Salı, 15 Muharrem 1448 | 2026/06/30
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü
Müslümanlar, İslam Karşıtları Gibi Konuştuklarında!

بسم الله الرحمن الرحيم

Haber - Yorum

Müslümanlar, İslam Karşıtları Gibi Konuştuklarında!

Haber:

Malezya'da Rohingyalı mülteciler etrafında dönen tartışmalarda, endişe verici bir gelişme baş göstermiştir. Zira mültecilere yönelik eleştirilerin dozu artarken, sosyal medyadaki birçok yorum, Avrupa ve Amerika'daki İslam düşmanlarının uzun zamandır kullandığı söylemle büyük ölçüde benzerlik göstermeye devam etmektedir. Nitekim mülteciler toplu bir şekilde suçlu, ekonomik bir yük ve toplumsal bir tehdit olarak tasvir edilmektedir; bu da meşru genel mezalimlerin, önyargı ve toplu suçlamalara yer açması endişesine neden olmaktadır.

Yorum:

Belki de bugünkü tartışmada en endişe verici olan yön, bizzat eleştiriler değil, aksine kullanılan dildir. On yıllar boyunca her zaman Avrupa ve Amerika’daki siyasetçiler ve medya Müslümanları suçlular, aşırıcılar ya da toplum için bir yük olarak tasvir etseler, Müslümanlar da bir o kadar İslamofobiyi kınamışlardır. Bizler ise onların içinden birkaç kişinin eylemlerine dayanarak tüm bir topluluk hakkında hüküm verdikleri için bu anlatıları reddetmiştik. Bununla birlikte bugün birçok Müslüman, Rohingyalara karşı dikkat çekici bir şekilde benzer argümanlar kullanmaya başlamıştır! Zira adlandırmalar değişmiş ancak mantık olduğu gibi kalmıştır.

Bu, kamuoyundaki endişeleri göz ardı etmek anlamına gelmemektedir; zira her devletin, güvenliği korumak, kanunları uygulamak ve tebaalarını korumak omuzlarındaki bir sorumluluktur. Mültecilerin işledikleri suçlar, suç olarak kalmaya devam etmekte olup onlarla, buna göre muamele edilmesi gerekir. İslam, fail sırf zulüm gören bir gruba mensup diye herhangi bir hatayı haklı çıkarmaz. Bununla birlikte adalet, bireysel kötü davranışlar ile toplu kınama arasında ayrım yapılmasını gerektirmektedir. Bundan daha da önemlisi mültecilerle bağlantılı birçok sorun, bizzat hastalığın kendisi değil, sadece belirtileridir.

Rohingyalılar uyruksuz kalmayı kendileri seçmediler. Nitekim zulümden kaçtılar ancak kendilerini, hukuki bir belirsizliğin ortasında sıkışıp kalmış, ne evlerine dönebilen ne de başka bir yerde istikrarlı bir hayat kurabilen bir halde bulmuşlardır. Ayrıca yıllarca, tanınan yasal statüden, eğitimden ve istikrarlı bir işten mahrum kalmak, kaçınılmaz olarak toplumsal sorunlar oluşturmaktadır. Bu gerçekleri tedavi etmeden mültecileri suçlamak, belirti ile nedenin arasını karıştırmak demektir.

İslam farklı bir bakış açısı sunmaktadır. Zira Allah Subhanehu ve Teala, tüm insanoğlunu şerefli kılarken, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise müminleri, birbirlerinin acılarını paylaşan tek bir beden olarak nitelendirmiştir. Bu ise sadece ahlaki değerler değil, aksine toplumu ve yönetimi şekillendirmesi gereken ilkelerdir. Tarih, Haçlı savaşları nedeniyle yerinden edilen Müslümanların İslam beldelerinin çeşitli bölgelerinde sığınak buldukları gerçeğini açıkça ortaya koymaktadır. Zira Granada’nın düşüşünden sonra Osmanlı Hilafeti Endülüs’lü Müslümanlara kucak açmış ve onlar için koruma, geçim yolları ve entegrasyon sağlamıştır. Yani mültecilere bir yük olarak değil, aksine onları gözetme sorumluluğu tek bir siyasi otoritenin omuzlarındaki tek bir ümmetin fertleri olarak bakmıştır.

Mevcut gerçekliğin gölgesinde hükümetlerin, güvenlik ve nizamı korumakla birlikte mültecilerin belgeleri, istihdamı, eğitimi ve sağlık hizmetleri konusunda daha net politikalar koymaları gerekir. Bu önlemler, acıları ve toplumsal gerginliği azaltmak için gereklidir. Bununla birlikte bunların geçici çözümler olduğunu idrak etmek gerekir. Şimdi en önemli soru şudur: Neden Müslümanlar sürekli mülteci olmaya devam etmektedirler? Örneğin Filistin, Suriye, Myanmar ve Sudan, İslam ümmeti hala siyasi olarak bölünmüş olmasından dolayı mülteci Müslümanlar üretmeye devam etmektedir. Üstelik her mülteci kriziyle, İslam ümmetinin kolektif bir sorumluluğu olarak değil, sadece komşu ülkelerin sorumluğu olarak muamele edilmelidir.

Bu nedenle tekrarlanan mülteci krizleri daha derin bir siyasi dengesizliği ortaya koymaktadır. Zira Müslümanlar birbiriyle rekabet halindeki ulus devletlere bölünmüş olarak kaldığı sürece, insani trajediler tekrarlanmaya devam edecek ve tartışmalar bu trajedilerin sonuçlarını yönetmekle sınırlı kalacaktır.

Uzun vadeli çözüm, Nübüvvet Minhacı üzere Hilafetin gölgesinde İslam ümmetinin siyasi birliğini yeniden tesis etmekte yatmaktadır. İslam tarihi, bu liderliğin sadece krizlerin ardından insani yardım sağlamakla sınırlı kalmadığını, aksine Müslümanların topraklarını korumak, ümmeti muhafaza etmek ve Müslüman nesillerin mülteci durumuna düşmelerini önlemek için gerekli siyasi otoriteye ve güce sahip olduğunu da ortaya koymaktadır.

Bu nedenle Rohingya meselesi, sadece bir mülteci meselesi olmanın ötesine geçerek, bugün İslam ümmetinin durumunu yansıtan bir ayna niteliğindedir. Bu yüzden sadece mültecilerle nasıl muamele edileceğini değil, aksine aynı zamanda Müslümanların mülteci konumuna düşmesinin devam etmesi nedenlerini de ele almadığımız müddetçe, gerçek sorunu tedavi etmeden sadece semptomları tedavi etmekle yetinmiş olacağız.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Muhammed - Malezya

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER