Cumartesi, 10 Ramadan 1439 | 2018/05/26
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Siyonist Varlığı Eleştirmek Anti-Semitizm Değildir Laik Gazeteciler, İslamofobiyayı Kışkırtıyor, Batı Sömürgeciliği ve Siyonist İşgale Eleştirileri Önlemek için Anti-Semitizm Suçlamalarını Kullanıyor

Gazeteci Melanie Phillips, Sunday People adlı bir televizyon programında görüşlerini dile getirdi. Programda Phillips, İslamofobi’nin meşru eleştiriyi engellemek için Müslümanların arkasına saklandığı bir sis perdesi olduğunu söyledi. Phillips, gazeteci meslektaşlarının her gün Müslümanlara karşı kışkırttıkları gerçek ve sistematik nefret dolu görüşlerini görmezden geldi. İrrasyonel nefret temelli Anti-Semitizm düşüncesinin yanlış olduğunu söyleyen Phillips, Müslüman topluluğun böyle bir korumayı hak etmediğini ve düzenli eleştirilere açık olması gerektiğini belirtti.

Birileri, fikir ve inançların tartışma ve münakaşaya açık olması gerektiğini söyleyebilir. Ancak bu liberal laik toplumda, İslam ve Müslümanlar ile ilgili tartışma her zaman tek yönlü olacaktır. Çünkü eğer izin verilse, hak, laik ideolojinin çürük ve bozuk fikirlerine her zaman üstün gelecektir. Phillips gibi gerçek tartışmalardan korkan gazeteciler, kutsal toprakların işgalcisi Siyonistlere yöneltilen herhangi bir eleştiriyi Anti-Semitizm olarak adlandıracaktır. Batının laik inançlarını, değerlerini ve yurtdışındaki baskıcı politikalarını eleştirmeyi önlemek için Anti-Semitizm’i bir sis perdesi olarak kullanıyorlar.

Müslümanların Siyonist işgal karşıtı olması hiç de şaşırtıcı değil. Zira arazileri gasp edilen kutsal topraklardaki Müslümanlardır. Siyonist işgal için doğru ve adil çözüm İslam’dadır. Çünkü Müslümanlar, sorumluluk sahibi adil ve güvenli bir yaşam biçimini miras aldılar. Batılı sömürgeciler, bu yaşam biçiminin hegemonyalarına son vereceğinden korkuyorlar.

Müslümanlar, laik batı ideolojisi standartlarına göre gayri meşru olduğundan değil, İslam ideolojisine göre gayri meşru olduğundan Siyonist işgali eleştiriyorlar. Bununla birlikte Batının, kutsal topraklar ile ilgili yaşadığı çelişkiler de Batı standardının yanlışlığını ifşa etmektedir. Batı standardı yandaşları her zaman insanların yararına iş yapamazlar.

Batılı politikacılar ve Melanie Phillips gibi medyadaki destekçilerinin, “Müslüman topluluğa yönelik meşru eleştiriler” adıyla yaptıkları şey, İslami düşünceleri tartışmaksızın, İslami yaşam tarzını baltalamak için yürütülen sürekli ve uyumlu çabanın bir parçasıdır. Ancak başarısız bir girişimdir. İslam ve Müslümanlar ile ilgili yarattıkları olumsuz havaya rağmen insanları İslam’a olumlu şekilde bakmaktan alıkoyamadılar. Müslümanların olumsuzluklarından bahsedilmesinin nedeni, olumsuzluklardan kısmen İslami inançların sorumlu olduğunu ima etmek içindir. Müslüman ve Gayrimüslimlerin her gün tanık olduğu olumsuz davranış ve suçlardan, laik liberal ideolojinin sorumlu olduğu gerçeğini örtbas etmek için laik inançlılar tarafından işlenen olumsuzluklardan hiç söz edilmiyor.

Melanie Phillips gibilerin öncülük ettiği bu ikiyüzlü taktik tesadüfi değil, bilinçlidir. Bunlar, İslami inanç ve değerleri karşısında laik inanç ve değerlerini savunma şanslarının olmadığını biliyorlar. Bu yüzden okurlarını aldatmak için güçlerini suiistimal ediyorlar.

İngiltere’deki Müslümanlar, bu taktiği daha geniş bir kesime ifşa etmeli, düşüncelerin tartışılmasını engellemek, ülkede ve dünyada baskıcı hegemonyasını sürdürmek için yerleşik düzenin her şeyi yapabileceğini onlara anlatmalıdır.

İslamofobi suçlamalarına yer vermemeliyiz, laik temel inanç ve değerlerini sorgulamaktan kaçınmamalıyız. Başarısız kapitalist ideoloji ve saçma sapan aldatıcı taktiklerini deşifre etmek için bıkmadan usanmadan çalışmalıyız.

Müslümanlar, destekçileri ve dalkavukçularının yalanlarına bakmaksızın Siyonist Yahudi varlığının zulüm ve haksızlıklarını dünya kamuoyuna ifşa etmelidir.

Müslümanlar, kutsal toprakların tamamen kurtarılmasını ve Yahudi varlığının ortadan kaldırılmasını talep etmelidir. Tüm dünya Yahudi varlığının işlediği suçları, bilmelidir. Yahudi varlığı halkını yönetmeye elverişsizdir, bırakın işgal altındaki kimseleri yönetmeyi.

Müslümanlar, Ortadoğu’ya adalet ve huzuru geri getirmek, tüm dünyaya İslam’ın üstün inanç ve değerlerini göstermek için gerçek İslam Devleti çağrısında bulunmalıdır.

Dünya, kapitalistler ve şakşakçı gazetecilerin aldatma ve kandırmacasından çok daha iyisini hak ediyor. İnsanlık da yaşam tarzını uzlaşı ve yalan üzerine değil, aklı ikna eden düşünceler üzerine oturtan bir liderliği hak ediyor.

Devamını oku...

JAKARTA İDARE MAHKEMESİ KARARI

Bildirildiği üzere 7 Mayıs’ta Jakarta İdare Mahkemesi, Hizb-ut Tahrir / Endonezya’nın, hükümetin 19 Temmuz 2017’de HTI’nın Dernek Tüzel Kişiliği (BHP) statüsünü iptal etme kararına karşı açtığı davayı reddetti. Bu bağlamda Hizb-ut Tahrir / Endonezya şunları vurgular:

1-    İdare Mahkeme yargıcının kararını reddediyoruz, çünkü mahkeme kararı, hükümetin yaptığı tiranlığı onayladığı anlamına gelir. Hükümetin, Hizb-ut Tahrir / Endonezya’nın BHP statüsünü iptal etme kararı, bir tiranlıktır, çünkü HTI’yı tasfiye kararı, muğlak ve asılsızdır. Hükümetin, HTI’nın feshinin ardındaki nedenlere ilişkin söylediği her şey, mahkemede nesnel olarak kanıtlanmamış bir varsayımdır. Hükümet, yasal hale getirmek yerine bu keyfi davayı durdurmalıdır. Bu nedenle HTI, mahkeme kararına itiraz etmek için yargısal itirazda bulunmaya kararlıdır.

2-    Devlet İdare Mahkemesi yargıçlarının kararı, Şeriat ve Hilafet anlayışını yayan HTI’nın davet çalışmalarını açıkça suçlamaktadır. Yani İslami farz ve öğretilerin suçlanması, göz ardı edilemez.

3-    HTI, duruşma sırasında doğrudan ya da dolaylı olarak HTI’ya destek olan âlimlere, üstatlara, toplum liderlerine, Müslümanlara, tanıklara, mahkemede tanıklık yapmak isteyen bilirkişilere şükranlarını sunar. Allah mükâfatlarını kat be kat artırsın.

4-    Zorbalık eylemlerine ortak olanlar ve bu tiranlığı destekleyenler, ahirette Allah’ın huzurunda Mahkemeyi Kübra’yaçıkmadan önce hemen tövbe istiğfar etmelidir.

Devamını oku...

Danimarka’nın Peçe Yasağı Haçlı Seferi Devam Ediyor

  • Kategori İskandinavya
  •   |  

Ülkedeki Müslümanların haklarını kısıtlama yanlısı politikalar benimseme arzusunun bir sonucu olarak Danimarka hükümeti, Sosyal Demokratlar ve diğer partilerin de desteğiyle peçe yasağı projesi için siyasal çoğunluğa ulaşabildi.

Yasa ilk kez 19 Nisan 2018’de tartışıldı. Yasanın ismi ve uygulanması konusunda garip ve tuhaf bir tartışma yaşandı.

İmamlar yasası ve özel İslami okullara karşı yasal kısıtlamalardan sonra peçe yasağı yasası, Müslümanlara yönelik alınan bir dizi yasal önlemlerin en sonuncusudur. Bu nedenle peçe yasağı yasası, hükümetin İslam ve Müslümanlar karşıtı eğiliminin bir parçasıdır. Hükümet, kamuoyuna yanlış ve hatalı fikirler enjekte etmeyi, İslam ve Müslümanlar hakkında ürkütücü bir portre çizmeyi amaçlıyor. Önde gelen politikacıların, İslam ve Müslümanlara karşı yürüttükleri suçlama ve saldırılarda bunu açıkça görmek mümkün.

Peçe yasağı, Müslümanlardan sadakat yemini isteyen anayasa ve liberalizmin değerlerine açıkça aykırı olmasına rağmen politikacılar, uygarlık savaşını sürdürüyorlar. Uygarlık yenilgilerinin bir ifadesi olsa gerek ki politikacılar, kadınlara özgür iradeleriyle giydikleri giysiyi çıkartmak için totaliter polis rejimine doğru adım adım ilerliyorlar. Bu, kadınları istemedikleri bir şeyi yapmaya zorlamaktır. 

Yasada açıkça belirttikleri “zorlama ile mücadele” ve “sosyal kontrol” argümanına gelince, açıkça bir yalandır. Çünkü mevcut yasaya göre başkalarını belirli bir giysi giymeye zorlamak yasaktır. Buna ek olarak önceki hükümetin, 2009 yılında kurduğu Peçe Komisyonu, Danimarka’da peçe takan kadınların, hatta çoğu zaman ebeveynlerinin karşı çıkmasına rağmen kendi istekleri ile peçe taktıklarını belirtti. Bu nedenle Danimarka’da tek bir kadının bile zoraki peçe taktığını gösteren hiçbir kanıt yoktur. Aksine Danimarka hükümeti, Müslüman kadına dini giysi giyme hakkını yasaklamak için sosyal kontrol ve zorlama unsurunu bir baskı aracı olarak kullanmak istiyor.

Peçe yasağının arkasındaki tek neden, siyasetçilerin peçeyi İslami bir sembol olarak görmeleridir. Buna göre bu yasa, bu ülkede yaşayan bütün İslami topluluklara bir saldırı teşkil etmektedir. Dahası İmamlar Yasası’ndan sonra da görüldüğü gibi politikacılar, bu yasanın kabul edilmesinden hemen sonra yeni bir yasak için harekete geçeceklerdir. Eğitim kurumlarında namaz kılma veya İslami okulları ya da başörtüsü yasaklanabilir. Peçe yasağı yasa tasarısının daha mürekkebi kurumadan Danimarka Halk Partisi, kamu sektörü çalışanları ve kız öğrenciler için başörtüsünü yasaklama önerisi getirdi.

Ey Müslümanlar!

Danimarka’nın İslam ve Müslümanlara karşı yürüttüğü Haçlı seferi, Avrupa’nın genelinde var olan eğilimin bir yansımasıdır... Peçe yasağı kararı alan iki Avrupa (Fransa ve Belçika) mahkemesi, yasanın “gerekli” olduğunu belirtti.

2017 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Belçika’nın peçe yasağı kararına ilişkin yaptığı açıklamada, demokratik bir toplumda bir “zorunluluk” olduğunu belirtti. Üstelik bu tür kararlar, Avrupa ülkelerini yasalar yoluyla İslami kimlikle daha fazla mücadeleye teşvik ediyor. Yasaların genel bir şekilde yazıldığı ve gerçek isimleriyle anılmadığı bilinen bir şeydir.

Peçe yasağının “yüzü örten şeylerin yasaklanması” ve imamlar yasasının da “vaizler yasası” olarak adlandırılması, bu yasaların gerçeğini veya ardındaki niyetleri değiştirmez. Yasalar, Müslümanlara yöneliktir ve terennüm ettikleri insan hakları yasaları ve anayasalarına aykırıdır. Yasal kılıflar ve isim değişikliği, politikacıların kendi liberal değerlerine ve anayasalarına olan güvensizliklerini ifşa etmektedir. Aynı zamanda da Müslümanlardan, ihlal ettikleri anayasa ve görmezden geldikleri özgürlük değerlerine uymalarını istedikleri için ikiyüzlülüklerini açığa çıkarmaktadır.

Ey Müslümanlar!

Allah Subhânehu ve Teâlâ, birbirimize sımsıkı bağlı tek bir beden olmamızı bize farz kıldı. Batıda karar alıcılar, İslam’ın Batı toplumlarında büyük bir ağırlık teşkil etmesinden sonra başarısızlık ve korkularının bir ifadesi olarak yasak üstüne yasak getiriyorlar. İslam’ın kendisini bir tehdit olarak gördükleri için vatandaşlarını Müslümanlara karşı kışkırtıyorlar. Müslümanları toplumlarına asimile edemeyen ve onlarca yıldır Müslümanları İslami kimliklerini terk etmeye ikna edemeyen Batıdaki karar alıcıların, şimdi kararlı bir şekilde yasak ve zorlama eğilimini benimsediklerini görüyoruz. Bu eğilim, karar alıcıların değer ve ideolojilerini sürekli ihlal ettiği için Batı uygarlığının ortadan kalkmasına yol açacak, Batılı toplumların üzerine kurulu olduğu temellere olan güveni sarsacaktır.

Müslümanlar olarak görevimiz, Batının çürük ve aldatıcı özgürlük ideolojisini reddedip İslamiyet’e sadık kalmaktır. Hep birlikte İslam karşıtı peçe yasasını reddetmeliyiz. Müslüman topluluğa karşı atılan bu kapsamlı adımdan hiçbir şekilde etkilenmemeliyiz.

Hizb-ut Tahrir olarak biz, tüm Müslümanları özellikle de İslami örgütleri, Müslüman temsilcileri ve cami başkanlarını İslam’ın her parçasına sadık kalmaya, bu ve benzeri İslam karşıtı her yasayı reddetmeye çağırıyoruz.

Ayrıca İslam’la mücadele eden siyasetçilerle bir araya gelemeyiz, çünkü ortak bir zemin ya da ortak paydalarımız yok. Aksine protesto etmek, reddetmek ve siyasi muhalefet sergilemek görevimizdir.

Ey Müslümanlar!

Dosdoğru değerlerinize ve Şeriatınızın asil hükümlerine sımsıkı sarılın ve Rabbinizin yoluna hikmetle davet edin.

يُثَبِّتُ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَفِي الْآخِرَةِ وَيُضِلُّ اللَّهُ الظَّالِمِينَ وَيَفْعَلُ اللَّهُ مَا يَشَاءُAllah Teâlâ sağlam sözle iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette sapasağlam tutar. Zalimleri ise Allah saptırır. Allah dilediğini yapar.[İbrahim 27]

Devamını oku...

Kudüs’ün Kurtuluşu, Onu Uluslararasılaştırmakla Olmaz Ey Erdoğan!

Haber-Yorum

Kudüs’ün Kurtuluşu, Onu Uluslararasılaştırmakla Olmaz Ey Erdoğan!

Haber:

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Pazartesi akşamı Kudüs, üç semavi dinin mensupları için de barış, huzur ve eman yurdu olana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz dedi.

Bu konuşmasını, başkent Ankara’da AK Parti Genel Merkezi’nde büyükelçiler ve diplomatik misyon temsilcilerine verdiği iftar yemeğinde yaptı.

Erdoğan şöyle dedi: “Kudüs-ü Şerif üzerindeki haklarımızdan taviz vermemekte kararlıyız. İlk kıblemizi, on yıllardır kan, gözyaşı ve işgalden beslenen bir devletin insafına asla terk etmeyeceğiz”

Ve şöyle ekledi: “Kudüs üç semavi dinin mensupları için de barış, huzur ve eman yurdu olana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.” (Anadolu Ajansı-21/05/2018)

Yorum:

   Kudüs için tek meşru çözüm, Allah yolunda cihat ederek Kudüs’ü Yahudilerin pisliğinden temizlemektir. Yoksa başta gasıp Yahudilerin burada hakkı olduğunu söyleyen ve onların burasını gasp etmelerini haklı gören Amerika olmak üzere kafir Batı’nın istediği gibi Kudüs’ü uluslararasılaştırmak değil.  

