Perşembe, 26 Rabi' al-awwal 1439 | 2017/12/14
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Kudüs İçin Öfke Gösterisi

Hizb-ut Tahrir / Ürdün Vilayeti, 08 Aralık 2017 günü Cuma namazı sonrası Amman El Ürdüniye Üniversitesi Cami önünde Kudüs için öfke gösterisibaşlığı altında gerçekleştireceği kitlesel gösteriye katılmaya davet ediyor.

Gösterinin amacı, Filistin’e karşı tezgâhlanan art niyetli entrika karşısında Kudüs, Mescidi ve tüm Filistin’e destek olmak, İslam ve Müslümanlar düşmanı ABD’nin Kudüs’ü gasıp Yahudi varlığının başkenti olarak tanımasını reddetmektir...

Katılımınız, Allaha, Rasûlüne ve İsra topraklarına destek anlamına gelecektir.

Devamını oku...

“Terör” Suçlamasıyla Haksız Gözaltılar Daha Ne Zamana Kadar Devam Edecek?

Tunus yönetimi, siyasi çalışmayı baskılamak ve sosyal medya blogcularını denetim altına almak için her yolu deniyor. Haksız yere insanları gözaltına almak için “terör” şüphesini bir bahane olarak kullanmaktan, terörize etmek ve yıldırmak için de gözaltına alınanları “terör” le yetkili özel mahkemelere çıkarmaktan zerre kadar tereddüt etmiyor.

“Ulusal Muhafız” güçleri, Safakes iline bağlı “el Garibe” semtinde üç Müslümanı gözaltına aldılar. Gözaltına alınanlardan ikisi, ortaokul öğretmeni, diğeri de hukuk eğitimini tamamlamış olup hepsi de Hizb-ut Tahrir üyesidir. El Garibe sakinlerince marufturlar, hep birlikte son barışçıl protestolara katılarak haklarını talep etmişlerdi. Gençlerden biri, El Garibe belediye başkanı ve Safakes valisi ile görüşen heyette de yer almıştı. Gözaltılar ile eş zamanlı olarak medyada, “El Garibe bölgesinde terör hücresi mensubu kişilerin yakalandığı” yönünde iftira kampanyası da yürütüldü.

Hükümetin düzmecesiyle gerçekleşen bu haksız gözaltılar ve iftira kampanyası, iktidarın baskıcı davranışının bir kanıtıdır. Hizb-ut Tahrir’in yanı sıra iktidarın kusur ve ihmalkârlığını deşifre edenlerin yürüttüğü siyasi çalışmayı baskılama çabasıdır. Tunus yönetiminin, sağlık, eğitim, borç, yolsuzluk ve hayat pahalılığı gibi sürekli düşen ekonomik, finansal ve temel hizmetler göstergesini durdurmak için çaba sarf etmek yerine Avrupa ülkeleri ve IMF’yi razı etmek için elinden geleni yaptığına tanık oluyoruz. Hâlbuki bunların hepsi Tunus düşmanıdır. Ülkeyi iliklerine kadar sömürdüler, zenginliklerini yağmaladılar ve yağmalıyorlar, iktidara çıkarlarına hizmet eden politikalar getiriyorlar.

Ağızlara ket vurma, gerçekleri saptırma ve düzmece suçlamalar uydurma politikası, iktidarın ülke halkına yönelik ihanetini ve sömürgecilere hizmetini gizlemek konusunda başarılı olamayacaktır. Politik, ekonomik ve sosyal düzeyde ülkenin yaşadığı felaketin sebebi bu sömürgecilerdir... Sömürge hizmetkârları, gittikçe kötüleşen bu vakanın değişimi için ciddiyetle çalışan ümmetin sadık evlatlarını yıldıramayacaktır. İktidarın, özelde Hizb-ut Tahrir genelde tüm onurlu insanları hedef alması, Müslümanların Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in kurduğu devlet gibi bir İslami Devlet kurma çabalarını durduramayacaktır. Çünkü Allah Subhânehu ve Teâlâ, nasıl namazı farz kılmış ise İslam Devletini de öyle farz kılmıştır. Ve çünkü İslam Devleti, ümmeti birleştirecek tek seçenektir. İslam Devleti sayesinde ümmet, yolsuzluk ve sömürgeci Batı bağımlılığından kurtulup İslam’ın adaletine, genişlik ve merhametine kavuşacaktır.

Devamını oku...

Şeran Ancak Mahkeme Kararıyla Gazetelere El Konulabilir ve Sesler Susturulabilir

26 Kasım 2017’den bu basın açıklaması yazılana değin güvenlik güçlerinin bazı gazetelere el koyma operasyonu devam etmektedir. Hiçbir neden göstermeksizin ya da müsadereye neden olan suç unsurunu belirtmeksizin Ahiru Lahza, Et Teyyar, El Ceride ve El Vatangazetelerine el konuldu. Gazeteler müsadere yüzünden zarar gördüler. Güvenlik güçleri, hem davacı, hem de yargıç oldu. Hâlbuki bu, şeran caiz değildir. Hatta devletin insan yapımı anayasa ve kanunlarına bile aykırıdır. İnsanların güvenleri zedelendi. Çeteler politikası ve orman kanunları işliyor.

Müsadere yüzünden bu gazeteler, büyük miktarlarda finansal kayıp yaşadılar. Editörler, yazarlar ve diğer çalışanların çabaları buharlaşıp gitti. Görünüşe göre rejimin müsadereden amacı, gazeteleri zarara uğratmak, susturmak, gerçekleri yazmaktan vazgeçirmek ve batıla boyun büktürmektir. Allah’ın Kitabı, Rasûlü’nün Sünneti ve bu ikisinin irşat ettiğini referans alan Müslümanların Hilafet Devleti, bu gibi durumda aşağıdaki hususları yapacaktır:

Birincisi: Kimseyi terörize etmez, başlarına musallat olmaz. Çünkü Hilafet, kendisinin ümmetin hizmetçisi, Allah’ın adaletli Şeriatının uygulayıcısı olduğunu bilir. Tavsiyelere kulak verir. Gönül rahatlığı ile İslam temelinde muhasebeye açık olur. Zira Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyuruyor:

أَفْضَلُ الْجِهَادِ كَلِمَةُ حَقٍّ عِنْدَ سُلْطَانٍ جَائِرٍ “Cihadın en üstünü zalim sultana karşı doğruyu söylemektir

İkincisi: Hilafet sisteminde mahkeme kararı olmadan hiç kimse cezalandırılamaz. Ancak mahkeme kararıyla cezalandırılabilir. Hizb-ut Tahrir’in benimsediği Hilafet Devletinin Anayasa Taslağının Genel Hükümler bölümünde 13. maddede şöyle geçmektedir: Beraatı zimmet asıldır. Bir kimse ancak mahkeme kararı ile cezalandırılabilir. Bir kimseye işkence etmek kesinlikle caiz değildir. İşkence yapan herkes cezalandırılır.

Üçüncüsü: Devlet, hak sahiplerine hakkını verir ve hakkı olmayan hiç bir şeyi almaz. Sudan ve diğer ülkelerdeki insan yapımı sistemler ise tam tersini yapmaktadır. Basımın ardından gazetelere el koymak, insanların malını batıl yolla yemektir, zarar vermektir ki İslam bunu reddeder, yapanı da cezalandırır. İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

لا ضَرَرَ وَلا ضِرَارَ “Zarar vermek de, zarara zararla karşılık vermek de yoktur.”

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak biz, hükümeti sesleri susturmak ve hak kelimesine engel olmak için yaptığı bu keyfi uygulamalardan sakındırıyoruz. Umarız hükümet, bundan vazgeçer ve tarihten dersler çıkarır. Ne müsadere ne de ağızlara vurulan ket gerçeği gizleyemez. Firavun, iktidarını yıkacak ve otoritesini ortadan kaldıracak kimseler dünyaya gelmesin diye çocukları öldürdü, kadınları canlı bıraktı. Ama sarayında kendi elleriyle Musa Aleyhisselam’ı büyüttü. Eliyle büyüttüğü Musa Aleyhisselam da onun helak olmasına neden oldu!

Ayrıca ümmete de diyoruz ki Sudan rejimini muhasebe etmek için çalışın ve onu hakka döndürün. Bunun da ötesinde Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafet Devletini kurmak ve Hizb-ut Tahrir ile birlikte köklü değişim yapmak için çalışın. Kurulacak Hilafet Devleti, dünyayı adalet ve huzurla dolduracaktır.

لِمِثْلِ هَذَا فَلْيَعْمَلْ الْعَامِلُونَ “İşte Çalışanları bunun için çalışsın.[Saffat 61]

Devamını oku...

Ekonomik Sorunları Tedavi Etmek İstiyorsak, O Zaman Kapitalist IMF Dışında Yüce İslam İdeolojisini Referans Almalıyız

  • Kategori Sudan
  •   |  

25 Ekim 2017 Çarşamba günü mecliste yaptığı konuşmada Sudan Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Başbakan Bekri Hasan Salih, ekonomik krizle mücadelede hükümetin başarısız olduğunu kabul etti ve yeni bir ekol çağrısında bulundu. Konuşmasında Salih, “Gayretlerine rağmen ekonomik yönetimde önceki ekoller başarısız oldular, bu yüzden ülke ekonomisi yeni bir ekole gereksinim duyuyor.” Dedi. (Sudan Tribune, 25 Ekim 2017 Çarşamba) Hükümetin başarısız olduğunu biz yıllardır söylüyoruz. Buna rağmen Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak biz, Şehit Zübeyir Kongre Merkezi’nde eğri hattın yanına doğru hattı çizmek için “Sudan ekonomisini IMF dışında düşünmek kaçınılmazdır” başlıklı bir sempozyum düzenlemeye kararı verdik. İstedik ki sempozyum, ekonomik sorun için bir çözüm, Sudan yöneticileri için de bir can simidi olsun. Tabii samimilerse. Ancak iyiliğe kötülükle karşılık verdiler. Üç hafta süren oyalama ve yalan sözlerin ardından dilekçemize ret yanıtı verdiler. Muhtemelen vakanın tanımı ve bu bozuk vakanın vahiy ile tedavisi konusunda ümmetin gerçeği öğrenmesinden korkmuş olmalılar ki bu yüzden sempozyumu yasakladılar! Hizb-ut Tahrir, gerçekleri insanlara ifşa etmek için Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya söz vermiştir. Hainlerin tuzağı, münafıkların ihaneti Hizbe zarar veremez. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

كَذَلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ الْحَقَّ وَالْبَاطِلَ فَأَمَّا الزَّبَدُ فَيَذْهَبُ جُفَاءً وَأَمَّا مَا يَنْفَعُ النَّاسَ فَيَمْكُثُ فِي الأَرْضِ“Allah, hak ve batıl için şöyle misal verir: Köpük uçup gider, insanlara fayda veren ise yerde kalır.” [Rad 17]

Ekonomik kötüleşmenin yol açtığı aşırı pahalılık yüzünden Sudan halkı inim inim kıvranıyor. Yerel para birimi sürekli kan kaybediyor. Vergi artışları çalışan insanlar üzerinde baskı oluşturuyor... Bütün bunlar, onlarca yıldır uygulanan kapitalist sistemin bir ürünüdür. İnsanların sorunları için çözüm yumağını bu düzen içinde düşünmenin, dahası IMF reçetelerine boyun eğmenin bir sonucudur. IMF, sübvansiyonların kaldırılmasını, eğitim, ilaç, su, çevre gibi devlet harcamalarında kısıtlamaya gidilmesini, ülke zenginliklerini kapitalist şirketlere peşkeş çekmek için Kamu İktisadi Teşekküllerinin özelleştirilmesini istiyor. Bu başarısız kapitalist çözüm yumağının amacı, ülkenin uysallaştırılıp borçlandırılmasıdır ki borç kalıcı kölelik enstrümanıdır!

Ekonomik krizleri çözümlemek istiyorsak, çözümü önce kapitalist IMF dışında düşünmeliyiz. Şüphesiz aydın derin düşünme, Yüce İslam ideolojisi ve hükümlerine götürür. İslam hükümleri, ekonomik sorunlar için hatta insanlığın tüm sorunları için derde devadır. Derde deva hükümlerden bazıları şunlardır:

Birincisi: İslam, dolaylı ve gümrük vergisini haram kılar. Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyuruyor:

لا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ صَاحِبُ مَكْسٍ“Gümrük sahibi cennete giremez.” Kuşkusuz bu vergiler, aşırı pahalılığın, durgunluk ve artan işsizliğin doğrudan sebebidir. 

İkincisi: İslam’da para birimi, zatı kıymeti olan altın ve gümüşe dayalıdır. Oysa dolar olarak adlandırılan renkli kâğıdın zatı hiçbir kıymeti yoktur. Aksine dolar, Amerikan hegemonyasının, dünya ülkelerine şantaj yapmanın, halkların servet ve emeklerini hortumlamanın bir göstergesidir.

Üçüncüsü: İslam Devleti, güdücü devlettir. Tebaayı çalışmaya, servet sahibi yapmaya, ölü arazileri diriltmeye teşvik eder. Zorlukların üstesinden gelir, becerilere kucak açar. Tarım, sanayi ve ticareti finanse etmek için Müslümanlara hazineden faizsiz borç verir.

Dördüncüsü: Ekonomik mülkiyetin doğası uyarınca İslam’da mülkiyet çeşitleri üçtür: Ferdi mülkiyet, kamu ve devlet mülkiyeti. Örneğin, kömür gibi katı, petrol gibi sıvı, gaz gibi uçucu madenler, bireyler veya şirketlerin mülkiyetine verilmez. Dolayısıyla özelleştirilmezler. 

Beşincisi: Allah Subhânehu ve Teâlâ, faizi haram kıldı:

وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا“Oysa Allah alışverişi helal faizi haram kılmıştır.” [Bakara 275] Bu nedenle yöneticiler, borcun aslını öderler, faizlerini ödemekten kaçınmak zorundadırlar. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

وَإِنْ تُبْتُمْ فَلَكُمْ رُءُوسُ أَمْوَالِكُمْ لا تَظْلِمُونَ وَلا تُظْلَمُونَ“Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur.” [Bakara 279]

Ey Müslümanlar! Ey Sudan halkı! Kapitalist sistemleri uygulamak, başarısızlığın sırrıdır. Bu ümmetin başarı ve kalkınmasının esprisi, hayatının sırrı olan yüce İslam ideolojisini kavramaktan geçer. İslam Şeriatından asla sapmamalıyız. Söylem ve eylemimizle İslam ideolojisi üzerinde sebat etmeliyiz. Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafeti kurmak için gecemizi gündüzümüze katmalıyız. Çünkü Hilafet, yukarıda belirtilen hükümler manzumesi ve diğer İslam sistemlerini uygulamanın şeri metodudur.

İslam ekonomik sistemi hükümleri hakkında daha fazla ayrıntı almak isteyenler, Hizb-ut Tahrir gençleri ve büroları ile temasa geçebilir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasûlü’ne icabet edin.” [Enfal 24]

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti James Mattis’in Ziyaretine Karşı Gösteriler Düzenledi, Ey Pakistan Yöneticileri! Kaynaklar ve Silahlı Kuvvetlerimizin Amerikan Amaçlarının Güvenliğini Sağlamak İçin Kullanılmasına Son Verin

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, ABD Savunma Bakanı James Mattis’in Pakistan ziyaretine karşı ülke genelinde gösteriler düzenledi. Göstericiler, ABD Savunma Bakanının Pakistan ziyareti Afganistanda Haçlı Saldırısını Kurtarmak İçindirve Amerikan Kasabını Karşılamak Müslüman Kanına İhanettiryazılı pankart ve dövizler taşıdılar.

Amerika, on altı yıldır sürdürülen Afganistan savaşında milyarlarca dolar harcadı ve envanterinde olup da denemedik silah bırakmadı. Yine de Afganistan’daki Haçlı saldırısının güvenliğini sağlayamadı. Bu yüzden ABD devleti, sadece kendisini değil başkalarını da ısıran kuduz bir köpeğe dönüştü. Herkesin can güvenliği için kuduz köpekten kurtulmanın tek yolu, öldürmektir. Bu nedenle Pakistan silahlı kuvvetleri ve ISI, bölgeyi ABD pisliğinden temizlemek ve buraya yeniden barış getirmek için Afgan mücahitlerini desteklemelidir. Mücahitleri desteklemek yerine Pakistan’ın politik ve askeri liderlik içindeki hainleri, Pakistan silahlı kuvvetleri ve ISI’yi Amerika’yı bataklıktan kurtarmak ve Afganistan’daki ABD varlığını kalıcı hale getirmek için kullanıyorlar. ABD Savunma Bakanı James Mattis’in Pakistan ziyaretinin amacı, Amerikan ajanlarının performansını kontrol etmek ve yeni bir “daha fazla yapma” talimatı vermektir. Onun için James Mattis, Pakistan ziyareti öncesinde 2 Aralık 2017 günü Kahire’ye giderken uçakta gazetecilere verdiği demeçte, Pakistan liderlerinin terörizmi desteklemediklerini duyduk ve onların, bölgedeki barış ve istikrarı desteklemelerini bekliyoruzifadelerini kullandı.

ABD, Afganistan’da Hint varlığına izin verdi ve bu sayede Hindistan, Pakistan’a karşı etkin yıkıcı faaliyetler yürütebildi. Pakistan’ın politik ve askeri liderliği, Hindistan’ın Pakistan’a karşı Afgan topraklarını kullandığını dile getiriyorlar, ama buna izin verenin efendileri Amerika olduğunu hiçbir zaman ifade etmiyorlar. İronidir ki ABD samimiyetsizliğine rağmen Pakistan yöneticileri, ABD ile dostluk ve ittifakın hâlâ Pakistan çıkarına olduğu konusunda ısrar ediyorlar. Bu yöneticiler, bu açık gerçeği göremeyecek kadar kör müdürler? Aslında bu yöneticiler Allah’a, Rasûlü’ne, İslam’a ve ümmete sadık değildir. Aksine Allah ve Rasûlü, İslam ve ümmet düşmanlarına sadıktırlar.

Pakistan silahlı kuvvetler içindeki samimi subaylar, Nübüvvet metodu üzere Hilafeti kurmak için hemen Hizb-ut Tahrir’e nusret vermelidir. Raşidi Halife, Pakistan silahlı kuvvetleri ve Afgan mücahitlerinin gücünü birleştirerek bölgeden ABD’yi kovacak, sonra da Müslümanların gönüllerini sevinç ve huzurla dolduracaktır.

قَاتِلُوهُمْ يُعَذِّبْهُمُ ٱللَّهُ بِأَيْدِيكُمْ وَيُخْزِهِمْ وَيَنْصُرْكُمْ عَلَيْهِمْ وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُّؤْمِنِينَOnlarla savaşın ki, Allah onlara sizin ellerinizle azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size yardım etsin, mümin topluluğun gönüllerini ferahlatsın.[Tevbe 14]

Devamını oku...

Papa Francis ve Donald Trump, Batı Sömürgecilik Madalyonunun İki Yüzü Gibidir, Tek Farkı, Papa Francis İslam Karşıtı Tarihi Haçlı Kinini Gizleyebiliyor

28 Kasım 2017 günü 1,2 milyarlık Katolik dünyasının lideri Papa Francis, Myanmar ziyareti sırasında Yangon’da açık havada 150 binden fazla Katoliğe hitap etti. Ziyaret sırasında Papa’nın, Myanmar ordusu tarafından sistematik zulme maruz kalan Rohingyalıların durumuna uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmesi bekleniyordu. Ancak ikiyüzlü utanmaz Papa, konuşmasında Rohingyalı Müslümanlardan söz etmedi, etmediğine de şaşırmadık. Konuşmasında bağnaz Budistleri memnun etmek için ne “Rohingya” ifadesini kullandı ne de kasap Burma ordusunun soğukkanlı katliamından bahsetti. Konuşması, daha önce kullanılan “Rohingyalı kardeşlerimiz” gibi ahlaki yağcılıktan yoksundu. Yoksun olması bir yana bu kez ikiyüzlü olduğunu da gösterdi. Zira elinden hâlâ Müslüman kanı damlayan darbeci General Min Aung Hlaing ile bir araya geldi. Görüşmede cuntacı generalin askeri katliamları hakkında tek bir kelime dahi etmedi. Yanı sıra Myanmar’ın en bağnaz keşişi Sitagu Sayadaw ile de bir görüşme yaptı. Bu bağnaz keşiş, uluslararası toplum tarafından Rohingyalılara karşı etnik temizlik yaptığı suçlamaları ile karşı karşıya kalan Myanmar hükümeti ve ordusunu her zaman desteklemiştir. Papa’nın ikiyüzlülüğü bununla da bitmiyor. Suu Kyi eleştirmek yerine utanmadan desteklerini ifade etti. Yıllarca süren askeri diktatörlüğün ardından farklı gruplar arasında mutabakat arayışı nedeniyle Suu Kyi’ye övgüler yağdırdı! Velhasıl Papa’nın bu ziyareti, yaptığı görüşmeler ve açıklamalar, tipik aldatıcı sömürgeci Batı karakter ve yardakçılığını yansıtmaktadır.

Aslında Papa Francis de Donald Trump gibi laik kapitalist ideolojiyi temsil etmektedir. Papa’nın, Doğu Roma İmparatorluğunun en son çocuğu olan Bizans’ı 1453 yılında mezara gömen Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden bu yana özellikle siyasi İslam’a karşı tarihi bir korkusu var. O zamandan bu yana İslami fetihler, tüm Batı kurumlarında kökleri derin korkulara yol açmıştır. Tarih tekerrür ediyor. Aynı sahtekâr duruşa Francis’in selefi önceki Papa 16. Benedict’ten de şahit olduk. 16. Benedict, bir yandan Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasını birleştirmek için uğraştığını iddia ederken, öbür yandan İslam’ın zirvesi olan cihada kin kusmaktan da geri durmadı. Cihadı şiddet olarak yaftaladı ve terörizm ile eşdeğer olarak gördü. Günümüzün dünyasında Donald Trump ve Papa Francis Batı sömürgecilik madalyonunun iki yüzüdür. Tek farkı, Francis yaptığı ballı konuşmalar ile çirkin yüzünü, tarihsel ve irrasyonel kinini ve yeniden İslami fetihler korkusunu ustaca gizleyebiliyor.

Bu nedenle Papa Francis’in 30 Kasım’daki 3 günlük Bangladeş ziyareti ve bazı Rohingyalı mülteciler ile yaptığı görüşmeler, Batının Bangladeşli Müslümanların dini duygularını istismar stratejisinin bir parçasıdır. Bu ziyaretin temel hedeflerinden biri, “Dinlerarası Diyalog” kurnazlığıdır. Dinlerarası diyalog çağrısı, modern Batılı bir vizyondur. Batı, İslam ile küfür arasındaki ideolojik mücadeleyi engellemek amacıyla İslam’ın, Hristiyanlığın ve Yahudiliğin İbrahimi bir din olduğunu iddia ediyor. İşte dinlerarası diyalog, Papa’nın gizli ve art niyetli gündemidir. Papa, Batının İslam’a karşı savaş yürüttüğü bir ortamda Müslüman ülkelerde Batının hegemonik çıkarlarını gerçekleştirmektedir. Batılı kâfirler ve onların bölgesel müttefikleri, Müslüman topraklarda Müslümanlara karşı katliam işlerken, öte yandan Francis gibi laik dinsel yardakçılar da “Dinlerarası diyalog fikirleri” ile İslam ümmetinin zihnine sızmaya çalışıyor. Ki ümmet nötralize edilsin veya İslam’ın diğer tüm din ve ideolojilere meydan okuma rolünü terk etmeye zorlansın. Allah Azze ve Celle, Papa Francis’in Myanmar’daki sahtekârlığını ifşa etmiştir. Papa, Müslümanları ne kadar aldatmaya çalışırsa çalışsın, Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafetin doğuşuna asla engel olamayacaktır:

يُرِيدُونَ لِيُطْفِؤُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَاللَّهُ مُتِمُّ نُورِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ  Onlar ağızlarıyla Allahın nurunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır. O, kendisine ortak koşanlar hoşlanmasa da, dinini bütün dinlere üstün kılmak için peygamberini hidayet ve hak din ile gönderendir.[Saff 8-9]

Devamını oku...

Yoksa İslam Düşmanlığı İsveç’in Doğal Karakteri Mi Haline Geldi?

Bütün insanlık, eşittir. Cinsiyet, din, siyasi inanç veya etnik kökene bakılmaksızın eğitim ve çalışma hakkı yönünden bütün insanlık aynı statüdedir. Anayasaya göre herkesin eşit ifade özgürlüğü hakkı vardır. Bu hak, Batı toplumunda tartışılmaz bir gerçektir. Tek bir grup hariç: Müslümanlar!

29 Kasım 2017 Perşembe günü aralarında SVG, DN ve Metro’nun da olduğu birçok medyaya göre araştırmalar, en düşük notu alanın Müslüman bir öğrenci tarafından yazılan bir makale olduğunu gösterdi.

Bu haber, oldukça çalkantılı bir zamanda servis edildi. Zira toplumda Müslümanlar, başarı elde etmek ve önlerindeki sistematik engelleri aşmak için yoğun çaba sarf etmeleri gerekiyor. Mesela Müslüman kadın, başörtüsü yüzünden iş bulamıyor. Kamuoyu önünde Müslümanlar ile tartışmaya izin verilmiyor. Camiler Vandalist saldırılara maruz kalıyor, gençler, yanlış zamanda ve yanlış isimleri yüzünden başarısız olarak damgalanıyor.

Tüm bunlar, geçmiş yıllarda izlenen siyasetin bir meyvesidir. Medya Müslümanları şeytanlaştırdı, onlara karşı önyargılı yaklaştı, onları terörist veya insanlık dışı olarak yaftaladı. Müslümanların kadınlara karşı ayrımcılık yaptıklarını ya da gizli gündemleri olduklarını belirtti. Bu yüzden Müslümanlar, yukarıda belirtilen kategoriler içerisine girmek korkusuyla kendilerini ifade etmek ve sahip oldukları beceriler ile topluma katkıda bulunmak yerine geri adım attılar. Komünizmin çöküşünden sonra günden güne daha net hale gelen bu İslamofobi eğilimi, Müslümanların toplumdaki diğer gruplar gibi eşit başarı şanslarının olmamasına yol açtı. Çünkü ev sahibi, işveren ve öğretmenler, Müslümanları canavar gibi gördüler. Hiçbir şansı hak etmediklerini düşündüler. Saldırgan Müslüman olduğunda İslam’ı ve Müslümanları suçlayan, Gayrimüslim olduğunda sessiz kalan politikacıların toplumda yaşanan saldırı ve trajedilere yaptıkları yorumlar da bunu doğrulamaktadır. Düşmanca yorumlar yapan aynı politikacılar, yaklaşık altı ay sonra Müslüman oyu avına çıkmak için cami cami dolaşıp oy dilenecekler ve topluma nasıl faydalı olabilecekleri hakkında konuşmalar yapacaklardır.

Değerli Müslümanlar!

Unutmayın, bu gelişme “iyiliksever” ve “Müslüman dostu” siyasi partilerin gözleri önünde cereyan etmektedir. Çıkarları başka tarafta iken ne kadar dost canlısı olabilirler ki? İsveç Demokratları Partinin korkusunu azaltmak için tartışmalar yapılıyor. Oysa İsveç Demokratları (SD) da egemen siyasi kültürün bir sonucudur. SD bir madalyonun iki yüzü gibidir. Tek farkı, retoriğidir. Retoriği farklı olsa da değerleri aynıdır.

Bütün bunlar, ucuz numaralardır. Bizi dize getirmek ve haklarımızı talep etmekten vazgeçirmek için kullanılıyor. Bütün bu ucuz numaraların amacı, Batılı değerleri kabul ettirmektir. Etmediğimiz takdirde herkes gibi eşit koşullara sahip barış içinde normal bir hayat sürmemizin imkânsız olduğunu göstermektir. Böyle olsa da biz, değerlerimize sımsıkı sarılmalı ve şeytanlaştırılmamıza rağmen entelektüel tartışmanın yollarını aramalıyız. Ancak o zaman toplumda kahir ekseriyeti saptıran kamuoyunu etkileyebiliriz. Uzun vadede ise güvenliğimizin Hilafet Devletinde olduğunun farkında olmalıyız. Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem ve onun sahabesinde bizim için güzel örnekler vardır. Onlar ki şeytanlaştırılmış ve günden güne zulmün en kötüsüne maruz kalmışlardı. Buna rağmen sabrettiler ve sonunda zafere eriştiler. Dolayısıyla biz de sabretmeliyiz, etkin ve kararlı bir şekilde sadece Allah’tan korkarak ve O’na tevekkül ederek çalışmalıyız. Şüphesiz Allah Subhânehu ve Teâlâ, sadık kullarını zafere eriştirir ve zor zamanlarda tek yumruk olan Salih kullarını elbette zafere ulaştıracaktır. 

Devamını oku...

Amerikan Büyükelçiliğinin, Filistin’de İşgal Altındaki Bir Şehirden Başka Bir İşgal Altındaki Şehre Taşınması Olayının Ardından Müslümanların Yöneticilerine Utanç Verici Tepkiler Yağıyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

HABER-YORUM

(Tercüme)

Amerikan Büyükelçiliğinin, Filistin’de İşgal Altındaki Bir Şehirden Başka Bir İşgal Altındaki Şehre Taşınması Olayının Ardından

Müslümanların Yöneticilerine Utanç Verici Tepkiler Yağıyor

HABER:

ABD Başkanı Donald Trump’ın işgal altındaki Kudüs'ü Yahudi Varlığın başkenti olarak tanıma kararı üzerine tepki olarak Çarşamba günü Türkiye, Ürdün, Lübnan ve New York'ta öfkeli protesto gösterileri yapıldı. Ayrıca aktivistler Fas ve Londra’da gösteri çağrısında bulundu.

Binlerce Türk halkı, birçok şehirlerde meydanlarda protesto düzenledi. Ayrıca İstanbul'daki ABD Konsolosluğunun önünde büyük bir kalabalık “İsrail'e ölüm” “Kudüs İslam ve Arap’tır” yazan afişlerin yanı sıra, Türk, Filistin ve Hamas bayrakları kaldırılarak Amerika ve Yahudi varlığını kınayan sloganlar attılar.

Ürdün'ün başkenti Amman'da, göstericiler kararı kınayan afişler kaldırarak ABD büyükelçiliği önünde protesto düzenledi. Ayrıca Milletvekilleri protesto için ABD Büyükelçiliği önünde bir stant düzenledi.

Lübnan'da birçok Filistin mülteci kampında yürüyüşler gerçekleşti. Beyrut yakınlarındaki Burc el-Baraceh kampında ve Sayda şehrine yakın Ayn el-Hilve kampında bir seri kalabalık yürüyüşler düzenlendi. Ve Sur kenti yakınlarındaki Raşidiye kampında ve Trablus şehri yakınlarındaki Nahr al-Bared ve Beddavi kamplarında da benzer yürüyüşler yapıldı. Partiler ve Lübnan'daki popüler komiteler Perşembe günü kapsamlı bir grev ilan ettiler. (El-Cezire Net)

YORUM:

Başkan Trump'ın kararı, dünya çapında genel olarak İslam dünyasında ve özel olarak ta Arap dünyasında Müslümanların tepkilerini artırdı. Ancak Sykes-Picot yöneticilerinin tepkileri utanç verici ve aşağılayıcı düzeyde idi. Bu yöneticiler alınan kararın diplomatik ilişkileri ve Yahudi varlığıyla aralarındaki barışın sonuçları hakkında uyarı notası bile vermedi. Müslümanların yöneticilerinin bu tutumu köle ve sömürgecilerin kuklaları olduklarını açıkça tekid etmektedir. Filistin ve Kudüs'ün Yahudi çeteleri tarafından tecavüz edilmesine karşı gösterilmesi gereken reaksiyon, tüm beldenin kurtuluşu sağlanana kadar devam edecek şiddetli bir savaşın ilan edilmesidir. Büyükelçiliğin işgal altındaki Filistin’in bir şehrinden işgal altındaki başka bir şehre taşınmasının anlamı sanki ele geçirilmiş bir binanın salonunun birinci kattan zemin katına taşınması gibidir.

Bu seçilmişlerin medyası, insanları tahrik etmeyi başardı ve sorunu sanki Kudüs işgal edilmemiş de Büyükelçiliğin bir şehirden başka bir şehre taşınmasıyla sınırlandırdı! Protestolar ve kitlesel gösterilerde büyükelçiliğin işgal bir şehirden başka bir şehre taşınmasını kınadılar. Ancak Kudüs’ü Filistin Devletinin başkenti olarak nitelendirerek protesto ettiler sanki Filistin diye bir devlet varmış gibi! Bu İnsanın duygularına deşarj etmekten başka bir şey değildir. Trump, seçilmiş Sykes-Picot yöneticilerinin gerçekliğinin farkında ve kukla kölelerin vereceği tepkileri bilerek bu karar aldı.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Adına

Ahmed Ebu Kaddum

Devamını oku...

Arabizm Ve Sözde Barış Adına Kudüs, Yahudi Varlığının Başkenti Oldu

  • Kategori Makaleler
  •   |  

HABER-YORUM

(Tercüme)

Arabizm Ve Sözde Barış Adına Kudüs, Yahudi Varlığının Başkenti Oldu

HABER:

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Kudüs'ün Arap kimliğini değiştirme kararı için kendinin çok yaşlı olduğunu, Filistin halkının bu komploları yenme kabiliyetine güvenini dile getirdi.

Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, ABD kararını Arapların duygularına karşı adaletsiz provokasyon olarak kınadı.

Mısır Dışişleri Bakanlığı, Amerikalıların Kudüs'ü Yahudi Varlığının başkenti olarak görme kararını kınadı ve sonuçlarını reddettiğini ilan etti.

Suudi Kraliyet Mahkemesi tarafından yapılan açıklamada, bu adımın Filistin halkının Kudüs'teki tarihi ve kalıcı haklarına karşı önemli bir önyargı gösterildiğini ve Barış sürecini hızlandırma girişiminde önemli bir gerileme ve Kudüs konusunda Amerika’nın tutumunun tarafsızlık ihlali yaptığını belirtti.

Ürdün Kralı, ABD Başkanı Donald Trump'ın ABD Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma planından endişe duyduğunu ve Filistin meselesinin iki devletli çözümün bir bütün olarak bölgedeki istikrarı getireceğini vurguladı.

YORUM:

Kudüs’ü desteklemek amacıyla bu halk hareketlerinin önünde İslam dünyasındaki liderlerin ve yöneticilerin cılız kınamalarından cüret alan Beyaz Saray’ın Başkanı sonuç olarak Kudüs'ü Yahudi Varlığın başkenti olarak ilan etti.

Merak ederek soruyoruz:

Yıllar boyunca Filistin topraklarında işgalci varlığın yerleşmesi normal miydi? Veya bu Yahudi varlığın Filistin'de Müslümanların topraklarını işgal etmesi ve tüm özgürlüklerinin ele geçirmesi, kutsalları ihlal etmesi, gençlerin ve çocukların tutuklanması normal miydi? Yoksa Arapçılık ve sözde barış adına dayatılan gerçeğe boyun eğme takliti mi yapıyorlar?

Sedat’ın Arapçılığı 1979'da Camp David anlaşmasını bu zalim varlık ile imzalamadı mı? Ürdünlü Beni Haşim’in Arapçılığı 1994 de Vadi Arabi'ye antlaşması yaptıktan sonra Yahudilerle tam olarak normalleştiğini açıklamadı mı? Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdülaziz'in girişimi ile olan barış için topraklarını Yahudi varlığına 1967 sınırları üzerinde tanınmasını öngören anlaşmayı 2002'de Beyrut'ta Arap Birliği liderlerinin muvafakatiyle yapılması Arapçılık değil miydi?

Arapçılığınız size aşağılayıcı sözleşmelerden ve aşağılayıcı inisiyatiflerden başka ne getirdi? Müslümanların toprakları üzerinde Yahudilerin bir varlık oluşturması için meşru olduğunu düşündüğünüz bir uyum yolu bulmak için mültecilere topraklarına dönme hakkı veren Arap barışı inisiyatifi sözleşmeleri gibi uluslararası normlara uygun olarak ele alınması gereken bir gerçek varlık haline geldiğini gösterdiniz.

Müslüman Beldelerin bölünmesinden sonra sömürgeciler aranızda Vatancılık duygularını yerleştirmedi mi? Filistin meselesini genel olarak tüm Müslümanların meselesinden çıkarıp sadece Filistin halkının meselesine döndürmedi mi? Emirlerini uygulayacak olan yöneticileri yönetime getirmedi mi?

Ey Zelil Yöneticiler! sizin varlığınız ümmetin alçalmasını sağladı. Sonra sizleri kınayan ve hakaret eden sömürgeci devletlerin nezdinde batıya diz çöken sevgili devlet başkanları oldunuz.

Müslümanların beldelerinde yaşanan sözde barış adına bu durum üzerine İslam ve Müslümanlara karşı savaşında Trump’a karşı memnuniyetinizi arz ederek ona her türlü yardımı yaptınız hatta para bile verdiniz. Bunlar, sizin için ahirette aleyhinize bir delil olacaktır. Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın şöyle buyurmaktadır:﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَىٰ أَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ﴾. “Ey inananlar! Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez.” (Maide 51)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Adına

Rana Mustafa

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER