Cuma, 05 Cumade’l Ûlâ 1448 | 2026/10/16
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Ümmetin Krizlerinden Kurtulmasının Tek Yolu Hilafettir

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Ümmetin Krizlerinden Kurtulmasının Tek Yolu Hilafettir

Birçok davetçi, imam ve şeyh, ümmetin acı gerçekliğinden nasıl kurtulacağı hakkında konuşmayı ihmal ediyorlar, dolayısıyla derslerinde ve minberlerinde bundan bahsetmiyorlar; oysa Hilafet, ümmetin, kâfir Batı'nın Hilafeti yıktığı ve bizi parçalanmaya ve laik insan yapımı yönetime mahkûm ettiği gün içine soktuğu kertenkele deliğinden tek çıkış yoludur.

Eski İngiltere Başbakanı Gladstone şöyle diyor: “Bu Kur’an Müslümanların elinde olduğu sürece Avrupa Doğu’ya hâkim olamayacaktır.” Bu nedenle İngiltere ve Haçlı Batı ülkeleri, Osmanlı Hilafet Devleti'ni yıktıktan sonra Kur'an-ı Kerim'i ve Nebevî Sünnet'i yönetimden uzaklaştırmak için çalıştılar. Zira İngiltere Dışişleri Bakanı Curzon, Türkiye'ye bağımsızlık verilmesini reddeden milletvekillerinden birine cevaben şöyle demişti: “Mesele şu ki Türkiye'nin işi bitirilmiştir ve bir daha belini doğrultamayacaktır; çünkü onun manevi gücü olan Hilafeti ve İslam'ı ortadan kaldırdık.”

O halde bugünkü değişimin, Hilafetin yeniden kurulmasına davet etmek olması gerekir; zira bu, azami güçle ve azami hızla yerine getirilmesi gereken bir farz ve vaciptir. Allah rahmet etsin Ümmü Seleme Radıyallahu Teala Anha şöyle demiştir: Eğer sizlere iki davetçi gelir ve biri Allah’ın Kitabı’na, diğeri ise Allah’ın Sultanına (otoritesine) davet ederse hangisine icabet edersiniz? Dediler ki: “Allah’ın Kitabı’na davet edene icabet ederiz.” O da şöyle dedi: “Hayır, Allah’ın Sultanına davet edene icabet edin; zira Allah’ın Kitabı, Allah’ın sultanıyla beraberdir."

Ümmü Seleme Radıyallahu Anha'nın sorusu ne kadar da güzel!Cevabı ne kadar isabetli ve yönlendirmesi ne kadar da güzeldir! Zira onun görüşü, şu sözü söyleyenin görüşüyle örtüşmektedir: “Din temeldir, sultan ise koruyucudur. Temeli olmayan yıkılır, koruyucusu olmayan ise kaybolur.” Din, hükümleriyle birlikte Allah’ın Kitabı’nda ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in sünnetinde mevcuttur. Allah’ın Sultanı ise koruyucudur; dahası Allah’ın Kitabı ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünnetiyle amel edendir; bu yüzden eğer Allah’ın Kitabı’na davet edene icabet eder, Allah’ın Sultanına davet edeni terk edersek, Allah’ın Kitabı’nı zayi etmiş ve hem Kitap hem de Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünnete göre amel etmeyi ihmal etmiş oluruz.Ama eğer Allah’ın Sultanına davet edene icabet edersek, hem Allah’ın Kitabı’nı hem de Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünnetini korumuş oluruz; zira Allah’ın Sultanı-otoritesi, Allah’ın Kitabı’nın koruyucusudur.

Ömer İbn Hattab Radıyallahu Anh’ın lisanı üzerinde şöyle dediği rivayet edilmiştir: لا إسلام بـلا جماعة، ولا جماعة إلا بإمارة “İslam İslam olmaz cemaat olmadıkça, cemaat cemaat olmaz Emir olmadıkça.”Ömer’in sözünü dikkatle inceleyen bir kişi, bu sözün mantuk ve mefhumunun İslam’daki hükmün temelini ifade ettiğini görür.İslam, Allah’ın alemler için bir din olsun diye Peygamberi Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e indirdiği semavi bir dindir ve Allah Teala’nın şu kavliyle İslam'dan önceki dinler neshedilmiştir:إِنَّ الدِّينَ عِنْدَ اللهِ الْإِسْلَامُ “Allah katında hak din İslam’dır.” [Al-i İmran 19] Ve Subhanehu’nun şu kavliyle: وَمَن يَبْتَغِ غَيْرَ الإِسْلاَمِ دِيناً فَلَن يُقْبَلَ مِنْهُ  “Kim, İslam’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki kendisinden böyle bir din) asla kabul edilmeyecektir.” [Al-i İmran 85] Sonra İslam’ı, onun izinden gitmeleri ve onunla muhakeme olunmaları amacıyla insanlık için tek metot kılmıştır; zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدَى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ الْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِ مَا تَوَلَّى وَنُصْلِهِ جَهَنَّمَ وَسَاءَتْ مَصِيراً “Kendisi için hidayet belli olduktan sonra, kim Rasule karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve cehenneme sokarız, o ne kötü bir yerdir.” [Nisa 115]

İslam teorik bir din değildir; aksine pratik bir dindir, yani hayat vakıasında amel edilmesi için belirlenmiş bir metottur ve pratik metot ise, hayatta onunla amel edecek ve onu uygulamaya koyacak kişilere ihtiyaç duyar; bu da ancak onu benimseyen, hükümlerine bağlı kalan, dolayısıyla onu kendisi için fikri lider haline getiren ve onun hükümlerini sorunlarının çözümleri kılan bir cemaatin varlığıyla gerçekleşebilir; eğer böyle bir cemaat yoksa, İslam hayat vakıasında var olamaz; işte bu nedenle Ömer şöyle demiştir: لا إسلام بلا جماعة “İslam İslam olmaz cemaat olmadıkça.”

Ancak yabancı bölgelerde olduğu gibi birtakım bireyler İslam'ı benimserse, İslam'ın hayat vakıasındaki varlığı kabul edilmediği gibi aynı şekilde kendilerini İslami olarak adlandıran bölgelerde de İslam'ın hayat vakıasındaki varlığı kabul edilmez; çünkü o bölgelerdeki toplumlar İslam'a aykırı metotlar doğrultusunda hareket etmektedir; dolayısıyla Ömer'in kastettiği cemaat, İslam'ı kendisi için bir metot olarak benimseyen cemaattir.

Ömer’in şu sözüne gelince: ولا جماعة إلا بإمارة “Cemaat cemaat olmaz Emir olmadıkça”: Emirlik, cemaatin işlerini idare eden ve onu Allah’ın metodu üzere yönlendiren sultan-otoritedir; böylece cemaatteki sapmaları düzeltir ve onun üzerine hükümleri uygular; eğer emirlik olmazsa, cemaatin işleri kaosa dönüşür; dolayısıyla cemaat dağılır ve metodun dışına çıkar; metodun dışına çıktığında ise, İslam hayat vakıasında artık var olamaz; nitekim şöyle diyen şaire Allah rahmet etsin: Dayanağı olmayan insanlar kaosu ıslah edemez *** Kolanlar olmadan da dayanak olmaz.

Öyleyse İslam’ın hayat vakıasındaki varlığı, emirliğin varlığına bağlıdır ve emirlik, insanların işlerini gözetirken İslam’la kayıtlı olursa işte bu Allah’ın Sultanı-otoritesidir; eğer İslam’la kayıtlı değilse tağutun otoritesidir ve tağutun otoritesi ise her halükârda bozuktur.

Allah’ın Kitabı ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in sünneti ellerinizin arasında değil mi; ancak insanlar onları kütüphanelerde, arabalarda ve duvarlarda asılı bırakmışlardır! Şöyle diyen doğru söylemiştir: Sultanı-otoriteyi ikame etme farzı, tüm farzların kendisiyle ikame edildiği bir farzdır; Allah rahmet etsin üçüncü Halife Osman ibn Affan şöyle demiştir: “Allah, Kur'an ile ıslah etmediğini sultan (güç-otorite) ile ıslah eder.”Allah’ın Sultanı, yani İmam, arkasında savaşılan ve kendisiyle korunulan kişidir; zira onun sayesinde Müslümanların kelimesi birleşir, düşmanları korkuya kapılır, mazlumlarına adalet sağlanır. Yine onun sayesinde Müslümanlar izzetlerine geri dönerler, alınlarındaki zillet tozunu silkelerler, Rablerinin şeriatını uygularlar ve insanlar arasında hidayeti yayarlar. Ayrıca onun sayesinde bölünme ortadan kalkar, merkez korunur ve sınırlar ordularla donatılır. Böylece Müslümanların namusları ve malları korunur; çünkü İmam, bir koruyucu ve bekçi olup bekçisi olmayan kaybolur; tıpkı bugün bizim durumumuz gibi; zira bizler, alçakların sofralarında yetimlerden bile daha çok kaybolmuş durumdayız.

Hilafet, zamanın bir vacibidir; zira Hilafet, Allah Subhanehu'nun vaadi ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in müjdesidir;işte Hizb-ut Tahrir, Allah’ın vaadini ve Peygamber’in müjdesini gerçekleştirmek için gecesini gündüzüne katarak çalışmaktadır. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ  “Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” [Nur 55] Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem de şöyle buyurmuştur: تَكُونُ النُّبُوَّةُ فِيكُمْ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ مُلْكاً عَاضّاً فَيَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ مُلْكاً جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ. ثُمَّ سَكَتَ  “Allah’ın olmasını dilediği kadar aranızda Nübüvvet olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde Allah onu kaldıracaktır. Sonra Nübüvvet Minhacı üzere (Raşidi) Hilafet olacaktır. Böylece Allah’ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra ısırıcı meliklik olacaktır. Böylece Allah’ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde Allah onu da kaldıracaktır. Sonra zorba diktatörlük olacaktır. Böylece Allah’ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra (yeniden) Nübüvvet Minhacı üzere (Raşidi) Hilafet olacaktır. Sonra sükût etti.”

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdullah Hüseyin (Ebu Muhammed Fatih) - Sudan

Devamını oku...

Kararımızı Rehin Verdiğimizde, Silahımızı Kendi Ellerimizle Yok Etmekle Övünürüz!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum
Kararımızı Rehin Verdiğimizde, Silahımızı Kendi Ellerimizle Yok Etmekle Övünürüz!

Haber:

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani 42 kimyasal hava bombasının imha edildiğini duyurdu ve bunu Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW) Genel Direktörü Sabrina Dallafior ile 13 Ekim 2026 Salı günü düzenlediği ortak konferans sırasında belirtti ve imha işleminin Ağustos 2026 tarihinde örgütün gözetiminde gerçekleştirildiğini açıkladı.

Yorum:

Hem de Yahudi varlığının küstahlığını ve Suriye topraklarına yönelik saldırılarını sürdürdüğü bir zamanda; zira silah depolarını ve askerî havaalanlarını bombalayan yüzlerce kara sızması ve hava saldırısı yaşanmasının ve Suriye topraklarının parça parça ele geçirilmesinin yanı sıra El Cezire kanalının 20 Ağustos 2026 tarihinde belirttiğine göre Yahudi varlığının işgal ettiği alan yaklaşık 236 kilometrekareye ulaşmıştır.

Ayrıca Yahudi varlığının üst düzey yetkililerinin tehditkâr ve gözdağı veren açıklamaları art arda gelmekte, bu da onların Talmudik emellerini gerçekleştirmek üzere daha fazla genişlemek için fırsat kolladıklarına işaret etmektedir...

Bu zamanda, bu büyük tehlike ve büyük tehdit karşısında Şeybani, uluslararası örgütlerin ve bize karşı komplo kuran ülkelerin taleplerine yanıt olarak silahının bir kısmını kendi elleriyle imha etmekle övünüyor! Dolayısıyla o, bu uluslararası örgütlerin, büyük devletlerin çıkarlarını güvence altına almak ve onların hedeflerini gerçekleştirmek, hegemonyalarını ve kaynaklarımız üzerindeki kontrollerini güvence altına almak ve tüm güç unsurlarımızı elimizden almak amacıyla kurulduğu gerçeğini göz ardı etmektedir; oysa bu devletler ve Yahudi varlığı, her türlü öldürme ve yıkım silahına sahiptir ve bunları insanları öldürmek ve taş üstünde taş bırakmamak için kullanmaktadırlar; Yahudilerin Gazze'deki halkımıza karşı işlediği suçlar bunun apaçık bir kanıtıdır.

Bizi tehdit eden bu yakın tehlikenin bizleri, gücümüzü inşa etmeye, elimizdeki silahlara sahip çıkmaya, hatta Yahudi varlığı ile kaçınılmaz olan yüzleşmeye hazırlık olarak bu silahları geliştirmeye sevk etmesi gerekir; nitekim bizim bu varlıkla olan çatışmamız bir varoluş çatışması olup bir sınır çatışması değildir; zira Şam halkı, Rabbimiz Subhanehu’nun vaadini ve Rasulümüz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesini gerçekleştirmeyi özlemle beklemekte ve Şam hükümetinin yürüttüğü ve Şam halkının samimi evlatlarının özlemleriyle çelişen bir hat üzerinde ilerleyen her türlü ihmalkarlığı ve müzakereyi reddetmektedir.

Suç rejiminin devrilmesinin ardından Şam’ın yeni yöneticileri; Amerika’ya bağımlılık ve Yahudilerin saldırıları ve küstahlıkları karşısında da teslimiyetçilik siyasetini benimsediler; bu ise onların Amerikan Başkanı’nın temsilcisi Thomas Barrack’ın hiçbir talebini geri çevirmemelerinden ve onun iltifat ve övgüleriyle sevinmelerinden başka bir şey değildir. Tıpkı Şerif Hüseyin’in Lawrence’ın tavsiyelerine uyması ve onun övgüleriyle sevinmesi gibi; oysa onlar Amerika’nın tuzağından gafil oldukları gibi, onun (Şerif Hüseyin’in) başına gelen zillet ile aşağılanmayı ve ümmetin başına getirdiği felaketleri de görmezden gelmektedirler.

Şam hükümetinin Amerika’nın emirlerine uyarak izlediği politikalar son derece tehlikelidir; dolayısıyla tüm samimi insanlar bunu kınamaları ve bunu yapanların elini tutmaları gerekir; zira biz devrimimizde bunun için sokağa çıkmadığımız gibi milyonlarca şehit, yaralı ve yerinden edilmişleri de bunun için vermedik.

Şüphesiz Şam halkı, suçlu rejimi ortadan kaldırmak, İslam nizamının yani Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet Devleti'nin altında yaşamanın nimetlerine kavuşmak, Mescid-i Aksa'yı Yahudilerin pisliğinden kurtarmak ve ümmete izzetini, onurunu ve ihtişamını geri kazandırmak ve Rabbimiz Azze ve Celle'nin dilediği gibi hidayet ve nur risaletini tüm dünyaya yeniden taşımak için en değerli şeylerini feda ettiler.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ali Mustafa El-Bekrî - Suriye

Devamını oku...

En Büyük Yangınlar Ufak Bir Kıvılcım İle Başlar!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum
En Büyük Yangınlar Ufak Bir Kıvılcım İle Başlar!

Haber:

"Kaldırımlardaki defterler... Azerbaycan'daki kız öğrenciler ve kadın öğretmenler okullara girişlerinin engellenmesine işte böyle karşı koydular" başlığı altında El Cezire Net sitesi şunları belirtti: “Bu karara karşı, çok sayıda kadın öğretmen ve kız öğrenci, dayatılan kısıtlamaları kendi yöntemleriyle kırmaya karar vererek şu sloganı attılar: “Okullar bize yasaklanırsa, meydanlar bizimdir.” Yani eğitim ve mesleki yolculuklarını tamamlama konusunda açık bir şekilde ısrar ettiler.”

... Fikri ve siyasi düzeyde, aktivistler ve karara karşı çıkanlar platformlar üzerinden katı laik eğilimlere sert saldırılarda bulunarak, Azerbaycan'da başörtüsüne yönelik baskı kampanyasının "laik milliyetçilik" uygulamasındaki derin bir kusuru ortaya çıkardığını ifade ettiler. (El Cezire Net)

Öfke artık gazeteler ve sosyal medya siteleriyle sınırlı kalmamıştır; zira 3 Ekim'de İstanbul'daki Azerbaycan Konsolosluğu önünde bir protesto gösterisi düzenlenmiş… Katılımcılar Türkçe ve Azerbaycan dilinde pankartlar taşımışlardır; bu pankartlardan en öne çıkanlar şunlardır: "Azerbaycan'da başörtüsü yasağına hayır", "28 Şubat'ın Azerbaycan'a gelmesine izin vermeyin", "Başörtüsü Müslüman kadının kimliğidir" ve "Bu hatadan geri dönün." Ayrıca Türk protestocular, kısıtlamaların derhal kaldırılmasını talep ettiler ve protestolarını başörtüsü yasağının ardından Türkiye'nin yaşadığı acı deneyimle ilişkilendirdiler. (Arabi21)

Yorum:

Yöneticiler ve laiklik savunucuları ne zaman azıp Firavunlaşsalar, devrilmişler ve tahtlarının temellerini ateşe vermişlerdir; şaşırtıcı olan ise onların ibret almamaları ve kendilerinden önce azıp zulüm ve zorbalık edenlerin tarihini okumamalarıdır! Ben de bir görgü tanığı olarak size şunları haber vereyim:

Suriye'de başörtüsü takılması, 1980 yılında Cumhurbaşkanı Hafız Esad döneminde, o dönemdeki parti ve devlet kurumlarıyla bağlantılı resmi talimatlar ve kararlarla okullarda yasaklanmıştı. Okul kapısında kız öğrencilerin okul yerleşkesine girerken başörtülerini çıkarmaları zorunlu tutuluyor ve başörtüsü takmalarına ise sadece bazen din eğitimi gibi belirli dersler sırasında izin veriliyordu.

Bunun sonuçlarından biri olarak çoğumuz devlet okullarına devam etmeyi bıraktık, eğitimimizi evde iki kat çabayla sürdürdük, üniversitelere girdik ve üniversite diplomalarını en yüksek dereceyle aldık ancak bu yasak basitçe mi geçti; nitekim iktidardaki rejimin kusuru sıradan insanlar ve halkın geneli için bile ortaya çıktı. Bu da büyük bir toplumsal değişim ve siyasi bilinç meydana getirmiş ve bunun uzun vadeli sonuçlarından biri de yıllarca süren ve Esad ailesinin rejimini deviren bir devrim olmuştur; bunun Azerbaycan için de uzak bir ihtimal olduğunu düşünmüyorum; çünkü onun halkının çoğunluğu Müslümandırlar. Dünyada yaşanan hız, çöküşler, savaşlar ve olaylarla birlikte işlerin kendi kaderlerine doğru hızla seyredeceğine düşünüyorum.

Ümmetin ordularına ve komutanlarına acil bir çağrı: Sakın yöneticilerinizin elindeki araçlar olmayın ve onların yönetimlerini pekiştirmek için halkınıza vurdukları kırbaçlar da olmayın; çünkü onlar kaçınılmaz olarak yok olup gidecekler ancak kanın faturası sizin boyunlarınızda olacak ve ümmet evlatlarının kanını affetmeyecektir; o halde üzerinizdeki kölelik zilletini silkeleyip atın, ümmetinize katılın ve Rabbinizin şu vaadiyle sevinin: وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ  “Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” [Nur 55]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Müne Semih

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER