Dr. Abdurrahim Şen'in Alimler Buluşması Selamlama Konuşması
- Kategori Seçkiler
- |
Bir Araya Geldiler, Keşke Bir Araya Gelmeselerdi!
Seferberlik İlan Etmek Yerine, İhmalkarlık ve Hıyanet Çağrılarını Tekrarladılar!
Haber:
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ve Endonezyalı mevkidaşı Prabowo Subianto pazar günü, Sisi'nin 10 ve 11 Ekim tarihlerinde Endonezya'ya gerçekleştirdiği resmî ziyaretin sonunda, başta Gazze Şeridi'ndeki durum, Körfez bölgesindeki tırmanış ve Nil Nehri sularının güvenliği olmak üzere bir dizi bölgesel ve uluslararası konuları ele alan ortak bir bildiri yayımladı. Bildiriye göre iki cumhurbaşkanı, Yahudi varlığının Gazze Şeridi, Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te devam eden şiddet eylemleri ve askeri operasyonları karşısında derin endişelerini dile getirdiler, Yahudilerin yasa dışı yerleşim politikalarını ve faaliyetlerini kınadılar ve uluslararası hukuka ve ilgili Birleşmiş Milletler kararlarına göre bunların derhal ve tamamen durdurulması çağrısında bulundular."İki devletli çözüme dayalı ve uluslararası hukuka ve ilgili Birleşmiş Milletler kararlarına göre 4 Haziran 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen, yaşanabilir ve coğrafi bütünlüğe sahip bir Filistin devletinin kurulmasına yönelik sarsılmaz desteklerini" yinelediler.
Yorum:
Öğrenen herkesi adeta dehşete düşürecek olan en büyük musibet; bu kınama ve eleştiri bildirisinin, sadece biri dahi az bir çabayla ve imkânlarının küçücük bir kısmıyla tüm Filistin’i nehirden denize özgürleştirmeye ve Yahudileri mübarek Filistin topraklarından kökünden söküp atmaya yetecek olan iki ülkenin yöneticisinden gelmiş olmasıdır.
Mısır, bölgesel güçlerin ön saflarında yer alan devasa bir stratejik ve beşerî derinliğe sahiptir; zira yaklaşık 111,2 milyonluk nüfusu, ordusuna askerlik hizmetine hazır 45,6 milyonun üzerinde bir insan kaynağı sağlamaktadır; ayrıca yaklaşık 440 bin muvazzaf askeri barındıran nizami bir orduya, 479 bin civarında yedek personele ve yaklaşık 300 bin kişilik yarı askeri güçlere sahiptir; beşeri kitle ile güçlü askeri doktrin arasındaki bu eşsiz bütünleşme, Mısır ordusunun Arap dünyasında 1. sıraya, dünya genelinde ise 12. sıraya yerleşmesini sağlamıştır.
Endonezya'ya gelince; yükselen askeri gücü, yaklaşık 281,5 milyonluk devasa bir nüfus tabanına (dünyanın en kalabalık dördüncü nüfus topluluğu) dayanmaktadır; Global Firepower'ın 2026 yılı sıralamasına göre Güneydoğu Asya'nın en güçlü askeri kuvveti olarak ilk sırada ve dünya genelinde 13. sırada yer almasını sağlayan bu askeri üstünlük; 404.500'den fazla muvazzaf askeri barındıran entegre bir ordu, 401 bin yedek personel, 250 bin yarı askeri kuvvet, 338 deniz unsuruyla bölgenin en büyük donanmalarından biri, aktif bir savunma sanayii ve 460 savaş uçağını içeren bir hava kuvveti ile desteklenmektedir.
Mısır ve Endonezya'nın, değişimi gerçekleştirmeye ve İslam beldelerine hayırlı olacak şekilde liderlik etmeye muktedir kılan bu devasa ve muazzam imkânları karşısında bu iki ülkenin yöneticileri pısırıklığı ve aşağılanmaya boyun eğmeyi seçmekten başka bir şey yapmamışlardır! Ayrıca onlar, başta Filistin ve halkı olmak üzere Müslümanların davalarını desteklemekten geri durmakla yetinmediler; aksine bunun da ötesine geçerek Müslümanların topraklarından Allah'ın düşmanları Yahudiler lehine taviz verilmesi ve vazgeçilmesi çağrısını tekrarladılar; oysa bu hain iki devletli çözüm, çevre ülkelerin durumunda olduğu gibi görevi Yahudi varlığını korumak olan topraklarının dörtte biri üzerindeki cılız bir devletçik karşılığında Yahudilerin Filistin'e yerleşip kök salmasını sağlamaktadır.
Basiret sahibi olan herkes için net bir şekilde ortaya çıkmıştır ki; başımıza gelen musibet, içinde bulunduğumuz kötü durum ve düşmanların bize dil uzatması, ordularımızı ve onların imkânlarını bize yardım etmekten ve halimizi değiştirmekten alıkoyan yöneticilerimiz yüzündendir. Oysa bizim ülkelerimiz zayıf ve imkânlarımız cılız değildir; aksine bizler, istendiği takdirde Filistin’i ve işgal altındaki tüm Müslüman ülkeleri günün birkaç saati içinde özgürleştirmeye muktedir olan devasa ordulara sahip güçlü ülkelere sahibiz; bunun gerçekleşmesini engelleyen tek şey, ajan yöneticilerimizden başkası değildir.
Haydi öyleyse ey Kinane ve Endonezya ordularının subayları ve kurmayları, korkak ve ajan rejimleri kaldırıp atın ve ilk fatihlerin siretini yeniden tesis edecek olan Raşid bir Halifeye biat edin. Çünkü sizler nusret ehlisiniz; o halde Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurmak için Hizb-ut Tahrir’e nusretinizi verin; zira bizler, sizlerle ve sizinle birlikte, ümmeti izzetine ve yüceliğine ulaştırmada ona liderlik etmeye muktediriz.
Allahu Teala şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı sabit kılar.” [Muhammed 7]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Mahmud El-Leysî - Mısır
Haber-Yorum
Gözleri Kamaştırıyor Ama Kâfirleri Caydırmıyor!
Haber:
Büyük kalabalıklar ve göz alıcı hava akrobasileri… Farklı yaş gruplarından ziyaretçiler, 4 Ekim'de sona erecek festival etkinlikleri kapsamında uçak ve helikopter gösterilerini izlemek, en son teknoloji ve yenilikleri keşfetmek üzere Türkiye'nin güneydoğusundaki Şanlıurfa'da düzenlenen TEKNOFEST Festivali'ne akın ediyorlar. (TRT, Arabi)
Yorum:
İzleyenlerin aklını başından almak için sergilenen göz alıcı gösteriler ve hava akrobasileri… Ardından bu cephanelerin ve o gücün, ümmetin zincire vurulmuş silahlarının bir mezarlığı andırması için hızla depolarına geri kaldırılması.Ciddiyet anı gelip Müslümanların başına büyük felaketler çöktüğünde -ki Filistin bunun en iyi kanıtıdır- Müslümanların başındaki yöneticilerden, sanki en güçlü ordulara sahip olmayan sıradan insanlarmış gibi zilletten ve soğuk kınamalar, eleştiri ve tepkiler için medya organlarında boy göstermelerinden başka bir şey görmedik; hatta ümmetin silahsız fertlerinin tutumları bile onların tutumlarından daha onurlu ve daha kararlıydı.
Bu ihmalkârlık bir anda ortaya çıkmış değildir; aksine bu, başta Amerika olmak üzere Batılı efendilerinin çıkarlarına hizmet etmek için bu yöneticilere verilmiş bir görevdir.Çünkü bu ordular ve cephanelikler Gazze'ye veya Mescid-i Aksa'ya destek olmak için harekete geçirilmemekte; aksine sömürgeci kendi nüfuzunu korumak için talepte bulunduğunda derhal seferber edilmektedir; tıpkı Türkiye ordusunun, ümmetin evlatlarıyla savaşması veya eskiden Afganistan'da, günümüzde ise İncirlik üssü gibi mevcut askerî üsler ve radar gözetleme üsleri aracılığıyla Yahudilerin güvenliğini koruması amacıyla Washington'ın stratejilerine hizmet etmesi için NATO ittifakının şemsiyesi altına sokulduğunda olduğu gibi;ayrıca Arap orduları da gaspçı varlığın sınırlarını korumak ve halkları bastırmak için seferber edilmiştir.
Ey Müslümanlar: Hastalığın kökünü, yani göğsümüze bir kâbus gibi çöreklenen bu Ruveybida yöneticileri kökünden söküp atmadıkça sizin için ne kurtuluş ne izzet ne de onur vardır. Nitekim ümmetimiz hiçbir zaman askeri teçhizattan, insani potansiyelden yahut maddi imkânlardan yoksun olmamıştır; aksine ümmetin iradesini zincire vuran ve ordularının harekete geçmesini engelleyen yegâne prangalar bu yöneticilerdir. Bugün çağrıda bulunulan şer'î vacip, onları yönetimden uzaklaştırmak ve ümmetin akidesi ve otoritesini ifade eden devleti, yani izzet ve onur devletini kurmak için samimi ve gayretli bir şekilde çalışmaktır; bu devlet ise, orduları birleştirecek, dine ve mazlumlara yardım etmek için silahları seferber edecek olan Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafettir.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Hatice Salih
Kocanın İffetini Korumak: Eşlik Hakkı ve Şer'i Bir Vaciptir
Batı medeniyetinin dünyaya egemen olduğu ve İslam ümmetinin onun sapkın fikirlerinden etkilendiği bir ortamda, Müslümanlar arasında toplumsal hastalıklar baş göstermiş, insanların davranışlarında sapmalar yaygınlaşmış, şer'î hükümlere uyma konusunda isteksizlik meydana gelmiş ve toplumsal hayatta ve kadın-erkek ilişkilerinde Batılı bakış açısı benimsenmiştir. Bunlardan biri de, insanlar bunu eylemleriyle değil sözleriyle kınasalar bile, evlilikte çok eşliliğin haram olduğunun benimsenmesidir; zira Müslümanların geneli, açık ve mütevatir nassla sabit olan bu hükmü reddetmeye cesaret edememektedir.
Batı’nın sapkın düşüncesinden ithal edilen bu fikirlerden biri de, kadının kocasının iffetini koruması, kocanın da karısının iffetini koruması mefhumudur; zira Batı bu fikre, çoğu zaman karşı tarafın maddi olarak bedelini ödemesi gereken kişisel bir çıkar veya taraflardan birinin diğerine yaptığı bir lütuf olarak bakmaktadır. Ne yazık ki bu mefhum Müslümanlar arasında yaygınlaşmış ve bu bir yükümlülük değil, sahibinin bir hakkı olarak uygulanır hale gelmiştir; bu nedenle dinde hayâ olmayacağını da hatırlatarak, bu önemli hususta Allah'ın Hanif dininde geçenlere dikkat çekmek zorunlu olmuştur.
