Pazar, 05 Ramazan 1447 | 2026/02/22
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Libya Bir Boşluğun Eşiğinde

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Libya Bir Boşluğun Eşiğinde
Türkiye'de Libya Genelkurmay Başkanı'nın Öldürülmesinin Yankıları

İstikrarlı ülkelerde uçak kazaları olur, soruşturmalar başlatılır ve konu kapatılır; ancak kırılgan ülkelerde, arızi kazalar bile siyasi depremlere dönüşebilir; zira ondaki kişiler sadece kendilerini temsil etmezler, aksine tüm güç dengelerini sembolize ederler.

Bu nedenle Abdülhamid Dibeybe başkanlığındaki Ulusal Birlik Hükümeti'ne bağlı güçlerin Genelkurmay Başkanı'nın öldürülmesi, son dakika haber bültenindeki gelip geçici bir haber değil, aksine hâlâ iç parçalanmadan muzdarip olan Libya devletinin gerçekliğini ortaya koyan bir an olmuştur. Zira Libya, birleşik bir ordusu, tam egemenliği ve dayanmaya muktedir kurumları olmayan bir ülkedir; peki Muhammed el Haddad'ın yokluğu ne anlama geliyor? Onun ölümünden kim fayda sağlayacak?

2011'den sonra Libya'daki çatışma, özellikle Amerika ve İngiltere arasında uluslararası bir nitelik kazanmaya başlamıştır. 10 Mart 2021'de Libya Temsilciler Meclisi, 188 oydan 132'sini almasının ardından Abdulhamid Dibeybe başkanlığındaki Ulusal Birlik Hükümeti'ne güven oyu vermesiyle ABD, Libya Siyasi Diyalog Forumu'nda İngiltere ve Avrupalıların altından halıyı çekti. (BBC, 14/3/2021). Böylece Fayez el-Serrac hükümeti fiilen sona erdi.

Bunun ardından; ABD'nin Libya Büyükelçisi Richard Norland, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile yaptığı telefon görüşmesinde, Amerika'nın Başkanlık Konseyi'ne ve yeni hükümete desteğini teyit ederek, Libya siyasi diyaloğuna katılanları ve Libya liderlerini tebrik etti.

Türkiye’nin müdahalesine gelince; bu müdahale önceki el-Serrac hükümetiyle yapılan anlaşmalar yoluyla gerçekleşti ve bu anlaşmalar hükümet değişikliğinden etkilenmedi; zira yeni Dibeybe hükümeti, o vakit Suriyeli savaşçıların çıkarılması talebi dışında, bu anlaşmalara veya Türkiye'nin ülkedeki varlığına itiraz etmedi.

Buna karşılık, Mısır'ın tutumu Muhammed el-Menfi'yi kontrol altında tutmaya ve Dibeybe hükümetini pekiştirmeye dayanırken, İngiltere'nin hesaplamaları kapsamında etkili ülkeler olan Fas, Cezayir ve Tunus, statükoyu kabul etme ve yabancı güçlerin Libya'dan ayrılması gerektiğinin pekiştirilmesini benimsemiştir.

Libya'nın gerçekliğine geri dönecek olursak; Muhammed el-Haddad ve arkadaşlarının öldürülmesinin sıradan bir olay olmadığı, aksine askeri konseyin gücü için büyük bir kayıp oluşturduğu ve seçim meşruiyeti olmayan bir hükümet, siyasi olarak sızan finans kurumları, devlet ordusu yerine silahlı ağlar tarafından yönetilen güvenlik, ordunun doğu ve batı arasında bölünmesi ve etkili liderliği olmayan şekli bir birlik gibi ülkenin yaşadığı "askıda kalmış istikrar" durumunda yeni bir çatlağın başlangıcı olduğu açığa çıkmaktadır.

Meydana gelen olayın bir suikast olduğuna dair henüz kesin bir kanıt olmadığı doğrudur; ancak siyaset, olayları değerlendirmek için kanıt beklemez. Batı destekli hükümetin muhalifleri, bu olayı, Trablus'taki devlet projesinin başarısızlığını ve Dibeybe hükümetinin kırılganlığını kanıtlamak için kullanacaklardır; bu da ABD Başkanı Trump'ın Arap, Orta Doğu ve Afrika işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Massad Boulos'un Dibeybe hükümetiyle yaptığı görüşme bağlamında gerçekleşecektir; zira Boulos'un talepleri arasında, ekonomik işbirliğinin genişletilmesi ve geniş bir ekonomik ortaklığın açılmasının yanı sıra büyük Amerikan şirketlerine 70 milyar Dolarlık yatırım teklifi sunulması da yer almaktadır. Aynı şekilde siyasi ve askeri istikrarın desteklenmesi, siyasi sürecin teşvik edilmesi ve seçimler ve kapsamlı siyasi programlar yönünde ilerlenmesi de yer almaktadır. (El Cezire Net, 24 Haziran 2025)

Burada Abdülhamid Dibeybe ile Muhammed el-Menfi arasındaki görüş ayrılığı öne çıkmaktadır; zira her ikisi de, Libya ordusunda yapısal bir değişim gerçekleşmesi durumunda başkanlık için tercih edilen adaydır. Dolayısıyla Dibeybe, hükümetine bağlı Genelkurmay Başkanı Korgeneral Muhammed Ali El-Haddad'ı tercih ederken, Muhammed El-Menfi ise 2011'den sonra özellikle Batı Libya'da silahlı dengelerin kurulmasında önemli rol oynayan ve eğilimlerdeki farklılık nedeniyle daha önce Dibeybe hükümetiyle gerilimler yaşayan Tümgeneral Usame El-Cuveyli'yi desteklemektedir.

Batı Libya'daki askeri liderlik içindeki kartların yeniden köklü bir şekilde karılmasının önünde dizginleyici bir faktör olan el-Haddad'ın yokluğunda, güçlü bir şekilde Usame el-Cuveyli'nin adı öne sürülecek, bu da bunu hükümet kurumları içinde siyasi bir darbe olarak değerlendirecek olan Dibeybe’ye bağlı milisleri kışkırtacaktır. Bu da Libya sokaklarına yeniden kaos getirebilir, ordunun birleşme şansını zayıflatabilir ve bölünme mantığını güçlendirebilir. Doğu bunu, Batı'nın ulusal askeri bir kurum inşa etmedeki acziyetinin başka bir kanıtı olarak görecek, bu da belirtilen hedef ülkenin bölünmesi olmasa bile, ayrılığı daha da derinleştirecektir.

İç çatışmaları reddeden, Hafter'le karşı karşıya gelmek istemeyen, milisleri ulusal bir ordu yapısı içinde bir araya getirme olasılığını düşünen ve Libya'nın bölünmesinin en önde gelen muhaliflerinden biri olan Muhammed el-Haddad'ın öldürülmesi, sadece bir kişinin kaybolması değil, aksine sürece darbe indirilmesi anlamına da gelmektedir.

Onun ölümünden gerçek olarak yararlananlar belirli kişiler değil, aksine ordu yerine milislerin mantığını, karar merkezlerinin çokluğunu, askeri kurumun birliğinin devre dışı bırakılmasını, yabancı müdahaleye duyulan sürekli ihtiyacı ve Dibeybe hükümet kampının zayıflamasını destekleyen bir süreç gibi bütün bir süreçtir.

Binaenaleyh Muhammed el-Haddad'ın ölümü sadece bir güvenlik olayı ya da bir alternatifin atanması meselesi değil, aksine devletin birleşmekten aciz olduğunun açık bir ifadesidir.

Bu olaylar, görünür boyutlarıyla değil, ortaya çıkardıkları gerçeklerle ölçülmelidir. Muhammed el-Haddad ve arkadaşlarının öldürülmesi –ister arızi kaza olsun ister henüz ayrıntıları tamamlanmamış gizemli bir olay olsun– yeni bir kriz yaratmaktan ziyade eski bir krizi ortaya çıkarmaktadır: Bu kriz de devletin, kurumlarla değil kişilerle ve kanunlarla değil dengelerle yönetilmesidir.

Sorun ordunun başında kimin olduğu değil, aksine bizzat ordunun, geçici hükümetlerden, kontrolsüz silahlardan ve dış gözetimlerden bağımsız, birleşik bir ulusal varlık olarak yokluğudur. Bu yüzden bazı aktörler bu boşluktan geçici olarak bir nüfuz kazanabilir ve olay, bölünmeyi derinleştirmek veya rolleri değiştirmek için kullanılabilir; ancak kalıcı kayıp, gözetici bir devletin yokluğudur. Zira ülkeler, liderlerinin ölümüyle çökmezler, aksine kurumlarının acziyetinden dolayı ölürler.

Bundan dolayı Libya halkı, kendisini dış müdahalelerden kurtaracak ve kurumlarını bağımsız bir referansın idare ettiği güçlü bir sistem kuracak köklü bir çözüm aramalıdır. Bunu düzeltecek, ülkeye uzanan her eli koparacak olan Hilafet sisteminden başka bir sistem yoktur; zira zorluklara meydan okuyacak ve ümmetin izzetini geri elde edecek bir devlet kurmaya muktedir olan sadece bu sistemdir. Müslümanların yetenekleri, dinden uzaklaşmaları nedeniyle bugün heba edilmektedir; oysa din, geçmişte olduğu gibi bugün de ümmetin koruyucu kalkanı olmaya devam etmekte ve şöyle buyuran Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in müjdelediği Raşidi Hilafet Devleti'ni temsil etmektedir: ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ Sonra (yeniden) Nübüvvet Minhacı üzere (Raşidi) Hilafet olacaktır.” Ve Allahu Teala şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ Ey iman edenler! Eğer siz Allah’ın dinine yardım ederseniz Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.” [Muhammed 7]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Nebil Abdulkerim

Devamını oku...

Sadece Bir İmparatorluğun Değil, Bir İdeolojinin Çöküşü!

Haber-Yorum

Sadece Bir İmparatorluğun Değil, Bir İdeolojinin Çöküşü!

Haber:

3 Ocak 2026'da Amerika Birleşik Devletleri, Caracas'ta düzenlenen bir askeri operasyonda Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini tutukladı. Trump, Amerika Birleşik Devletleri'nin ülkeyi yöneteceğini açıkladı ve Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Mike Waltz şöyle bir açıklamada bulundu: “Dünyanın en büyük enerji rezervlerinin, ABD'nin düşmanlarının kontrolü altında kalmaya devam etmesi mümkün değildir.” Bundan kısa bir süre sonra Beyaz Saray, Danimarka'dan Grönland'ı geri almak istediğini yineleyerek, güç kullanımı da dahil olmak üzere tüm seçeneklerin masada olduğunu vurguladı.

Yorum:

Geçen haftaki olaylar, hiçbir şekilde sömürgeci ABD’nin veya genel olarak Batı'nın, işleyiş üslubundan bir sapma teşkil etmiyor. Ancak bu, Amerikan saldırganlığının uzun bir serisinin sadece yeni bir bölümü değildir; aksine bu, bu kez ilk defa hiçbir belirsizlik ve sahte gerekçelere olmadan Batı Yarımküre'de Amerikan hegemonyasını dayatmak için güç kullanmaya yönelik umutsuzca bir tırmanıştır.

Amerika artık özgürlük, demokrasi, insan hakları ve uluslararası hukuk gibi sahte bahanelerin arkasına saklanmaya gerek görmüyor. İmparator tamamen çıplak bir şekilde sahneye çıkıyor ve Avrupa'daki müttefiklerine ve sadık devletlerine bile "güçlü olan haklıdır" diyor. Güç kendi başına bir amaç haline geldiğinde, doğrudan veya dolaylı güçle elde edilebilecek her kazanç, ister Venezuela'daki dünyanın en büyük petrol rezervleri olsun, ister dünyanın en büyük adası Grönland olsun, bir hak haline gelir. Bu tırmanışın çaresizliği burada yatıyor; dünyaya sunacak hiçbir şeyiniz yoksa, geriye sürekli artan bir tırmanıştan başka ne kalır ki?

Batı ülkeleri Venezuela'ya karşı hafif bir endişeyle tepki gösterirken, Grönland'a karşı tepkiler, özellikle Danimarka hükümeti tarafından çok daha şiddetli olmuştur.

On yıllardır Amerika'nın özellikle İslam beldelerini işgal etmesine, yağmalamasına ve işgaline sadakatle katkıda bulunan ve çocuklarını Irak ve Afganistan'da Amerika için ölüme gönderen Danimarka, şimdi de uluslararası düzen ve ahlak çağrısında bulunuyor!

Bu arada Trump döneminde Amerika, Atlantik ötesi Batı uyum sınırlarını test etmek için daha da ileri gitmiştir.

Ancak çoğu zaman durum, Trump'ın kişiliği temelinde analiz edilerek bizzat Amerika'daki sistem ve toplumun tıpkı uluslararası Batı sistemi gibi iç çelişkilerle aşındığı, acımasız iç çatışmalar ve iktidar mücadeleleriyle kutuplaştığı ve geriye dünyaya sunabileceği ideolojik bir yönü olmayan boş bir yapı bıraktığı gerçeği görmezden geliniyor.

Batı'daki bu iç bölünmeye, Batı halkları arasında siyasi sistemlere duyulan eşi benzeri görülmemiş güvensizliğe ve Amerikan liderliğindeki Batı dünya düzeninin acı gerçekliğine (ki bu durum Filistin'deki soykırımda tüm dünya halkları için açıkça ortaya çıkmıştır) ek olarak kapitalizm iflas etmiştir ve çöküşüne kendi gözlerimizle tanık oluyoruz.

Küresel bakış açısına sahip olması ve tüm insanlığa karşı sorumluluk hissetmesi gereken İslam ümmeti açısından olana gelince; artık İslam ümmetinin uluslararası sahneye çıkmasının ve Allah’ın hidayetine dayalı olarak insanlığı, gerçek adalet ve merhametin yeni yoluna doğru yönlendirmesinin zamanı gelmiştir.          

Bugün tanık olduğumuz zulüm, ihanet, bölünme ve kargaşa, İslam'ı ve Müslümanları temsil eden ve insanları karanlıklardan aydınlığa çıkaran Hilafetin yüz beş yıllık yokluğunun doruk noktasıdır. Medeniyetteki bu açık boşluğu dolduracak olan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in müjdelediği gibi sadece Raşidi Hilafettir; zira Hilafette onuru güçlendirmek sadece güçle olmayacak, aksine gerçek değerlerle, tüm insanlık için küresel hadari projeyle ve insanlık dışı açgözlü kapitalist bir elite hizmet etmeyen köklü siyasi sistemlerle olacaktır.

İslam ümmeti bu metodu, hayatta kendisi için bir risalet ve kurtuluşa giden sabit bir yol olarak benimsediğinde, işte o zaman tarih, Allah’ın yardımıyla fiilen yeni bir yola başlamış olacaktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
İlyas Murabıt

Devamını oku...

Batı Sistemi Çöküşün Eşiğinde!

Haber-Yorum

Batı Sistemi Çöküşün Eşiğinde!

Haber:

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Amerika'yı ortaklarını terk etmekle suçlayarak, Fransızların ve Avrupalıların kurbanı olduğu tuhaf bir oyundan bahsetti.Aynı bağlamda, Alman Cumhurbaşkanı Amerika'nın dünya düzenini yok ettiğini açıkladı. (Rusya El Yevm, 08/01/2026)

Yorum:

Amerika önderliğindeki kâfir Batı, nüfuzunu dayatmak, işgal etmek, baskı uygulamak ve servetleri yağmalamak için bahaneler uydurmak yoluyla uluslararası sistemi ve kurumlarını kurmuştur; sömürgeci Batı sistemi on yıllarca devam etmesine rağmen, bu yumuşak sömürgecilik biçimi, artık istenen meyvesini vermiyor.Bakın işte Amerika'nın borcu astronomik rakamlara ulaşmıştır; fikirleri, mefhumları ve sistemleriyle kapitalizmin getirdiği sefalet ve perişanlık tezahürleri bir yana fahiş fiyatlardan, evsiz ve işsizlerin sayısındaki rekor artıştan bahsetmiyorum bile.Bu ekonomik gerileme ve keskin siyasi bölünmenin yanı sıra sınırsız kapitalist açgözlülük, ABD Başkanı Trump'ı “Önce Amerika” vizyonunu ortaya atmaya itmiştir; nitekim gümrük vergileri koyarak, ithalatı düzenleyerek ve haksız ticaret anlaşmaları imzalayarak sorunları çözmeyi başaracağını düşünüyordu ancak başarısız oldu; böylece Amerika'nın askeri cephaneliğinin verdiği cesaretle giderek daha öfkeli, inatçı ve kibirli bir hale geldi.Maske gittikçe daha da düştü ve sömürgeci kapitalizmin vahşeti daha da belirgin bir hale geldi; bu vahşet, askeri gücün sahibine istediği her şeyi yapma ve istediği her şeye sahip olma hakkı vermektedir.Dolayısıyla Trump'ın takip ettiği bu strateji, Amerika'nın düşmanlarından daha çok Avrupalı müttefiklerini ve ortaklarını endişelendiren bir şok etkisi oluşturdu; ancak Trump buna hiç aldırış etmedi, aksine daha da kibirli ve küstah bir tavır sergiledi; örneğin geçen hafta özel kuvvetlerin Venezüella Devlet Başkanı Maduro'yu kaçırmasının ardından Danimarka'ya ait Grönland adasına sahip olma niyetini açıkladı.

Evet, sadece uluslararası düzen değil, aksine tüm Batı sistemi sarsılmakta ve uçurumun kenarında durmaktadır; dünyayı düşmanlaştırarak ve müttefiklerini zorbalıkla sindirerek kendini izole eden Amerika, ekonomik ve siyasi olarak değil, aksine sosyal, ahlaki ve değerler açısından da aşınmış olan bu kötü niyetli sistemin merkezinde yer almaktadır; dolayısıyla bir şeyin merkezi ortadan kalktığında, o şeyin tamamı ortadan kalkacaktır.Allah Subhanehu'dan, ilk başarısı bu sistemi ortadan kaldıracak olan İkinci Raşidi Hilafetin kurulmasını bir an önce bize nasip etmesini diliyoruz.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Velid Belibel

Devamını oku...

Zorbalık, Gücün Kanıtı Değil, Zayıflığın Kanıtıdır!

Haber-Yorum

Zorbalık, Gücün Kanıtı Değil, Zayıflığın Kanıtıdır!

Haber:

Trump: “ABD hükümeti, sınırlı bir askeri operasyonla Venezuela devlet başkanı ve eşini tutukladıktan sonra Venezuela'yı yönetecektir.” (El Cezire Net)

Yorum:

Amerika, tıpkı putperestlerin daha önce yaptığı gibi acıktığında kendi elleriyle yaptığı putlarını yiyor; zira uluslararası hukuku, uluslararası sözleşmeleri, Güvenlik Konseyi'ni, insan haklarını, halkların istediği demokrasiyi ve dünya ülkelerini yağmalamak ve halkların kanını dökmek için türettiği veya çağrıda bulunduğu diğer putları göz ardı ediyor. Dolayısıyla Amerika bunu yaparak, tüm putları ayaklarının altına alıyor, terennüm edip durduğu uluslararası yasaları ve sözleşmeleri sırtının arkasına atıyor ve ülkeleri ve halkları açıkça yağmalamak için zorbalık politikasını ve sömürgecilik arbedesini ortaya çıkarıyor.

Burada bu saldırganlığı içeren birkaç nokta öne çıkıyor ki örneğin bunlardan bazıları şunlardır:

1- Uluslararası hukuk ve uluslararası sözleşmeler, sömürgecinin halklar üzerindeki hegemonyasına ve servetlerini yağmalamaya hizmet etmek için ortaya çıkarılmış olup kendi çıkarlarıyla çeliştiğinde bunlar ayaklarının altına alınmaktadır; dolayısıyla bu eylem, kâfir Batı karşısında zayıflıklarını, hareketsizliklerini ve aşağılanmalarını haklı çıkarmak için bu yasaları referans olarak terennüm edip durmaya devam eden Müslüman yöneticiler de dahil olmak üzere tüm yöneticilere yönelik bir mesajdır.

2- Güvenlik Konseyi'nde veto yetkisine sahip olan Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa gibi büyük güçler, kınama ve zayıf sözlerle reddetme dışında bir şey yapma gücüne sahip değillerdir; zira onlar da halkları sömürgeleştirmeye ve onların kanlarını emmeye dayalı aynı ideolojinin taşıyıcıları olup tarihleri ​​ve bugünleri buna dair örneklerle doludur.

3- Tüm dünya, yaralarını ve zayıflığını artık gizleyemeyen, aşırı vahşetiyle yaptıkları gücün kanıtını değil zayıflığı ve güçsüzlüğü ortaya koyan yaralı Amerikan vahşetinin ateşiyle yanıp tutuşuyor.

İşte burada, insanlık için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetin rolü devreye giriyor; zira bu ümmet, tökezlemesinin ardından ayağa kalkıp dünyaya yeniden liderlik edecek ve kapitalizmin zulmü ve adaletsizliği ile yanıp kavrulmasının ardından tüm dünya halklarının özlem duyduğu adaleti ve huzuru yayacaktır.

O halde gelin ey İslam ümmeti, kendisini kayboluşunun üzerinden 105 zorlu yılın geçtiği Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafetin gölgesinde sizleri birleştirmek için çalışmaya adayan Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışın. Haydi gelin Allahu Teala’nın sizden razı olduğu rolünüzü oynayın; bu da ancak Amerika ve diğerlerini geri çekilmek ve onları kendi merkezlerine geri dönmek zorunda bırakacak ve güveni, emniyeti, adaleti ve huzuru yayacak olan birinci ve büyük bir devlet olarak dünyaya liderlik etmek ve yeryüzünü imar etmekle mümkündür. Bu ise aziz olan Allah’a hiç de zor değildir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Abdulilah Muhammed – Ürdün

Devamını oku...

Mübarek Suriye Devrimi, İslam Ümmetinin Arzuladığı Bir Umuttur!

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Mübarek Suriye Devrimi, İslam Ümmetinin Arzuladığı Bir Umuttur!

İslam ümmetinin öleceğini söyleyenler yalan söylemiş ve kâfir Batı ile avenelerinin, İdlib'deki devrime baskı uygulayarak, başarısız projelerine hizmet etmeye ve suçlu Esad ailesinin bir uzantısı olan açık bir laikliğe dönüştürmeye yönelik tuzakları başarısız olmuştur; bunun üzerine Beşar'ın yerine geçecek onun tıpatıp aynısı olan birini bulamayınca Ahmed Şara'yı temsilcileri olarak getirdiler. Sonra Amerika ve bölgedeki ajanları, ilk günden itibaren “Bizim Allah’tan Başka Kimsemiz Yok” ve “O Allah İçindir… O Allah İçindir” gibi mübarek devrimin geniş başlığını taşıyan coşkun nehrin dalgasına bindiler. Devrimin samimi kişileri, onu doğru anlamlarına ulaştıracaklarına güveniyorlardı; bu doğru anlam ise, saf İslam'ı, tek bir varlık ve otorite altında, yani Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet Devleti'nin altında yönetime ulaştırmaktı.

Nitekim devrim, iniş çıkışlarla, barikatlarla, kuru rüzgarlarla ve kasvetli gökyüzüyle doluydu ve hâlâ da öyledir ama devrim, Allah'ın, bu ümmetin tek bir kişi, yani Müslümanların Halifesi altında birleşmesiyle ilgili murat ettiği şey gerçekleşsin diye her geçen gün daha da parlak ve ışıltılı bir hale geliyordu. Ki böylece Suriye, Medine’nin Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in kurduğu azim bir varlığın ilk irtikaz noktası olduğu gibi irtikaz noktası olsun, sonra harekete geçsin ve ideolojik devletlerin tarih boyunca ömrünün uzun olması açısından insanlığın bildiği en büyük başarıyı gerçekleştirsin. Bakın işte bugün Şam devrimi, münafıkların ve kafirlerin burnu yere sürtünse de dünyayı sarsmak isteyen güçlü bir yankıyla geri dönüyor.

İsra ve Mirac topraklarını gasp eden Yahudi varlığının başbakanının Hilafetten bahsedeceğine kim inanırdı? Zira Russia Today TV 21/4/2025 tarihinde şunu yayınlamıştır: Netanyahu, “Akdeniz kıyısında herhangi bir halifeliğin kurulmasını kabul etmeyeceğiz ve yanıtımız sert olacaktır” uyarısında bulundu.

Rand Corporation ve Nixon Institute gibi düşünce merkezleri olarak adlandırılan araştırma merkezleri ve benzerleri, Müslümanların durumunu incelemeye önem vermiş ve dalgaya binme politikasının benimsemenin gerekliliği konusunda çeşitli öneriler sunmuştur; bunu da sözde ılımlı İslamcı grupları istismar edip onları siyasi oyuna ve yönetime dahil ederek, bu merkezlerin sahiplerinin aşırılıkçı ve terörist olarak nitelendirdiği gerçek İslami eğilimlere darbe indirmek amacıyla bir araç olarak kullanmak için yapmışlardır.

İstihbarat çevreleri ise, Hilafetin ilanının yaratacağı ilk şoktan korkuyorlar. El-Vai dergisinin 270-271. sayılarının, 2002 yılının sonlarında yayınlanan “Batı'nın Gözünde Hilafet” başlıklı makaleden, “Alman İstihbarat Teşkilatı Hilafetin Kurulması Konusunda Uyarıyor” başlıklı haberden bir alıntı: “Alman istihbarat teşkilatının başkanı August Hanning, Körfez bölgesiyle başlayarak bir dizi Arap ülkesini ziyaret etmiş ve bu ziyaret sırasında çeşitli Arap istihbarat teşkilatlarının liderleriyle görüşmüştür; uluslararası istihbarat faaliyetlerinden birinin başında bulunan bu adam için en önemli konular Irak dosyası ve İslamcı köktencilik olmuştur. İslamcı köktencilik konusunda Alman istihbarat analistleri, Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan'daki İslamcı hareketlerin binlerce destekçisinin, kendi iddialarına göre bölgede bir Hilafet kurmak için geniş çaplı bir saldırı başlatmasını bekliyorlar; Alman yetkililer, istihbarat teşkilatının tahminlerine büyük güven ve itibar duyuyorlar.”

Amerikalı düşünür Henry Kissinger, 6 Kasım 2004 tarihinde Hindistan'da düzenlenen ikinci Hindustan Times Liderler Konferansı'nda yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Tehditler, 11 Eylül'de tanık olduğumuz terörden değil, radikal köktendinci İslam'dan geliyor. Radikal köktendinci İslam, köktendincilerin İslami Hilafet meselesinde görüşüne aykırı olan ılımlı İslam'ı baltalamaya çalışıyor.” Ayrıca Kissinger, asıl düşmanın, İslam konusunda aktif olan ve hem ılımlı İslami toplumları hem de Hilafetin kurulmasına engel olarak gördüğü diğer tüm toplumları aynı anda devirmek isteyen köktenci kesim olduğunu söylemiştir. (Newsweek Dergisi, sayı 8, Kasım 2004). 

Nitekim bu meseleyi gece ve gündüzün ulaştığı her yere ulaştırmak için samimi adam gibi adamlar tarafından desteklenen mübarek devrimin ivmesi geri dönmüştür. Zira 8 Aralık 2025'te Şam tiranının devrilmesinin birinci yıldönümünde ve ona karşı savaşan gruplardan oluşan Suriye ordusunun askeri geçit töreni sırasında, Hizb-ut Tahrir'in çağrılarına ve Erdoğan'ın rejimi örtbas etmek, devrimi sulandırmak ve onu ortadan kaldırmak için geçiş noktalarının açılması düşüncesinin önünü kesmeye yönelik fikri ve siyasi olarak olgunlaşmış ayrıcalıklı nasihatlerine icabet ettiler ve böylece bu gruplar ve onunla birlikte samimi gençler bunu engellediler. Dolayısıyla devrime karşı hazırlanan tüm planları ortaya çıkarmak aylar sürdü ve devrimin zayıflayıp ölmemesi için gruplardan cepheler açmalarını talep ettiler ki bu sırada Suriye rejimi en zayıf durumundaydı. Nitekim bu gruplar, devrimin coşkusunu artıran ve ona yeni kan enjekte eden bu samimi çağrılara yanıt verdi ve rejim, geniş silah deposuna ve tecrübesine rağmen iki haftadan kısa bir süre içinde çöktü. Böylece komplolara, entrikalara ve Erdoğan'ın planlarına, onun Batı'nın gözünde kahraman olarak taçlandırılan çabalarına ve Müslümanların kafasını daha fazla karıştırmak amacıyla laiklik mefhumlarını İslami mefhumlarla harmanlayarak ılımlı olarak adlandırdıkları İslam temelindeki saptırıcı projelerine hizmet etmesine rağmen Allah onlara ezici bir zafer bahşetti.

Hareket, Batı ve laikler için büyük bir korku kaynağı olmaya devam ettiği gibi İslam'ın zirvesi olan cihadın olduğu en büyük şerî hükmü ortaya çıkarmaya devam etti ve askeri geçit töreni sırasında bu mefhum, güçlü bir şekilde öne çıktı; zira bu şerî hüküm, cihada çağıran mübarek devrimin temel direklerinden biri olup mümin ordunun gırtlakları, ya ölümü ya da hayatı gerektiren hayati davayı haykırmaya başlamış ve onların,  “Gazze, Gazze, Gazze, Şiardır, Gazze, Zafer ve Sebattır, Gazze, Gece Gündüz Yıkımdır, Sana Geliyorum Ey Düşmanım Sana Geliyorum, Ateş Dağından Sana Geliyorum, Kendi Kanımdan Cephane, Senin Kanından Nehirler Yapacağım” şeklindeki sloganları atmaları Yahudileri, Batı'yı ve münafıkları öfkelendirmiştir. Bu da Yahudi varlığının güvenlik aygıtının üst düzey yetkililerin katıldığı toplantılar düzenleyerek ortaya çıkan görüntüleri tartışmalarına neden olmuş ve Suriye rejimine güçlü mesajlar göndermek için adımlar atılması beklentisi oluşmuştur; zira Yahudi radyosuna göre, Yahudi varlığı yeni Suriye rejimiyle şüphe ve endişe yaklaşımına göre ilişki kurmakta, ona tamamen şüpheyle ve aşırılıkçı bir cihatçı rejimin doğasıyla bakmaktadır ki biz değerlendirmelerimize onları karıştırmıyoruz.

Suriye devriminin hedeflerinin bilincinde olmaya devam etmesi ve ümmetin azim projesinin boyutlarının ve Suriye halkının da sahip olduğu en değerli şeylerini, yani canlarını feda etmesinin, yerlerinden edilmesinin ve on yılı aşkın bir süredir çadırlarda yaşamasının ardından artık kaybedecek hiçbir şeyin kalmadığının farkında olması, kalbi sevinçle dolduran harika bir şeydir; zira ümmet, kurtuluşu, başarıyı, egemenliği ve alemlerin Rabbinin şeriatının geri dönmesini beklemektedir. En sevindirici şeylerden biri de, bu ümmetin çevresini etkileyen ve ümmetin bir kazan gibi kaynamasına neden olan Suriye devriminin kararlılığı ve ordulardaki dönüşümdür ki bu, bilinçsizliğinden dolayı ümmetten çalınan Arap Baharından bu yana arzu edilen bir adımdı. Ancak mübarek Suriye devrimi, Müslüman ülkelerdeki bekasını sürdürmek, servetlerini yağmalamak, ümmetin zihinlerini bozmak ve onu öldürüp yok etmek için kafir Batı'nın ümmetin ordularına uyguladığı kısıtlamalar nedeniyle zor olan çemberi tamamlamak isteyen ümmet için bir umut olarak kalmaya devam etmiştir. Ama bu Kur'an ümmeti ve İslam'ın mucizevi ümmeti, Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, فَإِنَّهُ لَا نَبِيَّ بَعْدِي… “Benden sonra peygamber olmayacaktır” kavlinden dolayı kıyamet gününe kadar var olmaya devam edecektir. Zira bu ümmet, uzun süredir maruz kaldığı hastalıklar ve zorluklara rağmen, hala canlı olan bir ümmettir. Nitekim Allah ümmete bilinçli bir grup, yani halkına asla yalan söylemeyen bir lider (Hizb-ut Tahrir) bahşetmiştir; zira Hizbut Tahrir, ümmet için planlar yapmakta, onun şanını yüceltmekte ve onu, gece gündüz kurulan büyük komplolara rağmen ıstılahta fikirler savaşı olarak adlandırılan en şiddetli fikri savaşlardan birinde zaferden zafere taşımakta olup dünyayı sarsacak ilk açıklamasını yaparak Şam devrimi bir için umut olmuştur. İşte bu en büyük zaferdir ki bu; sadece dünyanın hayrını isteyen, Rabbinden korkan, Rabbinin cennetlerini arzulayan, dünyada ve ahirette kurtuluşu arzulayan ve kendisinde asla izi silinmeyecek izler bırakarak eziyet edenlere karşı nefret veya intikam arzusu beslemeyen ümmetin İkinci Raşidi Hilafetidir.

Onurlu Suriye devrimi, ümmetin dikkatini çekmeye devam etmekte olup kaçınılmaz olarak orduları harekete geçirecektir; dolayısıyla önümüzdeki dönemde ümmetin ordularının bir namesi olması için uzun süredir beklediğimiz bu ordunun namelerinden, önümüzdeki dönemlerde tüm ümmetin orduları için güçlü bir çağrı işiteceğimizi umuyoruz. Nitekim tüm göstergeler, kaçınılmaz olarak gelecek olan bir zaferin işaretlerini teyit etmekte olup bizler, Allahu Teala’nın yardımından emin olduğumuz için sevinç ve mutlulukla doluyuz. Zira Allahu Teala Nur suresinde şöyle buyurmuştur: وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” [Nur 55]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Şeyh Muhammed Semâni - Sudan

Devamını oku...

Bugünün Firavun’u, Yakında Dünün Firavun’unun Akıbetine Uğrayacaktır

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Bugünün Firavun’u, Yakında Dünün Firavun’unun Akıbetine Uğrayacaktır

Haber:

Görünen o ki Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun tutuklanması, Amerikalı mevkidaşı Donald Trump'ın Latin Amerika'daki komşu ülkelerle de aynı şeyi tekrarlamaya yönelik iştahını kabartmaktadır. Zira bölgede ABD'nin ek askeri müdahalelerinin olabileceğini ima ederek şöyle demiştir: “Kendimizi iyi komşularla çevrelemek istiyoruz. Kendimizi istikrarla çevrelemek istiyoruz. Kendimizi enerjiyle çevrelemek istiyoruz.” Nitekim Kolombiya ile başlayarak, “oradaki operasyonun kendisine iyi göründüğünü” söyledi, ardından Küba ve Meksika'yı tehdit etti. (El Cezire, 05/01/2026)

Yorum:

“Önce Amerika”, Beyaz Saray'ın 05/12/2025 tarihinde yayınladığı ulusal güvenlik stratejisinin bir sloganıdır; bu strateji, “güç yoluyla barış” ilkesine tabi olmayı belirten “Trump'ın Monroe Doktrini'ne eklemesi” olarak adlandırılan şeye dayanmaktadır.Monroe Doktrini, Aralık 1823'te Başkan James Monroe tarafından açıklanan bir Amerikan dış politika programıdır; ama Trump, bu doktrinin Batı Yarımküre'de Avrupa sömürgeciliğine karşı bir politika benimsemesi ve bölgedeki Amerikan jeopolitik hegemonyasını pekiştirmesi açısından önemli olmasına rağmen, kendisinin Donald olarak Monroe'dan çok daha üstün olduğu için onun adını “Donroe Doktrini” olarak yeniden adlandıracağını açıklamıştır.

Trump, kibirli ve böbürlenen, sabah akşam hırlayan bir tiranlık örneği olup kendisini övgüyle tesbih etmeyen her ülkeye sırasının geleceğini söyleyerek tehdit etmektedir; zira Venezuela'nın ardından şimdi de Kolombiya, Küba ve Meksika'yı tehdit ediyor, Grönland adasını ele geçirme ve ardından da İran'a askeri müdahalede bulunma niyetini açıklıyor ve liste böylece uzayıp gidiyor.Aşağılamasına ve Müslümanlara karşı üstünlük taslayan kibirli söylemlerine ve kendisini insanlığın arındırıcısı ve kurtarıcısı ve onun güvenliğinin koruyucusu olarak görmesine ek olarak bu bize, Allahu Teala'nın şu kavlini hatırlatmaktadır:قَالَ فِرْعَوْنُ مَا أُرِيكُمْ إِلَّا مَا أَرَى وَمَا أَهْدِيكُمْ إِلَّا سَبِيلَ الرَّشَادِ Firavun: Ben size kendi görüşümü söylüyorum ve yine size ancak doğru yolu gösteriyorum dedi.” [Mümin 29]

Baskı ve zulme dayanan bu firavun teorisi ve politikası, sahibini etkisi altına alan histerik delilik nöbetlerinden başka bir şey değildir; her ne kadar bunun zahiri, şiddetli bir çatışma aşaması ve beklenen zorluk dönemi gibi görünse de batınında, bir medeniyetin iflası, ölmekte olan bir sistemi ve hiçbir iz kalmayacak şekilde tarihin çöplüğüne atılacak olan bir gücün ve iktidarın yok oluşu vardır. Nitekim Allah bize, ibret alalım diye kıssalarında Firavun ve benzerlerinin akıbeti hakkında haber vermiştir: فَأَخَذَهُ اللَّهُ نَكَالَ الْآخِرَةِ وَالْأُولَىAllah onu, (herkese ibret olarak) dünya ve ahiret azabıyla cezalandırdı.” [Naziat 25] فَأَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي اليَمِّ فَانظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِمِينَ * وَجَعَلْنَاهُمْ أَئِمَّةً يَدْعُونَ إِلَى النَّارِ وَيَوْمَ القِيَامَةِ لاَ يُنصَرُونَ * وَأَتْبَعْنَاهُمْ فِي هَذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةً وَيَوْمَ القِيَامَةِ هُم مِّنَ المَقْبُوحِينَBiz de onu ve ordularını kıskıvrak yakalayıp denize gömdük. Bak, o zalimlerin sonu nasıl oldu! Onları ateşe çağıran öncüler kıldık. Kıyamet günü onlar yardım da görmeyeceklerdir. Bu dünyada onların ardına lâneti taktık. Kıyamet günü de Rabbin merhametinden büsbütün mahrum kalacak ve en çirkin suratlı kimseler olacaklardır.” [Kasas 40-42] Bu ayetler, akıl sahiplerine tiranların akıbetinin yok olmaya mahkum olduğunu ve onları takip etme ve onları dost edinme konusunda onlara yönelik argümanın bir mazeret olamayacağını açıklamaktadır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
M. Durra El-Bakuş

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir Mensubu Olması Nedeniyle St. Petersburg'da Tacik Bir Kadının Tutuklanması

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Hizb-ut Tahrir Mensubu Olması Nedeniyle St. Petersburg'da Tacik Bir Kadının Tutuklanması

Haber:

St. Petersburg'daki Petrogradsky Mahkemesi, Tacikistanlı bir kadının 40 gün süreyle gözaltında tutulmasına karar verdi.St. Petersburg'daki ortak basın servisinin başkanı Daria Lebedeva'nın ifadesine göre kadın, kendi ülkesine iade edilme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Lebedeva Telegram kanalı üzerinden şunları söyledi: “Şehrimizdeki Petrogradsky Bölge Mahkemesi, Nagura Sameyeva'nın Tacikistan'da suç örgütü kurmak ve aşırılıkçı faaliyetler düzenlemek suçlamalarıyla ilgili soruşturma süresince hapsedilmesine karar verdi.”

Nagura, önceki gün Bolşaya Monetnaya Caddesi'nde gözaltına alınmıştı.Mahkeme kadının, Tacikistan'daki kolluk kuvvetlerinin talebi üzerine Interpol tarafından ülkeler düzeyde talep edildiğini tespit etti. Nitekim o, Mart 2025'te bir ceza davasında sanık olarak mahkemeye çıkarılmıştı.

Tacikistan kolluk kuvvetleri ajanslarına göre, tutuklu Türkiye topraklarında bulunduğu esnada Tacikistan'da yasaklanmış olan İslami Hizb-ut Tahrir'in fikirlerinin propagandasını yapmış ve internet üzerinden onun materyallerini dağıtmıştır.

Yorum:

Tacikistan özel servisleri, dinlerinin şiarlarını uygulayan insanların peşine düşmeye devam ediyor.Ayrıca bu şiddetli zulüm, bizzat Tacikistan dışında da meydana gelmektedir.Zira özel Tacik servisleri, Türkiye, Ukrayna ve Avrupa Birliği ülkelerinde yaşayan Tacik göçmenlerin faaliyetlerini takip etmekte, onları ziyaret etmekte ve onlardan İslam'ın şiarlarını uygulamayı bırakıp yetkililerle işbirliği yapmaya başlamalarını talep etmektedir.Örneğin Almanya'da, Tacik konsolosluk yetkilileri, Tacik topluluğu tarafından açılan camilerden birini ziyaret ederek, caminin kapatılmasını talep etmiş ve Tacikistan'daki organizatörlerin yakınlarına vahim sonuçlar olacağı tehdidinde bulunmuştur. Bunun üzerine topluluğun liderleri bu talebe uymak zorunda kalmıştır.

Kayda değerdir ki Tacikistan'da başörtüsü takmaya kısıtlamalar getirilmiştir;zira 2024 yılında, “ulusal” değerleri ve ülkenin laiklik sürecini korumak iddiasıyla, başörtüsü ve peçe de dahil olmak üzere "kültüre yabancı" kabul edilen kıyafetlerin kamuya açık yerlerde giyilmesini ve bunların ithal edilip satılmasını yasaklayan bir yasa imzalanmıştır.

   

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Mansur

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER