- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Hilafet… Zayi Olan Farz ve Kaybolan İzzet Yolu!
Müslümanlar; kendilerini tek bir bayrak altında toplayan tek bir devletin gölgesinde ancak izzete, vahdete, kanlarının ve mukaddesatlarının korunduğuna tanık olmuşlardır; zira Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali’nin (Allah onlardan razı olsun) Hilafetinden Emevi, Abbasi ve Osmanlı Hilafetine kadar Müslümanların, Kitap ve Sünnet ile hükmeden, kutsal değerlerini koruyan ve daveti dünyaya taşıyan tek bir siyasi varlığı vardı. Bu devletin yok olmasıyla birlikte ümmet, parçalanma, geri kalmışlık ve bağımlılık aşamasına girmiş; böylece ümmetin kanı ihlal edilmiş ve kararı da başkasının rehinesi olmuştur.
Uykumuzdan uyanmamız için tek bir çığlık yeter! Ama Gazze’de çocuğunun parçalanmış bedenine sarılan bir annenin çığlığı; Sudan’da toprağının yağmalandığını ve kanının ihlal edildiğini gören bir adamın çığlığı; Şam’da gözyaşını silecek kimsesi olmayan bir yetimin çığlığı ve dünyanın dört bir yanındaki diğer mazlumların çığlıkları var.
Eğer tek bir imamımız, tek bir kılıcımız ve tek bir kelimemiz olsaydı, bu çığlıklar asla bu raddeye ulaşmazdı. Bizler, yeryüzünün en uzak köşesindeki bir mazlum şikayet ettiğinde, orduların onun için harekete geçtiği bir ümmettik. Bugün ise iki milyarız ama hiçbirimiz fısıldamak dışında sesimizi yükseltmeye cesaret edemiyoruz!
Dünyada meydana gelen olaylar, mevcut uluslararası düzenin acziyetini ve bunun da öncesinde, içinde yaşadığımız bölünmüşlüğün çaresizliğini ortaya koymaktadır. Her biri kendi sınırları ve yöneticilerinin çıkarlarıyla meşgul olan zayıf altmış varlık, mazluma yardım etmek veya bir saldırganı caydırmak için tek bir orduyu bile harekete geçiremiyor. Büyük meseleler artık Birleşmiş Milletlerin odalarında ve ABD’nin vetosuyla yönetilir bir hale gelmiştir.
Mesele, askeri zayıflık ve servetin azlığı meselesi değildir. Aksine mesele, dağınık parçaları tek bir bedene dönüştüren birleştirici unsuru, yani Hilafeti kaybetmiş olmamızdır.
Hilafet, tarih kitaplarında geçen bir anı olmadığı gibi akamete uğramış kalkınma projelerinden siyasi bir proje de değildir. Hilafet, “لا إله إلا الله” akidesinin yürütme organıdır. Hilafet, hükmün sadece Allah’a ait olması, otoritenin sadece şeriata ait olması ve insanların, dini ikame eden ve onunla dünyayı koruyan bir İmamının olmasıdır. Bu nedenle Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefat ettiği gün sahabeler dehşete kapıldılar. Sahabeler, O’nun şahsından dolayı dehşete kapılmaktan ziyade; vahyin kesilmesinin ve İmamın kaybolmasının anlamından dolayı dehşete kapılmışlardı. Bu yüzden O'nu defnetmeden önce Beni Saide Sakifesi'nde toplandılar; çünkü İmametin bir saatliğine bile askıya alınmasının, yeryüzünün tahammül edemeyeceği bir mefsedet olduğunu anlamışlardı. Ayrıca Halifesi olmayan bir ümmetin, kaptanı olmayan ve batana kadar dalgaların savurduğu bir gemi gibi olacağını da anlamışlardı.
Hilafetin gölgesinde bin yıldan fazla bir süre yaşadık; böylece erkeğin dokunulmaz bir onura, kadının ise çiğnenemez bir izzete sahip olmasının manasını anladık; zira Ömer döneminde bir kadın, camide mehir meselesiyle ilgili olarak ona itiraz etmiş; Ömer de herkesin önünde şöyle demişti: Kadın isabet etti, Ömer ise hata etti. Bu nasıl bir devlet ki bir kadının sesini, Halifeye karşı bir hüccet sayabiliyor? Mu’tasım döneminde, mazlum bir kadın, Va Mutasımah diye haykırmış; bunun üzerine Mu’tasım, Romalıların daha önce hiç duymadığı bir orduyu harekete geçirmişti; bu nasıl bir izzettir ki; tek bir kadının namusunu bile bir devlet meselesi hâline getirebiliyor?
Bir adam, ailesi için mutmain bir şekilde cihada çıkıyordu; çünkü onun üstünde, namusunu koruyan, ailesini gözeten, adaleti sağlayan ve onun zulme uğramasını önleyen bir devlet vardı. H. Receb 1342 yılının karanlık bir gecesinde Hilafet yıkılınca, onunla birlikte ümmetin anlamı da ortadan kalkmıştır;
Zira devletçiklere bölündük ve her bir parçamız kendini bir vatan sanmaya başladı! Böylece düşman sınırlarımızı kalemle çizmeye, servetlerimizi teraziyle paylaştırmaya ve bizi vekaletle öldürmeye başladı. Böylece de sırtı olmayan bir adam haline geldik; zira konuşursa hapse atılıyor, amel ederse aşağılanıyor ve hakkı talep ederse de ona şöyle deniyor: Bu bir iç meseledir! Kadın ise; kimi zaman özgürlük adı altında, kimi zaman da güçlendirme adı altında -ki her ikisi de annelik ve onurun manasının içini boşaltıyor- arz ve talep piyasasındaki bir meta haline gelmiştir. Tesettürümüz geri kalmışlık, başörtümüz terör, anneliğimiz ise kölelik haline gelmiştir. Artık namusu bir kutsal olarak tanımayan konferanslardan haklarımızı dilenir hale geldiğimiz gibi evlerimizi de çatışma alanına çeviren anlaşmaları imzalar bir hale geldik!
Hilafet, tasvir ettikleri gibi bir pranga değildir; aksine Hilafet, kapitalist işgalin boyunduruğundan gerçek bir kurtuluş olduğu gibi bir adamın da, kendisinin ve ailesinin en temel ihtiyaçlarını bile karşılamayan bir maaşın kölesi haline getiren bir çalışan zilletinden ve onu Allah'ın evinde bile bir korkak haline getiren konuşma korkusundan kurtuluşudur. Kadının ise, kendisini bir meta haline getiren moda köleliğinden ve çocuklarını kendinden çalan bağımsızlık yanılsamasından kurtuluşudur; zira hepsinin üzerinde, değiştirilemeyen, ayrıcalık tanımayan ve kayırmayan tek bir şeriat vardı ve insanın en yüce özelliği ise, sadece Allah’ın kulu olması, O’nun şeriatıyla hükmetmesi ve O’nun hükümlerine bağlı kalarak O’nun rızasını ve cennetini aramasıydı.
Bugün, İslam’ın otoritesi olmadığından dolayı alçakların sofralarındaki yetimler haline geldik; ancak ağlayacaksak, acziyetin gözüyle değil, aklın gözüyle ağlayalım.
Dünyanın servetlerine sahip olan ve halkları ise büyükelçiliklerin kapılarında açlıktan ölen, sonra da Batı’dan ve onun kuruluşlarından kırıntılar dilenen bir ümmet! Üç milyon savaşçıya sahip olan bir ümmet; kutsallarına saldırıldığında yöneticileri onu, kalıcı ilişkilerini İslam’a ve Müslümanlara karşı savaş üzerine inşa eden uluslararası topluma çağrıda bulunmaya yönlendiriyor! Eğer ümmete saf kaynağına geri döndürecek ve yaşadığı aşağılanma ile düşmanların tasallutunun kaçınılmaz bir kader olmadığını, aksine bunun farzı terk etmenin kaçınılmaz bir sonucu olduğunu haber veren birini nasip eden Allah’ın merhameti olmasaydı, böylece ümmeti ezilmeye ve yok olmaya sürükleyeceklerdi. Ayrıca namaz terk edildiğinde nefsiyet çöküntüye uğrar ve gerileme yaşar; aynı şekilde Hilafet de terk edildiğinde ümmet çöküntüye uğrar ve izzetinin temelleri yıkılır.
Ancak ümmet, geldiği noktaya rağmen ölmediği gibi müjde de ölmemiş ve vaat de yalan çıkmamıştır. Zira Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ. ثُمَّ سَكَتَ “Sonra zalim yöneticiler gelecek ve onlar da Allah’ın dilediği kadar kalacaktır. Bunların ardından ise yine Nübüvvet metodu üzere hilâfet olacaktır. Sonra sustu.”
Hilafet kaçınılmaz olarak gelecektir; çünkü Hilafet, Allah Subhanehu'nun vaadi ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in müjdesidir; ancak Hilafet, biz uyurken gökten inmeyecek; aksine Allah ile yaptıkları ahde sadık olan adamların ve yenilginin anneleri olmaya razı olmayan kadınların çabalarıyla gerçekleşecektir.
Hilafet mücadelesi evden başlar; yani oğluna, ümmetin izzetinin dininin izzetinde olduğunu öğreten bir babadan ve kızının kalbine, başörtüsünün asla çıkarılmayacak bir taç olduğunu, izzetinin İslam ümmetinin izzetinde olduğunu, herkesin terk ettiği anda Ensar’ın kadınları gibi, herkesin ihanet ettiği anda doğrulukta Ebu Bekir gibi, herkesin zulmettiği anda adalette Ömer gibi ve münadi nida ettiği zaman savaş alanında Halid gibi olması gerektiğini aşılayan bir anneden başlar.
Ey İslam ümmeti; sessizliğimiz bir ihanet ve suskunluğumuz ise suça ortak olmaktır. Bir adam şöyle diyemez: Benim elimden ne gelir ki? Bir kadın da şöyle diyemez: Ben zayıfım. Zira zilleti reddetmek senin elinde olduğu gibi boyun eğmeyen bir nesil yetiştirmek de senin elinde olmasının yanı sıra evinde, mahallende ve okulunda hakkın sesi olmak da senin elindedir.
Vallahi Hilafet geri dönmedikçe izzet de geri dönmeyeceği gibi Allah’ın şeriatına dönmedikçe onurumuz da geri dönmeyecektir. İşte o zaman, vallahi bir adamın güven içinde dışarı çıkabildiği, bir kadının dünyanın bir ucundan diğer ucuna güven içinde yürüyebildiği o günler geri dönecek; dahası herkes, hatta bir çoban bile Sana'dan Hadramut'a giderken, koyunlarından dolayı sadece Allah'tan ya da kurttan korkacaktır.
İşte o zaman evlatlarımız, kendileri için otoritenin, izzetin, dârın ve bir Halife'nin ne anlama geldiği bildikleri gibi kendileri için parayla satın alınamayan ve “Güvenlik Konseyi’nde” pazarlık konusu olmayan izzetin de ne anlama geldiğini bileceklerdir.
Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ “Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” [Nur 55] Peki o gün geldiğinde seyirci kalmayı mı kabul edeceğiz? Yoksa Allah’ın hakkında şöyle buyurduğu kimselerden mi olacağız: وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاَةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَيُطِيعُونَ اللّهَ وَرَسُولَهُ “Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Rasulü’ne itaat ederler.” [Tevbe 71]
O zaman haydi acele edelim ve ümmetin erkeklerini ve kadınlarını, İslam'ı hayati davaları olarak benimseye davet edelim. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللَّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَ وَسَتُرَدُّونَ إِلَى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ "De ki: (Yapacağınızı) yapın! Amelinizi Allah da Rasulü de müminler de görecektir. Sonra görüleni ve görülmeyeni bilen Allah'a döndürüleceksiniz de O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir." [Tevbe 105]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Suzan El-Kuşaybi



