Cuma, 26 Dhu al-Qi'dah 1438 | 2017/08/18
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Hizb-ut Tahrir Filistin: Kadın Kolları – Panel “Ek Öğrenim ve Çocukların Şahsiyetlerinin Oluşumuna Katkısı”

  • Kategori Filistin
  •   |  

Hizb-ut Tahrir Filistin: Kadın Kolları – Panel
“Ek Öğrenim ve Çocukların Şahsiyetlerinin Oluşumuna Katkısı”

5 Ağustos 2017 Cumartesi günü Hizb-ut Tahrir Filistin Kadın üyeleri "Düşünür ve Siyasi Öncüler Kampanyası" dahilinde “Ek Öğrenim ve Çocukların Şahsiyetlerinin Oluşumuna Katkısı” başlığı altında üçüncü bir forum düzenledi. Ramallah’ta düzenlenen etkinliğe 500 bayan katıldı ve panelde beş ayrı başlık tartışıldı.

Birinci bölümde, İslam’ın altın çağlarında genç nüfusün önemi, gençlerin ümmetin ana temelini oluşturduğu ve Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem ve Sahabeleri zamanında gençlerin nasıl eğitildiği gibi konular ele alındı.

İkinci bölümde, günümüz gençliğinin sahip olduğu özellik ve vasıfları ile fasit düzene rağmen ümmetin kalkınmasında verebileceği katkıları üzerine konuşuldu.

Üçüncü bölümde, bir tıp öğrencisi tarafından gerçekleştirilen konuşmada günümüz gençliğinin içinde bulunmuş olduğu realite ve mevcut durumdan kurtuluşun da ancak İslami mefhumlar ile olabileceği konularını ele aldı.

Dördüncü bölümde, günümüz eğitim müfredatına yerleştirilen Batı kültürü tartışıldı.

Son bölümde ise bütün bu problemlerin çözümü ele alındı. Ve tek çözümün Nübuvvet minhaci üzere Raşidi Hilafet’in ikamesi ile ümmetin problemlerinin çözülebileceği nihai fikri ile etkinlik sonlandırıldı.

Hizb ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi
Mübarek Belde Filistin Delegasyonu

Devamını oku...

Laik Düşünce Tecavüz ve Cinsel Taciz Suçlarının İşlenmesine Kapı Aralamaktadır.

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

HABER-YORUM

(Tercüme)

Laik Düşünce Tecavüz ve Cinsel Taciz Suçlarının

İşlenmesine Kapı Aralamaktadır.

HABER:

Temsilciler Meclisi tarafından iptal edilen Ürdün’ün 308. Ceza Kanunu maddesi; “Tecavüzcü kurbanla evliliği kabul ederse, cezadan kurtulmasını’’ belirtiyor. Bu ceza maddesi Osmanlı hukukundan mirastır ve aslında Fransız ceza kanunundan alınan ve Fransız sömürgesi altındaki Lübnan ve Tunus gibi ülkelere uygulanan bu ceza kanunu onların bir mirasıdır. Tecavüzcülerin kurbanlarıyla evlenmesine izin veren yasalar İslam’dan değil, sömürgecilerden gelir. (İngiliz Independent Gazetesi Web sitesi /makale)

YORUM

Bazı devletlerin kanununda yazılı olan “Devletin dini İslam’dır” ve “İslam hukuku teşriin ana kaynağıdır” bu madde yüzünden İslam'a atfedilen nefret ve iftiralar vardır. Daha da kötüsü bu yalana cahil Müslümanların inanıyor olmalarıdır.!

İlk olarak İslam’daki, “tecavüz” ile ilgili İmam Şafi (rha) kitabında geçen hükmü kısaca sizlere aktarayım: Erkeklerin kadına veya cariyeye tecavüz etmesi durumunda kurbanlara had veya ceza uygulanmaz, ayrıca mihir alırlar. Tecavüz eden fail evli ise recm, bekar ise taşlama veya sürgün edilir. İmam Malik’de (rha) bu hükmü benimsemektedir.

Dolayısıyla İslam’da; bu suçun faili, tecavüz ettiği kurbana mihire denk ödüyor ve daha sonra eğer fail bekâr ise recm ve sürgün, eğer evliyse ölene dek recm edilmektedir. Lübnan, Tunus ve Türkiye ya da Ürdün’de (iptal edilmeden önce) uygulanan kanunlara yönelik İslam hukukunda hiçbir Şeri nas yoktur.

Kadın haklarını savunduklarını iddia eden aptal laikler, aslında kendileri bir bütün olarak insanlığa ve kadın düşmanlığına daha yakındırlar. Bir bütün olarak tabirini kullanmaktaki kastımız şudur; bu suçu önlemek için faile verilen cezayı ağırlaştırmak veya yasayı değiştirmekle olmaz! Tecavüz ve cinsel taciz suç oranları suçluya ağır cezaların verildiği ülkelerde daha yüksektir. Çünkü bu cezalar suçu işlemekten alıkoymuyor. Sorunlar, beşer tarafından konan hukukuyla sınırlandırmak isabetli olmaz zira tüm bu sorunlar kanunun fışkırdığı temel bakış açısına yani bencil laik düşünce bakış açısına dayanmaktadır.

