- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Kurallara Dayalı Uluslararası Düzenin Maskesinin Düşmesi ve Bunun Sömürgeci Bir Yalan Olduğunun İtiraf Edilmesi
Mark Carney Davos'taki konuşmasında şöyle dedi: "Masada değilseniz, menüdesinizdir." Davos'taki 2026 Dünya Ekonomik Forumu, sözde "kurallara dayalı uluslararası düzenin" boş temellerini bir kez daha ortaya koymuştur; zira uluslararası düzen, sömürgeci güçlerin, özellikle İslam ümmeti olmak üzere zayıflar üzerindeki hegemonyasını pekiştirmek için kurmuş olduğu bir yapıdır.
2026 Davos Ekonomik Forumu'nda, Avrupalı liderlerin, Donald Trump'ın kibirli tavrıyla vücut bulan Amerikalı efendilerinin önünde çocuklar gibi sızlandıkları bir sahneye tanık olduk; zira Trump, onlara da dünyanın diğer ülkelerine davrandığı gibi davranmaya karar vermiştir. Trump'ın Grönland'a karşı davranışı, egemenliğe sahip olan bir toprağa kaynak çıkarma ve askeri kontrol için ilhak edilebilecek bir gayrimenkul olarak muamele etmesi, kapitalist düşünceden bir sapma değil, aksine onun “güçlü zayıfı yer” şeklinde en dakik bir şekilde uygulanmasıdır. Ancak en ciddi itiraf Trump'tan değil, aksine liberal sistemin sütunlarından biri olan, İngiltere Merkez Bankası eski Başkanı ve Batı finans sisteminin önemli isimlerinden Mark Carney'den gelmiştir. Zira Carney iç çekerek şöyle dedi: “Kurallara dayalı düzen” “Amerikan hegemonyasının sağladığı bazı nimetler nedeniyle devam eden faydalı ve kısmen yalan bir hikayeydi.” Soğukkanlılıkla şunu da itiraf etti: “Uluslararası hukukun, sanık ve mağdurun kimliğine bağlı olarak farklı derecelerde uygulandığını biliyorduk.” Carney, bu düzenin, şirketleri için açık deniz yollarından bankaları için güvenliğe kadar Batı’ya "faydalar" sağlayan bir "anlaşma" olduğunu itiraf etmiştir. Mesele adalet değil, aksine kapitalist akidesinin hegemonyasıdır. Ve şimdi de diyor ki: "Bu anlaşma artık geçerli değil."
Peki Carney neden bu anlaşmanın artık işe yaramadığını açıklıyor? Onun gizli zulmü nedeniyle mi? Küçük bir azınlığı, çoğunluğa boyun eğdirdiği için mi? Aniden duyguları mı uyandı? Gazze, Keşmir veya İdlib'deki kanlardan dolayı kalpleri mi titredi? Hayır, asla! Artık onlara ayrıcalıklar sağlamadığı için zayıflamıştır. Onların arasından en güçlüsü olan Trump yönetimindeki Amerika, eski ortaklarını bile yutmaya çalışıyor; Batı sisteminin gerçeğidir işte budur; yani bu sistem, başkaları üzerinde kontrol sağlamak için seçici olarak kullanılan bir sömürü aracıdır.
“Uluslararası hukuk” olarak bilinen şey, İslam ve Müslümanlara karşı koymak için Hıristiyan uluslar arasında imzalanan Vestfalya Barışı sonucu ortaya çıkmıştır; bu barış, kanlı haçlı seferlerinin temelini oluşturmuş ve Müslümanların kalkanı olan tek güç Osmanlı Hilafetine karşı bir silah olarak kullanılmıştır. Hilafetin yıkılmasından bu yana bu hukuk, İslam'ın yükselişini kısıtlamanın ana aracı haline gelmiştir. Yani onlar, kendi amaçlarına hizmet ettiğinde egemenlik sloganı atıyorlar ama ülkelerimizi işgal edip kaynaklarımızı yağmalamak istediklerinde ise insani müdahaleyi gerekçe gösteriyorlar. “Teröre karşı savaş” bu ikiyüzlülüğün doruk noktası olmuştur; yani İslam'ın bir devlet ve yaşam biçimi olarak geri dönüşünü hedefiyle yasal kisveye bürünmüş bir haçlı seferi olmuştur.
Avrupa, yirminci yüzyılda açık sömürgecilik kılıfını terk edince, Amerika Birleşik Devletleri aynı İslam karşıtı temeller üzerine yeni bir dünya düzeni kurmuş ve Birleşmiş Milletler, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası gibi kurumlar, İslam'ın yükselişini sınırlamak, kaynakları kontrol etmek ve Batı hegemonyasına yönelik her türlü meydan okumayı engellemek için birer araç haline gelmiştir. Dolayısıyla onlar uluslararası hukuku, sadece Irak, Afganistan, Libya ve Suriye gibi İslam beldelerine saldırdıklarında ahlaki bir kalkan olarak kullanıyorlar; oysa bu ülkelerin hepsini, insan hakları, demokrasi veya uydurma terörle mücadele bahanesiyle yerle bir ettiler! Ancak Yahudi varlığı Filistin'de soykırım işlediğinde, Hindistan Keşmir'de Müslümanları öldürdüğünde ve Amerika Yemen ve Somali'de masum sivilleri bombaladığında, aynı hukuk sessiz kalıyor. Dolayısıyla Batı mecazi bir ahlaki hayalin arkasına saklanıyor. Ancak onun ikiyüzlülüğü artık açığa çıkmıştır.
Teröre karşı savaş söylemi hiçbir zaman güvenliği korumakla ilgili olmamıştır; aksine İslam'ın kalkınmasını hedef alan modern bir haçlı seferi olmuştur. Zira onlar, uluslararası hukuk normlarını işgal, abluka ve ajan rejimleri meşrulaştırmak için kullanırlarken bir yandan da ümmetin petrolünü, madenlerini ve onurunu yağmalamışlardır. Bugün ise ittifaklarındaki çatlakların genişlemesi, Trump'ın Grönland'a göz dikmesi ve Avrupa'nın da şikayet etmesiyle birlikte artık onların efsaneleri çöküyor. Mark Carney'nin Davos'taki itirafı, Allah'ın işaretlerinden bir işarettir; çünkü Allah, kâfirlerin planlarını onların kendi dilleriyle açığa çıkarıyor.
Ey güç ve kuvvet ehli: Batı söylemi artık çökmüş ve demokrasi ile uluslararası hukuk putları kendi yaratıcıları tarafından paramparça edilmiştir. Yani bunun bir efsane ve sömürgeci bir araç olduğunu itiraf etmişlerdir. Peki neden hala yöneticilerimiz bu konferanslara koşuyorlar? Neden alimlerimiz, onların mahkemelerinden adalet bekliyorlar? Bizi yok etmek için tasarlanmış bir sisteme neden güveniyoruz? Daha ne zamana kadar kendinizi kandırmaya devam edeceksiniz? Batı parçalanmış ve kampları bölünmüş bir durumdadır; bu da haktan ziyade çıkara dayalı bir fikrin kırılganlığını ortaya koymaktadır. Alternatif ise, bu ölüme mahkum olmuş sistemi onarmak ya da kumar masasında daha adil bir yer aramak değil, aksine güçlü ile zayıf, zengin ile fakir arasında hiçbir ayrım yapmayan bir sistemdir. Alternatif ise yaratıcıdan gelen bir sistemdir; yani faydalı bir hurafe olan değil, aksine tüm insanlar için Rabbani bir vahiy olan şeriatı tatbik edecek Nübüvvet Minhacı üzere Hilafettir. Bu yüzden artık Batı'nın yanılsamalarını ve onun köhnemiş yasalarını reddetmenin zamanı gelmiştir. Zira artık hakkın şafağı yaklaşıyor ve onların sistemlerinin sahteliği ortadan kalkıyor; çünkü batıl mutlaka ortadan kalkacaktır. وَقُلْ جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقاً “Yine de ki: Hak geldi; batıl yıkılıp gitti. Zaten bâtıl yıkılmaya mahkumdur.” [İsra 81]
Ey Müslüman orduları: Boynunuzdaki bu zalim düzeni koruyan hain yöneticilerin zincirlerini kırın. Çünkü ümmet, Hilafetin kurulması için nusretinizi bekliyor ki böylece dünya, gerçek kurallara dayalı olan ve Allah'ın Kitabı ve Rasulü’nün sünnetiyle yönetecek bir sisteme şahit olabilsin. وَلَن تَرْضَى عَنكَ الْيَهُودُ وَلاَ النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ إِنَّ هُدَى اللّهِ هُوَ الْهُدَى وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءهُم بَعْدَ الَّذِي جَاءكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللّهِ مِن وَلِيٍّ وَلاَ نَصِيرٍ “Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah’ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah’tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.” [Bakara 120] Artık yanılsamaların zamanı bitmiş ve Batı anlatısının maskeleri düşmüştür; o halde ümmeti canlandırmak ve zulmün yapılarını kırmak için bir davet taşıyan öncü Hizb-ut Tahrir’in çağrısına katılın.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Yunus - Hindistan



