- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Kırgızistan’ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne Geçici Üye Seçilmesi
Haber:
3 Haziran’da Birleşmiş Milletler Haber sitesi şu bilgiyi aktardı: “Avusturya ve Portekiz, Batı Avrupa ve diğer devletler grubuna ayrılan iki koltuğu kazandı; Trinidad ve Tobago ile Zimbabve ise sırasıyla Latin Amerika ve Karayipler bölgesi grubu ile Afrika grubundan seçildi...
Bu seçim, 1992 yılında Birleşmiş Milletler’e katılmasından bu yana ilk kez Güvenlik Konseyi’nde bir koltuk işgal edecek olan Kırgızistan için tarihi bir dönüm noktası teşkil etmektedir…
Konsey 15 üyeden oluşmaktadır: -Çin, Fransa, Rusya, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri- veto hakkına sahip beş daimi üye olup; 10 daimi olmayan üye ise, dönüşümlü olarak iki yıllığına seçilmektedir.”
Yorum:
Kırgızistan heyetinin üyeleri, ülkelerinin Güvenlik Konseyi’ne geçici üye olarak seçilmesini kutlarken sevinçten havaya zıpladılar. Peki onların bu duygularını nasıl tanımlayalım, bu bir saflık mı yoksa cehalet mi?!
Tüm siyasetçiler, uzun zamandır Birleşmiş Milletler’in büyük güçlerin elindeki araçtan başka bir şey olmadığını, esasen uluslararası sahada kendi konumlarını ve nüfuzlarını korumak için kurulduğunu fark etmiştir.
1945 yılında, İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin hemen ardından, Hitler karşıtı ittifakın liderleri olan Amerika, Sovyetler Birliği, Çin, İngiltere ve Fransa uluslararası bir sistem kurdular. Bu sistem çerçevesinde, uluslararası ilişkiler ve dünya güvenliği meselelerini kendi özel çıkarlarına hizmet edecek şekilde ele alan lider devletler bulunmaktadır.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, kurucu ülkelerin olduğu beş daimi üye ile iki yıllık süre için seçilen on geçici üyeden oluşmaktadır. Birleşmiş Milletler Antlaşması aslında, esasa ilişkin kararların kabul edilmesi için büyük güçlerin oy birliği ilkesini veya tüm daimi üyelerin onayını şart koşmuştur ki bu, veto hakkı olarak bilinmektedir. Başka bir deyişle, daimi üyelerden biri belirli bir karar tasarısına karşı çıkarsa, o karar kabul edilemez.
Bu da daimi olmayan üyelerin varlığını büyük ölçüde şekli bir hale getirmektedir; zira onlar, uluslararası hayati konularla ilgili kararlarda gerçek bir etkiye sahip değildirler.
Dünyada barışı koruma fikri, özünde asil bir insani fikirdir; ancak Birleşmiş Milletler ve Güvenlik Konseyi’nin kurulmasından sonra savaşlar sona ermemiş, aksine daha da artmıştır. Hem Oslo Barış Araştırmaları Enstitüsü hem de Uppsala Üniversitesi Çatışma Veri Programı, silahlı çatışmalara ilişkin sistematik kayıtlar tutmaktadır; bu kurumların verilerine göre, 1945 yılından bu yana dünya çapında çeşitli türlerde 300'den fazla silahlı çatışma yaşanmıştır.
Evet, Birleşmiş Milletler’in kurulması büyük güçler arasındaki doğrudan silahlı çatışmalar meselesini çözmüştür; çünkü bu güçler kendi aralarında bu konuda bir anlaşmaya varmışlardır. Evet, Amerika, İngiltere ya da Sovyetler Birliği’ne karşı doğrudan bir savaşa girmemiştir; ancak büyük güçler arasındaki nüfuz bölgeleri çatışması, Afrika, Orta Doğu ve diğer bölgelerde olduğu gibi, nüfuz alanları altında bulunan ülkelerin topraklarında başka bir düzeyde hâlâ devam etmektedir.
Güvenlik Konseyi’ne geçici üyelerin dâhil edilmesi, büyük güçler tarafından uygulanan şekli bir prosedürden ve ikiyüzlü bir politikadan başka bir şey değildir. Kırgızistan’ın Güvenlik Konseyi’ne geçici üye olarak atanması, hiçbir şekilde ABD’nin Orta Asya’daki Rus nüfuzunu ortadan kaldırma çabalarını durdurmayacağı gibi iki ülke arasındaki rekabeti de sona erdirmeyecektir.
Kırgızistan geçmişte olduğu gibi bugün de Rus nüfuzu altında bulunmakta olup uluslararası ilişkiler, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ndeki büyük güçlerin çizdiği çerçevede ilerlediği sürece bu durum değişmeyecektir.
Raşidi Hilafet Devleti, çağdaş büyük güçlerin hâkimiyetinden ve mevcut sistemin prangalarından kurtulmaya muktedir olacaktır; bu ise ancak Hizb-ut Tahrir ile el ele vererek İkinci Raşidi Hilafet Devleti'nin kurulmasıyla gerçekleştirilebilir. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ “Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” [Nur 55]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Eldar Hamzin