Pazar, 11 Şevval 1447 | 2026/03/29
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü
Başarılı Siyasi Nizam Vizyonu

بسم الله الرحمن الرحيم

Başarılı Siyasi Nizam Vizyonu

﴿قَدْ جَاءَكُمْ مِنَ اللّٰهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُبِينٌ * يَهْدِي بِهِ اللّٰهُ مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ سُبُلَ السَّلَامِ وَيُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِهِ وَيَهْدِيهِمْ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

“Gerçekten size Allah’tan bir nur ve gerçeği açıkça gösteren bir kitap geldi. Allah, o nûr ve kitap vasıtasıyla rızasını arayanları ebedî huzur ve kurtuluş yollarına iletir; onları sadece kendi izniyle küfür ve günah karanlıklarından iman aydınlığına çıkarır ve onları dosdoğru yola ulaştırır.” [Maide 15-16]

 

الحمد لله على نعمة القرآن، الحمد لله على نعمة الإيمان، الحمد لله على نعمة الإسلام!

İslam nimeti üzerine Allah’a hamd olsun, İman nimeti üzerine Allah'a hamd olsun, Kur'an nimeti üzerine Allah'a hamd olsun!

Rabbimiz o kadar merhametli ki bizleri tekrar tekrar yeni Ramazanlara ulaştırıyor. İnsanların çoğu bu rahmetin farkında olmasa da kıymetini bilmese de Âlemlerin Rabbi Allah Subhanehu ve Teâlâ insanlığa tekrar tekrar Ramazan nimetini veriyor. Elbette bu nimeti Müslümanlar anlamadan insanlığın gerisi hiç anlayamayacaktır. Bu nimet, karanlıkların hakimiyetini def edip İslam’ın Nuruyla tüm insanlığı başarıya ulaştırmanın formülünü içeren mesajıdır. Bu mesaj, dünya ve ahirette en üstün başarıyı elde etme mesajıdır…

Devlet olmadan hiçbir toplum başarılı olamaz. Ancak bir devletin başarılı olabilmesi başarılı bir siyasi vizyona sahip olup olmamasına bağlıdır. Peki, bir devletin başarısı nedir?

İnsanlık tarihinin ilk günlerinden itibaren insanlar her daim bir nizamla ve onun yürütülmesi ile var olabilmişler. Nizamı olan toplumların eserleri bugünlere kadar izlerini korumuştur. Örneğin, Milattan 2100 önce var olmuş Sümerlere ait “Ur-Nammu Kanunları”nı hatırlayın veya Milattan önce 1760 yıl önce var olmuş Hammurabi Kanunları görüyoruz veya 12. Yüzyılda Cengiz Han'ın "Yasaları" liderliğinde zirvelere ulaşan Moğol Hükümdarlığı'nı biliyoruz ve daha niceleri…

Tüm bunlar her toplumun kanunlara ve düzenlemelere, yani bir nizama muhtaç olduğunu, bu kanunların ihlal edilmesi durumunda müeyyidelerin uygulanmasına muhtaç olduğunu, bu söz konusu kanunlara göre yöneten ve en önemlisi bir otoriteye boyun eğdiğinin elle tutulur delillerindendir… Ezcümle; her toplum kendisine öncülük edecek bir lider aramıştır, bugün de aramaktadır. Her toplum her zaman birisinin peşinden gitmektedir. Her toplum kendisine öncülük eden, işlerini üstlenen, maslahatlarını güden, başından tehlikeleri ve zararları def eden, onu ilkel yaşam tarzından kurtarıp seçkin, aydın, kalkınmış bir şekilde yeryüzüne hâkim kılabilecek bir SİYASİ İRADEYE muhtaçtır. Siyasetin tanımı da budur!

Fakat her zaman en büyük soru ve sorun; bu nizamların nereden geleceği, kim tarafından yapılacağı olmuştur. Yine tarih ispat etmiştir ki kötü nizamlar, insanları raydan çıkarmış, er veya geç çöküşüne, hatta helâk olmasına sebep olmuştur.

Oysa doğru bir akıldan çıkan sahih bir nizam;

- sadece kendi toplumunu değil temas ettiği tüm toplumları, tüm insanlığı huzura götürür.

- toplumu ve toplum içindeki her ferdi doğru bir kalkınmaya götürür; yani sadece maddi üstünlük değil, ahlaki, insani, kültürel, bilimsel ve her alanda diğer toplumlardan daha üstün, özendirici, örnek alınmaya, taklit edilmeye değer bir kalkınmaya götürür.

- insan fıtratına uygundur çünkü en başta insan tanımını ve insanın ihtiyaçlarının tanımını doğru yapar, dolayısıyla insanlar arasında ırk, renk, dil, din, cinsiyet veya herhangi bir ayrım gözetmeksizin, her bir insanın ihtiyaçlarına aynı açıdan, aynı ölçülerle ve aynı derecede yaklaşır, her insana ayırt etmeksizin adaletli, koruyucu ve yardımcı olur.

Bugün dünyanın her yanında, sözde en kalkınmış Avrupa ve Amerika ülkelerindeki insanlar da bunların sömürüsü, işgalleri, savaşları altında zorbalıkla gelişmekten alıkonulan diğer ülkelerdeki insanlar da aynı derecede acı çekiyor, onlar da evlatlarını hiçbir tehlikeye karşı koruyamıyor, hatta onlar için bir gelecek ümit edemediğinden bilhassa Batılı toplumlar artık çocuk doğurmuyor. Çünkü onları idare eden nizamlar; insanları “özgürlük” adı altında bir zehirle uyuşturarak, ellerindeki tüm maddi imkanları sömürdüğü gibi, insani, ahlaki, dini tüm değerlerini de yerle bir etmiştir. O kadar ki masum çocukların bedenleri bile birkaç güç sahibinin şeytani sapık arzularını tatmin etmek için alet olmuştur. Savaş ve işgaller altındaki insanların tüm zulümlere rağmen yaşamak, varlığını sürdürmek için daha fazla çaba sarf ettiklerini, yani daha fazla yaşam enerjisi ortaya koyduklarını görüyoruz. Bilhassa Gazze, Sudan, Doğu Türkistan, Myanmar, Keşmir gibi nice mazlum İslam coğrafyasındaki Müslümanların tüm zulümlere rağmen, sözde özgürlük ve barış altında yaşayan insanlardan daha az korku içinde olduğunu (anksiyete), daha az karamsar (depresyon) olduğunu görüyoruz. Hakikaten de sözde özgür ve kalkınmış ülkelerde, maddi tüm imkanlara rağmen her gün daha fazla sayıda insanın yaşamak yerine ölümü tercih etmesi (intiharlar) yeryüzüne hakim sistemlerin bir türlü çözemediği, hatta çözmek istemediği insani sorunların başında yer almaktadır…

Ve tarih göstermiştir ki gittiği her yerde insanların ve toplumların kalkınmasını, refaha ermesini, toplumsal ilişkilerde, yönetilen ile yöneten arasındaki ilişkide ahlakı, güveni ve huzuru başarılı bir şekilde temin eden, kanunların tatbik edilmesinde kimlik gözetmeksizin başarılı bir şekilde istikrarla adaleti tesis edebilen, koruması altına aldığı toplumları tüm olumsuz şartlara rağmen her türlü saldırılara karşı başarılı bir şekilde koruyan sadece ve sadece İslam nizamı olmuştur. Müslüman toplumu işte böylece dünyaya insanlık tarihinin hiç görmediği tertemiz, taptaze bir atmosferi temin etmiştir. Bunu da gerçek başarı vizyonuna sahip olan sahih bir siyasi nizam ile başarmıştır.

Bu siyasi vizyona sahip olanlar parayla, yeryüzünün kaynaklarını sömürmekle, endüstriyel icatlarla, keşiflerle kalkınmadılar. Hatta açlıktan karınlarına taş bağlayacak kadar yoksulluk çektikleri halde başardılar. Çünkü gerçek kalkınma maddi servetlerle değil, fikirlerle sağlanabilirdi ancak. Neticede sahih başarı vizyonundan kaynaklı fikirleri ile tüm maddi servetlere de bilimsel ve endüstriyel icatlara ve insanlığa yeni ufuklar açan keşiflere ve askeri güce de sahip oldular.

İslam toplumu ne zaman ki bu fikirlerden kopmaya başladı işte o zaman önü kesilemez çöküşe ve nihayet fikri servetlerini dahi koruyamayacak kadar aciz bir hale düştüler. Öyleyse iki kere ikinin dört ettiği gibi İslam Ümmeti bugün tekrar bu fikri servete sahip çıktığı anda tüm siyasi başarısını da yeniden elde edecektir.

Peki, İslam Ümmeti bu fikri servetini nasıl yeniden elde edebilir?

Birincisi, artık İslam’ı sömürgeci kâfirlerin kendisine dikte ettiği oryantalist İslam anlayışı ile değil, kendisine Allah Subhânehû ve Teâlâ tarafından gönderilmiş kurtarıcı ve başarılı olan mesaj şeklinde anlamalıdır. Zira “La ilahe İllallah Muhammedun Rasulullah” akidesi, kendisinden İslam dışından gelen her türlü düşünceyi ve düşünce şeklini kocaman ve güçlü bir “LA” ile reddetme şartını koşarken, onu sadece hristiyan bir yorumla, Allah’ı bir “yaratıcı” olma sıfatıyla sınırlandırmamayı, aksine her şeyin gerçek sahibi, maliki ve yöneticisi olduğunu kabul etmektir.

Ve her şeyin sahibi, maliki ve yöneticisi olan Allah Subhanehu ve Teâlâ; insanlara İslam’ı mütekamil ve her şeyi kapsayıcı bir hayat nizamı olarak göndermiştir. Bu böyle olması gerekir zaten. Zira Allah’ın insanlara sadece bazı ibadet ritüelleri ve yasaklar koymakla yetinmiş olup dünyayı tüm beşerin heva ve hevesine terk etmiş olacağını düşünmek Allah’ı adaletsiz olmakla suçlayıp apaçık iftira atmaktır. Aksine Rabbimiz tüm insanlık için mütekamil bir hayat nizamını gösterdiğini şu ayetiyle de belirtmiştir:

﴿اَلْيَوْمَ يَئِسَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ دِينِكُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِ الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيْتُ لَكُمُ الْإِسْلَامَ دِيناً﴾

“Bugün artık kâfirler dininizi söndürmekten ve sizi dinden döndürmekten ümitlerini kesmiş durumdadırlar. O halde onlardan korkmayın, Benden korkun. Bugün sizin dîninizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.” [Maide 3]

Dolayısıyla İslam, Müslümanları zulümlerden kurtaran, başarılı kalkınmanın sırrını ve anahtarını eline veren tek doğru ideolojidir. Müslümanlar kurtulur ve kalkınırsa, zulüm altındaki her insan kurtulur ve kalkınır. Bu ideoloji, kendisini benimseyen Müslümana övünebileceği ve övülebileceği en üstün ahlaki (doğruluk, dürüstlük, güvenilirlik gibi) ve seçkin insani sıfatları (cesaret, kahramanlık, cömertlik gibi) var eden manevi gücü; kendinin, ailesinin, komşunun, tüm toplumunun ve tüm insanların bedeni ve maddi ihtiyaçlarını hakkıyla, adilce doyurabilecek iktisadi nizamı ile maddi gücü; Allah ile olan ilişkiyi idrak eden bir vicdanı meydana getiren ruhi gücü sağlar. Bugün insanlık başarılı bir siyasi vizyon ararken gözettiği kriterler maddi, manevi ve ruhi anlamda güçlü olması değil midir zaten?! İşte size tüm bu kriterleri yüzde yüz yerine getiren başarılı siyasi vizyon: İslam!

Her Müslüman Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın şu ayetini çok iyi biliyor:

﴿إِنَّ اللَّهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَومٍ حَتَّٰى يُغَيِّرُوا مَا بِأَنْفُسِهِم﴾

“Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” [Ra’d 11]

Bu ayeti iki şekilde anlayabiliriz: Birincisi, bir toplum kendi içindeki güzel hasletlerin kaynağını terk etmedikçe Allah ona bahşettiği nimetini elinden almaz. Ki kendimizden önceki tüm kavimler, ümmetler, milletler tam da bu yüzden Allah’ın gazabına uğramıştır. Yani ne zamanki onlar Allah’ın kurallarını, kanunlarını terk edip kendi kafalarına göre kanunlar, kurallar ve değerlere uymaya başladılar, Ra'd suresinin 11. ayetinin devamında açıklandığı gibi, “kendi günahları yüzünden Allah’ın onlara isabet ettirdiği kötülükleri de geri çeviremediler” ve Allah onları yıkıma ve helâka götürmüştür. Bu manayı destekleyen yine Kur’an’ın kendisidir:

﴿وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَة ضَنْكاً وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمٰى﴾

“Her kim de benim zikrimden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz.” [Taha 124]

Bu ayeti ikinci bir manada ise; tekrar Allah’ın bahşettiği nizama geri dönerek -yani İslam toplumunun nefsini, özünü ifade eden Allah’ın tanımladığı siyasi yapıya geri dönerek- Allah’ın vadettiği dünya ve ahiret başarısını yeniden kazanmak olarak anlamalıyız. Zira Allah merhametlilerin en merhametlisidir ve kendisine yönelen kullarını asla sahipsiz ve başarısız bırakmaz.

﴿وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خوْفِهِمْ أَمْناً يَعْبُدُونَنِي لاَ يُشْرِكُونَ بِي شَيْـئاً وَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ﴾

“Allah, sizlerden iman edip salih ameller işleyenlere yeminle şunları vâdetti: Kendilerinden önceki Mü’minleri kâfirlerin yerine geçirip hâkim kıldığı gibi onları da yeryüzüne sahip ve hâkim kılacaktır. Kendileri için seçip razı olduğu İslâm dinini mutlaka yerleştirecek ve onlara bu dîni hayatlarında uygulama güç ve imkânını verecektir. Ayrıca içinde bulundukları korkulu dönemin ardından onları tam bir emniyete kavuşturacaktır. Çünkü onlar yalnızca Bana kulluk ederler, hiçbir şeyi Bana ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kim nankörlük edip inkâra saparsa, işte onlar doğru yoldan çıkanların ta kendileridir.” [Nur 55]

Tüm bunlar ışığında görüyoruz ki İslam Ümmeti kendisine bu konuda liderlik edecek İslam ideolojisi üzerine kurulu, İslam'ın emrettiği şekilde Kur'an ve Sünnet dışına çıkmadan hareket eden ve sadece İslam'ın belirlediği hedefleri hedefleyen fikrî siyasi bir çalışmaya muhtaçtır ki bu; İslami siyasi bir partidir. Zaten bu da Allah Subhânehû ve Teâlâ'nın emridir:

﴿وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ﴾

“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü yasaklayan seçkin bir topluluk bulunsun. İşte onlar, doğru ve kalıcı yatırım yapıp kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” [Al-i İmran 104] İşte Mü’minler İslam’ın bu mesajını sadece ruhi bir mesaj olarak değil, tamamen insanları korumak ve kalkındırmak üzere işlerini düzenleyen SİYASİ BİR MESAJ olarak önce kendileri benimsedikleri gibi insanlığa da taşımak üzere benimsemek zorundadırlar, yani tüm insanlığı da bu mesaja davet etmelidirler.

﴿وَيُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِهِ وَيَهْدِيهِمْ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

“Gerçekten size Allah’tan bir nur ve gerçeği açıkça gösteren bir kitap geldi. Allah, o nur ve kitap vasıtasıyla rızasını arayanları ebedî huzur ve kurtuluş yollarına iletir; onları sadece kendi izniyle küfür ve günah karanlıklarından iman aydınlığına çıkarır ve onları dosdoğru yola ulaştırır” [Maide 15-16]

Bütün bu anlatılanları şöyle toparlayarak bitirelim: Bugün uygulanmakta olan siyasi sistemlerin her biri başarısızlığını ispat etmiş, insanlığı kuru çöllerde seraplara sürüklediği ifşa olmuştur. Gerçek, doğru ve sürdürülebilir bir başarı vizyonuna sahip olan sadece ve şüphesiz ancak İslam’dır ve dolayısıyla muttaki, muhlis, muhsin Müslümanlardır. Onların yapması gereken tek şey, tüm İslam âlemini yeniden Allah’ın emrettiği, Rasulullah Sallallahu aleyhi ve Sellem’in gösterdiği İslam akidesi üzerine inşa edilmiş hayat ve nizamını yeniden ikame etmek için el birliği ile çalışmaktır. Bu nizamın cisim bulmuş hali ancak Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın vadettiği ve Rasulu Sallallahu aleyhi ve Sellem’in müjdelediği nübüvvet metodu üzere kurulması gereken İkinci Raşidi Hilafet devletidir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Kadın Kolları adına
Zehra Malik (Gamze Gürsoy)

#رؤية_حقيقية_للتغيير

#TrueVision4Change

Bu kategoriden diğerleri: « Rakip, Radikalleri Otoriteye İtiyor!

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER