- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Ey Fas Halkı: Bu Utanca Nasıl Sessiz Kalabilirsiniz?
Gazze’deki Kardeşleriniz Yok Ediliyor; Hain Rejim İse Onları Öldürenler İçin Rabat’ta Büyükelçilik Açıyor!
Ey Fas halkı, ey azim İslam'ın evlatları; bu, en büyük bir ihanet olup Fas’taki rezil ve utanç verici rejim, bunu kendi politikası ve yönetim biçimi haline getirmiş, komplo kurmuş ve gazabına uğramış olan varlığın arkasında durup onu desteklemiş; hatta Gazze’yi yok etmelerine ortak olmuştur. Bugün ise, Yahudi varlığının Aksa'nızı ve Nebiniz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in İsra'sını gasbetmesinin ve kardeşlerinizi yok etmesinin mükafatı olarak Rabat’ta onlar için bir elçilik açmaktadır!
Nitekim 16 Eylül 2026 tarihinde New York’ta üçlü bir toplantı düzenlenmiş ve Siyonist ve uluslararası kaynaklar, toplantının Fas ile Yahudi varlığı arasındaki diplomatik temsil düzeyini iki büyükelçilik seviyesine yükseltme ve iki büyükelçi atama konusunda bir anlaşmaya varılmasıyla sonuçlandığını vurgulamıştır.
Taraflar ayrıca, aralarındaki hava uçuşlarını artırma ve karşılıklı yatırımları, ekonomik ve ticari ilişkileri kolaylaştırmayı hedefleyen anlaşmaların son rötuşlarını yapma konusunda mutabık kalmıştır.
Gazze’nin maruz kaldığı katliam, onun trajedileri, dehşetleri ve halkının soykırıma uğraması, sömürgeleştirilmiş ve siyasi olarak gasp edilmiş tüm ülkelerimizde bir asırdır yaşadığımız acı siyasi gerçeği, kafir Haçlının bizi bağladığı fikri, siyasi, ekonomik ve askeri zincirler yoluyla üzerimize çöreklendiğini, bizim için hapishaneler kurduğunu ve bu hapishanelerin üzerine ajanlarını bekçi ve gardiyan olarak diktiğini açığa çıkarmıştır.
Bugün ortaya çıkan şey, devlet yanılsaması ile işlevsel sömürge gerçeği arasındaki bu yapay engellerin ve ayrımların tamamen yıkılması, sömürge gerçeğinin ve siyasi gasbın boyutunun ifşa olması, devlet, egemenlik ve yönetimin sahteliğinin bütünüyle buharlaşması, yöneticinin ortadan kaybolması ve bizim de, kafir Batı’nın projelerini uygulayıp yürürlüğe koymak, sömürgeci görevi yerine getirmek ve Batı’nın üstünlük, kontrol ve hegemonya gayesini gerçekleştirmekle görevlendirilmiş sömürgecinin hapishane gardiyanları ile ajan ve kölesiyle karşı karşıya kalmamızdır. Dolayısıyla bugünkü sömürgecinin durumu, çürüme, çözülme ve yok olma aşamasındadır; bununla birlikte yönetici ve yönetimin ihanet halinin ötesine geçerek, sömürgeciliğin hamurundan olan bir sömürgecinin ajanı haline geldik. Bu ajanın İslam’a ve ümmetine karşı düşmanlığı, kâfir Batı’nın düşmanlığı gibidir. Dolayısıyla bizler, ümmetin bünyesine sızmış, kâfir Batı'nın zorla ümmetin başına yönetici olarak diktiği, ümmete ve çıkarlarına düşman olan bir düşmanlık durumuyla karşı karşıyayız. Bugün katledilen ve yok edilen Gazze, sömürgeciyi ve kendini kafir Batı’ya adamış sömürgecinin ajanını açığa çıkarmıştır; bizler de, içimizde iktidarı gasp eden bir düşmanla ve dışarıda hüküm ve karar sahibi bir başka düşmanla yürütülen Haçlı medeniyet savaşı karşısında tamamen açıkta kaldık ve savaşımız da iki cephede yürümektedir.
Sömürge mahallelerinin ajanları bugün, İslam ile kafir Batı arasındaki öğütücü Haçlı medeniyet savaşında son derece yıkıcı ve ölümcül bir Batı topu ve bombası olup bu savaşın araçları ise gazaba uğramış varlık ile Müslümanların ülkelerindeki hain ve utanç verici rejimlerdir.
Kahrolası aşağılık ve utanç verici rejimler, ihanetlerinde ne kadar da arsızdırlar; zira Fas’taki bu hain rejim, komplo kurmuş, dahası Siyonistlerle birlikte Gazze'nin yok edilmesine ortak olmuş, onlar için bir ikmal ve destek üssü haline gelmiş ve Gazze'yi uluslararası düzeyde işgal etmek üzere Trump'ın kurulunu desteklemek için güçler göndermiştir. Bakın işte bugün o, aşağılık ve utanç verici bir şekilde, yaslı Gazze'deki tertemiz ve hayırlı İslam'ın evlatlarının kanına susamış katil gaspçı varlığı, Fas'taki İslam topraklarında bu varlığa büyükelçilik açarak ödüllendirmektedir.
Sömürgecinin ağıllarında hüküm süren bu siyasi durum, yönetimin ihanetini aşarak, yönetimin başına çöreklenen Siyonistleşmiş bir duruma dönüşmüştür; böylece kâfir Batı onun efendisi ve veliyyülemri, aşağılık Yahudi varlığı onun varlığı, Gazze halkı ve diğer Müslümanlar ise onun hasımları ve düşmanları olmuştur.
Ey Fas halkı: Bu çürümüş işlevsel rejim, ihanetlerindeki ahlaksızlığında o kadar ileri gitti ki, ihanet onun dini, alışkanlığı, şeriatı ve politikası haline gelmiş; ülkeyi ve halkını derin bir uçuruma sürüklemiş ve onları uçurumun eşiğine getirmiştir; hakikatleri ve kesin mefhumlarıyla oynamadığı hiçbir bir din bırakmamış, Amerikan RAND Enstitüsü’nün sahte İslam’ı (“modernist İslam”) ile İbrahimî şirki kendi dini ve şeriatı haline getirmiş, buna dini alanda bir “reform” adını vermiş ve bunun için yalancılar ordusu hazırlamış ve onlara da rehberler adını vermiştir. Daha sonra Faslı Müslümanların dinini ifsat etmekle birlikte bu dini tahrifata zındıklık ve ateizmi de eklemiş; fikir ve inanç özgürlüğü adı altında zındıklıklarını ve sapkınlıklarını yaymaları için zındıklara ve ateistlere makamlar, mevkiler ve platformlar sağlamıştır. Sonra yıkım ve tahribatın balyozunu insanların hayatına indirmiş, onu bir işkence cehennemi ve ıstırap yuvasına dönüştürmüş; uygulamaya koymadığı hiçbir zalim laik kanun ve hiçbir yıkıcı Batılı sömürge projesi bırakmamıştır. Böylece ülkeyi, vahşi Batılı kapitalizmin yağmasına dönüştürmüş ve onların hırsızlığına; (yani Yeşil Plan ve Yeşil Nesil adı altında ülkenin tarımının yağmalanmasına, Halieutis Planı ve deniz balıkçılığı anlaşmaları adı altında ülkenin denizlerinin yağmalanmasına, yabancı yatırım adı altında yeraltı kaynaklarının, madenlerin, petrolün ve gazın yağmalanmasına, sömürgeci Batı'ya hizmet eden ve ülke halkı için bir yük olan altyapı “yollar, havaalanları, limanlar, ekipmanlar, ulaşım araçları ve iletişim ağları” inşa etmek için ülkeyi borçlar denizinde boğulmasına, ardından Dünya Kupası’nın düzenlenmesi gibi bir saçmalık ve Batılı kapitalist şirketlerin çarklarını döndürmek için yapılan doğrudan ve dolaylı astronomik harcamalara, bununla birlikte bu zehirli zırvalığa eşlik eden kültürel istilaya) ortak olmuştur. Sonra Müslüman ülke halkının toplantısı için gelerek CEDAW Sözleşmesi'nin fuhşiyatını toplumsal bir sistem olarak yasalaştırarak onu tamamen yerle bir etmiş; bu yolla her türlü ahlaksızlığı ve kötülüğü yasallaştırmış, zina fuhşiyatını rızaya dayalı bir ilişki haline getirmiş, zina çocuklarına soy bağı tanımış, boşanmayı asıl, evliliği ise anormal bir durum haline getirerek aileleri parçalayıp çocukları perişan etmiş, ebeveynler arasına düşmanlık ve nefret tohumları ekerek akrabalık bağlarını koparmış, Rabbani miras hükümleriyle oynayarak Allah'ın adaletli taksimine ve kullarına olan merhametine karşı gelmiştir; dolayısıyla onun fesadının ve ifsadının kaydı saymakla bitmez; zira o, işlemediği, yaymadığı ve açığa çıkarmadığı hiçbir kötülük bırakmamıştır.
Bakın işte bugün, Batı’nın Haçlı savaşında savaşmakta olup Batı’nın üssü ile suç merkezini, yani gazaba uğramış gaspçı varlığı savunmak için canını dişine takmış; hatta alçaklığı ve zayıflığı ortaya çıktıktan sonra Fas beldesini onun için ikmal, destek ve yardım üssü haline getirmiştir; zira hain rejimin varlık için kuracağı büyükelçilik, Fas'taki Yahudi nüfuzunu meşrulaştırmak için olup Yahudilerin, (tarım sektörü, hurma, domates ve avokado yetiştiriciliği, sulama, su arıtma ve genetiği değiştirme, sanayi ve insansız hava aracı üretimi, yazılım teknolojisi, yapay zeka ve dijital altyapı, güvenlik ve askeri alan, emlak ve kıyı şeridinde yerli halkın mülklerine el konulması ile buna eşlik eden mülk müsaderesi, yıkım ve yerinden edilme, turizm, turizm tesisleri, plajlar, özel tatil köyleri ve ahlaksız yaşam tarzı, ticaret ve ülkede eşi benzeri görülmemiş aşırı pahalılığa yol açan zehirli tekelleşmesi…) gibi ülkenin ekonomik dokusuna sızdığının kanıtları bunu açıkça ortaya koymaktadır. Ayrıca Yahudilerin nüfuzu kültürel meseleye de uzanmış; fikirler savaşındaki izleri, basiret sahibi gözler için gizlenemez bir hâle gelmiştir; Yahudi danışman Azoulay’ın kültürel meseledeki rolü ise açıkça ortadadır...
Ey Fas halkı, ey azim İslam’ın evlatları: Bu hain rejimin büyük ihaneti, Rabbiniz katında size hiçbir mazeret bırakmamıştır; zira kadınlarınız, oğullarınız, babalarınız ve erkekleriniz yok edilmekte, kutsallarınız gasp edilmekte ve Fas’ın kapıları, yakınlarınızı öldüren ve kutsallarınızı gasp edenlere açılmaktadır; aman ha bu utancı uzaklaştırın; çünkü bu hain ve ahlaksız rejimin batılına boyun eğip, ihanetine ve suçlarına sessiz kalırsanız, sizi helake sürükleyecek ve Rabbinizin öfkesini üzerinize çekecektir; bu hain ve ahlaksız rejim size hiçbir mazeret bırakmamıştır. Bu yüzden onunla birlikte, bir üçüncüsü olmayan iki seçenekle karşı karşıyasınız: Ya rejimi kökünden söküp azim İslam'ınızın Hilafetini kurmak yoluyla Rabbinizin şeriatıyla hükmederek İslam ile kurtulacaksınız, ya da rejimin kötülüklerine sessiz kalarak kendinizi küfre, sapkınlığa, helake ve apaçık bir kayba sürükleyeceksiniz.
أَفَمَن يَعْلَمُ أَنَّمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ الْحَقُّ كَمَنْ هُوَ أَعْمَى إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُولُو الْأَلْبَابِ “Rasulüm! Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu bilip de buna inananla, bunu göremeyecek kadar kör olan hiç eşit olur mu? Ancak gerçek akıl sahipleri, düşünüp ders ve öğüt alır.” [Ra’d 19]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Münâci Muhammed