kaynaklandığını sanıyor... Bazıları da krizin gerçek sebebinin 1970’lerde BAE’nin kuruluşu sırasında Hamd Hanedanı ile Zayed Hanedanı arasında yaşanan eski bir husumetten mütevellit olduğunu düşünüyor. Bu husumet nedeniyle Suudi Arabistan, Katar’a karşın müttefiki BAE safında yer almıştır... Bazı yazarlar da Katar’a uygulanan abluka krizinin İsrailile bir bağlantısı olduğunu iddia ediyor. Örneğin CNBC televizyonunda konuşan Jake Novak, Görünüşe göre Suudi Arabistan ve Katar arasında patlak veren krizin başlıca nedeni İrandır. Çünkü İranın Orta Doğudaki nüfuzuna ket vurmak Suudilerde saplantı haline gelmiştir. Biraz derinlemesine bakıldığında böyle bir anda Katarın hedef alınmasının başka bir devletle, İsrailile olan ilişkisinden kaynaklandığı görülür.[07.06.2017 Arabi 21]

Ancak krizin gelişim sürecine derinlemesine bakılıp etraflıca düşünüldüğünde, o zaman yukarıda geçen iddiaların olasılık dışı olduğu anlaşılır. Çünkü bu iddialar yeni değil, aksine uzun zamandır Katar bu doğrultuda politika izliyor. Katar’ın İran yakınlaşması maruf, Hamas ile olan ilişkisi de meşhurdur. Katar ile Filistin gaspçısı Yahudi devleti arasında, Yahudi devleti ile Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında ilişkiler olduğu bir sır değil. Hatta aşiret ilişkileri bu boyutta değil... Bütün bunların kriz öncesinde olduğu biliniyor ve krizden sonra da devam ediyor. Bu yüzden bunlar, gerçek nedenler değildir.

İkincisi: Asıl sebebe gelince, başta da belirttiğim gibi Amerika veya Trump’tır. Bu durumu kavramak için aşağıdakileri hususlara bir göz atacağız:

1- Bu yüzyılın başlarından itibaren küçücük devlet Katar, Ortadoğu’da İngiliz politikalarının ana mutfağı olmuştur. Bu yüzden El Cezire kanalı, Amerikan politikalarına parazitlik yapmak ve bölgedeki Amerikan ajanlarını karalamak amacıyla dev bir medya platformu haline gelmiştir... Buna başka bir faktör daha eklendi, politik para. Para, dev politik bir mıknatıs gibi siyasi güçleri kendisine çekti... Katar, bu iki enstrümanı kullanarak özellikle Filistin, Mısır, Libya, Tunus ve diğer ülkelerde “ılımlı” olarak bilinen İslami hareketler düzeyinde büyük başarılar elde etti. Katar’ın başkenti Doha, ılımlı İslami hareket liderleri için güvenli bir liman, Amerikan politikasını karıştırmak ve ajanlarına çamur atmak için de planlama üssü haline geldi... Âdeti üzere İngiltere, Amerika ile birlikte olduğu görüntüsü altında parazitlik yapıyordu. İşte Katar da bu İngiliz oyununu çok güzel eda etti ve 1991’den bu yana ABD Merkez Komutanlığı’nın merkezi olarak kabul edilen devasa bir Amerikan üssüne ev sahipliği yaptı. Ayrıca bu üs, stratejik bir hava üssüdür. Zira Irak, Afganistan, Suriye ve Yemen Müslümanları arasında bozgunculuk çıkarmak, katliam ve yıkım yapmak için Amerikan uçakları bu hava üssünden kalkıyor. İngiltere, Katar’da siyasi mutfak inşa etmiş, tamamlayıp bu yüzyılın başlarında da piyasaya sunmuştu. Ardından İngiliz hizmetkârı Katar devleti için belirlenen rol plan doğrultusunda pürüzsüz şekilde evrimleşti... Bu Katar rolünden darlanan Amerika, oğul George Bush döneminde El Cezire kanalını bombalamayı düşünmüştü. 22 Kasım 2005’te DW’nin bildirdiğine göre, “İngiliz Daily Mirror gazetesi, Downing Street’in “çok gizli” bir konuşmasından aktardığı bir haberde, ABD Başkanı George Bush’un, 2004 yılında uydudan yayın yapan El Cezire televizyonunu bombalamak istediğini” yazmıştı...” [22.11.2005 DW] Kral Selman, tahta çıkıp Suudi Arabistan Amerika ile birlikte olana değin Körfez’de durum bu minvalde seyretti. Ardından Obama yönetimi, ajanı Selman’a bölgede önemli bir rol tevdi etmek istedi. Bu rol gereği Selman, Katar rolü karşısında duracak, baskın gelecek, diğer taraftan da yeni Amerikan planları ile uyumlu hareket edecekti… Sonra Amerikan ajanlarının rolü güçlendi. Suudi Arabistan ile Katar arasındaki anlaşmazlık büsbütün Katar rolünü tehdit eder bir yönde seyretmeye başladı... Yeni Amerikan Başkanı Donald Trump, bu yılın başlarında görevi devraldıktan sonra ABD politikası, Katar dâhil olmak üzere pek çok uluslararası konulara daha densiz ve huysuz bir yaklaşım sergiler oldu. 

2- Trump, 20-21 Mayıs 2017 tarihlerinde Riyad’da Kral Selman ve elli devlet ve hükümet başkanları ile görüşmesi sırasında Katar’ın teröre finansman sağladığına dair açıklamalar yaptı. Bunun üzerine İngilizlerin kulağına fısıldaması ile Katar, Amerika’nın Körfez’de Suudi rolünün yıldızını parlatmak, Katar ve dolayısıyla İngiliz rolünün yıldızını da söndürmek için ciddi adımlar atmaya başladığını fark etti. Buna tepki ve reaksiyon olarak Katar Emiri, Riyad zirvesinden iki gün sonra gündeme oturan açıklamalar yaptı. Katar Haber Ajansı’nın 23 Mayıs 2017 günü geçtiği bir alt yazıda Katar Emiri Şeyh Tamim Bin Hamad El Tani şunları söyledi: Katar, Trumpın bölgeye yaptığı ziyaret ile aynı zamana denk gelen haksız bir kampanya ile karşı karşıyadır. Kampanya Katarı terörizmle özdeşleştiriyor... Biz, bizim teröre finansal kaynak sağladığımız iddialarını kınıyoruz... Müslüman Kardeşleri kara listeye aldılar diye hiç kimsenin bizi terörizmle suçlama hakkı yoktur... Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn, Katar ile ilgili tutumlarını gözden geçirmelidir... Şuan ki Amerikan yönetiminin olumsuz yaklaşımlarına rağmen Amerika ile güçlü ve sağlam bir ilişkimiz var. ABD Başkanına karşı açılan usulsüzlük ve ihlal soruşturmaları nedeniyle mevcut durumun uzun sürmeyeceğine inanıyoruz. Udeyd Hava Üssü, Katarı komşu ülkelerden koruyor ve bölgede askeri nüfuza sahip olmak için ABDnin tek şansıdır. Katar, terör ve aşırılığı tanımaz. Taraflar ile sürdürülen iletişim sayesinde Filistin halkının meşru temsilcisi Hamas ve İsrailarasında adil bir barışa ulaşılmasına katkıda bulunmak istiyor... Katar, aynı anda hem Amerika hem de İran ile güçlü bir ilişki kurmayı başardı. İran, bölgesel İslami bir güçtür. Görmezden gelinemez. İrana karşı düşmanlık yapmak akıl kârı değildir...Bu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi Katar, teröre mali kaynak sağladığı ve desteklediği suçlamaları ile ilgili yürütülen kampanyanın arkasında Trump’ın olduğunu iddia ediyor. Zira Katar Emiri’nin bu açıklamaları, Trump’ın İslam dünyasındaki mevcut rejimlerin temsilcileri ile yaptığı, onları Amerikan hedeflerine doğru ittiği, onları Amerikan kul ve kölesi yaparak başarılı olduğunu gösterdiği zirve sonrasına rastlamaktadır. Trump, zirvedeki bazı ülkelerin Katar’ın teröre finansman sağladığı yönünde imada bulunduklarını söyledi. Böylece Katar Emiri’nin yaptığı bu açıklamalar, Trump’a yanıt niteliğindedir. Nitekim Katar, dolaylı olarak bunu ima etmiş ve hakkında açılan soruşturmalar nedeniyle görevi bırakacağı dileğinde bulunmuştur.

3- İran tehdidi savurarak petrol ülkelerinin hazinelerini inisiyatifi altına almak, Suudi liderliğini ön plana çıkararak Körfez ülkeleri arasında İngiliz nüfuzunun ateşini söndürmek ve diğer Körfez ülkelerini de Suudilerin yani Amerikan politikasının peşinden sürüklemek isteyen Washington’un telkin ve göz kırpmasıyla Suudi Arabistan, İslam ve Arap dünyasının 55 Ruveybida devlet ve hükümet başkanlarını Riyad’da topladı. Aslında bu, bölgede Suudi liderliğini ön plana çıkarmak isteyen Amerikan planları doğrultusunda atılmış bir Suudi adımdı. Bu nedenle Suudi Arabistan, bölgede liderliğine aykırı sese tahammül edemezdi. Gözünü Katar’a dikmiş ve ateş hattına sokmak için uygun bir olayın olmasını bekliyordu. Bu yüzden Suudi Arabistan, Katar Haber Ajansı’nın 23 Mayıs 2017 günü geçtiği alt yazıda El Sani’nin Suudi Arabistan ve Amerika karşıtı açıklamalarına sert tepki verdi. Oysa Katar, Katar Haber Ajansı’nın heklemeye maruz kaldığını söyleyerek özür dilemişti. Katar’ın siber saldırı açıklamalarını kayda değer bulmayan Suudi Arabistan, açıklamalarda Katar’ın Suudi politikasına ve Amerika’nın Selman için biçtiği role bir serzenişin olduğunu düşündü. Ardından da kriz patlak verdi. Bütün hilesini derleyip toplayan Suudi Arabistan, Katar ile ilişkileri kestiğini açıkladı. Yani Suudilerin Körfez ülkelerine liderliğine aykırı davranan Katar’a karşı kararlılık gösterdi. Suudi Arabistan’ın Katar’a karşı attığı kararlı ve sert adımlar, aslında Trump yönetiminin kararlı tutumunun bir yansımasıdır. Suudilerin attığı bu adım, 05 Mart 2014 günü büyükelçileri Katar’dan çekme seviyesinden daha sert oldu. Neredeyse Katar, yarı abluka altına alındı. Amerikan tarzı üzere hareket ederek Suudi Arabistan, daha fazla baskı oluşturmak için şok etkisi yaratan adımlar attı. Katarlı diplomatlara ülkeden ayrılmaları için 48 saat süre tanıdı. Mısır da şok etkisi yaratmakta Amerikan yöntemi ile uyumlu ve Suudi adımlar ile eş zamanlı ve paralel olarak ikinci bir emre kadar Katar uçaklarına hava sahasını kapattı. Diğer ülkeler de Suudiler ile dayanışma içinde Katar’a karşı benzer adımlar attılar.

Öyle görünüyor ki Katar, boykot kararını beklemediği için şok olup şaşırmıştır. Katar Dışişleri Bakanı Muhammed Bin Abdurrahman El Sani, 06 Haziran 2016 günü BBC’ye verdiği röportajda Ülkesine karşı atılan adımlar şok edicidir ve Katar halkı diğer ülkelerin kolektif cezalandırmalarının kurbanıdır. Katar halkını abluka altına almaya çalıştılar...diye konuştu. Katar, kendisini destekleyen, arkasında duran ve böyle yapmaya teşvik eden arkasında İngiltere gibi büyük bir devlet olmasa, Amerika ya da Suudi Arabistan gibi Amerikan ajanlarına meydan okuma cesareti gösteremez. Gizlice hatta alenen İngiltere, Katar ve politikasına yön vermektedir! İngiltere’nin amacı, Amerika’ya parazitlik yapmak, Ortadoğu’da özellikle Körfez’de hegemonyasını sağlamlaştırma planlarını başarısızlığa uğratmaktır. Onun için İngiltere, ajanı Katar’a bu yönde telkin ve tavsiyede bulundu. Ancak reaksiyonun bu kadar şok edici olacağını beklemiyordu. Öyle anlaşılıyor ki 2014 yılında büyükelçilerin geri çekilmesinde olduğu gibi bir tepki bekliyordu. Ardından büyük bir gürültü koparılmadan krizin sonlandırılacağını düşünüyordu. Özellikle de Katar, büyük bir Amerikan Hava Üssü’ne evsahipliği yapıyorsa. Bu yüzden Katar Haber Ajansı’nın 23 Mayıs 2017 günü alt yazı olarak geçtiği, daha sonra kaldırıp siber saldırıya uğradığını iddia ettiği Katar Emiri’nin açıklamalarında şöyle geçmektedir: Udeyd Hava Üssü, Dohayı bazı komşu ülkelerden korumaktadır ve bölgede askeri nüfuza sahip olmak için ABDnin tek şansıdır.Yani Katar, hem El Cezire kanalı aracılığıyla Amerika ve bölgedeki ajanlarına karşı parazitlik yapıp karışıklık çıkarıyor hem de bölgede Amerika’nın en büyük hava üssüne evsahipliği yapmaktan dem vuruyor. Amaç, Amerika’nın sessiz kalmasını sağlamak! Bu yüzden Katar, bu sert önlemlere şaşırıp kalmıştır.

4- Böylece krizin gerçek nedeni, Trump’ın Selman için belirlediği yeni roldür. Bu yeni role göre Selman, Körfez bölgesinin Sultanı olacak, ABD politikasını yürütecek, herhangi bir İngiliz ajanının hır gür çıkarmasına ve parazitlik yapmasına izin vermeyecektir. İngiltere, bölgede Amerikan planlarına karşı hır gür çıkarma, parazitlik yapma ve İngiliz planlarını uygulama gibi İngiliz misyonunu Katar’a yüklediği için Katar ile eşi benzeri görülmemiş sıcak bir gerilim yaşanmıştır. Bu krizde Selman’ın arkasındaki motivasyon ABD’dir. Amerikalılar bunu gizlemiyorlar, hatta yaşananlar ve yaşanmakta olanların arkasında kendilerinin olduğunu adım adım ifşa ettiler:

- 06 Haziran 2017 günü El Arabiya sitesi, Reuters’e konuşan üst düzey bir ABD yönetimi yetkilisinden aktardığına göre “Katar’ın pek çok eylemi, Körfez komşuları ve ABD’de rahatsızlık yaratmaktadır. Ajansın Pazartesi günü üst düzey bir ABD’li yetkiliden bildirdiğine göre “ABD, İslamcılar ve İran’a destek verdiği gerekçesiyle bazı Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan’ın Katar ile ilişkilerini kesmelerinin ardından Körfez ülkeleri arasında “kalıcı bir husumetin” oluşmasını istemiyor. Ancak yetkili, Kabul etmek gerekir ki Katarın pek çok eylemi, sadece Körfez komşularına değil, aynı zamanda ABD için de bütünüyle rahatsız edicidirdedi ve Yeniden doğru yönde olmalarını istiyoruz.diye de ekledi.” 

- 06 Haziran 2017’de BBC’nin aktardığına göre “ABD Başkanı Donald Trump, Körfez’e yaptığı son ziyaretin Katar ile ilişkilerin kesilmesinde etkisi olduğunu ima etti. Trump, Yaptığım bu ziyarette, Dohanın radikal ideolojikhareketlere finansman sağladığına dair bazı bilgiler aldım.dedi. Twitter hesabından paylaştığı mesajda Trump, Orta Doğuya yaptığım ziyarette, radikal ideolojiye artık finansman sağlanmamalı dedim. Liderler Katarı işaret etti - bakın!dedi. Trump daha sonraki Twitter mesajlarındaysa Suudi Arabistan Kralı ve 50 ülkeyle yapılan görüşmelerin işe yaradığını görmek çok güzel. Radikal örgütlerin finansmanına karşı katı bir tutum takınacaklarını söylediler ve tüm oklar Katarı işaret ediyordu. Belki de bu, terörizm felaketi için sonun başlangıcı olurdedi.”

- Sonra Trump’ın 09 Haziran 2017 günü yaptığı açıklamalar, Suudi-Katar geriliminin arkasında ABD’nin olduğunu ortaya koyuyor, destekliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Cuma günü Katarın terörizme sağladığı finansal desteği en kısa sürede sona erdirmesi gerektiğini söyledi. Terörizmin finansmanının sona erdirilmesi için geçen ay Riyadda katıldığı zirvenin başlangıç olmasını umduğunu belirtti. Beyaz Sarayda Romanyalı mevkidaşı ile düzenlediği basın toplantısında Trump, Katar, tarihsel olarak çok üst düzeyde teröre destek vermektedir.” dedi.[09.06.2017 Skynews Arapça]

ABD Donald Trump, Ortadoğu ülkelerine yaptığı ziyaret sırasında görüştüğü kilit ülke liderlerinin terörü maddi, askeri ya da moral açıdan desteklemeyi durdurma sözü verdiğini söyledi ve ancak Katar, ne yazık ki tarihsel olarak çok yüksek düzeyde terörün destekçisi olmuştur. Bunun ışığında, bölge ülkelerinin liderleri bu davranış karşısında Katara yaptırım uygulama konusunu benle konuştular. Terörizme desteği kesmek zorundaydık. Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, üst düzey askeri yetkililerimiz ile birlikte Katarın teröre verdiği desteği durdurmak zorunda olduğunu söylemek kararı aldıkdedi.[09.06.2017 www.youm7]

5- Giderek tırmanan “Katar krizi” nereye gider sorusuna gelince, Katar, Amerikan ajanları Suudi Arabistan ve Mısır’ın yanı sıra 09 Nisan 2017 tarihli soru cevapta da geçtiği İngilizlerin rol dağılımı kapsamında Amerikan ajanları ile birlikte hareket eden BAE, Bahreyn gibi bazı İngiliz ajanlarının aldığı sert tutumla şoke oldu. 09 Nisan 2017 tarihli soru cevapta şöyle demiştik: Böylelikle açığa çıkıyor ki İngiltere, ajanları arasında rol paylaşımı yapıyor. Bu rol paylaşımı çelişkili gibi görünebilir. Ama sonuçta İngiliz amaçlarını gerçekleştiriyor. İngiltere, farklı kozlara sahip olduğu ülkelerde bütün ajanlarını tek bir sepete koymuyor...Şüphesiz Katar, dediğimiz gibi, gerilimin bu boyutta ve bu sertlikte olacağını beklemiyordu... Çünkü Suudi Arabistan’ın attığı adımlar şoke ediciydi. Katarlı diplomatlara ülkeden ayrılmaları için 48 saat süre tanıdı. Mısır da şoke etkisi yaratan Amerikan yöntemi ile uyumlu ve Suudilerin adımları ile eş zamanlı ve paralel olarak ikinci bir emre kadar Katar uçaklarına hava sahasını kapattı. Diğer ülkeler de Suudiler ile dayanışma içinde Katar’a karşı benzer adımlar attılar.

6- Kriz, Katar’ın Körfez İşbirliği Konseyi’nden çekilmesine yol açar mı meselesine gelince, “en son çare” olarak olabilir. Ancak olası hâlâ başka çözümler var... İlgili uluslararası güç Amerika ve İngiltere’nin amaçladığı hedef farklı olsa da Katar’ın Körfez İşbirliği Konseyi’nde kalmasını yeğlerler. Amerika, yukarıda da belirtildiği gibi Katar’ın Suudilerin kanatları altında olmasını istiyor. Diğer bir deyişle farklı nedenler için parazitlik yapmadan veya hırgür çıkarmadan Amerikan çıkarlarını uygulamasını istiyor. Amerika, hiç bir baskıya maruz kalmadan operasyonlarını yürütmek için Hava Üssü’nün Katar’da yerleşik kalmasını istiyor. Katar’ın arkasında İngiltere’nin olduğunu biliyor. Katar, Körfez İşbirliği Konseyi’nden çıkarsa İngiltere, çeşitli habis yöntemlerle Amerikan üssü için sorunlar yaratabilir. Bu yüzden Amerika, Katar’dan planlarını uygulamasını ve Suudi yaklaşımı içinde olup Körfez İşbirliği Konseyi’nde kalmasını istiyor...

Aynı şekilde İngiltere de Katar’ın Körfez İşbirliği Konseyi’nde kalmasını istiyor. Çünkü Körfez İşbirliği içinde kalırsa, perde gerisinden iş yapacak ve böylece yüzüne karşı sevgi gösterisinde bulunmak, arkasından ise kuyusunu kazmak şeklindeki ikiyüzlü İngiliz yaklaşımı doğrultusunda planlarını uygulayacaktır... Bu nedenle yukarıda da belirtildiği gibi büyük olasılıkla çözüm, Katar ile Körfez ülkeleri arasında nihai olarak ilişkileri koparmama etrafında dönüp dolaşacaktır. Tabii “En son çare” olarak ilişkileri koparma durumu müstesna. En azından öngörülebilir gelecekte krizin en son çare olarak görülen aşamaya geçmesi aşağıdaki nedenlerden ötürü olası değildir:

A- Trump’ın yukarıda geçen 09 Haziran 2017 tarihli yaptığı konuşma, Katar’a orta yollu çözüm için bir alan bırakmıyor. Konuşmasında Trump ...Ve ancak Katar, ne yazık ki tarihsel olarak çok yüksek düzeyde terörün destekçisi olmuştur. Bunun ışığında, bölge ülkelerinin liderleri bu davranış karşısında Katara yaptırım uygulama konusunu benle konuştular. Terörizme desteği kesmek zorundaydık. Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, üst düzey askeri yetkililerimiz ile birlikte Katarın teröre verdiği desteği durdurmak zorunda olduğunu söylemek kararı aldık.dedi” [09.06.2017 www.youm7] Bilindiği gibi Katar, politika belirleyemez, onun için politikaları İngiltere belirler. Şuan ki politikasına göre İngiltere, özellikle Avrupa Birliği’nden çıkış aşamasında alenen Amerika ile karşı karşıya gelemez. Görünüşte olsa da Amerika ile yakınlaşmaya çalışıyor...

B- Trump, tüccar zihniyetine sahiptir. Finansal yön, ağır basmaktadır. Eğer Katar, cezbedici bir rüşvet verirse, o zaman Trump, Selman’a orta yollu çözüme razı olmasını emredebilir. CNN’ne göre Dünya Politika Enstitüsü (World Policy Institute) adlı düşünce kuruluşunda görevli Amerikalı araştırmacı Jonathan Cristol, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreynin Katar ile ilişkileri kesmelerine etki eden temel unsur, para ve Donald Trumptır” dedi. Cristol yazısında, “Katarın Suudilerin diplomatik ve ekonomik baskılarını bertaraf etmesinin yegâne yolu, paradır. Para ile Amerika, Suudi müttefikine müdahale edebilir... ifadelerini kullandı. [06.06.2017 Arabi 21]

Tercihe şayan görüşe göre Katar parası ya da itaati ile bir çözüme varılabilir! Tercihe şayan görüş göre diyoruz, çünkü Katar politikası Katar tarafından yürütülmüyor, aksine İngiltere tarafından yürütülüyor. Eğer her an çıkarı gereği İngiltere, Katar’ın Körfez İşbirliği Konseyi’nden çıkmasını gerektiriyorsa, çıkar, kalmasını gerektiriyorsa kalır!

7- Sonuç olarak Suudi Arabistan ve Mısır’daki Amerikan ajanları ile abluka konusunda onlarla birlikte hareket edenlerden hayır beklenmez. Bunlar, bugün ya da yarın her an kırılabilir imbik koltuklarını koruma karşılığında ülke ve halkı İslam ve Müslüman düşmanlarının kollarına atıyorlar... Aynı şekilde kabararak aslan gibi kükreyen kedi olarakkalmak, Müslümanlara zararlı ve zarar verici projeleri havale etmek için İngiltere’nin peşinden koşan Katar’dan da hayır beklenmez. Zira Katar, Suriye ve Irak’ta Müslüman evlatlarını öldüren ve evlerini yakıp yıkan ABD’nin ölüm ve yıkım uçakları için en büyük hava üssü sağlamıştır... Sonra Yahudi varlığı ile sulhu pazarlıyor. Ödün vermekte Fetih Örgütü gibi olsun diye Hamas’ı uysallaştırdı... Ayrıca mücrim Suriye rejimi ile müzakerelere tutuşmak için bazı Suriyeli grupları zehirli para ile zehirledi... İslami eğilimleri olanları kandırıyor, uysallaştırmak için rüşvet ve oturma izni ile onların akıllarını çeliyor. Ödün vermelerini, eğilim ve düşüncelerini değiştirmelerini sağlıyor... Bütün bunları İngiltere’nin kendisi için biçtiği habis rol çerçevesinde yapıyor... Bu nedenle bir kimsenin, kötü ve daha az kötü olduğu gerekçesiyle şu veya bu rejime empati duyup ihanete yakınlaşması safdilliktir. Zira ümmetin sorunları, kötü ve daha az kötü mizanına göre ölçülmez. Bilakis hak ve batıl mizanına göre ölçülür... Ümmetin evlatları, Allah ve Rasûlü’ne ve müminlere ihanet eden bu rejimleri reddetmeli, onları devirmek ve Rasûl’ün müjdelediği Raşidi Hilafet Devletini kurmak için çalışan samimi insanlarla birlikte çalışmalıdır. Raşidi Hilafet, denizde, karada ve seyahatte güven ve emniyet içinde onların işlerini güdecektir. İslam ve Müslümanlar Hilafetle izzet bulacak, sömürgeci kâfirler de zillete düşeceklerdir. Sonra da hem Trump ve dostları ve ajanlarına hem de yurtlarına felaket dokunacaktır.

وَاللَّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ “Allah, emrini yerine getirmeye kadirdir. Fakat insanların çoğu (bunu) bilmezler.[Yusuf 21]

H.16 Ramazan 1438
M.11 Haziran 2017

Devamını oku...

Trump ve Avrupa Özellikle Almanya Arasında Yaşanan Ekonomik ve Siyasi Kriz

Soru Cevap

Trump ve Avrupa Özellikle Almanya Arasında Yaşanan Ekonomik ve Siyasi Kriz

Soru:

Trump ile Avrupa özellikle Almanya arasında patlak veren ekonomik ve siyasi kriz son günlerde giderek tırmanıyor... Trump’ın tırmandırdığı bu krizin seçim süreci ile sınırlı olması bekleniyordu. Bu, Batıdaki adaylardan alışık olduğumuz bir durumdur... Ancak Trump, yönetimi geldikten sonra da krizi tırmandırmaya devam etti. Sizce bunun nedeni ne olabilir? Sonra niye Almanya ile bu boyutta bir kriz yaşanıyor? Size göre Trump ile Avrupa özellikle Almanya arasında yaşanan gerginlik nasıl sonuçlanabilir? Allah mükâfatınızı artırsın.

Cevap:

Birincisi: Tırmanan siyasi ve ekonomik krizin nedeni, Trump’ın seçim süreci ve sonrası, ajanlar şöyle dursun, müttefiklerine yönelik anlık yaptığı kışkırtıcı açıklamalarıdır:

1- 2016 seçim kampanyası sırasında dile getirdiği düşünceleri doğrultusunda ısrarla ABD Başkanı, NATO ülkelerinin, ittifakın bütçesine sağladığı önemli katkı nedeniyle ABD’ye borçlu olduklarını, on yıllardır onları koruduğu için de Amerika’ya para ödemek zorunda olduklarını belirtti. 20 Ocak 2017’de görevi devralmasının ardından ABD Başkanı, bu düşüncelerini hayata geçirmek ve ABD müesses nizamının tutumu haline dönüştürmek için harekete geçti. Bunun için Avrupalılar özellikle Almanlardan demode olarak nitelediği NATO bütçesine daha fazla katkıda bulunmalarını istedi. ABD’nin Almanya ile olan ticaret açığından hayıflandı. Washington’da Almanya Başbakanı Merkel ile ilk kez bir araya gelen Amerikan Başkanı Donald Trump, Cuma günü Beyaz Sarayda Almanya Başbakanı Angela Merkeli ağırladı. Belli ki görüşmede özellikle serbest ticaret anlaşması ve göç konularında gerginlik ve anlaşmazlıklar yaşandı.” [17.03. 17 France 24] Almanya Başbakanı Angela Merkel ile görüşme öncesi sabah erken saatlerde bir açıklama yapan ABD Başkanı Donald Trump, Almanya’nın savunması nedeniyle NATO ve ABD’ye büyük meblağlarda para borcu olduğunu söyledi. Trump, Twitter’daki açıklamasında Bununla birlikte, Almanya’ya sağladığı güçlü ve oldukça pahalı savunma için NATO ve ABD’ye büyük meblağlarda para ödenmek zorunda!” dedi. [18.03.2017 www.youm7] Almanya’nın, haraççı mafya mantığı ile hareket eden ABD Başkanına tepkisi gecikmedi. Pazar günü Almanya Savunma Bakanı, Almanya’nın askeri harcamalar nedeniyle NATO ve ABD’ye büyük meblağlarda para borcu olduğu söyleyen ABD Başkanına yanıt verdi. Başbakan Angela Merkel’e yakınlığı ile bilinen Savunma Bakanı Ursula von der Leyen yaptığı açıklamada, NATOda borçların kayıtlı olduğu bir hesap yok. Önümüzdeki 10 yılın ortasında ulaşmak istediğimiz yüzde ikilik savunma harcamaları hedefini sadece NATO ile ilişkilendirmek yanlışdedi. [19.03. 19 France 24]

2- 25 Mayıs 2017’de Brüksel’deki NATO zirvesinde bir konuşma yapan ve konuşmasının tonunu artıran ABD Başkanı Trump, NATO’ya gerekli katkıyı yapmadıkları gerekçesiyle Avrupalı dostlarını eleştirdi. “ABD Başkanı Donald Trump, NATO üyesi ülkelerin liderlerine hitaben bir konuşma yaptı. Trump, ABD’nin savunma alanında yaptığı harcamalar ve NATO’ya verdiği destekten söz etti. Trump kürsüde bu sözleri sarf ettiği sırada, onu dinleyen diğer liderlerin kendi aralarında tebessüm etmesi ve fısıldaşması kameralara yansıdı. Basına yansıyan bir videoda Trump, NATO üyesi ülkelerin liderlerini paylayarak ders veriyordu. Bu durum karşısında özellikle Almanya Başbakanı Angela Merkel ve yeni Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron şaşkınlıklarını gizleyemediler. “Arabi 21” sitesi tarafından tercüme edilen bu videoda Trump, NATO üyesi ülkelerin liderlerine NATO üyesi ülkeler, kendi paylarına düşen katkıyı sağlamalı ve mali yükümlülüklerini yerine getirmelidir.diye seslendi. Sitemkâr konuşmasında Trump, 28 NATO üyesinin 23ü hala savunma alanında yapması gereken katkıyı yapmıyor.diye gürledi. Bu, Amerikan halkı ve vergi mükelleflerine büyük haksızlıktı... Trump ardından Birçok üye devletin ittifaka önceki yıllardan büyük meblağlarda borcu var. Henüz bunları ödemiş değiller...iddiasını yineledi. NATO liderlerine yönelik azarının dozajını artıran Trump, Son sekiz yıl içinde ABDnin savunma alanında yaptığı harcamaların, tüm NATO müttefiklerinin toplam harcamasından daha fazla olduğunu savundu.Trumpın bu sözleri karşısında şoke olup şaşkına dönen NATO üyesi ülkelerin liderleri, etraflarına bakmaya başladılar. Görülmemiş ve beklenmeyen konuşması yüzünden baskı altında kaldıkları görülüyor. Trump, şu sözleriyle de adeta NATO üyesi ülkelerin liderleri ile dalga geçti: Bir kere olsun bile sizden NATOnun yeni tesisinin ne kadara mal olduğunu sormadım! Sormam da... [27.05.2017 Arabi 21]

• Bütün bu açıklamalar ve Trump’ın küstah tavırları, Avrupa ile kriz yaşanmasına ve krizin tırmanmasına neden olmaktadır. 

İkincisi: Diğer Avrupa ülkelerine kıyasla neden Almanya ile daha fazla kriz yaşanıyor konusuna gelince, bu aşağıdaki nedenlerden kaynaklanıyor:

1- Almanya, Avrupa’nın en büyük finans merkezidir ve Amerika, Çin ve Japonya’dan sonra dünyanın dördüncü ekonomik gücüdür. Bu yüzden Trump, ABD için büyük paralar toplama çabasının bir sonucu olarak gözünü Almanya’ya dikmiştir. Almanya’nın NATO katkısını ve katılım payını artırmak için özellikle Alman tarafına artan Rus tehditlerinden dem vurmaktadır. Amerika, kendisine olan askeri bağımlılığı artırmak için Avrupa, özellikle Doğu Avrupa ülkelerine karşı Rus sopasını kullanıyor.

2- Almanya’nın yetersiz NATO harcamaları açısından durum böyle. Zira Almanya’nın savunma harcamaları yıllardır GSYİH’nın yüzde 1,2’sinde (42 milyar dolar) seyrediyor. Bununla Berlin, savunma harcamaları GSYİH’nın yüzde 1,79’sinde (44 milyar dolar) seyreden Fransa’dan bile daha az harcamalarda bulunuyor. NATO ülkeleri, savunma harcamalarının GSYİH’nın yüzde 2’si düzeyine yükseltilmesi kararı almıştı. İngiltere’nin yanı sıra Avrupa’daki diğer birkaç kıytırık ülke, alınan bu kararın arkasında dururken, kıtadaki diğer büyük güçler yan çizdiler. Hâlbuki Amerika’nın savunma harcamalarının GSYİH’nın yüzde 3,61’inde (664 milyar dolar) seyrettiği bilinmektedir. Böylece ABD, NATO’nun savunma harcamalarının üçte ikisinden fazlasını tek başına yapmaktadır. (Yukarıda savunma harcamaları ile ilgili geçen rakamlar, 2016 yılına ait rakamlardır. Bu rakamlar, 27 Mayıs 2017 tarihli Arap El Cedid sitesinde yayınlanmıştır)

3- Amerika ile Almanya arasındaki ticaret dengesi, yaklaşık 60 milyar ile önemli ölçüde Almanya yararına seyrediyor. 2016 yılında Amerika ve Almanya arasındaki ticaret hacmi, 165 milyar Avro’ya ulaştı. Almanya, Amerika’ya 107 milyar Avro ihracat yaptı. [24.02.2017 Arabi 21] Buna göre Amerika ile Almanya arasındaki ticaret açığı, 58 milyar dolardır! Bu yüzden asabileşen Trump, Almanya’ya karşı giderek sertleşen açıklamalarda bulundu: Alman gazetesi Der Spiegel’in zirvedeki “bir katılımcı çemberini” alıntılayarak yaptığı açıklamaya göre, ABD Başkanı Trump, Brüksel’de Avrupa Birliği liderleri ile görüşmesi sırasında Almanya’nın ticaret politikasından hayıflandı. Söylenenlere göre Trump’ın kurduğu cümlelerden biri “Almanlar kötü, çok kötü. ABDde sattıkları milyonlarca arabaya bakın. Korkunç, Biz bunu durduracağızidi. [26.05.2017 Russia Today] Ayrıca “ABD Başkanı Donald Trump, Twitter hesabından attığı kısa Tweetlerde, Almanya ile devasa ticaret açığımız var. Ayrıca NATO ve orduya harcamaları gerekenden çok daha azını harcıyorlar. ABD için çok kötü, bu değişecekdiye yazdı. [30.05.2017 DW]

4- NATO ve İtalya’daki G7 zirvelerinde özellikle iklim değişikliği konusunda yaşanan gerilimin ardından Almanya palas pandıras Avrupa’yı savunmaya kalktı ve Avrupa pozisyonunun öncülüğünü yaptı. 29 Mayıs 2017 tarihinde El Cezire sitesinin aktardığına göre, “Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel, ABD yönetimine karşı sert ifadeler kullandı. Başkan Trump’ın “dar görüşlü politikalarıyla Batı’yı zayıflattığı ve Donald Trump liderliğindeki ABD’nin dünya sahnesinden eksildiğini savundu. Avrupalılar olarak iklimin korunması, silahların azaltılması ve dini fanatizme karşı daha güçlü bir savaş vermeleri gerektiğini belirtti. Aksi takdirde Avrupa’da barışın riske gireceği uyarısında bulundu. “Amerikan yönetiminin dar görüşlü politikaları Avrupa Birliğinin çıkarlarına tezat oluşturmaktadır.diye konuştu.” Merkel’in ABD’ye yönelik eleştirel sözlerinin hemen ertesi günü Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’den de benzer sertlikte açıklamalar geldi. Angela Merkel, başkalarına tümüyle güvenebileceğimiz zamanlar bir parça geride kaldı. Son günlerde bunu deneyimledim ifadelerini kullandı. Merkelin, bu sözleriyle son günlerde müttefiklerinden kazanımlar elde etmek için büyük baskı uygulayan Washington yönetimini kastettiği ifade ediliyor. Alman Bild gazetesine konuşan Merkel, Başkalarına tümüyle güvenebileceğimiz zamanlar bir parça geride kaldı. Son günlerde bunu deneyimledim... Biz Avrupalılar kendi kaderimizi gerçekten elimize almalıyızdiye konuştu.[28.05.2017 Russia Today]

5- Trump, Amerika ile kıyasıya mücadele eden, özellikle birçok Avrupa tutumuna öncülük yapan, nükleer silaha sahip olmadan bile kendisini küresel güç olarak dayatmanın yollarını arayan Almanya’nın Amerika karşısında yarı direnişine tanık olmaktadır. Almanya, ön plana çıkmak için uluslararası ortamı bir fırsat olarak kollamaktadır. Bugün Almanya, Avrupa ve dünyada var olan konjonktürün ivedilikle eski azametini yeniden elde etmek için uygun bir fırsat olduğunu düşünüyor. Bu yüzden Amerikan politikaları ve Rusya karşısında Avrupa ülkelerine liderlik etmekten gocunmuyor. Almanya lehine hızla gelişen bu konjonktüre gelince:

A- İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkış sürecinin başlaması ile Almanya, İngiltere ve Fransa ikilisinin Avrupa Birliği aracılığıyla uluslararası hareketliliğe ket vurdukları kısıtlamalardan kurtuldu. Avrupa konsensüsleri uluslararası açıdan genellikle İngiltere ve Fransa’ya hizmet etmektedir...

B- Yeni Başkan Trump’ın “önce Amerika” politikasını benimsemesi ile ABD politikasında iyice belirginleşen zafiyet sayesinde Almanya’nın ABD kısıtlamalarından kurtulması daha kolay hale gelmiştir. Zira Almanya, Batının ortak çıkarları gereğince Amerikan devletine boyun eğmişti. Bugün ise Amerika, müttefiklerinin ortak çıkarlarını gözetmeksizin alenen kendi çıkarları doğrultusunda başına buyruk hareket etmek istiyor. Bu sayede Almanya, Amerikan siyasetini dikkate almadan kendine özgü politika geliştirmek için yeterli gerekçeler elde etmiştir. Trump’ın bu politikası, yeniden devleşmek için Almanya’ya güzel bir ortam hazırlıyor. Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri, önceki Obama yönetimi tarafından Suriye krizinden bertaraf edildiklerine tanık oldular. Bunun için Amerika, ta uzaklardan getirdiği Rusya’yı sahaya sürdü. Ancak ne var ki Obama yönetimi, Batı dünyasına liderlik etme yükümlülüklerini umursamazlık yapamadı. Fakat bugün Trump yönetimi, biraz küstahça da olsa, Avrupalı müttefiklerini açıkça takmıyor, umursamıyor. Gözünü azametinin tek bir noktasına dikmiş durumda. O da Amerikan ekonomisi ve dünya liderliği için ABD’nin omuzlandığı finansal yükümlülükler. Bu, bir dar görüşlülüktür ve Amerika, bunun sıkıntısını ve yankılarını yaşıyor.

C- Fransa’daki köklü değişiklikler. Fransa’da yapılan son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Fransız politik hayatında köklü değişiklikler zuhur etti. İkinci Dünya Savaşı sonrası Fransa’yı yöneten sosyalist ve sağcı partilerin politik hayattaki etkileri tırpanlandı. 2017 seçimleri, büsbütün bu partilerin ikon ve simgelerini yerle bir etti. Siyasette köklü herhangi bir parti üyesi olmayan genç bir cumhurbaşkanı iktidara geldi. Bu da Almanya’yı Avrupa’ya siyaseten liderlik etmek için Fransa ile yarışa sürüklemektedir. 

Bütün bunlardan ötürü seçim oyunlarından yoksun Almanya’nın Trump politikasına verdiği reaksiyonlar, Avrupa’nın en belirgin ve göze çarpanı haline gelmiştir. Başbakan Angela Merkel’in önümüzdeki Eylül ayında düzenlenecek seçimlerdeki rakipleri bile Amerikan politikasına karşı Merkel safında yer aldılar. “Almanya Başbakanı Angela Merkel’in en büyük rakibi olarak gösterilen başbakan adayı Sosyal Demokrat Parti Genel Başkanı Martin Schulz, ABD Başkanı Donald Trump karşısında güçlü bir Avrupa için Başbakan Merkel’e beş maddelik önerge sundu. “Çarşamba günü Berlin’de Sosyalist Parti meclis grubunun işadamlarına verdiği resepsiyonda konuşan Sosyal Demokrat Parti Genel Başkanı ve başbakan adayı Schulz, Barış, huzur ve güvenliğimiz için güçlü bir Avrupa çok önemlidir...diye konuştu. [31.05. 2017 www.raialyoum.com] Almanya Başbakanı Angela Merkel’in en büyük rakibi olarak görülen başbakan adayı Martin Schulz, “Avrupalı tüm demokratları ABD Başkanı Donald Trump’a haddini bildirmeye” davet etti. Pazartesi akşamı Berlin’de konuşan Sosyal Demokrat Parti Genel Başkanı Schulz, Bu saatten itibaren elimizden geldiğince tüm imkânlarımızla bu adama ve bizi çekmek istediği silahlanma politikasına karşı koymalıyız. ifadelerini kullandı. [29.05.2017 Arabi 21]

  • İşte Alman gerçeği budur. Trump, bunu görüyor ve duyuyor ve bu yüzden Almanya’ya daha çok saldırıyor.

Üçüncüsü: Bu uluslararası politik değişikliklerin bir sonucu olarak büyük olasılıkla:

- Şayet Amerika, Trump’ın görev süresi dolmadan önce pozisyon telafisine gitmezse, o zaman ABD-Avrupa arasındaki çatlak kapatılamayacak kadar büyüyecektir... 02 Haziran 2017’de Trump yönetiminin, Paris İklim Anlaşması’ndan çekilme kararı bu dediğimizin doğruluğunu gösterir ve teyit eder. Amerika’nın anlaşmadan çekilme kararı, Avrupa’nın eleştirel oklarına maruz kaldı. Amerikan adımını yanlış ve tehlikeli olarak nitelediler. İklim değişikliği ile mücadelede dünyayı Avrupa gibi pozisyon almaya davet ettiler. Dün Romada Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Almanya Başbakanı Angela Merkel ve İtalya Başbakanı Paolo Gentiloni imzalı yayınlanan ortak açıklamada, ABDnin Paris Anlaşmasından çekilme kararını esefle karşıladıklarını ifade ettiler ve aynı zamanda Pariste varılan bu uzlaşmayı Geri dönülemezolarak tanımladılar... Pariste Macron, ABD Başkanı Trumpın Paris İklim Anlaşmasından çekilmesiyle tarihi bir hata yaptığını belirtti... Dün erken saatlerde AB Komisyonu İklim ve Enerjiden Sorumlu Üyesi Miguel Aries Canete de Küresel iklim değişimine ana ortaklardan bir tanesi sırtını döndüğü için küresel toplum için üzücü bir gün. AB, Trump yönetiminin ABDyi Paris İklim Anlaşmasından tek taraflı olarak çekeceğini açıkladığı karardan ötürü derin üzüntü duyuyorifadesini kullandı.[02.06.2017 el-Cezire] Bu çatlak ve yarık, yılan gibi süzülen İngiltere hariç, belli başlı Avrupa devletlerini kapsıyor. Her zamanki gibi İngiltere, dünyada daha önemli bir yere sahip olmak umuduyla Amerika’ya tutkal gibi yapışmaktadır.

-İleride Avrupa sahnesinde siyasi ve ekonomik düzeyde Alman liderliği daha fazla ön plana çıkacaktır. Alman yetkililerinin ABD politikalarına hemen tepki vermeleri ve Almanya-ABD anlaşmazlığını dışa vurum arzuları bunun göstergesi ve argümanıdır... Eğer bu, daha çok artarsa, Avrupa büyük ölçüde sarsılacak, belki bu sonunda Almanya’nın hızlı ve ağır silahlarla silahlanmasına neden olacaktır.

• Bu iki husus dikkatlice izlenmelidir. Çünkü bu ikisinden doğacak sonuç, uluslararası politika ve devletlerarası durumda yeni bir aşamanın başlamasına neden olacaktır.

Dördüncüsü: Dünyada meydana gelen bu büyük değişiklikler ve yeni uluslararası konjonktürün İslam Hilafet Devletinin yokluğunda cereyan etmesi hazin vericidir. Onun için Müslümanlar, bu konjonktür ve değişikliklerden istifade edemeyecekler. Aksine Müslüman ülkelerin ajan yöneticileri, İslam’ın doğuşunu ve dünya politikasına etkisini bertaraf etmek için uykusuz sabahlıyorlar. Daha da kötüsü, ümmetin ekonomik potansiyelini, helak etmek yerine Amerika’yı kurtarmak için seferber ediyorlar! Ancak bunlar ve efendileri, uzun süre akıntıya karşı kürek çekemeyeceklerdir. Zira kurt, efendilerini kemiriyor. Rabbin Şeriatını hakim kılmak ve Nübüvvet metodu üzere Hilafet yoluyla dini ikame etmek için çalışan sadıklar ve milyonlarca Müslümandan oluşan ümmet akımı, giderek büyüyen stabil bir akımdır. Bu akım, Aziz ve Hâkim olan Allah’ın izniyle yakında yemişini verecektir.

إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًاŞüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah, her şeye bir ölçü koymuştur.” [Talak 3]

H.12 Ramazan 1438
M.07 Haziran 2017

Devamını oku...

Trump’ın Suudi Arabistan ve İşgal Altındaki Filistin Ziyaretinin Yansımaları

Soru Cevap

Trump’ın Suudi Arabistan ve İşgal Altındaki Filistin Ziyaretinin Yansımaları

Soru:

26 Mayıs 2017’de Russia Today sitesi, Reutersten aktardığına göre ABD Senatosu, Trumpın Suudi Arabistan’la imzaladığı 460 milyar dolar tutarındaki anlaşmayı veto etmek istiyor. “Bazı ABD Senatosu üyeleri, Senatoyu Başkan Donald Trump’ın Suudi Arabistan ile imzaladığı silah anlaşmasını oylamaya zorlamak için bir veto önergesi sundular...” [26.05.2017 Russia Today] Bu mümkün mü? Oysa bilindiği üzere bu anlaşma, özellikle de Amerikan ekonomisinin krizde olduğu bir dönemde Amerika’nın hayal ettiği bir rüyadır. Dolayısıyla Kongrenin veto gerekçesi nedir? Bu arada Trumpın Suudi Arabistan ziyareti geniş yankı uyandırdı. Trump, Körfez ülkeleri ve 55 Müslüman ülkenin devlet ve hükümet başkanları ile bir araya geldi. Ardından işgal altındaki Filistine gitti. Filistin ziyareti, Filistin sorunu ile ilgili bir projesi olduğu anlamına gelir mi? Allah sizi korusun.

Cevap:

Kongrenin veto önergesi, siyasi polemiktir. Büyük olasılıkla anlaşmaya pek etkisi olmayacak hatta iyileştirebilir! Anlaşma, fabrikalara ekstra iş çıkaracağı ve geniş iş imkânları sunacağı için Amerikan ekonomisini canlandıracaktır. Amerika, bütün kurum ve partileriyle bunu arzulamaktadır. Kongrenin vetosu veya veto girişimi ile ilgili portrenin netleşmesi adına aşağıdaki hususlara bir göz atacağız:

1- Amerikan Başkanı Trump, Amerikan medyasının yoğun ilgi ve alakası altında 20 Mayıs 2017 günü Suudi hanedanının başkenti Riyad’a ulaştı. Suudi Arabistan ziyaretini İslam dünyası ile barışma olarak niteleyen Arapça yayın yapan ABD medyası, Suudilerle yaptığı görüşmenin büyük bir samimiyet içinde geçtiğini ve önceki başkan Barack Obama’nın bundan yoksun olduğunu kaydettiler. Trump, Suudi Arabistan, Suudi kral ve liderlerine önceki herhangi bir ABD başkanından duymaya alışık olmadığımız hayranlık ve övgü ifade eden sözler sarf etti. Trump, ilk önce Suudi Kral Selman ile bir görüşme yaptı. Ardından 21 Mayıs 2017 günü altı Körfez ülkesinin kral ve prensleriyle, sonraki saatlerde de 55 İslam ülkesinin liderleri ile bir zirve gerçekleştirdi. Zirveden daha ziyade bir dersi andırıyordu. Trump, onlara hitaben bir konuşma yaptı. Ayrıca bazı ülke liderleri ile de ikili görüşmeler gerçekleştirdi... Riyad Deklarasyonu olarak adlandırılan zirvenin sonuç bildirgesinde, stratejik ortaklık kapsamında Riyad’da Uluslararası Radikal Düşünceyle Mücadele Merkezi kurulmasına karar verildi. Buna göre Batının terör, Trump’ın da radikal İslami terörizm safsatası ile mücadele için harcanan paralar Suudi Arabistan tarafından karşılanacak... “Riyad Deklarasyonu” ayrıca Riyad’da “Stratejik Ortadoğu İttifakı”kurulması ile ilgili niyet bildirgesi de içeriyor. Bildiride, “Ortadoğu ve dünyada barış ve güven sağlanması için Stratejik Ortadoğu İttifakıkurulması ile ilgili çabalara sıcak bakıldığı, ittifakın 2018e kadar kuruluş çalışmalarının tamamlanmasının planlandığıifade edildi.

2- Bu toplantılar kadar kurulacak Merkez ve İttifak da önem arz etmektedir. Ancak Trump için asıl can alıcı nokta, Suudi Arabistan ile imzalanan ekonomik anlaşmadır. Çünkü Amerikan ekonomisi, dünyadaki küresel konumunu korusa da, yaşadığı bir dizi kriz ve şokların ardından can çekişmektedir. Özellikle Çin ekonomisinin sürekli büyüdüğü bir ortamda astronomik borcu ödemek ve ekonomik büyüme sağlamak, Amerika için ekstra hayati mesele haline gelmiştir. Bu yüzden ekonomik meseleler, ABD başkanlarının en öncelikli gündemleri olmuş ve özellikle ekonomik dış politikalarında daha önce hiç olmadığı kadar hızla büyüyen bir motivasyon halini almıştır. ABD Başkanı Donald Trump, 2016 ABD başkanlık seçimlerini, Amerikalılara iş olanağı sağlamak, Amerikan şirketlerinin ülkeye dönmelerine sağlayarak yeniden ABD ekonomisini canlandırmak ve Amerika’nın dünya ülkelerine sağladığı koruma kalkanının masraflarını “haraç”bu ülkelere ödetmek gibi büyük çoğunluğu ekonomik temele dayanan sloganlar sayesinde kazanmıştır. Adaylığını Cumhuriyetçi Partinin onaylaması bile karlı anlaşmalarda sergilediği üstün beceriden kaynaklanıyor. Bu politika uyarınca Trump, 17 Mart 2017’de Merkel’i Beyaz Saray’daki kabulünde ABD’ye, İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’ya sağladığı güçlü ve oldukça pahalı savunma için geriye dönük olmak üzere büyük meblağlarda para ödenmek zorunda diye konuştu. 28 Nisan 2017 günkü yaptığı açıklamada ise, Güney Kore’ye “Thaad”(Bölge Yüksek İrtifa Hava Savunma) füze savunma sistemi yerleştirilmesinin faturasını Güney Kore’ye keseceğini söyledi. ABD Ordusu, Kuzey Kore tarafından gerçekleştirilen füze denemeleri ve ardından yaşanan gerilim sonrası Güney Kore’ye Thaad füzesi yerleştirmişti... Buna karşılık Almanya, ülkedeki ABD askeri varlığı nedeniyle Amerika’ya borcu olduğu düşüncesini şiddetle reddetti. Keza Güney Kore de yerleştirilen “Thaad”füze savunma sistemi masraflarını üstlenmeyi kabul etmedi. Amerika’nın dünya ülkelerine “haraç”kesme çabası, dünyanın birçok bölgesinde fiyaskoyla sonuçlandı. Ama Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinde başarılı oldu. Trump ile Suudi Arabistan arasında imzalanan astronomik rakamlara varan anlaşmalar bunun göstergesidir.

Diğer bir deyişle Amerika, “haraç”kesme politikasının ilk meyvelerini Suudi Arabistan’da devşirmiştir. Amerika, tarihin en büyük silah anlaşmasını yapmıştır. 20 Mayıs 2017’de el-Cezire sitesinin bildirdiğine göre, Suudi Kral Selman bin Abdul Aziz ve ABD Başkanı Donald Trump, Cumartesi günü Suudi Arabistanın başkenti Riyadda bir dizi işbirliği anlaşması imzaladı. Beyaz Saraydan yapılan açıklamada, Riyad ile 460 milyar dolar tutarında askeri işbirliği anlaşması imzalandığı bildirildi. Suudi Ticaret Bakanı Macid El Kasabi de ülkesinin, Suudi Arabistanda yatırım yapmak için 23 büyük Amerikan şirketine izin verdiğini söyledi. El Cezire Riyad muhabiri, Suudi Arabistan ve ABDnin 460 milyar dolar değerinde savunma anlaşması imzaladıklarını söyledi. Bunun 110 milyar doları önceki askeri anlaşmalardır. Bu anlaşma gereğince Washington, silahları Suudilere en kısa zamanda teslim edecektir. Geri kalan 350 milyar dolar değerindeki savunma işbirliği anlaşmaları da 10 yıla yayılması planlanıyor.

İmzalanan bu devasa anlaşmalar nedeniyle Dow Jones, Nasdaq, Standard & Poors gibi ABD hisse senedi piyasası göstergeleri önemli ölçüde yükseldi. Çünkü Suudi Arabistan, Amerikan ekonomisine hayali para pompalayacak ve Trump’ın seçim kampanyası sırasında vaat ettiği gibi Amerikalılara iş olanağı sağlayacaktır. Bu anlaşmalara baktığımızda, her yıl ve on yıl boyunca Suudi Arabistan’ın Amerikan silah fabrikalarına devlet gelirlerinden büyük oranlarda para pompalayacağını görürüz. “2016 yılında Suudi Arabistan’ın net geliri, 528 milyar riyal yani yaklaşık 140 milyar dolardır.” [22.12.2016 El Arabiya] Böylece Trump yönetimi, yitik parayı Suudi hanedanında bulmuş oldu...

3- Kongrenin önerisine gelince, sadece siyasi bir polemiktir. Büyük olasılıkla anlaşmayı pek etkisi olmayacaktır hatta iyileştirebilir! Anlaşma, fabrikalara ekstra iş çıkaracağı ve geniş iş olanakları sunacağı için Amerikan ekonomisine canlılık getirecektir. Amerika, kurum ve kuruluşlarıyla bunu arzulamaktadır. Ancak dediğim gibi bu bir siyasi polemiktir. Trump, bu polemik sayesinde Rusya ilişkisi ve teması ile ilgili birçok skandalları örtbas etmek istemiştir. Damadı ve yakınları hakkında açılmış davalar var. İşte tüm bu skandalları, ekonomik başarı ve siyasi bir eylemle örtbas etmek istemiştir. Bu yüzden anlaşmalar imzalamış ve 55 devlet liderlerinden büyük bir kalabalığı bir arada toplamıştır. ABD medyası, Trump’ın ziyaret ve zirvelerini, Suudi Arabistan ile imzaladığı büyük silah anlaşmalarını canlı yayınladı. Trump’ın konuşmasında hazır bulunmak ve sadakat bildirmek için kral ve devlet başkanları dünyanın öbür ucundan geldiler. Bu sahneler, Başkan Trump ve yönetimi üzerindeki skandallar baskısını kısa bir süreliğine de olsa hafifletecek ve zafer gerçekleştirmiş kahraman edasında lanse edilecektir. Böylelikle sadece sızıntılar, skandallar ve zayıf siyasi performansından değil başarısından da söz edilecektir. Bu, şuan Trump için büyük önem taşımaktadır. Böylece ABD Başkanını karşılamak için alelacele Riyad’a akın eden kral ve devlet başkanlarının bu sevdası anlaşılabilir. Bu çapta böyle bir zirve ilk kez oluyor. “Suudi Arabistan, ABD Başkanı Donald Trump ile Riyad’a çağrılan 55 ülke liderleri arasında yapılması planlanan zirve için gözle görülür çaba sarf etmektedir. Zira ABD Başkanı Trump’ın Suudi Arabistan ziyareti medya ve basından büyük ilgi görmektedir. Gözlemcilere göre Suudi Arabistan, Arap ve Müslüman ülke lider ve devlet başkanlarını ilk kez böyle bir zirvede toplayarak dünyanın dikkatini bu ziyarete çekmeyi başarmıştır...” [19.05.2017 DW sitesi] Dolayısıyla bazı Kongre üyeleri özellikle Demokratlar siyasi polemik yapmaktadır...

4- Körfez ülkeleri yöneticilerine gelince, İngiliz ajanı oldukları bilgisine rağmen Amerika, silah anlaşmaları ve İran tehlikesi bahanesiyle bu ülkelere daha fazla müdahale ederek çevrelemek istiyor... Bu ülke liderlerine hitaben yaptığı konuşmada Trump, şunları söyledi: ABD Merkez Komutanlığına evsahipliği yapan Katar, çok önemli stratejik bir ortaktır. Kuveyt ve Bahreyn ile olan uzun vadeli ortaklığımız, bölgede güvenliği güçlendirmeye devam ediyor... Kalpler ve gönülleri kazanmak için BAE de bu mücadeleye katıldı. İnternette nefret söyleminin yayılması ile mücadelede ABD ile ortak bir merkez kurdu. Bahreyn ayrıca radikalizm ve adam devşirilmesini baltalamaya çalışıyor.” [21.05.2017 CNN Arapça]

ABD Başkanı Donald Trump, ABD ve Katarın yeni silah anlaşmasını görüşeceklerini söyledi. AP haber ajansına göre ABD Başkanı, Katar Emiri ile bir dizi güzel askeri teçhizatsatışını görüşeceğini söyledi.Trump ve Katar Emiri Şeyh Tamim, bu sabah Riyadda Amerikan-İslam zirvesi sonrası ikili görüşmelerde bir araya geldi. ABD Başkanı hiç kimse bunları ABD gibi yapamazdiye konuştu ve bu anlaşma ABD için yeni iş olanakları sağlarken Katarın da güvenlik gücünü artıracak dedi.” [21.05.2017 dotmsr]

İran’ın Körfez ülkelerine yönelik tehdidini azaltmak için Amerika, İran’a karşı bu yöneticilerin hoşuna giden bazı ballı sözler sarf ederek silah anlaşmaları, askeri üsler ve kolaylıklar yoluyla onları Amerikan ipine bağlıyor. Hem de bütün bunlar, Körfez ülkeleri tarafından finanse ediliyor. Amerika, İran’a karşı fiili tek bir adım dahi atmış değil. Suriye devriminde ve Obama döneminde olduğu gibi Husileri silahlandırmak, Irak ve Lübnan’daki nüfuzuna bir zeval gelmemesi için hâlâ İran’a güveniyor. Başkan Trump, Riyad’da yaptığı konuşmada Lübnan Hizbullah’ını terörist grup olarak niteledi. Ancak Hizbullah’ın Suriye müdahalesine tam destek veren ve Carud Arsal bölgesinde Suriyeli devrimcilere karşı Hizbullah yanında savaşan Lübnan ordusuna övgüler yağdırdı!

Tıpkı Suudi yöneticiler gibi Körfez yöneticileri de, Amerika’nın tahtlarını sarsmak için İran kozunu devreye sokabileceği endişesi taşıyorlar. Bu yüzden bu ülkeler, özellikle İran ve tehlikesi karşısında Amerika’dan güzel sözler duyduklarında, hemen Amerikan taleplerini boyun büküyorlar. Hatta bu söylemler, eyleme dökülmese bile. Riyad’da yaptığı konuşmada Trump, İran, Lübnandan Irak ve Yemene bütün bölgede yıkım ve kaosu yayan teröristleri, milisleri ve diğer aşırılıkçı grupları mali ve silah desteği sağlıyor ve eğitiyor. On yıllardır İran, mezhep savaşı ve terör ateşine benzin döküyor. İran rejimi açıkça toplu katliamlardan, İsrailin yok edilmesinden bahsediyor ve Amerikaya ölüm sloganları atıyor. Bugün İranın istikrar bozucu, trajik müdahalelerinden birini Suriyede görebilirsiniz. İranın desteklediği Esed rejimi korkunç suçlar işlemeye devam ediyor...diye konuştu. [21.05.2017 CNN Arapça] İran’a bu emri veren Amerika’dır. Sanki bundan bihabermiş gibi olan Körfez yöneticileri, İran’ı izole etmeye davet ettiler. Ama Amerika, İran’a baskı yapmak için şuana dek somut herhangi bir adım atmış değil. Amerika, seçim kampanyası sırasında açıkça karşı olduğunu söyleyen Trump’a rağmen İran ile imzalanan nükleer anlaşmaya bağlı kalmaktadır... Çünkü Amerika, Körfez ülkelerini İran hortlak ve öcüsü ile korkutuyor, bunu istismar ediyor. Bu sayede Körfez ülkelerini silah anlaşmaları, askeri üsler ve kolaylıklar yoluyla Amerikan ipine bağlıyor. Yukarıda da belirtildiği gibi hem de bunları Körfez parasıyla yapıyor.

5- Suudi Arabistan ziyareti sonrası Trump, 22 Mayıs 2017 günü işgal altındaki Filistin’i ziyaret etti. Yahudi varlığı ve siyasi çözüm ile ilgili herhangi bir projesi olup olmadığı sorusuna gelince, bunun cevabı şöyledir; Amerikan yönetiminin şuan ki öncelikleri göz önüne alındığında, Filistin sorunu bugün için Amerika nazarında ivedili konu değildir... Nitekim 12 Mayıs 2017 tarihinde yayınlanan bir soru cevapta şöyle geçmiştir: Arap ülkelerinde özellikle de Suriyede patlak veren olayların, Amerika ile Kuzey Kore arasında yaşanan sıcak gerginliklerin gölgesinde Filistin sorunu şuan ki Amerikan yönetimi tarafından önceliği olan bir sorun sayılmadı. Bu nedenle Amerika, bu mesele hakkında acele etmiyor... Filistin meselesinin çözümünde ufukları gözetliyor ve özellikle Filistinli Araplarla Yahudi varlığı arasında müzakereleri açma imkânlarını inceliyor. Böylelikle de olacaklara bakacak. BBCnin 11 Mart 2017de naklettiği şu haber de bunu teyit etmektedir: Reuterse göre Filistin başkanlık sözcüsü Ebu Radine, Trumpın müzakerelere yeniden başlama keyfiyetini araştırmak istediğini Abbasa söyledi. Ve barışçıl çalışmaların gerçek barışa öncülük edeceğini vurguladı.Beyaz Sarayda Abbas ile yapmış olduğu ortak basın toplantısında da şöyle dedi: Zaruri olan her şeyi yapacağımTaraflar arasında bir aracı veya yönlendirici veya hakem gibi çalışmak ve bunu gerçekleştirmek istiyorum[04.05.2017 Russia Today] Yani Amerika şuan için Filistin meselesinde belirli bir plan ortaya koymuyor. Suriye ve Kuzey Kore konusunda aşama kat edinceye veya durum sakinleşinceye kadar da bu böyle devam edecek. Şuan için Trumpta ne müzakerelere yeniden başlama keyfiyeti hakkında ne de arzu ettiği barış çalışmasının türü hakkında sınırlandırılmış bir şey bulunmamaktadır... Aynı zamanda o, istedikleri daha doğrusu Yahudi varlığının istediği çözüm üzerinde ittifak etmeleri için bu tarafların doğrudan buluşmalarını istiyor! Bu nedenle doğrudan görüşmelerin yapılmasını istedi. ABDnin BM Daimi Temsilcisi Nikki Haley, Filistin temsilcisi Riyad Mansur ile geçtiğimiz Çarşamba günü ilk görüşmeyi gerçekleştirdi... Bunu takip eden bir vakitte sosyal medya Twitter üzerinden fısıltılı bir tarzla, sonuç elde edebilmek için BM yerine doğrudan görüşmeler yapmak suretiyle Filistinlilerin İsraillilerle buluşacaklarını söyledi...[11.03.2017 BBC]

6- Sonuç olarak, çürük uygarlık ve bozuk değerleri sonucu kurtçuk tarafından içeriden kemirilen Amerika’nın, Müslüman ülkelerde istediği gibi at koşturması üzüntü vericidir. Sözde yönetici bozuntuları ise Amerikan çıkarlarına hizmet etmek için birbirleriyle kıyasıya yarışıyorlar! Sonra Amerika, bir parmağı ile işaret ediyor, hatta sadece bir göz kırpıyor, akabinde İslam’a karşı boğazına kadar suça gömülen mücrim devlete itaat ve sadakat bildirmek için 55 Ruveybida yönetici dünyanın dört bir tarafından Riyad’a akın ediyorlar... Ne acı vericidir ki Müslümanların zenginlikleri, çöken Amerikan ekonomisini ayağa kaldırmak, Amerikalılara hayat vermek ve işsizliği çözmek için kullanılıyor. Müslüman ülkelerde işsizlik diz boyu iken Amerikalıların cepleri bu zenginliklerle doluyor! Ajanlar, bu zenginlikleri Müslümanlardan gasp etmişlerdir. Zira bu servetler, kamu mülkiyetidir ve Allah’ın Şeriatına göre Müslümanlara aittir. Bu ajan yöneticiler, İslam ülkelerinde daha iyi katliamlar yapsın diye bu zenginlikleri Trump’ın önüne koyuyorlar! Nedeni maruf, daha önce söyledik, yineliyoruz... O da kendisiyle korunulan bir İmam ve Halifenin yokluğudur. Ebu Hurayra’dan rivayet edildiğine göre Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

إِنَّمَا الْإِمَامُ جُنَّةٌ، يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ، وَيُتَّقَى بِهِİmam bir kalkandır, arkasında savaşılır ve onunla korunulur. [Müslim] Allah’a halis, Peygambere sadık bir şekilde Raşidi Hilafet Devletini kurmak için özveri ve ciddiyetle çalışmak, Allah ve Rasûlü’nü seven herkes için ölüm kalım meselesi olmalıdır. Çünkü Peygamberin müjdesi, günümüzdeki ceberut saltanattan sonra gerçekleşecektir. Nitekim Ahmed ve Et Tayalisi tarafından rivayet edilen sahih bir hadise göre, Huzeyfe dedi ki SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

ثُمَّ تَكُونُ جَبْرِيَّةً، فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ  Daha sonra ceberut bir saltanat olacaktır. O da Allahın dilediği kadar devam edecektir. Ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldıracaktır. Sonra, Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.Hilafet kurulunca Müslümanlar izzet bulacak, sömürgeci kâfirler de zillete maruz kalacaklardır. Müslüman ülkelerden ökçeleri üzerinde yurtlarına geri döneceklerdir, tabii ki yurtları kalırsa. 

H.01 Ramazan 1438
M.27 Mayıs 2017

Devamını oku...

Hamas’ın Yeni Siyaset Belgesi İmzaladığını İlan Etmesinin Etken ve Boyutları

Soru Cevap

Hamas’ın Yeni Siyaset Belgesi İmzaladığını İlan Etmesinin Etken ve Boyutları

Soru:

Hamas, 1 Mayıs 2017 Pazartesi günü Doha’dan yaptığı açıklamada “ortak ulusal uzlaşı formülü” dikkate alınarak, 67 sınırlarına göre Filistin devletini kabul ettiğini ilan etti. Açıkladığı belgede “İsrail’in yok edilmesi” ifadesini kaldırdı ve Müslüman Kardeşler’den bağımsızlığını ilan etti… Sorum iki şıktan meydana gelmektedir:

Birincisi: Hamas’ın yeni siyaset belgesini ilan etmesi yeni Amerikan yönetiminin taşıdığı barışçıl müzakere çözümüyle irtibatlı mıdır?

İkincisi: Veya Hamas’ın hedefindeki bu “inkılap” Amerikan siyasetinden bağımsız bir çizgide Avrupa etkisiyle midir?

Cevap:

Hamas’ın yeni siyaset belgesi ya da “Genel Siyasetler ve İlkeler Belgesi” diye isimlendirdiği şeyi ilan etmesinin etkenlerini, boyutlarını, aynı zamanda da Amerika ve Avrupa ile alakasını kavrayabilmek için aşağıdaki hususları sunuyoruz:

Birincisi: FKÖ’nün Verdiği Tavizlerin Neticeleri ve Sonra da Hamas’ın Buna Katılması:

1-    “Sözde Filistin temsilcisi “Filistin Kurtuluş Örgütü, 67’de işgal edilen topraklarda devletçiklerinin olacağı gerekçesiyle (48 işgali) Filistin topraklarının %80’ninden vazgeçti. Ancak Yahudiler, Filistin’den Filistinlilere kalanı (67 işgali) kabul etmek yerine Filistin Kurtuluş Örgütü’nün kabulünü önerdi. Bilakis Yahudi devleti ve genel olarak Avrupa, uğursuz Oslo Anlaşması’na göre hiç vakit kaybetmeden ve başarılı bir şekilde FKÖ’den “Filistin Otoritesine” dönüştürdüler. Barışı ihlal etme gerekçesiyle Filistin otoritesini Yahudi varlığının güvenliğine hizmet etmeye ve ihanet tavizleri zincirine dönüştürdüler. Amerika ve Avrupa, Yahudilerin ne kadar küçük olursa olsun güvenlik gerekçesiyle herhangi bir tavizi reddetmesinin barış diye isimlendirilen şeyin önündeki başlıca engel olacağını bilmektedir. Zira FKÖ büyük tavizler verdi ve “Filistin Devleti” diye isimlendirilen şeyin ilan edilmesi karşılığında silahtan arındırılma ve egemenliğin alınması pahasına olsa dahi yani ortada devlet isminden başka bir şey olmasa dahi daha fazla tavizler vermeye de hazırdır. Bununla birlikte Yahudi varlığı daha fazlasını istemektedir. Çünkü o ve herkes biliyor ki kim zayıflık gösterirse zillet, aşağılık ona kolay gelir.

2-    Hamas, 67 işgaline göre bir devletçik karşılığında Örgütün Yahudi devletine taviz vermesine karşı sıcak açıklamalarını devam ettirdi. Bu durum Oslo ittifakının ardından yapılan müzakerelerde Filistin otoritesini zayıf bir konuma düşürdü. Pis plan, işgalin gölgesinde yönetime taşımak için Hamas’ın Örgütün peşi sıra gitmesini sonra da onunla muameleye girmesini ve 67 sınırlarına göre kurulacak devletçiği kabul etmesini gerektiriyordu. Bu durum tabiatı haliyle Yahudi varlığını kabul etmeye de öncülük etti. Çünkü Örgüt, Filistin halkına boyun büktürmek ve Yahudi varlığını kabul etmeye zorlamak için başını Amerika’nın çektiği Batının projelerinin içine iliklerine kadar dalmış durumdadır. Örgüt, Hamas hareketini işgal gölgesindeki yönetime ulaştırmak için Batıyı oyunun içinde kattı… Perde arkasından veya perdesiz olarak örgüt buna ortak oldu. Çünkü işgalin gölgesindeki yönetim Hamas’ı da Fetih ve Örgütün ulaştığı yere ulaştıracağının farkındadır… İşte böylece Hamas hareketi, 2006 yasama seçimlerinde başarılı oldu ve diğer gruplar Hamas ile birlikte tek milli hükümetin oluşturulmasını reddettiler. Bunun nedeni ise, işgal altındaki bir yönetim tuzağına çekmekti. Bu esnada ise Katar, Hamas ile olan bağlantılarını yoğunlaştırdı ve onu desteklediğini ilan etti. Sonra da Hamas, Gazze’nin tümünü istila etti. Hamas hareketinin Gazze yönetimine dalması ve burada yalnız kalmasıyla tuzağa düşmesi de tamamlanmış oldu. Çünkü Yahudi varlığı, “terör” örgütü olduğu gerekçesiyle Gazze bölgesinde yaşayan iki milyona hizmet edilmesiyle ilgili meselelerde Hamas’la iş yapmayı reddetti. Mısır ise özellikle Sisi’nin yönetime gelmesinden sonra ambargoyu daha da artırdı. İşte böylece Gazze ve Hamas hareketi, Sisi yönetimi ile Yahudi varlığı tarafından oluşturulan iki kıskaçlı tuzak arasında kaldı. Ramallah’taki otorite ise Gazze bölgesi hakkında Yahudi varlığı ile iş yapan taraf olması münasebetiyle bu çemberi tamamladı. Sonra da Hamas, yönetimi altında inlemekte olan insanların temel hayati isteklerini temin edemez bir hale geldi. Bu vakıa ile Hamas, Katar’ın öğütlerine göre işgal altındaki Gazze yönetimi olarak kendisini en tatlısı dahi acı olan iki seçenek arasında buldu. Ya çöküş yaşanacak ve Abbas Gazze’ye dönecek ki bu Hamas’ın kabul etmediği husustur… Ya da kendisini destekleyenlerin özellikle de Katar tarafından kendisine öğütlediği üzere Yahudi varlığına karşı yumuşak bir tutum sergilemesi ve onunla bir tür ilişkiye girmesi ve ilan edildiği üzere 67 sınırlarına göre Filistin devletini kabul etmesi ve yerleşim projeleri gibi hususlara icabet edecekti. Uyanık olan herkes bilir ki işgal gölgesinde yönetimi teslim almak, işgalci ile muameleye öncülük etmek, Yahudi varlığı ile pazarlığı kabul etmek ve desteklemek demektir. 67 sınırları içerisinde kurulacak Filistin devletinin kurulmasıyla mukavemet hedeflerini küçültmek ve bunun gerektirdiği tüm tavizleri vermek demektir. Tabiatı haliyle de bu cehalet özrünün kabul edilmediği bir durumdur.

3-    Hamas hareketi liderliğinden yapılan tüm açıklamalara göre belgenin hedefi, devletlerarası toplumun kabul ettiklerinin iyileştirilmesi ve Gazze’de hükmün geçerli kılınması ve Filistin sorununun çözümünde denge unsuru olmasına muvafakat etmektir. Yani Hamas hareketinin pazarlıklarla Filistin’in tasfiye edilmesine karşı engel olduğunu çağrıştıran her hususun ortadan kaldırılması demektir. Hamas tarafından bu hususta yapılan açıklamalardan bazıları şunlardır:

A-   Halid Meşal: “Siyaset belgesinin değişikliklere ayak uydurduğunu, Hamas hareketinin düşünce, görüş ve faaliyetlerini yansıttığını, siyaset belgesinin hazırlanma kararının dört yıl önce alındığını ve şekillenme çalışmasının iki yıldan bu yana sürdüğünü” açıkladı. [1.5.2017 Nun Post]

Meşal şöyle dedi: “Hamas yeni bir metot seçti. Bu metot, hakları ve sabitleri ihlal etmeden gelişme ve esnekliktir.” [1.5.2017 el-Arabiyye.net.] Basın toplantısında ilaveten şunları söyledi: “Siyaset belgesinin konulması hususundaki muvafakatimiz, Hamas’ın siyasi görevlerini ve fikri gelişimini yansıtmaktadır… Savaşmaya çalışmıyoruz. Tam tersine işgalden kurtulmaya ve özgürlüğe çalışıyoruz… Son şekli verdikten sonra uluslararası hukukçularla 9 saat süren bir toplantı yaptık ve onların değerlendirmelerini aldık. Belgeye göre Hamas, direnişte olduğu gibi gelişime açık, yenilikçi, fikri ve siyasi gelişim gösteren bir harekettir.” [2.5.2017 Mean Ajansı]

B-    Hareket için bu belgenin dâhili ve harici önemi hakkındaki bir soruya ise cılız bir ses tonuyla şöyle cevap verdi: “Bu belge, hareket içinde esneklik, gelişmeyi, aydın düşünceyi ve değişimleri takip etme arayışı içindeki yeni nesil için büyük bir anlam ifade etmektedir. Bu belge yeni toplumla iş yapma hususunda yeni ufuklar açacak işaretleri ve düşmanca mücadelenin tabiatını sınırlayacak, diğerlerine karşı muamelenin şeklini iade edecek ve dünyaya kapı açacaktır.” Yine cılız bir ses tonuyla şunları söyledi: “Hamas’a kulak vermelisiniz. Hamas hakkında hasımlarına ve düşmanlarına kulak vermeyin ki Hamas’la yürüyeceğiniz yollarda muamelede pusulanız şaşmasın.” [02.05.2017 Nun Post]

4-    Ayrıca belgenin maddeleri de bunu ifade etmektedir:

-      Yeni belgenin sekizinci maddesi şöyledir: “Hamas hareketi İslâm’ı, her zaman ve mekân için yetkili olup ılımlı aracı ruhuyla hayatın tüm yönlerini kapsayan bir din olarak anlar. Hamas İslam’ın, diğer din ve şeriat müntesiplerinin gölgesinde güvenli bir şekilde yaşadığı barış ve hoşgörü dini olduğuna inanır, Filistin’i de halkların hoşgörü içerisinde yaşadığı ve yaşayacağı bir model olarak görür.” Din mensupları arasında hoşgörü içinde yaşamaktan kasıt Yahudilerdir. Yani eski dönemin kapatılması ve hoşgörü içerisinde yaşanacak yeni bir dönemin açılması demektir. Bu ifade küçülmenin derecesindeki büyüklüğü işaret ettiği gibi aynı zamanda belgenin ilan edilme hedefini de işaret etmektedir. Bununla Hamas, Avrupa ve Amerika’ya, Filistin denkleminde kendisini kabul etmeleri için büyük bir güzellik yapmaktadır…

-      Belgenin 34. Maddesi şöyledir: “Bu günün ve geleceğin inşasında ve siyasi sistemin bina edilmesinde Filistinli kadının rolü esastır…” Bu maddede İslâm’ın kadının konumunu yükseltmesi ile ilgili bir ifade konulmadı. Tam tersine “kadın hakları” denilen ve İslâm Hadâratı’na saldırıdan başka bir şeye aracılık etmeyen, kadının haklarını gerçek anlamda istemeyen Batı mefhumlarına yaklaşan bir ifade kullanıldı. Batının bizzat kendisi Irak, Suriye ve Filistin’de Müslüman kadının öldürülmemesini istemiyor. Tam tersine hayatın korunmasını bir hak olarak görmüyor. Sadece ve sadece İslam Hadâratını vurmak için kendi arzu ettiği şekilde özgürlük düşüncesinin olmasını istiyor.

5-    Bu açıklamalara ve belgede yer alan maddelere bakıldığında hedef açık ve net bir şekilde görülmektedir. Bu belge hareketi, kabuk olmaktan öteye geçmemesine rağmen Batıyı şüpheye düşüren ideolojik kabuklarından sıyırmakta ve İslam ideolojisinin herhangi bir boyutundan uzak pragmatik bir bakış açısı ortaya koymaktadır. Böylelikle barışçıl çözümlerin önünde engel şüphesine dahi yer bırakmayan, “ortak ulusal uzlaşı formülü” olduğu gerekçesiyle pazarlığa dayanan ve destekleyen çözümler için herhangi bir şekilde yol bırakmayan bir alana sıkışmaktadır. Tam tersine Hamas’ın yeni belgesi, Filistin otoritesi ile Yahudi varlığı arasındaki görüşmelerin açılması ihtimalinin bulunduğu bir zamana denk gelmektedir. Abbas’ın 02 Mayıs 2017 günü Washington ziyaretiyle aynı zamana denk gelecek şekilde 1 Mayıs 2017 günü ilan edilmiş olması da bunu göstermektedir. İslam ile ve Yahudi varlığının tanınmaması ile ilgili olarak kullanılan laf salatalarının ise hiçbir kıymeti yoktur. Zira bir taraftan 67 sınırları içerisinde Filistin devletini kurmayı kabul etmekle Yahudileri tanımamak nasıl mümkün olabilir? Hamas hareketinin 67 sınırlarını kabul etmesi ve bunu da Ortak Ulusal Uzlaşı Formülü olarak isimlendirilmesi, arkası gelecek olan tavizlerin başlamasından başka bir anlama gelmez. Bu sahne FKÖ’nün ortaya koyduğu planları ve ardından da vermiş olduğu tavizlerle Yahudi varlığının güvenliğine hizmet edecek şekle dönüşmesini hatırlatıyor… Aynı şekilde Gazze’deki Hamas “otoritesi”, 2006 seçimlerinin ardından Gazze’de yönetimi istila etmesinden bu yana, özellikle de Meşal’in 25 Haziran 2009’da Şam’da yaptığı konuşmada dile getirdiği 67 sınırlarında bir devlet istediğini ilan etmesinde olduğu gibi aşamalı adımlardan çoğu kez uzak durmadı. Nitekim biz 26 Haziran 2009 tarihinde yayınladığımız; “Hamas, Adım Adım Karış Karış Fetih Otoritesinin Yolunu Takip Ediyor” başlıklı yazımızda bunu belirtmiştik. Bu yazımızda şunları söyledik: “Geçtiğimiz yüz yıl altmışların ortalarında Fetih hareketi kurulduğunda, nehirden denize kadar Filistin’in kurtuluşu için direnişi benimsediğini ilan etmişti. Daha sonra dönüp dolaşıp ortada ne deniz ne nehir ne de arasındaki kaldı. Fetih otoritesi Filistin’in büyük bir bölümünde Yahudi varlığını tanıdı ve Amerikan’ın gözetiminde Filistin’den geriye kalan kısım üzerinde bir devletin kurulması pazarlıkları yapar hale geldi… Bununla birlikte günümüze kadar ve görüşmelerden uzun yıllar sonra da Fetih otoritesi hiçbir şey elde edemedi... Fetih hareketinin kurulmasının üzerinden yaklaşık yirmi yıl kadar bir süre geçtikten sonra Hamas kuruldu. Başından itibaren Fetih’in takip ettiği adımları takip etti. Nehirden denize kadar Filistin’i kurtarmak için mukavemeti benimsediğini ilan etti. Yahudi devletini tanıdığı, Amerika’nın atına bindiği ve 1967 sınırlarında bir devlet istediği için Fetih hareketini eleştirdi! Bütün bunların ardından Hamas yönetimi dönüp dolaştı aynı şekilde Filistin’in çok büyük bir kısmına hâkim olan Yahudi devletinin yanında sadece 1967 sınırlarında devlet kurmak istediği ve bunu gerçekleştirmek için de Amerika ile pazarlıklar yapmak üzere elini uzattı! 1967 sınırlarında devlet kurmak istediğini ilan etti. Halid Meşal, 25 Haziran 2009 tarihinde ağzı dolu dolu yaptığı büyük konuşmada şöyle dedi: “Hamas 1967 sınırlarında bir devlet istiyor ve bu maksatla Amerika ile pazarlık yapmak için elini uzatıyor.” İşte taviz adımları aşamalı olarak yaklaşık sekiz sene önce başladı. Yani Meşal’in şuan ki belgenin hazırlanma sürecinin başladığını ilan etmesinden tam iki katı kadar daha önce başladı. Şöyle demişti: “Siyaset belgesinin değişikliklere ayak uydurduğunu, Hamas hareketinin düşünce, görüş ve faaliyetlerini yansıttığını, siyaset belgesinin hazırlanma kararının dört yıl önce alındığını ve şekillenme çalışmasının iki yıldan bu yana sürdüğünü” [01.05.2017 Nun Post]

Taviz daha önce başladı. Fakat aradaki fark Meşal’in o zaman bunun küçük bir parçasını söylemiş olması şimdi ise diğer parçalarını da zikretmesidir. Daha önce 67 sınırlarını zikretti ve misakta Yahudi devletinin yıkılması korudu. Aynı şekilde Hamas’ın İhvan ile ilişkisini de korudu. Şimdi ise aşamalı bir şekilde tavizlerle uyumlu olması için her ikisinden de vazgeçti! Bir diğer fark ise, mesele hakkında sadece konuşma yapılırdı. Şimdi ise bu itimat edilir bir belge haline getirildi!

İkincisi: Hamas Belgesi ve Çözüm İçin Amerikan Projeleriyle Alakası:

1-    Arap ülkelerinde özellikle de Suriye’de patlak veren olayların, Amerika ile Kuzey Kore arasında yaşanan sıcak gerginliklerin gölgesinde Filistin sorunu şu andaki Amerikan yönetimi tarafından önceliği olan bir sorun sayılmadı. Bu nedenle Amerika, bu mesele hakkında acele etmiyor. Filistin meselesinin çözümünde ufukları gözetliyor ve özellikle Filistinli Araplarla Yahudi varlığı arasında müzakereleri açma imkânlarını inceliyor. Böylelikle de olacaklara bakacak. BBC’nin 11 Mart 2017’de naklettiği şu haber de bunu teyit etmektedir: “Reuters’e göre Filistin başkanlık sözcüsü Ebu Radine, Trump’ın müzakerelere yeniden başlama keyfiyetini araştırmak istediğini Abbas’a söyledi. Ve barışçıl çalışmaların gerçek barışa öncülük edeceğini vurguladı.” Beyaz Saray’da Abbas ile yapmış olduğu ortak basın toplantısında da şöyle dedi: “Zaruri olan her şeyi yapacağım… Taraflar arasında bir aracı veya yönlendirici veya hakem gibi çalışmak ve bunu gerçekleştirmek istiyorum…” [04.05.2017 Russia Today] Yani Amerika şu an için Filistin meselesinde belirli bir plan ortaya koymuyor. Suriye ve Kuzey Kore konusunda aşama kat edinceye veya durum sakinleşinceye kadar da bu böyle olacak. Şu an için Trump’ta ne müzakerelere yeniden başlama keyfiyeti hakkında ne de arzu ettiği barış çalışmasının türü hakkında sınırlandırılmış bir şey bulunmamaktadır. Sadece durumları gözetlemekte, Filistin’de çatışan taraflar hakkında bilgi toplamaktadır… Aynı zamanda o, istedikleri daha doğrusu Yahudi varlığının istediği çözüm üzerinde ittifak etmeleri için bu tarafların doğrudan buluşmalarını istiyor. Bu nedenle doğrudan görüşmelerin yapılmasını istedi. “ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Nikki Haley, Filistin temsilcisi Riyad Mansur ile geçtiğimiz Çarşamba günü ilk görüşmeyi yaptı… Bunu takip eden bir vakitte sosyal medya Twitter üzerinden fısıltılı bir tarzla, sonuç elde edebilmek için BM yerine doğrudan görüşmeler yapmak suretiyle Filistinlilerin İsraillilerle buluşacaklarını söyledi.” [11.03.2017 BBC]

2-    Şu andaki Amerikan yönetimi Yahudi varlığını önceki yönetimden daha omurgalı bir şekilde destekliyor. Zira Amerika Ortadoğu’nun her yönüyle şu andaki durumu reddeden ayaklanma arzuları içinde domino etkisi gibi çalkalandığını gördü. Bu nedenledir ki Amerika, şu anda İslam dünyasında kurulu bulunan yönetim sistemleri çerçevesinde ayaklanmalara güç yetirebilmiş olsa da bu rejimlerdeki zafiyetin her geçen gün artması nedeniyle yakın gelecekte buna güç yetiremeyebilir. Hatta neredeyse bunların bir kısmı çökmenin eşiğindedir. Bu nedenledir ki Arap rejimlerinin zayıflamasından sonra Amerikan stratejisi açısından bakıldığında Yahudi varlığı Amerikan çıkarlarına hizmet etmede öncelikli yerini alacaktır. Bütün bunlar dikkate alındığında görünen o ki Trump yönetiminin iki devletli çözümden vazgeçip tek devletli çözüme dayanması ihtimal dâhilindedir. Hatta her ne kadar Amerika bundan kaçınıyormuş gibi olsa da Amerikan sefaretinin Kudüs’e taşınması örneği, Müslüman ayaklanmalar karşısında Amerikan çıkarları hakkında hissettiği tehlike boyutunun göstergesidir. Bölgedeki uşaklarının tahtlarının sallanmasının ardından da Amerikan çıkarlarının koruma gücüne sahip olacağı zannıyla Yahudi varlığına destek vermekte yoğunlaşacaktır.

3-    Bu önem ve Yahudi varlığının desteklenmesi babından Başkan Trump, 3 Mayıs Çarşamba günü Abbas’la yaptığı ilk görüşmede Filistinlilerden kışkırtıcılığı durdurmalarını istedi. Trump, Filistinli liderleri, “İsraillilere karşı şiddetin teşvik edilmesine karşı tek sesle konuşmaya” çağırdı. [04.05.2017 Reuters Arapça] Buna ilave olarak Trump, iki devletli çözümü isteyecek olmaları halinde Filistinlilerden adil olmayan acımasız şartlar istemektedir. 02 Mayıs 2017 tarihinde El Monitor sitesinde yer alan habere göre, “Barış görüşmelerinin yeniden başlaması için Mart ayında Filistinli ve Arap liderlerle yaptığı görüşmede Trump’ın özel temsilcisi Jason Greenblatt tarafından sunulan Amerikan şartları, Filistinli görüşmecileri fazlasıyla endişelendirmektedir. İki devletli çözümün kabul edilmesi için ABD planı dokuz şartı içermektedir. Bunlardan birisi (İsrail) ile uyumlu olacak şekilde Filistin güvenliğinin reform edilmesi ve Gazze’ye gönderilen açık çeklere bir sınır koyuldu ve pratik yollarla Filistinlilerin teröre karşı olduğu gösterildi.”

Üçüncüsü: Avrupa’nın Belgeyle Alakası Amerika’dan Ayrı Bir Çizgide Midir?

İngiltere’ye dost olan Katar’ın etkin bir rolünün bulunmasına rağmen şu andaki durumu itibariyle Avrupa devletleri, Amerika’dan bağımsız projeler koyma gücüne sahip değildir. Ancak bu durum Avrupa’nın Amerika’dan soyutlanmış bir şekilde Filistin meselesine çözüm bulabileceği anlamına gelmez… Her halde Yahudi varlığının kabul edilmesi ve onunla müzakere yapılması tüm Batının isteği olup Avrupa ve Amerika bunda müttefiktir… Aynı şekilde özellikle de Avrupa Birliği’nden ayrılma sürecine girdikten sonra İngiltere, Filistin meselesinin çözülmesinde ve önüne engeller konulmamasında adım adım Amerika’nın yanında yürümeye daha fazla hazırdır. Trump yönetimi de İngiltere’nin bazı çıkarlarını kabul edip ona ganimetten küçük bir payı boğazına tıkmaya da hazırdır. Özellikle Amerika ve Avrupa tarafı yığın haldeki İslami tehlikelerin önünde durmakta ve Arap İslam bölgesinde yaşanan ayaklanmaları yakından gözetlemekte olup bölgenin Batının egemenliğinden çıkmasının her an için mümkün olduğunu görmektedirler.

Dördüncüsü: Daima Söylediklerimizi Tekrarlıyoruz:

Fetih ve Hamas hareketinin Filistin’de iki devletli çözümü kabul etmesi Yahudi varlığını İslam’a göre kesinlikle meşru kılmaz. Bilakis ikisi de yoldan çıkmış kafile içindeki önemsiz varlıktır. Filistin ise mübarek İslam toprağıdır. İslam ümmetinin mülküdür. Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın İsra ve Miraç olayının gerçekleştiği Mescidi Aksa’yı Beytül Haram ile irtibatlandırdığı günden bu yana Filistin ümmetin aklında ve kalbindedir.

سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَىٰ بِعَبْدِهِ لَيْلًا مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الْأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ“Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescidi Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa’ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.” [İsra 1]

Filistin sorunu, iki devletli çözüm çerçevesinde yapılacak görüşmelere göre ne Amerika’ya uzatılan elle ne de Yahudi varlığıyla müzakere yapmakla kesinlikle çözülmez. Hatta fiili olarak 1967’de işgal ettiği yerlerden fiili olarak çekilmiş olsa dahi. 1948 yılında işgal edilen Filistin’in herhangi bir karışı da 1967’de işgal edilen Filistin’deki herhangi bir karış da İslam nazarında aynıdır. Mübarek topraklar İslam Hilâfeti asrı boyunca İslam ordusu şehitlerinin kanlarıyla sulanmıştır. Hatta Filistin’in her bir karışında dahi bir şehit kanının veya mücahidin atının tozu vardır.

İsra olayından beri Filistin Müslümanların boynunda bir emanetti ve halen daha da emanettir. Herhangi bir hür Müslüman bu emanete ihanet etme hakkına sahip değildir. Aziz ve güçlü olan Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا لَا تَخُونُوا اللَّهَ وَالرَّسُولَ وَتَخُونُوا أَمَانَاتِكُمْ وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ“Ey iman edenler! Allah’a ve Peygamber e hainlik etmeyin; (sonra) bile bile kendi emanetlerinize hainlik etmiş olursunuz” [Enfal 27]

H.15 Şa’bân 1438
M.12 Mayıs 2017

Devamını oku...

Amerika ve Kuzey Kore Arasında Tırmanan Gerginlik

Amerika ve Kuzey Kore Arasında Tırmanan Gerginlik

Soru:

Amerika ve Kuzey Kore arasında gerilim giderek artmakta, Amerika Güney Kore’de büyük bir askeri tatbikat gerçekleştirmekte, söz konusu gerginlik nedeniyle Amerika Kuzey Kore’yi nükleer bir savaştan alı koymak adına içinde uçakları taşıyan bir firkateyn de olmak üzere bir savaş filosunu göndermiş bulunmaktadır. Nitekim BBC 15 Nisan 2017’de Kuzey Kore’nin ABD’yi bölgede kışkırtıcı herhangi bir tasarrufta bulunmaması yönünde uyararak; “Kuzey Kore nükleer bir saldırıya cevap vermeye hazırdır.” dediğini belirtti. Bu gerginliğin aslı nedir? Bu iki ülke arasında bir savaşın patlak vermesi mümkün müdür? Ayrıca, özellikle Kuzey Kore kendi blokundan olması hasebiyle Çin’in bu gerginlikteki konumu nedir?

Cevap:

Evet, Trump Amerika’da yönetimi ele alıp göreve başladıktan sonra Amerika ve Kuzey Kore arasındaki gerilimde büyük bir tırmanış meydana geldi. Kuzey Kore’nin füze denemeleri Amerika’yı tehdit etme olarak algılanıyordu. Trump’ın yönetimi ele almasıyla bu gerginlik yerini hiddet ve öfkeye bıraktı. Yeni yönetim gelir gelmez Kuzey Kore tehdidini Asya’da Amerika ve müttefiklerinin maslahatlarını zora sokan en öncelikli mesele olarak görmeye başladı. Buna işaret eden göstergeler şunlardır:

1- Amerika stratejisinde Kuzey Kore meselesi; Amerika’nın güdümünde olan Evrensel Dünya Düzenine boyun eğmeyen, Sosyalist bir sisteme sahip düşmanca bir askeri güç meselesi değildir sadece! Ufak bir Kuzey Kore ve sahip olduğu askeri güç bu varlığıyla Amerika’nın öncelikli meselesi olacak boyutta değildir. Ancak bütün kuşatıcılığıyla Çin meselesiyle birlikte ele alındığında Amerika’nın birinci derecede öncelikli meselesi olabilmektedir.

Amerika, Çin’in nükleer kapasitesinin yükselişini büyük bir dikkatle izlemektedir. Çin’in gücünü ölçmek için bütün seçenekleri değerlendirip etüt etmektedir. Bu seçeneklerden biri de Çin’in sınırlarında gerginliği tırmandırmaktır. Ne yazık ki Kuzey Kore de Çin’in sınırında gerginliği tırmandırmaya müsait bir konumdadır.

Bu görüşü destekleyen icraatları sıralamak gerekirse; Amerika, Obama döneminde Çin’in çevresini teşkil eden ülkelerle anlaşmalar yapmaktaydı. Nitekim Hindistan, Japonya, Vietnam, Filipin ve bunlara ek olarak Güney Kore ile somut ilişkiler geliştirmişti. Böylece Çin’in Güney Çin Denizi’ni istismar ederek geliştirdiği savunma stratejisini sınırlandırıp Çin’i çevrelemek istiyordu. Bu yüzden dünya ile yaptığı büyük ticaretin yollarını tahkim etmekteydi.

Amerika’nın Kuzey Kore ile arasında gergin bir atmosfer oluşturması, onun Çin’in çevresini etkisi altına almak için ihdas ettiği Çin ve Hindistan arasındaki sınır anlaşmazlığı, Japonya, Filipin, Malezya ve Çin arasındaki adalar meselesi, vb. gerginliklerden biridir. Nitekim Çin ile karşı karşıya gelmesi için Japonya’yı bütün askeri engellemelerden azade kılmıştır.

Bugün Amerika, Kuzey Kore tehdidini önceliklerinin başına koymuş ise Çin’e karşı yürüttüğü stratejinin bir parçası olması dolayısıyladır. Şu anda sular ısınmış olsa da Amerika’nın Kuzey Kore üzerindeki baskısı yeni değildir.

Amerika’nın bu stratejisi baskıcı söylemlerle başladı. Bu baskıcı söylemler, Kuzey Kore’nin Pyongyang yönetimi döneminde 1994’te nükleer programını durdurması, 2008’de altılı çerçevede Yongbyon reaktörünün kapatılması ve 2012’de nükleer programını askıya alması ve müfettişlerin incelemesine izin vermesi şeklinde meyvesini vermiştir. Amerika’nın ışık– su reaktörleri sağlamak, yakıt olarak desteklemesi vb. alternatif yardımlara dair verdiği söze bağlı kalmaması nedeniyle Kuzey Kore her defasında nükleer programını geliştirmeye devam etmiştir. Aynı Amerika Pyongyang’ı gerginlik çemberine sürüklemiştir. Ardından Amerika bu konuda yeni bir üslup benimsemiş ve bu üslubun bir gereği olarak deniz kuvvetlerinin %60’nı uzak doğuya nakletmiştir. Amerika bütün bunları küçük bir Kuzey Kore’ye karşı yapmış değil. Aksine Çin gücünü test edip ölçmek içindir. İşte bugün çıkarılan gerginlik bu ölçme ve değerlendirmeyi ikmal etmek içindir.

2- ABD Dışişleri Bakanı Tillerson, Amerika’nın Kuzey Kore’ye karşı yürüttüğü sabır stratejisi siyasetinin bittiğini ilan etti. Nitekim mevkidaşı Güney Kore Dışişleri Bakanı Yoon Byung-Se ile beraber yaptığı basın açıklamasında şöyle dedi: “Açık olmama izin verin ki, Amerika’nın Kuzey Kore’ye karşı yürüttüğü sabır stratejisi siyaseti son bulmuştur. Güvenlik ve diplomasiye dair yeni icraatlar manzumesini araştırmaktayız. Bütün ihtimaller masadadır. [17.03.2017 Reuters] Bunu destekleyen diğer bir husus ta Halep kentini rejime teslim etmeleri konusunda Türkiye’nin Suriye devrimini yürüten güçler üzerinde etkisini ispat etmesidir. Buna şahit olan Amerika, bu konuda tatmin olmuş, Suriye devrim güçlerine duyduğu hiddeti azalmış ve tehdidin boyutu düşmüştür. Bu sayede Kuzey Kore meselesi üzerinde yoğunlaşma imkânını elde etmiştir. İşte bu şekilde Obama döneminde öncelikli mesele Suriye iken Kuzey Kore konusu Başkan Trump’ın masasında bir numaralı mesele oldu. Amerika, Çin’e yönelik planını hazırladıktan sonra boş duracak değildi. Seçeneklerini etüt edip anlaşmalarını hazırladı. Bu yüzden Kuzey Kore gerginliği Washington’da yankılandı. Sabır stratejisi siyasetinin sona erdiğinin ilan edilmesi Amerika’nın askeri çözüme meyletme ihtimaline bir işaret oldu. Sonuç olarak Amerika, Kuzey Kore’nin yaptığı askeri tatbikata yönelik attığı/atacağı adımlar ve kışkırtıcı açıklamalarla cevabını ilan etmiş olmaktadır. Atılan adımlar ve kışkırtıcı ifadelerden bazıları şunlardır:

A- ABD Dışişleri Bakanı Tillerson Kuzey Kore’yi nükleer silahla tehdit etmesi: Pyongyang’ın yaptığı son ölümcül füze denemesinin ardından ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Güney Kore ve Japonya’yı korumak için “Nükleer Zırh” stratejisini kullanmakla Kuzey Kore’yi tehdit etti. Bakan Tillerson mevkidaşı Güney Kore ve Japonya Dışişleri bakanları ile ortak yaptığı basın açıklamasında Amerika’nın “Nükleer Zırh” Kullanarak Tokyo ve Seul’u korumakta kararlı olduğunu açıkladı. [17.02.2017 Sputnik]

B- Amerika’nın Güney Kore ve Japonya’yı nükleer silahlarla desteklemek konusunda Kuzey Kore’yi tehdit etmesi: ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson günün erken saatlerinde şu açıklamayı yaptı: “Bir çözüm olarak Güney Kore ve Japonya’nın nükleer silahlarla desteklemesi uzak bir ihtimal olarak görülemez.” Bakan, Amerikan nükleer silahlarının bölgede dağıtılmasını mı yoksa bu silahların söz konusu ülkeler olan Güney Kore ve Japonya’ya ait olacağını mı kastettiğini belirtmedi.” [18.03.2017 Sputnik]

C- Trump’ın, Amerika’nın elinde Kuzey Kore’yi vurabilecek çok değişik silahların olduğunu kışkırtıcı bir dille ifade etmesi: Amerika Başkanı Trump, dün Çin Devlet Başkanı Şi Jinping’e ulaştığını, yaklaşık bir saat boyunca kendisiyle konuştuğunu söyledi. Ayrıca Kuzey Kore Devlet Balkanı Kim Jong-un’a ulaşıp Amerika’nın elinde yalnızca uçak filolarının olmadığını, bilakis nükleer denizaltılarının da bulunduğunu hatırlatmasını istediğini açıkladı. Ayrıca şunu şiddetle vurguladı: “Kuzey Kore’nin nükleer silaha sahip olmasına izin verilmesi mümkün değildir. Bu güne kadar nükleer silaha sahip olma araçları elinde yoktu. Fakat onlara sahip olacak gibi görünüyor…” [13.04.2017 Russia Today, Wall Street Journal gazetesinden alıntı]

D- Amerika ve Kuzey Kore arasındaki bu son gerginliğin sebebi; Pyongyang’ın yeni bir füze denemesi yaptıklarını açıklaması üzerine Amerika’nın Kuzey Kore’nin altıncı nükleer deneme için yaptığı hazırlığın tamamlandığına dair endişeye kapılması ve bu yüzden büyük kitlesel silahlarını ve uçak filolarını Kuzey Kore’nin yakınlarına göndermesidir. Pasifik Okyanusu’ndaki Amerikan güçlerinin komutanı adıyla yapılan bir açıklama ile Avusturalya’da demirlemiş olan Amerikan Carl Vinson Uçak filosu ve Hava filosu ve ek olarak iki füze bombardıman destroyerinin ve Cruise füze fırlatıcısının Kore Yarımadası’na doğru yöneldiği teyit edildi. Artı önlem olarak tasarrufu altına verildiği, bölgesinde füze programı dolayısıyla Kuzey Kore’nin öncelikli tehdit oluşturduğu eklendi. [09.04.2017 France 24] Ayrıca ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence de 22 Nisan 2017 Cumartesi günü bunu teyit etmiştir. Nitekim basın açıklamasında şöyle demiştir: “Kuşkusuz bu ay sona ermeden birkaç gün içinde destroyerler ve füze rampaları ile birlikte Uçak filosu Japon denizinde olacaktır.” Sözlerine şunu da eklemiştir: “Kuzey Kore’ye düşen hata yapmamaktır. ABD’nin elinde kaynaklar ve onları kullanacak görevliler mevcuttur. Dünyanın bu bölgesindeki maslahatlarımızı ve müttefiklerimizin maslahatlarını koruyacak varlığımız mevcuttur.” Mike Pence, Kuzey Kore herhangi bir saldırıda bulunması halinde “Ezici bir şekilde karşılık verilecektir.” diyerek vaatte bulundu. Bu ülkenin Pasifik Okyanusu’nun barış ve güvenliği için en tehlikeli tehdit oluşturduğunu sözlerine ekledi. [22.04.2017 AFP]

E- Amerika’nın Kuzey Kore’de gerçekleştirdiği askeri tatbikat: Güney Kore ve ABD kuvvetleri Çarşamba günü itibarıyla Kuzey Kore’nin bölge için teşkil ettiği tehdide yapılan hazırlığı yıllık olarak test eden büyük bir askeri tatbikata başladılar… Öyle ki bu tatbikat, Kuzey Kore’nin 12 Şubat’ta balistik füze denemesini gerçekleştirmesinin akabinde tırmanan gerginliğin gölgesinde gerçekleştirilmektedir. [01.03.2017 Reuters] Unutulmamalıdır ki, Amerika ordusunun 28.500 askerden oluşan büyük bir gücü Güney Kore’de mevcuttur. Kaldı ki bu askerler, Çin havzasında ve Pasifik Okyanusu adalarında bulunan ülkelerdeki çeyrek milyonu geçen ABD gücünden bir bölümünü teşkil etmektedir. Denizlerde devriye gezen ABD donanma kuvvetleri daha bunun dışındadır.

3- Görüldüğü üzere Trump sanki savaş kapıdaymış gibi tehdit üstüne tehdit yağdırmaktadır. Şu var ki; göstergeler Amerika’nın savaş istemediği yönündedir. Bu göstergelerden bazıları şunlardır:

A- Amerika tehdit etti, vadetti ve Kuzey Kore’nin yapacağı yeni bir denemeye güçlü bir cevap vermek için yaptığı hazırlığı açığa vurdu. Kuzey Kore de 15 Nisan 2017’de büyük bir askeri gösteri ve televizyonda Pyongyang’ın görüntülerini yayınlamakla cevap verdi. Denizaltıdan balistik füze fırlatacak gücü olduğunu ve kıtalararası füzelere sahip olabileceğini ortaya koydu. Yani Amerikan topraklarını vurabilme ihtimalinin olduğunu gösterdi. Kuzey Kore’de bu gücün varlığı sabit olması Amerika’nın başına dert oldu. Amerika kendisine önemli bir zarar vermeyecek veya topraklarına sıçramayacak bir savaş planlamak istiyor. Kuzey Kore’nin gücünün aslı ortaya çıkınca, söz konusu tehdit Amerika’nın güvenirliği ve inandırıcılığını zora sokan bir bela oldu. Pyongyang askeri gücü teşhir etmek, televizyonda yayınlamak ve denizaltılarının balistik füze taşıyıp fırlatabileceklerini açıklamakla kalmadı. Artı 16 Nisan 2017’de buna sanki bu füzeler kıtalararasıymış gibi bir deneme gerçekleştirmeyi de ekledi. Neyse ki başarısız oldu. Aksi takdirde Amerika’yı daha da hiddetlendirecekti. Ayrıca Amerika’nın savurduğu tehditlerin yerini bulmadığı ve şu anda bunları gerçekleştiremeyeceği açığa çıkmıştır. Yani Amerika henüz savaşa hazır değildir…

B- Şimdiye kadar Güney Kore’de füze kalkanı sistemi “THAAD” kurulmuş değildir. Anlaşmanın üzerinden bir yıla yakın zaman geçmiş olmasına rağmen sadece hazırlıklar devam etmektedir. “Pasifik ve Doğu Asya işlerinden sorumlu Amerika Dışişleri yardımcısı Susan Thornton da bunu teyit ederek şöyle dedi: “Güney Kore’ye füze kalkanı sistemi “THAAD”ın kurulması ile ilgili mevzuat tamamlanmıştır.” Belirtmek gerekir ki Amerika, Güney Kore’ye füze kalkanının kurulmasını bu yılın Haziran veya Temmuz ayında kurmayı kararlaştırmıştır. Fakat Kuzey Kore’nin yaptığı bu denemeler üzerine iki ülke bunu hızlandırma konusunda anlaştılar. Güney Kore’ye füze kalkanı “THAAD”ın kurulması konusunda 2016’da Washington ve Seul’un anlaştığı belirtildi. Kore yarımadasına füze kalkanı sistemi “THAAD”ın kurulması planı, Rusya ve Çin’de endişe uyandırdı. Ancak Japonya, bölge güvenliğinin arttığı şeklinde değerlendirmektedir.”[17.04.2017 Sputnik]

C- Amerika, Çin Devlet Başkanı ile yaptığı ittifak üzere iki ülke arasında ticari ilişkilerin iyi yönde gelişmesi için 100 günü tamamlamadan Kuzey Kore ile bir savaşa girişmesi uzak bir ihtimal görünüyor. Seçim propagandası sırasında Trump’ın Çin mallarına %45 vergi koyacağını söylemesinin aksine Amerika, Çin ile ticaret konusunda bazı esneklikler göstermek istiyor. Yani Çin’i cezbedip onu Pyongyang’a büyük bir baskı kurmaya sevk etmek istemektedir. Böylece Çin’in Kuzey Kore’yi terk etmesi, Amerika ve müttefiklerine karşı yalnız bırakması için bir gerekçesi olacaktır. Amerika iki amaçtan dolayı bunu gerçekleştirmek istiyor:

Birincisi: Eğer Amerika bunu başarırsa onu müttefiklerinden kopararak konumunu düşürmüş olacaktır. Nitekim Başkan Trump, 07 Nisan 2017’de Florida’da Çin Devlet Başkanı Şi Jinping ile yaptığı görüşmeye yemek molası verdiği sırada füzelerle Suriye’ye saldırı emrini verdiği zaman Çin’in konumunu düşürüp yerle bir etmişti. Zira bazıları bunu Çin’e hakaret olarak değerlendirmişlerdi. Gerçek şu ki 08 Nisan 2017’de Arabiya Net bunu şöyle zikretti: “Genelkurmay Eski Yardımcısı Emekli General Jack Keane sitesinden ve Fox News sitesinden naklen Trump’ın bu tasarrufuna şu yorumu aktardı: “O dediğini yapıyor! O Çin’e bir mesaj veriyor.”  Yani Kuzey Kore’ye savaş açma kararlılığında olduğunu ve Çin’in Kuzey Kore üzerine baskı kurarak ondan onu yalnız bırakması gerektiği konusunda mesaj vermektedir. Eğer Çin böyle yaparsa kendisiyle ticaret anlaşmaları yapmasının kolay olacağını ima etmiş olmaktadır.

İkincisi: Amerika, Kuzey Kore’de durumun tehlike arz etmesi nedeniyle Çin ile vardığı mutabakatları çokça seslendirerek Çin kartını Kuzey Kore’ye karşı kullanmak istiyor. Aynı şekilde Amerika ve Rusya ile anlaşmasını başarıyla sonuçlandırmak için hızlı davranmaktadır. Böylece Amerika Kore kartını Çin ve Rusya arasında bir yarışma konusu yapmaktadır. Bu açıklamaları yayarak dikkatleri konuya çekmektedir. ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Avustralya Başbakanı Malcolm Turnbull ile yaptığı basın açıklamasında şöyle dedi: “Çin’in bu güne kadar attığı adımlar bizi gayrete getirmiştir…” Ayrıca geçen hafta Trump, Kuzey Kore’nin medya organlarını Amerika’nın önleyici darbeleri hususunda uyardıktan sonra Çin’in Kuzey Kore’ye gem vurma konusundaki çalışmasını övdü. [22.04.2017 El Hayat - Sydney Reuters]

D- Amerika Pyongyang’ın dişlerini sökebilecek güçlü bir pozisyonda Kuzey Kore ile karşı karşıya gelmek istiyor. Bu da Rusya’yı askeri olarak yanına alarak elde edeceği pozisyona karşılık gelmektedir. Hatta Suriye’de olduğu gibi onu mızrak ucu yapmak istiyor. Bundan dolayı Rusya’yı Amerika’ya denk ve rakip tutan Kuzey Kore’nin hesabı tutmayacaktır. Obama döneminde Kissinger’ın eski ve yeni stratejisi Rusya’ya yaptırımlar çevresinde dönüp dolaşıyordu. Trump yönetiminin Rusya’ya olan ilgisi yaptırımların geciktirilmesini sonuç verdi. Nitekim mesele önemli idi. Yani ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’un 11 Nisan 2017’de Moskova’daki gündeminde Kuzey Kore’ye karşı ittifak yapmak vardı. Nitekim 16 Nisan 2017’de Russia Today sitesinin Rusya’nın Kommersant Gazetesi’nden naklettikleri bunu teyit etmektedir. Şöyle ki; “Amerika açısından Moskova’daki görüşmelerden Kuzey Kore sorununun tartışılması bir başarı olarak değerlendirilebilir. Basın kaynaklarına göre Tillerson’un Moskova’ya yaptığı ziyaretin öncelikli konularındandı.” Eğer Amerika ve Rusya arasında antlaşma sağlanmadan savaş patlak verirse, Amerika büyük bir zara uğrayabilir. Tıpkı bunun gibi Amerika tehdidi tırmandırarak nükleer savaş endişesiyle Çin’in de Kuzey Kore’ye etki etmeye yönelik işe müdahil olmasını istemektedir.

4- Bütün bu sebeplerden dolayı Amerika şu anda Kuzey Kore ile savaşa girmeye hazır değildir. Elinde bundan başka çözüm de yoktur. Çin’in Kuzey Kore üzerinde baskı kurmasını bekliyor. Bunu hızlandırmak için uğraşmaktadır. Birçok açıklama yaparak Amerika’nın tek başına bunu çözmeye muktedir olduğunu göstermeye çalışmaktadır. Yani Çin olmadan da bunu çözebilecekmiş gibi yapıyor. Sanki Pyongyang üzerine baskı kurarak nükleer silahlarından soyutlamak konusunda Amerika’ya boyun eğme yönünde Çin’i tehdit etmektedir. Tıpkı bunun gibi Amerika, Kuzey Kore sorununu çözmek için Rusya ile anlaşmayı beklemektedir. Gerçek şu ki, Kuzey Kore nükleer füze denemelerinden, nükleer bir savaştan korkmadığını açığa vurmaktan ve Amerika topraklarına uzanacak bir nükleer savaş tehdidinden vazgeçmemesine rağmen Amerika şartları tamamlanmamış bir savaşın eşiğinde iken tehditlerinden vazgeçebilir. Bunun göstergesi Amerika’nın yaptığı son açıklamadaki üslubudur. Şöyle ki, Associated Press 15 Nisan 2017’de isminin açıklanmasını istemeyen bir Amerikan askeri kaynaktan şunu nakletmektedir: “Kuzey Kore denemelerine devam etse bile Amerika şu anda Kuzey Kore’yi vurma konusunda gerçek bir niyete sahip değildir.” Adı geçen kaynak şunu da eklemektedir: “Pyongyang, Güney Kore, Japonya ve Amerika hedeflerine yönelmedikçe Amerikan planı değişmeyecektir.” Amerika’nın mevcut askeri liderliği hali hazırda ihtiyatlı davranmak ve gerginliği tırmandırmamak üzere birleşmiştir. Amerika düşüncesizce oluşturulan bu gerginliği hafifletmeye çalışmaktadır. ABD Dışişleri Bakanlığı Doğu ve Pasifik bölgesinden sorumlu bakan yardımcısı Susan Thornton, ülkesinin Kuzey Kore ile tartışma çıkartmak ve sistemini değiştirmek için uğraşmadığını açıkladı. Nitekim Thornton basına yaptığı açıklamasında şunları ifade etti: “ABD, Kuzey Kore sorununu nükleer silahlarını Kore Yarımadası’ndan barışçıl bir şekilde ayıklayarak çözmek istemektedir. Biz gerçekten anlaşmazlık çıkarmak veya Kuzey Kore rejimini değiştirmek için uğraşmıyoruz.” [17.04.2017 Russia Today] ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, şunu kaydetti: “Gerçek şu ki, Washington’un Pekin ile işbirliği sayesinde Kore Yarımada’sından nükleer silahların barışçıl yoldan temizlenmesi Kuzey Kore’nin yakın zamanda yaptığı denemelerin artırdığı korku ve endişeye rağmen hâlâ mümkündür.” Pence şunu ekledi: “Çin ve bölgedeki müttefik ülkeler Kuzey Kore üzerinde baskı uygulamayı sürdürdükleri takdirde Yarımada’dan barışçıl bir şekilde nükleer silahların temizlenmesi için bunun bir fırsat olduğunu göreceğiz…” [22.04.2017 El Hayat - Sydney Reuters]

5- Kore Yarımada’sındaki Amerikan pervasızlığı ve planı neticesinde oluşan gerginliğin hakikati budur. Genel manada çerçevesi bu şekildedir. Buna rağmen ortam herhangi bir zamanda tutuşmaya uygundur. Amerika ve Rusya arasında beklenen anlaşmayla bu savaşın özel şartlarının oluşması beklenmesi de muhtemeldir. Anlaşma olursa krizin tırmanma ihtimali artacaktır. Ancak eğer anlaşma çok gecikirse veya anlaşma aslen gerçekleşmezse nükleer silahları temizlemesi yönünde Pyongyang üzerindeki baskılar devam etmesi için Kore Yarımada’sındaki mevcut durum olduğu gibi sürecektir. Diğer taraftan Amerikan yönetimi, Kuzey Kore ile olan ilişkilerinde pervasızca davranıp hareket ederse içine düştüğü çıkmaz onun hakkında korkunç olacaktır.

Bu yönetim muhkem stratejiler uygulayacak devlet aklına sahip değildir. Kaldı ki, Amerika Savunma Eski Bakanı Leon Panetta Kuzey Kore’ye yapılacak önleyici bir saldırının sonuçları konusunda Washington’u uyarıp bu yönde açıklamalar yapmıştı: Böyle bir adımın nükleer savaşın fitilini tutuşturacağı ve milyonlarca sivilin öleceğine işaret etmişti. İşte Rusya’nın Amerika eski yönetimini silahları tetkik eden kurum üzerinde fazla baskı kurmaktan ve Kuzey Kore’yi vurmaktan men etmesinin nedeni de budur. Leon Panetta devamla şöyle demiştir: “Amerikan yönetimi ifadelerini iyi seçmeli, tırmandırmayı önlemeli, ihtiyatı elden bırakmamalı ve herhangi bir ani karar almaktan sakınmalıdır.” Ayrıca işaretle “İhtiyat için beklemek Çin’in sükûneti sağlama konusunda elinden geleni yapmasını mümkün kılacaktır. Böylece Washington Kuzey Kore’yi etkilemek için Çin’e son bir fırsat daha vermiş olacaktır.[15.04.2017 Russia Today]

6- Çin’in gerçek konumuna gelince; Amerika’nın üstü kapalı bir şekilde krizin fitilini ateşlemeyi ve savaşı istemediğini iyice anlamıştır. Bu yüzden o da krizin ateşini söndürmek için çalışmakta, askeri çözümü reddederek barışçıl bir şekilde anlaşmazlığın tesviyesine çağırmaktadır. Artı Kore Yarımadası’nın askeri güçlerle çevrilmesini istemediğini açıkça dile getirmektedir. Tıpkı bunun gibi füze kalkanı “THAAD”ın Güney Kore’de kurulmasına da karşı çıkmaktadır. Cezire Net’in 17 Nisan 2017’de yaptığı bir habere göre: “Çin Dışişleri Bakanlığı Pekin’in füze kalkanı “THAAD”ın yayılmasına karşı olduğunu ifade etti. Aynı zamanda Kuzey Kore ve çevre ülkelerinin tahrik edici her hareketten sakınmaları gerektiğini belirtti.” Fakat en kötü ihtimali hesaba katarak son ihtimal de olsa, bundan sakındırsa da, savaş hazırlığı da yapmaktadır. Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi söyle dedi: “Savaş patlak verdiğinde bu savaşın kazananı olmayacaktır.” [15.04.2017 BBC] Çin’in savaş hazırlıklarını Russia Today sitesi, 14 Nisan 2017’de United Press International’dan şöyle nakletmektedir: “Çin silahlı kuvvetleri beş askeri bölgede en yüksek alarm seviyesinde Genel Kurmay Başkanı’ndan doğrudan emir almışlardır. United Press International Hong Kong’daki sivil Demokrasi ve İnsan Hakları Merkezi’ne istinaden Chandon ve Thitszaan Yunnan askeri bölgelerdeki Zırhlı Tugayların hareketlenmesini ve Kuzey Kore sınırında konuşlanmalarına dair emir aldıklarını ifade etti. Adı geçen merkeze göre ordudan 25000 asker ve 47 murabıt Kuzey Kore sınırına uzak mesafelere, savaş organlarıyla birlikte hareket etmek için emir almışlardır.” Tıpkı bunun gibi Japonya Haber Organı, Çin güçlerinin Kuzey Kore sınırına hareket etmesinin sebebi, Washington’un Kuzey Kore’ye önleyici bir saldırı gerçekleştirme ihtimalinin uyandırdığı endişesindendir. Suriye’de gerçekleştirdiği senaryonun aynısını Kuzey Kore’ye uygulama endişesidir.

Gelişen olayları analiz doğrultusunda yukarıya çıkardığımız analizi uygun bulduk. Buna ek olarak diyoruz ki, insan kıllığında canavarlar dünyaya hükmetmektedir. Öyle ki, onların nazarında insan kanının bir değeri yoktur. Onların çıkarları kan dökmeyi gerektiriyorsa, her zaman yaptıkları gibi nükleer ve konvansiyonel silahlarla hemen kan dökmeye koşarlar. Şu anda dünyaya hükmeden kapitalizm ve artık hükmetmeyen sosyalizm vb beşer kaynaklı rejimler dünyadan söküp atılmadıkça ve Âlemlerin Rabbinin nizamı, hak ve adalet nizamı Raşidi Hilafet dünyaya egemen olmadıkça insanlık huzur ve güvene ermeyecektir. Raşidi Hilafet dünyaya hâkim olduğunda hayrı her tarafa yayacak, güvenli ve huzurlu bir hayatı dünyaya egemen kılacaktır. Yaratıcı yarattığı kullarının maslahatının nasıl gerçekleşeceğini en iyi bilendir.

أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ “Yaratan bilmez mi hiç? O her şeyi en ince noktasını bilendir, her şeyden haberdardır.” [Mülk 14]

 

H. 26 Receb 1438
M. 23 Nisan 2017

Devamını oku...

Uydu Devlet BAE ve Bazı Bölgesel Sıcak Sorunlara İlişkin Pozisyonu

Soru Cevap

Uydu Devlet BAE ve Bazı Bölgesel Sıcak Sorunlara İlişkin Pozisyonu

Soru:

BAE devletinin pozisyonunda bazı belirsizlikler ve tutarsızlıklar olduğu görülüyor. Örneğin BAE ile Abid Rabbo Mansur Hadi gibi bazı İngiliz ajanları arasında şiddetli anlaşmazlık var. Geçtiğimiz günlerde Hadi, BAE tarafından törenle karşılanmayınca neye uğradığını şaşırdı. Keza BAE, Aden Uluslararası Havaalanı Güvenlik Müdürünün görevden alınması için kararname yayınlayan Hadi’nin bu kararnamesini uygulamadı. Ayrıca BAE ile Tunus arasında da gerginlik yaşanıyor... Öbür taraftan Amerikan ajanları ile ittifak kuruyor. Amerikan ajanı Kral Selman öncülüğünde Kararlılık Fırtınası operasyonuna katıldı. Libyada Amerikan ajanı Halife Hafter yanında yer aldı. Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Es Sisiye sınırsız destek ve yardımda bulundu. Amerikan ajanları ile işbirliği yapan, İngiliz ajanları ile arasına mesafe koyan bu pozisyonu nasıl yorumlamalıyız?

Cevap:

1- 1971 yılından sonra “Birleşik Arap Emirlikleri”,yedi emirliklerden oluşan bir federasyon kurdu... Şeyh Abu Dabi hükümdarı Zayed bin Sultan El Nahyan, BAE Devlet Başkanı oldu. 2004 yılındaki ölümünün ardından en büyük oğlu Şeyh Halife bin Zayed Al Nahyan 9 milyon nüfuslu BAE’nin Devlet Başkanı oldu. Toplam nüfusun yaklaşık %11’ni Emirlik halkı oluşturuyor... Şeyh Halife, Batı ülkelerinden silahlar satın alarak ve BAE askerlerinin eğitimine büyük yatırımlar yaparak BAE devletinin askeri kapasitesini artırdı. ABD ile imzalanan 6,4 milyar dolar tutarındaki anlaşma kapsamında 80 adet F-16E / F Desert Falcon tipi uçak siparişinin ilk uçağını teslim aldı... Daha sonra da Apache helikopterleri, F-16- savaş uçakları, zırhlı araçlar ve bir dizi füze ve mühimmat satın aldı. Böylece BAE’nin rolü, siyasi ve askeri operasyonlara hazır hale geldi! Bu rolü taçlandırmak için İngiltere Kraliçesi, 2010 yılında BAE’ni ziyaret etti. “İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth, resmi bir ziyaret amacıyla dün BAE’ne geldi. İlk ziyaretine Abu Dabi’den başladı. AFP ajansına konuşan İngiltere’nin Abu Dabi Büyükelçisi Dominique Jeremy, Kraliçe ile BAE saltanatındaki aileler arasında güçlü bir dostluk vardedi. BAE’nin Londra Büyükelçisi Abdurrahman Ganem El Matyui ise, Bu ziyaret çeşitli alanlarda iki dost ülke arasında ikili ilişkilerin gelişimini taçlandıracaktırdedi ve ziyareti çok önemli bir ziyaretolarak tanımladı...”[25.11. 2010 Şarku’l Avsat] BAE, kendisine biçilen rolü mükemmel şekilde icra etti ve İngiltere’nin politikasını uygulamak için ister gerçekten İngilizci koalisyonlar olsun isterse de Amerikancı koalisyonlar olsun bölgede sömürgeci koalisyonlara katıldı. İngiliz yöntemi üzerine Amerikancı koalisyonlara katılmasının amacı, Amerikan politikasında İngiltere’nin gözü olmaktır... Bu yüzden BAE, İngiltere uydusu iken Amerikan bayrağı altında savaşmakta ve onun şemsiyesi altında yürümektedir. Yahut Kararlılık Fırtınası harekâtında olduğu gibi Suudi Kralı Selman önderliğindeki Arap koalisyonu, daha doğrusu Amerikan koalisyonuna katılmak gibi Amerikan ajanlarının şemsiyesi altında hareket etmektedir. Katıldığı 30 uçakla BAE, Suudi Arabistan’dan sonra koalisyonun ikinci büyük ortağıdır... BAE, kendisini Amerikan müttefiki gibi lanse ediyor. “BAE’nin Washington Büyükelçisi Yusuf El Otaiba, Amerikanın BAEde takma adı küçük Spartaolan güçlü ve sessiz bir müttefiki vardır...dedi. [09.11.2014 Washington Post] Ayrıca 03 Ocak 2017 tarihinde Washington Post gazetesi, BAE Zafra üssündeki muhabirinden bildirdiğine göre Amerikan uçakları, altı haftadır Zafra üssünden kalkıp Suriye ve Iraka bomba yağdırıyorlar...Gazete devamla şunları kaydetti: Zafra üssünde yaklaşık 3,500 konuşlu ABD askeri var. Bunu sadece bazıları biliyor ya da çok az kimse biliyor. Burası, F-22 savaş uçağı barındıran tek askeri üstür... Aynı gazete, ABD’nin eski Merkez Kuvvetler komutanı emekli General Anthony Zinni’nin şöyle dediğini aktarıyor: ABD’nin BAE ilişkisi, Arap dünyasındaki diğer herhangi bir ülke ile olan ilişkilerinden çok daha güçlüdür. Buna göre BAE, Amerika’nın güçlü bir müttefiki gibi görünse de aslında İngiltere adına özgün bir rol oynuyor. İngiltere’nin buyruk ve yöntemi üzerine Amerikan savaşlarına katıldı. Açıktan Amerika’yı destekliyor gibi gözükse de, perde arkasından parazitlik yapmaktadır!

2 - İngiltere, özellikle 1956 yılında Doğu Süveyş’te hezimete uğradı. 1963 Yemen Savaşı’nda ağır kayıplar verdi. Ardından 1968 yılında Körfez’den çekilme kararı aldı ve 1971 yılında da çekilme tamamlandı. Tüm bunlar sonrası İngiltere, konumunu koruyamadı. Bu nedenle askeri çekilmeyi yeğledi. Doğrudan sömürge formatı başka bir formata dönüştü. Siyasi, güvenlik ve ekonomik bakımdan ülkelerdeki nüfuzunu korudu. Tıpkı şuan çoğu kolonilerinde olduğu gibi... Doğu Süveyş’ten tamamen çekilmesinin ardından İngiltere, alenen Amerika ile karşı karşıya gelemedi. Amerika’ya karşı izlediği baskın politika gereği açıktan onu destekler gibi gözüktü. Ama gizlice kuyusunu kazdı. Ajanları arasında rol paylaşımı yaptı. İşte bu rol uyarınca bir İngiliz ajanı, Amerika ve Amerikan ajanları yanlısı görünebilir. Amerikan çevrelerince belirlenen planlar doğrultusunda hareket ediyor görüntüsü verebilir. Bir başka ajanı da, İngiltere ve ajanları yanlısı hareket ederek gerçek yüzünü gösterebilir...

3- Böylece soruda geçen BAE pozisyonları anlaşılabilir.

A- Yemen’de BAEnin rolü:

• BAE, 2015 Mart’ta Kararlılık Fırtınası operasyonunun başladığını duyuran Suudi Arabistan’ın bu harekatına katıldı. Görünüşte aralarında ahenk ve uyum olsa da, ancak gerçek hiç de öyle değildir. Suudi Arabistan, Kararlılık Fırtınası operasyonunun hava saldırıları ile sınırlı kalmasını isterken, BAE yoğun kara çatışmalarına katılmaktadır. Dolayısıyla BAE, Yemen’e yoğun askeri sevkiyat yapmak için Arap koalisyonunu istismar ediyor... Suudi Arabistan, 05 Nisan 2015 tarihinde Yemen’de kara birlikleri olduğu iddialarını yalanladı. 21 Nisan 2015’de de Kararlılık Fırtınası operasyonunun sona erdiğini ve “Umuda Dönüş”operasyonunun başladığını açıkladı. İşte hava saldırılarını siyasi çözümün yolu olarak gören ve bunun için “Umuda Dönüş” operasyonu başlatan Suudi Arabistan ile bu savaşın, Husileri Yemen şehirlerinden kovmak için olması gerektiğini söyleyen BAE arasındaki krizin bu süreçte patlak verdiğini görüyoruz. Zira Suudi Arabistan, siyasi çözüme hazırlık için Husiler üzerinde baskı yaratmaya çalışırken, BAE sahada Husilerle savaşmakta ve onları geri püskürtmektedir...

• Suudi Arabistan-BAE arasındaki anlaşmazlık bununla sınırlı değil. Devrik Devlet Başkanı Salih’e yönelik pozisyonlar da farklılık arz etmektedir. Suudi Arabistan, devrik lider Salih düşmanıdır. BAE ise Salih’i desteklemektedir. Hatta Kararlılık Fırtınasına ait uçakların hava saldırılarından onu kurtarmıştır! 4 Nisan 2017 tarihli Mısır el-Arabiya sitesi, imasız bir şekilde doğrudan bunu dile getirmiştir. Mısır el-Arabiya sitesine özel bir açıklama yapan üst düzey Yemenli bir yetkili, BAE ile Suudi Arabistan arasında anlaşmazlık olduğunu söyledi. Çünkü Ebu Dabinin, San’a bombardımanından bir saat önce Kararlılık Fırtınası operasyonunu eski Devlet Başkanı Ali Salihin oğluna haber verdiğini kaydetti. BAE, Salihi korumak ve herhangi bir çözüm girişiminin parçası olarak kalması gerektiğini düşünüyor. BAE tarafından sızdırılan askeri operasyonun tarihi, Salihi ölümden kurtarmıştır. Salih, bombardımandan hemen önce evinden ayrılarak başkent San’a’da güvenli bir yere intikal etmiştir.BAE’nin Ali Salih’i desteklediğinin bir diğer kanıtı da, BM’nin Ali Salih’e yaptırım kararını yok saymasıdır. Sosyal medyada, BAE’nin Ali Abdullah Salih ve ailesine finansal ve askeri destek verdiği suçlamaları dolaşıyor. Yemen’de Husiler ve müttefikleri Salih’e karşı Suudi öncülüğünde Arap koalisyonu tarafından yürütülen ve açıklanan resmi hedefi, ülkeye meşrutiyeti geri getirmekve “Kanlı Husi darbesine son vermek olan bu savaşta BAE’nin koalisyona belirgin bir katılımı olsa da ancak Ali Salih ile BAE arasındaki müttefiklik devam ediyor. 22 Ekim 2015 tarihinde Yemen Press sitesinin geçtiği bir haber, BAE ile Salih arasındaki bu ilişkiyi teyit etmektedir: Devrik Devlet Başkanının oğlu Tuğgeneral Ahmed Ali Salih, hâlâ Birleşik Arap Emirliklerinde kalıyor ve çok özel korunuyor. Oysa Husiler ve Salihe karşı BAE’nin de katılımıyla bir savaş yürütülüyor…

• Sonra Devlet Başkanı Hadi’nin koltuğu bile sallantıdadır. Zira BM girişimleri, azlini istiyor. Diğer bir deyişle İngiltere, Yemen’de diğer kartları ve güçleri hazırlıyor. Çünkü uluslararası çözümler, Hadi’yi Yemen’in politik sahnesinden uzaklaştırmakla sonuçlanabilir. Bu durumda Hadi uzaklaştırılsa da Yemen’den İngiliz nüfuzu uzaklaştırılmış olmayacaktır. Çünkü İngiliz nüfuzunun pek çok saç ayakları vardır ve Hadi de bu saç ayaklarından sadece biridir... Bu yüzden İngiltere, BAE’ne Salih’i destekleme talimatı vermiştir... Hem Hadi hem de Salih, İngiltere’nin adamıdır. Mesele, İngiliz sinsiliği yöntemince rol paylaşımıdır! Dolayısıyla Birleşik Arap Emirlikleri ile Hadi arasındaki anlaşmazlık, Hadi’nin Abu Dabi’de soğuk karşılanışı ve Aden Havaalanı Güvenlik Müdürü Saleh El Ümeyri’nin görevden alınması konusunda BAE ile Hadi arasında çıkan anlaşmazlık bu çerçevede anlaşılmalıdır... Yani BAE’nin Yemen politikasıyla İngiliz uşağı olması itibariyle Devlet Başkanı Hadi arasında görülen uyumsuzluk, İngiltere’nin BAE’ni böyle bir rolü gerektiren özel bir misyonla yükümlü kılmış olmasından mütevellittir. Bu yüzden BAE, Körfez girişiminin üzerinde mutabakat sağladığı Hadi safında yer almıyor gibi gözükse de aslında İngiltere’nin başka bir ajanı olan Ali Salih yanında yer almaktadır. Böylelikle BAE, Yemen’de İngiltere hesabına çalışırken aynı zamanda da Amerika adına çalışan Suudi rejimine parazitlik çıkarmaktadır.

A- Libyada BAE’nin rolü: Libya’da BAE’nin rolü, İslamcılar karşıtı politikasının ana hatlarına bakıldığında kolayca anlaşılabilir. Bu politikanın fikir babası ve uygulayıcısı eski İngiliz Başbakanı Tony Blair’dir. Aynı zamanda BAE’nin BM Libya Özel Temsilcisi Leon ile olan ilişkileri ve Libya’da aktif olarak desteklediği çevrelere de bakılabilir. Bütün bunlar, geniş çaplı nüfuza sahip olduğu ortamlar için geçerlidir. Zira Yemen’de olduğu gibi Kaddafi döneminde ülkede tesis ettiği ezici nüfuz sebebiyle Londra’nın kullanabileceği çeşitli kartları var... Laikler ve kabile şeyhlerine desteğinin yanı sıra BAE’nin “İslamcılar”karşıtlığı, Libya’da Katar destekli güçler karşıtı bir safta yer almasını sağlıyor. Katar, “İslamcılar” safında İngiltere adına, BAE de laikler ve kabileler safında İngiltere hesabına çalışıyor. Amerikan Foreign Policy dergisi, Katar ile BAE arasındaki bu rol paylaşımını ele almıştır. BAE tarafından Libya’ya düzenlenen hava saldırıları sonrası 28 Ağustos 2014’de Arabi 21 sitesi, şunları aktardı: Foreign Policy dergisine göre Libyada bölgesel nüfuz çatışması, 2011 yılında Albay Muammer Kaddafi rejimine karşı patlak veren ayaklanma sonrası başladı. Katar, İslami eğilimlere sahip savaşçıları desteklerken, BAE, kabile merkezli güçleri özellikle Libyanın batısındaki Zintan kabilesi üyelerini desteklemiştir.BAE’nin Libya’daki adamlarını ifşa eden Amerikan dergisi, adamların adlarını teker teker saymıştır...

BAE ile Avrupa yanlısı BM Libya Özel Temsilcisi İspanyol Bernardino Leon arasında çok sıkı ilişkiler var. Tobruk Parlamentosu ve Hafter grubuna yönelik çabalara destek olmak için BAE ile Leon birlikte çalıştılar. Gazeteler, BAE Dışişleri Bakanı ile Leon’un e-posta yazışmalarını yayınladı. Nitekim gazeteler, Leon’un BM Libya Özel Temsilciliğini bıraktıktan sonra fahiş bir maaşla doğrudan BAE adına çalışmaya başladığını belirttiler. Birleşik Arap Emirlikleri ile İngiliz yanlısı BM Özel Elçisi arasındaki sıkı ilişki, İngiltere’nin BAE’nin Libya’da oynadığı rolden memnun olduğunu gösterir. Ağustos 2014’te BAE tarafından Trablus’ta İslamcı militanlara karşı düzenlenen hava saldırıları sonrası bu rol kendini iyice göstermiştir. Amerika, BAE’nin bu hava saldırılarını ilk ifşa eden devlet olmuştur. Meclisin Tobruk kentine taşınmasıyla eş zamanlı olarak 04 Ağustos 2014’te gerçekleşen ilk oturumun ardından BAE, hava saldırıları düzenlemişti! BAE’nin laikler yanlısı ve “İslamcılar”karşıtı eğiliminin arkasında İngiltere vardır. 31 Ocak 2017 tarihli Mısır el-Arabiya sitesinin bildirdiğine göre, Diğer taraftan İngiliz Telegraph gazetesi, BAE Dışişleri Bakanlığı ile Blair şirketi arasında varılan sözleşme taslağını göre danışmanlık ve tavsiyeler karşılığında Blair şirketinin 35 milyon tutarında yatırım sözleşmesi imzaladığını kaydetti... Taraflar arasında ortak pozisyon ve yönelimlerin en belirgin özelliği, bölgede aktif İslami parti ve hareketlere yönelik pozisyonlarıdır...Böylelikle açığa çıkıyor ki İngiltere, ajanları arasında rol paylaşımı yapıyor. Bu rol paylaşımı çelişkili gibi görünebilir. Ama sonuçta İngiliz amaçlarını gerçekleştiriyor. İngiltere, özellikle Libya gibi farklı kozlara sahip olduğu ülkelerde bütün ajanlarını tek bir sepete koymuyor. Bu sebeple Katar, Hafter karşısında ve İngiliz uzlaşı hükümeti yanında yer alıyor. BAE ise Hafter safında yer alıp var gücüyle onu destekliyor!

A- Tunusta BAEnin rolü: Tunus Cumhurbaşkanı Bacı Kayed Es Sebsi, Kasım 2015 yılında şunları söyledi: “BAE, (denetime tabi tutulmayacağından) emin olduğu için istikrarı sarsıcı yöntemler izliyor. BAEnin korkusuz bir imparatorluk yaratabilecek bir parası var. Çünkü Avrupa dâhil herkes, onun parasına gebedir.[30.11.2015 Middle East Eye] İngiltere yanlısı Tunus’a düşmanlık sergileyen ve aralarındaki ilişkilerde gerginlik yaşayan BAE’nin bu pozisyonuna dikkatlice bakıldığında, yapay olduğu görülür. Kanıtı, Es Sebsi’nin BAE ziyaretidir... Tunus ile BAE arasındaki gerginliğe gelince, Libya ve Cezayir sınırı kontrolleri için Tunus ile Fransa arasında imzalanan askeri teçhizat ve silah anlaşmasının BAE tarafından finanse edildiği aktarıldı. Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Hollande, Tunus Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşme sonrası düzenlenen ortak basın toplantısında, Fransa ile Tunus arasında imzalanan silah anlaşması hakkında 07 Nisan 2015 tarihinde Fransa basınında yer alan haberler üzerine bir gazetecinin konu ile ilgili sorusuna Üç ülke arasında işbirliği varyanıtını verdi. Tunus Dışişleri Bakanı Tayyib El Bakuşi, Silah alımına finans yaratmak için ülkesinin, Fransa ve Birleşik Arap Emirlikleri ile görüşmeler yürüttüğünü...söyledi. [07.04.2015 Ed Düveli gazetesi] Buna göre bir yandan BAE, Tunus’un silah anlaşmalarını finanse ederken, öbür taraftan Tunus ile arasında gerginlik olduğu mesajını veriyor. Bu yüzden diyoruz ki gerginlik, gerçek değil, yapaydır. BAE, Tunus ve çevresinde, özellikle Libya’da İngiliz uşaklığı yapıyor. Çünkü Tunus, Hafter karşıtıdır ve Libya uzlaşı hükümeti yanlısıdır. Uzlaşı hükümet, Tunus gözetiminde ve kucağında doğdu. Daha sonra Trablus’a taşındı. BAE ile Tunus arasında anlaşmazlık olduğunu lanse etmek, BAE hatta İngiltere’nin Hafter’i aldatmasını kolaylaştırıyor!

A- BAEnin Es Sisi rolü: 2013 yılının ortalarında gerçekleşen Es Sisi darbesinden bu yana BAE ve beraberinde Suudi Arabistan, Es Sisi rejimine arka çıkmak için Mısır Cumhurbaşkanı Es Sisi’yi büyük ölçüde desteklediler. Kral Abdullah döneminde Suudi Arabistan İngiliz yanlısıydı. İngiltere de Amerika ile birlikte hareket ediyordu. Dolayısıyla İngiltere, bölgede Amerikan ajanları güçlü olup kendi ajanları da onlardan çok zayıf olduğu için ajanlarından Amerikan ajanları ile birlikte hareket etmelerini istiyor. İngiltere, Katar gibi bazı özel durumlar müstesna bütün ajanlarını tek bir sepete koymuyor. Amerikan ajanları karşıtlığı olmalarını istemiyor. Bizzat İngiltere’nin de Sisi’ye yönelik tavrı böyledir. Es Sisi’ye bazı güven verici mesajlar gönderiyor ve bunları BAE ile ilişkilendiriyor. İngiliz gazetelerinde bu açıkça dile getirildi. 25 Haziran 2014’de El Arabi El Cedid sitesi, Financial Times’da yayınlanan bir raporu aktardı. Rapora göre “Financial Times gazetesine konuşan Tony Blair uzmanı bazı bilirkişiler, Blairin, Mısır askeri liderler ve teröre bulaşan Körfez destekçileri tarafından ortaya atılan iddialar ile Müslüman Kardeşler hakkında rapor hazırlamaları için bir grup uzmanı görevlendirdiğini söylediler.Gazeteye göre, Tony Blair, geçen yıl Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursiyi deviren Mısırdaki askeri darbeye destek açıklamasında bulundu. En son yaptığı açıklamada darbeyi Bir ulusun kurtuluşu için kaçınılmazolarak tanımladı.Ayrıca gazeteye göre, Bu pozisyon, BAE hükümetinin pozisyonu ile örtüşüyor.Bu nedenle BAE’nin Es Sisi sevdası, İngiltere tarafından belirlenen hat çerçevesindedir. Zerre kadar bu çizgiden sapmıyor.  

Hatırlayın, 12 Ocak 2016 tarihli Soru Cevapta şöyle demiştik: “Tabi olunan büyük devlet aynı devlet olursa, tabi veya uydu devletler arasında çatışma anlamında herhangi bir çatışma olamaz. Çünkü genel olarak dış politikayı belirleyen o büyük devlettir. Genellikle de çatışma bu politika ekseninde cereyan etmektedir... Çatışma açısından durum böyledir. Çatışma olmadan aralarında çıkabilecek anlaşmazlığa gelince -ki bu uydu devletler arasında daha barizdir- bu, şu üç durumda mümkündür: Birincisi: Büyük devletin çıkarına hizmet etmek için rollerin paylaşımı konusunda. İkincisi: Anlaşmazlık, iç etkenlerden dolayı olursa. Yani uydu devletler arasındaki anlaşmazlık, yörüngesinde hareket edilen büyük devletin dış politikasına etki edecek şekilde dış kaynaklı olmazsa. Üçüncüsü: Anlaşmazlık, iki ajan arasında sakin olanbir olayı kızıştırarak ajanlardan birini desteklemek babından olursa. Destek gereksinimleri ortadan kalktıktan sonra olay tekrar eski haline döner.Kuşkusuz bu tanım, İngiltere’nin uydusu BAE’ne de uyuyor. Rol dağılımı açısından BAE, birinci noktanın kapsamına dâhildir. İngiltere’nin kendisine belirlediği rolü oynuyor. İngiltere adına Katar da farklı bir rol oynuyor.

5- Özetle, Selman’la birlikte Amerikan güdümüne giren Suudi Arabistan dışında diğer Körfez ülkeleri gibi BAE de İngiltere yanlısı ve mutlak İngiliz bağımlısıdır... İster Yemen ve Libya’daki rolü olsun, isterse Mısır rejimine verdiği destek olsun BAE, motamot İngiltere’nin kendisi için belirlediği rolü oynuyor... Dolayısıyla BAE’nin görünürdeki politik çelişkisi, İngiltere’nin kendisi için kurguladığı laikler yanlısı ve İslamcılar karşıtı ana hatların bir ürünüdür. Bu ana hatlar, örneğin Katar için belirlenen ana hatlardan farklıdır. Ayrıca BAE, İngiltere adına özgün ve derin politik eylemler icra etmektedir. Çoğu zaman İngiltere hesabına BAE, bölgede Amerikan ajanlarının arkalarında iş tutmakta ve bu mevzilerden İngiltere’ye hizmet vermektedir... Bununla beraber ister Katar veya Birleşik Arap Emirlikleri olsun isterse Müslüman ülkelerdeki herhangi bir devlet olsun, sömürgeci kâfirlerin çıkarlarına hizmet etmektedir. Bu, büyük bir suçtur. Hepsi, bu suçta helak olup gideceklerdir. Ne bu dünyada ne de ahirette bu suçtan ötürü iyilik görecek değillerdir. Kaviyy ve Aziz olan Allah, bu kimseler hakkında şöyle buyurmuştur:

سَيُصِيبُ الَّذِينَ أَجْرَمُوا صَغَارٌ عِنْدَ اللَّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا كَانُوا يَمْكُرُونَ  Suç işleyenlere Allah katından bir aşağılık ve yapmakta oldukları hilekârlık sebebiyle çetin bir azap erişecektir.[Enam 124]

H.12 Receb 1438
M.09 Nisan 2017

Devamını oku...

FED Niye Faiz Artırımına Gitti?

Soru Cevap

FED Niye Faiz Artırımına Gitti?

Soru:

15 Mart 2017de ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Janet Yellen, Federal Açık Piyasa Komitesi toplantısının ardından politika faizini 25 baz puan artırıldığını açıkladı. Bu, üç ay içinde ikinci faiz artışıdır. Ayrıca Yellen, 2017 için iki faiz artışı planı olduğunu da belirtti... Faiz artışının, ekonominin iyileştiği anlamına geldiği bilinmektedir. Oysa Amerikan ekonomisi hâlâ krizlerle boğuşuyor. Bunu nasıl açıklayabiliriz? Teşekkür ederim.

Cevap:

2008 yılındaki finansal krizin ardından Amerika’da faiz oranları 0-025 bandına düşürülmüştü. Aralık 2015’e kadar da bu şekilde devam etti. Aralık’ta Yellen, 2016 için dört faiz artışı olacağını söylemişti. Ancak olmadı, sadece yılsonunda bir faiz artışı oldu. Faiz artışı ve düşürülme nedenlerini anlamak için aşağıdaki hususları hatırlatmak isteriz:

1- Pratikte ABD hazine tahvilleri satışıyla belirlenen faiz artışının amacı, para politikasını belirlemek, özellikle Amerikan piyasalarındaki likidite durumunu öğrenmektir. Bu iki ana nedenden ötürü zaruridir:

• Yüksek faizler nedeniyle piyasalarda oluşan para kıtlığı, ekonomik büyümeyi yavaşlatır. Çünkü yüksek faiz oranlarından ötürü insanlar bankalardan kredi almazlar.

• Düşük faizler nedeniyle piyasalarda oluşan para fazlalığı da enflasyona yol açar. Çünkü düşük faizler nedeniyle krediye olan talep artacağı için piyasalarda arz fazlalığı olacaktır.

2- Yellen, 2008 yılında Amerika’da başlayan ekonomik durgunluğun sona ermiş ve ekonomik büyüme göstergelerin iyileşmesi nedeniyle 2015 yılından beri faiz artışı çağrısında bulunmaktadır. Zira Yellen’e göre şuan yapılacak faiz artışı enflasyondan sonraki faiz artışından çok daha iyidir. İşte bu, Yellen’in faiz oranları artışındaki ekonomik felsefesidir...

3- Bu argüman hiç de ikna edici değil. Çünkü Amerikan ekonomisi hâlâ zayıf. Ancak ABD hatta Batının para politikası, politikacıların inisiyatiflerine bağlıdır. Öyle sanıldığı gibi salt ekonomik faktörlere dayalı değildir. ABD Merkez Bankası kararlarının hükümet politikasından bağımsız olduğu da sadece bir varsayımdır. İşin aslı şudur, faiz oranları ile ilgili alınan kararlar tamamen politiktir. Siyasi ve ekonomik talepler doğrultusunda seyreder. Çünkü yedi kişilik FED Guvernörler Kurulu, 14 yıllığına ABD Başkanınca atanır ve Senato tarafından onaylanır. Yine Guvernörler Kurulu Başkanı ve Yardımcısı da ABD Başkanı tarafından dört yıllığına atanır. ABD Başkanının isteği doğrultusunda görev süresi içerisinde yeniden atanabilirler.

4- Pratik açıdan ise ABD para politikası, yerel ve küresel olmak üzere iki siyasi faktörün etkisi altındadır:

• Yerel açıdan ABD başkanları, seçim zamanında ekonomik büyümenin güçlü olmasını arzularlar. Çünkü güçlü ekonomi, yeniden Başkan seçilmelerine veya partisinin başkan adayı olmasına yardımcı olur.

• Küresel açıdan ise Amerika, diğer ülke ekonomileri ile rekabet içindedir. Şu aralar dünya ekonomisi, 2008 yılındaki küresel durgunluk nedeniyle hâlâ zayıftır. Avrupa ve Japonya’da faiz oranları yaklaşık sıfır düzeyindedir. ABD’de de yapılacak faiz artışı, büyük fonların Amerika’ya akmasına yol açacaktır. Bunun da diğer ülke ekonomileri üzerinde yıkıcı etkileri olabilir!

5- Şuan ABD’deki faiz artışının, geçtiğimiz yıl kadar olmasa da, diğer küresel ekonomiler için acı verici etkileri olacaktır. 9 Mart 2017’de New York Times gazetesi, Avrupa ile ilgili şu değerlendirmede bulunmuştur: “Resmi bir faiz artışı, yıllarca hayal olabilir. Avrupa Merkez Bankası, faiz oranı göstergelerini değiştirmedi. Önümüzdeki Nisandan itibaren düşük düzeyde de olsa yılsonuna kadar devlet ve şirket tahvilleri satın alımı için teşvik edici önlemlere devam edeceğini” söyledi.

6- Çin, FED faiz artışının amacının Avrupa üzerinde baskı yapmak ve fonları ülkeye çekmek olduğunun farkında. Bu yüzden Çin, Amerika’daki yüksek faiz oranları nedeniyle Çin paralarının kaçışını önlemek ve Avrupa fonlarını ülkeye çekmek için Amerika ile eş zamanlı olarak faiz artışına gitti. Çin, hemen ABD kararı sonrasında faiz oranlarını artırmak zorunda kaldığını açıkladı. 16 Mart 2017 tarihinde Bloomberg sitesinde, Çin Halk Bankası, FED ile eş zamanlı olarak borçlanma maliyetlerini artırıyor.başlıklı yayınlanan bir rapora göre, “Çin Merkez Bankası borçlanma maliyetini arttırdı. Çünkü bu artış, istikrarlı bir ekonomi ve fabrika reflasyonu sıkılaştırma politikasında FEDi takip etmesine olanak verecektir.”

Özetle FED faiz artırımının nedeni, ABD ekonomisinin iyileşmesi değil, ülkelerindeki düşük faiz nedeniyle Avrupa fonlarını ülkeye çekmektir. Zira Avrupa’da faiz oranları neredeyse sıfır düzeyindedir. Faiz artırımını, sadece ekonomik olarak yorumlamak doğru olmaz. Bunun yanı sıra Avrupa’nın zayıflamasına da katkı sağlayacaktır. Böylece zayıflık nedeniyle Avrupa krizlere girecek ve parçalanmasına yol açacaktır...

 

H.29 Cumâde’s Sânî 1438
M.28 Mart 2017

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER