Çarşamba, 09 Şaban 1447 | 2026/01/28
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Sudan Vilâyeti
Medya Bürosu

No: SD-BA-2026-RS-TR-14 H. 5 Şa'bân 1447
M. Cumartesi, 24 Ocak 2026

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Sözcüsünün “İngiliz Ordusunun Ülkeden Çıkışının Üzerinden Yetmiş Yıl Geçti; Peki Sudan Gerçekten Kurtuldu mu?!” Başlıklı Basın Toplantısında Yaptığı Konuşma

Sömürgeci İngiltere, 1898 yılında Kitchener komutasındaki ordularıyla Sudan’a girdi ve askeri, siyasi, ekonomik, kültürel ve daha birçok alanda hâkimiyet kurdu. Dini hayattan ayırma esasına dayalı kendi hayat felsefesine göre elli yılı aşkın bir süre Sudan’ı yönetti. Bu esas, İslam akidesine tamamen zıttır. Sudan halkının akidesi, İslam akidesidir. Sömürgeci bu temele binaen siyasi hayatı düzenledi; kendisi yönetti. Ekonomide faize dayalı kapitalist sistemi uyguladı, insanların mallarını batıl yollarla gasp etti, haram vergiler ve angaryalar dayattı.

Kültürel alanda okullar, enstitüler ve üniversite fakülteleri açtı; sonuçta İslam’a mensup olduklarını söyleyen fakat kapitalist-demokrat kültürle yoğrulmuş, İslam’ı hükümlerinden ve hayattan uzaklaştıran ucube nesiller yetiştirdi. Bu nedenle sömürgeci İngiltere, yetmiş yıl önce 1956 yılında ordularını çekerken, ektiği tohumlardan ve geride bıraktığı siyasi varislerinden son derece emindi. Nitekim sözde “bağımsızlık öncüleri” ülkeyi yönetmek üzere iktidara geldiklerinde, İngilizlerin mirası açık ve net bir şekilde görüldü. Zira sözde bağımsızlıktan sonra Sudan’ı yönetmek için kabul ettikleri ilk anayasa, İngiliz yargıç Stanley Baker’ın 1953 yılında özerk yönetim döneminde Sudan’ın idaresini düzenlemek amacıyla hazırladığı Özerk Yönetim Yasası’nın aynısıydı. Özerk Yönetim yasasına göre Sudan, kaderini nihai olarak kendisi belirleyecekti: Ya Mısır ile birleşik kalacak ya da ayrılacaktı! İnsanları, kurtulduklarını iddia ettikleri sömürgecinin anayasasıyla yönetmenin ağırlığı ve kabul edilemezliği sebebiyle, bu anayasaya utangaç bir şekilde “1956 Geçici Anayasası” adını verdiler.

O günden bugüne askeri, demokratik veya geçici tüm rejimler birbirini izledi; ancak bu rejimlerin hiçbiri, Sudan halkının akidesinden neşet eden bir anayasa ortaya koymadı. Aksine son yetmiş yıldır Sudan’ı yöneten tüm anayasalar, sömürgeci kâfirin akidesi olan dini hayattan ve siyasetten ayırma esasına dayanmıştır.

Her yılın başında (1 Ocak) kutladıkları sözde bağımsızlık günü tam bir garabettir. “Sözde” diyorum; çünkü Sudan siyasi olarak hâlâ müstevli kâfirlerin kontrolündedir. Kimin ve nasıl yöneteceğini hâlâ onlar belirlemektedir. Dahası, özellikle İngiltere ve Amerika başta olmak üzere kâfir sömürgeciler arasında Sudan üzerinde çetin bir nüfuz ve hâkimiyet mücadelesi yürütülmektedir. Bugün Sudan’da süregelen savaş da bu hegemonya yarışının bir tezahürüdür.

Ekonomik olarak ise Sudan; IMF emirlerinin ve halkı yoksullaştıran politikaların kıskacındadır. Sudan, yer altı ve yer üstü zenginliklerine rağmen halkının çoğunluğunun sefalet içinde yaşadığı bir ülkedir. Servetler yağmalanmakta, birbirini izleyen hükümetler sadece fakir halkın cebindeki vergiye göz dikmektedir. Daha da kötüsü; hükümetler kamu mülkiyetlerini ya kâfir müstevlilere yok pahasına peşkeş çekmekte ya da özelleştirme adı altında kapitalistlere devretmektedir.

Geçtiğimiz hafta Maliye Bakanı Cibril İbrahim, Fransız haber ajansı AFP’ye verdiği demeçte; hükümetin Kızıldeniz’deki limanlar için anlaşmalar yapmayı planladığını ve altyapının yeniden inşasına katkıda bulunmak için özel sektör yatırımların yapmasını beklediklerini ifade etti. Ayrıca 2025 yılında toplam 70 tonluk altın üretiminden sadece 20 tonunun resmi kanallarla ihraç edildiğini belirtti. Bu itiraf, ülke servetlerinin nasıl ve kimin çıkarına yönetildiğinin kanıtıdır. Oysa bu altın, aslen kamu mülkiyetidir; ümmetin hakkıdır, ne hükümetin ne bireylerin ne de şirketlerin malıdır. Tüm bunlar ve daha fazlası, hala sömürge altında olduğumuzun ve sömürgeci kâfirin boyunduruğundan kurtulamadığımızın kanıtıdır.

Gerçek bağımsızlık, hayatımızı akidemiz üzerine bina ettiğimiz gün gerçekleşecektir. Yani yüce İslam akidesi ve âlemlerin Rabbi olan Allah’ın indirdiği hükümler esas aldığımızda gerçekleşecektir. Bu yüzden bugünkü devletin “Cumhuriyet”ten, Nübüvvet Metodu üzere Raşidi Hilafete dönüştürülmesi kaçınılmazdır. Zira Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ihtilaf zamanlarında bize Hilafeti tavsiye etmiştir:

  فَإِنَّهُ مَنْ يَعِشْ مِنْكُمْ يَرَى بَعْدِي اخْتِلَافاً كَثِيراً فَعَلَيْكُمْ بِسُنَّتِي وَسُنَّةِ الْخُلَفَاءِ الرَّاشِدِينَ الْمَهْدِيِّينَ، وَعَضُّوا عَلَيْهَا بِالنَّوَاجِذِ وَإِيَّاكُمْ وَمُحْدَثَاتِ الْأُمُورِ فَإِنَّ كُلَّ مُحْدَثَةٍ بِدْعَةٌ وَإِنَّ كُلَّ بِدْعَةٍ ضَلَالَةٌ“Benden sonra, sizlerden yaşayanlar, birçok anlaşmazlıklara şahit olacaktır! O zaman sünnetime, sünnetimden bildiğiniz şeylere, doğru yol üzerinde bulunan halifelerimin (Hulefa-i Râşidîn’in) sünnetine sımsıkı sarılınız! Sonradan sonraya ortaya çıkarılan birtakım şeylerden sakınınız! Çünkü, sonradan sonraya ortaya çıkarılan şey bidattir. Her bidat da dalalettir, sapkınlıktır!” [Ebu Davud ve Tirmizi]

Hizb-ut Tahrir; Ümmeti sömürgeci kâfir Batı’ya bağımlılıktan kurtarmak ve insanları kapitalizmin küfür karanlıklarından İslam’ın nuruna ve adaletine çıkarmak için Ümmetle birlikte ve Ümmetin içinde çalışmaktadır. Bu ise ancak Nübüvvet Metodu üzere Raşidi Hilafetin kurulması ve İslami hayatın yeniden başlatılmasıyla mümkündür. Parti, Allah’ın Kitabı ve Rasûlü’nün Sünneti’nden, Sahabe icmâından ve şer’î kıyastan istinbat edilmiş 191 maddelik bir anayasa hazırlamıştır. Bu anayasanın birinci maddesi şöyledir: “İslami akide, devletin esasıdır. Öyle ki devletin yapısında, cihazında veya muhasebesinde yahut devlet ile ilgili herhangi bir şeyde, İslami akideyi esas kılmaktan başka bir şey var olamaz. İslami akide aynı zamanda anayasa ve şer’i kanunların da esasıdır. Öyle ki bunlardan herhangi biriyle ilgili herhangi bir şeyin İslami akideden fışkırması haricinde var olmasına izin verilmez.”

İslam’da yönetim sistemi Hilafet’tir. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

كَانَتْ بَنُو إِسْرَائِيلَ تَسُوسُهُمُ الأَنْبِيَاءُ، كُلَّمَا هَلَكَ نَبِيٌّ خَلَفَهُ نَبِيٌّ، وَإِنَّهُ لا نَبِيَّ بَعْدِي، وَسَيَكُونُ خُلَفَاءُ فَيَكْثُرُونَ، قَالُوا: فَمَا تَأْمُرُنَا؟ قَالَ: فُوا بِبَيْعَةِ الأَوَّلِ فَالأَوَّلِ، أَعْطُوهُمْ حَقَّهُمْ فَإِنَّ اللَّهَ سَائِلُهُمْ عَمَّا اسْتَرْعَاهُمْ“İsrail oğullarını Nebiler yönetiyordu. Bir Nebi öldüğünde onu bir başka Nebi takip ederdi. Benden sonra Nebi yoktur. Fakat benden sonra birçok Halifeler gelecektir.” Dediler ki “Bize ne emredersin?” Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem, İlk biate ilkine vefa gösteriniz. Onlara haklarını veriniz… Çünkü Allah, onları güttüklerinden hesaba çekecektir.” [Müttefikin aleyh] Yönetim sistemi, Hilafet Devleti anayasa taslağının 16. maddesinde geçtiği üzere yönetim nizamı, vahdet nizamıdır, federal
nizam değildir. Madde-17: Yönetim merkezîdir. İdare ise merkezî değildir. 

Madde-22: Yönetim nizamı dört kaide üzerine kuruludur:

1. Hakimiyet Şeriatındır, halkın değildir.

2. Otorite ümmetindir.

3. Tek bir halife nasbetmek, Müslümanlara farzdır.

4. Şer’i hükümleri benimsemeye yalnızca halifenin hakkı vardır. Dolayısıyla anayasayı ve bütün kanunları belirleyen odur.

Ekonomi alanında ise Madde 125 şöyle der: Fert fert tüm fertlerin bütün temel ihtiyaçlarının tam bir şekilde doyurulması garanti edilmelidir. Her ferdin, lüks ihtiyaçlarını mümkün mertebe en yüksek seviyede karşılanmasına imkân verilmesi garanti edilmelidir. Madde-139: Devletin, ferdi mülkiyeti kamu mülkiyetine dönüştürmesi caiz değildir. Çünkü kamu mülkiyeti, malın tabiatında ve niteliğinde sabittir, devletin görüşüne bağlı değildir. Madde-165: Beldelerimizde yabancı malların işletilmesi ve yatırım yapılması men edilir. Yine herhangi bir yabancıya ayrıcalık tanınması da men edilir.


Eğitim müfredatının temeli İslam akidesidir. Madde-170: Öğretimde izlenecek programın esasının İslami akide olması vaciptir. Derslerin içeriği ve tedrisatın metodu tümüyle öğretimde bu esastan ayrılmamak üzere konulur. Madde-179: Devlet; fıkıh, fıkıh usulü, hadis, tefsir ile fikir, tıp, mühendislik ve kimyadan, icatlardan, keşiflerden ve benzerlerinden çeşitli bilgilerde araştırmalarını devam ettirmek isteyenlere imkân sağlamak üzere üniversite ve okullardakinin dışında da kütüphaneler, laboratuarlar ve diğer bilimsel araçları hazırlar ki ümmet içerisinde çokça müçtehitler, ibda edenler ve ihtira edenler bulunsun.

Sonuç olarak; Başta alimler, siyasetçiler, medya mensupları ve kamu meselelerine ilgi duyanlar olmak üzere tüm insanları; İslam’ı yaşanan bir gerçekliğe dönüştürmek ve Ümmeti sömürgeci kâfir Batı’nın zilletinden, horlamasından ve aşağılayıcı bağımlılığından kurtarıp Nübüvvet Metodu üzere Raşidi Hilafet altında Rahman’ın rızasına uygun izzetli bir hayata ulaştırmak için Hizb-ut Tahrir ile birlikte ciddiyetle çalışmaya davet ediyoruz.

Ayrıca güç ve kuvvet ehline de özel bir çağrıda bulunuyoruz: Ümmeti kurtarmak ve İslam’ın hükümlerini ikame etmek için Hizb-ut Tahrir’e nusret verin! Nübüvvet Metodu üzere Raşidi Hilafeti kurun. Bu dinin başlangıcında yardım eden ve ilk İslam Devleti’nin Medine-i Münevvere’de kurulmasını sağlayan Ensar gibi olun. Allah Subhânehu ve Teâlâ onlara şöyle övgüde bulunmuştur:

وَالَّذِينَ تَبَوَّؤُوا الدَّارَ وَالْإِيمَانَ مِن قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ إِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فِي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِّمَّا أُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَن يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ“Daha önceden Medine’yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” [Haşr 9] Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem de onlara şöyle övgüde bulunmuştur:

الأنْصارُ لا يُحِبُّهُمْ إلَّا مُؤْمِنٌ، ولا يُبْغِضُهُمْ إلَّا مُنافِقٌ، فمَن أحَبَّهُمْ أحَبَّهُ اللَّهُ، ومَن أبْغَضَهُمْ أبْغَضَهُ اللَّهُ“Ensar’ı ancak mümin olan sever, onlara ancak münafık olan buğz eder. Kim onları severse Allah da onu sever, kim onlara buğz ederse Allah da ona buğz eder.” [Buhari]

ve’s Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Sudan Vilâyeti
Medya Bürosu
Adres Bilgileri ve Web Sitesi
21 October Street, Imarat al-Vaqf, Ground Floor, East Khartum / Sudan
Telefon: +(249) 0912 24 01 43 – 0912 37 77 07
http://www.hizb-sudan.org/
E-Mail: spokman_sd@dbzmail.com

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER