Cuma, 08 Safar 1442 | 2020/09/25
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü
Güvenli Bir Ortam Ortadan Kalktıktan ve Kitaplara Kan Bulaştıktan Sonra Eğitimin Ne Kıymeti Kalır?

بسم الله الرحمن الرحيم

Güvenli Bir Ortam Ortadan Kalktıktan ve Kitaplara Kan Bulaştıktan Sonra Eğitimin Ne Kıymeti Kalır?

Şüphesiz ki ilim geniş ve derin bir deniz gibidir. Herkim bu denize yelken açıp, derinliklerine dalsa da ulaşamayacağı daha derin bölgeler her zaman vardır. İnsanın ilmi seviyesine bakacak olursak Allahu Teala'nın ayetinden anladığımız gibi insana az bir ilmin verildiğini görüyoruz.

﴿وَمَا أُوتِيتُم مِّنَ الْعِلْمِ إِلَّا قَلِيلًا

“Size ilimden ancak az bir şey verilmiştir” [İsra 85]

Allah’u Teâlâ bütün insanlara ilim öğrenmeyi ve bu ilimin öğretilmesini istedi. Âlimleri cahillerden üstün kıldı. İlim öğrenmekteki asıl hedefimize baktığımızda ise bunun dini bir hedef olduğunu görüyoruz. Dini hedeflerin dışındaki diğer hedefler ise dünyalık ve boş hedeflerdir. Dünyevi ve dini ilim öğrenen kişiler, vehim ve dinini tahrif eden hurafelere karşı korumasız olan cahillerin tam tersidir. Bu cahiller dünyevi işlerde de doğru davranamazlar. Bu yüzden din konusunda tahsil yapanları, âlimleri, düşünürleri ve bu konuda yetenekli insanları taklit etmekten başka çareleri kalmaz. En sonunda ise ne kendisine ne de başkasına faydası olmayan mukallit(taklitçi) olup çıkarlar.

Burada eğitimin önemini, ilim ve irfanı derinlemesine öğrenmenin zaruretini anlıyoruz. Aynı şekilde ilim ve irfan öğrenmenin, tahsilini yapmanın ve bunu toplumun fertlerine ulaştırmanın metotlarının ve üsluplarının önemini görüyoruz. Bunun sonucunda gelecek nesillere görebilen gözler vererek onların Dünya'yı aydın bir şekilde görmelerine vesile oluruz. Metot ve üslup açısından ise devletlerin bölge (köy-şehir) cinsiyet(kız-erkek) farkı gözetmeden bunu insanlara sağlaması ve sağladıktan sonra koruması gerekiyor. Devletin koruması ve sağlaması gereken en önemli şey ise güvenliktir. İnsanın hayattan beklediği en temel şey güvenli bir hayattır. Çünkü küçükten büyüğe ferdi veya toplumsal her hangi bir maslahatı gerçekleştirebilmek için güvenli bir ortam olması zaruridir. Nitekim Rasulullah () şöyle buyurmuştur:

«منْ أَصبح مِنكُمْ آمِناً في سِرْبِهِ، مُعَافَىً في جَسدِه، عِندهُ قُوتُ يَومِهِ، فَكَأَنَّمَا حِيزَتْ لَهُ الدُّنْيَا بِحذافِيرِها»

''Sizden kim nefsinden emin, bedeni sıhhatli ve günlük yiyeceği de mevcut ise sanki dünyalar onun olmuştur.''

Şüphesiz ki güvenlik Allah Azze ve Celle'nin kullarına verdiği bir nimetidir. Bütün halkların talebi bütün devletlerin ise hedefidir güvenlik. Güvenli bir hayat ve ortam oluşturmak için nice ordular kuruldu, nice paralar harcandı, nice kavgalar ve devrimler yapıldı.

Kuranı Kerim bizlere efendimiz Hz İbrahim'in Mekke'de eşini ve ciğerparesini (oğlunu) bıraktıktan sonra Allah’u Teala'ya bu şehri güvenli ve insana mutmainlik veren bir şehir kılması için dua etti. Allahu Teala onun bu duasından Kur'an-ı Kerim'de şöyle bahsetti:

﴿وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ اجْعَلْ هَـٰذَا بَلَدًا آمِنًا وَارْزُقْ أَهْلَهُ مِنَ الثَّمَرَاتِ

“Ey Rabbim! Burayı emin bir şehir yap, halkından Allah'a ve ahiret gününe inananları çeşitli meyvelerle besle.” [Bakara 126]

Bunun neticesinde Hz. İbrahim'e güvenlik, yemek ve gıda nimeti verildi. Peki ya güvenliğin olmadığı yerde gıdanın önemi ne olur? Yemen'de 2 milyondan fazla çocuk yetersiz beslenmeden dolayı sorun yaşarken; Güney Sudan'da kıtlık göz önündeyken; Doğu Afrika'da kötü gıdaların yüzünden beş yaşından küçük 16 milyon çocuğun hayati tehlikesi olduğu ve bu konu hakkında GTÖ'nün (Gıda ve Tarım Örgütü) tehlike alarmı verdiği halde ve güvenli bir hayatın tüm unsurlarının yok olduğu bu ortamlarda; yöneticilerimizin göz boyamak amaçlı gönderdiği insani yardımların ne kıymeti var?

Aynı şekilde güvenli bir ortam yokken ve kitaplara kan bulaştıktan sonra eğitimin ne önemi var? Kavga ve çatışmanın sayılamayacak kadar çok ve sık olduğu İslam Aleminin çoğu bölgesinde, Suriye, Irak, Yemen ve Libya ve diğer ülkelerde olan şey bu.

Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu UNICEF; ''Dünya üzerinde 535 milyon çocuğun (ki bu rakam Dünya'daki çocuk sayısının dörtte biri demektir) şiddetin, çatışmanın ve felaketin çok olduğu bölgelerde yaşadığını, çoğu zaman iyi bir sağlık hizmeti, iyi bir eğitim ve gıdadan yoksun olduğunu veya şiddet ve hastalıklara karşı korumasız olduğunu ve bu çocukların 390 milyonunun Büyük Sahra Çölü'nün güneyinde, 65 milyonunun ise Ortadoğu'da yaşamakta'' olduğunu belirtiyor.

Bu açıdan bölgedeki olayların tahlilini yaptıktan ve sayılarını göz önünde bulundurduktan sonra ortaya çıkan şok edici istatistiklere bakınca yukarıda bahsedilen çocukların büyük bir kısmının büyük güçlerin sömürdüğü çatışma ve şiddetin çok olduğu ülkelerde yaşadığını görüyoruz.  Bu devletler kendilerini ve halklarının güvenliğini koruma iddiasıyla savaş başlatıyorlar. Maddi menfaatleri için huzursuzluk ve kargaşa meydana getiriyorlar ki bu maddi menfaatler sadece ve sadece masumların kanları üzerinden onlara zulüm yaparak ve onları evlerinden etmekle kazanılıyor.

Herkesin bildiği üzere özellikle Arap Baharından sonra büyük devletler Müslüman beldelerde birçok askeri üs açtılar. Böylelikle tekrar İslam ümmetinin dizginlerini ellerine alabilsinler ve değişim isteyenleri engellesinler. Özellikle Suriye, Irak, Yemen ve Libya'da halen devam eden savaşlar ise insan, yapı ve doğayı yakıp yıkmaya devam ediyor. UNICEF'in son raporunda Suriye'de 2,4 milyon, Irak'ta 3 milyon, Libya'da 1 milyon, Yemen'de ise 2,9 milyon çocuğun okula gitmediğini bildirdi.