Kadınlara karşı bugünkü hâkim olan bakış açısı, kadınlar erkekleri eğlendirmek, onların şehvetlerini karşılamak ve o cazibesini halka göstermek amacıyla erkeklerle birlikte iş hayatında, çarşı-pazar veya konserlerde kısacası erkeklerle beraber bir arada bulunmak suretiyle topluma karışma görüşüdür. Laik toplum gerçekliği bu suçu işlemeye teşvik eder. Bu suçlar, çoğu Batı mahkemelerde suç sayılmıyor. Çünkü suçlu ve kurban ya sarhoş ya da benzer durumlarda özel bir yerde bu suçu işliyor olmalarıdır! Böylece gerçekler ve haklar zail olurken, bu durum vebal üzerine vebal olmasının yanı sıra işkence üzerine işkence olmaktadır.

İşte bu seviyesiz bakış açısı, kadının kadınlık rolünün zayıflamasına ve yıkılmasına sebep olmaktadır. Bu bakış açısının tamamen değişmesi ve bu bakış açısının tespiti insan aklına bırakılmaması gerekir. Bu ancak insanın yaratıcısı tarafından emredilen emre uygun ve onun emrinden çıkan hükümlere uygun olması gerekir. İslam suçu önlemek için köklü çözümler ve yasaklar koyar. Buna rağmen kişi suç işlerse hükümde belirtilen cezası uygulanır.

İslam’da kadının asli rolü evinde çocuklarına terbiye edici ve korunması gereken bir namus olmasıdır. İslam toplumu böyle şekillendirir ve kadınların böylece haklarını korumak suretiyle asli konumuna dönmesini sağlar. Bu şekilde kadınlarda ümmetin nesillerini yetiştirmede sahip olduğu önemli rolünü geri alır.

İslam, bu bireyci, bencil, içgüdüsel laik bakış açısını kökünden reddeder. Kadınların ve erkeklerin aralarındaki rollerinin rekabeti yerine, her biri için Şeriatın sınırladığı görevleri ve hakları verir. Her kim şeriatın gösterdiği bu görev ve haklara yönelik ihmal, kusur ve engellemede bulunursa hak ettiği cezayı görür.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Bürosu Adına

Abdul Latif Davud

Devamını oku...

Halkın Onurunu Ayaklar Altına Alan Ürdün Rejimi, İki Ülke Evladını Katleden Yahudi’nin Ülke Dışına Çıkmasına İzin Verdi

Bir kez daha Ürdün rejimi, İsra ve Miraç toprakları gaspçısı mücrim Yahudi varlığı ile sıcak ve samimi ilişki içinde olduğunu vurguladı. Bu aşağılık ve günahkâr ilişkinin devamı ve güçlendirilmesinden yana olduğunu yeniledi. Yahudi varlığı tarafından Ürdün ve Filistin halkına, Mescidi Aksa’ya karşı işlenen suçlara göz yumdu.

Medya, mücrim Yahudi varlığı Başbakanının Yahudi varlığının batıl büyükelçiliğinin kirlettiği Ürdün’ün başkentinde soğukkanlılıkla ülke evlatlarından iki kişiyi öldüren katili kabul ettiği haberini geçti. Yüz karası bu büyükelçilik, yüz kızartıcı ve utanç verici “Vadi Aruba” Antlaşması’nın bir ürünüdür. Ürdün rejimi, İslam ümmetini kandırmak için Yahudi varlığı ile Vadi Aruba Anlaşması’nı imzaladı.

Bir kez daha Ürdün rejimi, Ürdün halkına zillet ve utanç elbisesini giydirmeye çalışıyor. Daha önce Ürdünlü yargıç Raid Zueyter’in, El Amr aşiretinden İbn Karak ve El Cerrah aşiretinden bir polisin kanına kayıtsız kalan Ürdün rejimi, şimdi de El Devaynam ve El Hamarane aşiretinden iki kişinin akıtılan kanına ihanet ederek Yahudi caninin ülke dışına çıkmasına izin veriyor. Dahası rejimin İçişleri Bakanı Galip Er Rabi, parlamentoda sarf ettiği şu sözlerle bir de bu çirkefliği kendince gerekçelendiriyor. Mecliste yaptığı açıklamada bakan, Netanyahu tarafından kahramanlar gibi karşılanan Yahudi caniye ilk saldıranın İbn El Devaynam olduğunu söyledi. Bakanın bu açıklaması, Ürdün halkına indirilmiş bir tokattır, onurunu aşağılamaktır. Hâlbuki rejimin aslı görevi, ülke ve halkın onurunu korumaktır.

Allah Ekber ey halk! Eğer katil, gaspçılar veya saldırganlar karşısında görevini yerine getiren Ürdünlü bir asker olsaydı, bu takdirde onun askeri emirlere karşı geldiğini söylerlerdi. Nitekim Ahmed Dekamese ve çavuş Evvel Mearik Ebu Tay hakkında böyle söylemediler mi? Öldürülen halktan biri olunca, bu sefer de ilk saldıranın onun olduğunu söylediler. Ülke rejimi bize ne gibi bir zulüm, alçaklık ve zilleti reva görüyor? Biz, Halid b. Velid, Ebu Ubeyde, Şerahbil b. Hasane, Selahaddin Eyyubi, Baybars ve Kutuz torunları değil miyiz? Rejim bize nasıl bir zulüm, alçaklık ve zilleti reva görüyor? Biz, Onur Savaşı kahramanlarının torunları değil miyiz? Yahudi katilin ülkesine dönüşüne ve elimizden kaçıp gitmesine izin vermek zillet ve alçaklıktır. Bunu Mescidi Aksa girişlerine konulan metal detektörlerin kaldırılması için Yahudi varlığı ile varılan anlaşmanın bir ürünü olarak görmek ayrı bir alçaklıktır. Bu ihanet anlaşması, ülke evlatlarının kanlarını zayi etmektir. Hem de koşulları iyileştirerek Mescidi Aksa’nın gasp altında kalması karşılığında. Bu nasıl bir zillet ve kepazeliktir?

