بسم الله الرحمن الرحيم
Vergi Artışları Halkı Uçuruma Sürüklemektedir, Tekrarlanan Bir Seçim İstismarıdır ve Yönetenlerin Başarısızlığının Tescilidir!
Lübnan halkı boğucu ekonomik yükler altında ezilirken, Bakanlar Kurulu; kamu sektörü maaşlarındaki 800 milyon dolarlık artışı finanse etme bahanesiyle, akaryakıtın (teneke başına) vergisini 300 bin lira artırma ve KDV (TVA) oranını da %1 artırarak toplamda %12’ye çıkarma kararı almıştır.
Hükümetin bu kararla, devletin başarısız mali politikalarının faturasını bir kez daha halkın sırtına yüklemeye çalıştığını söylemeye bile gerek yok. Gerçek bir reform; yolsuzlukla ve sermaye baronlarıyla mücadele etmekten, yağmalanan kamu mallarını ve mülklerini geri almaktan, kamu sektörünü siyasi ve seçim çıkarları için kullananlardan hesap sormaktan, devletin sanayi ve tarım yönelimini güçlendirmekten, Lübnan’ın coğrafi konumundan faydalanarak temel madde ihracatını artırmaktan, ithalata bağımlılığı azaltmaktan, Avrupa’ya karşı enerji kaynaklarını kontrol etmek isteyen Amerika’nın ülke gazı üzerindeki ablukasını kırmaktan geçer. Ancak bu şekilde devlet, vergi toplayan bir devlet olmaktan çıkıp, halkın işlerini güden bir devlet haline dönüşebilir!
Lübnan’daki ekonomik sistem zaten batıl ve çarpık bir seküler temelden neşet etmektedir. Buna bir de vergi artışları gibi kötü yönetim eklenmiştir. Bu anormal durumun halk üzerindeki etkileri, ancak siyasi kayırmacılıktan uzak, liyakate dayalı gerçek bir kamu reformuyla, israfın durdurulmasıyla ve ülkeyi bir servet devşirme çiftliğine çeviren siyasi baronların yağmaladığı malların geri alınmasıyla hafifletilebilir. Çözüm, satın alma gücü tükenmiş halka yeni vergiler yüklemek değildir. Bugün çözüm, satın alma gücü zaten tükenmiş olan halka yeni vergiler dayatmak değildir, aksine devlete ve iktidara kalkınma için net bir rota çizmektir. Tabii ortada hâlâ devlet denebilecek bir şey kalmışsa!
Maaş artışlarının maliyetini akaryakıt ve KDV artışıyla karşılamak; pratikte ulaşım, tüm mal ve hizmetlerin maliyetini artırmak demektir. Bu da olumsuz yansıyacak ve otoritenin sorunlarına çözüm aradığını iddia ettiği kamu sektörü çalışanları da dahil olmak üzere herkesi etkileyen ekonomik krizi daha da derinleştirecektir! Bizler insanların yaşam standartlarının iyileştirilmesine karşı değiliz; aksine bunu kendilerini yönetici ilan eden devletin ve siyasetçilerinin bir görevi olarak addediyoruz. Bizler bunun köklerden ziyade semptomları bile iyileştirmeyen bir yöntemle, halkın cebinden finanse edilmesini reddediyoruz!
Ayrıca, bu hamlenin genel seçimlerin yaklaştığı bir zamana denk gelmesi tesadüf müdür? Bu, 2017’deki “Derece ve Maaş Skalası” düzenlemesinde olduğu gibi halkı çöküşün eşiğine getiren bir “oy satın alma” operasyonundan başka bir şey değildir. Bu meselenin bütçe tasarısında değil de, Bakanlar Kurulu toplantısında sonradan eklenen bir madde olarak geçmesi ise manidardır. Peki neden?! Çünkü iktidar bu dosyayı birilerine paslıyor; hiç kimse veya hiçbir siyasi grup kendi adını bu saçmalıkla kirletmek istemiyor. Birileri ise bunun vebalini ve tutarsızlığını yüklenmeye hazırlanıyor!
Bizler, otoritenin tüm bileşenleriyle nasıl bir başarısızlık içinde olduğunun, koltuklarını sağlama almak dışında hiçbir iş yapmadıklarının farkındayız. Bu artışları, kendi yandaşlarını finanse ederek seçim çıkarlarını garantilemek için kullandıklarını; ülkeyi Amerika’ya, onun şirketlerine, yatırımlarına ve otorite içindeki adamlarına (uşaklarına) teslim etme planlarına bağlı olduklarını gayet iyi biliyoruz. İnsanlar, devletin bu başarısız siyasi ve ekonomik projelerine dur demediği sürece hiçbir şeyin değişmeyeceğinin de bilincindeyiz. Ancak bu farkındalığımıza rağmen, bu sistematik zulme karşı sesimizi net bir mesajla yükseltmek zorundayız:
Ey insanlar! Bu ülkedeki siyaset simsarları, kamu sektörü meselelerini kendi çıkarları için kullanmışlardır; Hatta kriz anında bile onun devasa hacmini (işgücü piyasasının %25’ini) küçültmeyi reddetmişlerdir! Her halk hareketini iğrenç bir mezhepçiliğe dönüştürmüşler ve gençleri hicrete zorlamışlardır. Şimdi de yurt dışındaki gençlerin ailelerine gönderdiği milyarlarca dolardan bile pay kapma peşindedirler. Mevcut hükümet, vergi ve harç artırmaktan başka hiçbir iş yapmayan sembolik bir yapıdan ibarettir! Kendisinden beslenen vekiller ve siyasetçiler dışında hiç kimseye faydası olmayan seçimlerle meşguldür!
Ey insanlar! Bu haraç devleti, hatta bu yol kesen haramiler, sizin sesinizi, canınızı ve hatta ekmeğinizi bile umursamamaktadır. Onların tek derdi, efendileri olan sömürgeci Batı’ya ve özellikle Lübnan’ın tepeden tırnağa hâkimi olan Amerika’ya sadık yandaşlarını devletin parasıyla beslemektir.
Ey insanlar! Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti sizin için apaçık bir uyarıcıdır: Bir devletin insanlara göstermesi gereken gerçek “riayet” (hizmet/bakım), ancak insanı yaratan Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın katından gelen, sadece İslam’ın ahkâmında vücut bulan riayettir.
أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ“Yaratan bilmez mi? O, en gizli şeyleri bilir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır.” [Mülk 14] Eğer otoritenin başındakiler salih yöneticiler olsaydı, bu krizi aşmak bir yana, bu krize hiç düşmezdik. Biz; insanların işlerini güden, temel ihtiyaçlarını karşılayan, refahını düşünen, kamu malını çalmayan, fakir ve zayıflara vergi yüklemeyen, aksine -gerektiğinde- zenginlerden ihtiyaç miktarınca alıp fakirlere ve kamu yararına harcayan bir devletten başka köklü bir çözüm göremiyoruz. O devlet ki otorite hırsızlarını hesaba çekecek, yağmalanan kamu malını geri alacak, kalkınmacı ekonomik planlar yapacak, Allah Azze ve Celle’nin bize bahşettiği servetleri yatırıma dönüştürecek ve bunları yağmalamak bir yana tekelleşmeyi önleyecek şekilde yeniden dağıtacaktır.
كَيْ لَا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْأَغْنِيَاءِ مِنكُمْ“Ta ki içinizdeki zenginler arasında elden ele dolaşan bir devlet olmasın.” [Haşr 7] Ve Batılı siyasetçiler bir yana, büyükelçiliklerin bile iç işlerimize karışmasını engelleyecektir. Bunun sömürgeci Fransa’nın Sykes-Picot anlaşmasında sakat doğurduğu, sonra Amerika’nın daha fazla yıkım ve yağma için miras aldığı bu zayıf varlık, devlet ve otorite ile olmayacağı açıktır! Bilakis bu, Allah’ın şeriatını tatbik eden bir devletle; Lübnan ve halkının geçmişte olduğu gibi bir parçası olacağı Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet ile olacaktır. Hilafet, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu hadisini gerçekleştirerek tebaasına en güzel şekilde hizmet edecektir:
كُلُّكُمْ رَاعٍ ومَسْؤُولٌ عن رَعِيَّتِهِ؛ فَالإِمَامُ رَاعٍ وهو مَسْؤُولٌ عن رَعِيَّتِهِ“Hepiniz çobansınız ve her biriniz kendi güttüklerinden sorumludur. Emir insanların çobanıdır ve güttüklerinden sorumludur.” [Buhari] Umulur ki bu yakındır...
وَمَنْ يَتَّقِ اللهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجاً * وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللهِ فَهُوَ حَسْبُهُ إِنَّ اللهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْراً“Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder. Ve ona beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah’a güvenirse O, ona yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.” [Talak 2-3]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Lübnan Vilâyeti
H. 2 Ramazan 1447
M. Perşembe, 19 Şubat 2026