Birincisi: İslam; evlilik hayatını huzur, sevgi ve merhamet üzerine bina etmiş ve eşlerden her birine bu sözleşmeyi (misakı) koruyan ve ailenin istikrarına yardımcı olan haklar ve yükümlülükler yüklemiştir. Şeriatın vurguladığı haklardan biri de, kadının kocasının iffetini korunması, kadının kocasına meşru ihtiyacında icabet etmesi, ona sevinç/huzur vermeye çalışması ve onu fitne ile sapma nedenlerinden muhafaza etmesidir. Kocanın iffetini korumak, evlilik hayatında tali bir mesele olmadığı gibi kadının bir lütfu da değildir; aksine güzel muamelede bulunmanın gerekliliklerinden ve güzel geçinmenin tezahürlerinden biridir. Nitekim şer'î nasslar, kadının nefsini kocasından mahrum bırakmamasının ve bazen kendi nefsine ağır gelse bile evlilik hakları çerçevesinde şeriatın farz kıldığı hususlar kapsamında kocasının rızasını kazanmak için ciddiyetle çalışmasının bir vacibi olduğunu vurgulamıştır. Nitekim Ebu Hureyra Radıyallahu Anh’dan, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: إِذَا دَعَا الرَّجُلُ امْرَأَتَهُ إِلَى فِرَاشِهِ فَأَبَتْ فَبَاتَ غَضْبَانَ عَلَيْهَا لَعَنَتْهَا الْمَلَائِكَةُ حَتَّى تُصْبِحَ “Eğer bir erkek karısını yatağına çağırır, o da reddederek kocası kendisine kızgın bir halde gecelerse, melekler sabaha kadar o kadına lanet eder.” [Buhari ve Müslim rivayet etti]
İkincisi: Mesele sadece bir vacibin yerine getirilmesinden ibaret değildir; aksine kocasına karşı güzel muamelede bulunan ve onun rızasını kazanmaya özen gösteren kadın büyük bir ecre de nail olur. Nitekim Sahabi kadın Esma bint Yezid el-Ensariyye Radıyallahu Anha’dan ivayet edilen bir hadiste; kendisi kadınları temsilen gelip Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e Cuma, cemaat namazları, cihad ve benzeri konularda erkeklerin yaptıklarına kıyasla kadınların ecirlerinin durumu hakkında sorduğunda, Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona şöyle buyurmuştur: انْصَرِفِي أَيَّتُهَا الْمَرْأَةُ، وَأَعْلِمِي مَنْ خَلْفَكِ مِنَ النِّسَاءِ أَنَّ حُسْنَ تَبَعُّلِ إِحْدَاكُنَّ لِزَوْجِهَا، وَطَلَبَهَا مَرْضَاتَهُ، وَاتِّبَاعَهَا مُوَافَقَتَهُ، يَعْدِلُ ذَلِكَ كُلَّهُ “Git ey kadın ve arkandaki kadınlara bildir ki, sizden birinin kocasına iyi eşlik etmesi, onun hoşnutluğunu araması ve onunla uyum içinde olması, bütün bunlara denktir.” Bundan dolayı mümine bir kadın, kocasının iffetini korumayı bir yük ve bir taviz olarak görmez, aksine bunu Allah'a yakınlaşma kapılarından bir kapı ve hem kendisinin hem eşinin hem de yuvasının korunmasına katkı sağlayan salih bir amel olarak görür. Her ne zaman bu hakkı gönül hoşluğu, nezaket ve sevgiyle yerine getirirse, bu iyiliğin anlamını tamamlamış ve sevabı daha da büyük olur. Buna karşılık kadının şer’î bir mazereti olmaksızın kocasının iffetini korumaktan (cinsel ihtiyacını karşılamaktan) kaçınması veya bu hakkı ihmal etmesi ve kocanın memnuniyet ve huzurunu sağlayacak şekilde yerine getirmeye gayret etmemesi, evlilik görevinde büyük bir kusur sayılır. Şeriat bu durumu, nüşûzun (geçimsizlik) şekillerinden biri olarak kabul eder.
Üçüncüsü: Bu ihmalin etkisi sadece kocayla sınırlı kalmaz; aksine evlilik ilişkisinin tamamına sirayet eder; zira soğukluk ve nefret doğurabilir, tartışma sebeplerini hazırlayabilir ve Allah’ın eşler arasındaki hayatın temeli kıldığı sevgiyi zayıflatabilir. Bu, eşlerin anlaşmazlık veya boşanma sırasında dile getirmediği bir sebeptir ve buna bakan kişi, anlaşmazlığın sebebinin başka bir sebep olduğunu ve bunun arabulucular veya hâkim arasında dolaşan sözlerden ibaret olduğunu düşünür; bu nedenle şeriat, bu hakkın korunmasının, ailenin korunmasının nedenlerinden biri olduğunu ve dünyada yaygın olan ve nedenleri mevcut olan fitne kapılarını kapatmanın araçlarından biri olduğunu, bunun sonucunda da boşanmanın yaygınlaşmasının önlendiğini vurgulamıştır.
Dördüncüsü: Kocanın iffetini koruma hakkının vurgulanmasıyla birlikte, evlilik ilişkisi taraflardan birinin kendi haklarını talep edip diğer tarafın haklarını ihmal etmesi esası üzerine bina edilmez. Nitekim kocaya nafaka, giyim, barınma ve bakım ile koruma sağlaması emredilmiştir; aynı şekilde eşiyle güzel geçinmesi, yumuşak huylu olması ve eşine merhamet etmesi de emredilmiştir. Dolayısıyla Müslüman bir yuva, zorlama veya soğuklukla değil; aksine ancak eşler üzerlerine düşen yükümlülükleri yerine getirmek için birbiriyle yarıştığında ve her biri diğerinin mutluluğunu ve rızasını Allahu Teala’ya itaatin kapılarından biri kıldığında istikamet üzere olur. Böylece evlilik hayatı huzur, merhamet ve sevgiye dönüşür; eşlerden her birinin diğerinin iffetini koruması, aile için bir kale, sevap ve ecir kazanmanın bir yolu olur.
Beşincisi: Bazıları bu konuda konuşmanın hayânın dışına çıkmak olduğunu zannedebilir; ancak daha önce de belirttiğim gibi, özellikle mesele ailenin yıkılması ve taraflardan birine isabet edecek büyük bir günah ise dinde haya olmaz. Bu da açıklık, ahlaksızlık ve pornografik sitelerin yaygınlaşmasının gölgesinde, erkeğin karısının iffetini koruması ve kadının da kocasının iffetini koruması mefhumu çok daha büyük bir zorunluluk haline gelmektedir ve bu hususta ihmalkarlık göstermek caiz değildir. Çünkü bu konuda kusur göstermek büyük bir günahtır; zira bu konuda gösterilecek bir ihmal, karının veya kocanın fuhşiyata düşmesine yol açar; böylece de iman edenler arasında ahlaksızlık yayılır, her iki taraf da günaha girer, aile dağılır ve benzerleri olur… Bu nedenle meselenin; alay konusu edilmeden, hafife alınmadan ve tali bir husus olduğu zannedilmeden ciddiye alınması gerekir. إِنَّ الَّذِينَ يُحِبُّونَ أَن تَشِيعَ الْفَاحِشَةُ فِي الَّذِينَ آمَنُوا لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَاللهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ “İnananlar arasında çirkin şeylerin yayılmasını arzulayan kimseler için dünyada da ahirette de çetin bir ceza vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” [Nur 19]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Bilal Muhacir – Pakistan
Sudan Tribune, 11 Ekim 2026 Pazar günü “Mısır sınırı yakınlarında onlarca Sudanlı madencinin ölmesi ve yaralanması” başlığıyla yayımladığı haberde, onlarca Sudanlı madencinin 10 Ekim 2026 Cumartesi günü Sudan-Mısır sınırı yakınlarındaki madencilik alanlarına yönelik hava saldırılarının yeniden başlaması sonucu hayatını kaybettiğini, bazılarının da yaralandığını, hedef alınan bölgelerden yüzlerce kişinin ise ağır insani şartlar altında dağlık bölgelere kaçtığını bildirdi.
Geçtiğimiz Haziran ayında da Mısır savaş uçakları benzer bir saldırı düzenlemiş, bunun sonucunda ölü ve yaralılar olmuştu. Sudanlı yetkililer o zaman da hiçbir işlem yapmadıkları gibi, şimdi de sanki öldürülenler kendilerini hiç ilgilendirmiyormuş gibi derin bir sessizliğe bürünmüş durumdalar!
Biz Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak soruyoruz: Müslümanların kanı bu kadar mı ucuzladı?! Mısır rejimi neden Müslümanların kanına girmekte ve savaş makinesini, Sudan’daki anlamsız savaşın yerinden ettiği ve Allah’ın geniş arzında rızıklarını aramaya çıkan silahsız madencilere yöneltmektedir?! Buna karşılık Mescid-i Aksa’yı gasp eden, Filistin’deki kardeşlerimizi öldüren ve Gazze-i Hâşim’i yıkan Yahudiler, Mısır rejimi ve askerlerine yalnızca bir taş atımı uzaklıktayken nasıl güven içinde olabilmektedirler?! Dahası Mısır rejimi ve ordusu buna karşı hiçbir şey yapmadığı gibi, Mısır ile Gazze’deki halkımız arasındaki sınır kapısını kapatarak Yahudilere yardım etmektedir! Peki Sudan hükümetine ne demeli?! Bu derece mi zillete düştü de böylesine çirkin bir eylem karşısında ölüm sessizliğine büründü?! Öldürülen, yaralanan ve çaresizce oradan oraya savrulan bu insanların sorumluluğu Sudan hükümetine aittir. Hal böyleyken ondan bu çirkin eyleme yönelik en basit bir kınama dahi duymuyoruz. Yoksa Sudan halkının kanı onların gözünde artık bir serçenin kanından bile daha mı değersiz hâle geldi de bu kanın dökülmesini bu kadar basit görmeye başladılar?!
Mısır ve Sudan yöneticileri iyi bilsinler ki bir Müslümanın kanı, Allah katında bu şekilde vahşice mubah görülemeyecek kadar büyük bir dokunulmazlığa sahiptir. Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyuruyor:
لَزَوَالُ الدُّنْيَا أَهْوَنُ عَلَى اللَّهِ مِنْ قَتْلِ مُؤْمِنٍ بِغَيْرِ حَقٍّ “Şüphesiz dünyanın yok olması Allah katında Müslüman bir kişinin öldürülmesinden daha ehvendir.” Abdullah ibn Ömer’den rivayet edildiğine göre
رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ يَطُوفُ بِالْكَعْبَةِ وَيَقُولُ: «مَا أَطْيَبَكِ وَأَطْيَبَ رِيحَكِ! مَا أَعْظَمَكِ وَأَعْظَمَ حُرْمَتَكِ! وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ، لَحُرْمَةُ الْمُؤْمِنِ أَعْظَمُ عِنْدَ اللَّهِ حُرْمَةً مِنْكِ؛ مَالِهِ وَدَمِهِ وَأَنْ نَظُنَّ بِهِ إِلَّا خَيْراً“Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Kâbe’yi tavaf ettiğini gördüm ve şöyle diyordu: “Ne kadar hoşsun ve kokun ne kadar güzel! Sen ne yücesin ve saygınlığın da ne yüce! Ancak, Muhammed’in canı (kudret) elinde olan (Allah)’a yemin ederim ki, müminin kudsiyeti (ve saygınlığı) Allah katında senin kudsiyetinden daha yüksektir; malı da canı da hürmete layıktır; mümin hakkında ancak biz hüsnü zan besleriz.” Hatta Allah Subhânehu ve Teâlâ, bir Müslümanı kasten öldüren kimseyi, âlemlerden hiç kimse için hazırlamadığı büyük bir azapla tehdit etmiştir. Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:
وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِناً مُتَعَمِّداً فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِداً فِيهَا وَغَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَأَعَدَّ لَهُ عَذَاباً عَظِيماً “Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası içerisinde ebedi kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazap eder ve lanet eder. Onun için büyük bir azap da hazırlamıştır.” [Nisa 93]
Ey Mısır yöneticileri ve ey Sudan yöneticileri! Şunu da iyi bilin ki Allah’ın izniyle yakında geri dönecek olan Hilafet Devleti’nin muhasebesinden kurtulsanız dahi, intikam sahibi ve Kahhâr olan Allah’ın azabından kurtulamayacaksınız. O gün zalimlere mazeretleri hiçbir fayda sağlamayacaktır.
İbrâhîm Usmân [Ebu Halîl]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Sudan Vilayeti Resmi Sözcüsü