- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
İran’ın, Amerika Karşısında Ulaştığı Sonuç Bir Zafer Midir?
Haber:
İran Devrim Muhafızları Ordusu, 25 Nisan 1980’de İran’ın Tebes kentinde ABD’nin rehine kurtarma amacıyla düzenlediği ve başarısızlıkla sonuçlanan "Kartal Pençesi" operasyonunun yıl dönümü nedeniyle bir bildiri yayımladı. Devrim Muhafızları Ordusu açıklamasında, ABD’nin İsfahan eyaletinin güneyine yönelik son saldırı girişimleri "Beyaz Saray’ın aşağılanmasının tekrarı ve küresel emperyalizmin İran milleti karşısındaki kaçınılmaz yenilgisi" olarak nitelendirildi. Açıklamada, "Bu durum, ABD’nin yaşadığı tarihi ve utanç verici yenilgiden hala ders almadığını göstermektedir. ABD’nin saldırgan ve hegemonik karakteri, İslam Devrimi ve İran’a karşı yeni alanlarda da düşmanlık üretmeye devam etmektedir" denildi.
ABD’ye yönelik sert uyarıların yapıldığı açıklamada, “İsrail” Başbakanı Binyamin Netanyahu da sert bir dille eleştirildi. Bildiride, "ABD’liler gerçeği kabul etmeli ve kendilerini artık suçlu ve çocuk katili Siyonist Başbakan Netanyahu’nun elinde bir oyuncağa dönüştürmemelidir” ifadelerine yer verildi. (www.ntv.com.tr, 25/06/2026)
Yorum:
Eğer bir devlet, bir akide ve bu akideden fışkıran hükümlerin olduğu bir ideolojiye sahip bağımsız bir devlet olur, bu ideolojisini hakim kılmak için savaşır veya mücadele eder ve bunun uğrunda en değerli ve kıymetli şeylerini feda ederse bir zafer elde etmiş olur. Ama bir devlet, dar milliyetçi, vatancı, bölgeselci ve mezhepçi bir fikri benimser ve bunun uğrunda savaşır veya mücadele ederse, sonuçları ne olursa olsun bir zafer elde etmiş olmaz. Zira böyle bir devletin kazanımları, bir akideye inanan bir ümmet adına elde edilmiş kazanımları değil, aksine sadece kendi zati çıkarları için gerçekleşmiş kazanımlar olacaktır. Bunun en çarpıcı örneği ise İran devletidir. Zira İran, Amerika ile yürüttüğü savaşta, dünyanın süper gücü olan Amerika’ya meydan okumuş ve ona karşı birtakım kazanımlar elde etmiştir. Hatta Amerika’nın dünya çapında prestiji sarsılmış ve konumu zayıflamıştır. İran’ın bir İslam beldesi ve halkının da Müslüman olmasından dolayı, onun Amerika’ya karşı elde etmiş olduğu kazanımlar birçok Müslüman tarafından bir zafer olarak nitelendirilmiştir. İşte burada şu soru önem kazanmaktadır: İran’ın elde etmiş olduğu kazanımlar, İslam akidesine ve ondan çıkan hükümlere iman eden İslam ümmetinin sorunlarına çözüm getiren kazanımlar mıdır?
Bu sorunun cevabı, İran’ın Amerika ile olan savaşındaki tutumlarında gayet açıktır; evet, İran’ın Amerika karşısında göstermiş olduğu tutum, kayda değer bir tutumdur; ancak İran’ın elde etmeye çalıştığı kazanımlar, aynı akideyi paylaştığı İslam ümmetinin sorunlarını çözmeye yönelik kazanımlarla tamamen zıt konumdadır. Bunun en bariz örneği ise; Amerika ile imzalamış olduğu son mutabakat zaptında, anlaşmanın kapsamında Yahudi varlığının Lübnan’a yönelik saldırıyı durdurması şartı yer alırken, üç yıla yakın bir süredir Yahudi varlığının eşi benzeri görülmemiş katliamına maruz kalan izzetli Gazze ve Batı Şeria’nın kahraman halkını hiç gündemine bile almamasıdır; sanki Gazze halkı İslam ümmetinin bir parçası değilmiş gibi. Bu da gösteriyor ki İran’ın elde ettiği kazanımlar, aynı akideye sahip bir ümmet adına elde edilmiş kazanımlar değil, aksine kendi mezhepçi, ırkçı ve bölgeselci çıkarları için elde edilmiş kazanımlardır. İşte bu yüzden İran, Amerika’ya karşı nasıl bir sonuç elde ederse etsin, asla İslam ümmeti için bir kazanım olmayacağı gibi asla bir zafer da sayılmayacaktır. Hatta elde etmiş olduğu sonuçlar ne olursa olsun İslam akidesi açısından bir kayıp olacaktır.
Sonuç olarak İran’ın Amerika’ya karşı elde etmiş olduğu kazanımlar, Müslüman orduları için bir ders niteliğindedir; bu da Amerika ve beslemesi Yahudi varlığının yenilmez bir güç olduğu fikrinin bir efsane olduğu ve eğer bir devlet kararlı ve tavizsiz bir tavır ortaya koyarsa, -hele bir de bu devlet halkı Müslüman olan bir devletse- karşısında hiçbir gücün duramayacağıdır. Bu yüzden İslam ümmeti adına bir zafer görmek istiyorsak, ister Arap ister Acem, ister Sünni ister Şii olsunlar samimi olan tüm Müslümanların Raşidi Hilafet Devleti’ni kurmak için çalışmaları gerekir. İşte o zaman gerçek zafere tanık olmuş oluruz.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ramazan Ebu Furkan



