- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Kaçırılan Penaltı Vuruşundan Ülkenin Evlatlarına Yönelik Saldırılara
Fas Versiyonunda Ekmek ve Stadyum Politikası
Hikaye, bazılarının hakem hatası olarak gördüğü bir şutla ceza sahasında başlıyor; ancak bu şut hakikatte daha geniş ve daha tehlikeli sahneye açılan bir penceredir. Geçersiz sayılan bu şut, milli takımını stadyum ışıklarının gizleyemediği çatlakları örtbas etmek için parlak bir cephe olarak kullanan bir ülkedeki adaletsizliğin yansımasından başka bir şey değildir.
2030 Dünya Kupası'na ev sahipliği yapma ısrarı sportif bir hırs değil, aksine ulusal bir kılıfla kaplanmış özel bir yatırım projesidir. Nitekim büyük bir çıkar örtüsünün arkasında, servet mühendisliği süreci başlamıştır; zira stratejik gayrimenkuller ele geçirilip otel zincirleri satın alınarak nüfuzlu ailelerin finansal portföylerine dahil edilmektedir. Bu bina, ülkeye hizmet etmek için değil, aksine Dünya Kupası hazırlıkları adı altında ülkenin servetlerinin sistematik olarak kamu mülkiyetinden özel mülkiyete dönüştürülmesi sürecidir.
Burada temel bir hakikati ortaya koymak gerekir ki o da şudur; bu rejimler asıl olarak insanların işlerini gözetmek veya onların refahını sağlamak için kurulmamıştır, aksine onlar, Batı'nın halkları ezmek için kullandığı bir sopa olarak tasarlanmış işlevsel-görevlendirilmiş rejimlerdir. Denklem açık ve utanç vericidir; zira Batı servetleri yağmalamakta, rejim ise protestoları bastırmaktadır. Zira rejimin rolü, yolsuzluğuna ve iktidarının temellerinin pekiştirilmesine sessiz kalınması karşılığında, dış güçlerin çıkarlarını güvence altına almak ve kaynakların akışını sağlamaktır. Bu yüzden Dünya Kupası ve diğer turnuvalar, baskı üzerine kurulu aşırı bir istikrarı dünyaya göstermek için rejimin Batı'ya sunduğu iyi davranış belgelerinden başka bir şey değildir.
Bizler, antik Roma kuralının modern bir versiyonuyla karşı karşıyayız; zira ekmek kıtlığı, oyunların sayısının artırılmasıyla telafi edilmektedir. Çünkü ülkenin bütçesi yükselen fiyatların ağırlığı altında ezilirken, milyarlarca dirhemle stadyumlar inşa edilmektedir!
Bu, bu ülkenin evlatlarını önemsiz bir ulusal komaya sürükleme girişimidir; bu da zaferin sevincinin bedelinin, zaten eğitim ve sağlık bütçesinden ödendiğinin unutulmasını sağlamak içindir. Ancak futbolun büyüsü, pazara geri dönüldüğü anda etkisini kaybeden bir uyuşturucu gibidir; zira taraftar, pazara döndüğünde niyetin ekmek almaya yetmediğini ve futbol başarılarının bankalara yatırılmadığını keşfeder.
Yaklaşan patlama, halkı tezahürat yapan bir kalabalık, ülkeyi ise sömürülecek bir çiftlik olarak gören politikanın kaçınılmaz bir sonucudur. Bu süreç şu denklemle özetlenebilir: (lüks ve eğlence + siyasi boşluk ve işlevsel baskı ÷ çökmüş yaşam gerçekliği = kaçınılmaz çöküş).
Jeopolitik savaşın davulları, futbol yanılsamasına yapılan bu yatırımın kırılganlığını ortaya koymaktadır. Oysa stadyumlar bizi korumayacak ve büyük adamların sahip olduğu oteller de çocuklar için güvenlik sağlamayacaktır. Patlama, hakemin düdüğüyle sönmeyecektir; çünkü şişirilmiş derinin büyüsü, açlık, zulüm ve dışarıya bağımlılık karşısında her zaman buharlaşır.
Bu sahte vatancılık labirentinin sonunda bu halkın, tevhid sancağı altında olduğumuz ve ordularımızın Endülüs'ün kalbine ulaşıp Paris sınırlarında fatihler olarak durduğumuz günlerdeki İslam'ın izzetiyle dolu görkemli bir tarihe sahip olduğunu öğrenmesinin zamanı gelmedi mi? İzzetimiz hiçbir gün ayakların tekmelediği bir top olmamış, aksine akide sayesinde dünyayı kendisine yaklaştıran bir ihtişam var etmiştir.
Allah’ın sünnetleri sabit olup hiç kimseye bir güzellik yapmaz; إِنَّ اللّهَ لاَ يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنْفُسِهِمْ “Şüphesiz ki bir kavim, kendini nefsini değiştirmedikçe; Allah da onları değiştirmez.” [Rad 11] İstenen değişim, stadyumlarda deri bir topa tekme atmakla değil, aksine Allah'a verdikleri sözü yerine getiren, Allah'ın vaadini ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in müjdesini gerçekleştirmek için kesin ve samimi bir şekilde çalışan insanların çabalarıyla gerçekleşecektir ki böylece ümmet dinine geri dönsün ve hakkı sahibine, ümmeti onuruna ve İslam'ı da çalınan izzetine yeniden kavuşturacak olan Nübüvvet Minhacı üzere Raşid Hilafet kurulsun.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Manar Abdulhâdi