Evet, Kudüs’ü Yahudi varlığından kurtarmanın çözümü budur. Böylece ilk kıblemizi ve Resul Sallallahu Aleyhi Vessellemin mezrasını korumuş olacağız. Akidelerinin mefhumları ve dinlerinin hükümleriyle yönlendirilen muhlis ümmetin evlatlarının gerçekleştireceği çözüm işte budur. Yoksa uluslararası kanunları uygulayan ve İslam’ın ve Müslümanların düşmanı olan Birleşmiş Milletlerinin kararlarının arkasından sürüklenenler değil. 

Gerçekten samimiyse, Erdoğan’ın yapması gereken; iddia ettiği üzere Kudüs’ün uluslararasılaşmasına ve burasını onların pisliklerinden dolayı acı çekmesine ve halkının da onların cürümlerinden dolayı acı çekmelerine terk etmesine dayanan Amerika’nın eski planını pazarlamaya dönük bir girişim olan, Kudüs’ü üç semavi dinin mensupları için barış yurdu yapmak amacıyla mücadele etmek değil, Kudüs’ü kurtarmak ve Yahudilerden temizlemek için ordusunu harekete geçirmektir.

Ancak onlar, ülkemizde Amerika’nın planlarını uygulayan araçlardan biri olan Erdoğan’ın bu gerçeğine karşı kör oldular. Ama Erdoğan bu iğrenç rolü uyguladığı halde bir savaşçı ve bir kahraman pozisyonunun sahibi mi oluyor?!

Muhammed Abdulmelik

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazdı

Devamını oku...

“Laf ile Peynir Gemisi Yürümez”

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

“Laf ile Peynir Gemisi Yürümez”

Haber:

Erdoğan Yahudi varlığını şiddetle kınayan bir konuşma yaparak ekonomik ilişkilerin yeniden gözden geçirileceğini söyledi ve İslam İşbirliği Teşkilatı’ndan da birlik olmasını ve Yahudi varlığı ile olan ilişkileri yeniden gözden geçirmesini istedi.  

Yorum:

    Biz bunları daha önce duymadık mı? Tabii ki evet. Bu, Erdoğan’ın kendisini Müslümanların işlerinde yeni bir Osmanlı adamı olarak gösterdiği ilk durum değildir. Ama onun duygusal ve kınama ifadeleri bazı Müslümanların dikkatlerini çekti. Bununla birlikte gerçek bir Osmanlı sözünü de hatırlatmak isterim: “Laf ile Peynir Gemisi Yürümez” Yani diğer bir ifadeyle: “Eylemsiz ifadelerin hiçbir kıymeti yoktur.”   

İmamlardan birinin dediği gibi: Erdoğan’ı seviyorum ve onu Halifem olarak görüyorum ama yine de ben şaşkınım. Zira ben konuşuyorum, o da (Erdoğan) konuşuyor. Ben söylediklerimi yapmaya muktedir değilim. Ancak Erdoğan bunu yapabilir. Dolayısıyla o, otorite ve güç konumunda olduğu halde bunu yapmıyor. 

Bir ironi de şudur; Erdoğan bir taraftan Yahudi varlığının aralarında çocukların da olduğu masum göstericilere karşı işlemiş olduğu kan dökülmesini kınarken diğer taraftan da İslam ülkelerini birleşmeye ve Yahudi varlığı ile olan ekonomik ilişkileri yeniden gözden geçirmeye çağırıyor. Ayrıca onun partisi olan, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), parlamentonun Yahudi varlığı ile siyasi, ekonomik ve askeri tüm anlaşmaları iptal etmesi ve ekonomik yaptırımların uygulamasıyla ilgili çalışma yapan muhalefetin önerisini reddetti.

Dahası Erdoğan’ın iktidarı döneminde Türkiye ile Yahudi varlığı arasındaki ikili ekonomik ilişkiler, daha önce hiç olmadığı kadar gelişme göstermiştir. Zira iki ülke arasındaki ikili ilişkiler, ticaret hacmi de dahil son 15 yıl içerisinde hızlı bir gelişmeye tanık olurken savunma sanayindeki karşılıklı ilgi de unutulmamalıdır. Nitekim Türkiye, 2014 yılında 5.5 milyar dolarlık boyutuyla işgalci Yahudi varlığının altıncı ticaret ortağı olmuştur.   

Hatta İsrail İstihbarat Bakanı Katz, Yahudi varlığını savaş suçu işlemekle suçlayan Erdoğan’ın açıklamalarını, “ikiyüzlü davranmak” olarak nitelendirerek onu düşman görünümlü dost olarak tasvir etti. Ve şöyle dedi: Onun bize çok saldırmasını biz istiyoruz. Ancak bu, Türkiye’nin ihracatının %25'ini Hayfa limanları üzerinden Körfez ülkelerine yönlendirmesini engellemiyor.”     

“Erdoğan kendisini, Müslüman kardeşlerinin dünya lideri olarak görüyor. Dolayısıyla sürekli olarak Yahudi varlığına saldırmaya ihtiyaç duyuyor: “Ancak gerçek, kendi söylemiyle-Türk Hava Yolları “İsrail’de” çalışan en büyük uluslararası şirket olup.[iki ülke arasındaki ticaret], sadece Marmara olayından beri büyüme göstermiştir.”

Şimdi şöyle bir soru ortaya çıkıyor; ümmete karşı devam eden suçları en çok kınayanlar veya aldatanlar ya da kendisini aldatanlara izin verenler kimlerdir acaba? Bu şeylere yönelik bakış açısıyla bizler, ümmet olarak sürekli gerçek meseleden ve gerçek çözümden saptırılıyoruz.

Bizler, düşünce yolumuzu İslam’ın bizim için belirlemiş olduğu sisteme göre takip etmediğimiz sürece sömürgeci kafir devletlerin, onların müttefiklerinin ve ajanlarının insafına terk edilmeye devam edeceğiz. 

Bizler, İslam’ın ve Müslümanların düşmanı Amerika’nın planlarına inanan bir kişi olarak kalmaya, İslam Devletinin kurulmasına karşı olduğunu açıkça ilan eden ve İslam’ı bize geri döndürecek şeriatın yerine demokrasiye teşvik eden, Laikliği aleni bir şekilde savunduğumuz sürece, düşünce ve düşünce ölçülerimizdeki sorunlar kalmaya devam edecektir.

Okay Pala

Hizb-ut Tahrir / Hollanda Medya Temsilcisi

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu İçin Yazdı

Devamını oku...

Yazar Macid El Hatîb İftiralarının Çürütülmesi Hizb-ut Tahrir’in Daveti, Bemberraktır, Kargaların Gaklamaları Onu Pisletemez

Yazar Macid El Hatîb, Eş Şark El Avsat gazetesinin 16 Mayıs 2018 Çarşamba günü yayınladığı Paristeki son terör saldırısı, Almanların aşırılık yanlısı Çeçenlerden yaşadığı korkuları teyit etti.başlıklı makalesinde, İslami terör ile aşırı sağ terör arasında bazı benzerlikler var olduğunu” söyledi. Yazı, Paris’teki son saldırı ve Alman makamlarının, aşırılık yanlısı Çeçenlerin Almanya ve Avrupa’da gerçekleştirdiği saldırılardan yaşadıkları korkunun ardından kaleme alındı. Buna rağmen makale, şüpheli ve şaibeli ipuçlarıyla dolu. Dahası, açık iftiralar barındırıyor. Yazıda Hizb-ut Tahrir ile Almanya’daki Nazi partisi arasında irtibat kuruluyor. Yazarın iddiasına göre savcılık, Berlin merkezli Almanya’da yasaklı Hizb-ut Tahrir ile aşırı sağ Alman Ulusal Demokrat Partisi (NPD) arasında işbirliği olduğu kanısına vardı ve her iki partinin Berlin Teknik Üniversitesi’nde düzenlemiş olduğu Kuveyt’e özgürlük savaşı temalı ortak bir seminerden söz etti.

Belli ki yazar, kasten iftira atıyor. Çünkü yediden yetmişe herkes bilir ki Müslüman ülkelerdeki zalim rejimlerin, üyelerine yaptığı ve devam etmekte olan baskıcı kampanyalarına rağmen İslami hayatı yeniden başlatma çağrısı yapan Hizb-ut Tahrir’in maddi eylemlerle hiçbir ilgisi yoktur. Yine dünya âlem bilir ki Hizbin daveti taşıma metodu, entelektüel çatışma ve siyasi mücadeleye dayalıdır ve materyalist eylemlere başvurmayı açıkça reddeder. Biraz insaf sahibi herhangi bir araştırmacının bu gerçeği görmemesi mümkün değil. Bu nedenle yazar, hastalıklı yazısının devamında Hizb-ut Tahrir’i zoraki sözde İslami terör ve aşırı sağcı (Nazi) terör kapsamına sokmaya çalışıyor. Tabii ki bu, yazarın cehaleti için gerekçe ve mazeret olamaz. Ancak Hizb-ut Tahrir ile “Alman Milliyetçi Parti” arasında bir işbirliği olduğunu söylemek açıkça desisedir.

Yazarın, bu saçma ve gülünç bağı, Berlin Teknik Üniversitesinde düzenlenen Kuveyt’e özgürlük konulu ortak seminer ile gerekçelendirmesine gelince, seminer, kesinlikle ortak düzenlenmiş bir seminer değildi. Aksine Amerika’nın Irak işgali ile ilgili hazırlık planlarını deşifre etmek amacıyla Almanya’daki Hizb-ut Tahrir Medya Temsilcisi’nin, Ekim 2002’de düzenlemiş olduğu bir konferanstı. Araştırmacı yazarın belirttiği gibi Kuveyt’e özgürlük temalı değildi. Konferans, halka açıktı. Sonra Alman Ulusal Demokrat Partisi Genel Başkanı Udo Vogt ile danışmanı Horst Maler’in bu konferansa katıldığı ortaya çıktı. Halka açık olan bir konferansa bu iki kişinin katılmasından sözde işbirliği olduğu nasıl anlaşılabilir?

Yazı, daha önce silah ve savaş eğitim almış Çeçenlerin tehlike teşkil etmesinden korkan Alman makamlarının bu olası korkularını ayrıntılı bir şekilde ele almıştır. Bu bağlamda Hizb-ut Tahrir’in de zoraki listeye dâhil edilmesinin hiçbir gerekçesi olamaz. Hizb, tarifi gereksiz köklü siyasi bir partidir. Keşke yazar, art niyetli olmasaydı.

Hizb-ut Tahrir olarak biz, Peygamberin metodu üzerinde kararlılıkla ve sebatla yürüyerek daveti taşımaya devam edeceğiz. Ne kargaların gaklamaları, ne karanlık operasyon odası uşağı paralı askerlerin ciyaklamaları, ne de düşmanların kumpasları bizi incitemez. Kâfirler ve münafıklar hoşlanmasalar da Allah, dinini mutlaka zafere erdirecektir.

Devamını oku...

Kurşun Canlar Alırken Hükümetler Yaralılar Üzerinde Dans Ediyor!

Ajanslara göre göz yaşartıcı gazdan etkilenen 8 aylık Leyla El Gandur, Salı sabahı Doğu Gazze’de şehit oldu. Böylece “milyonluk geri dönüş” yürüyüşünde şehit sayısı 61’e yükselmiş oldu. Hayatını kaybedenler arasında 7 çocuk da var. Çoğu gerçek mermi ve geri kalanı da şarapnel ve gaz bombasından olmak üzere 2800 de yaralı var. Ayrıca göz yaşartıcı gaz bombasından etkilenenler de oldu. Yahudi varlığı güçleri, Nekbe’nin 70. yılını protesto etmek ve ABD Büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınmasını kınamak amacıyla Gazze Şeridi’nin doğusunda başlayan yürüyüşlere müdahale etmişti.

“Toprak Günü’nün” yıl dönümünde 30 Mart’ta Gazze Şeridi’nde yürüyüşler başlamıştı. Hem de Filistin sorununu çözmek, Yahudi varlığını yerleştirmek ve ilişkileri normalleştirmek için çabalar yoğunlaşmışken. Hatta bazı Arap başkentlerinde Yahudi varlığının kuruluş yıldönümü etkinlikleri düzenlendi. BAE ve Bahreyn’den gelen heyetler bu etkinlikler vesileyle bir maratona katıldı. Filistin ve yaşadığı trajediler, işgali, görmezden gelinip “Yüzyılın Anlaşması” yürürlüğe konuldu. Netanyahu’yu temsilen Trump da, Yahudi varlığı projesini somut hale getirmek için ivedi adımlar attı.

Abbas yönetimi de katılım ve kutsamasıyla bütün bunlara destek oldu. Gazze’yi abluka altına aldı. Yahudiler ve Batı ile müzakereler masasına oturdu, hakkı olmayan şeylerden feragat etti... Yahudilerin Gazze ve Filistin halkına karşı işlediği katliamlara bir tepki olarak her zamanki gibi Abbas, Filistin topraklarında yaşananları görüşmek, Yahudi güçleri tarafından Filistin halkına karşı işlenen insan hakları ihlallerini soruşturmak için tarafsız ve bağımsız bir komite kurulması için Güvenlik Konseyi’ni acil toplantıya çağırdı.

Abbas ayrıca “başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin devletini kurma meşru haklarını savunmak, İslam’ın ve Hıristiyanlığın kutsallıklarını korumak, Trump’ın kararını ve Kudüs’teki Amerikan Büyükelçiliği’nin açılışını reddetmek, terk ettikleri evleri ve topraklarına geri dönüş haklarını savunmak için düzenledikleri geri dönüş yürüyüşü sırasında hayatını kaybeden şehitlere yas tutmak için kapsamlı grev” ilan edildiğini ve “tefrika bayraklarının” yarıya indirileceğini ifade etti. Yahudi varlığı Başbakanı, Kudüs’ün sonsuza dek hilkat garibesi varlığın başkenti olduğunu, Abbas’ın onu Doğu ve Batı diye ikiye böldüğünü söylüyor! Hem kendisine hem de kararlarına yazıklar olsun...

Acımasız işgal askerlerinin mermileri, Gazze’deki şehitleri canlarından ederken, yaslı anneler ve babalar da çocukları ve ciğerparelerini son yolculuklarına uğurlarken, Müslüman ülkelerdeki yöneticilerinin kutlamasıyla Yahudi hükümeti, ABD Başkanının damadı ve danışmanı başkanlığında bir Amerikan heyetinin de katıldığı Kudüs’teki ABD Büyükelçiliği’nin açılış töreninde şehitlerin kanı üzerinde dans ediyordu.

Ey Filistin halkı! Büyükelçiliğin Kudüs’e taşınmasının yürekleri incittiğine inanıyorsanız, İslam ümmetinin, Allah’ın Şeriatını uygulayan, ülke ve halkları işgalden kurtaran bir varlık ve devlet olmadan yaşaması daha incitici ve acı vericidir. Yafa, Hayfa ve Tel Aviv gibi Kudüs de işgal ve esaret altındadır. Kurtuluşu, müzakereler, tavizler, iki devletli çözüm ve yürüyüşler yoluyla değil, bir Halife ve İmam önderliğinde düzenli silahlı orduları seferber etmekle olur. O ordular, Yahudiler ve avanelerinin kökünü kazıyacaktır.

Ey dünyadaki Müslümanlar! Müslüman ülkelerde, on milyondan fazla düzenli asker, yirmi bin uçak, elli bin tank, yüz milyonlarca silah ve Filistin’i kurtarıp Müslümanlara geri vermek için gönüllü olmaya hazır yüz milyonlarca insan var. Yöneticiler ve liderlerden ümit kesilmişse de ordular içindeki sadık subay ve askerlerden ümit kesilmez, kesilmeyecek de. Onun için ümmete ve dine olan vazifelerini hatırlatmak adına onlara, aileleri ve eşlerine hitaben konuşmalar yapın. Allah’ın emirlerinden ziyade kiralık ve uşak yönetici ve liderlerin talimatları uyguladıkları ve seyirci kaldıkları sürece Allah’ın gazabı onların üzerine olacaktır. Filistin, bütün Müslümanlar için bir emanettir, bu emanete ihanet etmek ya da peşkeş çekmek caiz değildir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَخُونُواْ اللّهَ وَالرَّسُولَ وَتَخُونُواْ أَمَانَاتِكُمْ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَEy iman edenler! Allaha ve Rasûle hainlik etmeyin. Bile bile kendi emanetlerinize de hainlik etmeyin.” [Enfal 27]

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir El Ebyad Bürosunun Açılış Etkinliklerine Katılım Davetiyesi

Es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti’nin El Ebyad ofisinin açılış etkinliği münasebetiyle vereceği iftar programına teşriflerinizden mutluluk duyarız. Umarız Allah, bu kutsal ayda ofisimizi İslami hayatın yeniden başlaması ve Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet Devletinin kurulması için bilinç ve hidayet merkezi, fikir ve kültür meşalesi yapar.

Allah, bizim ve sizin siyam ve kıyamımızı, Salih amellerimizi kabul ve makbul eylesin.

Tarih:        4 Ramazan 1439 / 20 Mayıs 2018 Pazar

Yer:            Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti El Ebyad Bürosu, Doğu Kubbe Mahallesi, eski Meclisin güney yanı başı.

ve’s Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

Devamını oku...

Mescidi Aksa’nın Kurtuluşu İçin Pakistan Ordusunu Seferber Edin İlk Kıblenin Kurtuluşu İçin Bu Ramazan Raşidi Halife Önderliğinde Pakistan Ordusunu Seferber Etmesine İzin Verin

Halifenin yokluğunda Müslümanların savunmasızlığından istifade eden Yahudi varlığı, 14 Mayıs 2018’de Kudüs’teki ABD Büyükelçiliğinin açılışını protesto etmek amacıyla başlayan gösteriler sonrası yedisi çocuk olmak üzere 59 Müslümanı şehit etti, 2700’den fazla Filistinliyi de yaraladı. İslam dünyasındaki yöneticiler, milyonlarca Müslüman orduları Filistin’in kurtuluşu için seferber etmesi gerekirken, ABD’nin Birleşmiş Milletler aparatını kınayıcı ve protesto edici açıklamalarla yetindiler. Diğer yöneticiler gibi Pakistan’ın omurgasız yöneticileri de yumuşak, şahsiyetsiz, işe yaramaz hatta bahse konu olmayacak açıklamalarda bulundular. Daha da kötüsü Pakistan yöneticileri, komutalarında Washington’un direktifleri doğrultusunda dünyanın dört bir tarafına gönderdikleri yüz binlerce gönüllü ve yetenekli askerler olmasına rağmen kıllarını kıpırdatmadılar. Komutalarında Yahudi askerlerini yerle yeksan edecek konvansiyonel başlık taşıyabilen Shaheen III füzeler olmasına rağmen yerlerine çakılıp kaldılar. Gerçekten de sadece Shaheen III füze rampalarını Pakistan’ın Batı sınırlarına konuşlandırmak bile korkak Yahudi şeytanlarını ürkütmek için yeterli olacaktı. Yönettikleri Müslümanlar, duadan askeri birliklerin sayısını çoğaltmak ve eğitim almak üzere evlatlarını askerliğe göndermeye kadar silahlı kuvvetlerimizin seferberliği için her türlü desteği verebilecekken yine de yöneticiler koltuklarına apışıp kaldılar.

Ey Pakistan Müslümanları! Filistinli Müslüman şehitler üzülmeyecektir, zira onlar, Allah’a karşı görevlerini yerine getirdiler. Hesap gününde hesap verebilmek için büyük fedakârlıklarda bulundular. Dünyada geride kalan bizler ise Ramazan’ın verdiği bilinçle görevimizi aşk ve şevkle yerine getirmeliyiz. Getirmeliyiz ki politik aktivitemiz, sadece yapılanlara öfkelenmek yerine gerçek bir değişim yaratsın. Müslümanların yöneticilerine yapılacak çağrılar ile nefesimizi boşa harcamayalım, çünkü onlar, dinimize, ülkemize ve kutsallıklarımıza karşı yürütülen savaşta düşman ile aynı taraftalar. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّىٰ يُؤْفَكُونَAllah onları kahretsin, Nasıl da döndürülüyorlar.[Münafikün 4] Askeri kuvvete askeri kuvvetle mukabele edilmelidir, bu nedenle hemen silahlı kuvvetler içindeki yakınlarımızla iletişime geçmeliyiz. Hain hükümdarları perçemlerinden tutup yok etmek için onlara bir çağrıda bulunmalıyız. Çünkü hain yöneticiler, ister Filistin ve Myanmar’da olsun isterse işgal altındaki Keşmir’de olsun mazlum Müslümanların çığlıklarına yetişmenin önünde duran engellerdir. Bu Ramazan subaylardan, Hizb-ut Tahrir’e Hilafetin yeniden kurulması için nusret vermelerini talep etmeliyiz. Ki Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesine nail olmak için harekete geçsinler. Müslim’in Ebu Hurayra’dan rivayet ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

لَا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يُقَاتِلَ الْمُسْلِمُونَ الْيَهُودَ، فَيَقْتُلُهُمُ الْمُسْلِمُونَSiz Yahudilerle savaşmadıkça ve Müslümanlar onları öldürmedikçe kıyamet kopmaz.Başka bir rivayete göre ise

تُقَاتِلُكُمُ يَهُودُ، فَتُسَلَّطُونَ عَلَيْهِمْ  Siz Yahudiler ile savaşacaksınız. O harpte siz onlara galip geleceksiniz.”

Devamını oku...

