- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Burhan Muzaffer Vani'nin Şehadetinin Üzerinden On Yıl Geçmesinin Ardından
Keşmir Vadisi'nden Yükselen Bir Çığlık ve Ümmetin Sorumluluğu
Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur: مِّنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُم مَّن قَضَى نَحْبَهُ وَمِنْهُم مَّن يَنتَظِرُ وَمَا بَدَّلُوا تَبْدِيلاً “Müminlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir. Bir kısmı da beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.” [Ahzab 23]
8 Temmuz 2016 tarihinde Hint işgal güçleri, daha yirmili yaşlarının başlarında olan Keşmirli genç komutan Burhan Muzaffer Vani’yi öldürdü. O kader belirleyici günlere müteakiben, işgale karşı açık bir meydan okuma sahnesi yaşandı; zira milyonlarca insan, sokağa çıkma yasağına rağmen meydan okuyarak sokağa dökülmüş, bütün bir nesli kör eden plastik mermili tüfeklere karşı koymuş ve özgürlük sloganları atarak şehitlerini uğurlamıştı. Unutulmuş cephe Keşmir, yeniden kükremişti.
Ancak bu kükreyiş, sesin en gür bir şekilde çıkması gereken yerde acımasız bir sessizlikle karşılanmıştır. Zira Pakistan’daki sivil ve askeri ajan yönetim, Burhan’ın kanını diplomatik bir pazarlığa dönüştürmüştür. Çünkü onun, Amerika'ya hizmet ederken elde ettikleri madalyalarla donatılmış generalleri, kafir uluslararası sistemin diliyle formüle edilmiş bildiriler yayınlarlarken, elleri ise Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası'nın zincirlerine bağlanmış bir halde efendileri Amerika'yı memnun etmek için çalışmaya devam etmişlerdir. İslamabad yöneticileri, mazlumların çığlıklarına icabet etmediler; aksine Birleşmiş Milletler’de kararlar almakla yetindiler. Oysa kararları Filistin, Keşmir ve diğer yerlerdeki Müslümanlara sonu gelmeyen mezarlıklardan başka hiçbir güvence sağlamayan bizzat bu Birleşmiş Milletler'dir.
Burhan Vani’nin şehadetinin ümmete verdiği acı ders işte şudur: Ulus devletin, Sykes-Picot ve Radcliffe gibi sömürgeci mühendislerin formüle ettiği bir kafes olmasıdır. Bu kafesin bekçileri, ulusal kan sınırlarını çizen aynı rejime sadıktırlar. Madalyalarla donatılmış generaller, dünyevî makamlar ve bağımsızlık yanılsaması uğruna şehitlerin kanına ihanet ettiler. İslam’ı koruyormuş gibi görünüyorlar ama hapishaneleri, İslam’ın kamil bir şekilde uygulanmasına davet edenlerle doludur. Ayrıca Keşmirli Müslümanların kanını, Hindu devletiyle yürüttükleri gizli müzakerelerde bir pazarlık aracı haline getirdikleri gibi ticaret yolları karşılığında onuru satıyorlar ve şehadeti de diplomatik tanınma ile değiştiriyorlar.
Keşmir mezarlıkları, kötü şöhretli “Baba 2” sorgu merkezi gibi işkence merkezleri ve kayıplar için toplu mezarlar, işgalin yönetilen bir sınır anlaşmazlığına değil, aksine İslam'a ve Müslümanlara karşı açılmış bir savaş olduğu yönündeki acı gerçeğe tanıklık etmektedir. Bunun aciz BM kararlarıyla ve ajan yöneticilerin attığı boş sloganlarla çözülmesi imkansızdır. Keşmir’deki cihat, başka bir ajan grubun yönettiği bir toprak parçası için verilen bir çatışma değil; aksine Allah Subhanehu ve Teala'nın kelimesini yüceltmek için verilen bir çatışma olup bu da ancak Hilafetin gölgesinde zaferle sonuçlanacaktır.
Müslüman ülkelerin ordularını, pasaportlarla parçalanmış ulusal kuvvetler olarak değil de Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sancağı altında yürüyen tek bir birleşik ordu olarak seferber edecek olan sadece Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafettir. Ayrıca yapay ulusal sınırları yıkacak ve toprak uğruna değil, aksine küfür kanunlarının yerine İslam’ın adaletini tesis etmek için Keşmir’den Filistin’e kadar işgal altındaki toprakları kurtaracak olan da Hilafettir. Zira Hilafet, Keşmir’i kelepçeleyen antlaşmaları tanımadığı gibi Güvenlik Konseyi’ne ve insan hakları raporlarına da boyun eğmez ve sadece Allah Subhanehu ve Teala'dan korkar.
Burhan Vani'nin bu kadar genç yaşta şehit olması, hem bir hatırlatma hem de bir sorumluluktur; zira o bize, ümmete liderlik ettiğini iddia edenler her şeyi satarken bu ümmetin gençlerinin her şeyini feda etmeye hazır olduğunu hatırlatmaktadır. Bu da bizi, şu soruyu sormaya zorlamaktadır: 21 yaşındaki bir genç işgalin temellerini sarsarken bizler ne yaptık? Cevap sadece hüzün olamaz; aksine Burhan ve diğer şehitlerin kanını, sadece ihanet sicilindeki bir satır değil de zaferin yakıtı haline getirecek tek liderlik olan Raşidi Hilafeti kurarak İslami hayatı yeniden başlatmak için siyasi ve fikri olarak kararlı bir şekilde çalışmak gerekir.
İşte o zamana kadar Keşmir vadilerinin çığlığı, kurtuluş çağrısına cevap verme gücüne sahip olanların uykusunu kaçırmaya devam edecektir. O halde icabet edin ey Pakistan ve Bangladeş orduları!
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Abdullah – İşgal Altındaki Keşmir