- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Ayrılığın Üzerinden On Beş Yıl Geçmesinin Ardından Güney Sudan
Ne Bir Yol Kat Edebildi Ne de Varlığını Koruyabildi!
El Cezire'nin Juba’daki muhabiri şu başlık altında bir haber yayınladı: “Devletin ilan edilmesinden on beş yıl sonra… Güney Sudan bugün nerede duruyor?” (9/07/2026). Haberde şöyle geçti: “9 Temmuz 2011'de, Güney Sudan bayrağı ilk kez Juba semalarında dalgalandı ve ana vatan Sudan'a karşı güneyli isyancı hareketlerin önderlik ettiği on yıllar süren savaşın ardından dünyanın “en yeni devletinin" doğuşu ilan edildi... Peki Güney Sudan siyasi kazanımını, vatandaşlarının beklentilerini karşılayan bir devlet projesine dönüştürmeyi başarabildi mi? Yoksa iç savaşlar, ekonomik krizler ve kurumsal yapıların tökezlemesi, devletin ilan edilmesiyle birlikte verilen vaatlerin gerçekleştirilmesini engelledi mi?”
El-Burhan, “bağımsızlık” olarak adlandırılan felaket niteliğindeki Güney’in ayrılışı vesilesiyle tebriklerini sunmuştu; zira Güney Sudan Devlet Başkanı Salva Kiir Mayardit’e, Güney’in ayrılışının yıldönümü münasebetiyle bir tebrik telgrafı göndererek, Güney Sudan halkına daha fazla ilerleme ve refah dileklerini iletmişti.
Gözden kaçırılmaması gereken apaçık gerçekler vardır ki bunlar şunlardır:
Birincisi: Güney Sudan’ın ayrılması, güney halkının sorunlarına bir çözüm olmadığı gibi onlara yapılan mezalimleri de ortadan kaldırmamıştır; aksine bu, Sudan’ı zayıf, bitkin ve açgözlü kapitalizm kurtlarının yediği zayıf devletçiklere parçalama planı kapsamında tamamen bir Amerikan komplosuydu.
İkincisi: Güney, Hristiyan karaktere sahip bir devlet olmak üzere ayrılmış olup, bunu da “kimlik çatışması” olarak adlandırmışlardır; ancak Güney, doğası gereği kendilerini İslam'a ulaştıracak olan İsa Aleyhisselam'ın öğretilerine göre olan bir Hristiyanlık anlayışına sahip değildir. Dolayısıyla onlar, bizzat Mesih’in müjdelediği İslam’a dönmediler; aksine Okyanus İttifakı ve Halk Hareketi ile yaptıkları anlaşmalar yoluyla siyasi ve ekonomik hayatı kontrol eden bir Yahudi devletçiği ortaya çıkmıştır; zira Yahudi varlığı, ayrılmanın ilan edilmesinden sadece bir gün sonra, yani 10 Temmuz 2011’de Güney Sudan Devleti’ni tanımış; 28 Temmuz’da ise Güney ile diplomatik ilişkilerin kurulmasıyla ilgili memnuniyetini açıklamış ve böylece onun büyükelçiliği bir komplo ve casusluk yuvası haline gelmişti; Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti'nin 2 Mayıs 2010 tarihinde yayınladığı ve ayrılması öncesinde (Güney Sudan’da Yeni Bir Yahudi Varlığı Kurulmasını Engelleyiniz) başlıklı bir kitapçıkta yer alan ümmete bir nidâ da uyardığı şey işte budur.
Üçüncüsü: 2013 yılının sonlarında bir iç savaş patlak vermiş ve yeni doğan devleti, yeni bir çatışma ve göç sarmalına sürüklemişti; bu savaş, İngiltere'nin ajanı Riek Machar'a talimatı doğrultusunda İngiliz bir grup tarafından alevlendirilmişti; bu da Güney hükümeti için sorunlar oluşturmak, yolsuzluk, ardından da savaş dosyasını gündeme getirmek için yapılmıştı ki böylece Amerika Güney’in ayrılmasının huzurunu yaşayamasın; bunun üzerine Halk Hareketi’nin iki lideri Salva Kiir ve Riek Machar arasında şiddetli bir kabile savaşı patlak vermişti; zira bu ikisinden her biri farklı bir dış odağa tabiydi; yani Salva Kiir Amerikan çıkarlarına hizmet ederken, Riek Machar ise İngilizlere tabi olup her ikisi de birbirine düşman olan Dinka ve Nuer kabilelerine mensuptu.
Dördüncüsü: Nitekim ekonomik durumlar kötüleşmiş ve yoksulluk oranları yükselmişti. Zira aynı muhabirin raporuna göre, Dünya Bankası’nın Mart 2026 tarihli tahminlerine göre, nüfusun yaklaşık %87’si aşırı yoksulluk içinde yaşarlarken, Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması verilerine göre ise 7,8 milyon kişi yüksek düzeyde gıda güvensizliği ile karşı karşıya olup bunların arasından yaklaşık 73 bin kişi “felaket” aşamasında bulunmaktadır. Ayrıca 2,2 milyondan fazla çocuk şiddetli yetersiz beslenme nedeniyle tedaviye ihtiyaç duyduğu bir zamanda, yaklaşık 10 milyon kişi de insani yardımlara muhtaç durumdadırlar.
Güney Sudan Katolik Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olan Angelo Martin, El Cezire Net'e verdiği röportajda şöyle diyor: “Bağımsızlık, vatandaşların umduğu şekilde hayatlarına yansımamıştır; çünkü petrol gelirlerinden milyarlarca Doların, çatışmalar ve kötü yönetim nedeniyle tükenmesinin ardından refah vaatleri, yaşam standartlarında keskin bir gerilemeye dönüşmüştür.”
Sonuç olarak bu ayrılık, geri kalan bölgeler için, ümmetin safını birleştirme çabasında olacak Hilafet için bir kambur olsun diye yeni devletçikler kurma talebinde bulunmaları amacıyla geniş bir kapı açmıştır. Dolayısıyla bu ayrılık, şu atasözünde geçtiği gibidir; “Ne bir yol kat edebildi ne de varlığını koruyabildi!”
Güney halkı için onurlu bir yaşam sağlayacak olan şey, Müslüman olsun gayrimüslim olsun tüm insanların işlerini, âlemlerin Rabbinin hükümlerine göre gözetme gücüne sahip olan bir sistemdir; bu ise, Güney’i yeniden ana devletin bünyesine ilhak edecek, dahası Güney’in yöneticilerinin ayrılıkçılarla komplo kurarak Darfur ve diğer bölgelerde Sudan’ın ikinci kez bölünmesi planını hayata geçirmelerini engelleyecek olan azim İslam ideolojisidir.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Yakup İbrahim – Sudan



