Salı, 03 Jumada al-thani 1441 | 2020/01/28
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI’NIN TOKİ FETVASI

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI’NIN TOKİ FETVASI

HABER:

Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından uygulanan “Sosyal Konut Projesi” özelinde vatandaşlarımızdan gelen yoğun sorular sebebiyle Din İşleri Yüksek Kurulu söz konusu projenin dini hükmünü bütün boyutlarıyla değerlendirmiştir. Kurulumuz, halkımızla paylaştığı görüşünde; öncelikle faizin kesin olarak haram kılındığını, konut veya araç satın almak için faizli kredi kullanmanın caiz olmadığını çok açık ve kesin bir dille belirtmiştir. Bahse konu projenin, kira ödediği takdirde asgari geçimini zorlukla sağlayan ve ev sahibi olabilmek için faizsiz ödünç borç bulamayan alt veya orta gelirli vatandaşlara yönelik üretilen bir sosyal proje olduğu kanaatine ulaşmış ve bu projeden yararlanarak ev sahibi olmanın, dinen haram kılınan faizli işlem kapsamında değerlendirilmeyeceği sonucuna varmıştır. Zira faiz, taraflardan birinin, sözleşmede karşılığı olmayan bir fazlalığı şart koşması ve bununla haksız bir kazanç elde etmesidir. Oysa bu projede devletin, verdiği borçtan kâr etmek gibi bir amacı olmadığı gibi aksine peşin verdiği paranın yıllar sonra değer olarak daha düşük bir şekilde tahsili söz konusudur. Dolayısıyla İslam’ın haksız kazanç olarak gördüğü ve kendisine şiddetle savaş açtığı faiz, bu sosyal konut projesinde sonuç itibariyle gerçekleşmemektedir.” (https://kurul.diyanet.gov.tr/Duyuru-Detay/Duyurular/637/basin-aciklamasi, 22/01/2019)

YORUM:

Diyanet işleri başkanlığı 16 Ocak 2020 tarihinde yukarıdaki fetvayı yayınladı. Ancak yayınlamış olduğu fetvanın hangi delillere ve usule dayandığını açıklamadı. Yukarıda yer alan ifadeye bakıldığında ise onların anlayışlarına göre bu fetvayı vermelerindeki, temel gerekçe “zaruret” kavramıdır. Yine onların ifadelerinde göre bu fetvanın verilmesindeki bir diğer gerekçe ise bu konutların devlet tarafından yaptırılıyor olması ve kar amacının güdülmemesidir. Temelde bu gerekçelere dayandırılan fetva, daha başka açıklamaları da beraberinde taşımaktadır.

Diyanet işleri başkanlığı tarafından yayınlanan bu fetvaya istinaden şu hususları belirtmek istiyoruz:

1-                   Diyanet fetva kurulu tarafından enflasyon farkının faiz sayılmayacağı görüşü üzerinde durmayı ve bunun üzerinden eleştiri yapmayı gerekli görmüyoruz. Zira faizin haram olmasında hiçbir şüphe söz konusu değildir. Üstelik TOKİ hazırlamış olduğu sözleşmelerde bunu açık ve net olarak faiz ismi altında uygulamakta ve karşılıklı olarak imza altına alınmaktadır.

2-                   Devlete ait bir işletme olan TOKİ (Toplu Konut İdaresi) uzun yıllardır konut yapıp bunları belli şartlarla satışa sunmaktadır. Ancak TOKİ tarafından hazırlanan satış sözleşmeleri detaylı bir şekilde incelendiği zaman satılan/satın alınan gayrimenkulün fiyatı net değildir. Çünkü sözleşmeye göre her ay ödenmesi gereken taksitler her yıl TEFE/TÜFE oranında artırılmaktadır. Dolayısıyla bu sözleşmede birçok yönden belirsizlik durumu söz konusudur.

3-                   Satın alınan gayrimenkul belirlenen vade boyunca tüm ödemeler tamamlanıp karşılıklı olarak ibra edilmediği sürece bir başkasına satışı yapılamaz. Sadece intifa hakkından faydalandırılır. Oysa İslâm fıkhına göre satın alınan herhangi bir mal ve hizmetle ilgili olarak tam tasarruf hakkının bulunması gerekir.

4-                   Bu projelerin önemli bir kısmı henüz proje aşamasında, temel betonunun dahi atılmadığı bir aşamada satışa sunulmaktadır. Dolayısıyla ortada meçhulün satışı vardır ve İslam’a göre caiz değildir.

5-                   Bu meselede önemli olan hususlardan birisi de şudur: Bu ve benzeri sorunların kaynağı kapitalist zülüm sisteminin kendisidir. Sistemin zulmünü birtakım fetvalarla yamamaya çalışmak ise haramdır. İçerisinde yaşamış olduğumuz ortamda mevcut siyasi sistemin ve yöneticilerin zulümlerinden kaynaklanan sıkıntılar karşısında sulta âlimlerinin, yöneticilerin istekleri doğrultusunda fetvalar vermeleridir. Oysa buna fetva veren sulta âlimlerinin yöneticilerden kaynaklı zulümler karşısında yapmaları gereken şey hakkın yanında durup hak olanı söylemektir. Allah’ın haram kıldığı hususları helal; helal kıldığı hususları da haram kılmak değildir. Onlar böyle yapmakla Allah’ın hükümlerini değiştirmişlerdir. Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:

﴿فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِأَيْدِيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هَـٰذَا مِنْ عِندِ اللَّـهِ لِيَشْتَرُوا بِهِ ثَمَنًا قَلِيلًا ۖ فَوَيْلٌ لَّهُم مِّمَّا كَتَبَتْ أَيْدِيهِمْ وَوَيْلٌ لَّهُم مِّمَّا يَكْسِبُونَ ﴿٧٩﴾

Vay o kimselere ki, elleriyle Kitab’ı yazarlar, sonra da onu az bir karşılığa değişmek için, “Bu, Allah’ın katındandır” derler. Vay ellerinin yazdıklarından ötürü onların hâline! Vay kazandıklarından dolayı onların hâline!” (Bakara Suresi: 79)

6-                   İçerisinde yaşamakta olduğumuz bu kokuşmuş kapitalist sistem devam ettikçe Müslümanların sıkıntıları hiçbir şekilde sona ermeyecektir. Çünkü bu sistem tümüyle zulüm ve sorun üretme esasına göre kurulmuştur. Dolayısıyla içlerinde belli oranda dahi olsa İslâmî duygulara sahip olan ve bu endişeleri nedeniyle de ilgili makamlara sorular sorup şer’i hükmü öğrenmek isteyen Müslümanlara, yöneticileri kızdırmamak için sahih olmayan fetvaların verilmesi kesinlikle caiz değildir. Bu fetvayı verenlerin niyetleri ve samimiyetleri ne olursa olsun bunu tekrar düşünmeleri ve düzeltmeleri gerekir. Zira her türlü çarpıtma girişimlerine rağmen hayırdan uzak olmayan bu ümmetin fertlerinin büyük bir kısmı bu fetvadan hoşnut olmadıklarını açık bir şekilde belirtmişlerdir. İslâm ümmeti insanlar için çıkartılmış en hayırlı ümmettir. Ve bu ümmette var olan bu hayrın her yönüyle kendisini ortaya koyması ancak ve ancak İslâm hükümlerinin bir bütün olarak tatbik edilmesi, Raşidi Hilafet Devleti’nin yeniden kurulmasıyla mümkün olacaktır. Bu nedenle tüm âlimlerin, yöneticilerin razı olacakları fetvalar vermek yerine İslâm'ın yeniden. hayata hakim olması için çalışmaları ve hakkı söylemekten çekinmemeleri gerekir. Böyle sahih olmayan fetvalar vermek suretiyle ahiretlerini perişan etmeleri onlara yakışan bir tavır değildir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Muhammed Hanefi Yağmur

Devamını oku...

İstanbul Sözleşmesi’nden Vazgeçemeyenler “İstanbul”u Yeniden “Kostantiniye” Yapmak İçin Çabalamaktalar

  • Kategori Makaleler
  •   |  

İstanbul Sözleşmesi’nden Vazgeçemeyenler “İstanbul”u Yeniden “Kostantiniye” Yapmak İçin Çabalamaktalar

Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem‘in hicretinden 857 yıl sonra Kostantiniye fethedildi. Onu, İslam’a hakkıyla iman etmiş, hakkıyla teslim olmuş, İslam’ın ve Müslümanların değerlerinden başka hiçbir değeri yüceltmeyen, insanlığı sadece İslam’ın değerlerinin kurtaracağına iman etmiş Müslümanlar fethetti. Onlara bu konuda zerre taviz verdirmeyen, hedefinden zerre şüphe etmeyen ve ettirmeyen, Allah’a kulluk etmekten başka bir gaye tanımayan bir liderin öncülüğünde başardılar bu fethi... Ve gerçekten de Kostantiniye “İslambol” ve nihayet “İstanbul” oldu... İstanbul, dünyanın doğusunu batısını aydınlatan, insanlığa hayat enerjisi dağıtan güç merkezi oldu. Küffar bu güç merkezinden gelen enerjiye yüzyıllarca karşı koyamadı, önünde titredi, diz çöktü... Bugün İstanbul küffarı titreten bir güç merkezi değil artık... Fatih Sultan Mehmet’in “İslambol”u olmaktan çok uzak... Aksine “İstanbul” adı, küffarın kendi sapık, aşağılık, kirli fikir ve yaşam tarzının hegemonyasını sembolleştiren terimlerden bir tanesi olarak kullanılmaktadır. – Tam adı “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” “İstanbul Sözleşmesi”! Batı için Türkiye’ye bu sözleşmeyi imzalatmak ve sayesinde Müslüman toplum üzerinde kültürel hâkimiyetini kurmak hiç de zor olmadı çünkü artık İstanbul’u, tüm Türkiye’yi ve tüm İslam beldelerini takvalı, Allah’tan başkasına kulluğu reddeden yöneticiler değil, Batı’ya kul olmayı erdem ve yegâne gaye sayan kukla yöneticiler idare ediyordu. Üstelik bu gaye o kadar yüce bir gaye ki Türkiye’deki tüm partiler ittifak ettiler. Hatta Cumhuriyetle birlikte kurulan ve o günden beri Müslümanları temsil ettiğini iddia eden Diyanet İşleri Başkanlığı da itiraz etmek şöyle dursun, Milli Eğitim Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve YÖK gibi kurumlarla birlikte bu sözleşmeye desteğini ilan etti.

Yıllardır Müslümanlar; CEDAW’a, İstanbul Sözleşmesi’ne ve bunlara binaen uygulamaya geçirilen Yeni Türk Medeni Kanunu’na, 6284 Sayılı Kanun’a, Eğitim Sisteminde ETCEP projesine ve hükumetin nice yeniliklerine karşı olduklarını her platformda dile getiriyorlar. Bu uygulamaların Türkiye’deki aile ve toplum yapısını yakıp yıktığını, eşcinselliğin ve cinsiyetsizliğin önünü açtığını örnekleriyle ve istatistiklerle ortaya koyuyorlar. Ancak hükumet Müslümanların sesini duymazdan geliyor. Arada Cumhurbaşkanı Erdoğan ortaya çıkıyor “İstanbul Sözleşmesi nas değildir” diyor, “gençlerin geç evlenmesinden, medya aracılığı ile evlilik dışı hayatın meşrulaştırılıp özendirilmesinden, aile kurumunu kökünden kurutmayı amaçlayan sembollerin önünün bilinçli bir şekilde açılmasından ve ailenin önündeki büyük tehlikelere karşı hep birlikte karşı koymaktan” bahsediyor. Sanki bunlarda hiç kendisinin ve hükumetinin payı yokmuş gibi davranıyor, Müslümanları dikkatsiz olmakla suçluyor, Müslüman fertlerin şahsiyetlerinde bozukluk olduğunu ima ediyor. Oysa madalyonun bir de öbür yüzü var: Kendi öz kızının başkanlık ettiği feminist KADEM derneğini, feminizmi ve toplumsal cinsiyet eşitliğini hayata geçirmek için, İstanbul Sözleşmesi’nin 10. Maddesi gereği Ak Parti iktidarı bizzat kurmuştur. Kendi eşi Emine Erdoğan 2011’de “Uluslararası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Buluşması”nda, toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesi konusunda verdikleri “mücadeleyi” bir “hak mücadelesinden çok ölüm kalım mücadelesi” olarak tanımlamıştır ve yıllardır üniversitelerde, okullarda, çalışma hayatında kadın erkek eşitliğine “cinsiyet eşitliği değil cinsiyet adaleti” gibi mugalatalarla öncülük etmektedir. ETCEP projesini anaokulundan itibaren tüm eğitim süreçlerinde uygulamaya geçiren de yine kendi hükumetinin milli eğitim bakanıdır.

Hakikatte, bugün İslam toplumunu ve ailesini bozan yasaları yapan kendisinin liderlik ettiği İslami değerlere sahip çıktığını iddia eden hükumettir. Gençlerin geç evlenmemesinden dert yanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendi hükumetinin imzaladığı bu sözleşme ve ona binaen yapılan Medeni Kanun ve ceza kanunları sayesinde 18 yaş altı gençlerin evlenmesini yasakladığını ve cezalandırdığını görmemiş gibi yapıyor. Görmemiş gibi yapıyor çünkü daha geçen ay “genç evlilik mağduru kadınlar bizzat kendisiyle görüştü ve bu sorunun giderilmesine dair söz aldılar”. Ama daha kapıdan çıkar çıkmaz Cumhurbaşkanı ve yanındaki bakan ve yetkililer vermiş oldukları sözleri inkâr ettiler. Resmi nikâhla evlenemeyen Müslüman gençler, dini nikâhla evlenince hem kendileri, hatta babaları dahi, “cinsel istismar” suçlamasıyla 15 yıla kadar ağır hapis cezaları ile cezalandırılıyor, hatta bu cezaların 25 yıla çıkartılması tartışılıyor. Şu ana kadar 15 bin aile bu kanun sebebiyle perişan, çocuklar babasız, kadınlar kocasız bırakılmıştır.

İstanbul Sözleşmesine dayandırılarak 2012 yılında yürürlüğe giren 6284 Sayılı “Aileyi Koruma ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun”, kadına yönelik şiddeti azaltmadığı gibi kadın ölümlerini arttırdı. Resmi verilere göre 2012 yılında 201 kadın öldürülürken, 2018 yılında bu sayı 440’a çıktı. 2011’de “kadına şiddet gerekçesi ile açılan dava sayısı yaklaşık 58 binken, 2018’de ise neredeyse 359 bin dava dosyası açılmış. Son iki buçuk yılda evden uzaklaştırılan koca sayısı resmî rakamlara göre 756 bin’i bulmuş.

İstanbul Sözleşmesi sayesinde, karısı tarafından aldatılan erkek, delilleri ortaya koyarak hakkını aradığında, kadının özgürlüğüne müdahale gerekçesiyle cezalandırılıyor, boşandıktan sonra kendisini aldatan kadına ömür boyu nafaka ödemeye mecbur tutuluyor. Bunun en son örneğini geçen günlerde Mehmet Kara adında vatandaş başına gelenleri sosyal medyadan duyurunca gördük. Bu sözleşmelerin, yürürlükteki kanunların ve mahkemelerin amacı ayan beyan ortadadır: maksat toplumdan namus ve ahlak kavramlarını söküp almak, aileyi çökertmek ve nesli bozmaktır!

İşte böylece Batıya boyun bükmüş yöneticilerin gayesinin “İslambol” olan “İstanbul”u yeniden “Kostantiniye” yapmak olduğu anlaşılmaktadır. Hâlbuki İslami bir toplumun olmadığı yerde İslam olmaz, İslam’ın hâkimiyeti kolay kolay yeniden kurulmaz zanneden kâfir Batı ve ajanları, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın vaadine ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesine karşı çabaladıklarını göremiyorlar. Zannediyorlar ki yalanları ayaklarına dolanmayacak, tuzakları başlarına çevrilmeyecek... Onlar yüzyıllar çabalayarak, hile ve tuzaklarla İslam’ın hükmünü, Hilafeti kaldırabildiler. Oysa Allah Subhanehu ve Teâlâ bu devleti ilk vahyin inmesinden sadece 13 yıl sonra gerçekleştirdi ve İslam’ın ilkelerine bağlı kaldıkları sürece Müslümanların eliyle, 1300 yıldan uzun bir süre, yeryüzüne adalet, huzur ve kalkınma sağladı. Bu esnada Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Selle‘in müjdeleri bir bir gerçekleşti. Fakat Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve SellemHilafetin kaldırılacağını da ardından Nübüvvet Metodu üzere İkinci Raşidi Hilafet’in yeniden kurulacağını da müjdeledi: «ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ» “...Sonra (yeniden) Nübüvvet Minhâcı üzere [Râşidî] Hilâfet olacaktır." [Ahmed b. Hanbel]

Bu müjdenin ardından Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem‘in Roma’nın fethi müjdesi ve işgalci yahudilerin mübarek Filistin topraklarından silinip süpürüleceği müjdesi de hiç şüphesiz gerçekleşecektir. Biz buna iman ettik. Bizim imanımız vehim, kurgu, yalan ve bencil menfaatler üzerine kurulu değil, akli ve nakli deliller üzerine kuruludur...

#İstanbulunFethi

#İstanbul

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Zehra Malik

Devamını oku...

Ey İnsanlar İçin Çıkarılmış En Hayırlı Ümmet Hayrın Öncüleri Olmaya Var mısınız?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Ey İnsanlar İçin Çıkarılmış En Hayırlı Ümmet

Hayrın Öncüleri Olmaya Var mısınız?

Haber:

Geçtiğimiz günlerde, hala zihinlerimizde canlılığını koruyan ve korumaya da devam edecek olan azim bir yıldönümünün olduğu günlere tanık olduk. Bu yıldönümü H. 20 Cumâde’l Ûla 857 yılında Salı günü Osmanlı Sultanı Muhammed Fatih tarafından gerçekleşen İstanbul’un fethi yıldönümüdür. 

Yorum:

Abdullah İbn-u Amr-u İbn-ul Âss Radıyallahu Anhuma’nın şöyle dediği rivayet edildi: بَيْنَمَا نَحْنُ حَوْلَ رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم  نَكْتُبُ، إِذْ سُئِلَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: أَيُّ الْمَدِينَتَيْنِ تُفْتَحُ أَوَّلًا: قُسْطَنْطِينِيَّةُ أَوْ رُومِيَّةُ؟ فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: «مَدِينَةُ هِرَقْلَ تُفْتَحُ أَوَّلًا، يَعْنِي قُسْطَنْطِينِيَّةَ “Biz Rasulullah [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem]’in yanında yazıyorken O’na şöyle soruldu: Bu iki şehirden hangisi önce fethedilecek: Rasulullah [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem] şöyle cevap verdi: “Evvelâ Hirakl’in şehri, yani Kostantiniyye fethedilecektir.” [Ahmed rivayet etti.]

Allah’a ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e gönülden iman eden muhlis Müslümanların en hayırlı azığı, inandıkları değerlere samimi bir şekilde bağlanmak ve bu değerlerin hayatta var olması için hayrın öncüleri olmak olmuştur. Zira onlar, Rableri Allahu Teala’nın şu kavlini bir hayat felsefesi edinmişlerdir:ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يم وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَۙاُو۬لٰٓئِكَ الْمُقَرَّبُونَۚ “(Hayırda) önde olanlar, (ecirde de) öndedirler. İşte onlar Allah'a yakın olanlardır.Onlar, Naîm cennetlerindedirler.” [Vakıa-10-11-12] Yine onlar Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şu kavlini de kendilerine rehber edinmişlerdir: Enes b. Mâlik Radıyallahu Anhu’dan rivayet edildiğine göre, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: “İnsanlardan öyleleri var ki, hayrın (önünü açan) anahtarları gibidir ve şerrin de (önünde duran, ona mâni olan) sürgüleri gibidir. Kimisi de şerrin anahtarı ve hayrın sürgüsü gibidir. Yüce Allah’ın, hayrın anahtarlarını ellerine verdiği o kimselere ne mutlu! Ve ne yazık Yüce Allah’ın şerrin anahtarlarını ellerine verdiği o kimselere!” [İbn-i Mâce] İşte bu tür ayet ve hadisleri yaşamının bir sırrı olarak gören Müslümanlar, hayatlarında imkânsız gibi görüne birçok tarihi olaya adlarını yazdırmışlardır Allah’ın izniyle. İşte bu inancı taşıyan ve tarihi bir olay gerçekleştirip tarihe adını yazdıranlardan biri de öncü olmaya, hayrın anahtarı olmaya ve İstanbul’un fethi hadisini gerçekleştirmeye gönülden karar vermiş Osmanlı Sultanı Fatih Muhammed’dir. İşte Fatih’in bu inancı ve onun anne ve babası tarafından bu inançla büyütülmesi, bu tarihi olayı gerçekleştirmeye iten temel dürtüdür.

İşte bu yüzden ey insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet İslam ümmeti: Tek yapmamız gereken daha önce hayırda öncü olmuş Müslümanların yaptıkları gibi İslami olan değerlerimize karşı tam bir teslimiyetle teslim olmak ve hayırda öncü olmaya karar vermektir. Kesinlikle bu inanç bizleri hayal bile edemeyeceğimiz başarılara imza atmamızı sağlayacaktır. Haydi o zaman, tüm İslam ülkelerinde küfrün fikirlerinin ve nizamlarının bataklığında inim inim inleyen Müslümanların tek kurtuluşu olan ve Nebimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem müjdesi olan İkinci Raşidi Hilafet devletini kurmak için hayrın öncülerinden olmaya var mısınız? Zira Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ “Sonra, Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.” İşte bu müjdenin gerçekleşmesiyle birlikte Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Roma’nın fethi, Yahudilerle savaş ve onların çok rezil bir şekilde hezimete uğraması gibi diğer müjdeleri de gerçekleşecek ve tüm dünya Allah’ın nuruyla aydınlanacaktır. Bu müjdelerin gerçekleşmesinde öncü olanlar da tarihin parlak sayfalarına adlarını yazdıracaklar ve hem Allah katında hem de Müslümanlar katında unutulmayan kahramanlar olarak kalacaklardır. وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللّٰهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَۜ “De ki: ‘Çalışın! Çalışmanızı Allah da, Rasulü de, Müminler de göreceklerdir.” [Tevbe-105]

#İstanbulunFethi

#istanbul

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Ramazan Ebu Furkan

Devamını oku...

2020 Bütçesi, Kapitalist Ekonomik Yozlaşmışlığın Devamıdır, Çözüm, Hilafet Devletinin Ekonomik Sistemidir

15 Ocak 2020 Çarşamba akşamı 2020 bütçe kanun tasarısı ve kurumların 2020 yılı bütçesi Ürdün Meclisi’nden geçti. 2020 bütçesi, öncekilerinden çok daha berbattır. Yüzdelik oranları mutlak ve yüksektir. 2020 bütçesi, bu devletçiğin kuruluşundan bu yana süregelen sömürgeci politik bağımlılığın bir devamı niteliğindedir. O devletçik ki ekonomisini, yaşam koşullarını, bekasını dış yardımlara ve çeşitli vergilere endeksledi. Ekonomisini yatırım ve üretim gibi zengin ve çeşitli öz kaynaklarından beslemek isteyenleri engelledi. Mali politikasında tüm Müslüman ülkelerde olduğu gibi Batılı kapitalist ekonomik sistemi baz aldı. Gelir giderleri, açık ya da fazlalığı belirleyen, ekonomik reform programını IMF gibi açgözlü sömürgeci araçlara bağlayan yıllık sözde bütçe kanunu hazırladı.

Böylesi bütçeler gün geçtikçe iflas ve çöküşe kapı aralayacaktır. Açık ve gittikçe büyüyen borç, sürekli artıyor. Geçen yılın Eylül ayı sonunda toplam kamu borcu 30.05 milyar dinar ya da 42 milyar dolardı. Maliye Bakanlığına göre bu, 2019 yılında yeniden değerlendirilen Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın yüzde 96,7’sini oluşturuyor. Rakamlar, sadece geçen yıl dış bağışlar olmadan 1.247 milyar dinarlık ya da iki milyar dolarlık bir bütçe açığının olduğunu ortaya koyuyor. Bilindiği üzere bütçe gelirlerinin yüzde 90’ından fazlasını vergiler, mal ve hizmet satışları ve para cezaları oluşturuyor yani halkın cebinden çıkıyor.

Finansman bütçesine gelince, 6 milyar dinarın üzerinde. Tabii ki bunların çoğu dış ve iç kredilerdir. Finansman bütçesi çoğunlukla iç ve dış borçların kapatılması ve yıllık açığın giderilmesi için harcanıyor. Bütçe harcamalarının 1,4 milyar dinarı, kamu borcuna ait faizdir.

Kötüden daha kötüye giden ve her yıl ekonomik büyüme ile çelişen -hükümetin iddiasına göre bu yıl 1,9 düzeyinde- böylesi bütçeler, sömürgeci kâfir Batının (Avrupa ve Amerika) yaşam destek cihazlarının sürdürülebilirliğini sağlamak dışında ülkeyi ve halkı bir sonraki çöküşten kurtarabilir mi?

Batının çıkarlarına hizmet ettiği sürece devletin ve uydu rejimin hayatta kalmasını sağlayacak, siyasi ve güvenlik çıkarlarına hizmet etmesine yetecek en alt limite izin veriliyor. Bu miktar aç insanlara oranla devede kulak kalıyor. Ama rızayla ya da zoraki ödedikleri bu bütçelerin finansmanı için yeterlidir.

Ürdün’deki ekonomik krizin çözümü hakkında daha önce de söylediklerimizi burada yineleyeceğiz ve yinelemekten asla bıkmayacağız. Öncelikle sorun ekonomik değil, salt siyasi bir sorundur. Bu sorun, bölgedeki çıkarlarına hizmet etmek için sömürgeci İngiliz sonra da Amerikan kâfirinin, Ürdün varlığını kurmasıyla ortaya çıkmıştır. Yahudi varlığını güvenlik ve ekonomik yönden desteklemek, ümmetin zenginliği ve canları pahasına aşağılayıcı anlaşmalar imzalamak bu çıkarlar arasındadır. Rejim, ümmetin zenginliklerini ümmetin pahasına çıkarları peşinde koşan bu sömürgecilere hizmet etmek için kullanıyor.

Ekonomik sistem, mali politika olarak ortaya konulan aynı cins yozlaşmış sistemde, bazı iyileştirmeler yapılarak ya da kemer sıkma ile ya da bu yozlaşmış ekonomik sistemin salgıladığı bir avuç yozlaşmış bireyle mücadele edilerek düzeltilemez. Nitekim her yıl, yılsonunda mecliste milletvekilleri, kürsüden yaptıkları konuşmalarında hükümetleri eleştirirler ama sonra bütçeyi onaylarlar ve gerçekleştirdikleri başarılardan ötürü hükümetleri kutlarlar. Bazı içi boş vaatlerde bulunurlar, süt, lahana ve marul gibi ürünlerde vergi indirimine gidilerek bazı rötuşlar yaparlar!

Ey insanlar! Sorunun temeli, İslam’ın ve ekonomik sisteminin hayattan dışlanıp yerine dini hayattan ve ekonomiden koparan kapitalist ekonomik sistemin konulmasıdır. Bu ekonomik sistem tüm insanlığı yıkım ve felakete sürüklüyor. İslam Devletinde mali politika bütünüyle İslam akidesinden üretilir. İslam akidesi gereği devlet, sadece ve sadece İslam’ın ekonomik sistemini uygular. İslam’da, gelir gider bütçesi sabittir ve daimidir. Bunların dışında kimseden para alınmaz. Şeriatın belirledikleri dışında bir yere harcanmaz. Gelir kalemleri, bellidir, kamu mülkiyeti, haraç, fey ve zekât gibi devlet mülkiyeti bunlardan biridir. Bu kaynaklar daimidir, bunları Halife veya Ümmet Meclisi belirlemez. Gider kalemleri de aynı şekilde İslam’da şeri hükümler ile sınırlıdır. Gelir kaynakları, kamu mülkiyetinden, devlet mülkiyetinden ve zekâttan elde edilen gelirlerin nasıl harcanacağı ile ilgilidir. Halife veya Ümmet Meclisi bunun dışına çıkamaz.

Ey Ürdün halkı! Öyleyse çözüm, yozlaşmış ekonomik sistemin tedavisiyle mümkündür. Tedavisi, kapitalist ekonomik sistemden, politikalarından, borç ve art niyetli reformlarla ülkeyi kolonileştiren sömürgeci IMF ve ekonomik sistemin güdümündeki düzenlemelerden kurtulmakla olur. Hizb-ut Tahrir olarak biz, çözümün İslam metodolojisine dönmekte, İslami çözümleri almakta saklı olduğunu vurgulamaktan bıkmayacağız. Hizb, çeşitli uluslararası ekonomik konferanslarında, kitaplarında, anayasa taslağında, İslam’ın ekonomik sistemini detaylıca açıklamıştır. Bu sistem, şüphesiz Müslümanların ekonomik sorunlarını kökten çözecektir. Dahası çıkarcılığa, yağmacılığa, soygunculuğa, sömürgeciliğe, hegemonyaya ve nüfuza dayalı kapitalist sisteme adil, evrensel ve insani bir alternatiftir. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Nübüvvet metodu üzere Hilafet müjdesi gerçekleştiğinde bu saydıklarımızın hepsini Allah’ın izniyle hayatta yeniden göreceğiz.

لِمِثْلِ هَٰذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ İşte Çalışanları bunun için çalışsın.[Saffat 61]

Devamını oku...

Kostantiniye’nin Fethi Yıldönümünde Hizb-ut Tahrir / Amerika “Allah’ın Yardımı Yakın” Başlıklı Bir Konferans Düzenledi

  • Kategori Amerika
  •   |  

Hizb-ut Tahrir Emiri seçkin Âlim Ata Bin Halil Ebu Raşta (Allah onu korusun) liderliğinde başlatılan “Kostantiniyenin Fethi Gerçekleşti... Ardından Sonraki Müjdeler!başlıklı küresel kampanya çerçevesinde Hizb-ut Tahrir / Amerika, 24 Cumade’l Ûlâ 1441 / 19 Ocak 2020 Pazar günü “Allah’ın yardımı yakınkonulu bir konferans düzenledi.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi, 26 Rabiu’l Evvel-20 Cumade’l Ûlâ 857 / 5 Nisan-29 Mayıs 1453’e kadar kuşatma altına alınan Kostantiniye’nin fethini kutlamak için bir kampanya başlatmıştı.

Konferans, Kuran tilavetiyle başladı. İmran süresinin son ayetleri okundu. Ardından Dr. Abdur Rafay, genelde Müslümanların özelde Hindistan’daki Müslümanların trajedilerinden bahsetti. Hindistan’daki Müslümanların, sadece Müslüman oldukları için trajedilere maruz kaldıklarını belirtti. Sözde dünyanın en büyük demokratik ülkesi olan Hindistan’daki demokratik sahtekârlığı ortaya koydu ve demokrasinin insanları özellikle de Müslümanları insanların baskısından koruyamadığını anlattı.

Ardından Üstat Taiseer Hüseyin, Kostantiniye’nin fethi hakkında bir konuşma yaptı. Konuşmasında, bu fethin Perslerin ve Romalıların yenilgisinden sonra gerçekleştirilen ilk müjde olduğunu, bu müjdeyi Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafetin kuruluş, Roma’nın fethi, Mübarek toprak Filistin’in kurtuluş müjdelerinin izleyeceğini kaydetti. Kardeş Taiseer, bu müjdelerin oturup beklemekten ziyade Hilafeti kurmak için çok çalışmaya davet ve teşvik ettiği anlamına geldiğini vurguladı.

Ardından soru-cevap bölümüne geçildi. Konferans, yapılan dua ile son buldu. Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafetin kurulması için Allah’tan zafer ve yardım talebinde bulunuldu. Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

Devamını oku...

Danimarka’daki Hükümetlerin Çocukları Zorla Ebeveynlerinden Ayırma Girişimi, İnsanlıkla Dalga Geçtiklerinin ve Müslümanları Horladıklarının Bir Kanıtıdır

Danimarka’da TV2 Kanalı, 15 Ocak’ta Hükümet, belediyelere radikal ortamlarda büyüyen çocukları o ortamlardan koparma zorunluluğu getirmek istiyor.başlıklı bir makale yayımladı. Makalede Danimarka hükümetinin Radikal bir ortamda büyüyeceği ön görülüyorsa, belediyelere bir çocuğu veya genci evinden alıp başka bir yere yerleştirmeyi zorunlu kılan kurallar yapmak içinbir komisyon kurmak istediği belirtildi.

Bu aşağılık girişim, yabancı savaşçılar için geçerli olan yürürlükteki yasanın bir uzantısı gibi tanıtılsa da, laik liberal değerler karşıtı Müslüman bir aileye karşı kullanılabilmesine kapı aralayan “radikalleşmiş ortamlar” gibi genel ifadelerle süslenmiştir. Genellikle politikacılar, İslam ve Müslümanlardan bahsederlerken “Radikalleşme” ve “aşırılık” gibi nosyonları aşırı şekilde kullanırlar.

Bunun Başbakan Mette Frederiksen’in yeni yıl mesajından sadece birkaç hafta sonra gerçekleşmesi dikkat çekici. Bazı analistler, Başbakanın bu mesajını daha fazla Müslüman çocuğun zorla ailelerinden koparılması çağrısı olarak yorumlamıştı.

Siyasi yorumcu Lars Trier Mogensen, Başbakanın yeni yıl mesajını yorumlarken şunları söyledi: Sözlerinin yanlış anlaşılması imkânsız. Çocukların ebeveynlerine karşı daha sert yaklaşım, aslında sözde Getto Yasasının bir uzantısıdır. Çünkü ileride yabancı ve mülteci ailelerin çoğu çocukları, zorla ailelerinden koparılıp evlatlık olarak verilecekler. Başbakan, yeni bir sosyal demokratik kültür savaşı başlattı. İlk kez Sosyal Demokratlar saldırı pozisyonunda.

Bu ifadeler, insanlıkla dalga geçildiğinin ve Müslümanların hor görüldüğünün bir kanıtıdır. Bir çocuğun ebeveyni ile birlikte olma hakkını iptal etmek, tersi de olabilir, birini öldürmekle eşdeğerdir. Başka bir insana zarar vermektir. Tarihte daha önce Danimarka ve diğer Avrupa ülkelerinin, uygarlaştırmak adına yabancılara ya da farklı zihniyetteki insanlara neler yaptıklarını gördük. İnsanları aşağılamalarının hiç değişmediği görülüyor.

Birçok Danimarkalı aile arasında cinsel istismar, alkol ve aşırı şiddet gibi ciddi sorunlar yaygınlaşmasına rağmen hükümet, bunlara pek odaklanmak istemiyor. Başbakan, bu aileleri ortadan kaldırmak için “çok fazla kuvvet” kullanmak gerektiğine inanıyor. 2018 yılında belediyeler, 3871 çocuğu evinden alıp başka yerlere yerleştirdiler. Bu durumlarda yetkililer, çocukların zorla alınması işlemlerini açıklamak için 7354 kanıt ileri sürdüler. Bu kanıtların sadece yüzde 7’si ebeveynin istismarıyla ilgiliydi, yüzde 6’sı ise fiziksel istismar, cinsel istismar veya diğer istismar türleri hakkındaydı. Bilindiği gibi çocukların zorla alınması sırasında da sayısız kusurlar işleniyor. Frederiksberg Belediyesi tarafından yürütülen bir soruşturma, her durumda kusur işlendiğini ortaya çıkardı. Yine de hükümet, belediyelere çocukları “radikalleşmiş ebeveynlerinden” zorla ayırma mecburiyeti getirmek istiyor. Sorunu böyle halledebileceğini düşünüyor.

Çocukları zorla ailelerinden ayırmaktan öyle bir şekilde bahsediyorlar ki, birileri bunların, hayvanat bahçesinde annelerinden ayrılan yavrular olduğunu düşünebilir. Öyle görünüyor ki Danimarka Başbakanı, Çin’deki bir devlet gibi olma hayalinde. Bilindiği üzere Çinli memurlar, ailenin yeterince Çinlileşmediğini belirlediklerinde ve aşırılık belirtilerine rastladıklarında Sincan yetkilileri, Müslüman çocukları ailelerinden zorla alıp gidebiliyor.

Biz tüm Müslümanları yabancı düşmanlığı bu planlara karşı direnmeye çağırıyoruz. Daha önce İslam karşıtı yasaların daha rijit İslam karşıtı yasaların önünü açtığına tanık olduk. Zorla alınıp gidilen çocuklar, asimile olmayı kabul etmedikleri takdirde gelecekte Müslümanlara karşı potansiyel bir terör aracı olarak kullanılabilirler. Tıpkı Çin’de gördüğümüz gibi.

Devamını oku...

Pakistan Silahlı Kuvvetleri Aslanları Keşmir Dayanışma Günü’nde Srinagar’a Hilafet Bayrağını Dikseydi Daha Güzel Olmaz Mıydı?

Bajwa-İmran rejiminin 16 Ocak 2019’da Keşmir Dayanışma Günü’nü “yakışır bir şekilde” kutlanacağı duyurusunun alaya alınması ve ilgisizlikle karşılanması şaşırtıcı değil. Hindu devletinin işgal altındaki Keşmir’de, Keşmir Dayanışma Günü’nü parçalara ayırmasının üzerinden 5 Şubat 2020’de neredeyse altı ay geçecek. Bajwa-İmran rejimi silahla etkin bir şekilde karşılık vermezse belki de Dayanışma Günü tamamen yırtılabilir. Bajwa-İmran rejimi, Keşmir direnişine pratik destek verilmesini suç saydı, “terörizm” olarak addetti. Öbür yandan Hindu devleti, işgal altındaki Keşmir’i sekiz milyon mahkûmla ve 900 bin askerle korunan dünyanın en büyük hapishanesine çevirdi. 13 bin genci yakaladı, Müslüman çoğunluğunu bitirici yasalar dayattı. Uygur Müslümanlarını tasfiye eden acımasız Çin’in izinden giderek Keşmir Müslümanlarını ılımlılaştırma çağrısı yaptı. Özde değil sözde açıklamalarla, göstermelik önlemlerle, timsah gözyaşları dökmekle Bajwa-İmran rejimi, Hindu devletine işgal altındaki Keşmir’de askeri işgalini pekiştirmesi için yeterli zaman tanıyor. Oysa yetmiş yıldır cesur Müslüman savaşçılar, korkak Hindu askerlerini geri çekilmeye zorluyor, asil Pakistan Müslümanlarının tam desteğine sahipler. Mücrim Bajwa-İmran rejimi, 27 Şubat 2019’da küçük çaplı kontrollü saldırı ile Hindu askerlerinin kalbine korku salan Pakistan silahlı kuvvetleri aslanlarını kışlalarına hapsetti. Güçlü ve ezici bakışları önünde göre göre Hindu güçlerinin Müslüman Keşmir topraklarını istila edip yağmalamasına, işkence etmelerine müsaade etti.

Ey Pakistan Müslümanları! Şurası bir gerçek ki, üzerimizdeki en büyük yük, Bajwa-İmran rejimidir. Her şekilde ağırlığı altında eziliyoruz, onun için bu ağırlığı üstümüzden atmamız lazım. Zengin kaynaklarımıza ve genç nüfusumuza rağmen rejim, IMF’nin küfür kanunları ve şartlarını uygulayarak bizi fakirleştirip yoksullaştırdı. İstekli ve güçlü silahlı kuvvetlerimize rağmen hain rejim, kâfir Trump’ın emirlerine itaat ederek, alçak bir düşmanın önünde eğilmemizi sağladı. Gerçekten de Bajwa-İmran yönetimi, Allah Subhânehu ve Teâlâ’yı öfkelendiriyor, devasa potansiyelimizi felç ediyor, atalarımızın yüzyıllarca yaptığı gibi Hint Yarımadası’na layık bir lider olma hakkımızı elimizden alıyor. Hindistan’a İslami yönetimden önce hiç görülmemiş ve o zamandan beri de görülmeyen refah ve güvenlik seviyesi bahşediyor. Bu yüzden Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdelediği Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafeti yeniden kurmak için cesur Hizb-ut Tahrir gençleri ile birlikte mücadeleye katılın. Silahlı kuvvetleri aslanlarımızdan Hizb-ut Tahrir Emiri seçkin âlim Ata Bin Halil Ebu Raşta liderliğindeki Hizbe nusret vermelerini talep edin. Ki Hilafet bayrağı, Srinagar ve Mescidi Aksa’da dalgalansın. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

فَلاَ تَهِنُواْ وَتَدْعُوۤاْ إِلَى ٱلسَّلْمِ وَأَنتُمُ ٱلأَعْلَوْنَ وَٱللَّهُ مَعَكُمْ وَلَن يَتِرَكُمْ أَعْمَالَكُمْSakın zaaf göstermeyin. Üstün olduğunuz halde barışa çağırmayın. Allah sizinle beraberdir. Sizin amellerinizi asla eksiltmeyecektir.[Muhammed 35]

Devamını oku...

El-Vakiye Televizyonu: İstanbul'un Fethinin Yıldönümünde Seçkin Dava Taşıyıcıları ile Diyalog

  • Kategori El Vakiye TV
  •   |  

El-Vakiye Televizyonu: İstanbul'un Fethinin Yıldönümünde Seçkin Dava Taşıyıcıları ile Diyalog

İstanbul'un Fethi Yıldönümünde, özel bir yayında diğer bölümlere ek olarak seçkin dava taşıyıcıları ile canlı diyalog.
Dr. Mahmud Abdul Hadi – Lübnan
Şeyh Nidal Siyam – Mübarek Toprak – Filistin
Üstad Said Fazıl – Mısır
Üstad Muhammed bin Ali Salem – Tunus
Şeyh Ahmed eş-Şameli – Lübnan
Çarşamba, 20 Cemâziyel evvel 1441 H - 15 Ocak 2020 M
Canlı Yayın Sayfası için Tıklayınız
Devamını oku...

Ümmetin Minberi: Deyr Hasan kasabasında aileler için toplanan Şura'da, tutukların güvenliğinden Heyet Tahrir el-Şam liderliğinin sorumlu olduğuna dair açıklama yapıldı.

  • Kategori Ümmetin Minberi
  •   |  

Ümmetin Minberi: Deyr Hasan kasabasında aileler için toplanan Şura'da, tutukların güvenliğinden Heyet Tahrir el-Şam liderliğinin sorumlu olduğuna dair açıklama yapıldı.

Cumartesi, 23 Cemâziyel evvel 1441 H – 18 Ocak 2020 M

Not: "Ümmetin Minberi" adlı kanal, bizim ümmet tarafından hazırlanan Hilafet kayıtları yayınlamaktadır. Bu kayıtlar Hizb-ut Tahrir veya başka resmi kaynaklar tarafından verilmemiştir. Aksine bunlar bizim İslami ümmet tarafından yapılan kayıtlardır ki biz bunları İslam ve Müslümanlar için sitemizde yayınlıyoruz.

Devamını oku...

Suriye Vilayeti: "Suçsuz Tutuklular Parmaklıklar Arkasında"

  • Kategori Suriye
  •   |  

Suriye Vilayeti: "Suçsuz Tutuklular Parmaklıklar Arkasında"

Hizb-ut Tahrir / Suriye Vilayeti, Halep kırsalında Atarib kasabasında, "Suçsuz tutuklular parmaklıklar arkasında: Güvenlik aygıtlarının adaletsizliği ve haydut jetlerin bombalamaları!" başlığı altında bir gösteri düzenledi.

Çarşamba, 27 Cumâde’l Ûlâ 1441 H. El-Muvafık 22 Ocak 2020 M.

 

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER