Perşembe, 20 Zilkâde 1447 | 2026/05/07
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü
Beyda ve Ras El-Nebaa Katliamının Yıl Dönümünde   Suçluları Affetmek Yok ve Fedakârlıkların Meyvesini Sömürgecilerin Toplamasına İzin Vermek De Yok

بسم الله الرحمن الرحيم

Haber-Yorum

Beyda ve Ras El-Nebaa Katliamının Yıl Dönümünde
Suçluları Affetmek Yok ve Fedakârlıkların Meyvesini Sömürgecilerin Toplamasına İzin Vermek De Yok

 

Haber:

Halkın ve kurtulanların, gerçeğin ortaya çıkarılmasına ve 2 ve 3 Mayıs 2013 tarihinde Suriye'nin tanık olduğu ve yıllar geçmesine rağmen katliamın ayrıntılarının hâlâ hafızalarda tazelediğini koruduğu en kanlı katliamlardan birine dahi karışanların yargılanmasına yönelik taleplerini yenilediği bir ortamda, Suriye’nin batısındaki Tartus kırsalında yer alan Banyas kentindeki Beyda köyü ve Ras el-Nebaa mahallesinde gerçekleşen katliamın on üçüncü yıldönümü anılmaktadır. Kurbanlara ilişkin tahminler farklılık göstermektedir; ancak insan hakları belgeleri 350 ila 450 sivilin öldürüldüğüne işaret ederken, Suriye İnsan Hakları Ağı ise Beyda ve Ras el-Nebaa katliamlarında en az 495 sivilin öldürüldüğünü ve bunların 264’nün Beyda köyünden, 195’inin de Ras el-Nebaa mahallesinden olup bunların çoğunluğunun savunmasız siviller olduğunu belgelemiştir. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü tarafından yayımlanan raporlar, kurbanlar arasında, bebeklerin de olduğu onlarca kadın ve çocuğun bulunduğunu; geniş çaplı baskın operasyonları sırasında evlerinin içinde veya sokaklarda öldürüldüklerini, bu baskınlara sahada infazlar ile evlerin ve cesetlerin devrik rejime bağlı milisler tarafından yakılmasının da eşlik ettiğini belirtmişlerdir. (El Arabi El Cedid)

Yorum:

Bu katliamların başlıca sorumluluğu, “Ulusal Savunma Güçleri” olarak bilinen güçlerin komutanı ve Beşar'a destek veren İskenderun Kurtuluş Halk Cephesi milislerinin komutanı Mihraç Ural (Ali Kayalı)'ya atfediliyor; zira Kayalı, destekçileri arasında yaptığı bir konuşmanın kayıtlarında da ortaya çıktığı üzere, bu katliamları kışkırtma ve bunlara katılma rolünden dolayı en meşhur lakabı olan Banyas Kasabı lakabını almıştır. Nitekim suçlu Beşar rejiminin güçleri, 2/5/2013 tarihinde Banyas kırsalındaki Beyda köyünü bombalayarak operasyonuna başlamış, bombardıman saatlerce sürmüş, ardından öğlen saat 1 civarında köy, Ulusal Savunma Güçleri ile Mihraç Ural komutasındaki İskenderun Kurtuluş Halk Cephesi milislerinin yanı sıra komşu Alevi köylerinden gelen silahlı kişiler ile İran Partisi mensuplarının da katıldığı geniş çaplı bir baskına açılmış ve köyün dar sokakları kaçışın imkansız olduğu kapalı geçitlere dönüşmüştü; ertesi gün topçu ve roket bombardımanı yaklaşık sabah saat on sularında köyü yeniden vurmaya başlamış, onlarca köylü, kaçmak için bile artık güvenli olmayan yolların ortasında, kurtulmaya çalışmak için bahçelere doğru yönelmişti. Ardından köy, çeşitli eksenlerden bir kez daha baskına uğramış ve önceki gün başlayan olayların doğrudan devamı niteliğinde sahada infazlar ve bıçakla boğaz kesmeler dahil olmak üzere öldürme operasyonları öğle saatlerine kadar devam etmişti. Nitekim 3 Mayıs 2013'te, Banyas şehrinin Ras el-Nebaa mahallesinde, Beyda köyünde yaşanan ve halen devam eden olaylar tekrarlanmış; ateş açma, bıçakla boğaz kesme ve yakma gibi aynı cinayet yöntemleri tekrarlanmıştı. (El Cezire Net, 3/5/2026).

Bu iki katliamda Beşar Esad’ın güçleri ve ona destek veren milisler tarafından işlenen korkunç sahneler ve iğrenç suçlar, hala Şam halkının zihninde tazeliğini korumaktadır; zira bu katliamlardan kurtulanlar, yaşadıklarına dair dehşet verici tanıklıklarını anlatmaktadır. Görgü tanıklarının aktardıklarına göre evler sakinlerinden boşaltılmış, erkekler, kadınlar ve bebekler de dahil olmak üzere çocuklar ayrı gruplar halinde toplanmış ve ardından, saha infazları, bıçaklar ve satırlarla boğazlama, cesetlerinin parçalanıp şeklinin bozulması, taşlayarak öldürme, daha sonra cesetlerin yığılıp farklı yerlerde yakılması ve canlı canlı yakılma hikâyelerinin de anlatıldığı çeşitli vahşi yöntemlerle ardı ardına öldürme sahneleri yaşanmıştır. Erkekleri, kadınları ve çocuklarıyla birlikte tüm aileler bulundukları yerde katledilmiş; bazı evlerde ise erkekleri kadınlardan ayırarak, idam edilmeden önce işkence gördükleri geçici gözaltı yerlerine götürülmüşlerdir. Nitekim birden fazla noktada, yakılmış ya da bir araya getirilip ardından ateşe verilmiş ceset yığınları ortaya çıkmıştır. Sonra katliamlara evlerin yağmalanması ve içlerindeki eşyaların çalınması eşlik etmiş, bölgedeki birkaç ev de daha sonra yakılmıştır; yani burada anlatmaya yer verilemeyecek kadar çok hikâyeler ve tanıklıklar vardır.

Şam halkının hafızasından, hatta tüm Müslümanların hafızasından silinemeyecek korkunç hikâyeler, sahneler ve katliamlardan dolayı Şam halkı, tüm bu korkunç katliamlar, dökülen kanlar ve gösterilen fedakârlıklardan sonra mübarek devrimlerinin meyvesinin, sadece yüzlerin değişmesi ve bir ajanın başka bir ajanınla değiştirilmesi şeklinde olmasını asla kabul etmeyeceği gibi devrimin meyvesinin de, küfür yönetiminin devamı, insan yapımı kanunlara ve uluslararası kanunlara boyun eğme ve sömürgeci devletlere ipotek olma şeklinde olmasını da asla kabul etmeyecektir. Yine Şam halkı, bu katliamları işleyenlere “Gidin, serbestsiniz” denilip affedilmesini de asla kabul etmeyecektir. Zira Şam halkının, devrim için çıktıkları andaki sloganları, “Bu Allah içindir”, “Liderimiz sonsuza dek Efendimiz Muhammed'dir” ve “Sadece Allah'ın önünde eğiliriz” olmuştur; bu nedenle onlar, devrimlerinin çalınmasına, etrafından dolanılmasına ve meyvelerinin başta Amerika olmak üzere sömürgeciler tarafından toplanmasına izin vermemelidirler. Çünkü Şam, müminlerin yurdunun merkezidir; tıpkı Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğu gibi: أَلَا إِنَّ عُقْرَ دَارِ الْمُؤْمِنِينَ الشَّامُ “Dikkat edin! Müminlerin yurdunun merkezi Şam’dır.” Yine Şam, Allah'ın arzının en seçkini, O’nun kullarının en seçkinlerine tahsis ettiği yerdir: عَلَيْكُمْ بِالشَّامِ، فَإِنَّهَا صَفْوَةُ بِلَادِ اللَّهِ يَسْكُنُهَا خِيرَتُهُ مِنْ خَلْقِهِ، فَمَنْ أَبَى فَلْيَلْحَقْ بِيَمَنِهِ، وَلْيَسْقِ مِنْ غُدُرِهِ، فَإِنَّ اللَّهَ تَكَفَّلَ لِي بِالشَّامِ وَأَهْلِهِ “ Size Şam’ı tavsiye ederim! Çünkü orası, Allah’ın, arzında seçkin kıldığı yerdir. Allah kulları arasında seçkin olanları oraya tahsis eder. Ancak (oraya gitmekten) imtina ederseniz, size Yemen’inizi tavsiye eder, (oradaki) havuzlarınızdan için derim. Zira Allah, Şam ve halkına (fitnelerden koruma hususunda) bana garanti verdi.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Beraa Münasıra

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER