Pazar, 04 Rebiu’l Evvel 1448 | 2026/08/16
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Kalp, Akıl Anlamındadır

(Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin “Fıkhî” Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

Soru-Cevap

Kalp, Akıl Anlamındadır

Muhammed Amin’e

Soru:

Esselamu Aleykum, saygıdeğer emirimiz. Şöyle bir soru sormak istiyorum:

Hem Kur’an hem de hadiste, “kalp” ve “kalpler” kelimeleri, defalarca düşünme fiiliyle ilgili olarak kullanılmaktadır. Örneğin: أَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَتَكُونَ لَهُمْ قُلُوبٌ يَعْقِلُونَ بِهَا(Sana karşı çıkanlar) hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri olurdu.” [Hac 46]

Neden böyle? Partide öğrendiğimiz gibi, düşünmenin merkezinin beyin olmasının yanı sıra gerçeklerin varlığının duyular aracılığıyla idrak edilmesi değil midir? Aslında bu, bilimsel olarak da kanıtlanmış bir gerçekliktir.

Bu nedenle düşünme süreciyle ilgili olarak “kalp” ve “kalpler” kelimelerinin anlamını nasıl anlamalıyız?

Soruma cevap vermek için yapacağınız hazırlıktan dolayı Allah sizi hayırla mükafatlandırsın.

Cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berekâtuh.

Kalp kelimesinin, bedende bulunan bir organ olduğu bilinmektedir... Ancak bu kelimenin tek anlamı bu değildir; aynı zamanda akıl da dahil olmak üzere başka anlamlara da gelmekte olup bu da, karinelerden ve bağlamdan anlaşılır:

1- (Mısırlı ve Afrikalı İbn Manzur'a ait) Lisanü'l-Arab'da şöyle geçmiştir:

Kalp; kalbi göğüs kafesine bağlayan ana atar damarla (aort) asılı bir et parçasıdır. İbn Sîde: Kalp, el-füâd) müzekkerdir; bunu el-Lihyâni açıklamıştır; cemisi (çoğulu) ise aklüb ve kulûb şeklindedir; ilki el-Lihyâni’ye aittir ve Allahu Teala'nın şu kavli: نَزَلَ به الرُّوحُ الأَمِينُ على قَلْبكOnu Rûhu’l-Emîn indiriyor.” [Şuara 193] Ez-Zeccâc şöyle dedi: Bunun anlamı şudur; bunu sana Cebrail Aleyhisselam indirdi; böylece kalbin onu iyice kavradı ve artık onu asla unutmayacaksın. Nitekim kalp, aklı ifade etmektedir. El-Ferrâ, Allahu Teala'nın şu kavli hakkında şöyle demiştir: اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَذِكْرٰى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌŞüphesiz ki bunda kalbi olan herkes için bir öğüt vardır.” [Kaf 37] Yani aklı olan için demektir. El-Ferrâ, şöyle demiştir: Arapçada, senin kalbin yok ya da kalbin seninle değil demek caizdir; yani aklın seninle değil ya da kalbin nereye gitti diyebilirsin? Yani, aklın nereye gitti demektir? Başka biri de şöyle dedi: Kalbi olan kimse için, yani düşünen ve tedebbür eden kimse için demektir. Nitekim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in, şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: أَتاكم أَهل اليَمن هم أَرَقُّ قلوباً وأَلْيَنُ أَفْئِدَةًSize Yemen halkı geldi. Onlar kalpleri en yufka, yürekleri en yumuşak olanlardır.” Dolayısıyla kalpleri en yufka, yürekleri ise en yumuşak olarak nitelendirmiştir; sanki kalp kelimesi, kullanımda yürek kelimesinden daha özelmiş gibidir...]

2- (Cevherî’ye ait) es-Sıhâh fi'l-Lüga’da şöyle geçmiştir:

[Kalp: el-Fuâd-yürek; bu kelimeyle kalp ifade edilmektedir. El-Ferrâ, Allahu Teala’nın şu kavli hakkında şöyle demiştir: اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَذِكْرٰى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌŞüphesiz ki bunda kalbi olan herkes için bir öğüt vardır.” [Kaf 37] Yani aklı olan için demektir.]

3- (Fîrûzâbâdî’ye ait) Kāmusü'l-Muhît’te şöyle geçmiştir:

[Onu çevirdi, yani yüzünü başka yöne çevirdi demektir; tıpkı onu ters çevirip altüst etmesi gibi; kalbine isabet etti; yani onu çevirip altüst etti ve bir şeyin altını üstüne getirdi demektir, tıpkı onu tersine çevirmesi gibi.

Kalp: Yürek veya ondan daha özel, akıl ve her şeyin özü demektir… Damme ile: Kadının bileziği ve beyaz yılan anlamına gelmektedir ...]

Umarım bu kadarı yeterli olmuştur: en iyi bilen ve hüküm veren Allah’tır.

Kardeşiniz

Ata İbn Halil Ebu Raşta

H. 30 Safer 1448

M. 13/08/2026

Cevaba, Emir’in (Allah onu korusun) web sitesinden bağlanabilirsiniz:

https://www.facebook.com/AtaAboAlrashtah/posts/122147679339129051

Devamını oku...

Yahudi Varlığının Topraklara, İnsanlara ve Kutsal Yerlere Yönelik Saldırıları Devam Ediyor!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Yahudi Varlığının Topraklara, İnsanlara ve Kutsal Yerlere Yönelik Saldırıları Devam Ediyor!

Haber:

Onlarca yerleşimci Perşembe günü, Mescid-i Aksa'ya baskın düzenledi; aynı zamanda işgal güçleri, Batı Şeria’da onlarca Filistinliyi kapsayan geniş çaplı bir tutuklama operasyonu düzenledi. Ayrıca yerleşimciler saldırılarına devam ederek iki Filistinliyi yaralarken, Nablus yakınlarındaki Kasra beldesinde gerginlik hakim oldu.

Filistin Kudüs Valiliği yaptığı açıklamada, aşırı sağcı Knesset üyesi Yehuda Glick’in önderliğindeki yerleşimcilerin Mescid-i Aksa'ya baskınlar düzenleyerek, Kubbet-üs-Sahra-i el-Müşerrefe'nin karşısındaki doğu kısmında Talmud ritüellerini eda ettiklerini söyledi.

Yerleşimciler, Pazar gününden Perşembe gününe kadar her gün onlarca kişi halinde, öğleden önce ve sonra olmak üzere iki ayrı zaman diliminde Mescid-i Aksaya baskın düzenlemektedirler; bu sırada mescidin çevresinde polisin yoğun bir şekilde konuşlanmasının ortasında, namaz kılanların girmesi engellemekte ve onlara baskı uygulanmaktadır. (El Cezire Net)

Yorum:

Yahudi varlığının mübarek topraklardaki şehir ve köylere yönelik saldırıları devam etmekte olup kutsal yerlerin kutsallığını ihlal ediyorlar, insanları aşağılayıcı bir şekilde tutukluyorlar, evlerinden çıkarıyorlar ve topraklarına el koyuyorlar; hatta taşlar, ağaçlar ve hayvanlar bile onların kötülüklerinden kurtulamıyor; zira bu tür saldırılar neredeyse her gün yaşanmaktadır; eğer bunu mutant Yahudi varlığını ordusu yapmasa bile, ordunun koruması altındaki yerleşimciler yapmaktadırlar.

Tüm bunlar olurken, Müslüman ülkelerin başındaki yöneticiler ve yetkililer bir araya geliyorlar ama neden bir araya geliyorlar?

Bazıları, bölgedeki ABD çıkarlarını korumak için ABD’nin emriyle bir deniz ittifakı kuruyor! Bazıları Amerika’nın çıkarlarını korumak için Amerika’nın emriyle bir savunma anlaşması yapıyor! Bazıları kınama ve eleştiri bildirileri yayınlayarak, Yahudi varlığının saldırılarına karşın uluslararası sisteme sorumluluk yüklemekte, bazıları da Güvenlik Konseyi’ne başvururken kimileri ise Yahudi varlığının ihlallerini belgelemek üzere bir platform kurulacağını duyuruyor!

Bu da, onların toplanmaktan, askeri ittifaklar kurmaktan ve orduları harekete geçirmekten aciz olmadıkları -ancak bu, efendilerinden emir almalarına bağlıdır-, mübarek topraklardaki kardeşlerinin yardım çağrılarına kulak asmadıkları ve Allah Subhanehu ve Teala'nın şu emrine de uymadıkları anlamına gelmektedir:وَإِنِ اسْتَنصَرُوكُمْ فِي الدِّينِ فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُ "Sizden din konusunda yardım istediklerinde yardıma icabet etmeniz sizin üzerinize vaciptir." [Enfal 72]

Müslüman ülkelerin yöneticileri, mübarek topraklardaki Yahudi varlığının artık bir emri vaki haline geldiğinden hareket ederek davranıyorlar ve Müslümanların da bu bakış açısıyla bakmasını istiyorlar; ancak Allah’ın izniyle bu asla olmayacaktır; zira Filistin meselesi Müslümanların kalplerinde merkezi ve hayati bir öneme sahip olup Müslümanların kalpleri, Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebi’ye olduğu kadar Mescid-i Aksa'ya bağlıdır; yöneticilerin sömürgeci kafirler ve Yahudi varlığıyla kurdukları komplo, bunu bir emri vaki haline getiremeyecektir; zira ümmet, bu Rüveybida yöneticilerden kurtulmak ve Yahudi varlığını ortadan kaldırmak için çok geçmeden harekete geçecektir; şüphesiz yarın, bekleyeni için çok yakındır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Halife Muhammed – Ürdün

Devamını oku...

"Şüphesiz biz, suçlulardan intikam alacağız." [Secde 22]

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

اِنَّا مِنَ الْمُجْرِم۪ينَ مُنْتَقِمُونَ۟

"Şüphesiz biz, suçlulardan intikam alacağız." [Secde 22]

Haber:

El Cezire, Uluslararası Af Örgütü’nün, Suriye yargısı tarafından Beşar Esad, kardeşi Mahir Esad ve Necib Atıf hakkında verilen idam cezasının kaldırılmasını talep etmesinin yanı sıra idam cezasına başvurulmaksızın, mağdurların da katılımıyla uluslararası mahkemelerde yargılama yapılması çağrısında bulunduğu ve gıyabi yargılamaların kaldırılmasını talep ettiği bir bildirisini yayınladı.

Yorum:

Uluslararası Af Örgütü, merkezi Londra'da bulunan ve çalışmaları insan hakları konularına odaklanan, 1964 yılından bu yana da Birleşmiş Milletler bünyesinde danışmanlık statüsüne sahip olan bir sivil toplum kuruluşudur.

Soykırımcılar Batılı efendileri tarafından korunmaktadırlar; yoksa Bosna-Hersek'ten Miloseviç gibilerden intikam alınması hani nerede kaldı?! Peki ya Ruanda ve Kongo’da? Peki Trump, Epstein Adası'nın neresinde?! Peki ya Netanyahu’nun, Gazze ve Güney Lübnan’da işlediği suçlar hani nerede?! Ayrıca Irak ve Suriye’de işlenen cinayetlerde ve yerinden edilmelerde parmağı olanlar hani nerede?! Sudan’daki cinayetler ve cinsel saldırılar hani nerede?! Uygur Müslümanlarına karşı işlenen suçlar hani nerede?!... Ve bunun gibi daha niceleri vardır!

Güç ve nüfuz sahibi mevcut devletlerin en önemli politikalarından biri, Müslüman ülkelerde ve başka yerlerde kendi planlarını ve projelerini uygulayan suçluları korumaktır ki bu suçlular, artık gizlenemeyecek kadar açık hale gelen kirli amaçlarını gerçekleştirmek için hareket etmektedirler ve bazıları da, “vatanı, devleti ve egemenliğini korumak” bahanesiyle onları haklı çıkarmaktadır; oysa onların suçlarının namı ülkede yayılmış ve insanların sabrı da taşmıştır.

Ancak yarın, bekleyeni için çok yakındır; zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَلَا تَحْسَبَنَّ اللَّهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ(Rasulüm!) Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma!” [İbrahim 42]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Mustafa – Irak

Devamını oku...

Amerika, Bizerte Şehrinde Bir Askerî Tesis Kurmayı Planlıyor! Peki Tunus Halkı ve Özgür İnsanları Nerede?

ABD makamları, 29 Temmuz 2026 tarihinde ABD hükümeti alım platformu üzerinden Bizerte şehrinde bir Denizcilik Mükemmeliyet Merkezi kurulmasına yönelik projeyi yeniden gündeme getirdi. ABD Afrika Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral George M. Wikoff, inşası devam eden merkezi ziyaret etmiş ve buranın deniz komandolarının eğitimi için tahsis edildiğini belirtmiştir. ABD Avrupa-Afrika Deniz Kuvvetleri ve 6. Filo tarafından 14 Haziran 2026 tarihinde yayımlanan açıklamaya göre Amiral Wikoff yaptığı açıklamada “Denizcilik Mükemmeliyet Merkezi, bölgesel güvenliğe yapılan önemli bir yatırımdır. Bu tesis, yüksek becerilere sahip denizcilik personelinin yetiştirilmesine, ortak ülkeler arasındaki birlikte çalışabilirliğin güçlendirilmesine ve çok uluslu eğitim için bir platform sağlanmasına yardımcı olacaktır.” ifadelerini kullanmıştır.

Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Kays Said, hiçbir hesap verme korkusu duymadan Tunus topraklarında kalıcı bir Amerikan askeri tesisinin kurulmasına izin vermektedir. Biz Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti olarak aşağıdaki hususları vurguluyoruz:

1- Eğer düşman Amerika ile askeri eğitimler ve tatbikatlar, 2015’teki “Seçkin Ortak” (Major Non-NATO Ally) anlaşmasının imzalanmasından beri devam ediyorsa ve 2020’deki “Yol Haritası” anlaşmasından sonra da hız kazandıysa; acaba bir Amerikan askeri tesisi kurup burayı çok uluslu bir bölgesel eğitim merkezine dönüştürmenin gerekçesi ne olabilir? Yoksa bu, Tunus’u Amerikan Afrika Kuvvetleri “AFRICOM” için ileri bir karakol yapmanın ön hazırlığı mıdır? Örneğin Bahreyn’deki Amerikan üssü başlangıçta küçük bir deniz tesisi iken zamanla Amerikan askerî üssüne ve ABD 5. Filosu için bir merkez hâline gelmiştir.

2- Amerika’nın bu tesisi, “terörizmle mücadele”, deniz güvenliğini ve bölgesel savunmayı güçlendirme vb. amaçlarla çok uluslu bölgesel bir eğitim merkezi olarak kullanacağı yönündeki söylemi, aslında Afrika’daki askeri müdahaleye meşruiyet kazandırmanın, zayıf seküler rejimlerin iktidarda kalmasını desteklemenin ve devrimci halkların Batı hegemonyasından ve onun yerli uzantılarından kurtulmasını engellemenin bir kılıfıdır. Ortak ülkeler arasındaki birlikte çalışabilirlik” olarak adlandırdıkları şey ise, bu rejimlerin askerî kapasitesini Amerikan ordusunun gözetimi altında güçlendirmek ve ABD’nin Afrika ve Akdeniz’de doğrudan askerî müdahaleye bulaşmadan vekâleten karşı karşıya olduğu tehditlerle mücadele etmelerini sağlamaktır. Özellikle ABD’nin İran savaşına müdahil olmasının ve Irak ile Afganistan savaşlarında uğradığı büyük başarısızlıkların ardından bu yaklaşım daha da önem kazanmıştır.

3- Tunus topraklarının bir kısmının Amerika’nın kullanımına verilmesi ve onunla askerî ve güvenlik anlaşmaları yapılması şer’an haramdır. Bunu yapan kimse dünyada da ahirette de cezayı hak eder. Çünkü bu, kâfirlerin Müslümanlar ve onların toprakları üzerinde hâkimiyet kurması anlamına gelir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً “Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir” [Nisa 141] Aynı zamanda bu müminlerin kâfirleri dost edinmesi anlamına gelir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

لاَّ يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ “Müminler, müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmesinler.” [Ali İmran 28]


Ey Mücahid ve kahramanların ülkesi Tunus halkı! Bu anlaşmaların iptal edilmesi için çalışmak ve ülkemizdeki Amerikan ve yabancı askeri varlığına son vermek şeran farzdır. Tunus’u, Raşidi Hilafet Devletinin dayanak noktası ve Filistin ile işgal altındaki Mescid-i Aksâ’yı özgürleştirmek için bir hareket noktası hâline getirmenin yolu budur. Buna azmettiğimiz takdirde Allah düşmanlarımıza karşı zafer kazanacağımızı bize garanti etmiştir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَمَن يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ “Kim Allah’a tevekkül ederse, O ona yeter.” [Talak 3]

Devamını oku...

Bangladeş İçin Uyanış Çağrısı: Hasina’nın Değil, Evrengzib’in Yolu İzlenmeli

Zalim Hasina’ya bir platform verildiği Yeni Delhi’deki son manzara, Bangladeş’teki her bilinçli Müslüman için açık bir uyarıdır. Bu durum, etrafımızı saran düşmanlığın açık bir göstergesidir. Hindistan’ın “Akand Bharat” (Müreffeh/Büyük Hindistan) doktrini, Müslümanlara yönelik zulmün ve Bangladeş toprakları üzerindeki hak iddialarının arkasındaki temel itici güçtür. Keşmir’den Assam’a kadar kardeşlerimiz zulüm altında inim inim inlemektedir. Bu devlet, Gazze’de soykırım gerçekleştiren güçlerle ilişkilerini de güçlendirmektedir. Hindistan’ın vizyonunda bağımsız ve Müslüman bir Bangladeş’e yer yoktur. Ancak yöneticilerimiz, uzun vadeli varoluş yerine geçici rahatlıkların peşine düşerek geçmişin hatalarını tekrarlıyorlar. İslam’a kin besleyenlerle yapılan ittifaklar sadece Ümmeti zayıflatacaktır.

Peygamber Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem bize net bir çerçeve çizmiştir: Ya İslam’ı kabul edip İslam ümmetinin bir parçası olurlar ya da Müslüman topraklarını özgürleştirmek için savaşla karşı karşıya kalırlar. Hudeybiye Antlaşması’nı delil gösterenler ise onun yalnızca geçici bir ateşkes olduğunu bilmelidir. Sultan Evrengzib (Alemgir Şah) bunu çok iyi biliyordu. Budist yöneticiler Müslümanlara terör estirdiğinde Çitagong’u kurtarmış ve Arakan’daki beş yüz yıllık Budist imparatorluğunu ortadan kaldırmıştı. O, geçici anlaşmaların caiz olduğunu ancak kalıcı boyun eğmenin haram olduğunu çok iyi biliyordu. Günümüzün liderleri ise Evrengzib’in cesaret gösterdiği yerde taviz vermekte; onun İslam’ın hükümlerine sımsıkı sarıldığı yerde ise uyum ve boyun eğme yolunu seçmektedirler.

Biz Hizb-ut-Tahrir olarak asla susmadık. 2009’daki Pilkhana komplosundan bu yana tiran Hasina’ya ve onun yabancı destekçilerine karşı kararlı bir duruş sergiledik. On beş yıllık mücadele boyunca gençlerimiz zorla kaybedilmelere, işkencelere maruz kalmışlar, hapse göğüs germişlerdir; birçoğunun eğitim ve mesleki kariyeri yıkıma uğramıştır. İsimsiz kahramanlarımız gizlilik içinde yorulmak ve yolmak bilmeden çalışmaya devam ederken, diğer gençlerimiz de devlet üniversiteleri ile özel üniversitelerin kampüslerinde faaliyetlerini sürdürerek gençleri bilinçlendirmeye çalışmışlardır.

Temmuz 2024’te kitlesel ayaklanma patlak verdiğinde biz yine oradaydık; ümmete ve silahlı kuvvetlere kritik yönlendirmelerde bulunduk. Biz bunun tek başına mimarı olduğumuzu iddia etmiyoruz; zira asıl kahraman halktır. Ancak diktatörün tahtını sarsmada hayati bir rol oynadık. Oynadığımız bu rol onun Hindistan’a kaçmasına sebep oldu.

Ne var ki devrim gasp edilmiştir; yerel ve uluslararası komplolar halkın gerçek özlemlerini çalmıştır. İslam ile yönetilme ve gerçek bağımsızlık hayali hâlâ gerçekleşmiş değildir. Sömürgeci güçler bir kez daha ipleri sıkılaştırmaktadır. Fakat hâlâ umut var ve bu umut birlikte hareket etmekte yatıyor. Silahlı kuvvetlerdeki ihlaslı subayları, gençleri ve tüm samimi Müslümanları bizimle birlikte durmaya çağırıyoruz. Birlikte bu devrimi tamamlayabiliriz. Evrengzib’in mirasının silahlı kuvvetlerimizin içinde hâlâ canlı olduğuna ve uyandırılmayı beklediğine inanıyoruz. Onlar, Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya karşı görevlerinin herhangi bir dünyevî efendiye karşı görevlerinden önce geldiğini anlayan iman sahibi kimselerdir.

Artık başarısız stratejileri terk etmenin zamanı gelmiştir. Müslümanların onurunu aşağılayan antlaşmalara daha fazla bağlı kalınmamalı; zulüm karşısında daha fazla sessiz kalınmamalıdır. Bangladeş Müslümanları haklarını yeniden kazanmak ve İslam’ın nurunu bütün Hint alt kıtasına yaymak için ayağa kalkmalıdır. Bu bir hayal değildir. Aksine Allah Subhânehu ve Teâlâ ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Hilafetin Nübüvvet Minhacı üzere yeniden kurulacağına dair bir vaadidir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَعَدَاللهُالَّذِينَآمَنُوامِنْكُمْوَعَمِلُواالصَّالِحَاتِلَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْفِيالْأَرْضِ “Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına dair vaatte bulunmuştur.” [Nur 55]

Düşmanlar hoşlanmasa da Allah’ın sözü mutlaka üstün gelecektir. O yüzden artık eyleme ve harekete geçme zamanıdır!

Devamını oku...

Hizb-ut-Tahrir / Sudan Vilayeti Heyeti, Kadarif Şehrinde Bavadira Mek’i Kabile Lideri ve Darfur Kabileleri Genel Nazırı ile Görüştü

H. 28 Sefer 1448 M. 11 Ağustos 2026 Salı günü Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti’nden bir heyet bir dizi görüşmelerde bulundu. Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Merkezi Temas Komitesi Başkanı Üstat Nasır Rıza başkanlığındaki heyette; Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Encümen Üyesi Üstat Muhammed Muhtar ile Hizb-ut Tahrir üyeleri Muntasır Karrar ve Abdussamed et-Tayyib yer aldı. Heyet, Salı günü gündüz saatlerinde Bavadira Mek’i kabile lideri Üstat Mütevekkil Hasan Dekin ile Kadarif şehrindeki ofisinde bir araya geldi. Heyet emiri Nasır, ziyaretin amacı hakkında Mek’i’yi bilgilendirerek Sudan’ın siyasi ve askerî durumuna, ayrıca kabilelerin silahlandırılmasına dikkat çekti. Bunun, Sudan’ı parçalamak ve bölmek için çalışan sömürgeci kâfir Batı’nın projesine hizmet ettiğini belirtti. Nasır, farklı kabileleriyle Sudan halkını bir araya getiren unsurun yüce İslam olduğunu vurgulayarak, kabile liderlerinin görevinin İslam’a yardım etmek ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet’i kurmak için çalışmak olduğunu ifade etti. Mek’i ise heyete ziyaretlerinden dolayı teşekkür etti; Nasır’ın söylediklerini tasdik ederek İslam projesini reddedecek hiç kimsenin bulunmadığını vurguladı.

Salı günü güneş battıktan sonra heyet, Kadarif’teki evinde Darfur Kabileleri Genel Nazırı Şeyh Seyfüddevle Haydar et-Tahir Bekr’i ziyaret etti. Görüşmede Nazır Vekili et-Tahir Haydar ve Yürütme Bürosu üyesi Aziz Haydar da hazır bulundu.

Tanışmanın ardından heyet emiri Nasır söz alarak Hizb-ut Tahrir’i tanıttı ve Hizbin amacının Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet’i kurarak İslami hayatı yeniden başlatmak olduğunu açıkladı. Ziyaretin amacının ise Sudan’ın gerçek durumuna ve karşı karşıya bulunduğu komplolara ilişkin bilinçlendirme yapmak olduğunu belirtti. Bu komploların, Sudan’ı parçalamayı ve bölmeyi hedefleyen sömürgeci projeye karşı çabaların birleştirilmesini gerektirdiğini ifade eden Nasır, buna karşı çözümün yüce İslam projesi, yani Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet olduğunu vurguladı. Ardından Nazır Vekili söz alarak Hizb-ut Tahrir’in rolünü ve ümmeti bilinçlendirme konusundaki samimiyetini takdir etti; Hilafet’in kurulması yolundaki faaliyet ve çalışmalarını övdü. Yürütme Kurulu Üyesi Aziz de söz alarak Vekil’in sözlerini tasdik etti ve herkesi bu mübarek çalışmada iletişim ve dayanışma içinde olmaya çağırdı.

İbrâhîm Usmân [Ebu Halîl]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Sudan Vilayeti Resmi Sözcüsü

Devamını oku...

Basın Toplantısına Davet

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak biz, medya mensuplarını, siyasetçileri ve ülkenin kaderiyle ilgilenen tüm kardeşlerimizi, Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Resmî Sözcüsü’nün düzenleyeceği basın toplantısına davet etmekten mutluluk duyarız. Basın toplantımızın başlığı:

Pasta Paylaşımı ile Şer’i Sorumluluk Kavramları Arasında İktidar

Tarih: 02 Rabiu’l Evvel 1448 / 15 Ağustos 2026 Cumartesi Saat: 13.00

Yer: Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Port Sudan Bürosu, El Azama Mahallesi, Stad Caddesi, Stadın Doğu Tarafı.

Katılımınız veya canlı yayın üzerinden takip etmeniz, tartışmanın daha zengin ve verimli olmasına katkı sağlayacaktır.

İbrâhîm Usmân [Ebu Halîl]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Sudan Vilayeti Resmi Sözcüsü

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Heyeti, Sufi Şeyhleri ve Dabâyine Kabilesinin Nazırıyla Görüştü

H. 27 Sefer el-Hayr 1448 M. 10 Ağustos 2026 Pazartesi günü Hizb ut-Tahrir / Sudan Vilayeti’nden bir heyet iki ayrı görüşme gerçekleştirdi. Heyete, Hizb ut-Tahrir / Sudan Vilayeti Merkezi Temas Komitesi Başkanı Üstad Nasır Rıza Muhammed Osman başkanlık ederken; Hizb ut-Tahrir / Sudan Vilayeti Encümen Üyesi Üstad Muhammed Muhtar ile parti üyeleri Üstad Abdussamed et-Tayyib ve Üstad el-Münevver Defullah kendisine eşlik etti.

İlk ziyaret, Kadarif’teki Sufi Mesidi’ne (tekkesine) gerçekleştirildi. Heyet burada Şeyh Osman Abdurrahman el-Ezrak, Şeyh Hamad Abdurrahman el-Ezrak ve Şeyh Ahmed Osman Abdurrahman el-Ezrak ile görüştü. Heyet başkanı Nasır, Sudan’daki mevcut siyasi ve askeri gerçeklerden ve sömürgeci kafirlerin ülkeyi parçalamayı hedefleyen planlarının tehlikesinden bahsetti. Bu tehlikeli gerçek konusunda halkın önde gelenlerini, kabilelerin nazır ve umdelerini bilgilendirmek amacıyla Hizb-ut Tahrir’in kendileriyle iletişime geçtiğini belirtti. Nasır konuşmasında Hilafet dışında İslam ile hükmetme yönündeki her türlü söz ve çağrının bir aldatmaca ve hakikati örtbas etme çabası olduğunu vurguladı.

Fazilet sahibi şeyhler, Üstad Nasır’ın sözlerini tasvip ettiler. Özellikle Şeyh Osman, parti için hayır duasında bulundu.

İkinci görüşmede heyet, Dabâyine kabilesinin genel nazırı ve Sudan’daki Yerel/Geleneksel İdare Başkan Yardımcısı Nazır Avdülkerim Mahmud Zayid (Ved Zayid) ile Kadarif çarşısındaki makamında görüştü. Nazır, heyeti karşıladı ve kabilenin tarihinden, onların cömertlik ve yiğitlik sahibi bir topluluk olduğundan bahsetti. Ardından heyet başkanı Nasır, ziyaretin amacının sömürgeci kâfirin Sudan’a yönelik planları konusunda halkı bilinçlendirmek, bu planları boşa çıkarmak, safları birleştirmek ve ortak bir söz etrafında toplanmak olduğunu ifade etti. Ayrıca kabilelerin, ümmeti birleştirme ve Nübüvvet Minhacı üzere Hilafeti kurma yönündeki görevlerini yerine getirmeleri gerektiğini belirtti.

Nazır da bu sunumu tasvip ederek “Biz sizinleyiz; safları birleştirme, söylem birliği sağlama ve Hilafeti kurma yolundaki gayretinizi destekliyoruz.” ifadelerini kullandı.

İbrâhîm Usmân [Ebu Halîl]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Sudan Vilayeti Resmi Sözcüsü

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER