- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haberlere Bakış
11/06/2026
Erdoğan: Netanyahu ve cinayet şebekesi, artık Türkiye’yi de tehdit eder bir noktaya ulaşmıştır.
Erdoğan, 10/6/2026 tarihinde partisinin meclis grubuna yaptığı konuşmada Yahudi varlığının hükümetini eleştirerek şöyle dedi: “İsrail, mevcut hükümetin yönetiminde şımardıkça şımarmış, sadece bölge için değil, insanlık için de bir tehdit kaynağı hâline gelmiştir. Netanyahu ve suç şebekesinin Suriye ve Lübnan'a yönelik saldırıları, sadece bu iki kardeş ülkeyi değil, artık Türkiye'yi de tehdit eden bir noktaya ulaştı… Sağa sola tehditler savurmaktadır. Biz sizin niyetinizi, amacınızı, hedefinizi zaten çok iyi biliyoruz. Arz-ı Mevud hezeyanının nihai hedefinin ne olduğunun gayet iyi farkındayız.”Ve şöyle dedi: “Türkiye'nin güvenliği sadece Hatay'dan değil Halep'ten başlar, Şam'dan başlar.Kardeşlerimize yönelik saldırılara göz yummayacağız.”Yahudi varlığının saldırıları sonucunda ölenlerin sayısını zikretmekle yetindi ve şöyle dedi: “Gazze'de tüm dünyanın gözleri önünde 73 bin masum insan katledilmiştir. 2 Mart'tan bu yana Lübnan'da katledilenlerin sayısı 3 bin 700'e, yaralıların sayısı ise 11 bin 400'e ulaşmıştır. Türkiye başta olmak üzere bölge ülkelerinin tepkilerine rağmen İsrail Lübnan'dan çekilmeyi reddetmekte, buradaki kanlı operasyonlarını devam ettirmektedir.”
Dolayısıyla Erdoğan‘ın, sanki meselesi sadece Netanyahu ve onun hükümetiymiş gibi Netanyahu ve hükümetine odaklandığı ve bölgedeki politikaları nedeniyle onları eleştirdiği görülmektedir! Çünkü o, Yahudi varlığına, gerek varlığı ve Filistin’i gasp etmesi gerekse kökünden söküp atılması gereken bir varlık olması bakımından dokunmamakta; aksine onun Lübnan’dan çekilmesini ve savaşı durdurmasını talep ederek onun varlığını tanıdığını teyit etmektedir. Ayrıca Gazze ve Lübnan’daki ölü ve yaralı sayısını zikretmekle yetinmekte, bu düşmanı caydırmak ve Suriye, Lübnan ve Filistin’deki kardeşlerine yardım etmek için herhangi bir askerî eylemde bulunmamakta ve sadece onların maruz kaldığı soykırımı izlemeye devam etmektedir. Yine Yahudi varlığının artık Türkiye’yi tehdit ettiğini açıkça ifade etmekte; Suriye ve Lübnan’ın güvenliğinin Türkiye’nin güvenliği olduğunu söylemekte ancak bu iki ülkeye saldırılarını sürdüren ve doğrudan Türkiye’ye saldırmaya hazırlanan bu düşmanı caydırmak için kılını dahi kıpırdatmamaktadır. Böylece Erdoğan‘ın, halkına ve ümmete yönelik konuşma ve aldatma sanatında usta olduğu ortaya çıkmıştır.
------------
Erdoğan, Trump’ın NATO zirvesine katılımıyla onun yeniden insicam ve bütünlüğe kavuşacak olmasından dolayı sevinmektedir
Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, 10/6/2026 tarihinde partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada şöyle dedi: “Amerikan Başkanı Sayın Trump'ın Ankara’daki NATO zirvesine bizzat katılacağının açıklanması ittifakın insicamı bakımından kıymetli bir adımı temsil etmektedir.” Ve şöyle dedi: “Temmuz ayında Ankara’da yapılacak NATO Liderler Zirvesi’nin NATO tarihinde bir referans noktası olması için hazırlıklarımızı yoğunlaştırdık.”
Erdoğan, sömürgeci Batı’yı savunmak için kurulmuş olan ve Afganistan’a saldırıp Türkiye’nin de yaklaşık 20 yıl boyunca katılımıyla onu işgal ederek öldürme, yerinden etme ve yıkım faaliyetleriyle saldırgan bir düşman ittifakına dönüşen haçlı NATO ittifakıyla övünmektedir; dolayısıyla İslam beldelerini tehdit eden bu tehlikeli ittifakta meydana gelen çatlakları onarmaya çalışmaktadır.
Ayrıca Erdoğan, Allah'ın ve Müslümanların bir numaralı düşmanı Trump'ın, sömürgeci NATO üyeleri arasındaki insicamı yeniden tesis edilmesi amacıyla düzenlenen konferansa katılmasıyla gurur duymakta ve sevinmektedir. Bu da onun kâfirlere olan dostluğunun boyutunu teyit etmektedir; eğer onda zerre kadar samimiyet olsaydı, bu Haçlı ittifakından çekilir, onu çatlamaya ve çökmeye terk eder ve İran’a yönelik saldırılarına devam eden, Gazze’yi yok eden ve orada soykırım işleyen Yahudi varlığının ana destekçisi olan Allah’ın düşmanı Trump’ı karşılamayı reddederdi.
------------
Pakistan'ın Afganistan'a düzenlediği saldırılarda 13 kişinin öldüğü açıklandı
Afganistan Emirliği sözcüsü Zebihullah Mücahid, 10 Haziran 2026 tarihinde X platformu üzerinden şunu açıkladı: “Pakistan uçakları, Host, Kunar ve Paktika eyaletlerindeki bölgeleri hedef aldı, saldırılar sivillerin evlerini vurdu ve 11 çocuk, bir kadın ve bir yaşlı adamın ölümüne yol açmasının yanı sıra çok sayıda kadın ve çocuk da yaralandı.”
Bu Pakistan hava saldırıları, Afganistan sınırına komşu Hayber Pahtunhva eyaletinde yer alan Hasan Hel bölgesinde silahlı kişilerin bir güvenlik noktasına düzenlediği saldırıdan birkaç saat sonra gerçekleşmiştir. Bölgedeki Pakistanlı yerel yetkililer, “8 saldırganın öldürüldüğünü ve kontrol noktasını ele geçirme girişiminin engellendiğini” açıklarken, Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi, Peşaver'de ölenler için düzenlenen cenaze töreninde şunları söyledi: “Pakistan, güvenliği ve istikrarı tehdit eden gruplara karşı operasyonlarını genişletmeye devam edecektir.”
Bu iki Müslüman ülke ve bunların tek bir İslam ümmetine mensup olan halkları, sömürgecilerin aralarında çizdiği sınırları korumak için birbirleriyle savaşmaktadırlar. Oysa her ikisinin de görevi, Hanif olan dinlerine dayalı tek bir nizamın gölgesindeki birlikleri için çalışmaktır. Pakistan yönetimi, Afganistan'da Amerika hesabına çalıştığını ve hâlâ çalışmaya devam ettiğini açıkladı; ayrıca Amerika ile İran arasındaki müzakerelerde de Amerika hesabına çalıştığı da ortaya çıkmıştır. Pakistan rejiminin yöneticileri, Genelkurmay Başkanı Asim Münir’den Başbakan Şehbaz Şerif’e kadar, ABD Başkanını överek onu Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermişlerdir; bu da onların Amerika’ya ve başkanına olan bağlılıklarını ve bu ikisinin emirlerini yerine getirmeye hazır olduklarını kanıtlamaktadır.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Esad Mansur