Ey Ürdün Müslümanları!

Dönüyor ve diyoruz ki, onurunuzu, kanlarınızı, şerefinizi, ülkenizi, kutsallarınızı ancak ve ancak Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Nübüvvet metodu üzere olacağını müjdelediği Hilafet Devleti koruyabilir. Bu yüzden sizi bu Hilafet Devleti için çalışmaya davet ediyoruz. Kurtuluşunuz, izzet ve ihtişamınız ondadır.

وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللَّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَ “De ki: Çalışın! Yaptıklarınızı Allah da, Rasûlü de, müminler de göreceklerdir.[Tevbe 105]

Devamını oku...

Vergici Sudan Devleti, İşsizlik Sorununu Asla Çözemez, Aksine Sorunun Baş Müsebbibi Sudan Devletidir

Sudan Yurt Dışı İşleri Çalışma Genel Sekreteri Büyükelçi Karrar El Tihami, Mezunları istihdam etmekten devlet sorumlu değildir.dedi ve Devlet, sadaka kurumu ve işsizlik emaresi değildirdiye de ekledi. [23.07.2017 el-Ceride gazetesi]

Sudan’da gençler arasında işsizlik oranı yaklaşık %34, mezunlar arasında ise %48’dir. Hiç şüphesiz bu rakamlar, tüyler ürperticidir. İşsizlik, bu büyük beyin göçünün doğrudan nedenidir. Yukarıda adı geçen yetkili, etkili çözümler sunacağı yerde devletin vatandaşa bakışını tasvir ediyor. Devlet, vatandaşına Allah’ın emri doğrultusunda bakmıyor. Allah Subhânehu ve Teâlâ, kıyamet günü bu bakış açısına göre hesaba çekecektir.

İslam Devleti, vergici ve haraççı değil, güdücü bir devlettir. Güdücülük kavramı şu anlama gelir, devlet, tıpkı babanın çocuklarını güttüğü gibi, vatandaşlarını güder. Aç olanları doyurur, çıplak olanları giydirir, evinde onları oturtur, onlara eğitim olanağı sunar. Hasta olanı tedavi ettirir, güvenliklerini sağlar. İşte bunlar, İslam Devletine farz olan güdücülük gerçeğidir. Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

كُلُّكُمْ رَاعٍ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ فَالإِمَامُ رَاعٍ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ‘‘Dikkat edin, hepiniz çobansınız ve hepiniz idaresi altındakilerden sorumludur. İnsanlara hükmeden emir bir çobandır, tebaasından sorumludur’’Bu yüzden şeran devlet, fert fert tüm vatandaşların temel ihtiyaçlarını karşılamak zorundadır.

İşsizlik sorununun çözümüne gelince, şeran devletin görevi, vatandaş olan herkes için iş bulmaktır. Çünkü Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

الْإِمَامُ رَاعٍ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِİman çobandır ve güttüklerinden sorumludur.Ve çünkü aynı zamanda devlet reisi olan Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem, bakacak kimsesi olmayan yoksulun nafakasını devlete ait kılmıştır. SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

مَنْ تَرَكَ مَالاً فَلِوَرَثَتِهِ وَمَنْ تَرَكَ كَلاً فَإِلَيْنَا “Kim mal bırakırsa bu varislerinedir. Kim külfet bırakırsa yükü banadır.Hatta devlet reisi olan Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem, muktedir olanlara bile velilik yapmış ve onlara iş imkânı sunmuştur. İbn Mace, Enes b. Malik’ten rivayet ettiğine göre

أَنَّ رَجُلًا مِنْ الأَنْصَارِ جَاءَ إِلَى النَّبِيِّ r يَسْأَلُهُ فَقَالَ: لَكَ فِي بَيْتِكَ شَيْءٌ؟ قَالَ: بَلَى، حِلْسٌ نَلْبَسُ بَعْضَهُ وَنَبْسُطُ بَعْضَهُ وَقَدَحٌ نَشْرَبُ فِيهِ الْمَاءَ. قَالَ: ائْتِنِي بِهِمَا. قَالَ: فَأَتَاهُ بِهِمَا، فَأَخَذَهُمَا رَسُولُ اللَّهِ r بِيَدِهِ ثُمَّ قَالَ: مَنْ يَشْتَرِي هَذَيْنِ؟ فَقَالَ رَجُلٌ: أَنَا آخُذُهُمَا بِدِرْهَمٍ، قَالَ: مَنْ يَزِيدُ عَلَى دِرْهَمٍ؟ (مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاثًا)، قَالَ رَجُلٌ: أَنَا آخُذُهُمَا بِدِرْهَمَيْنِ، فَأَعْطَاهُمَا إِيَّاهُ وَأَخَذَ الدِّرْهَمَيْنِ فَأَعْطَاهُمَا الأَنْصَارِيَّ وَقَالَ: اشْتَرِ بِأَحَدِهِمَا طَعَامًا فَانْبِذْهُ إِلَى أَهْلِكَ وَاشْتَرِ بِالْآخَرِ قَدُومًا فَأْتِنِي بِهِ، فَفَعَلَ، فَأَخَذَهُ رَسُولُ اللَّهِ r فَشَدَّ فِيهِ عُودًا بِيَدِهِ وَقَالَ: اذْهَبْ فَاحْتَطِبْ وَلا أَرَاكَ خَمْسَةَ عَشَرَ يَوْمًا. فَجَعَلَ يَحْتَطِبُ وَيَبِيعُ، فَجَاءَ وَقَدْ أَصَابَ عَشْرَةَ دَرَاهِمَ فَقَالَ: اشْتَرِ بِبَعْضِهَا طَعَامًا وَبِبَعْضِهَا ثَوْبًا ثُمَّ قَالَ: هَذَا خَيْرٌ لَكَ مِنْ أَنْ تَجِيءَ وَالْمَسْأَلَةُ نُكْتَةٌ فِي وَجْهِكَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ. إِنَّ الْمَسْأَلَةَ لا تَصْلُحُ إِلا لِذِي فَقْرٍ مُدْقِعٍ أَوْ لِذِي غُرْمٍ مُفْظِعٍ أَوْ دَمٍ مُوجِعٍ

“Ensari bir zat gelip Peygamber bir şey istedi. Bunun üzerine Peygamber Evinde hiç bir şey yok mu?diye sorunca, adam Evet, bir çulumuz var. Bir kısmıyla örtünüp, bir kısmıyla da yaygı olarak yere seriyoruz! Bir de su içtiğimiz kabımız var.dedi. Peygamber Onları bana getir” buyurdu. Adam gidip getirdi. Aleyhisselatu vesselam eşyaları eline alıp Şunları satın alacak yok mu?”buyurdular. Bir adam: Ben bir dirheme satın alıyorum.dedi. Rasûlullah: Bir dirhemden fazla veren yok mu?Dedi ve iki üç sefer tekrarlayarak (açık artırmaya çıkardı). Orada bulunan bir adam: Ben onlara iki dirhem veriyorum.dedi. Aleyhisselatu vesselam eşyaları ona sattı. İki dirhemi alıp Ensariye verdi ve: Bunun biriyle ailen için yiyecek al, ailene ver. Diğeriyle de bir balta al bana getir!buyurdular. Adam gidip bir balta alıp getirdi. Rasûlullah, ona eliyle bir saplık geçirdi. Sonra: Git, odun eyle, sat ve on beş gün bana gözükme!buyurdu. Adam aynen böyle yaptı, sonra yanına geldi. Bu esnada on dirhem kazanmış, bunun bir kısmıyla giyecek, bir kısmıyla da yiyecek satın almıştı. Rasûlullah: Bak, bu senin için, kıyamet günü alnında dilenme lekesiyle gelmenden daha hayırlıdır!buyurdu ve sözlerine şöyle devam etti: Dilenmek, sersefil, fakra düşmüş veya rüsva edici borca batmış veya elem verici kana bulaşmış insanlar dışında, kimseye caiz değildir.Bu hadisten âlimler, işsize iş bulmanın devletin görevleri arasında olduğu hükmünü çıkardılar. Hanif Şeriata göre bu devlete farzdır.

Gerçek şu ki Sudan’da yürürlükte olan sistem, vergici bir sistemdir ve güdücülük ile hiçbir ilgisi yoktur. Bu haram vergiler ve başarısız politikalar, temel tarımsal politikaları yok etti. Sadece başkentte üç bin fabrikanın kapılarına kilit vurdurdu. Ülke halkına yoksulluk ve işsizliği miras bıraktı. Bununla da yetinmedi, tek derdi haram para toplamak olan ve yurtdışında çalışan gurbetçilerin işleri ile ilgilenen dernek hisselerinin peşine düştü. Bu yüzden işsizlik, bu sistemlerin uygulanmasının doğal sonucudur.

Şeri hükümlere değer veren, halkın işlerini gütmek için uykusuz kalan ve işsizlik sorununu çözebilecek tek devlet, Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet Devletidir. Yeryüzünde bu devletin kurulması için çalışmak ve Âlemlerin Rabbinin hükümleri altında insanları refaha erdirmek bütün Müslümanlara farzdır.

Devamını oku...

Davetiye

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak biz, Mescidi Aksa’ya destek olmak amacıyla düzenleyeceğimiz Konuşma Festivali’ne sizlerin katılımından ve canlı yayınlamanızdan mutluluk ve onur duyacağımızı belirtmek isteriz. Konuşma Festivali şu başlık altında düzenlenecektir:

Mescidi Aksa Bize Haykırıyor, Gelin Bizim de Bir Sözümüz Olsun ve Bir Pozisyon Alalım

Festivale bir grup âlim, İslami eylem liderleri ve politikacılar katılacak.

Tarih: 03 Zilka’de 1438 / 26 Temmuz 2017, saat 17.15.

Yer: Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Bürosu Önünde

Doğu Hartum, Batı Kavşağı 21 Oktober Cad.

Katılımınız esir Mescidi Aksaya destek anlamına gelecektir

Devamını oku...

Onur Savaşında Zafer Elde Eden Ürdün Ordusunun Mescidi Aksa ve Filistin Halkına Yardım Etme Zamanı Gelmedi Mi?

Kırsal alanlar, şehirler, köyler ve mülteci kamplarında öfke hâkim. Ürdün halkı, Mescidi Aksa ve Filistin halkına yardım için çırpınıyor. Mescidi Aksa ve tüm Filistin’in kurtuluşu için Allah yolunda kurban olmaya hazır. Gösteriler, yürüyüşler ve tüm etkinliklerde gür sesle çağrıda bulunan Müslümanlar, Mescidi Aksa’nın kurtuluşu için ordunun seferber olmasını ve cihat ilan edilmesini istiyorlar. Ancak aşağılık Ürdün rejimi, bu büyük ve önemli mesele karşısında duyarsız, onun bu duyarsızlığının eşi benzeri yok. Ürdün rejimi, Mescidi Aksa’nın komşusu ve Mescidi Aksa üzerinde vesayet sahibidir. Yahudi varlığının Güvenlik Bakanı tarafından yapılan şu açıklama ile onun bu vesayet hakkını tanımayarak çöp kutusuna atmıştır: Mescidi Aksa, bizim egemenliğimiz ve kontrolümüz altındadır. Açılıp açılmamasına da biz karar veririz.Ürdün rejimi, kepaze ve yüz kızartıcı “Vadi Aruba” Antlaşması’nı iptal etmek yerine Yahudi varlığına yalvarıyor. Allah’ın dinine, Mescidi Aksa ve Filistin halkına yardım etmek, Yahudi varlığı karşısında genel seferberlik ve savaş ilan etmek yerine Mescidi Aksa’daki statükonun, gasp ve işgalin devamını istiyor. Mescidi Aksa’ya yönelik tek taraflı adım atmaktan kaçınıyor, mescidi namaza açmıyor. Başbakan Netanyahu’nun sözcüsü, Ürdün hükümetinin takınacağı tavrın umurlarında olmadığını söyledi. Bu ne biçim kepazelik, zillet ve alçaklıktır?

Arap ülkelerinin resmi tutumu da Ürdün hükümetinden pek farklı değildir. Arap ülkeleri, Mescidi Aksa’yı sadece yüz üstü bırakmakla kalmadılar, aynı zamanda işbirliği yaparak alçakça bir tutum sergilediler. Arap Birliği’nin takındığı tavır açıkça onların bu tutumunu yansıtıyor. Arap Birliği, Filistin halkına karşı aşırı şiddet kullanan Yahudi varlığını sadece kınamakla yetindi! Bu kınama, Yahudi varlığı tarafından Filistinli Müslümanlara karşı aşırı şiddet kullanılmadıkça bir beis yok anlamına gelir. Aynı zamanda bu, Yahudi varlığının Mescidi Aksa’da yaptıklarını anlayışla karşıladıkları anlamına da gelir. Bu ortak anlayış, Ürdün’ün ölü deniz bölgesinde düzenlenen son Arap zirvesinin meyvelerinden biridir. Zirvenin sonuç bildirgesi, Arap yöneticilerinin İslam ümmeti ve sorunlarından kopuk olduklarının, kahramanlık ve asaletlerini yitirdiklerinin açıkça bildirimidir. Koltuklarını korumak umuduyla sömürgeci kâfirleri yaltaklık yapıyorlar.

Alçaklık ve itlik bakımından Müslüman ülkelerdeki diğer rejimlerin takındığı tavır Arap ülkelerinden geri kalır değildir. Kimi Müslüman ülkeleri her türlü sofistik silah ve füzelere sahip devasa ordulara hükmediyorlar. Ancak ne var ki bu ordular, kâfir ve sömürgeci ülkeler yararına kullanıyor!

Hain yöneticilerin İslam ümmetine reva gördüğü bu aşağılık ve kepaze durum karşısında Ürdün ordusunun Allah’ın dinine, Filistin halkına ve Mescidi Aksa’ya yardım etme zamanı gelmedi mi? Ürdün ordusu, Mescidi Aksa’nın komşusu ve bölgedeki Müslüman orduların en tutarlısıdır. Yahudilerin “Yenilmez ordu” söylemini yerle bir etmiştir. Mescidi Aksa’yı postalları ile gece gündüz kirleten Yahudiler, orada namaz kılınmasını bile yasakladılar. Yahudileri yenilgiye uğratarak adını tarihe yazdıran Ürdün ordusunun Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in İsra topraklarına yardım için harekete geçme zamanı gelmedi mi? Sevgili Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem, üzerinde askerlik yaptığınız bu toprakları Ribat ve Mahşer toprakları olarak nitelendirmiştir. İslam şehitlerinin kanı ile sulanan kutsal toprakları kurtarmak için Ürdün ordusunun seferber olma zamanı gelmedi mi?

Ürdün ordusunun Ürdünlü Müslümanların, Filistin halkı ve İslam ümmetinin çağrısına icabet etme zamanı gelmedi mi? Esir Mescidi Aksa’yı kurtarmak ve Yahudi varlığını Filistin’den süpürmek için Ürdün ordusunun aslanlar gibi kükreme zamanı gelmedi mi?

Andolsun ki siz buna ehilsiniz. Mescidi Aksa’yı kurtararak nurdan sayfalara yazılacak kapasitedesiniz. Gelin bu zafere nail olun ki adınız ve namınız kıyamet gününe kadar bakı kalsın.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ “Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allahın ve Rasûlünün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, Onun huzurunda toplanacaksınız.” [Enfal 24]

Devamını oku...

İdlip’de Tıpkı Halep Musul ve Rakka Gibi İhanetinizin Kurbanı Olmasın

Basın Açıklaması

İdlip’de Tıpkı Halep Musul ve Rakka Gibi İhanetinizin Kurbanı Olmasın

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Michael Ratney, geçen hafta “İdlib’de ABD’nin gerekli askeri önlemlere başvurmamaları konusunda uluslararası aktörleri ikna etmesi çok zorlaştı” dedikten sonra Başbakan Yıldırım’dan “ABD İdlib’i vurursa tedbir amaçlı sınırları kapatacağız” açıklaması geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise konuyla ilgili olarak “İran ve Rusya ile görüşüyoruz ve görüşmeler olumlu geçiyor, İdlib’i Rusya ile birlikte çözüme kavuşturacağız” dedi. Ayrıca TSK’nın belli bir süredir sınıra askeri sevkiyat yaptığı da bilinmektedir. İşte tüm bu açıklamalar kısa bir süre sonra İdlip’e yönelik kanlı bir saldırının yapılacağının işaretlerindendir.

Zulmün kaynağı olan Batılı devletler ve işbirlikçi rejimler, başından beri Suriye kıyamına düşmanca tavır aldılar. Bu İslami kıyamı sonlandırmak adına plan üstüne plan, tuzak üstüne tuzak kurdular. Algı operasyonları ile komplo teorileri ürettiler. Zalim Esed rejimini desteklediler ve ömrünü uzattılar. İran, O’nun Lübnan’daki partisi, Rusya ve ABD öncülüğündeki koalisyon devletleri yaktılar, yıktılar, katliam üstüne katliam yaptılar. Ama bunca güce rağmen ihlaslı Müslümanlara diz çöktüremediler. Bunun üzerine kirli paralar ile siyasi basiretten yoksun olan adamları devşirdiler ve belli bir mesafe alabildiler. Şimdi ise bu şer planlarının hedefinde İdlip bulunmaktadır.

Ey Yöneticiler! ABD’nin talimatı ile neredeyse Halep’in tamamı alınmak üzereyken düzmece bir Fırat Kalkanı operasyonu ile Amerika ve Esed’e can simidi oldunuz. Musul’da binlerce Müslüman’ın katledildiği ve kadim şehrin harabeye çevrildiği operasyona katılmak için elinizden geleni yaptınız! Ama dostunuz ABD istemediği için katılamadınız! Musul’da “hareket eden her şeyi öldürün” talimatını veren, Dicle ve Fırat nehirlerini mezarlığa çeviren Haşdi Şabi çetesinin başındaki Abadi’yi yaptıklarından dolayı bizzat arayarak tebrik ettiniz! Başını ABD’nin çektiği şer koalisyonuna katıldınız. Limanları, hava sahalarını ve üsleri açarak masum Müslümanların katledilmesine ortak oldunuz ve bazen kendi uçaklarınız ile bu zulümlere iştirak ettiniz. Rakka’da katliam yapan müttefikinizi razı etmek adına PYD/PKK ile lejyoner olma yarışına girdiniz! Ama yine de tercih edilen olamadınız! Şimdi ise İdlip’de 2,5 milyon Müslümanın demokrasiye boyun bükmediler diye terörist ilan edilerek katledilmesine ortak mı olacaksınız? Sınırları mazlumlara mı kapatacaksınız!

Hani siz kazanınca Halep ve Musul kazanacaktı? Hani siz mazlumların ümidi olacak ve zalimlerin karşısında duracaktınız? Hani beldelerimizde oynanan oyun hep aynıydı ve siz arkasındaki güçlere karşı dik duracaktınız? Hani siz, Suriye ve Irak’taki oyunları bozacaktınız! Siz katil Rusya, İran ve ABD ile ortak hareket ederek mi mazlumları koruyorsunuz? Veyl olsun sizlere! Sömürgecilerin sizlere verdiği misyon insanı yardımdan başka bir şey de değildir!

Ey Güç Sahipleri! Bugüne kadar yüzbinlerce masum Müslüman katledildi ve siz hâlâ bu zulmü yapan kâfirlerle dost olmaya, zalimin verdiği inisiyatif ile mazluma yardım etmeye çalışıyorsunuz. Vallahi ihanetiniz acziyetinizden daha büyüktür! Riyakâr siyasetiniz ABD’nin hegemonyası altındadır. Vallahi bu yaptıklarınız tarihe kara bir leke olarak kaydedilecektir! Müslümanlar yaptıklarınızı asla unutmayacaktır! Rabbimize gelince; hesabı çetin ve azabı şiddetli olan Allah Azze ve Celle hesap günü ihanetinizin ve Müslümanları yardımsız bırakmanızın hesabını mutlaka sizden soracaktır.

Devamını oku...

İslam İşbirliği Teşkilatı Aldatmak ve Saptırmak İçin Mi Toplandı?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

İslam İşbirliği Teşkilatı Aldatmak ve Saptırmak İçin Mi Toplandı?

Haber:

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “1967 sınırları dâhilinde başkenti Doğu Kudüs olan, egemen, bağımsız, coğrafi bütünlüğe sahip olan Filistin devleti en kısa zamanda hayata geçmelidir” dedi. İslam İşbirliği Teşkilatı İcra Komitesi, Türkiye’nin çağrısı üzerine Harem-i Şerif’e ilişkin son gelişmeleri ele almak üzere Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun ev sahipliğinde olağanüstü toplandı.

http://www.milliyet.com.tr/disisleri-bakani-cavusoglu-ayri-dusmemiz-istanbul-yerelhaber-2198841/

Yorum:

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) 1 Ağustos 2017 tarihinde Harem-i Şerif’de yaşanan gelişmeleri ele almak üzere İstanbul’da Dışişleri Bakanları düzeyinde “olağanüstü” toplandı. Halihazırda 56 üye ülkenin bulunduğu teşkilattan 38 ülkeden katılım oldu. Toplantının, Dışişleri Bakanı düzeyinde toplanması yöneticilerin, Filistin meselesine verdikleri önemi de ayrıca bize göstermektedir. Bazı ülkeler ise Bakan yardımcılarını göndererek, seviyeyi daha da aşağı çektiler. Bilindiği üzere 1969 yılında Yahudi varlığının Mescid-i Aksa’yı yakmasıyla bu teşkilat kurulmuştu. O zaman da Mescid-i Aksa da namaz kılınamamıştı. Aradan 50 yıl geçtikten sonra Yahudi varlığı İsrail, yine mescidin kapılarına kilit vurdu. Askerlerini kapının önüne dikti. Her zaman olduğu gibi İslam İşbirliği Teşkilatı yine toplandı. Toplantının açılış konuşmasını yapan Çavuşoğlu, yürüttükleri çalışmalar neticesinde Yahudi varlığının “aklıselim” bir adım attığını iddia etti. Yahudi varlığının bundan sonra Müslümanların Kudüs ve Harem-i Şerif’le ilgili hassasiyetlerini tam olarak dikkate alan bir tutum içerisine girmesini temenni ettiğini dile getirdi. Çavuşoğlu, eğitimden sağlığa, tarihi binaların restorasyonuna kadar her alanda Kudüs’e omuz vermeyi vazifeleri arasında saydı. “Harem-i Şerif-i, Kudüs’ü ve Filistinli’yi korumak için daha etkin hareket etmeliyiz” diyen Çavuşoğlu, çözüm olarak Amerika’nın iki devletli çözümünün meselenin esası olması gerektiğini belirtti. Sonuç bildirgesinde ise “Kudüs'teki Filistinlilerin sabır ve gücünü selamlıyoruz”, “İsrail'in son zamanlardaki provokatif eylemlerini “güçlü” bir şekilde kınıyoruz" denildi.

İslam İşbirliği Teşkilatı’nın dönem başkanlığını hangi ülke yaparsa yapsın, yaşanan krizlere ilişkin ortaya konulan hiçbir çözüm olmadığı gibi açıklamalar da değişmiyor. Sadece sözde kalan bir kınama mesajının önüne “güçlü” yazarak değişikliğe uğrayabiliyor. Bu toplantıya katılan, yayımlanan sonuç bildirgesine itiraz etmeyen her “devlet”, aslında Filistin topraklarını işgal eden Yahudi varlığına hizmet ediyor. İsmi, “İslam İşbirliği Teşkilatı” olsa da aslında onlar Yahudilerin işbirlikçileridir. Eğer bu durum böyle olmasaydı Yahudilerin bunca katliam ve saldırgan tutumlarına karşı harekete geçmeleri gerekmez miydi?

İslam İşbirliği Teşkilatı’nın toplantısı üzerine aşağıdaki hususları vurgulamanın önemli olduğunu düşünüyorum:

1-      Yahudiler, Fransa ve İngiltere’nin yardımıyla Filistin halkını topraklarından sürgün etmişlerdir. Amerika ise para, silah ve uluslararası kararlarla her zaman Yahudi varlığını destekleyerek işgale yardım etmiştir.

2-      Filistin meselesi ile alakalı gerek İngilizlerin tek devletli çözümü gerekse Amerika’nın iki devletli çözümü; ikisi de Yahudi varlığına meşruiyet sağlamak anlamına gelir. Bu durum aynı zamanda Filistin’in kurtuluşu değil bitişi anlamına gelir.

3-      Filistin’in büyük bir bölümünden vazgeçerek 67 sınırları içerisinde bir devlet istemenin anlamı tek cümle ile “Filistin’i Yahudilere peşkeş çekmek” demektir.

4-      Yöneticilerin, Filistin’de Yahudilere karşı direnişi terör ve şiddet olarak ifade etmesi, Yahudi varlığının saldırı ve katliamlarını direniş ile eşdeğer tutması; onları Yahudi işbirlikçisi yapar.

5-      İslam İşbirliği Teşkilatı toplantısı gösterdi ki; “Yahudiler için Filistin’den, Mescid-i Aksa’dan ve Filistin halkından tamamen vazgeçilmiş.

6-      İslam ümmeti İslam coğrafyasında yaşanan elem ve acılara karşı kılını kıpırdatmayan ancak efendileri çağırdığında süratle ordularını harekete geçiren bu yöneticileri asla unutmayacak.

7-      Mübarek topraklar, işgalin gölgesi altında kendisini turistik amaçla ziyaret edecek kimseleri beklemiyor.

8-      Filistin halkı, "Osmanlı İmparatorluğu'nun günleri çoktan bitti. Yahudi halkının başkenti Kudüs’tür ve öyle de kalacaktır" diyen Yahudi Dış İşleri Bakanına, Osmanlı’nın bitmediğini gösterecek ve Yahudilerin pisliğinden dünyayı kurtaracak, Allah için kanını ve canını verecek fatihleri bekliyor.

9-      Kâfirler ve münafıklar istemese de Allah Subhanehu ve Teala Nübüvvet metodu üzere kurulacak Raşidi Hilafet Devleti altında işgal altındaki Filistin’i ve diğer İslam beldelerini şerefli bir Halife’ye ve onun ordusuna nasip etsin.

Hizb ut-Tahrir Merkezi Medya Ofisi Adına

Osman Yıldız

Devamını oku...

Yeni Görünümü İle Khilafah.net Sitesinin Açılış Duyurusu

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Bürosu olarak biz, 05 Zilkade 1438 / 28 Temmuz 2017 Cuma gününden itibaren Khilafah.net sitesinin açıldığını duyurmaktan mutluluk duyarız… Umarız Allah Subhânehu ve Teâlâ, bu sitenin açılışıyla bizi Raşidi Hilafetin kuruluşuna muvaffak eyler de ümmet tekrar izzetine kavuşur, yaratıcının onun için seçip beğendiği İslami hayatın yeniden başlaması ile mesut bahtiyar olur. Liderliğini halkına yalan söylemeyen, ümmetin bağrından çıkıp gelen uyanık, samimi, güvenilir bir liderliğe teslim eder. O liderlik asla hayal kırıklığına uğramaz. Elini düşmanların elinin üstüne koymaz. Sadece Allah’tan yardım ister. Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafet Devletinin kurulması ile Allah’ın vaadi ve Rasûlü’nün müjdesi mutlaka gerçekleşecektir. Hilafetin emareleri belirmiştir ve şafağın doğuşu çok yakındır. Bu, Allah’a zor değildir.

Tüm engellemelere, engellere, entrikalara, diktatör ve zorbaların baskılarına rağmen Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Medine’de kurduğu İslam Devletine ait kuruluş metodunu kendisine düstur edinen Hizb-ut Tahrir, altmış yıldır insanları Hilafetin kuruluşuna davet etmektedir. Muteber şeri delillerden türetilen benzersiz bir anayasa ile her türlü hazırlığını yapmıştır. Hazırladığı bu anayasa tasarısını net ve büyük bir proje olarak ümmete sunmuştur. Ümmet bu anayasa tasarısını uyguladığı takdirde beşeri hukukun karanlıklarından İslam’ın aydınlık ve adaletine erişecektir. Böylece hem dünyada hem de ahirette saadete kavuşacaktır... Yasal bütün üslup ve araçları kullanan Hizb-ut Tahrir ve Emiri Ata b. Halil Ebu Raşta (Allah korusun) Allah’ın lütfu sayesinde yeni bir medya platformu olarak yeni versiyonu ile Khilafah.net sitesini açılışını duyurmaktan mutluluk duyar. Sitede İslam ümmetine yönelik çağrılar, siyasi, fikri ve fıkhi beyanatlar yayınlanacak, ümmetin ölüm kalım meselesi olan (Nübüvvet metodu üzere Hilafet) üzerinde bilinç oluşturulacaktır. Bu site sayesinde ümmet, ajan rejimler altında yaşadığı zillet ve cehaletten kurtulup eski izzet ve ihtişamına yeniden yükselecektir. Öyle ki Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem buyurdu:

تَركتُكُم على بَيضاءَ نقية لَيلُها كنهارِها لا يَزِيغُ عنها إلاَّ هالِكٌ “Size gecesi gündüz kadar aydınlık ve geniş bir yol bıraktım. Helak olanlar dışında kimse oraya sapmayacaktır.”

Yeni görünümü ile Khilafah.net sitesi, Müslümanlara İslam Devletinin kuruluş biçimini, nasıl yıkıldığını, yeniden kurulmasının farz olduğunu ve kuruluş için şeri metodu öğretecektir. Site aynı zamanda ümmete Hilafet Devletinin şeklini, sistemlerini, organlarını, Allah’ın izniyle yakında kurulduğu takdirde Hizb-ut Tahrir’in Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafet Devleti için hazırladığı anayasayı açıklayacaktır... Ayrıca site, ziyaretçiler için İslam’da yönetim sistemi ile ilgili kitaplara, fikri, siyasi ve fıkhi neşriyata erişim kolaylığı da sağlayacaktır. Yanı sıra Hizb tarafından yayınlanan bildiri, dergi ve broşürleri sitede bulmak da mümkün olacaktır. Keza site, Hizbin en önemli faaliyetleri, çalışmaları, haberler ve siyasi analizlerine en kolay tekniklerle erişme olanağı da sunacaktır.

Umarız Allah Subhânehu ve Teâlâ, Hizbin adımlarını sarsılmaz bir kale gibi kılar da ümmet için iyilik platformu ve aydınlık meşalesi olur. İnsanları iyiliğe eriştirir. Allah Subhânehu ve Teâlâ sitenin kuruluşun da emeği geçenleri ve yöneticilerini en güzel şekilde mükâfatlandırsın. Kuşkusuz O, başarıya eriştirendir. 

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER