- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber - Yorum
İran-ABD müzakereleri, İran İçin Bir İtibar Kaybı ve Siyasi Bir İntihardır
Haber:
Beyaz Saray, Cuma günü, elçiler Steve Witkoff ve Jared Kushner’in Cumartesi sabahı İslamabad’a hareket edeceğini ve Pakistan arabuluculuğunda İran tarafıyla doğrudan görüşmeler yapacağını açıkladı. Bu açıklama, El Cezire muhabirinin İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin bugün akşam İslamabad’a ulaştığını bildirmesiyle aynı zamanda geldi. Fox News ağı, Beyaz Saray Sözcüsü Caroline Leavitt’in İran’ın doğrudan bir görüşme talep etmek için iletişime geçtiğini ve son günlerde İran tarafından “ilerleme” kaydedildiğini söylediğini ve taraflar arasındaki görüşmelerin verimli olmasını ve bir anlaşmaya doğru ilerlemeyi hızlandırmaya katkı sağlamasını umduğunu ifade ettiğini aktardı. Daha sonra İran’ın Amerikan taleplerini karşılayacak bir teklif sunmayı planladığını söyledi. ABD’nin İranlılarla yapılması beklenen görüşmelere ilişkin açıklamalarına karşılık İran televizyonu, bugün akşam saatlerinde Arakçi’nin ABD elçileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile görüşmeyi planlamadığını söyledi ve İslamabad’ın Tahran’ın gerilimi durdurmaya ilişkin notlarını ileteceği eklemesinde bulundu. Fars Haber Ajansı, İran Ulusal Güvenlik Konseyi'ne yakın kaynaklardan, ABD ile müzakerelerin yapılmadığını aktarmıştır. New York Times gazetesi, İranlı yetkililerden, Arakçi'nin ABD'nin barış anlaşması önerisine ilişkin yazılı bir yanıtla İslamabad'a gideceğini ve Pakistan'da müzakereleri sürdürmek üzere Witkoff ve Kushner ile bir araya gelmesinin beklendiğini aktarmıştır.
Yorum:
İran ile ABD arasındaki müzakerelerin gidişatından açığa çıktığı üzere İran, ABD’nin kendisine dikte ettiği şeyleri kabul etmemekte ve İran, emrettiğini yerine getiren ve yasakladıklarından kaçınan tabi bir devlet haline getirmek için boyun eğdirmek isteyen ABD’nin çözümleri dışında orta yol çözümleri istemektedir. Ayrıca Amerika’nın İran’a karşı sabrının ve onunla yürüttüğü uzun müzakerelerin, bölgede tüm diplomatik ağırlığını ve başta Pakistan yöneticileri ve liderleri olmak üzere ajanlarını devreye sokmasına rağmen Amerika’nın bir çıkmazda olduğunu gösterdiği ve İran’ı boyun eğdirmek için kullanabileceği ya da tehdit edebileceği herhangi bir baskı kartına sahip görünmediği de açığa çıkmıştır. Hatta doğru olan bunun aksinin olduğu görünmektedir; yani İran’ın elinde müzakerelerin gidişatını ve sonuçlarını değiştirebilecek baskı kozları vardır; örneğin Hürmüz Boğazı’nı kapalı tutmak ve Bab el-Mandeb Boğazı’nı kapatmakla tehdit etmek gibi. İşte bu güçlü kartlar, Trump’ın İran’a karşı nükleer silah kullanmaya hazır olduğunu inkâr etmesine neden olmuştur; burada inkâr, gerçek bir inkâr değil, aksine bir tür ispat niteliğindedir; yani fikir masaya konulmuş olup bunun ortaya atılmasının nedeni, Amerika’nın kendisini içine soktuğu çıkmazdır; görünen o ki kısa vadede bundan çıkması mümkün değildir ve onu bu durumdan çıkaracak tek yol, istisnai bir bölgesel ve uluslararası koşul yaratmaktır ki bu da nükleer silahın kullanılmasıdır.
İran tarafı adına müzakere edenlerin siyasetçiler değil askerler olduğu doğrudur; bu da Arakçi’nin beraberinde taşıdığı yazılı cevabın doğasından net bir şekilde açığa çıkmaktadır. İran'daki ordunun güvensizliğinin sınırı, Amerikan tarafının da onayladığı siyasi müzakereciler Arakçi ve Pezeşkiyan'a yetki vermeme noktasına kadar ulaşmıştır; bu da Pezeşkiyan'ın mevcut turda Arakçi'ye eşlik etmesinin engellenmesinin ardından, metinde değişiklik yapmalarından veya değiştirilmesinden korkarak Arakçi'ye kendileri tarafından yazılı mesajları taşıtmalarına neden olmuştur. Bununla birlikte İran’ın taleplerinin çıtası, müzakereler masasında değil, mevcut gerçeklikte elde edebileceği seviyenin altında kalmaya devam etmektedir. İran’ın talepleri, rejimin adamlarına zarar verilmemesi ve tasfiye edilmemeleri de dahil olmak üzere kendisine zarar verilmeden veya ulusal varlığına dokunulmadan mevcut uluslararası sistem içerisinde kabul görme arzusunun ötesine geçmemektedir. Bu talepler büyük gibi görünse de, bunun nedeni dünyanın Amerika’nın taleplerinin reddedilmeye alışık olmamasından dolayı olup bu taleplerin adil olmasından ya da iki milyarlık bir ümmete yakışır düzeyde olmasından dolayı değildir; dolayısıyla Amerika, İran’dan ne kadar talep elde ederse etsin, bu onun için bir kazanç ve başarı sayılır; zira Amerika, hakkı olmadığı bir şeyi elde etmiş olacak; dahası İran’a ve ümmete büyük haklar borçlu olacaktır.
Amerika ve onun beslemesi Yahudi varlığıyla müzakere etmek, talepler ne olursa olsun, ister on ister on beş taleplere dayalı olsun, İran için bir itibar kaybı ve siyasi bir intihardır. Amerika ve Yahudi varlığı, ülkemizde hiçbir hakkı ve işi olmayan sömürgeci varlıklardır. Üstelik bunlar, suçlu ve haydut devletler olup onların omuzlarında ümmetin binlerce intikam yükü vardır; peki onların milyonlarca Müslümanın kanına bulaşmış elleriyle, kendilerine ait olmayan bir konuda nasıl olur da müzakere edebilirler?! Bu nedenle İran’ın mevcut liderliğinin sergilediği radikal tutum, Haçlı Amerika ve onun beslemesi Yahudi varlığıyla başa çıkmanın yolu değildir; aksine onlara karşı elimizde sadece kılıç olmalıdır. İran’daki gerçek liderlik, herkesin elinde bulunan muteber fıkıh kitaplarındaki şerî nasslarda belirtildiği gibi İmamet veya Hilafet sistemini hakkıyla benimserse, bu gerçekten mümkündür. Ayrıca bölgedeki orduların özellikle de İran ve Pakistan ordularının içindeki samimi niyetler birleşirse, Amerika’ya karşı koymak, onu kovmanın yanı sıra Yahudileri Müslüman ülkelerden kovmak da gerçekten mümkündür; zira İran ve Pakistan, başta Amerika ve onun beselemesi Yahudi varlığı olmak üzere tüm Batı ülkelerinden düşmanlarımızın kurduğu siyasi tuzağın inceliklerini gören zeki ve basiretli siyasi partiye nusret vererek bölgeyi ve ümmeti Haçlı seferinin hedefinden kurtarabilirler. İran ve Pakistan ordularının içindeki muhlislerin yapması gereken salih amel işte budur; işte o zaman onlar, ümmetlerini içinde bulundukları durumdan çıkaracaklardır; Allah’ın rızası ise daha büyüktür . مَنْ عَمِلَ صَالِحاً مِنْ ذَكَرٍ أَوْ أُنْثَى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَنُحْيِيَنَّهُ حَيَاةً طَيِّبَةً وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ أَجْرَهُمْ بِأَحْسَنِ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ “Erkek veya kadın, mümin olarak kim iyi amel işlerse, onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatırız. Ve mükâfatlarını, elbette yapmakta olduklarının en güzeli ile veririz.” [Nahl 97]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Bilal Muhacir – Pakistan



