حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Suriye Vilâyeti
Medya Bürosu
| No: SR–BA–2026–MB–TR–14 |
H. 2 Rabi’-ul Âhir 1448 M. Pazartesi, 14 Eylül 2026 |
Akaryakıt Fiyatlarına Yapılan Zam Büyük Bir Zulümdür, Bunun Sebebi ise, Allah’ın Şeriatından Yüz Çevrilmesi, Kâfir Batı’ya Tabi Olunması ve Beşerî Kanunların Uygulanmasıdır
Şam’daki mevcut geçiş yönetimi, 13 Eylül 2026 Pazar günü, dünya genelinde akaryakıt fiyatlarının yükselmesini gerekçe göstererek akaryakıt fiyatlarına üst üste üçüncü kez zam yaptı. Suriye halkının yoksulluk ve geçim sıkıntısı çektiği, hatta birçok ailenin günlük yiyeceğini bile temin edemediği bir dönemde yapılan bu zamlar; Suriye’nin çeşitli bölgelerinde öfkeli protestoların patlak vermesine ve bazı ana yolların protestocular tarafından kapatılmasına neden oldu.
Yaşanan bu öfkeli protestolar, insanların maruz kaldıkları geçim sıkıntısının, uğradıkları zulmün ve yaşadıkları hayal kırıklığının doğal bir sonucudur. Çünkü Suriye halkı, uzun yıllar boyunca çektikleri zulme karşı devrime kalkışmışlar, İslam’ın yönetimi altında izzet ve onurla yaşayabilmek için kanlarıyla, mallarıyla ve evlatlarıyla büyük fedakârlıklarda bulunmuşlardır. Çünkü İslam’ın uygulanması ve Şeriatın gölgesi altında yaşanması dışında ne bir izzet, ne bir keramet ne de bir huzur vardır.
Bir zulümden başka bir zulme, bir bedbahtlıktan başka bir bedbahtlığa sürüklenmek; beşerî sistemlerin uygulanmasının kaçınılmaz sonucudur. Allah’ın şeriatını hâkim kılmadığımız sürece hiçbir sorunumuz gerçek anlamda çözüme kavuşmayacaktır.
Bugün tanık olduğumuz akaryakıt zamları ve hayat pahalılığı geçici bir sorun değildir; aksine siyasi kararların sömürgecilere ipotek edilmesinin, her şeyin büyük devletlerin iradesine ve onların açgözlü, faizci mali kuruluşlarına (IMF/Dünya Bankası vb.) bağlanmasının doğal bir sonucudur.
Oysa İslam; petrol ve gazı kamu mülkiyetinden saymıştır. Nitekim Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
الْمُسْلِمُونَ شُرَكَاءُ فِي ثَلَاثٍ، فِي الْكَلَأِ، وَالْمَاءِ، وَالنَّارِ“Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar: Mera, su ve ateş” İslam; bu kaynakları ve kamu mülkiyeti kapsamına giren diğer varlıkları Müslümanların ortak hakkı olarak belirlemiştir. Devlet, bu kaynakları araştırmak, çıkarmak, geliştirmek ve maliyetine halkın kullanımına sunmakla yükümlüdür. Bu, devlet için bir lütuf veya ihsan değil, belirli hükümler çerçevesinde yerine getirmesi gereken bir görevdir. Kamu mülkiyetinden elde edilen gelirlerin fazlası ise Beytülmal’de özel bir kaleme aktarılır ve buradan halkın yararına olacak işlere adaletle harcanır. Bu gelirler yöneticilerin şahsi hesaplarına aktarılamaz; sadakat satın almak ve tahakkümü güçlendirmek amacıyla yöneticilerin yakın çevresine ulufe olarak dağıtılamaz.
Allah’ın bize bahşettiği petrol ve doğal gaz kuyuları kamu mülkiyetindendir. İslam’ın hükümlerini ve sistemlerini, halkın işlerini gözetip ihtiyaçlarını karşılamayı esas alan bir devlet anlayışıyla uyguladığımızda, bu kaynaklar bütün ekonomik sorunları çözmeye yetecek niteliktedir. Allah’ın şeriatını uygulamadığımız sürece bedbahtlık ve geçim sıkıntısı içinde yaşamaya devam edeceğiz. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنكاً وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى“Kim Benim zikrimden yüz çevirirse, mutlaka onun için sıkıntılı bir geçim vardır. Ve kıyamet günü onu, kör olarak haşredeceğiz.” [Taha 124]
Allah’ın emrine aykırı hareket edilmesi sonucunda zulmü katbekat artıran ve durumu daha da kötüleştiren hususlardan biri de sömürgeci yabancı şirketlere, petrol ve doğal gaz sahalarında yüksek kâr payları karşılığında yatırım yapma ve arama faaliyetlerinde bulunma haklarının verilmesidir. Oysa İslam, devletin kamu mülkiyeti işletmesini başkalarına, özellikle de yabancı şirketlere devretmesini haram kılmıştır. Bu şirketlerin servetlerimizi yağmaladığı, irademizi gasp ettiği ve sömürgeci devletlerin ülkemiz üzerindeki hegemonyasını pekiştirdiği bir sır değildir.
Maruz kaldıkları büyük zulme karşı başlayan ve haklı gerekçelere dayanan halk hareketlerinin hedefi, yalnızca bir bakanın görevden alınarak yerine aynı beşerî sistemi uygulayacak başka bir bakanın getirilmesiyle sınırlı kalmamalıdır. Sorunun, bir kişinin gidip yerine başka bir kişinin gelmesi sorunu olmadığını bilmeliyiz. Asıl sorun, uygulanmakta olan beşerî sistemin ta kendisidir. Dolayısıyla bu sistemi köklü bir şekilde değiştirmek ve yerine Allah Azze ve Celle’nin bizim için razı olduğu İslam nizamını koymak üzere çalışmalıyız. Çünkü kurtuluşumuz, izzetimiz ve hem dünya hem de ahirette mutluluğumuz yalnızca bundadır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Rasûlü’nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.” [Enfal 24]
| حزب التحرير Hizb-ut Tahrir Suriye Vilâyeti Medya Bürosu |
Adres Bilgileri ve Web Sitesi Telefon: +8821644446132 Skype: TahrirSyria www.tahrir-syria.info |
E-Mail: media@tahrir-syria.info |



