- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Ümmetin İçinde İzz Bin Abdusselam ve Onun Kardeşleri Gibi Alimler Yok Mu?!
Haber:
İslam dünyasındaki vakıflar ve İslam işleri bakanlarını bir araya getiren konferansın yürütme kurulu toplantısında, İran’ın Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri ve Ürdün’e yönelik kasıtlı saldırıları, İran tarafının bölgenin güvenlik ve istikrarını bozma ısrarı, sivilleri korkutması, masumları öldürmesi ve konutlar ile altyapıyı, su arıtma tesislerini, havalimanlarını ve diplomatik temsilcilikleri hedef alması kınandı. Cidde’de çevrim içi olarak gerçekleştirilen toplantının sonuç bildirisinde, bu eylemlerin İslami değer ve ilkelerin, iyi komşuluk ilişkilerinin, uluslararası sözleşme ve anlaşmaların ve uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğu vurgulandı. Ayrıca bu saldırıların uluslararası barış ve güvenlik için tehdit oluşturduğu ifade edildi. (Şarkul Avsat, 3/4/2026)
Yorum:
Alimler İslam’da büyük bir konuma sahiptir. Nitekim Allah Subhanehu ve Teala onlara, İslam’ın hükümlerini açıklamak ve insanları hak yola yönlendirmek gibi büyük bir sorumluluk yüklemiştir; zira Ebu Derda Radıyallahu Anh’dan şöyle rivayet edilmiştir: Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i şöyle derken işittim: إِنَّ العُلَمَاءَ وَرَثَةُ الأَنْبِيَاءِ، وَإِنَّ الأَنْبِيَاءَ لَمْ يُوَرِّثُوا دِينَاراً وَلا دِرْهَماً، إِنَّمَا وَرَّثُوا العِلْمَ، فَمَنْ أَخَذَهُ أَخَذَ بِحَظٍّ وَافِرٍ “Muhakkak alimler Nebilerin varisleridir. Şüphesiz Nebiler ne altın ne de gümüşü miras bırakırlar. Nebiler miras olarak ancak ilim bırakırlar. Kim, Nebilerin mirası olan ilmi elde ederse tam bir hisse almış olur.” Alimlerin diğer insanlardan daha fazla Allah'tan korkmaları gerekir; zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاءُ “Kulları içinden ancak âlimler, Allah'tan (gereğince) korkar.” [Fatır 28] Yine alimlerin, İslam'a ve onun hükümlerine karşı insanlardan daha çok kıskanç olmaları ve hak sözü söyleme ve onun üzerinde sebat etme konusunda daha cesur olmaları gerekir. Dolayısıyla alimler, hakkı haykırırlar, hiçbir kınayıcının kınamasında korkmazlar, İslam’ın düşmanlarının İslam’a ve Müslümanlara karşı başlattığı saldırılara karşı koymakla birlikte yöneticilerin ve sultanların yüzüne karşı hakkı haykırırlar, onları azarlarlar, zalimin karşısına dururlar ve onu caydırırlar ve zalimin zulmünden ve intikamından korkmazlardı. Nitekim Müslümanların tarihi, Ahmed bin Hanbel, İbn Teymiye, İzz bin Abdusselam, Said bin Cübeyr ve diğerleri gibi, din üzerinde ve hak sözü söyleme konusunda sebat eden Müslüman alimlerin onurlu duruşlarıyla doludur.
Alimlerin üzerinde olması gereken asıl bu olduğu gibi şeriatın onlara yüklediği rol de budur; ancak zamanımızda başımıza musallat olan şey bu alimlerin, az bir dünya metaı karşında dinlerini satmaları, yöneticilerin onları kendi taraflarına çekmeleri, onlara hediyeler ve paralar yağdırmaları, onları insanlar arasında ön plana çıkarmaları, dini ve fetvaları onlarla sınırlandırmaları, alimlerin de sultanı memnun edecek şekilde fetva vermeleri, sultanın helal kıldıklarını helal saymaları, şerî nasslara başvurup onları çarpıtmaları, yöneticilerin ve sultanların arzularına boyun eğmeleri, ümmeti saptırdıkları gibi onların doğru pusulasını da saptırmalarıdır. Nitekim Ebu Hureyra Radıyallahu Anh’dan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: وَمَنْ أَتَى أَبْوَابَ السُّلْطَانِ افْتُتِنَ، وَمَا ازْدَادَ عَبْدٌ مِنَ السُّلْطَانِ قُرْباً إِلَّا ازْدَادَ مِنَ اللَّهِ بُعْداً “Kim sultanın (idarecinin) kapısına (yakınlığına) giderse fitneye düşer. Kul, sultana ne kadar yaklaşırsa, Allah'tan o kadar uzaklaşır.” [Ebu Davud ve Beyhaki tahric etti] Yine Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: سَيَكُونُ بَعْدِي أُمَرَاءُ، فَمَنْ دَخَلَ عَلَيْهِمْ، فَصَدَّقَهُمْ بِكَذِبِهِمْ، وَأَعَانَهُمْ عَلَى ظُلْمِهِمْ، فَلَيْسَ مِنِّي وَلَسْتُ مِنْهُ، وَلَيْسَ بِوَارِدٍ عَلَيَّ الْحَوْضَ، وَمَنْ لَمْ يَدْخُلْ عَلَيْهِمْ، وَلَمْ يُعِنْهُمْ عَلَى ظُلْمِهِمْ، وَلَمْ يُصَدِّقْهُمْ بِكَذِبِهِمْ، فَهُوَ مِنِّي وَأَنَا مِنْهُ، وَهُوَ وَارِدٌ عَلَيَّ الْحَوْضَ “Benden sonra bir kısım idareciler olacaktır. Kim onların yanına girer, onları destekler, onların yalanlarını doğru kabul eder, onların zulümlerinde onlara yardım ederse benden değildir. Ben de ondan değilim; bu kimseler havuz başında bana yaklaşamayacaklardır. Her kim de onların yanına girmez, onların yaptıkları zulümlerinde onlara yardım etmez ve onların yalanlarını doğru kabul etmezse o kimse benden, ben de ondanın ve bu kimse havuz başında bana yaklaşacaktır.” [Tirmizi tahric edip sahihledi; Nesaî ve Hakim de sahihledi]
Size ne oluyor ve nasıl hüküm veriyorsunuz ey toplananlar?! Ülkeyi ve insanları sömürgeci kafirlere satan ajan yöneticilerinize karşı neden sessiz kalıyorsunuz?! Kardeşlerinize saldırıların düzenlendiği ve sizin de bu saldırıları güvenliğin sarsılması ve güven içinde yaşayanların korkutulması olarak gördüğünüz Müslüman ülkelerdeki Amerikan üslerinin varlığına karşı sessiz kalıyorsunuz! İslam ümmetinin yaşadığı ağır olaylara, Gazze ve Batı Şeria halkının maruz kaldığı ve halen maruz kalmaya devam ettiği vahşi suçlara ve Mescid-i Aksa'nın kapatılmasına rağmen ancak bizler sizlerden, Allah’ı, Rasulü’nü ve Müslümanları memnun edecek bir tavır görmediğimiz gibi Sudan, Rohingya ve Uygur halkının veya zulüm gören herhangi bir Müslümanın üzerindeki zulmü ortadan kaldırmak için harekete geçtiğinizi de görmedik!
Bugün ümmetin alimleri büyük bir sorumlulukla karşı karşıyadır; ya peygamberlerin gerçek varisleri olup İslam risaletini bölünmemiş bir şekilde kamil olarak tebliğ edecekler, ümmeti Hilafetin gölgesindeki vahdetine doğru yönlendirecekler, tiran yöneticileri ortadan kaldırıp Müslümanların üzerindeki zulmü de kaldıracaklar, ülkelerini ve kutsallarını kurtaracaklar ya da cehennemin kapılarının davetçileri yani saray mollaları olacaklar ve böylece mazlumların ve yüzüstü bırakılmışların kanları, suçlu yöneticilerin boyunlarında asılı kaldığı gibi onların da boyunlarında asılı kalacaktır. Zira Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: أَلَا لَا يَمْنَعَنَّ أَحَدَكُمْ رَهْبَةُ النَّاسِ، أَنْ يَقُولَ بِحَقٍّ إِذَا رَآهُ أَوْ شَهِدَهُ، فَإِنَّهُ لَا يُقَرِّبُ مِنْ أَجَلٍ، وَلَا يُبَاعِدُ مِنْ رِزْقٍ، أَنْ يَقُولَ بِحَقٍّ أَوْ يُذَكِّرَ بِعَظِيمٍ “Sakın insanların korkusu (heybeti), sizden birini hakkı gördüğünde veya bildiğinde söylemekten alıkoymasın. Çünkü hakkı söylemek veya büyük bir gerçeği hatırlatmak, eceli yaklaştırmaz, rızkı da uzaklaştırmaz (azaltmaz.)”
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Beraa Munasıra