- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Gaddar ve Hain Rejimlerden Hiç Hayır Umulur mu?!
Haber:
Fas-BAE Ortak Askerî Komitenin üçüncü toplantısı 5 ve 6 Ekim 2026 tarihlerinde gerçekleştirildi ve Kraliyet Silahlı Kuvvetleri Genel Müfettişi ile BAE Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı toplantının kapanış oturumuna ortak başkanlık ettiler.Her iki yetkili de, özellikle kapasiteleri geliştirme, savunma sanayii ve eğitim alanlarının yanı sıra deneyim ve bilgi paylaşımı konusunda olmak üzere iki ülke arasındaki askeri işbirliğinin ulaştığı seviyeyi övdüler.Ayrıca bu iş birliğini pekiştirmeye ve geliştirmeye devam etme iradelerini de yeniden teyit ettiler. (SNRT News)
Yorum:
Allah ve Rasulü'nün düşmanlarını peş peşe destekleyen sistemlerin, Amerika ve Yahudi varlığıyla aynı safta yer almaları, varlıkla olan normalleşmeyle övünüp bunu diplomatik iş birliği düzeyinin yükseltilmesi olarak adlandırmaları, Amerika ve Yahudi varlığının liderleriyle karşılıklı ziyaretlerde bulunup kucaklaşmaları hiç şaşırtıcı olmadığı gibi böyle sistemlerin ümmete karşı açık ve aleni bir ittifak kurmaları ve İslami hadarat projesini bir hasım ve İbrahim Anlaşmalarını ise siyasi faaliyet ve bölgesel ittifak çerçevesi haline getirmeleri de şaşırtıcı değildir.
Ancak Mekke Anlaşması’nın ardından izlenen bu yolda tehlikeli olan, küfür şemsiyesi altındaki siyasi ittifakların, İslam ümmetine karşı yürütülen Siyonist-Haçlı savaşında vekil rolünü üstlenen askeri ittifaklara ve silahlı bölgesel bloklara dönüşmesidir; bu da komşu ülkeleri ve ordularını tüketerek onları bir silahlanma yarışına sürüklemekte ve sömürgeci kâfirlerin boyunduruğuna girmesine imkan vermektedir; aynı zamanda bu ittifaklar güçlerini Amerika’nın desteğinden ve Yahudi projesine hizmet etmekten alırken, bölgedeki diğer ajanları cezbeden ve onları açıkça normalleşme sürecine katılmaya sürükleyen askeri ve teknolojik bir üstünlük modeli oluşturmaktadır.
Öte yandan bir tarafta Amerika'nın piyonları (Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan), diğer tarafta ise Britanya'nın piyonları (Birleşik Arap Emirlikleri ve Fas) arasındaki bu askerî ittifaklar, Amerika'nın askerî kapasitesini tüketen stratejik yıpranma döngüsünden çıkmak için bir zaman aralığı aradığı bir dönemde ortaya çıkmış olup, Amerika İran ve onun uzantılarıyla olan savaşı sonuçlandırmaya çalışırken, Avrupa da Rusya'nın hibrit savaşının seyrine son vermeye çalışmakta ve her ikisi de Çin'in askerî, teknolojik ve ekonomik açıdan ilerlemesinin gölgesinde yerinde sayıp durmaktadır.
Bu hain girişimlerin en büyük hedefi ise, mezhepsel ve taifeci savaşların yanı sıra bu vahşi kapitalist devletlerin tiranlarının istismar ettiği diğer tüm yıpratma savaşlarının yakıtı olarak kullanılmak istenen ümmetin evlatlarıdır; nitekim Yemen, Sudan ve Afrika Boynuzu ile Afrika Sahel’deki bazı ülkelerde yaşananlar bunun en iyi kanıtı olup bu parçalanmış ülkeler arasındaki ortak noktası ise, aynı aktörlerin, yani neredeyse aynı bölgesel vekillerin eliyle çekişmeye maruz kalmaları ve mafsallarının parçalanmasıdır.
Dolayısıyla bu şüpheli askerî ittifaklar, ihaneti, hainliği ve düşmanlarının safında mevzilenmeyi meslek edinmiş rejimlerin taşıdığı ümmetin sırtına saplanmış zehirli bir hançerden başka bir şey değildir ve yöneticileri yüzlerini Beyaz Saray'a çevirip Yahudi varlığına bağlılıklarıyla övündükleri sürece, aklı başında hiç kimse bunların İslam ve Müslümanlar için bir hayır getirmesini beklemez.Bu nedenle asıl olan ümmetin halklarının, bu hainlerden uzaklaşması, masayı onların başlarına devirmesi ve onları Allah’ın Kitabı ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in sünnetiyle yönetecek adil bir Halifeye biat etmesi, bütün zalimlerden ve hainlerden intikam alacak orduları seferber etmesi, bu suçlu uluslararası düzeni devirmesi ve dünyayı göğün ve yerin sakinlerinin razı olacağı Rabbani bir düzen doğrultusunda yeniden düzenlemesidir.
Son olarak sömürgeci kâfir Batı'nın peşinden giden, Müslümanları sırtlarından hançerleyen ve onlara siyasi veya askerî olarak ihanet eden, savaş zamanında düşmanlarla iş birliği yaparak büyük ihanet işleyen veya Filistin'i savunma iddiasıyla onların kanlarının ticaretini yapan herkes, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şu sözünü hatırlamalıdır: لِكُلِّ غَادِرٍ لِوَاءٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يُعْرَفُ بِهِ “Her hain/vefasız insan için kıyamet günü kendisiyle tanınacağı bir sancak dikilir.” Allahu Teala’nın şu kavlini hatırlamalıdır: فَأَمَّا الزَّبَدُ فَيَذْهَبُ جُفَاءً وَأَمَّا مَا يَنْفَعُ النَّاسَ فَيَمْكُثُ فِي الْأَرْضِ كَذَلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ “Köpük atılıp gider. İnsanlara fayda veren şeye gelince, o yeryüzünde kalır. İşte Allah böyle misaller getirir.” [Ra’d 17]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Müh. Visam Atraş



