- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber - Yorum
Gazze; Savunmasız İnsani Yardım Gemilerini Değil, Yahudi Varlığının Kökünü Kazıması İçin Ümmetin Ordularını Bekliyor
Haber:
Gazze’ye yönelik işgalci İsrail’in ablukasını kırmak ve bölgeye insani yardım malzemeleri ulaştırmak amacıyla Avrupa limanlarından yola çıkan sivil Küresel Sumud Filosu, Yunanistan açıklarında “İsrail” savaş gemileri ve sürat botları tarafından gece saatlerinde saldırıya uğradı. Küresel Sumud Filosu Türkiye yetkililerinin bilgilendirmesine göre; işgalci İsrail ordusunun Girit açıklarında filoyu kuşatarak başlattığı saldırıda 22 gemiye el konuldu ve aralarında 18 Türk vatandaşının da bulunduğu 170'ten fazla aktivist alıkonuldu. (30.04.2026 - Ajanslar)
Yorum:
Gasıp Yahudi varlığı, bir kez daha Gazze’ye yardım ulaştırmak için Akdeniz’e açılan Küresel Sumud Filosuna saldırdı. Üstelik bu kez gemiler Gazze kıyılarına yaklaşmadan, henüz Yunanistan açıklarındayken bu korsanlığa imza attı. Bir zamanlar Osmanlı’nın gölü niteliğinde olan ve hâlihazırda Türkiye ve Mısır gibi halkı Müslüman ülkelerin hinterlandı konumunda bulunan Akdeniz, artık Siyonist çetenin istediği gibi hareket ettiği bir alan hâline geldi. Oysaki aparat varlığın savaş gemileri şöyle dursun; sömürgeci kâfir ABD bile Osmanlı Hilafet Devleti'nde III. Selim'in hükümdarlığı döneminde, Akdeniz’e ticaret gemisi sokabilmek için Cezayir Beylerbeyi Hasan Paşa’ya vergi ödüyordu. Nereden nereye…
Kuşkusuz işgalci “İsrail’in” bu pervasızlığının arkasında, İslam beldeleri yönetimlerinin korkak ve ezik tutumları vardır. Yahudi varlığı; iki yıl boyunca Gazze’yi yakıp yıkarak vahşi bir soykırım gerçekleştirirken 57 İslam beldesi yönetiminin sadece kınamakla yetindiğini, Amerika’nın emrinden bir milim bile dışarı çıkmadığını, dahası bu devletlerin açık ve örtülü şekilde kendisine her türlü siyasi, askerî ve ekonomik destek verdiğini gördü. Dolayısıyla da Küresel Sumud Filosuna gönül rahatlığıyla saldırıda bulundu. Ayrıca bu devletlerin, Trump’ın Filistin davasını tamamen tasfiye etmeyi amaçlayan Gazze ihanet planına ortak olmaları; mücahitlerin silahını almak, halkını sürgün etmek ve köleleştirmek için oluşturulan "Gazze Barış Kurulu"nda yer almaları, Yahudi varlığına güç veren diğer önemli motivasyon kaynakları olmuştur.
Zira saldırı sonrası bu habis kuruldan Sumud Filosuna hakaret eden açıklamalar gelmiştir. Kurul açıklamasında; Hamas’ın silahlarını bırakması işine yoğunlaştıklarını vurguladıktan sonra, Gazze’ye doğru yola çıkan filonun "Gazze halkının durumunu bilmeyen kişilerin gösterişçi sevgi teknesi aktivizmi" olduğunu söyleyerek Yahudi varlığının saldırısına dolaylı desteğini ilan etmiştir. Devamında ise "İnsanların sefaletini kullanarak sosyal medya profillerinizi inşa etmek iğrenç bir şey," ifadelerini kullanarak aktivistlerin samimiyetleriyle alay etmiştir. Hatta ABD daha da ileri giderek bu kurula üye olan ülkelerden filoya liman açmamalarını ve yakıt ikmaline izin vermemelerini istemiştir. Bu küstah ve üstenci açıklamalara karşılık ne Türkiye’den ne de filoda vatandaşları bulunan diğer ülkelerden, sözde barış kuruluna ve ABD yönetimine kayda değer bir cevap verilmemiştir.
Saldırı sonrası Türkiye’de TBMM’deki tüm partilerin ittifakı ve oy birliği ile bir tezkere yayınlandı. Tezkerede; saldırının savaş suçu olduğu, devletlerarası mahkemelerde işgal güçleri tarafından işlenen suçların hesabının sorulması için öncü ve ısrarcı olunacağına dair bıktırıcı klişelere yer verildi. Kısacası yine havanda su dövüldü.
Tüm bu olanlar bize göstermiştir ki Amerika’nın yörüngesinde dolaşan bu yönetimler, geçen iki buçuk sene boyunca Gazze’yi sahipsiz bıraktıkları gibi Gazze sevdalılarını da sahipsiz ve yarı yolda bıraktılar. Gazze’yi koruyamadıkları gibi kendi vatandaşlarını da uluslararası sularda ve “Mavi Vatan”da koruyamadılar.
Son olarak hatırlatmak, önemle altını çizmek ve bayraklaştırmak gerekir ki; Filistin meselesi önce İslami, sonra insani bir meseledir. Ümmetimizin sorunlarının çözümünü; uluslararası hukuk veya dünya vicdanı gibi hayata İslami esaslardan bakmayan mecralarda aramak, bugüne kadar istenilen sonuçları sağlamadığı gibi bundan sonra da sağlamayacaktır. Bilakis bu durum, akidenin ruhunu etkisizleştirerek sorunu daha da katmerleştirmektedir.
Hilafetin yıkılmasından sonraki ikinci büyük sarsıntı olan gasıp Yahudi varlığının kuruluşu, sömürgeci kâfir Batı’nın İslam’la savaş stratejisinin acı bir meyvesidir. Dolayısıyla verilecek karşılık da aynı cinsten olmak zorundadır. Bu noktada Selahaddin vuruşunda ısrar etmekten, tüm Müslümanları bu fikir ve hedef etrafında birleştirerek İslam beldelerindeki yönetimleri hakka boyun eğdirmeye çalışmaktan başka çare bulunmamaktadır. Böylece ümmetin orduları zincirlerinden kurtulmak suretiyle Haçlı-Siyonist saldırganlık defedilecek; Gazze’nin, Filistin’in ve bir bütün olarak tüm İslam beldelerinin yeniden İslami bir devletin -ki o Raşidi Hilafettir- himayesinde korunmasının önü açılmış olacaktır. Yardım ve zafer sadece Allah’tandır.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Emin Yıldırım