Salı, 11 Dhu al-Qi'dah 1442 | 2021/06/22
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü
Hilafetin Yıkılışının Yıldönümünde Tarihin Çöplüğüne Atılan Bir Hainin Hikayesi… Peki İbret Almayacak mısınız?!

بسم الله الرحمن الرحيم

Hilafetin Yıkılışının Yıldönümünde Tarihin Çöplüğüne Atılan Bir Hainin Hikayesi… Peki İbret Almayacak mısınız?!

Hamd Allah’a, salat ve selam nebilerin ve peygamberlerin en şereflisi, efendimiz ve habibimiz Muhammed Aleyhi Efdalu’s Salatu ve’t Teslîm’in üzerine olsun.  

H. 1342 yılından beri her yıl mübarek Receb ayını, Müslümanların yüz yıl önce başına gelen büyük acı ve felaketin yıldönümü eşliğinde geçirmekteyiz. Şüphesiz bu, Müslümanların merkezinin, izzetlerinin ve onurlarının koruyucu olan İslami Hilafet’in yıkılışıdır. Sonuçları zamanımızdaki herkes için net olmasına rağmen hala Müslümanların çoğu bu büyük felaketin azametinden habersizdirler. Nitekim Müslümanların kanlarının akıtılmasına ve onurlarının çiğnenmesine izin verilirken, kafir Batı topraklarını ele geçirirken, servetleri yağmalarken, Müslümanların arasında fesadı yayıp fitne naralarını kışkırtırken Batı ajanı olan bir yönetici ile emaneti az bir paha karşı satan bir alim arasında kalan Müslümanlar ise bunlar için hiçbir tepki vermemiştir. Bunun üzerine Müslümanlar için kendi vakıalarının dışında bir vakıa resmetmişler ve hastalıkları için de doğru olmayan ilaç teşhisi koymuşlardır. İşte bugün Müslümanların, içerisine düştükleri büyük bir aldatmaya değineceğiz. Özellikle Araplardan Şerif Hüseyin adındaki hain yöneticilerden biri onları bu duruma düşürmüştür. Aslında kendisi, gerçekte büyük bir Arap ihaneti olan büyük Arap devrimi adı altında Hilafet’i yıkma planında İngiltere için ücretli olarak çalışan otorite sevdalısı aşağılık hain biridir.

Bu hain, şerrinden ve habis eylemlerinden korktuğu için Mekke’ye dönmesini engellemek amacıyla İstanbul’da devlet şura meclisinde kalmasını sağlayan Halife II. Abdülhamid Rahimehullah döneminde Osmanlı Temsilciler Meclisinin bir üyesiydi. Nitekim Halife II. Abdülhamid Rahimehullah, başlarında Mustafa Kemal’in olduğu hain Türkler tarafından tahttan indirilmesinin ardından İngiltere, İslami Hilafet’in bağlarını koparmak için bu adamı bir fırsat olarak gördü ve onu Mekke’ye emir olarak ataması için İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne baskı yaptı. Sultan II. Abdülhamid haberi öğrenince meşhur şu konuşmasını yaptı: “Hicaz elimizden çıktı, Araplar bağımsızlığını aldı ve Şerif Hüseyin Mekke-i Mükerreme’ye emir tayin edilerek Âli Osman dağıldı. Keşke sadece Mekke-i Mükerreme emirliğine ve Arapların bağımsızlığına ikna olsaydı. Ama kendisi, Hilafet makamına ulaşıncaya kadar çalışacaktır.”

İngiltere, bu hainle ilişkisini güçlendirdi, karşılıklı ziyaretlerde bulundu, cömert yardımlar yaptı, kendisini bağımsız Arap devletlerinin Halifesi yapmak için sahte sözler verdi, Birinci Dünya Savaşı sırasında Hilafet Devleti’ne karşı devrim ilan etmesi ve İngiltere ve Fransa’nın yanında savaşa girmesi için onu kışkırtmayı başardı. Nitekim bu hain komplo ve hileyi yuttu ve H. 9 Şaban 1335 M. 10/06/1916 yılında Arap devrimini ilan etti.  Oysa aptal Hüseyin’in bilmediği amaç, İslam’ın gücünün yok edilmesi ve Yahudilere Filistin’i işgal etmenin yolunu açmak için Müslüman Araplar ile Müslüman Türklerin savaşa sokulmasıdır. Nitekim bu hain, oğlu Faysal’ı İngiliz ajanı Lawrence'in planlaması ve yönlendirmesi altında Hicaz Arapları, Araplar ve bedevilerden oluşan büyük bir orduyla birlikte Şam ülkesindeki Osmanlılarla savaşmak için gönderdi. Bu savaşlar, savaş alanını dağıtan ve askerlerini kaçınılmaz kaderlerine terk eden baş hain Mustafa Kemal’in liderlik ettiği üçüncü, yedinci ve sekizinci Osmanlı ordusunun ortadan kaldırılmasıyla son buldu. Faysal, Osmanlı Devleti’ne karşı saldırganlığını sürdürdü ve Halife II. Abdülhamid Rahimehullah’ın yaptırdığı 1308 km uzunluğundaki Medine-Şam demiryolu hattını yıkması için Lawrence tarafından kışkırtıldı. Nitekim İngiltere’nin bu aptalı kandırdığı ve onu Müslümanların bağlarını koparmaya ikna ettiği bir dönemde, diğer yandan İslam beldelerini parçalamak ve aralarında Hilafet’in mirasını paylaşmak için Fransa ile Sykes-Picot Anlaşması’nı imzaladı. H. 1336 M. 1917 yılında Rus komünist darbesi olmasına rağmen Sykes-Picot Anlaşmasını yayınlayarak İngiliz-Fransız-Rus komplosunu açığa çıkardı. Bunun üzerine Osmanlı ordusunun Şam’daki komutanı Cemal Paşa, Şerif Hüseyin’e kendisini komplo konusunda uyaran bir mesaj gönderdi. Bu aptal, Cemal Paşa’nın bir resmini İngilizlere göndererek, sanki yalan söylemeyen ve aldatmayan meleklermiş gibi onlardan bunun hakikatini sorguladı! Bunun üzerine İngiliz Dışişleri Bakanlığı’ndan bunu inkar eden ve aptal Hüseyin’i doğrulayan bir cevap geldi!

Ancak o, Balfour Deklarasyonu şeklinde gelen muazzam bir şokla uyandı, İngilizler ondan uzaklaştı ve aynı zamanda İngiliz ajanı Lawrence tarafından hazırlanan devrimci ve cahil genç oğlu Faysal’a döndüler. Bunun üzerine babanın oğluna öfkelenmesi ve özellikle Âli Suud’un arka arkaya birkaç yenilgisi sonrasında taç takmak için dünya savaşının sonunda oğlu ile aralarındaki ilişkinin daha da kötüleşmesi, iktidarı oğlu Ali’ye teslim etmesine ve utanç verici ve hayal kırıklığına uğramış bir şekilde Mekke’den Akabe’ye sürülmesine neden oldu. Ama İngilizler, kendi gözetimlerinde olması için onu Kıbrıs adasına nakletmekte ısrar ettiler. Nitekim orada şiddetli gam ve kederden dolayı ölümcül bir hastalığa yakalandığı için onu H. 1350 yılında Amman şehrine naklettiler. Dolayısıyla aptalların emiri olarak taç takılı bir şekilde ölmek için orada öldü. 

İşte bu aptal adam, Osmanlı Hilafeti’ni yıkma, Müslümanların toprakları üzerindeki nüfuzlarına genişletme ve onları ümmeti birleştiren görkemli İslami Hilafet’in ortadan kalkmasının ardından sömürgeci Batı’nın mücadele edebileceği zayıf ulus devletlere dönüştürme planında sömürgeci Batı’ya yardım eden hainlerden biriydi.  Şerif Hüseyin’e gelince; devriminden aldığı payı, milliyetçilerin ve Batılıların tarih kitaplarında “Büyük Arap Devri’nin” lideri olarak yüceltmeleri oldu… Oysa gerçekte bu devrim, büyük bir Arap ihanetiydi.     

Müslümanlar, Sykes-Picot’un kendileri için çizdiği tüm parçalanmış İslami bölgeleri birleştirecek bir devlet nizamı olan Hilafet’in geri dönmesiyle ancak eski şeref ve konumlarını geri elde edeceklerinin farkında olmalıdırlar. Zira İslami Hilafet’in yeniden kurulması için çalışmak, herkes için şeri bir vecibedir. Çünkü Müslümanlara ihtişamını yeniden kazandıracak, kanlarını, şereflerini ve topraklarını koruyacak tek şey Hilafet’tir. Bu da ancak Müslümanları acı vakıaları ve büyük felaketleri hakkında bilinçlendirmek için sıkı ve gayretli bir şekilde çalışmakla olacaktır. Ki böylece Müslümanlar, bu yılki mübarek Receb ayında yüz yıla ulaşan gaflet uykusundan uyansınlar ve devletleri, izzetleri ve konumları geri dönünceye kadar halkından nusret talep etsinler. Aliy ve Kadir olan Allah’tan bizlere, acilen Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Hilafet Devleti’ni kurma sevincini yaşatmasını temenni ediyoruz. Zira O, her şeye kadirdir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Müh. Halid Es-Serârî – Yemen

#أقيموا_الخلافة
#ReturnTheKhilafah
#YenidenHilafet
#خلافت_کو_قائم_کرو

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER