بسم الله الرحمن الرحيم
Ey Lübnan halkı! İktidarın Yahudi Varlığıyla Doğrudan Müzakereye Girmesinden Sakının!
28 Şubat 2026 tarihinde Amerika ve Yahudi varlığının İran’a karşı başlattığı vahşi saldırı devam etmektedir. İran’ın uzun süre Amerika’nın yörüngesinde dönmesi ve bölgenin birçok yerinde ona hizmetler sunması kendisine hiçbir faydası dokunmamıştır. Karşılıklı askerî hamlelerin ve çatışma alanının genişlemesi ve özellikle Lübnan’a yönelik saldırıların artmasıyla birlikte, Lübnan’da yönetim çevrelerinden doğrudan Yahudi varlığıyla müzakereye girme ihtimalinden söz eden açıklamalar ve girişimler yükselmeye başlamıştır. Bu açıklamalarla eş zamanlı olarak başta Fransa olmak üzere uluslararası girişimler de söz konusu. Bu girişimlerde genel olarak bölgenin, özel olarak Lübnan’ın büyük siyasi, askeri ve güvenlik baskılarına maruz kaldığı bir dönemde, gaspçı varlıkla müzakereye başlanılmasından ve resmî olarak tanınmasından söz edilmektedir.
Kimi zaman doğrulandığı kimi zaman yalanlandığı bu çelişkili açıklamalar ve bununla paralel olarak Amerika ve Avrupa’nın sergilediği tutumlar, perde arkasında tehlikeli bir siyasi projenin pişirildiğini göstermektedir. Siyasette nabız yoklama balonları olarak bilinen bu yöntemle, halkın ve ülkenin geleceğini ilgilendiren kader tayin edici adımlar atılmadan önce kamuoyunun tepkisi ölçülmeye çalışılmaktadır!
Lübnan’ın geleceği ve dış ilişkileriyle ilgili böylesine hayati kararların bombardıman ve tehdit altında alınması, gerçekte uluslararası dayatmalara boyun eğmekten başka anlama gelmez. Savaş ve askerî baskı altında ve güç dengesi bu denli bozuk iken yürütülen müzakere, hakikatte iradenin güç zoruyla dayatılmasından başka bir şey değildir. Bu müzakere, bugün Trump liderliğindeki Amerikan yönetiminin “Güç Yoluyla Barış” olarak adlandırdığı politikanın ta kendisidir; diğer bir deyişle siyasi çözümlerin savaş ve yıkım etkisi altında dayatılmasıdır.
Yahudi varlığını tanımanın veya onunla müzakere masasına oturmanın, bölgedeki hiçbir ülkeye güvenlik getirmediği ayan beyan ortadadır. Körfez ülkeleri bunun en açık örneğidir; Ne Yahudilerle yaptıkları barış anlaşmaları ne de Amerika ve Avrupa ile imzaladıkları askeri anlaşmalar güvenliklerini korumaya yetmemiştir. Aksine bu anlaşmalar, daha fazla siyasi, ekonomik ve askerî tahakkümün kapısını aralamış; Ümmetin çıkarları ve egemenliği pahasına Batılı siyasetlere bağımlılığı dayatmanın bir aracı kılınmıştır.
Biz burada genel olarak Lübnan halkına, özelde ise Müslümanlara sesleniyoruz:
Bu tehlikeli gidişatı reddetmekle yükümlüsünüz. Bu varlığın saldırılarından ve cürümlerinden acı çeken ülke halkının net bir tutumu olmadan böylesi hayati projelerin yürürlüğe konulması caiz değildir. Bu tehlikeli uçuruma sürüklenmekten sakının. Savaşın, tehdidin, yerinden edilmenin ve çekilen acıların baskısı altında Yahudi varlığını tanıma projelerinin yürürlüğe konulmasına sakın izin vermeyin. Bugün yaşanan savaşlar her ne kadar uluslararası çıkarlar ve bölgesel çatışmalar çerçevesinde yürütülüyor olsa da, bölge halklarına barış adı altında siyasi teslimiyetin dayatılması veya halkların on yıllardır reddettiği şeyleri kabule zorlanması büyük bir günahtır ve asla kabul edilemez.
Bugün tanınması dayatılmak istenen Yahudi varlığı, başta Amerika ve Avrupa olmak üzere ancak büyük güçlerin desteğiyle ayakta kalabilmektedir. Bu destek olmadan Yahudi varlığı kendi başına ayakta kalamaz. Nitekim Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:
ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ أَيْنَ مَا ثُقِفُوا إِلَّا بِحَبْلٍ مِنَ اللهِ وَحَبْلٍ مِنَ النَّاسِ“Allah’tan bir ipe ve insanlardan bir ipe tutunmadıkça, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, onlara alçaklık damgası vurulmuştur” [Ali İmran 112] Bugün bu varlığın sergilediği azgınlık ve zorbalık, kendi öz gücüne değil, büyük güçlerin ona verdiği desteğe dayanmaktadır. Ancak Allah Subhânehu ve Teâlâ bu azgınlık ve taşkınlığın sonunun onlar için hüsran ve yıkım olacağını bize haber vermiştir:
فَإِذَا جَاءَ وَعْدُ الْآخِرَةِ لِيَسُوءُوا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْبِيراً“İki vaatten ikincisinin vakti gelince, yüzünüzü üzüntüye sokmaları, kötülük yapmaları, önceden Mescid’e girdikleri gibi girmeleri, ele geçirdikleri yerleri harap etmeleri için onları tekrar göndereceğiz.” [İsra 7] Hatta Allah’ın, kıyamet gününe kadar onlara en ağır cezayı tattıracak kimseleri üzerlerine göndereceğine dair vaadi vardır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكَ لَيَبْعَثَنَّ عَلَيْهِمْ إِلَىٰ يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَن يَسُومُهُمْ سُوءَ الْعَذَابِ“Hani Rabbin, kıyamet gününe kadar onlara en ağır cezayı verecek kimseleri üzerlerine göndereceğini bildirmişti.” [Araf 167]
Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti sizleri, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın gösterdiği izzet ve kurtuluş yoluna sımsıkı sarılmaya davet etmektedir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى تِجَارَةٍ تُنْجِيكُمْ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ * تُؤْمِنُونَ بِاللهِ وَرَسُولِهِ وَتُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللهِ بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنْفُسِكُمْ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ * يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ * وَأُخْرَى تُحِبُّونَهَا نَصْرٌ مِنَ اللهِ وَفَتْحٌ قَرِيبٌ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ“Ey iman edenler! Sizi, elem verici azaptan kurtaracak bir ticareti size göstereyim mi? Allah’a ve Rasûlüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Böyle yaparsanız, Allah günahlarınızı size bağışlar, sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerinde hoş yerlere koyar. Büyük kurtuluş budur. Seveceğiniz başka bir şey daha var: Allah’tan yardım ve yakın bir fetih. Müminleri (bunlarla) müjdele.” [Saf 10-13]
Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti, -Allah, vuku bulması mukadder olan emrini yerine getirinceye dek— Ümmetin izzeti ve gücünün, ancak birleştirici siyasi varlığının geri dönmesiyle mümkün olacağını vurgulamakta ve yinelemektedir. Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet Devleti, ümmetin enerjisini birleştirecek, kutsallarını muhafaza edecek, topraklarını koruyacak, Ümmete izzetini geri verecek, düşmanlarını caydıracak ve saldırmadan önce bin kez düşünmelerini sağlayacaktır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ“Ey iman edenler! Sabredin. Birbirinize sabır tavsiye edin. Hazırlıklı olun ve Allah’tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.” [Ali İmran 200]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Lübnan Vilâyeti
H. 27 Ramazan 1447
M. Pazartesi, 16 Mart 2026