- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Ramazan Serisi - İslam Tarihinin Aydınlatıcı Anları
Neden Bugün Onu Tekrar Okuyoruz?
İslam tarihi sıklıkla duygusal mevsimlerde gündeme getirilir, genel hikayeler ve dersler şeklinde sunulur, vaaz veya manevi eğlence amacıyla hatırlanır, ardından uygun anların ortadan kalkmasıyla dosya kapatılır. Ancak tarihe yönelik bu yaklaşım sık sık tekrarlanmasına rağmen, bir bilinç oluşturmamış, kalkınmaya yol açmamış ve her yıl daha da kötüye giden ümmetin gerçekliğinin değişmesine katkıda bulunmamıştır.
Bunun nedeni İslam tarihinin hiçbir zaman sadece olayların anlatımından veya bireysel kahramanlıkların kaydından ibaret olmaması, aksine ümmetin projesinin, değişim metodunun ve yönetim ve devlet deneyiminin olduğu bir tarihi olmasıdır. Dolayısıyla bu tarih, maksatlarından koparılıp siyasi ve şerî anlamlarından soyutlandığı zaman, yeniden canlanma kaynağı olmaktan çıkıp bir uyuşturma aracına dönüşür.
Bu nedenle kişileri kutsallaştırmayan, gerçeklikleri parçalamayan ve dini hayatın, yönetimin ve çatışmanın gerçekliğinden izole etmeyen bilinçli bir okumayla İslam tarihinin parlak tutumlarını yeniden okumaya çalışan bu Ramazan silsilesi ortaya çıkmıştır.
İslam davetinin ilk başlangıcından bu yana yaşanan belirleyici tutumlar, rastgele veya vakıalara yönelik doğaçlama tepkiler şeklinde olmamıştır; aksine tamamen açık Rabbani bir metot çerçevesinde gerçekleşmiştir. Dolayısıyla Mekke'deki zayıflık merhalesi, mümin bir cemaatin kurulması, nusret talep etmek, devletin kurulması, ardından düşman güçlerle çatışmanın yönetimi, evet bunların hepsi, tek bir projeyle bağlantılı olan halkalardır.
Bu nedenle Daru'l Erkam, Akabe biati, hicret veya Medine'de devletin kurulması üzerinde düşünürken bunun duygusal bir düşünme değil, aksine anlayış ve istinbattan kaynaklanan bir düşünme olması gerekir; neden inşa akideyle başlamıştır? Neden oluşum tamamlanmadan önce çatışmaya izin verilmemiştir? Neden eksik veya şartlı nusret kabul edilmemiştir? Bir ibadet ve sorumluluk olan yönetim, bir ayrıcalık olmadan nasıl idare edilir?
Bu sorular sadece tarihsel değil, aksine günümüzün gerçekliğiyle ilgili sorulardır.
Bireysel bir din olan İslam ile bir ümmet projesi olan İslam arasında
Ümmetin gerileme dönemlerinde başına gelen en tehlikeli hususlardan biri, İslam'ın, bireysel din alanıyla sınırlandırılması ve yönetim, siyaset, ekonomi ve uluslararası ilişkiler gibi işlerden ayrı tutulması olmuştur. Bu ayrımla birlikte İslam tarihi, ruhsuz bir şekilde anlatılmaya ve tutumları ise gerçek bağlamından kopuk bir şekilde sunulmaya başlanmıştır.
Bu arada İslam tarihindeki aydınlatıcı tutumlar, bu dinin sadece bireyleri düzeltmek için gelmediğini, aksine toplumları yönlendirmek, devleti kurmak ve adaletin tüm insanlara taşımak için geldiğini ortaya koymaktadır. İlk Müslümanların girmiş olduğu çatışma, sadece ahlaki bir çatışma değil, aksine iki farklı yaşam tarzı arasındaki hadari bir çatışma olmuştur.
Neden Ramazan?
Çünkü Ramazan, hiçbir zaman gerçeklikten uzak bir ay olmamıştır; aksine bir bilinç ve uyanış ayı olmuştur; zira Kur'an, hayatı yönlendirmek için bu ayda indirilmiş, Bedir Savaşı, Mekke'nin fethi ve diğer büyük dönüm noktaları bu ayda gerçekleşmiştir. Bu ayda vaaz tüketiminden uzak bir şekilde ümmeti tarihine yeniden bağlamak, onu metoduna yeniden bağlama çabasıdır.
Bizler, bizzat geçmişi yüceltmeye ya da nostaljiye davet etmiyoruz; aksine tek bir gerçeğin beyan edilmesine davet ediyoruz ki o da şudur; dün İslam ile kalkınan bir ümmetin, bugün de İslam'dan başkasıyla kalkınması imkansızıdır; nitekim ümmetin yaşadığı birikmiş krizler kaçınılmaz bir kader değildir, aksine bu aydınlatıcı tutumları ortaya çıkaran metodun yokluğunun doğal bir sonucudur.
Bu silsilenin sunduğu şeyler nelerdir?
Bu bölümler, İslam tarihinden seçilmiş olan tutumları bir silsile şeklinde okunmasını sunmaktadır ki bunların öne çıkanları şunlardır:
- İlk İslami liderlik nasıl oluşturulmuştur?
- Yönetim, nasıl akideye dayalı olarak kurulmuştur?
- İç ve dış çatışmalar nasıl yönetilmiştir?
- Peki bu metot ortadan kaybolup göz ardı edildiğinde zayıflık faktörleri nasıl başlamıştır?
Bu, geçmişi günümüzle bağlayan ve okuyucuyu kendi gerçekliğine ve ümmetine karşı olan fikri ve şerî sorumluluğuyla yüzleştiren sakin bir dille olacaktır.
İslam tarihini yeniden okumak kültürel bir lüks ya da mevsimlik vaaz konusu değildir; aksine kafa karışıklığının olduğu bir zamanda bilinçli olmak için bir zorunluluktur. Zira nasıl kalkındığını anlamayan bir ümmet, neden düştüğünü de anlamayacağı gibi nasıl geri döneceğini de bilemeyecektir.
Bu aydınlatıcı tutumlar, kapanmış sayfalar değildir, aksine görmek, anlamak ve amel etmek isteyen bir kimse için yol göstericilerdir.
Allah'tan, yeryüzünde Allah'ın kelimesini yüceltmek ve Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafet Devleti'ni kurmak için çalışanların yolunda bir aydınlatıcı olmamızı temenni ediyoruz.
Hizb-ut Tahrir Mısır Vilayeti Medya Bürosu