- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Mekke İttifakı… Müslümanların Birliği mi, Yoksa Vesayet Altındaki İttifaklar mıdır?!
Haber:
Pakistan, Suudi Arabistan ile iki savunma anlaşmasına bağlıdır: “2025 Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması” ve Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye arasında imzalanan “Mekke Ortak Savunma Anlaşması.”
Her iki anlaşmada da, taraf devletlerden herhangi birine yönelik herhangi bir silahlı saldırı, tüm taraf devletlere yönelik bir saldırı olarak kabul edilmektedir; bu madde, NATO Antlaşması’nın 5. maddesine benzemektedir. Bu benzerlik analistleri, “Mekke İttifakı”nı “İslam NATO’su” olarak nitelendirmeye itmiştir. (El Cezire Net)
Yorum:
Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan'ın Mekke'deki ittifakı karşısında bizler; Müslümanlar için gerçek bir gücün başlangıcıyla mı, yoksa bölgesel ve uluslararası hesapların yön verdiği yeni bir ittifakla mı karşı karşıyayız?
Şüphesiz ki büyük askeri, ekonomik ve siyasi imkânlara sahip üç Müslüman ülkenin bir araya gelmesi etkili bir güç oluşturabilir; ancak gerçek güç sadece anlaşmalar imzalamakla değil, bağımsız karar iradesine ve net bir gayeye sahip olmakla elde edilir.
Sorun şu ki, Müslümanların çağdaş tarihi uluslararası sistem dahilinde hareket eden ittifaklarla doludur; oysa siyasi ve askeri kararlar çoğu zaman başta Amerika ve Batı olmak üzere küresel güçlerin etkisinde kalmaya devam etmektedir. Bu nedenle şu soru meşruiyetini korumaktadır: Bu ittifak, çağrıda bulunulduğu gibi Müslümanların çıkarlarına hizmet etmek ve onların davalarını savunmak için mi olacak, yoksa büyük devletlerin çıkarlarına hizmet eden düzenlemeler kapsamında kalmaya mı devam edecek?
İslam ümmetinin parası, silahı ve adamları eksik değildir; aksine onda eksik olan şey, bu potansiyelleri bir araya getirip Müslümanların hizmetine sunan gerçek bir birliktir. Filistin, Mescid-i Aksa ve ümmetin diğer meseleleri gerçek eylem alanının dışında kaldığı sürece, sınırlı bir ittifakın ne değeri var ki?!
Müslümanlar tarihlerinde, tek bir siyasi varlığa, tek bir orduya ve ümmeti ve onun çıkarlarını savunan bir karara sahip oldukları zamanlarda birliğin gücünü tanıdılar. Oysa bugün bölünmüşlük gerçekliği, Müslümanların, muazzam kaynaklara sahip olmalarına rağmen ancak bunları birleşik bir güce dönüştürmek aciz kalmalarına neden olmaktadır!
Bu nedenle gerekli olan, sadece bazı devletler arasındaki geçici ittifaklar değil; aksine Müslümanların gerçek birliği, karar almada gerçek bir bağımsızlık ve ümmeti korumak, onun kutsallarını ve çıkarlarını savunmak için kullanılan bir güçtür.
Müslümanların görevi ise, bu ittifakları takip etmekle ya da rejimlerin ne yapacağını beklemekle yetinmek değildir; aksine birliği için bilinçli ve ciddi bir şekilde çalışmak, ümmetin çıkarlarını koruyacak bağımsız bir karar talep etmek ve ümmetin birleşmesi ve gücünü geri kazanması meselesini, ümmetin tüm enerjisiyle kendisi için çalışacağı genel bir proje haline getirecek bir bilinç inşa etmektir.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdulazim Haşlemon



