Pazartesi, 06 Ramazan 1447 | 2026/02/23
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Sidney Olayını Kınayan Ama Yahudilerin Gazze’deki Katliamlarına Sessiz Kalan Batı’nın Çifte Standardı

Sidney’de bir Yahudi Hanuka festivalini hedef alan ve on beş kişinin ölümüne yol açan saldırıyı kınamayan hiçbir Batılı ya da Arap yönetici ve lider kalmadı. Ama son iki yıldır Yahudi varlığının Gazze’de işlediği suçlar karşısında böylesine kararlı bir kınama tavrına asla şahit olmadık. Her zaman olduğu gibi, kamuoyu yine yanıltıldı ve saldırganları bu eylemi yapmaya iten sebepler tamamen görmezden gelinerek sadece eylemin kendisine odaklanıldı. Amerika Başkanı Trump ise olayı, Batı’nın İslam’a ve Müslümanlara karşı yürüttüğü haçlı seferi ateşine daha fazla benzin dökmek için kullandı. Trump, Salı günü dünya devletlerini, “Radikal İslamcı Terör” olarak adlandırdığı şeye karşı uluslararası bir savaş başlatmaya çağırdı. Trump, Beyaz Saray’da düzenlenen Hanuka resepsiyonunda, “Tüm uluslar radikal İslamcı terörizmin kötü güçlerine karşı birleşmeli ve biz de bunu yapıyoruz” ifadelerini kullandı. Avustralya Başbakanı Anthony Albanese de baba ve oğul olan silahlı kişilerin “nefret ideolojisi” ile hareket ettiklerini belirtti. Yahudi varlığının başbakanı ise ofisi tarafından yayımlanan kısa bir video mesajda, “Batılı hükümetleri antisemitizmle mücadele için gerekli adımları atmaya ve dünyanın dört bir yanındaki Yahudi topluluklara güvenlik ve koruma sağlamaya çağırıyorum” dedi. Netanyahu, “Uyarılarımıza kulak vermeleri gerekirdi. Derhal harekete geçilmesini talep ediyorum” ifadelerini kullandı.

Siyasetçilerin bu saptırıcı açıklamalarından uzak bir şekilde, meselelerin netleşmesi adına şu hususların altını önemle çiziyoruz:

Birincisi: Batı’nın ve haçlı ittifakının lideri Trump’ın iddia ettiği gibi İslam’da terör yoktur. Zira İslam ilahi bir Risalet’tir ve tüm insanlık için bir rahmettir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلاَّ رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ“Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” [Enbiya 107] Kur’ân-ı Kerîm’de “terör” (irhab/korkutmak) anlamında kullanılan ifade yalnızca Allah’ın kelimesini yüceltmek için Allah düşmanı kâfirler ve suçlularla, Allah yolunda savaşmak bağlamında geçmektedir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

وَأَعِدُّوا لَهُم مَّا اسْتَطَعْتُم مِّن قُوَّةٍ وَمِن رِّبَاطِ الْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِهِ عَدُوَّ اللَّهِ وَعَدُوَّكُمْ وَآخَرِينَ مِن دُونِهِمْ لَا تَعْلَمُونَهُمُ اللَّهُ يَعْلَمُهُمْ“Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz.” [Enfal 60] İslam, masum bir canı öldürmeyi büyük günahlardan saydı. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

مِنْ أَجْلِ ذَلِكَ كَتَبْنَا عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنَّهُ مَنْ قَتَلَ نَفْساً بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الْأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعاً وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَا أَحْيَا النَّاسَ جَمِيعاً“İşte bundan dolayı İsrailoğullarına şöyle yazdık: Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur.” [Maide 32] Peki, Haçlı ittifakının tam desteğiyle iki yıldan az bir sürede yetmiş binden fazla masum canı katleden Yahudi varlığına ne demeli?!

İkincisi: Trump’ın “İslamcı terör” diye adlandırdığı şeyin İslam’la ve Müslümanlarla hiçbir ilgisi yoktur. Zira Trump, bahsettiği bu terörün; kendi ülkesinin, istihbarat servislerinin ve İslam coğrafyasında emirleri altındaki kukla rejimlerin bir ürünü olduğunu gayet iyi bilmektedir. Bu kirli işler, İslam’ın imajını bozmak, insanları İslam’dan uzaklaştırmak ve onları mutsuz eden Batı’nın maddi fikrinden kopup rahmet dini olan İslam’a girmelerini engellemek amacıyla planlanmakta ve ardından asılsız bir şekilde Müslümanlara mal edilmektedir.

Üçüncüsü: Sidney olayının sorumluluğunu İslam’a ve Müslümanlara yüklemek ve silahlı şahısları antisemitizmle suçlamak; hakikatin üzerini örtmek ve olayın arkasındaki gerçek sebebi görmezden gelmektir. Asıl sebep, Batı’nın benimsediği ikiyüzlülük ve çifte standartlardır. Zira Batı, Yahudi varlığının iki yıldan az bir sürede yetmiş binden fazla masumu katletmesinde bir sakınca ve beis görmemektedir. Dahası Yahudi varlığı, bizzat Batı’nın garantörlüğünde kan dökülmesini durdurmayı taahhüt eden sözleşme ve anlaşmaları imzalamasına rağmen bile katliamlarına devam etmektedir. Dolayısıyla bu olayın asıl sorumlusu, Yahudi varlığına katliamlarını sürdürmesi için sınırsız destek veren Batı’nın ta kendisidir. Bu zulüm, en aklıselim ve sabırlı insanı dahi öfkelendirecek ve tahammül sınırlarının dışına itecek boyutlara ulaşmıştır.

Devamını oku...

Amerika, İhtiyacı Kalmadığı İçin Irak’taki Silahlı Grupların Tasfiye Edilmesi Talimatını Verdi

Öyle anlaşılıyor ki işgalci Amerikan yönetiminin Bağdat’taki otorite üzerindeki baskılarını artırması ve silahlı grupları veya müttefiklerini temsil eden bir Irak hükümeti ile çalışmayı reddetmesi meyvelerini vermiş görünüyor. Nitekim parlamentoda yaklaşık 80 milletvekiline sahip bu grupların liderlerinden birçoğu silah bırakmayı kabul ettiklerini açıkladılar. Bunların en önde gelenleri: “Asaib Ehli’l-Hak” lideri Kays el-Hazali, “Ensarullah el-Evfiya” grubu lideri Haydar el-Garavi, “İmam Ali Tugayları” lideri Şibl el-Zeydi ve “Seyyidü’ş-Şüheda Tugayları” sözcüsü Kazım el-Fartusi’dir.

Buna karşılık, “Hizbullah Tugayları” ve “Nuceba” grupları, yayınladıkları resmi bildirilerle silah teslim etmeyi kesin bir dille reddettiklerini ilan ettiler. Ancak Irak yargısının, silahsızlanmayı benimseyen grupların kararını onaylaması sonrası bu iki grubun fiilî olarak zayıf bir konumda kaldığı aşikardır.

Devlet ve medya düzeydeki bu hareketliliğe rağmen, silahsızlandırma mekanizmasının nasıl işleyeceği hâlâ belirsizliğini korumaktadır. Açıklamalarda ve bildirilerde, bunun yalnızca ağır silahlarla mı sınırlı kalacağı, yoksa her türlü silahı kapsayıp bu grupların tamamen dağıtılmasına mı gidileceği net değildir. Aynı şekilde, yasal bir kılıfa sahip olan Haşd eş-Şaabi’nin bu sürece dâhil edilip edilmeyeceği de açıklığa kavuşturulmamıştır. Oysa Amerikan mesajları hiç kimseyi istisna tutmamaktadır. Bu bağlamda, gruplardan birine yakın bir kaynak “El-Arabi El-Cedid”e yaptığı açıklamada; “Önümüzdeki parlamentonun, Haşd’ın İç Güvenlik Yasası adıyla çıkarılacak yeni bir kanun kapsamında sisteme entegre edilmesini, ‘Haşd eş-Şaabi Yasası’ olarak bilinen önceki yasanın ise terk edilmesini tartışacağını” ifade etti.

Bir ülkede birden fazla silahlı güç odağının bulunması patolojik bir durumdur. Hele ki bir de bu güçler kukla bir rejime veya dış güçlere dayanıyorlarsa! Şüphesiz ki hastalıklı durum, ülkenin felaketine yol açacaktır. Bunun tarihte pek çok örneği vardır. 1970’lerdeki Lübnan iç savaşı, hâlen devam eden ve binlerce masumun hayatına mal olan Sudan trajedisi ve ümmetin düşmanları tarafından kurgulanan daha nice komplolar bunun en güzel örnekleridir. Amerikan işgalcisinin bu grupları Irak’ta mezhep fitnesinde kullandığı, ardından Amerika’nın gözü önünde Suriye’ye göndererek Şam tâğutuna karşı ayaklanan masumları öldürttüğü gizli bir durum değildir. Şimdi ise artık ihtiyaç kalmadığı gerekçesiyle, İran’ın tırnaklarını kesmek ve sınırları dışındaki uzantılarını budamak için tasfiyelerine karar vermiştir.

Ey Müslümanlar! Ey rüşd ve hidayet ümmeti! İşgalci kâfirin Müslüman ülkelerinde pervasızca at koşturmaya devam etmesi; bir buçuk milyarı aşkın nüfusa sahip bir Ümmeti aşağılamak için plan yapıp emir vermesi ve Müslümanların buna karşı kıyama kalkmaksızın ona itaat edilmesi ne kadar da esef verici ve üzücüdür! Zilleti andıran bir refah kırıntısı uğruna, onlarca yıl bilinçsizce kısır bir döngüde dönüp durmanız yetmedi mi?! Oysa siz, tüm insanlığa nur ve hidayet meşalelerini taşıyan bir ümmetsiniz!

Başımıza gelen tüm bu zillet ve aşağılanmanın sebebinin; param parçalı bir ümmet olduğumuzu, bizi bir araya getiren bir devletten ve bizi Allah’ın şeriatıyla yöneten adil bir İmamdan yoksun olduğumuzu hala anlamadınız mı?! Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem o imamı şöyle tarif etmiştir:

إِنَّمَا الْإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ“İmam ancak bir kalkandır. Arkasında savaşılır ve onunla korunulur.” Artık Hizb-ut Tahrir’in, izzetinizi ve şerefinizi geri kazanmanız için yaptığı çağrıya icabet etmenizin zamanı gelmedi mi?! Bu da ancak; köklü değişimle ve Rabbimiz Subhânehu ve Teâlâ’nın farzı ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesi olan Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet’i kurmakla olur. Sadece Hilafet, Ümmet tek bir sancak altında toplayabilir ve tek bir İmamın liderliği altında birleştirebilir. Hilafetle Ümmet, kendi kararına (iradesine) sahip olacak ve selef-i salihimizde olduğu gibi düşmanlarına Şeytan’ın vesveselerini unutturacaktır. Bu Allah’a hiç de zor değildir. Öyleyse hadi bu büyük farz için çalışan samimilerle birlikte çalışın.

وَاللَّهُ مَعَكُمْ وَلَن يَتِرَكُمْ أَعْمَالَكُمْ“Allah sizinle beraberdir ve amellerinizi asla zayi etmez.” [Muhammed 35]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER