Logo
Bu sayfayı yazdır
Tehdit İle Anlaşma Arasında... ABD-İran Çatışması Neyi Ortaya Çıkardı?

بسم الله الرحمن الرحيم

Haber-Yorum

Tehdit İle Anlaşma Arasında... ABD-İran Çatışması Neyi Ortaya Çıkardı?

Haber:

Pakistan'ın, ABD ile İran arasında ilkeler anlaşmasına varılmasının yakın olduğunu duyurması.

Yorum:

Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki çatışmanın ilk anından itibaren Amerikan açıklamalarının tonu yükselerek İran’ı ezme ve onu taş devrine geri döndürme tehdidine kadar ulaştı; nitekim peş pese Amerika’nın ilan ettiği hedefleri gerçekleştirecek askerî bir sonuca doğru ilerlediğini ima eden açıklamalar geldi. Ancak haftalar süren bombardıman ve yıkımın ardından hedefler gerçekleşmemiş, durum yerinde saymaya devam etmiş ve Amerika kendisini, açık bir ufku olmayan maliyetli bir tükenmişlik bataklığının içinde bulmuştur. Bunun üzerine savaşı zayıf bir çıkışla durdurmaya çalışmıştır. Nitekim çatışmanın alevi sakinleşir sakinleşmez arabulucular yeniden harekete geçmiş, müzakere kanalları yeniden aktifleşmiş ve iki taraf arasında yakın zamanda bir anlaşma yapılacağına dair söylemler yükselmeye başlamıştır.

Nitekim kısa bir süre içinde ilan edilen hedefler değişmiştir; zira İran’ın nükleer programını durdurma, uranyum zenginleştirmesini engelleme ve füze programını durdurma söyleminden, savaş öncesinde zaten mevcut olan Hürmüz Boğazı'ndaki seyrüsefer güvenliği ve geçiş serbestiyetine odaklanılmasına geçilmiştir. Bu da ABD’nin ilan ettiği hedefleri ne ölçüde dayatabildiği ve gerçekte sahada neyin gerçekleştiği konusunda birçok soruyu gündeme getirmiştir.

Ayrıca olaylar, ne kadar büyük olursa olsun askeri gücün, mutlaka tüm siyasi hedefleri gerçekleştirme gücünün olmadığı anlamına geldiğini de ortaya koymuştur. Zira dünya, karşılıklı saldırıları ve bölgeye isabet eden gerilimi takip etmiş ve büyük tehditlerin, medya söylemlerinde tasvir edildiği gibi kesin sonuçlara dönüşmediğine şahit olmuştur.

Bu gelişmeler, Amerika’nın uluslararası imajı üzerinde etkiler bırakmış ve uluslararası sistemin doğası ile onun içindeki güç dengelerinin geleceği hakkında geniş çaplı bir tartışmayı tetiklemiştir. Tehdit ile sonuç arasındaki uçurum ne kadar genişlerse, büyük güçlerin geçmiş on yıllarda olduğu gibi iradelerini dayatmayı sürdürme güçleri hakkındaki sorgulamalar da bir o kadar artmıştır.

Uluslararası sistemin çöküşünün, birinci devletin merkezinin sarsılmasının, dünya liderliği konusunda acziyetinin ortaya çıkmasının ve dünyaya adalet ve merhametle liderlik edecek -ki buna sahip olan sadece İslam ümmetidir- hadari bir alternatifin bulunmamasının gölgesinde İslam ümmetinin görevi, sadece uluslararası güçler arasındaki çatışmayı izlemekle yetinmek değil, aksine konumunu ve hadari risaletini yeniden tesis etmek için çalışmaktır. Zira milletler sadece başkalarının zayıflığıyla kalkınmazlar; aksine adalete, hakka ve insanların işlerini gözetmeye dayanan net bir projeye ve bağımsız bir vizyona sahip olduklarında kalkınırlar. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَلَيَنصُرَنَّ اللَّهُ مَن يَنصُرُهُ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ “Allah kendi dinine yardım edenlere muhakkak yardım edecektir. Kuşkusuz Allah güçlüdür, mutlak galiptir.” [Hac 40]

Madem uluslararası dönüşümler yeni kapılar açıyor, o halde İslam ümmetinin en çok ihtiyaç duyduğu şey, dünyaya, adalet, merhamet ve hidayet risaleti olan kendi risaletini yeniden taşımaya geri dönmesidir ki böylece Allah’ın kendisinden istediği gibi insanlara şahitlik eden bir ümmet olabilsin; böylece de şu ya da bu eksenin peşinden giden değil, aksine insanı kalkındıran ve tüm insanlık için hayrı gerçekleştiren bağımsız bir projenin sahibi olabilsin.

Umulur ki Allah Subhanehu ve Teala’nın, Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in ümmetine, yeryüzünde egemenlik ve iktidar vaadi yakında gerçekleşir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Şeyh Muhammed İbrahim - Lübnan

Template Design © Joomla Templates | GavickPro. All rights reserved.