- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber - Yorum
Amerika, Suriye'deki İstikrardan Ne Bekliyor?
Haber:
Reuters, 14/7/2026 tarihinde ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkiliye atıfta bulunarak şunları aktardı: Washington’un Suriye ile Irak arasındaki petrol boru hattının yeniden faaliyete geçirilmesini desteklediğini belirterek, bu projenin bölgesel ekonomik güvenliği güçlendirdiğini ve Suriye ile bölgenin istikrarına katkıda bulunduğunu açıkladı.
Yorum:
Suriye’deki istikrara önem verdiğini iddia eden ABD’nin açıklamaları tekrar etmektedir; zira ABD Başkanı’nın Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, bunu bir öncelik olarak nitelendirmiştir. Nitekim 8/7/2026 tarihinde Trump, Suriye’yi terör destekçisi ülkeler listesinden çıkarma niyetini açıklamış; bu da Suriye’deki mevcut geçiş dönemi yönetimi tarafından büyük bir başarı ve muazzam bir siyasi zafer olarak değerlendirilmiştir
Ancak bizler, Amerika’nın Suriye ve başka yerlerdeki istikrarı önemsemediğini; aksine özellikle bölgeyle ilgili olan kendi çıkarlarını ve planlarını önemsediğini biliyoruz ki bu çıkarların başında şunlar gelmektedir:
1- Petrol ve enerji kaynaklarını kontrol altına almak ve bunların tedarikine yönelik yeni güvenli yollar aramak; zira bu, enerjiye ihtiyaç duyan dünya ülkeleri üzerindeki tahakkümünü sağlayacak ve bu da üstünlüğünün ve benzersizliğinin devamlılığını garanti altına almasına neden olacaktır.
Suriye, Amerikan petrol şirketlerinin kontrolündeki enerji kaynaklarına sahip olmasının yanı sıra Körfez ülkeleri ve Irak’tan gelen enerji tedarikinin en önemli koridorlarından biri olarak kabul edilmektedir; ayrıca Irak’tan Suriye’nin Banyas kentine uzanan ve 1952 yılında tamamlanarak hizmete giren, ancak 1982 yılında Suriye ve Irak rejimleri arasındaki anlaşmazlık nedeniyle kapatılan petrol boru hattı, yeniden faaliyete geçirilebilecek en önemli ikmal hatlarından biri olarak kabul edilmekte olup bu, tek hat da olmayacaktır.
Nitekim Tom Barrack, 17 Nisan 2026 tarihinde Antalya Diplomasi Forumu’nda yaptığı dikkat çekici bir açıklamada, ABD’nin Suriye’de sağlamaya çalıştığı istikrarın bazı nedenlerini ortaya koyan önemli bir açıklama yaparak şöyle demişti: “Bölgenin geleceği, yeni enerji ve veri koridorlarına bağlıdır.” Ve şöyle eklemişti: “Türkiye ve Suriye, gelecekte enerji ve veri koridorlarının anahtarı olacaktır.” Ve şöyle eklemişti: “Türkiye ve Suriye üzerinden yeni enerji ve iletişim koridorlarının oluşturulması, giderek artan bir stratejik önem kazanmaktadır.” (Anadolu Ajansı)
2- ABD, Şam’daki mevcut yönetimin geçiş döneminin istikrarlı olmasını istiyor ki böylece bu yönetimden talep edilen dahili ve harici görevleri yerine getirebilsin; özellikle de bu yönetim, devrimci destekçilerine ve doğal dayanağına sırtını dönerek ABD’ye mutlak bağlılık yolunu seçip onun planlarını ve emirlerini uygulamaya koyduktan sonra. Bu taleplerin başında ise şunlar gelmektedir; dahili olarak: Ulusal devleti pekiştirmek ve Şam Devrimi sırasında hakim olan İslamcı eğilimi çeşitli yöntemlerle ortadan kaldırmak. Harici olarak: Terörle mücadele için uluslararası koalisyona katılmak, aynı şekilde Yahudi varlığıyla güvenlik anlaşmaları imzalamak ve güney bölgesini, özellikle ağır silahlardan arındırarak Yahudilerin tekrarlanan saldırılarına karşılık verilmemesini sağlamak; hatta Abidin kasabası ve benzeri yerlerde olduğu gibi samimi halkımızın gösterdiği halkçı tepkileri bile kuşatmak.
Amerika’nın talepleri bununla da sınırlı kalmayacak, aksine daha da tehlikeli bir noktaya, yani toprak ve kutsal yerlerden feragat edildiği barış anlaşmalarını imzalamaya hazır olmaya kadar uzanacaktır. Ayrıca mutlak bağımlılık yolunun seçilmesi, hem geçiş yönetiminin ABD’nin baskısına hazır olma, hem de İslam’ı diğer dinlerle eşit gören, dahası kültürel açıdan evlatlarının nefislerindeki İslam’ın mefhumlarını yok eden ölümcül bir mikrop niteliğindeki İbrahim Anlaşması’nı imzalamaya hazır olma endişesini artırmaktadır.
Bu taleplerin sonuncusu, Trump'ın, Suriye'nin, İran'ın Lübnan'daki partisiyle Yahudi varlığından daha etkili bir şekilde mücadele edebilecek durumda olduğu şeklinde defalarca dile getirdiği açıklamaları olmayacaktır. Ankara’da bu konu hakkında sorulduğunda, “Yardımcı olabilirler, göreceğiz” sözleriyle belirtmiştir; nitekim bundan önce de Yahudi varlığına, İran’ın partisiyle başa çıkma görevini Suriye’ye bırakmasını önermişti; zira kendi ifadesiyle, Suriye hükümeti “Lübnan’a askeri müdahale etme niyetinin olmadığını” belirtmiş olmasına rağmen, “onların bu işi daha iyi halledeceklerini” düşünüyor.
Yukarıda anlatılanlar bizi, Amerika'nın ve onun bize vaat ettiği istikrarın büyük bir tuzak olduğuna kesin karar vermemizi sağlamaktadır; bu istikrar söyleminin hedefi, Amerika'nın kendi çıkarlarını gerçekleştirmesi, imkânlarımız ve kararlarımız üzerindeki hâkimiyetini pekiştirmesidir; buna inanmak ve boyun eğmek ise bizi son derece tehlikeli bir yola ve derin bir uçuruma sürükleyecektir; bundan kurtuluşumuz ancak Amerika ve komplo kuran bütün devletlerle olan bağları koparmak, yalnızca Allah'ın ipine sımsıkı sarılmak; O'nun şeriatına uymak ve Allah Azze ve Celle'yi razı edecek, bizi O'nun yardımına mazhar kılacak ve böylece dünyada izzetimizi, ahirette ise kurtuluşumuzu gerçekleştirecek Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafetin gölgesinde Allah'ın indirdikleriyle olan yönetimi ikame etmekle mümkündür.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ali Mustafa El-Bekri - Suriye