- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Eğer Yöneticilerimiz Bu Denli İkiyüzlü Olmasaydı, Hamaney'in Suikastı Bir Başka Pearl Harbor Mesabesinde Olacaktı
Haber:
1 Mart 2026'da İran devlet medyası, ABD ve Yahudi varlığı tarafından ortaklaşa gerçekleştirilen ilk saldırılarda, Tahran'daki komuta merkezlerini hedef alan saldırıların ardından Ali Hamaney'in öldüğünü doğruladı.
Yorum:
Hamaney suikastı, ABD önderliğindeki bir savaşın başlangıcında, düşmancıl eylemler ilan edilmeden önce ve ABD ile barış görüşmeleri devam ederken gerçekleştirilen bir liderlik suikastı olarak nitelendirildi.Japonya, Amerika'nın deniz üssüne önceden uyarıda bulunmadan saldırdığında, Amerika bunu düşmanca olarak damgalamış ve barbarca bir saldırı olarak nitelendirmişti: “Dün, 7 Aralık 1941 – tarihe utanç verici bir leke olarak kalacak olan bir tarihtir; zira Amerika Birleşik Devletleri, Japonya İmparatorluğu'nun deniz ve hava kuvvetleri tarafından ani ve kasıtlı bir saldırıya uğramıştır.” Dönemin ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt, 8 Aralık 1941'de Kongre'ye yaptığı konuşmada, müzakereler sürerken ve önceden uyarıda bulunmadan saldırı düzenleyen Japonya'yı açıkça kınamıştı: “Nitekim Amerika bu ülkeyle barış içindeydi ve Japonya'nın talebi üzerine, Pasifik'te barışı korumak amacıyla hükümeti ve imparatoruyla görüşmelerini sürdürüyordu.” Amerika'nın II. Dünya Savaşı'na girmesine yol açan Pearl Harbour saldırısına yönelik halkın öfkesi, 1907 tarihli Üçüncü Lahey Sözleşmesi'nin 1. maddesine dayanmaktadır: “Önceden ve açıkça uyarı yapılmadan düşmancıl eylemlerin başlatılması doğru değildir.”Üçüncü Lahey Sözleşmesi, Amerika'nın açıkça ihlal ettiği yeni savaş kuralları ile geçersiz hale getirilmiştir.
Amerika, en büyük haydut bir devlet ve uluslararası terörizmin sponsorudur. Bu da İslam beldelerine yönelik uzun süredir devam eden parça parça saldırılar kapsamında gerçekleşmiştir; bu ise bir ülkeyi izole etmek, ona yaptırımlar uygulamak, onu bombalamak, kurumlarını yok etmek, sonra bir sonraki ülkeye geçmek ve her kampanyayı kendi başına ahlaki acil bir durum olarak tasvir etmek içindir. Sonuç güvenlik değildir, aksine egemenliğin şartlı olduğu ve direnişin suç sayıldığı bir hegemonya için tasarlanmış bölgesel bir sistemdir.
Bununla birlikte Amerika'nın ikiyüzlülüğü, İran'ın misilleme saldırılarını egemenliklerinin ihlali olarak kınamak için acele eden Arap ülkelerinin aşağılayıcı ikiyüzlülüğüyle karşılaştırılamaz bile; zira bu ülkeler bizzat savaşın altyapısına ev sahipliği yaparken, kınamalar içi boş bir söylemden ibarettir.Nitekim 28 Şubat 2026 tarihli resmi bir açıklamada BAE, İran'ın “ulusal egemenliği açıkça ihlal etmesini ve uluslararası hukuku ciddi şekilde ihlal etmesini” kınamış ve “karşılık verme hakkının” olduğunu vurgulamıştı.Ayrıca Suudi Arabistan da İran'ın açık saldırganlığını ve birçok Körfez ülkesinin egemenliğini açıkça ihlal etmesini kınamıştır. Ürdün ise Arap ülkelerinin birliği hakkında konuşmuştur!
İşte size onların görmezden geldikleri gerçek: Amerikan kuvvetlerinin bölgede konuşlandırılması, Arap ülkelerinde derinlemesine kök salmış üsler, hava koridorları, lojistik merkezleri ve istihbarat ortaklıklarına bağlıdır. Dolayısıyla bu yöneticiler kendilerini egemenliğin koruyucuları olarak nitelendirirken, kendi egemenliklerinden vazgeçerek başkalarının egemenliğine de sansür uygulamaktadırlar. Bu yöneticiler İran'ın kendi topraklarına saldırmasını kınıyorlar ama kendi topraklarının Müslüman ülkeleri hedef alan kâfir güçler için ileri operasyon üssü haline gelmesine de izin veriyorlar!
Aramızdaki ikiyüzlüler ve düşmanlarımız tamamen ittifak halindedirler. Nitekim bu açık bir şekilde nitelendirilmiştir: Zira Abdullah İbn Amr Radıyallahu Anh, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: أَرْبَعٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ كَانَ مُنَافِقاً خَالِصاً وَمَنْ كَانَتْ فِيهِ خَلَّةٌ مِنْهُنَّ كَانَتْ فِيهِ خَلَّةٌ مِنْ نِفَاقٍ حَتَّى يَدَعَهَا إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ وَإِذَا عَاهَدَ غَدَرَ وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ وَإِذَا خَاصَمَ فَجَرَ “Dört özellik vardır ki, kimde bunlar bulunursa o kimse tam bir münafık olur. Kimde de bu özelliklerden biri bulunursa, onu terk edinceye kadar onda münafıklıktan bir özellik bulunmuş olur: Konuştuğunda yalan söyler, anlaşma yaptığında hıyanet eder, söz verdiğinde sözünde durmaz, tartıştığında haddi aşar (haksızlık eder).” [Sahih-i Buhari ve Müslim]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Abdullah Rubin



