- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber - Yorum
Rohan'dan Ben-Gvir'e... 57 Yıldır Mescid-i Aksa Korumasız!
Haber:
Resmî takım elbisesi ve kravatıyla Avustralyalı Michael Rohan, 1969 yılının tam da bugünlerinde Mescid-i Aksa'daki Kıble Mescidi'ni yaktıktan sonra duruşmalarına katılmış ve yargılamanın sonunda, akli dengesinin bozuk olduğu gerekçesiyle hapse atılmak yerine bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesine yatırılmıştı.
Bugün, suçun işlenmesinden 57 yıl sonra, bu sahne farklı şekillerde tekrarlanmaktadır; zira cami artık sadece yerleşimci gruplar ve “aşırılıkçılar” tarafından değil, tüm zihinsel güçleriyle camiye baskın düzenleyen ve milyonlarca Müslümanın kalbini ateşe veren yetkililer tarafından da ihlal edilmektedir; bunların en önde geleni ise, 4 yıldan daha az bir sürede camiye 18 kez baskın düzenleyen Ulusal Güvenlik Bakanı ve Yahudi Gücü Partisi lideri Itamar Ben-Gvir’dir. (El Cezire)
Yorum:
Mescid-i Aksa'nın yakılması suçunun üzerinden 57 yıl geçti, ancak El-Aksa hâlâ arka arkaya gelen saldırı, ihlal ve baskı dönemlerini yaşamaya devam etmektedir. 1969 yılında yangının Al-Aksa'ya sıçramasından bu yana, işgalin ve yerleşimcilerin onu hedef alma girişimleri hiç durmamış; aksine saldırılar bir suçtan diğerine, bir baskından diğerine geçerek bugün El-Aksa, daha cüretkâr ve tehlikeli planların hedef tahtası haline gelmiştir.
Avustralyalı aşırılıkçı Michael Rohan tarafından El-Aksa’nın ateşe verilmesi olayı, onun bağlamından kopuk bir olay değildir; aksine mescidin gerçekliğini değiştirmeye ve İslami kimliğini silmeye çalışan bir işgalin gölgesinde gerçekleşmiştir. Bugün, on yıllar sonra, Ben Gvir gibi daha da aşırı uçtaki siyasi figürlerin, sanki zaman işgalin lehine akıyormuş ve İslam ümmetinin varlığı ile rolü gerilemekteymiş gibi, El-Aksa’ya girmeye cüret edip orada yeni bir gerçeklik dayatmaya çağırdıklarını görmekteyiz!
Her Müslümanı uykusuz bırakması gereken soru sadece işgal El-Aksa’ya ne yapıyor? değildir; Aksine 2 milyar Müslüman’dan oluşan ümmet nerede? Kutsal mekanlarını koruyan güç nerede? El-Aksa’nın korunmasını sadece kınama açıklamalarıyla değil, egemenlik ve onur meselesi haline getiren devlet nerede? sorusudur.
Geçtiğimiz yıllar, kınama açıklamalarının tek başına hiçbir baskını engelleyemediğini, hiçbir ihlali durduramadığını ve Mescid-i Aksa'nın kapılarından hiçbirini koruyamadığını kanıtlamıştır. Nitekim işgalin, ümmetin tepkisinin açıklamalardan öteye gitmediğini gördükçe cesareti artmış ve bir adımdan diğerine geçmiştir; hatta Mescid-i Aksa'nın bölünmesi ve orada yeni bir fiili durumun dayatılması konusu artık açıkça gündeme getirilir bir hale gelmiştir.
Mescid-i Aksa sadece Filistinlilerin ya da sadece Kudüs halkının meselesi değildir; aksine o, ümmetin akidesinin ve tarihinin ve ümmetin Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in İsra'sının bir parçası olup, İslam’ın kutsal saydığı mescitlerden biridir. Bu nedenle onu ihmal etmek sadece coğrafi bir konumun kaybı değildir, aksine kutsalların da ihmal edilmesidir.
El-Aksa, kademe kademe kaybedilmektedir: İşgalin nazarında kutsallığını yitirmiş, uluslararası siyasi hesaplarda saygınlığını kaybetmiş ve ümmetin genel bilincindeki rolünün bir kısmı da kaybolmuştur; bu arada Yahudileştirme ve yerleşim projeleri adım adım ilerlemektedir. Dolayısıyla sorun, işgalin gücünde değil; aksine El-Aksa’ya yönelik saldırıyı bir ölüm kalım meselesi haline getirecek birleştirici İslami bir gücün yokluğunda yatmaktadır.
Bundan dolayı El-Aksa’daki trajedi bize, daha büyük bir gerçeği hatırlatmaktadır ki o da; birleştirici İslam Devleti'nin yokluğu, Müslümanların kutsallarını şantaja, işgale ve zorbalığa açık bir hale getirmektedir.
57 yıl önce El-Aksa’da yangını çıkaran Rohan’dan, bugünün Ben Gvir’ine ve onun gibilere kadar, yüzler değişse de tehlike devam etmektedir. Ümmet, gücünü, birliğini ve iradesini yeniden elde etmedikçe, işgal onun sessizliğinin sınırlarını sınmaya devam edecektir.
Artık Müslümanların, Mescid-i Aksa’yı korumanın sadece cami kapısındaki bir bekçinin sorumluluğu değil, aksine tüm ümmetin sorumluluğu olduğunu anlamalarının zamanı gelmiştir; kutsalların kurtarılması ve korunması, ümmetin fiili gücünü geri kazandıracak, güç, adalet ve birlik temelli bir proje gerektirmektedir; bu yüzden ümmet, olayların gözlerinin önünde hızla gelişmesini izlemekle yetinmemelidir.
Allah'ım, Mescid-i Aksa'yı koru, onun halkını ve oradaki murabıtları koru, ümmete gücünü ve vahdetini geri ver ve ona işlerinde doğru olanı göster.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdulazim Haşlemon