Bu rapor baz alınarak Ortadoğu'da 13 milyon çocuğun (toplam çocuk sayısının yaklaşık %40'ı) yaşanan şiddetli çatışmalardan dolayı okula gidemediklerini anlıyoruz. Buna ilaveten çevre ülkelere kendi ülkelerinde kaybettikleri emniyet, güvenlik ve iyi bir yaşam bulma umudu ile sığınan mültecileri de unutmayalım. Sığındıkları ülkelerde ekonomi, toplum ve eğitim alanındaki altyapı eksiklikleri nedeniyle bulmayı umdukları yaşamı bulamadılar. Bunun sonucunda ise o ülkelerde okuma-yazma bilmeyen kişi oranı artarken cehalet, yoksulluk, işsizlik, şiddet ve sömürü ise halk arasında daha fazla yayıldı. İnsan Hakları İzleme Örgütü raporlarına göre okuma çağındaki 708 bin Suriyeli çocuk içinden sadece 212 bin çocuğun 2014-2015 eğitim öğretim yılında Türk okullarına kayıt olduğunu açıkladı. Çocuklardan birçoğu ise dilenmeye veya düşük maaşla gayri resmi çalışmaya başladılar. Böylelikle Suriye'den çevre ülkelere sığınan ve bu ülkelerdeki okullarda yeteri kadar kontenjan olmamasından dolayı okula gidemeyen Suriyeli çocuk sayısı 700 bine ulaştı.

Güvenlik zafiyeti, ölümün hızla yayılması ve kasıtlı bir şekilde sürekli okulların hedef alınmasının sonucunda insan güvenlik mi-okumak mı İkileminde kalıyor. UNICEF'e göre Suriye, Irak, Yemen ve Libya'da yaklaşık 8850 okul kullanılamayacak kadar tahrip ve zarar gördü, bunun sonucunda ise bu okullar kaçak ve evsiz aileler için bir barınak haline geldi. Veya bu savaşın taraftarları(savaşçılar) tarafından el konuldu. İstatistikler Irak Eğitim Bakanının Irak'taki bütün çocukların okula gidebilmesi, kontenjan açığını kapatması için yaklaşık 10bin yeni okul yapması gerektiğini gösteriyor. Aynı şekilde istatistiklere göre Lübnan Eğitim Bakanı Lübnan'daki mültecilerden 200bininden fazlasını okullardaki kontenjan yetmezliğinden dolayı okullara kabul edememiş. Libya'nın çeşitli şehirlerinde ise savaştan dolayı hasar gören okullar ve yeni okulların yapılmayışından dolayı aşırı öğrenci sayısı sonucunda ortalama bir sınıfta 50 öğrenciden fazla olması hakkında şikayetçi. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne göre ise savaş sonucunda ülke içerisinde bölge değiştiren insan sayısı yaklaşık olarak 218000 kişi.

Çeşitli yaş grubundaki öğrenciler savaş ve çatışmalar yüzünden ellerindeki eğitim imkânlarını kaçırdılar. Eğitim ve diğer sektörler sadece bir sorunla değil, birden fazla sorun ve büyük krizlerle boğuşuyorlar. Bu savaşlar eğitime büyük bir darbe vurmakla birlikte eğitim imkânının herkese sunulmasını engelledi. Böylelikle eğitimini tamamlamamış insanlar eğer militanlar ve örgütler tarafından kendi taraflarına çekilmeye ikna edilirlerse, bu militan ve örgütlerin genellikle bir sonraki adımları ekonomik durumun bozulmasından dolayı çocukları da kendi yanlarına çekmek olmaktadır. 2015 Mayıs ayında Washington Post tarafından yayınlanan bir rapora göre savaşçı sayıları 26 bini bulan Husiler'in bu sayının üçte birini çocukların teşkil etmekte ve aynı rapora göre Suriye ve Irak'taki çocuklara savaş eğitimi için kurulan 14 ten fazla askeri kamp olduğu biliniyor.

Bazılarının kaçması veya tutuklanmasından etkilenen öğretim üyeleri hakkındaki bir rapora göre: Yemen'in Taiz bölgesinde 40’tan fazla öğretmenin öldürülmesi, onlarcasının yaralanması ve binlercesinin başka şehirlere kaçması dikkat çekiyor. Suriye'de ise daha şiddetli bölgelerde 25 bin 500 öğretmen işi bırakırken 523 eğitim müsteşarı da aynı şekilde işi bıraktı. Bunun neticesinde ise bunlardan bazıları çevre ülkelere iltica etmeye, bazıları ise 200 ila 450 dolar arasında düzenli maaş alabilmek için nizamın (devletin) kontrol ettiği bölgelere gitmeye başladılar.

Çatışmayı bitmeyecek bir sonsuzluğa doğru sürüklemeleri sonucu olan İslam Dünyası'ndaki eğitim imkânlarındaki bu çöküş bir neslin geleceğini direk tehdit etmekte, eğitimin yokluğu ve olmayışı sonucunda ise kimliksiz bir nesil meydana getirmektedir. Böyle bir nesil güçlünün yetki ve siyaseti ile yönetilir. Aynı şekilde bu neslin entelektüel, fikri ve kültürel birikimi ile yeteneğini ve onurunu kaybetmesine sebep olan kesimlerin arkasından sürüklenmektedir. Ve bunu tam olarak İslam düşmanlarının istediği şekilde gerçekleştirmekte; özellikle Suriye'de bizim okullarımıza ve gelecek neslimize karşı yapılan sistematik saldırılar olmaktadır. Sömürgeci haçlı uçaklarının nizamı (sistemi) değiştirmek istedikleri ve İslami sloganlar attıkları yerleri bombalamasına, oradaki korku ve dehşete rağmen çocukların sırf eğitim görmek için hala okullara gitmeleri sonucu okullarının çatılarının başlarına yıkılması ise çok acı bir olaydır. Sanki o çocukların 'biz sizin bombalarınızdan korkmuyoruz, çünkü İkara ümmeti zaman geçse bile tahtlarınızı yıkacaktır' güçlü bir irade ve direniş temsili sözleri tabiri caizse sömürgeci kâfirlerin kinini arttırdı.

Peki, şu anda ilkokul, lise, üniversite öğrencileri ve yetenekli öğrencileri kimyasal silahlardan, varil bombalarından, keskin nişancılardan ve aç bırakılmaktan kim koruyacak? Kim mesul? Peki ya Arap ve Haçlı koalisyon uçaklarından? Militanlardan ve silahlı örgütlerden? Bu sorunun sözde güçlü ve dünyayı yönettiği söylenen devletlere, sözde teröre karşı besledikleri vehimler sonucu birçok katliama müsamaha gösteren ve bu katliamları onaylayan uluslararası kanunları koyan devletlere sormak lazım. Şüphesiz ki onların bu savaşları sadece ve sadece İslam'a ve Müslümanlara karşıdır.

Artık zayıf ülkeleri destekleme, özgürlük, insan hakları ve küresel barış nameleri hiç kimseyi kandırmıyor. Tüm bu kulakları çınlatan sloganlar sadece bu çirkin yüzler ve siyah kalplerin bir örtüsüdür. Bu karanlık gecelerden sonra Dünya'nın dört bir yanını aydınlatacak apaydın bir sabah doğacak. Bu aydınlık ise güven ve eman dağıtacak, insanları batının ve kapitalizmin karanlıklarından çıkartıp İslam'ın nuru ve Kuran'ın adaletiyle tanıştıracak, Dünya'da Allah'ın kanunları ile hükmedecek olan Hilafet devletinin ve İslam'ın aydınlığı ve nurudur. .Tevhit ehli ordusuyla sömürgecilere karşı savaşacak, kâfirleri kahredip, gasp edilen toprakları kurtarıp Müslümanların ve Gayrimüslimlerin namuslarını koruyacaktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezî Medya Ofisi Adına

Rana Mustafa

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER