Çarşamba, 02 Ramadan 1442 | 2021/04/14
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

بسم الله الرحمن الرحيم

Soru Cevap
ABD Başkanlık Seçimlerinin Yansımaları

Soru:

ABD başkanlık seçimlerine bu kez Başkan Trump ile Demokrat rakibi Biden arasındaki gerginlikler eşlik etti. Sonra haberlerde duyurulduğu gibi Biden kazandı, ancak Trump sonuçları tanımadı. Seçimlere eşlik eden bu gerginlikler Biden’ın kazanmasından sonra yatışır mı? Washington’da yumuşak bir devir teslim süreci yaşanır mı? Yoksa bu gidişatın, içeriden ve dışarıdan daha ciddi ve daha öngörülemez sonuçları mı olur?

Cevap:

Bu defa neredeyse herkes, Amerika’daki bu başkanlık seçimlerinin daha önce benzeri görülmemiş bir seçim olduğu konusunda görüş birliği içinde. Nitekim seçim süreci son derece gergin geçmiş, ABD Başkanı Trump seçimleri kaybetme ihtimalini, bunun yalnızca seçimlerde hile olması halinde mümkün olabileceği şeklinde nitelemiştir ve bunu da seçimlerden aylar önce söylemiştir. Başkanlık konumunu korumak konusundaki ısrarı o kadar belirgindi ki Washington’daki politikacılar, Beyaz Saray’dan ayrılmayı reddetmesi halinde Trump’a karşı nasıl davranacaklarını araştırıyorlardı! Dolayısıyla önemli olan, seçimlerden önceki ve sonraki koşulların açıklanmasıdır ki bu aşağıdaki gibidir:

Birincisi: 20 Ocak 2017’de iktidara gelir gelmez, Trump içeride ve dışarıda dikkat çekici bir biçimde hareket etmeye başladı.

1- İçeride; Başkan hiçbir muhalifini umursamadı, esas adamlarını görevden alma veya istifa yoluyla değişiklik yönetiminin en bariz özelliğiydi. Nitekim yönetimindeki bakanları ve direktörleri dört yıl içinden birden fazla değiştirdi. Halen dahi aynı zihniyetle hareket etmeye devam ediyor. 09.11.2020 günü, yani Biden’ın seçimleri kazandığının açıklanmasından sonra Savunma Bakanı Mark Esper’i görevden aldı. Afrika asıllı Amerikalılara ve kendisi aleyhinde başlayan sert gösterilere karşı Amerikan polisinin ırkçı tutumu konusunda da Trump geri adım atmadı. Polise baskı yapması veya yetkilerini azaltması yönündeki çağrıları reddetti. Bizatihi bazen alenen, bazen zımnen yaptığı açıklamalar bile ırkçılık kokusu taşıyordu. Yine iş fırsatları oluşturmak (!) bahanesiyle şirketler lehine vergileri önemli ölçüde azaltıyordu.

2- Dışarıda; Çin’e karşı ekonomik bir savaş başlattı, Amerika için ekonomik korumacılık politikası içeren yeni bir dönem başlattı. Paris İklim Anlaşması ve Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA) gibi uluslararası anlaşmalardan, Dünya Sağlık Örgütü gibi çeşitli uluslararası örgütlerden ayrılma kararı aldı. Avrupalılar gibi müttefikleri ile karşı karşıya geldi. İngiltere ile büyük bir ticaret anlaşması yaparak Avrupa Birliği’nden çıkışına (Brexit) yardım etmek suretiyle açıkça İngiltere’nin yanında yer aldı. Daha fazla harcama yapmalarını talep ederek NATO ülkelerine saldırdı. Keza İslam coğrafyasındaki Amerikan ajanları ve uşaklarına ciddi ölçüde aşağılayıcı şekilde davrandı.

İkincisi: Amerika nasıl bölündü: Trump iktidara geldiğinde keskin dönüşler yapmaya başladı. Amerika’da pek çok hastalık belirtisi ortaya çıktı ve bu durum yönetiminin dört yılı boyunca çok daha belirgin hale geldi:

1- Başkan Trump’ın 2016’daki seçim kampanyasından itibaren, halkın büyük bir kesimi arasında hızla öne çıkan ırkçı eğilimler görülmeye başladı. Beyaz ırkın üstünlüğünü savunan gruplar ortaya çıktı. Bunlar elbette Trump öncesi dönemde de mevcuttu, ancak onun yönetimi sırasında hortladılar ve büyüdüler. “Beyaz” polisler siyahi insanları katletmeye başladı. Böylece Amerika, beyazlar ve siyahiler arasında bölündü. “Black Lives Matter” (Siyahilerin Hayatları Önemlidir) grubu, gösteriler yapan, hak ve eşitlik talep eden siyasi bir grup haline dönüştü. Buna karşılık beyazlardan oluşan silahlı milisler de daha organize olarak öne çıktılar ve istikrarı sarsmaya hazırlandılar.

2- Trump yönetimi Avrupalı müttefiklerini de aşağılamaya başladı. Öyle ki Savunma Bakanı Mattis, istifasını açıkladığı mektubunda “müttefiklere saygılı davranılması gerektiğini” yazdı. [21.12.2018 el-Yevmu’s-Sabi gazetesi]

3- Amerikan Başkanı Trump, 2017 yılında başkanlığı teslim almasından itibaren ekonomik korumacılık politikasına çağrıda bulundu, başka bir ifadeyle, Amerikan ekonomisinin, ülkesini işgal eden Çin ve Avrupa mallarına karşı korunması ve uluslararası serbest ticaret koşullarında bunlarla rekabet edemeyen fabrikaların peş peşe kapanması sürecine son verilmesi gerektiğini savundu. Trump meselelere hep at gözlüğünden baktı, böylece ülke içinde kendisine amansız düşmanlar üretmeye başladı. En büyük düşmanları, kendisine şiddetle karşı çıkan, çeşitli sorunlarda ona karşı gösteri yapmaları için binlerce çalışanını işten çıkaran ve kendisini zorda bırakan bilgi sızdırma silahını ona doğrultan teknoloji şirketleriydi. Zira bu şirketler yapıları gereği uluslararası nitelikte olduğundan ticari engeller istemezler, diğer ülkelerin Trump’ın politikasına tepki olarak kendilerine kısıtlama uygulamasından hoşlanmazlar. Nitekim Çin, büyük Çin pazarı için salyalarını akıtan bu şirketleri kısıtlama uygulamakla tehdit etmiştir. Fransa bu şirketlerden ülkede elde ettikleri gelirler için vergi istemeye başlamıştır. Dolayısıyla bu şirketler Başkan Trump’tan bir an evvel kurtulmaya azmetmişler, Trump karşıtı kampanyaların köşe taşları olmuşlar ve Joe Biden’ın seçim kampanyasının merkezinde yer almışlardır.

4- Tüm dünya, halk sağlığı, Koronavirüsü önleme ve korunma konularından söz ederken, Amerikan Başkanı ilaç ve aşı üzerinden ticari öngörülere odaklandı ve yine ilacı üretip ayrıcalıklı haklar elde edecek olanların kazanacağı muazzam karlara odaklandı. Bu tavrıyla insani hiçbir bakışa sahip olmadığını gösteriyordu. Sonra Amerikan başkanı Koronavirüse karşı mücadele kapsamında ülkenin kapatılmasına karşı çıkarken gerekçesi ekonomiydi. Yine eyaletlerdeki demokrat liderler ile Başkan Trump arasında koronavirüsle mücadele için ülkenin kapatılması konusunda oldukça sert tonda karşılıklı açıklama savaşı baş gösterdi. Trump, ekonominin işlemesini isteyen petrol, üretim ve perakende şirketlerinin yanında yer alırken, aralarında Demokrat Parti liderlerinin de bulunduğu diğer muhalifler, Koronavirüs sonucu yayılan korku ve panik durumunu gerekçe göstererek ona karşı ekonominin kapatılmasını savunanların yanında yer aldı. Ancak ekonominin kapatılması düşüncesinin, bunu savunanların ve Trump’a hasım olanların arkasında açıkta görünmeyen taraflar vardı ki bunlar, ekonomi tarihinde benzeri görülmemiş bir şekilde sürekli büyüyen teknoloji ve yapay zekâ şirketleriydi. Koronavirüs salgını ortaya çıkıp tüm dünyada insanlar evlerindeki küçük ekranların karşısına oturduğu ve diğer harcamalarını kıstığı zaman, teknoloji şirketlerinin sermayelerinde hayal edilemeyecek devasa bir artış yaşandı. Başta Amazon olmak üzere e-ticaret şirketlerinin kârları ve piyasa değerleri hiç öngörülmemiş seviyelere sıçradı. Öyle ki bazıları (Amazon kurucusu gibi) şirketinin piyasa değerinde meydana gelen artış ile birlikte sadece 24 saat içinde 6 milyar dolar kâr elde ettiler. Dev Amerikan teknoloji şirketleri, bu yılın üçüncü çeyreğinde toplam 38 milyar dolar kar elde ettiklerini açıkladılar. (BBC, 30.10.2020). Amazon, Apple, Google’ın üst firması Alphabet, Facebook, Elon Musk’ın şirketleri gibi Amerika’nın dev teknoloji şirketlerinin elde ettiği tüm bu astronomik karlar, bilhassa Koronavirüsün gölgesinde zarar eden petrol ve enerji şirketlerinin öfkelenmesine neden oldu. Yine bizatihi ABD Başkanı’nın New York’taki kulesi ve Florida’daki tatil beldesinde yatırım yaptığı turizm sektörlerinin yanı sıra Koronavirüs salgınından etkilenen İngiltere’de yatırım yaptığı spor sektöründeki şirketlerin de öfkelenmesine neden olmuştur.

Üçüncüsü: ABD Seçimleri ve Hile:

1- 2020 ABD başkanlık seçimleri önceki seçimler gibi olmamıştır. Çünkü ağırlıklı olarak demokratların kullandığı posta yoluyla verilen oyların sayım sürecinin devam etmesi ve uzun sürmesi nedeniyle seçimi kazananın kim olduğu yaklaşık bir hafta geç açıklandı. Başkan Trump, seçimlerden aylar önce posta yoluyla oylamayı reddettiğini açıklamış, bunun büyük bir seçim hilesine neden olacağını söylemiş, destekçilerinden sandıkta oy kullanmalarını istemiştir. Demokratlar ise posta yoluyla oylama kapsamının genişletilmesini, posta yoluyla oylama önündeki tüm yasal engellerin kaldırılmasını talep etmiştir. Bu seçim hilesinden ziyade dahiyane bir planlamadır.

2- Neden dâhiyane olduğuna gelince; Demokrat Parti destekçileri normal (sandıkta) seçimlere tam olarak iştirak etmezler, bu yüzden parti oylarının bir kısmını kaybeder. Koronavirüs salgını gündeme geldiğinde Demokrat Parti posta yoluyla oylama imkânı olmasaydı ciddi bir oy kaybına uğrayabilirdi. Trump’ın ise böyle bir sorunu yoktu. Çünkü destekçileri kararlı ve nispeten ilkeli bir şekilde sandıkta oylamaya giderler, geride kalmazlar. Bu nedenle Koronavirüs bahanesiyle posta yoluyla oy kullanma kapsamının genişletilmesi Demokrat Parti için büyük bir nimet olmuştur. Gerçekten de ilk gün açıklanan oylar belirgin bir şekilde Trump lehine iken, salıncak eyaletlerde posta yoluyla gelen oyların sayılmasıyla birlikte sonuç eğrisi demokrat Biden lehine yön değiştirmeye başlamıştır. Ki böyle bir sonuç zaten bekleniyordu. Nitekim Pennsylvania eyaletinin başkenti Philadelphia’da, Trump 100 bin oyla Biden’ın önünde görünmesine rağmen posta yoluyla gelen oyların Biden’ın zaferini garantileyeceği beklentisiyle Biden taraftarları oy sayım merkezi önünde kutlamalar yapmıştır. Medya organlarının Biden’ın bu salıncak eyalette kazandığını açıklamasıyla birlikte seçimleri kazandığını ilan etmesi mümkün olmuştur. Zira Pennsylvania’nın oyları Biden’ın seçici kurul için gereken 270 sandalyeye ulaşmasını garantilemiştir.

Dördüncüsü: Şimdi Gidişat Nereye Doğru?

1- Kazanan aday, seçim zaferini teyit etmek üzere neredeyse her gün açıklamalar yapar, Koronavirüs konusunda sağlık brifingleri yapar, kazanan aday olduğu için evinin üstünde uçuşa yasak bölge uygulatır, yerel ve uluslararası tebrik mesajları alır, ABD’nin seçilmiş yeni başkanı sıfatıyla dünya liderleriyle görüşür vs. Trump ise seçim sonuçlarını tanımadı ve işleri tersine çevirebilecek hukuki davalar yoluyla seçim sürecinin halen devam ettiği iddia ediyor. Trump, yasal oylarla seçimi kazandığına dair elinde kanıt olmadan kazandığını açıklayarak Biden’ın acele ettiğini söylerken, Biden’ın kampanya sözcüsü Andrew Bates, Trump’ın Beyaz Saray’dan zorla çıkarılacağını ima ediyor, onu mütecaviz (davetsiz misafir) olarak niteliyordu.

2- Bugün Amerika’daki durum son derece tehlikelidir. Alman Savunma Bakanı bunu, “patlamaya hazır” olarak niteliyordu. Hatta bazıları, Trump yanlısı silahlı milislerin seçim merkezlerine saldırıp kaos çıkarabileceğini öngörüyordu. Bazı eyaletlerde birtakım taşkınlıklar yaşansa da böyle bir durum önemli ölçüde gerçekleşmedi. Başkanın hukuki davalar ve politik oyunlar yoluyla ikinci dönem beklentisi sürdükçe bu tür bir durum ertelenir gibi öngörülmektedir.

Öte yandan 10 Kasım 2020’de Aljazeera.net’in Washington Post gazetesinden aktardığına göre, “seçilmiş başkan Joe Biden’ın geçiş (iktidarı teslim alma) ekibi ile işbirliği yapmamaları, bundan uzak durmaları yönünde federal kurumlara talimat verilmiştir.” Ayrıca Trump yönetimi, Amerikan yasalarına göre ofisler kiralamak gibi giderler için seçilmiş adaya (yeni başkana) öngörülen mali ödeneklerin tahsisini reddetmiştir. Trump, 10.11.2020 günü gönderdiği Twitter mesajında, “seçim sonuçları önümüzdeki hafta başında belli olacak ve biz kazanacağız” demiştir. Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da Trump’ın ikinci döneminden söz etmiş, Cumhuriyetçi bir senatör ise bir hükümet yetkilisinin böyle bir açıklama yapmasının oldukça tehlikeli olduğunu söyleyerek tepki göstermiştir. Böylelikle Amerika Birleşik Devletleri, istikrarını ve toprak bütünlüğünü tehdit eden, belki de ciddi bir tehdide dönüşme potansiyeline sahip fiili bir kriz yaşamaya başlamıştır. Nitekim teknoloji şirketlerinin merkezi olan Kaliforniya başta olmak üzere uzun süredir demokratların oy ağırlığına sahip olduğu batı sahilindeki eyaletlerin Trump’ın ikinci dönemini kabul etmesi mümkün değildir. Çünkü Trump ikinci dönemi kazanması halinde, itibarını ve değerini oldukça düşüren ve tweetlerini yasaklayan bu teknoloji şirketlerine asla toleranslı olmayacağını söyleyerek tehditler savurdu. Buna paralel olarak Teksas başta olmak üzere Amerikan’ın büyük petrol ve enerji şirketlerinin merkezi olan güneydeki cumhuriyetçi eyaletler ise seçilmiş başkan Biden’ın kazanmasını kabul etmeyecektir. Çünkü Biden iktidarı teslim alır almaz Paris İklim Anlaşması’na geri dönmek için bir yürütme emri imzalamakla bu şirketleri tehdit etti.

Beşincisi: Hülasa, ABD’de yaşananlar üzerinde durulmaya, gidişatı ve gelişmeleri dikkatle değerlendirilmeye değerdir:

1- Amerika’nın uzun zamandır istismar ederek yararlandığı demokrasi, Başkan Trump’ın iktidarını korumak için giriştiği saçmalıkları hafifletmek için hukuki ve yasal gerekçeler adı altında günden güne açıkça yok ediliyor. Amerika artık tüm olasılıklara ve misillemelere açık bir durumda. Yeni başkan seçimleri kazanan aday Biden de olabilir, ikinci dönemini sürdürmek isteyen şimdiki başkan Trump da olabilir. Gelecek başkan hangisi olursa olsun, kaş yapayım derken göz çıkarırcasına diğer taraftan intikam alacaktır. Böylelikle Amerika iç sorunlar ve çalkantılara boğulmuş olarak kaos yolunda ilerlemektedir. Amerika’nın; Trump, cumhuriyetçiler ve yandaş şirketlerinin merkezi olan Teksas ile Biden, demokratlar ve yandaş şirketlerinin merkezi olan Kaliforniya arasında bölünme yoluna girmesi senaryosu da olasılık dışı değildir. Bu durum sadece Trump’ın kalan iki aylık iktidar dönemiyle sınırlı değildir, akabinde de devam edecektir.

2- Demokratik Kapitalist sistemin dezavantajları bu sistemin temelinde vardır. Basiretli gözler ve işiten kulaklar için bu husus gayet açıktır. Demokratik Kapitalist sistemin en bariz kıymetlerinden biri menfaatçiliktir, yani maddi çıkarlardır. Partisinin temsilciler meclislerindeki nüfuzuna göre doğrudan veya dolaylı olarak başkanı ve yetkileri belirleyen faktör budur. Dolayısıyla menfaatin derecesi ve niteliği ile belirlenen kararlar başkandan başkana değişkenlik gösterir. Filanca başkan kendince menfaat gördüğü bir şey için olumlu bir karar çıkarırken, kendisinden önceki veya sonraki başkan bunu kabul etmeyip olumsuz görebilir, engelleyebilir veya iptal edebilir. Fakat her iki durumda da demokratik kapitalist sistemi uyguladıklarını, beşeri anayasalarına bağlı kaldıklarını vurgularlar, ama her biri kendi hevasına göre hareket eder.

Örneğin, o dönemde yeni başkan olan Trump, 20.01.2017 günü iktidara gelir gelmez, Obama yönetiminin inşa ettiği her şeyi yıkmaya başlamıştı. Obamacare denilen sağlık sigortasını iptal etmiş, Amerikan petrol ve enerji şirketlerinin lehine bir karar alarak Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmiş, Amerika’da silah taşımayı yasallaştırmaya karşı açılan davaları reddetmiş, Amerikan teknoloji şirketlerine elektronik denetim gibi çeşitli kısıtlamalar dayatmak için çabalamış ve bunları Çin’e göndermeye çalışmıştı. Bütün bunlar, eski Başkan Obama’nın yaptıkları ve bunların tersine açıklamalar yapan seçimdeki rakibi Biden’ın aksineydi. Nitekim Biden sağlık sigortasını desteklemekte, silah taşımayı yasallaştırmaya çalışmakta, iktidara gelmesi halinde petrol şirketlerinin aleyhine bir çıkış olarak iklim değişikliği politikalarına dönerek partisi ve ülkesi için ilkeli siyaset izleyeceğini söylemektedir. Hatta daha da ileri giderek (çevreye zarar veren) şirketlere Trump’ın düşürdüğü ek vergileri yeniden getireceğini ifade etmektedir. Bu durum, arkasına teknoloji şirketlerini alan Biden’ı, petrol, enerji ve ayrıca devlet bütçesindeki paylarını toplamaya çalıştığı silah şirketlerine karşı şiddetli bir mücadeleye sokacaktır. Bilindiği gibi Amerika’nın dev petrol şirketleri Teksas’ta yoğunlaşırken dev teknoloji şirketleri Kaliforniya’daki Silikon Vadisi’nde toplanmıştır. Bu durum Cumhuriyetçi ve Demokrat partinin Teksas’a ve Kaliforniya’ya bakışına yansımaktadır.

Açılım ve “küreselleşme” isteyen teknoloji şirketlerinin sahipleri olan kapitalistlerin çıkarları ile kayıplarını durdurmak için Çin rekabetine karşı korunmak isteyen petrol, sanayi ve tarım şirketlerinin çıkarları işte böylece çakışmaktadır. Başkanlar ve avaneleri, rakipleri zararlı olduğunu düşünse bile (!) kendilerinin çıkarlarını gerçekleştireceğini düşündükleri menfaat ölçüsüne göre o veya bu şirketleri desteklemektedir. Tüm bu menfaat ve zarar sahipleri kapitalist sistemi uyguladıklarını söylerler. Tatbik edenlerin arzularına göre her iki ucun (menfaat-zarar) bu sistemde denk kabul edilmesi ne denli şerli olduğunu anlamaya yeterlidir!

3- Trump ile Biden arasındaki husumete kadar bu dezavantajların neden açıkça görülmediğine gelince; bunun üç sebebi vardır:

Birincisi, kazanan ve kaybeden hasımların her birinin halk arasında faydalandıkları geniş bir destekçi tabanı vardır. Menfaat ise kapitalizmdeki en büyük kıymettir. Aynı zamanda rakip başkan olduğu zaman, menfaatin yerini öldürücü darbe alacaktır. Şimdi olan da budur zaten.

İkincisi: Dünyada egemen olan nizamlar kapitalist nizamlardır ve bunlar Amerikan sisteminden bile beterdir. Bu nedenle, Amerikan vatandaşlarının diğer sistemlerle yaptığı herhangi bir karşılaştırma, onlara diğer rejimlerin kendi rejimlerinden daha kötü olduğu izlenimi verecek, ehven-i zarareyn diyerek kabul edeceklerdir!

Üçüncüsü: Amerika’nın ve kapitalist sistemin karşısında duracak bir nizam yoktur ki batıl nizamları karşısında hakkın nasıl olduğunu görebilsinler. Yeryüzünde İslam nizamı uygulanıyor olsaydı, tüm dünyayı hayır ve bereket, adalet ve huzurla doldurur, insanların kapitalist nizama güveni sarsılırdı. İslam’ın devleti olan, La İlâhe İllallah Muhammedün Rasûlullah devleti olan Hilafet Devleti’ni dört gözle beklerlerdi.

Son olarak deriz ki batılın bir sırası, hakkın nice sıraları vardır, hele ki Hilafet şafağının yeniden doğması, akabinde doğunun ve batının tağutlarının tahtlarının çökmesi uğrunda gecesini gündüzüne katan Hizb-ut Tahrir gibi ümmetin bir partisi varken. Azîm olan Allah doğruyu söylemiştir:

وَتِلْكَ الْأَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَيَتَّخِذَ مِنْكُمْ شُهَدَاءَ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِمِينَ * وَلِيُمَحِّصَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَيَمْحَقَ الْكَافِرِينَO günleri biz insanlar arasında döndürür dururuz (zaferi bazen bir topluma bazen öteki topluma nasip ederiz.) Ta ki Allah, iman edenleri ortaya çıkarsın ve aranızdan şahitler edinsin. Allah zalimleri sevmez.[Âli İmran 140]

H.05 Rabiu’s Sânî 1442
M.20 Kasım 2020

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER