- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Erdoğan’ın Suudi Arabistan ve Mısır Ziyareti Gazze İhanetinin Vücut Bulmuş Halidir
Haber:
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kahire’de Mısır Cumhurbaşkanı Abdul Fettah es-Sisi ile düzenlediği ortak basın toplantısında “Ortak gündemimizin başlıca konusunu Filistin davası teşkil ediyor. Gazze’deki insanı dram hala devam ediyor. Gazze’de barışı mümkün kılacak girişimlerde Mısır’la beraber çalışıyoruz. İnşallah bunu devam ettireceğiz. Gazze’nin yeniden imarı için elden gelen katkıyı sağlayacağız” dedi. (04.02.2026 Hürriyet)
Yorum:
Erdoğan, Suudi Arabistan’da da benzer ifadeler kullandı. Kalıcı barışı sağlamak için askerî katkı da dahil olmak üzere her türlü desteği vermeye hazır olduklarını belirtti. Daha düne kadar birbirlerini katil, zalim ve Firavun gibi yaftalarla niteleyen sömürgeci Amerika’nın bölgedeki iki kilit aktörü Mısır ve Türkiye ile sağmal ineği Suudi Arabistan, Trump’ın çizip ajanlarının oynadığı “Yeni Gazze” senaryosunda kendilerine biçilen rolü en iyi şekilde oynamak üzere bir araya gelmişlerdir. Bugün bunların birbirlerine kardeşim diye hitap etmesi samimiyet ve kardeşlikten ziyade efendileri Amerika’nın onlara biçtiği rolü oynamak için bu kardeş kisvesine bürünmeleri gerektiğinden kaynaklanmaktadır. Bunlar, Amerika’nın bölgedeki çıkarını gerçekleştirmek için efendilerinin talimatları doğrultusunda yarın tekrar zalim ve zorba kisvesine bürünebilen şahsiyetlerdir. Bunların kıblesi Amerika’dır. Zalim de katil de kardeş de dost da olmaları yönlerini ve yüzlerini döndükleri bu kıblelerinden ileri gelmektedir. Kısacası, rol gereği zalim de katil de kardeş de dost da olurlar.
Erdoğan’ın hem Mısır hem de Suudi Arabistan’da üstüne basa basa vurguladığı “kalıcı barış” ve “barışı mümkün kılmak” söylemi, aslında Gazze’deki mücahitlerin silahsızlandırılması ve ümmetin kalbine zehirli bir hançer gibi saplanan Yahudi varlığının bölgede kalıcılaştırılması ve bu hançerin ümmetin kalbinin derinliklerine kadar saplanması projesinden başka bir şey değildir. Gerek Erdoğan gerek Selman gerekse es Sisi, “kalıcı barış ve istikrar” safsatası ile Filistin meselesini Mübarek Toprak için bir kurtuluş ve ölüm kalım meselesi olmaktan çıkarıp, Yahudi varlığı ile barış meselesine indirgemeyi ve İbrahim Anlaşmaları uyarınca “kardeş olma” meselesine dönüştürmeyi amaçlamaktadır.
Keza Erdoğan’ın “Gazze’nin yeniden imarı” söylemi de efendisi Trump’ın temelini attığı “Barış Kurulu” planına katılımını meşrulaştırmak ve Müslümanların sel gibi büyüyen öfkesini dindirmek ve uyuşturmak için ortaya attığı siyasi bir narkozdan başka bir şey değildir. Bu söylemle de Erdoğan, Filistin meselesini bir kurtuluş ve Mescidi Aksa’yı Yahudilerin pisliğinden temizleme meselesinden “Gazze’nin imarı” ve “Gazze’ye insani yardım ulaştırma” meselesine dönüştürmektedir. Erdoğan, Müslümanların sesini kesmek ve kısmak için imar ve yardımı adeta bir siyasi rüşvet olarak sunmaktadır. Bu düpedüz aldatmaca ve tuzaktır. Oysa Gazze, imar ve yardıma değil, orayı ve tüm Filistin’i Yahudi pisliğinden temizleyecek Selahaddin ve Kutuz’un ordularına muhtaçtır!
Demografik ve askeri olarak bölgenin en kalabalık askeri gücüne sahip Erdoğan ve es Sisi’nin, Yahudi varlığını bir saat içinde bir bardak suda boğacak imkân ve yeteneğe sahipken yan yana gelip insani dramdan dert yanması, adeta Ümmetin aklıyla alay etmektir. Bugün ortada insani bir dram varsa, bunun müsebbibi orduları kışlalarına hapseden ve Yahudi varlığının soykırım ve katliamlarını sadece cılız kınamalarla geçiştiren başta Erdoğan ve es Sisi olmak üzere İslam beldelerindeki Ruveybida yöneticilerdir.
Dolayısıyla Erdoğan’ın Suudi Arabistan ve Mısır ziyareti, Amerika’nın bölgede dikensiz bir gül bahçesi oluşturma planının bir parçasıdır. Amaç, Filistin meselesini bir “insani yardım” dosyasına hapsederek kurtuluş meselesi olmaktan çıkarmak ve İslam Ümmeti’nin kurtuluş ruhunu söndürmektir.
Erdoğan, Selman ve es Sisi gibi ajan yöneticiler, Filistin ve Gazze’yi Kahire ve Riyad’daki masalarda asla kurtaramazlar. Filistin’i ancak Sykes-Picot sınırlarını yırtıp atacak, sömürgecilerin dayattığı ajan rejimleri tarihin çöplüğüne gönderecek ve orduları Aksa’ya yürütecek olan Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet kurtarabilir. O halde Müslümanlar Hilafet için çalışmalıdır. Zira yegâne kurtuluş Hilafettir.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ercan Tekinbaş



