- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
ABD’nin Hakimiyetinin Çöküşü ve İslam Ümmeti İçin Bir Ders
Haber:
ABD'nin İran'a karşı askerî kampanyasının yeniden başlaması.
Yorum:
On yıllardır İran, ABD’nin politikasına aktif olarak hizmet etmiş ve Orta Doğu’nun her yerinde ABD’nin çıkarlarını güçlendirmede merkezi bir rol oynamıştır. Ancak aynı zamanda İran, kendi politikasını ve ulusal çıkarlarını da gerçekleştirmeye çalışmıştır. Bu ikili yaklaşım yoluyla İran, bölgede aşamalı olarak büyük bir nüfuz kurup bunu genişletmiş, ittifaklar geliştirmiş, stratejik konumunu güçlendirmiş ve başlı başına etkili bir güç olarak öne çıkmıştır.
İran’ın artan bölgesel nüfuzu, bu dönüşümü tersine çevirme konusundaki kibir ve kararlılığıyla hareket eden Amerika’yı, İran’ı tamamen boyun eğdirmek hedefiyle saldırgan bir askeri kampanya başlatmaya itmiştir. Amerika'nın hedefi açıktır: İran’ın petrol kaynaklarını kontrol altına almak, bu kaynaklara kendi siyasi kararlarını dayatmak ve Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyetini güvence altına almaktır. Bu hakimiyet, Amerika’nın yükselen bir bölgesel gücü zayıflatmasına, onun küresel enerji yollarındaki kontrolünü sıkılaştırmasına ve bu nüfuzu Çin gibi rakiplere karşı kullanmasına imkân verecektir.
Ancak bu girişim başarısız oldu. Zira İran şu anda açıkça işbirliğini reddediyor, şiddetle bağımsızlık arzusunu vurguluyor ve kararlılıkla kendi stratejik yolunda ilerliyor. Yani İran artık Amerika'nın yörüngesinde bir değer teşkil etmiyor. Bunun yerine, ABD’nin hegemonyasına aktif bir şekilde meydan okuyor ve bu süreçte ABD’nin kaynaklarını ve itibarını tüketiyor.
ABD ise bu yeni gerçekliği kabul edilemez bulmaktadır. Yani Amerikan liderliği, egemen bir İran’ın bağımsız bir yol izlemesini kabul etmesi mümkün değildir. Bu temel çatışma, diplomatik müzakerelerin defalarca başarısız olmasının ve gelecekte başarılı olma umudunun neredeyse hiç olmamasının nedenini açıklamaktadır. Amerika’nın gerçek hedefi olduğu gibi kalmaya devam etmektedir: Yani hedefi, bir arada yaşama veya uzlaşma değil, aksine tam bir hakimiyet ve itaatkâr tabi bir devlettir. Yani Washington için tam ve koşulsuz boyun eğme dışında hiçbir şey kabul edilemez.
ABD’nin bizzat kendisinin yarattığı bu çıkmaz karşısında, bir yol ayrımında durmaktadır. Ya stratejik geri çekilmenin acısını yutacak ve nüfuzunda büyük bir kaybı kabul edecek, ya da boyun eğdirmeyi dayatmak amacıyla yüksek riskli ve geniş çaplı askerî tırmanışa bağlı kalacak. Bu çatışmanın sonucu, özellikle İran’ın şiddetli direnişi ve hayati öneme sahip küresel enerji yollarını kesintiye uğratma konusundaki kanıtlanmış gücünün gölgesinde, büyük ölçüde belirsizliğini korumaya devam etmektedir.
Tüm Müslüman ülkeleri için güçlü bir örnek: İran’ın Amerika’ya tâbi olmayı reddetmesi, İslam ümmetine, Amerika’nın hegemonyasına meydan okunabileceğine dair güçlü bir mesaj vermektedir. Hürmüz Boğazı çevresindeki gelişmeler; egemenliğini teyit eden bir devletin, ABD gücünün sınırlarını nasıl ortaya çıkardığını göstermektedir.
Nitekim Müslüman ülkeleri, devasa enerji rezervleri, bol doğal kaynaklar, hayati öneme sahip ticaret yolları ve kilit coğrafi konumlar gibi muazzam bir stratejik güce sahiptir. Dolayısıyla onlarda eksik olan şey güç değil, aksine siyasi liderlik ve Amerikan hegemonyasının zincirlerinden kurtulmak ve İslam’ı, İslam ümmetini birleştirebilecek tek temel olarak yeniden tesis etmek için bu avantajları kullanma iradesidir.
Sadece İslam sayesinde ümmet, sorunlarını çözebilir, kanını ve şerefini koruyabilir ve Allah Subhanehu ve Teala'ya karşı üstlendiği büyük sorumluluğu yerine getirebilir: Bu sorumluluk ise O’nun dinini ikame etmek ve tüm insanlığa hak olan dini sunmaktır.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Okay Pala