حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Ofisi
| No: HT–BA–2026–MB–TR–61 |
H. 15 Rabi’-ul Âhir 1448 M. Pazar, 27 Eylül 2026 |
Ey Müslüman Orduları, Aklınız Nerede?! Birbirinizle Savaşarak Sömürgecinin Nefes Almasına İzin mi Veriyorsunuz?!
Trump’ın savaşı, İslam Yarımadası’nı ve çevresini hâlâ kemirmeye devam etmektedir. Fakat aynı zamanda bu savaş, Amerika’nın askerî kapasitesinin gerçek boyutunu ve ne ölçüde yetersiz kaldığını da gözler önüne sermiştir. Bu savaş, Amerika’nın uzun vadeli çatışmaları yürütecek güçte olmadığını; daha düşük teknolojili askeri bir direnişle karşılaştığında bile hemen bocalayıp ne yapacağını bilemez hale geldiğini kanıtlamıştır. Aynı şekilde savaş, İslam ümmetinin, galip gelmenin yollarını bilinçli biçimde araştırıp bunun için gereken çabayı göstermesi hâlinde, kendisiyle Batı arasındaki teknolojik farkı kapatabilecek güce sahip olduğunu da göstermiştir. Yaşanan hadiseler, İslam ümmetinin en karanlık ve en zorlu şartlarda dahi direnme ve dayanma gücüne sahip olduğunu ispatlamıştır.
Amerika bu savaşın içine saplandığı günden beri bocalamakta ve kendisini kurtarmak için başkalarını savaşa dâhil ederek kendi adına savaştırmaya çalışmaktadır. Avrupa devletlerinden bunu istemiş ama onlar Amerika’nın bu talebini reddetmişlerdir. Doğu Asya ülkelerinden kendi adına savaşmalarını istemiş, onlar da bunu reddetmişlerdir. Çünkü bu ülkeler, Amerika’nın kendi tutuşturduğu savaşın ateşiyle yanmasını ve Trump’ın küstahlığının dizginlendiğini görmek istemekte; Amerika’nın savaşına sürüklenmek istememektedirler. Bunun üzerine Amerika, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ı savaşa sokmak ve böylece kendisini içine düştüğü çıkmazdan kurtarmak için bu üç ülkeden Mekke İttifakı’nı kurmalarını istemiştir.
Bu ülkelerin yöneticileri ise sahneyi basiretle okuyup Amerika’nın savaş bataklığında boğulduğunu, bunun Basra Körfezi’ndeki Amerikan nüfuzundan kurtulmak için büyük bir fırsat olduğunu görüp onu bölgeden kovmak yerine; Amerika adına “vekalet savaşı” yürütmek üzere bu ittifakı kurmuşlardır! Diğer taraftan Amerika’nın başkanı ise, üzerinde “Trump Boğazı” yazan Körfez haritalarını yayımlamaya hâlâ devam etmektedir!
Böyle bir savaşın meydana gelmesi büyük bir felakettir. Çünkü her iki taraftan da Müslümanların kanı dökülecek, Müslümanların orduları ve halkları yıpratılacaktır. Bu sırada Mescid-i Aksa işgal altında kalmaya devam edecek, Filistin, Suriye ve Lübnan’ın işgali sürecek, Amerika ile Yahudi varlığı Müslümanların çocuklarının ve kadınlarının cesetleri üzerinde içkilerini yudumlayacak, hegemonya tahtlarını bombalarıyla yıktıkları Müslüman beldelerinin enkazları üzerine kuracaklardır.
Biz, Müslüman beldelerinde kamuoyu ve karar mekanizmalarını etkileyen bütün samimi ve özgür kimselere sesleniyoruz: Bu kervanın göz göre göre uçuruma sürüklenmesine izin vermeyin!
Endülüs’ün nasıl kaybedildiğini hatırlayın! Oradaki emirler birbirleriyle savaşıp birbirlerine karşı kâfirlerle birlikte komplo kurduklarında, 700 yıllık İslam yönetimi mirasını nasıl yok ettiklerini hatırlayın! Husiler ile Suudi Arabistan arasında zaman zaman patlak veren ve şimdi Türkiye ile Pakistan gibi başka Müslüman ülkelerin de içine çekilmek istendiği bu savaş, günahkâr bir savaştır. Oysa Türkiye ve Pakistan’ın yapması gereken, iki tarafın da bu savaşı daha fazla körüklemesini engellemek için müdahalede bulunmaktır. İslam’a karşı samimi olan bir düşünce, bu savaşın fitilini hemen söndürmek için çalışmayı gerektirir. Çünkü bu savaş, Müslümanları ve beldelerini daha fazla felakete sürüklemekten, Müslümanların düşmanlarını ve onların ekonomilerini canlandırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.
Geçmişte Amerika’nın Irak, Afganistan ve Şam beldeleri üzerindeki hâkimiyetini güçlendirmesine katkıda bulunan İran’a gelince; onun yeni liderliği önce Allah Azze ve Celle sonra da Müslümanlar karşısında hesaplarını yeniden gözden geçirmelidir. İran, Amerika’nın kendisine sırt çevirmesinden ders almalıdır. Sömürgeci kâfirin yörüngesinde dönmek ve Müslümanların trajedileri pahasına onun çıkarlarını gerçekleştirmek büyük bir suçtur. Hakkında ne kadar yanıltıcı fetvalar verilirse verilsin İslam bu suçu asla caiz görmez. Üstelik yaşanan hadiselerin de gösterdiği üzere bu, aynı zamanda siyasi bir intihardır. İran, eğer gerçekten ders almışsa, Müslümanların kurtuluşuna ve onların varlığının korunmasına yoğunlaşmalı, Müslümanlar arasında yeni savaşlar çıkarmamalıdır. Dahası, sömürgeci kâfir Batı’nın bu savaşı körüklemek için kullandığı gerekçeleri de ortadan kaldırmalıdır.
Her iki tarafında Müslümanların birbirleriyle savaşmasını Allah yolunda cihat olarak nitelendiren fetvalarına gelince; bunlar sapkınlık ve insanları saptırmaktan başka bir şey değildir. Bu fetvalar, dikkatleri, bugün değilse yarın mutlaka verilmesi gereken gerçek fetvadan başka yöne çevirmektedir. O fetva ise, sömürgeci nüfuzdan kurtulmak; Mescid-i Aksa’yı ve Lübnan, Güney Suriye ve Keşmir gibi sömürgeci kâfirlerin işgal ettiği diğer toprakları işgalci gaspçıların elinden kurtarmak için cihat ve genel seferberlik ilan edilmesi gerektiğinin fetvasıdır.
Müslüman ordularındaki güç ve kuvvet sahibi subaylara gelince; Amerika adına vekalet savaşına girmeleri onlar için katmerli bir hüsran demek olduğu anlamına gelir! Zira dün Gazze’nin ezilmesine, Mescid-i Aksa’nın kirletilmesine ve Keşmir’in işgal edilmesine, işbirlikçi yöneticilere itaat ederek seyirci kalmışlardır. Bugün ise yöneticilerin kendilerini kendi kardeşleriyle savaşa sürüklemesine seyirci kalmaktadırlar. Seyirci kalmakla Müslüman beldelerindeki hâkimiyeti son bulmak üzere olan sömürgeci kâfirin yeniden nefes almasına ve stratejik üstünlüğünü tekrar kazanmasına imkân sağlamaktadırlar.
Ey subaylar ve genelkurmay başkanları! Uyanın artık bu gaflet uykusundan! Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:
قَاتِلُواْ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَلاَ بِالْيَوْمِ الآخِرِ وَلاَ يُحَرِّمُونَ مَا حَرَّمَ اللّهُ وَرَسُولُهُ وَلاَ يَدِينُونَ دِينَ الْحَقِّ مِنَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ حَتَّى يُعْطُواْ الْجِزْيَةَ عَن يَدٍ وَهُمْ صَاغِرُونَ“Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Rasûlü’nün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslam’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın.” [Tevbe 29]
| حزب التحرير Hizb-ut Tahrir Merkezî Medya Ofisi |
Adres Bilgileri ve Web Sitesi el-Mezra’a, P.K. 5010-14, Kolombiya Merkezi B Blok Kat:2, Beyrut/Lübnan Telefon: TEL: 0096 113 07 59 4 / GSM: 0096 171 72 40 43 www.hizb-ut-tahrir.info |
E-Mail: media [@] hizb-ut-tahrir.info |



