- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Hilafetin Yıkılışının Yıldönümü: Ümmetin Birliğini Parçalayan Trajedi
Haber:
Receb ayının 28. günü, Allah'ın şeriatıyla hükmeden ve İslam beldelerini ve İslam ümmetini tek bir yönetim ve tek bir yönetim sistemi altında birleştiren bir devlet olan Hilafetin yıkılmasının 105. yıldönümüne denk gelmektedir.Hilafetin kaybının etkileri, Filistin'den Sudan'a, Keşmir'den Myanmar'a ve Yemen'den Doğu Türkistan'a kadar dünyanın dört bir yanındaki İslam ümmetinin omuzunda ağır bir yük olarak devam etmektedir; zira Müslümanlar, hiçbir ülkenin onları savunmak için harekete geçmediği, kanlarını ve topraklarını koruyacak hiçbir gözeticinin veya kalkanın olmadığı bir ortamda soykırım, işgal ve kitlesel baskı ile karşı karşıya kalmaktadır.
Yorum:
Osmanlıların Birinci Dünya Savaşı'nda yenilgisinin akabinde 1923'teki Lozan Antlaşması'nın ardından ve Hilafetin yıkılmasından bir yıl önce eski İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon şöyle demiştir: “Müslümanların çocukları arasında İslami birliğe yol açan her şeye son vermeliyiz. Şu anki durum şu ki, Türkiye ölmüştür ve bir daha asla ayağa kalkamayacaktır; çünkü biz onun manevi gücünü, Hilafeti ve İslam'ı yok ettik.”
Batılı sömürgeci güçler, İslam ümmetinin siyasi, askeri ve manevi gücünün tek bir devletin yönetimi, yani Hilafetin altında birleşmiş olmasında yattığını çok iyi anlamışlardır.Hilafetin gölgesi altında Müslümanlar arasındaki bu birlik, sömürgecinin hegemonyasının ve İslami ülkelerini kontrol etmesinin önündeki en büyük engeldi.Bu nedenle Müslümanlar arasında fitne yaymak için onlara milliyetçilik zehirlerini aşılamaya başvurdular; bu da Hilafetin zayıflamasına ve sonunda onun parçalanmasına ve İslam ülkelerinin, birleşik bir devlet olmasının ardından zayıf devletçiklere bölünmesine zemin hazırlamıştır.Tüm bunlar da, Müslümanlar arasındaki kardeşlik ve vahdet mefhumunun, birbirlerini düşmanlarına karşı koruma, destekleme ve savunma konusunda üstlendikleri cemaat vacibinin ve askeri gücünün baltalanmasına yol açmıştır. Böylece yıkıcı ve tehlikeli ulusal veya kabilecilik çıkarları ve gündemleri, İslami çıkarların ve hedeflerin yerini almıştır.
Hilafetin yönetimi altındaki İslam ümmetinin siyasi, ekonomik ve askeri birliğinin parçalanmasının trajik sonuçları, günümüzde Müslüman halkların yaşadığı felaketler ve acılarda açıkça görülmektedir.Zira bunu, Filistin halkını terk eden Mısır, Ürdün, Suriye, Türkiye ve diğer ülkelerde görüyoruz; çünkü bu ülkeler, elleri ve kolları bağlı bir şekilde oturup soykırımı izlemekle yetinmemişler, aksine Yahudi varlığıyla diplomatik, ekonomik, güvenlik ve askeri ilişkilerini sürdürerek bu soykırıma ortak olmuşlardır.Yine bunu, Pakistan'ın dünyanın en büyük yedinci ordusuna sahip olmasına rağmen, Keşmir'deki Müslümanları kurtarmak ve onları Hindistan'ın vahşi işgaline karşı savunmak için ordusunu göndermeyi reddeden Pakistan rejiminde de görmekteyiz.Ayrıca bunu, zulüm gören Rohingya Müslümanlarına, İslam'da kardeşleri olarak barınak ve onurlu bir yaşam sağlamak yerine onlara kendi topraklarında yabancı gibi muamele eden, onları insanlık dışı mülteci kamplarına yerleştiren, dahası onları sahillerinden uzaklaştırarak denizde ölümle yüz yüze bırakan Bangladeş, Endonezya ve Malezya rejimlerinde de açıkça görmekteyiz.Diğer taraftan bunu, Müslümanların İslami kimliğinin, çarpıtılmış bir ulusal veya kabile kimliğiyle değiştirilmesinin bir sonucu olarak Sudan, Yemen, Pakistan, Afganistan ve diğer yerlerdeki Müslümanlar arasındaki çatışmalarda da görmekteyiz.
Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur: وَأَطِيعُواْ اللهَ وَرَسُولَهُ وَلاَ تَنَازَعُواْ فَتَفْشَلُواْ وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ “Allah ve Rasulüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider.” [Enfal 46]Müminlere, güçlerinin Kuran ve sünnete itaatlerinde ve tek bir cemaat olarak birliklerinde yattığını açıklamaktadır.Ancak Allah ve Rasulü'ne tam bir itaat ve cemaat olarak gerçek birlik, sadece İslam beldelerinin servetini, kaynaklarını, ordularını, insani güçlerini ve topraklarını tek bir yönetim ve tek bir sistem altında birleştirecek ve Müslümanların arasını bölen her türlü mefhumları, kimlikleri ve sınırları kökünden söküp atacak Hilafet Devleti'nin varlığıyla gerçekleşebilir.Müslümanların Hilafetin gölgesi altında birleşmeleri, mazlum kardeşlerine yardım etme imkanı verecektir; tıpkı geçmişte, İslam beldelerini İslam yönetimi altında birleştiren ve Haçlıları yenmek için askeri güç kazanan Selahaddin Eyyubi'nin Filistin'i kurtarmasında gördüğümüz gibi. Nitekim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: إِنَّمَا الْإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ “İmam bir kalkandır, onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur.”Bugün gördüğümüz gibi Halifeliğin yokluğunda Müslümanlar, savunmasız ve açıkta işgalcilere ve zalimlere terk edilmekte ya da Müslüman kardeşlerine karşı anlamsız savaşlara sürüklenmektedirler.
Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur: وَالَّذِينَ كَفَرُوا بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ إِلَّا تَفْعَلُوهُ تَكُن فِتْنَةٌ فِي الْأَرْضِ وَفَسَادٌ كَبِيرٌ “Kâfir olanlar da birbirlerinin yardımcılarıdır. Eğer siz onu (Allah'ın emirlerini) yerine getirmezseniz yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat olur.” [Enfal 73]Ebu Bekir Sıddık Radıyallahu Anh şöyle demiştir: “Müslümanlar için iki emirin olması caiz değildir; çünkü ne olursa olsun işleri ve hükümleri farklı olur, cemaatleri dağılır ve kendi aralarında anlaşmazlığa düşerler; böylece sünnet terk edilmiş, bidat ortaya çıkmış ve fitne büyümüş olur ki hiç kimsenin buna hakkı yoktur.”
Bu nedenle İslam ümmetinin maruz kaldığı soykırım, işgal ve toplu zulmün sona ermesini istiyorsak, sadece onların acılarına dikkat çekmek, sadakalar vermek veya acılarının sona ermesi için dua etmek yeterli değildir.Ayrıca Müslümanların vahdeti için muğlak sloganlar atmak ve çağrılar yapmak da yeterli değildir.Aksine Müslümanları, ulusal kimliklerini kaldırıp atmaya, sömürgeci Batı tarafından ülkelerimizin arasına dayatılan ulusal sınırları reddetmeye, yönetim için bölücü ulus devlet modelini reddetmeye ve bunun yerine Kuran ve sünnetin belirlediği gibi gerçek Müslümanlar için gerçek birliği benimsemeye davet etmemiz gerekir; bu ise Hilafetin hızlı bir şekilde kurulmasıyla gerçekleşebilir.
Allahu Teala şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ “Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Rasulü’nün çağrısına uyun.” [Enfal 24]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Esma Sıddık