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Filistin Sorununu Görmezden Gelirken Yeniden Seçilme Amacıyla Londra’ya Bir Ziyaret Gerçekleştirdi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeniden seçilme kampanyasına destek aramak için Londra’yı ziyaret etti. Beklendiği gibi laik ve bireysel basmakalıp sözlerden öte geçmeyen İslami kimliği hakkında büyük bir şov yaptı. Sonra büyük bir devlet adamı gibi bir görüntü verdi. Müslümanların emperyalist açgözlülük mağduru olduklarını, yabancı düşmanlığı ve seçici insan hakları nedeniyle Avrupa ülkelerinin gerçekten demokratik olmadıklarını belirtti. Suriye’nin ekonomik emperyalizm için maruz kaldığı yıkımdan şikâyet etti. Oysaki bu yıkımda Amerikalılar ile işbirliği yapanlardan birisi de kendisiydi. Ardından Amerika’nın büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma planının geniş çapta bir destek bulmadığını ve Müslümanların Kudüs’ü her zaman Filistin’in başkenti olarak göreceklerini söyledi.

Laik Türk hükümeti liderinin içi boş sözleridir bunlar. İşgalci Yahudilerle bilfiil ekonomik ve askeri işbirliği yapan liderdir o. Amerika’nın planını aylar öncesinde bildiği halde kalbimizle inkâr etmekten başka yapacak hiçbir şeyin olmadığından dem vurdu.

Yahudi işgal güçleri, kutsal topraklarda 60’tan fazla Filistinliyi öldürdü ve 2700’den fazla kişiyi de yaraladı. Barış sürecinin ne anlama geldiği oldukça açık. Raporlar, yaralıların çoğunun arkadan vurulduğunu söylüyor.

Kutsal topraklar halkına karşı uygulanan şiddet son haftalarda gittikçe tırmandı. Göstericiler, İngiliz mandasının sona ermesinin ardından Filistin’in Mayıs 1948’de işgalci Yahudilere teslim edilişinin 70’inci yıl dönümünü protesto ettiler.

Kutsal topraklarda işlenen büyük zulümden kaygı duyan Müslümanlar, felaketin 1948’de başlamadığını anlamalıdır. Kutsal toprakları ilk önce işgal eden, yöneten, sonunda orada Yahudi varlığını yaratan İngilizlerdir. İngilizler, ayrıca komşu Arap rejimlerinin güvencesinde bu çelimsiz işgal varlığın hayatta kalmasını garanti altına aldılar. İngiliz nüfuzu altındaki Arap rejimleri, bu büyük zulme son vermek için ciddi hiçbir adım atmadı. Şimdiyse Amerika’nın bölgeye müdahalesiyle bölgedeki en kötü Arap ve Acem liderler, işgale son vermek için hiçbir şey yapmamayı sürdürüyorlar. Tersine işgal varlığını tanımak için seferber oldular, işgalci Yahudi varlığına komşu cılız bir Filistin devleti kurmayı amaçlayan sözde Barış Süreci’ni desteklediler.

Bu yüzden devlet demeyi bile hak etmeyen dermansız bir Filistin devleti kurulması öneriliyor. Bu devletin güvenlik, ekonomi ve politik hayatından işgalci komşusu sorumlu olacak. Dolayısıyla asla bağımsız bir varlık olarak görülemez ve kutsal topraklardaki halka barış getiremez.

Amerikan heyeti, Kudüs’ü işgalci Yahudi varlığının başkenti olarak tanıma konusunda elde ettiği başarıdan ötürü gurur duyuyor. İngiliz hükümeti ise, “Kudüs ortak başkent olmak üzere iki devletli çözüme sıkı sıkıya bağlı kaldığını” belirtti. Aslında her ikisi de sefalet ve sürekli baskıdan başka bir şey getirmeyecektir.

İİT’nin 57 üyesi, Amerikan kararının Filistin halkının tarihi, hukuki, doğal ve ulusal haklarına saldırı olduğunu, BMnin duruşunu ve uluslararası hukukun üstünlüğünü baltalayacağını”söyledi. Konu hakkında Allah’ın Şeriatına atıfta bulunma cesaretini gösteremediler.

Müslümanların böyle bir teslimiyeti desteklemesi büyük bir günahtır. Bu konuda insanları aldatan Erdoğan gibi İslami kıyafetli yöneticiler olmamış olsaydı, böylesi bir asla durum yaşanmazdı. Sorunla yakından ilgileniyormuş gibi yaparlar, ama aslında tek seçeneğin teslim olmak olduğuna insanları ikna etmek için çalışırlar.

وَمِنَ النَّاسِ مَن يُعْجِبُكَ قَوْلُهُ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيُشْهِدُ اللَّهَ عَلَىٰ مَا فِي قَلْبِهِ وَهُوَ أَلَدُّ الْخِصَامِİnsanlardan öylesi de vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider. Bir de kalbindekine (Sözünün özüne uyduğuna) Allahı şahit tutar. Hâlbuki o, düşmanlıkta en amansız olandır.[Bakara 204]

İslam, ister Kudüs ve çevresi olsun isterse Keşmir olsun İslam ülkesinden herhangi bir parçanın işgalcilere teslim edilmesine izin vermez. İster barış müzakereleri isterse bağımsız devlet önerisi sunulmuş olsun, hepsini de reddetmeliyiz, zira bunlar, işgalin resmen tanınmasını amaçlayan aldatıcı ve teorik tezgâhtan öte bir şey değildir.

Müslümanlar, kutsal toprakların işgaline ilişkin gerçek bir çözüm için çalışmaya devam etmelidir. Nübüvvet metodu Hilafetin kurulması ise bu sorunun gerçek çözümüdür.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER