- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Yahudi Varlığı, Gücünün Her Şeye Yettiğini Zannediyor; Ancak Allah'ın İzniyle Bu Zannı Onu Yıkıma Sürükleyecektir
Haber:
Yahudi varlığının sözde Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, X platformunda şu sözleriyle Amerikalılara saldırdı: “Amerikalılara duyduğumuz saygıya rağmen İsrail, evlatlarımızın kanının ve vatandaşlarımızın güvenliğinin sahipsiz (pazarlık konusu) olmadığını tüm dünyaya açıkça göstermelidir.” Ve şöyle ekledi: “Bütün Lübnan yanmalı! En yüce görevimiz İsrail vatandaşlarını ve İsrail ordusu askerlerini korumaktır. Bu yükümlülük, diğer tüm değerlendirmelerin önündedir.” Ve şöyle devam etti: “Başbakana özel görüşmelerimizde de şunu söyledim: Her İsrailli annenin döktüğü her gözyaşı karşılığında bin Lübnanlı anne ağlamalı.”
Yorum:
Yahudi hükümetinde yer alsa da Ben Gvir’in siyasi bir adam olmadığı doğrudur; ancak onun açıklamaları, Yahudilerin ulaştığı kibir durumunu ve kendilerini büyük bir güç ve birçok şey yapabilecek uzun bir ele sahip olarak görme hislerini yansıtmaktadır; aynı zamanda bu, varlığının Ortadoğu’nun çehresini değiştirdiğini ve artık “bölgesel büyük bir güç” haline geldiğini dile getiren bizzat Netanyahu'nun da söylemidir.
Bu kanaat, Yahudi varlığındaki birkaç kişinin sahip olduğu bireysel bir kanaat değildir; aksine onlar arasında hakim olan bir duygu ve onlardan birçok kişi tarafından benimsenen bir kanaat hâline gelmiştir; hatta durum öyle bir noktaya ulaşmıştır ki Haham Şmuel Eliyahu, Amerikan başkanına sert bir şekilde saldırarak şöyle demiştir: “Trump’a şunu hatırlatırız: İsrail, onsuz da 2000 yıl boyunca ayakta kalmıştır; hem de çok daha zor ve kötü koşullarda; zira 1948 yılında ABD, İsrail’i desteklememiş ve tek bir mermi bile göndermemişti; ama biz yine de tüm Arap devletlerine karşı galip geldik; sizin yardımınız bazen arı gibidir; balınızı da iğnenizi de istemiyoruz; biraz mütevazı olun; siz dünyanın kralı değilsiniz. Trump’ın “İsrail onsuz iki saat bile ayakta kalamazdı” dediğini işittim; bu sadece ilginç bir durumdur.”
Bu nedenle bu kişilerin ülkeleri silip süpürmekten, tahtları yıkmaktan ve bir Yahudi’nin döktüğü her bir damla gözyaşı veya kan karşılığında binlerce insanı öldürmekten söz etmeleri hiç de şaşırtıcı değildir; çünkü onlar kendilerini üstün, güç ve irade sahibi olarak görmekte; hatta kendilerini bütün insanların üzerinde görmektedirler. ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُواْ لَيْسَ عَلَيْنَا فِي الأُمِّيِّينَ سَبِيلٌ وَيَقُولُونَ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ “Bu da onların, «Ümmilere karşı yaptıklarımızdan dolayı bize vebal yoktur» demelerindendir. Allah adına bile bile yalan söylüyorlar.” [Al-i İmran 75]
Yahudi liderlerin sözlerini inceleyen biri, bunun onların yaşadıkları ve tanık oldukları şeylerin doğal bir sonucu olduğunu görecektir; zira Yahudiler, geçen yüzyılın başından beri Batı’nın kendilerini bıkıp usanmadan nasıl desteklediğini görmüşlerdir; zira İngiltere onlara Balfour Deklarasyonu’nu vermiş, sonra onları Filistin’e yerleştirmiş ve Arap ve bölge yöneticilerinin ihanetleriyle birlikte onlara zemin hazırlamıştır; öyle ki Yahudiler kendilerinin güçlü bir devlet olduğunu sanmaya başlamışlardır. Ardından Amerika geldi, onların varlıklarını benimsedi, her türlü himaye ve destekle onu kuşattı; Müslümanların başındaki yöneticileri onun karşısında küçük düşürdü ve onları Yahudi varlığına hizmet etmeye ve onu korumaya yöneltti; hatta Yahudilerin Gazze’ye karşı iki buçuk yıl boyunca sürdürdüğü vahşi katliamlar sırasında Amerika ve onunla birlikte Batı’nın çoğu ülkesi ve Müslümanların başındaki yöneticiler, onları desteklemekten ve onlara arka çıkmaktan geri durmadılar; böylece Yahudiler bile kendilerinin ayrıcalıklı kişiler olduğuna, herkesin onların rızasını kazanmak istediğine ve onları öfkelendirmekten korktuğuna inanmaya başladılar.
Gerçekte Yahudiler kendilerini güçlü ve dağları bile sarsacak güç ve irade sahibi olduklarını zannetmeye başladılar. Yahudi başbakanın her konuşmasında öne çıkarmaya çalıştığı şey işte bu konudur; hatta durum öyle bir hâl aldı ki, bazı Yahudi liderler, Yahudilerin istediği her şeyi gözetmediklerinden dolayı Amerika’ya ve başkanına saldırmaya başladılar.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’i, İran ile imzalanan çerçeve anlaşmasını ve Başkan Trump’ı eleştiren Yahudi hükümet yetkililerine sert bir mesaj göndermeye ve onlara varoluşsal olarak ABD’nin desteğine ne kadar bağımlı olduklarını hatırlatmasına iten şey işte budur; zira Vance, eğer ben Yahudi hükümetinin bir üyesi olsaydım, dünyada geriye kalan tek güçlü müttefike saldırmaya cesaret edemezdim diyerek Yahudilere, geçtiğimiz aylar boyunca kendilerini koruyan silah ve mühimmatın üçte ikisinin tamamen ABD tarafından üretilip finanse edildiğini ve Başkan Trump’ın şu anda dünyada kendilerine sempati duyan tek kişi olduğunu hatırlatmıştır; dolayısıyla Amerika'nın barış vizyonunu engelleme girişimleri, yüksek stratejik çıkarların farkında olunmadığını ve sorumluluk bilincinden yoksun olunduğunu yansıtmaktadır.
Sonuç olarak Yahudilerin sahip olduğu bu güç ve kibir duygusunun bir açıklaması vardır ki o da; Müslümanların başındaki yöneticilerin ihaneti ve ümmetlerini yüzüstü bırakmalarıdır; dolayısıyla Yahudileri Müslümanlara karşı kışkırtanlar ve onları Yahudi varlığının gerçekten güçlü ve ayakta kalabilir olduğuna inanmaya sevk edenler bizzat bu yöneticilerdir. Aynı şekilde Yahudi varlığına uzun bir ip uzatan özellikle Amerika olmak üzere Batı'nın yöneticilerinin tutumları da, Yahudilerin, Amerika, kafir Batı ve Müslümanların başındaki hain yöneticiler olmadan kendilerinin güçlü olduklarını sanmalarına neden olmuştur.
Allah’a hamd olsun ki insanların Yahudi varlığına uzattığı ip kısalmaya başlamıştır; zira Yahudilerin en güçlü ve en yakın müttefiki olan Amerika, hesaplarını gözden geçirmeye ve onlarla olan ilişkilerini değerlendirmeye başlamıştır; belki de Allah’ın ipi onlardan koptuktan sonra insanların ipini de onlardan koparacaktır; böylece onların bir ağlayanı kalmayacak ve daha önce olduğu gibi zilletlerine ve miskinliklerine geri döneceklerdir. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ أَيْنَ مَا ثُقِفُواْ إِلاَّ بِحَبْلٍ مِّنْ اللّهِ وَحَبْلٍ مِّنَ النَّاسِ وَبَآؤُوا بِغَضَبٍ مِّنَ اللّهِ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الْمَسْكَنَةُ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَانُواْ يَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللّهِ وَيَقْتُلُونَ الأَنبِيَاءَ بِغَيْرِ حَقٍّ ذَلِكَ بِمَا عَصَوا وَّكَانُواْ يَعْتَدُونَ “Allah’tan bir ipe ve insanlardan bir ipe tutunmadıkça, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, onlara zillet damgası vurulmuş; Allah’ın gazabına uğramışlar ve aşağılanmaya mahkûm olmuşlardır. Bu, onların Allah’ın ayetlerini inkâr etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmeleri yüzündendir. Bu (cüretleri de) onların isyan etmiş ve haddi aşmış bulunmalarındandır.” [Al-i İmran 112]
Ümmetin üzerine düşen şey, Allah'ın yardımının yakın olduğuna güvenmek ve Yahudi varlığını mübarek Filistin topraklarından söküp atacak, Müslümanları ve tüm dünyayı onun şerlerinden kurtaracak olan İkinci Raşidi Hilafeti kurmak için adımlarını hızlandırmaktır.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Müh. Halil Abdurrahman



