- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber - Yorum
Batıl Topluluğa Katılmak, Farkında Olsanız Bir Yuvarlanış Ve Tepetaklak Bir Düşüştür!
Haber:
Birleşmiş Milletler: Suriye İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hüseyin es-Selame, bu ayın 29 ve 30 Haziran tarihlerinde New York’ta düzenlenecek Birleşmiş Milletler Terörle Mücadele Teşkilatları Başkanları Konferansı’na katılacak.
Yorum:
Es-Selame'nin, konferansın “Terör Tehditlerinin Küresel Görünümü” başlığını taşıyan üçüncü oturumunda konuşma yapması planlanıyor. Konferans öncesinde Suriye’nin Birleşmiş Milletler Temsilciliği, Birleşmiş Milletler Terörle Mücadele Ofisi ve Avrupa Birliği ile işbirliği içinde resmi bir etkinlik düzenlemiş ve bu etkinlikte Şam’ın IŞİD’i çökertme ve onunla mücadeleye yönelik yeni bir yaklaşımı ele alınmıştır.
Şam, 2011 yılında başlayan devriminde özgürlük ve onur haykırışıyla sokağa çıkmış, 2024 yılındaki kurtuluşa kadar devrim yılları boyunca devrimin sloganları, halkının İslam’la gurur duyması, onun hükümlerini uygulama konusundaki kararlılıkları ve şehirler ile meydanlarda hâlâ güçlü bir şekilde varlığını koruyan ve insanların ona olan sevgilerini ve onunla ilgili gururlarını ifade ettiği Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem sancağını dalgalandırmaları tüm dünyanın dikkatini çekmiştir; işte bu sahne, hem Batı’nın hem de Yahudi varlığının uykusunu kaçırmıştır.
Şam halkı İslam’a ve cihada olan sevgilerini gösterip Yahudi varlığına tehditler savururlarken, yeni hükümetin devrim halkının beklentilerinden son derece uzak bir şekilde paralel bir dünyada olduğu görmekteyiz. Burada, kurtuluştan sonra meydana gelen felaketlerden ve hükümetin şeriatı uygulamaktan kaçınmasından bahsetmeyeceğim; çünkü bunun yeri burası değildir. Ancak ey Şam yönetimi; sizler mücahitlerin omuzları üzerinden iktidara gelmediniz mi? Şehitlerin kanı ve devrimci halkın fedakarlıkları sayesinde iktidarı teslim almadınız mı? Sizler, Amerika’nın Birleşmiş Milletler aracılığıyla terör örgütü olarak sınıflandırdığı kimselerden biri değil miydiniz? Peki terörle mücadele görevini teslim alacak kadar iktidara ulaştınız mı?!
Aklı başında olan herkes, terörle mücadele sloganının, Amerika ve onunla birlikte Batı'nın, çağrıda bulundukları insan hakları sloganlarıyla tüm dünyadaki Müslümanlara yönelik bitmek bilmeyen saldırıları arasındaki çelişkiyi örtbas etmek için pazarladıkları bir slogan olduğunu idrak eder; zira Amerika ve Batı, Müslümanların ülkelerinde, onların bölünmelerini pekiştirmek ve servetlerini yağmalamak amacıyla savaşmaktadır.
Aklı başında olan herkes, IŞİD’e karşı yürütülen savaşın sadece bir paravan olduğunu ve bunun, bazen tapılan ve sahibi acıktığında ise yenen hurma putu olduğunu anlar! Peki IŞİD, tüm bu ülkelerle bir ittifak kurmayı mı gerektiriyor?! Peki bağımsız bir varlık talep eden ve Yahudilerle ittifaklarını açıkça ilan eden Dürzilere karşı yürütülen savaşta neden bu ittifakları görmedik?! Uluslararası Koalisyon, SDG’yi (Suriye Demokratik Güçleri) Suriye için bir tehlike olarak görmedi mi? Sonra terörle mücadeleye hırs gösteren dünyanın, Suriye, Lübnan ve Filistin’de Yahudi varlığının işlediği suçlara karşı neden herhangi bir tepki gösterdiğini görmüyoruz?!
Ey iktidar sahipleri! Sizler bu koltuğa, Birleşmiş Milletler'in emirlerini yerine getirmek ve sizin için yazdığı talimatları uygulamak için mi geldiniz? Şeriatı uygulama sloganlarınız hani nerede?!
Sizler şu husustan biriyle karşı karşıyasınız: Ya şeriatın yolu konusunda gaflet içinde olup ne yapacağınızı bilmiyorsunuz; o halde işi ehline verin ve bir kenara çekilin. Ya da biliyorsunuz ama tahrif ediyorsunuz ve böylece de ipliğini sağlamca büktükten sonra, çözüp bozan (kadın) gibi oluyorsunuz! Öyleyse Aziz ve Cabbar olanın gazabından sakının; zira bu bir emanettir ve her bir damla kandan, şeriatı yüceltmek için sokağa çıkan, sonra sizin, Birleşmiş Milletler koridorlarında İslam’a karşı savaşmak uğruna feda ettiğiniz her bir mücahidin canından sorguya çekileceksiniz!
قُلْ أَنَدْعُو مِن دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَنفَعُنَا وَلَا يَضُرُّنَا وَنُرَدُّ عَلَىٰ أَعْقَابِنَا بَعْدَ إِذْ هَدَانَا اللَّهُ كَالَّذِي اسْتَهْوَتْهُ الشَّيَاطِينُ فِي الْأَرْضِ حَيْرَانَ لَهُ أَصْحَابٌ يَدْعُونَهُ إِلَى الْهُدَى ائْتِنَا قُلْ إِنَّ هُدَى اللَّهِ هُوَ الْهُدَىٰ وَأُمِرْنَا لِنُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ “Onlara şöyle söyle: “Allah’ı bırakıp da bize bir fayda ve zarar vermeyen o sahte tanrılara mı tapalım? Allah bizi doğru yola erdirdikten sonra ökçelerimiz üstüne gerisin geri küfre mi dönelim? Tıpkı, «Bize gel!» diye kendisini yolun doğrusuna çağıran arkadaşları varken, onları dinlemeyip, şeytanların ayartmasına kapılarak yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşan ahmak kimsenin durumuna mı düşelim?” De ki: “Allah’ın gösterdiği yol, en doğru yoldur. Bize Âlemlerin Rabbine teslim olmamız emredildi.” [En’am 71]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Şam Abdullah



