Pazar, 21 Ramadan 1440 | 2019/05/26
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

بسم الله الرحمن الرحيم

Allah'a Yardım Ederseniz Allah da Size Yardım Eder

İslamî Hilafet'in elim yıkılışının yıldönümünün üzerinden hicri (92) sene geçti. Zira Avrupa, bazı milliyetçi Arap ve Türklerle işbirliği yapması sonucunda İngiltere'nin liderliğinde sevgili Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in kurduğu devleti kaldırdı.

Hain ve ajan Mustafa Kemal, bu komployu yerine getirdi, Halife Abdulmecid'i ülkeden kovdu ve dini devletten ayırdı. Bu olaydan sonra o zamanki İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, şöyle demişti: "Türkiye artık öldü ve asla ayağa kalkamaz. Çünkü biz onun manevi gücü olan Hilafet'i ve İslam'ı yok ettik."

Bu açık itirafa rağmen hala Müslümanlardan bazıları, Hilafet'in kaldırılmasını İslam'ın gelişmelere ayak uyduramaması, modern çağın sorunlarını halledememesi ve Türk devletinin geri kalmasına da bizzat İslamî kanunların uygulanması gerekçesine bağlamaktadırlar. Ne kadar da kötü hüküm veriyorlar.

Müslümanların ve Osmanlı Devleti'nin geri kalması sorunu, kesinlikle İslam yüzünden değildir. Aksine İslamî kanunların yanlış uygulanmasının bir sonucudur. Ayrıca şunu teyit ederiz ki; İslam Ümmeti'nin başına gelen en büyük sorun, milliyetçi ve vatancı fikirlerin yayılmasının yanı sıra İslam'la çelişmediğini iddia ederek Batılı kanunların tatbik edilmesidir. Bununla birlikte bir taraftan ideolojik bir tehdit, diğer taraftan dünyayı sömürme özlemleri önünde engel teşkil etmesi bakımından Hilafet'in yıkılması, emperyalist Batı ve Çarlık Rusya'sı için son derece önemli bir olaydır.

Müslümanların durumunu iyileştirmeye yönelik umutsuz girişimlerin tamamı başarısızlıkla sonuçlanmıştır. İslam Ümmeti, 92 senedir birleştirici bir devletten, şerî hükümlerin tatbikinden ve boyunlarında biat halkasından yoksun bir şekilde yaşamaktadır. Bu iğrenç trajedi, İslam Ümmeti'nin ötesinde tüm insanların hayatını etkiledi.

Hilafet'in yıkılmasıyla azınlıkta olan bir grup emperyalist ülke, uluslararası arenaya hükmeder hale geldi. Aslında bunlar, azınlıkta olan bir takım kişilerin ve kıtalararası şirketlerin çıkarlarını temsil etmektedir.

Hilafet'in yıkılmasıyla İslamî şerî hükümlerin tatbik edilmesi tamamen durdu, İslam'ın râyesi aşağı indi, Kur'an ve Sünnet unutuldu.

Hilafet'in yıkılmasıyla Ümmet, topraklarını, İslam'ı, kutsallarını, şerefini ve onurunu koruma gücünü ve güvenliğini kaybetti.

Hilafet'in yıkılmasıyla Müslümanlar, zillet, sefalet, acziyet ve parçalanmışlığı tattı ve servetleri yağmalandı.

Hilafet'in yıkılmasıyla İslam Ümmeti, yönetiminde hiçbir şeye sahip olmayan küçük devletçiklere parçalandı, Müslümanların başına Batı'ya tâbi olan ajan yöneticiler getirildi. Nitekim Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], bu durumu şu hadisiyle ifade etmiştir:

يُوشِكُ أَنْ تَدَاعَى عَليكُم الأُمَمُ كما تَدَاعَى الأَكَلَةُ عَلَى قَصْعَتِها "Yiyicilerin (oburların) tabakları üzerine üşüşmeleri gibi ümmetlerin (diğer milletlerin) sizin üzerinize üşüşmeleri yakındır."

Allah'a hamdolsun ki İslam Ümmeti'nin başına gelen onca şeye rağmen imanını kaybetmedi. Zira Ümmetin evlatları arasından Ümmeti kalkındırmak ve Allah'ın dinini yüceltmek için çalışan muttaki ve samimi kişiler çıktı. Nitekim Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmuştur:

لا تجتمع أمتي على ضلالة "Ümmetim dalalet üzere birleşmez."

Allahuteala, şöyle buyurmuştur:

وَمَنْ يَتَوَلَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالَّذِينَ ءَامَنُوا فَإِنَّ حِزْبَ اللَّهِ هُمُ الْغَالِبُونَ "Kim Allah'ı, resulünü ve iman edenleri dost edinirse (bilsin ki) üstün gelecek olanlar şüphesiz Allah'ın tarafını tutanlardır." [el-Mâide 56]

İslam Ümmeti, bizzat kendi gözüyle Batılı değerlerin ve sahte demokrasinin bozukluğunu, Amerika'nın liderliğindeki Batı'nın kendilerine olan nefret ve kinini görüp tağut rejimler karşısında sabrı tükenince Arap Baharı patlak verdi.

Bu devrimler, Ümmetin hala diri olduğunu, Batı'nın kalbine korku saldığını ve onu bu devrimlere karşı koymaya ve ajanlarını desteklemeye sevk ettiğini göstermektedir. Ajanlarının devrileceklerini anlayınca hemen onları terk etmeye koşuştular ve devrimler dalgasına katıldılar. Nitekim Tunus, Libya ve Mısır'daki devrimleri nasıl da çaldıklarını ve nasıl da ajanlarını başka simalarla değiştirdiklerine şahit olduk.

Bugün Suriye devriminin üzerinden iki seneden fazla bir zaman geçti. Ümmetin kahraman evlatları, şeytan Beşşar ve insanları, ağaçları ve taşları helak ederek yeryüzünde ifsat saçan onun zebanilerinin zulmüne ve despotluğuna direnmektedirler. Obama ve yardımcılarının cürümlerini arttırması için Beşşar tağutuna nasıl yeşil ışık yaktığını gördük. Çünkü siyasî uzlaşı altında kendi ölçü ve isteklerine göre Suriye krizini çözmeyi başaramadılar.

Hepimiz medyanın Suriye halkına nasıl komplo kurduğunu, gazetecilerin ve analistlerin mevcut durumun hakikatini nasıl çarptırdıklarını, Esed rejiminin, avenelerinin, Rusya, İran ve Hizbullah gibi müttefiklerinin iğrenç cürümlerini, erkek, kadın, çocuk ve yaşlı demeden işledikleri toplu katliam eylemlerini ve sivillere karşı kimyasal silah kullanmalarını nasıl örtbas ettiklerini gördük. Yine uluslararası medyanın bir Müslüman suçla itham edildiğinde bunu nasıl şişirdiğini ve anti-İslam duygularını nasıl enjekte ettiğini de gördük.

Her şeye ve Batının dünyada İslam'a ve Müslümanlara azgınca saldırmasına rağmen ümmetin siyasî birlik düşüncesi, Müslümanların arasında geniş bir şekilde yayılmasının ve İkinci Râşidi Hilafet Devleti'nin gölgesinde İslamî hayatın yeniden başlamasının zamanı artık gelmiştir.

Bu devletin geri gelmesi, bir hayal ürünü değildir. Bilakis kaçınılmaz bir realitedir. Nitekim bu düşüncenin çarpıtılmasının ve silme girişiminin arkasında yatan ana neden budur. Nasıl olmasın ki! Artık Hilafet, emperyalist ülkelerin liderlerinin uykularını kaçırmaktadır. Batı, İslam'ı ve İslam'a inananları hedef alarak küresel terör tehdidi adı altında "uluslararası toplumun" beynini yıkamak için peş peşe kampanyalar düzenlemektedir.

Bugün Ukrayna da dahil sözde uygar toplumlar, farklı yöntemlerle şerî hükümlere tabi olan kişileri, ılımlı İslam'a düşman ve karşı gelmekle suçlamaktadırlar. "Allahu Ekber" diyen veya Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in râyesini açan herkesi terör ve radikallikle suçlamaktadırlar. Allahuteala şöyle buyurmuştur:

كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ إِن يَقُولُونَ إِلا كَذِبًا "Ağızlarından çıkan bu söz ne büyük oldu! Yalandan başka bir şey de söylemiyorlar." [Kehf 5]

Buna cevap olarak tüm dünyaya deriz ki; İslam'ın hükümlerine ve kanunlarına tâbi olmak, bir eğilim, nefsani bir istek veya ayrımcılığı sevmek değildir. Bilakis bu, huzurunda toplanılacak olan alemlerin Rabbinin farz kıldığı bir farzdır. Allahuteala şöyle buyurmuştur:

فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لاَ يَجِدُوا فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا "Hayır! Rabbine ant olsun ki onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem kılıp sonra da senin verdiğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyet ile teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar!" [en-Nîsâ 65]

Bizler de tüm İslam Ümmeti'ne Allah'ın şu kavliyle sesleniyoruz:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ "Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a [Dinine ] nusret verirseniz Allah da size nusret verir ve ayaklarınızı [Dini üzere] sabit kılar." [Muhammed 7]

 

Ey Kırım, Ukrayna, Rusya ve Avrupa Müslümanları!

Bizler, İslam Ümmeti'nin ayrılmaz bir parçasıyız. Hem bizler hem de diğer Müslümanlar, Allah'ın dininden, kitabını ve Nebi [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in sünnetini ihya etmekten sorumluyuz.

Allah'ın dinini ihya etmek, sadece ibadetle ilgili bazı şiarları ihya etmek değildir. Bilakis hayatımızın her alanında dini ortaya çıkarmak, İslam'ı, usullerini ve kaidelerini anlamaya ve araştırmaya çalışmak, İslam'ı hayatın her işinde pratik olarak tatbik etmek ve insanlar arasında yaymaya çalışmaktır.

Geçmişe oranlar kültürlerin birbirine daha fazla karıştığı bir zamanda yaşıyoruz. Bize düşen dinimize bağlanmaktır. Çünkü bu, kafir toplumun sıkıntısını çektiği ahlakî çöküntüye karşı tek güvencemizdir. Dahası her şeyden önce kıyamet günü azabından kurtulmamızın yoludur.

 

İslam Ülkelerindeki, Özellikle de Arap Ülkelerindeki İslam Ümmetine Sesleniyor ve Diyoruz ki: Ey Müslümanlar!

Ana dilinizle okuduğunuz Allah kitabı önünüzde durmakta, tepenizde size yardım etmek için Allah'ın emrini bekleyen kanatlarını açmış meleklerin olduğu sema bulunmakta, etrafınızda Nebi [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in ve sahabesinin kanlarıyla suladığı topraklar durmaktadır. O halde ne diye bekliyorsunuz? Alemlerin Rabbine icabet etmeyecek misiniz?

يا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ "Ey iman edenler! Allah ve Resulü sizi size hayat veren şeye davet ettiği zaman icabet ediniz." [Enfal 24]

Allah'ın size yardım etmesi, şeriatının yeryüzünde tatbik edilmesi ve Allah'ın hükmünü ikame etme sorumluluğunu üstlenen kişiye nusret vermenizle olacaktır. Bu hayatî meseleye kayıtsız kalamazsınız. O halde Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışın, nusret sahiplerinden nusret talep edin, Allah'ın dinine yardım edin, İslam Devleti'ni ikame edin ve Müslümanların Halifesi'ne biat edin.

 

İslam Ülkelerindeki Güç ve Kuvvet Sahiplerine, İslam Ordusundaki Ümmetin Evlatlarına, Generallere ve Subaylara Sesleniyoruz:

Ümmet, Allah'ın düşmanları tarafından yıkıma ve yok olmaya maruz kaldığı halde hala damarlarınızdaki kanlar fokurdamayacak mı? Suriye, Filistin, Irak, Burma ve Afganistan'da sizlerden imdat dileyen kadınların ve çocukların çığlıklarına kulak vermeyecek misiniz? Allah'a yemin olsun ki onların çağrılarına icabet etmezseniz siz de hayır kalmamıştır. O halde Allah'a ve Resulüne icabet edin ve kardeşlerinize yardım edin...

Allah'tan hakkıyla korkun, uyuşukluğu bırakın ve Allah'a yardım edin. Ümmetin muhlis evlatları, Nübüvvet Minhacı Üzere Râşidi Devleti altında İslamî hayatı yeniden başlatmak için gece gündüz çalışmaktadırlar.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُونُوا أَنْصَارَ اللَّهِ "Ey iman edenler! Allah'ın Ensarları (yardımcıları) olun." [Saff 14]

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ (4) بِنَصْرِ اللَّهِ يَنصُرُ مَن يَشَاء وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ "İşte o gün, müminler de Allah'ın nusretiyle, zaferiyle ferahlayacaklardır. Allah dilediğine nusret, zafer verir. O, Azîz'dir, Rahîm'dir." [er-Rûm 4-5]

حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Ukrayna


H. 27 Raceb 1434
M.  Perşembe, 06 Haziran 2013

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER