El-Vai Dergisi Sayı 479 Öne Çıkanlar
- Kategori Video
- |
El-Vai Dergisi Sayı 479 Öne Çıkanlar
Daha fazla bilgi için TIKLAYINIZ
Zilhicce 1447 H. | Haziran 2026 M.
El-Vai Dergisi Sayı 479 Öne Çıkanlar
Daha fazla bilgi için TIKLAYINIZ
Zilhicce 1447 H. | Haziran 2026 M.
Haber - Yorum
Dünya Kupası ve Ümmetin Dikkatini Yaralarından Başka Yöne Çekmek!
Haber:
Dünyanın gözlerinden uzak gizli bir savaş, Gazze Şeridi’ndeki mülteci kamplarında güneşin batışıyla doruk noktasına ulaşıyor; zira kemirgenler, enkazların, çöp yığınlarının ve kanalizasyon menfezlerinin arasındaki yuvalarından çıkıp, kalabalık çadırlara doğru sızıyor ve mültecilerin, çocuklarını ve insanca yaşamlarından geriye kalanları savunmak için verdikleri gece savaşı başlıyor.
Bombardımandan, açlıktan ve yerinden edilmekden kurtulmak yeterli değildir; zira günlük yaşamlarının her ayrıntısına nüfuz eden başka bir tehlike daha kendini dayatıyor; çünkü bu tehlike karanlıkta sızıyor ve yerinden edilmiş insanların çadırlarını, yiyeceklerini ve hatta çocuklarının uyuduğu yerleri paylaşıyor. (El Cezire Net)
Yorum:
Her büyük uluslararası turnuvada, özellikle de Dünya Kupası maçlarında, yüz milyonlarca Müslümanın gözü, maçları takip etmek, sonuçları analiz etmek ve takımları desteklemek için ekranlara çevrilmektedir! Şüphesiz ki spor özünde mubah olan bir faaliyet ve meşru bir eğlencedir; ancak sorun, sporun ümmeti hayati davalarına ve dünyanın çeşitli yerlerinde Müslümanların yaşadığı trajedilere karşı meşgul etmek için bir araca dönüştüğü zaman ortaya çıkmaktadır.
Spor turnuvalarının düzenlendiği ve medyada tanıtımı için milyarların harcandığı bir zamanda, milyonlarca Müslüman savaş, işgal, yerinden edilme ve yoksulluk gibi trajik koşullar altında yaşamaktadır. Bu meselelerin başında, Gazze halkının acısını çektiği cinayetler, abluka, aç bırakma ve evlerin, hastanelerin ve altyapının tahrip edilmesi gelmektedir; bu arada medya organları, sanki mazlum halkların çektiği acılar ilgiyi hak etmeyen ikincil bir olaymış gibi uzun saatler oyuncuların, teknik direktörlerin haberleriyle ve maçlarda atılan gollerle meşgul olmaktadır!
Siyasi rejimler ve büyük güçler, uzun zamandır kitlesel eğlencenin kamuoyunu yönlendirmede ve dikkatleri gerçek krizlerden başka yöne çekmede ne kadar önemli olduğunu fark etmişlerdir. Ekonomik ve siyasi krizler ne kadar şiddetlerse, kitleleri meşgul edecek ve medya yayın saatlerini dolduracak devasa etkinliklere olan ihtiyaç da o kadar artar. Böylece maç sonuçları hakkında yapılan konuşmalar, halkların maruz kaldığı haksızlıklardan ve masum insanlara karşı işlenen suçlardan daha fazla gündeme geliyor!
Ne yazık ki bazı Müslümanlar, maç sonuçlarına, ümmetlerinin sorunlarına gösterdikleri ilgiden daha fazla bir coşkuyla ilgi göstermektedirler; zira bir takımın yenilgisine öfke ve üzüntü duyarken, katliamlar, tutuklamalar ve sürgün haberleri ise gözden kaçıp gitmektedir! Bu ise, bir Müslümanın kardeşlerinin acılarını hissetmesini, onların sorunlarına ilgi duymasını ve onların durumlarını önemsemesini sağlayan İslami kardeşlik mefhumuyla bağdaşmamaktadır.
Mesele, sporun engellenmesi ya da eğlencenin haram kılınması değildir; aksine önceliklerin belirlenmesi ve ümmetin, hayati davalarına olan ilgiden uzak kalırken, sadece izleme ve tüketimle meşgul olan bir kitleye dönüşmesine izin verilmemesidir. Çünkü kalkınmak isteyen bir ümmetin, çevresinde olup bitenlere karşı uyanık olması ve büyük meselelerini önceliklerinin en başına koyması gerekir.
Tarih, İslam ümmetinin açık bir risalet ve medeniyet projesi taşıdığı zamanlarda, hayati davalarına mukabil geçici gösterişli şeylerle meşgul olmadığını, aksine her bir yerdeki Müslümanların işlerini takip ettiğini ve mazlumları korumak ve insanlar arasında adaleti yaymak için çalıştığını kanıtlamıştır. Bugün ise Müslümanların karşı karşıya olduğu en büyük zorluklardan biri, dikkatin yeniden ümmetin bugününü ve geleceğini ilgilendiren gerçek meselelere yönlendirilmesidir.
Bugün Gazze ve onunla birlikte pek çok Müslüman ülke bizlere, maç sonuçlarından ve yıldızlarla ilgili haberlerden daha büyük öncelikler olduğunu hatırlatmaktadır. Ümmetin görevi, kendi davalarına karşı duyarlı olmaya devam etmesi, kendisine karşı kurulan tuzağın bilincinde olması, mazlumlara destek olmak ve haklarını savunmak için çalışması ve ne kadar büyük olursa olsun eğlence etkinliklerinin, Müslümanların acılarının yanı sıra onların özgürlük, onur ve adalet umutlarını görmesini engellemesine izin vermemesidir.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdulazim Haşlemon
Haber-Yorum
Yahudilerin Yaklaşan Çatışmaya Dair Kesin İnancı: Ümmeti Ferasete Davet Eden Söylemler
Haber:
Yahudi Varlığı Diaspora İşleri Bakanı Amichai Chikli, 18 Haziran 2026'da benzeri görülmemiş uyarılar yayınlayarak, kendi varlığı ile Suriye arasındaki askeri çatışmanın kaçınılmaz hale geldiğini ve er ya da geç gerçekleşeceğini vurguladı. Chikli, Şam ile Ankara arasındaki son yakınlaşmanın, İran'ın nükleer programından daha ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirtti.
Chikli'nin açıklamaları, İbranice Ma’ariv gazetesine bağlı “103FM” radyosuyla yaptığı özel röportajda geçmiş olup bu açıklamalar, başta Anadolu Ajansı ve Sky News Arabia olmak üzere önde gelen uluslararası ve Arap haber ajansları tarafından aktarıldı.
Yorum:
Yafour'da el-Mersumi’nin bulunması hakkında yaşananlardan, suçlu eski rejimin adamı Hamşo'nun evinde hoş olmayan bir toplantı yapıldığına dair konuşmadan ve ara sıra meydana gelen sürtüşmelerden ve çatışmalardan uzak bir şekilde, asla sapmamamız gereken temel davamızı hatırlatmak için geri dönelim; suçlu varlığın adamları bize bu temel davamızı her an hatırlatıp dururken ondan nasıl sapabiliriz ki; bugün Chikli karşımıza çıkarak çatışmanın kaçınılmazlığını ve yüzleşmenin yaklaştığını vurgulamaktadır; nitekim bu, daha önce tüm yaşananların bir tesadüf, geçici olaylar, hatta önleyici bir savaş olmadığını, aksine bunların, yaklaşan bir çatışmanın olacağına dair kesin kanaatlerden kaynaklandığını ve bu nedenle kendileriyle yüzleşecek cepheyi zayıflatmak için harekete geçmeleri gerektiğini kanıtlamaktadır. Bugün Yahudilerle olan çatışma ön plana çıktığı ve katil suçlu politikacılarının bundan bahsettiği bir zamanda bizler, insanların bu Allah’ın peygamberlerini katleden çeteyle iplerini koparmasının yaklaştığına tanık oluyoruz.
Bu olaya, bunun öncesinde yaşananlara ve sonrasında yaşanacaklara ışık tutuyoruz ki bu, bilincin çarpıştığı bir kaya mesabesinde olsun ve böylece özellikle bugün savaş doktrini ruhu en yüksek seviyedeyken ve gençler çatışmak için can atarken gaflet içinde olanlar da gafletinden ve uyuşukluğundan uyansın. Buna mukabil düşman en zayıf durumdadır; zira onun bugünkü durumunun gerçekliği, tamamen rejimin savaştan önceki durumuna benzemektedir. İşte o zamanlar biz rejimin durumunu tasvir edip ona karşı harekete geçmeye sevk ederek, haykırmalarını, ilk hatları kırmalarını ve bu savaşın sonucunun belli olduğunu ilan etmiştik; buna karşılık o zaman bunun aksini söyleyen bozguncular, bugün aynı bozguncu söylemleri tekrarlayan aynı kişilerdir.
Biz şimdi de diyoruz ki; tüm koşullar katil Yahudilerin durumunun, katil Beşar'ın durumuna benzediğini teyit etmektedir; sonuçların göz kamaştırıcı olması için gereken şey tek bir harekettir; çünkü bu çete olabildiğince korkak olup onları ayakta tutan insanların ipleri artık çürümüş ve kopma noktasına gelmiştir. Ayrıca onlar çatışmanın kaçınılmazlığının idrakine varmışlarken bizim bundan gafil olmamız asla akıl kârı değildir. Aynı şekilde onlar savaşın gelmekte olduğunu ilan ederken bizim bunu görmezden gelmemiz veya bozgunculuk yapanların sözlerini yaygınlaştırmamız kabul edilemez!
Bugünkü savaşın sadece “Allah’ın adıyla” sözüne ihtiyacı vardır; zira bu sadece Suriye’ye özgü bir savaş değil, aksine bütün bir ümmetin savaşıdır. Bu yüzden tekbir sesleri yükselir yükselmez, her bir köşeden gençler destek vermek üzere silahlı ve hazırlıklı bir şekilde akın edeceklerdir. O halde her an hazırlıklı olalım ve sıfır saatine hazırlanalım. Allah’a tevekkül ederek O’nunla bağlarımızı yeniden güçlendirelim; işte o zaman Allah'ın izniyle zafer bizim müttefikimiz ve ödülümüz olacaktır.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdu ed-Della - Suriye
Ey Sudan Halkı! Ferasetinizle Bu Saçmalığı Durdurun!
Sudan’daki savaş, Sudan halkının hesaplarını altüst etmiştir; zira bu savaş, doğası gereği bir bukalemun gibidir; çünkü araçları ve üslupları sürekli renk değiştirmektedir. Nitekim kimi zaman silahla, kimi zaman kuşatmayla, kimi zaman da kabilecilik ve bölgecilik naraları körüklenerek gelir; ta ki böylece kardeş kardeşe düşman, komşu da komşusundan kuşku duyar bir hâle gelene kadar! Tüm bunların arasında, en büyük kaybeden her zaman sıradan insan oluyor; kendisi seçmediği bir savaşın bedelini ödüyor ve güvenliği, malı ve çocuklarının geleceği konusunda bu savaşın trajedilerini yaşıyor.
Generaller Burhan ve Hemedti, yaş kuru her şeyi yakan ve kendisinden hiç kimsenin kurtulamadığı bir savaşı ateşlediler; bu savaşın bedelini de masum insanlar, kanlarıyla, mallarıyla ve çocuklarının geleceğiyle ödemeye başladılar.
Yıkım yalnızca binalarla sınırlı kalmamış; aksine savaşa eşlik eden yıkıcı fikirlere sahip bazı sosyal medya platformu kullanıcılarının ve bazı fasık yetkililerin üstlenmiş olduğu kabilecilik ve bölgecilik naralarıyla birlikte kalplere de sirayet etmiştir; zira bu sosyal medya kullanıcıları ve fasık yetkililer; Sudan halkı arasında fitne ve ayrılık tohumları ekmektedirler. Oysa Sudan halkını bir araya getiren, bir kabilenin diğerine, bir bölgenin de başka bir bölgeye üstünlüğünün olmadığı ve onları bir araya getirenin tek bir din ve tek bir kaderin olduğu en büyük bağ İslam kardeşliği bağı olmuştur ve hala da olmaya devam etmektedir.
Ardından ülke içinde bölgeler arası karşılıklı ekonomik abluka ve kuşatma uygulanmaya başlanmıştır; zira bir tarafta, Sudan'ın batısındaki zenginliklerin kuzeye akışını engelleyen, mal taşıyan kamyonları yakan ve sahiplerini cezalandıran Te'sis (kurucu) Hükümeti bulunmakta; diğer tarafta ise ticari hareketliliğe kısıtlamalar getirerek Te'sis Hükümetinin kontrolü altında olan yerlerdeki malların ülkenin batısına akışını yasaklayan Port Sudan hükümeti bulunmaktadır. Nitekim bunun sonucunda geniş bölgelerde mahrumiyetler şiddetlenmiş, hastalar ilaçsız, öğrenciler ise eğitimden mahrum kalmışlardır.
Böylece en temel yaşam gereksinimlerine ulaşmak bile birçok aile için bir hayal haline gelmiştir; bir hastanın ilaç yokluğundan dolayı can vermesi ya da bir çocuğun, okulun kapısı yüzüne kapandığından dolayı geleceğinin zayi olması ne kadar da acı verici değil mi?!
Hikmetli bir sözde şöyle denir: "Komşunun evinde yangın çıktığında, senin evinin kıvılcımlardan uzak kalacağını sanma!" Sudan'da yaşanan tam olarak işte budur; zira zarar doğu, batı, kuzey ya da güney ayrımı yapmamış; aksine farklı derecelerde de olsa hepsine isabet etmiştir.
Nitekim birçok insan evlerini, mallarını ve belgelerini kaybetmiş; böylece mülk sahipleri olmaktan, Allah’tan bir çıkış yolu bekleyen mültecilere dönüşmüşlerdir; şüphesiz O, lütfu bol olan, tüm eksikliklerden ve noksanlıklardan münezzeh, karşılık beklemeden bolca bağışlayan ve rezzak olandır; işte tüm bunların sebebi, yıkım ve ayrılıktan başka hiçbir şey getirmeyen savaştır.
Peki bu fitneyi ateşleyenler -Allah korusun- ülkeyi parçalamayı, halkını zayıflatmayı ve onları birbiriyle çatışan gruplara bölmeyi başarabilecekler mi?! Yoksa Sudan halkı, bu tehlikenin farkına varacak, kendilerini birleştiren İslam kardeşliğine sımsıkı sarılacak, kendilerini ve ülkelerini kuşatan bu akıbetten korumak için bölünme planlarına karşı tek bir saf halinde duracak ve böylece hain ajanlar Burhan ve Hemedti ile şerrin başı olan efendileri Amerika’nın oyununu boşa mı çıkaracaklar?!
Allah Azze ve Celle'den, vakit geçmeden önce Sudan’daki güç ve kuvvet ehlinden olan muhlislerin basiretini açmasını temenni ediyoruz ki böyle onlar, bu saçmalığı durduracak net bir tavır sergilesinler ve Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurarak Allah'ın şeriatını uygulayacak olanlara imkân versinler.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Sadık Ali Musa (Ebu Muhammed)
|
|
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi El-Raye Gazetesi Yeniden Yayında |
|
Biz, Hizb-ut Tahrir Medya Ofisi olarak takipçilerimiz ve Merkezi Medya Bürosu Web Sayfası misafirlerimize, Hizb-ut Tahrir tarafından 1954 yılında başlatılan El-Raye Gazetesinin tekrar yayına başlatılmasını duyurmaktan gurur duyarız. Karanlık ve zorba rejimlerin baskısı sonucu haftalık yayınlanan gazete durdurulmuştu. Şimdi Hizb-ut Tahrir El-Raye Gazetesini Allah’ın izniyle tekrar başlatacaktır.
İran’la İlgili Yaşananlar Bir Tiyatro Değil, Aksine Zorlu Bir Cerrahi Operasyondur!
İran’la ilgili yaşananlar, bazılarının sandığı gibi İran rejimi, Amerika ve Yahudi Varlığı arasındaki anlaşmayla ilgili sergilenmiş bir tiyatro değildir; zira bu, siyasi düşünce ve analiz ile olayları doğru bir şekilde okumanın en temel unsurlarından yoksun yüzeysel bir bakış açısıdır.
Peki İran gibi bir rejim, nasıl olur da birinci ve ikinci kademedeki sembollerini ve liderlerini ve üçüncü kademenin de bir kısmını feda ettiği gibi aynı şekilde nasıl olur da Lübnan'daki partisinin tarihi sembollerinden, birinci ve ikinci kademedeki liderlerinden ve üçüncü kademenin de bir kısmından kaybettiklerini feda edebilir?!
Maddi ve silahlanma düzeyine gelince; bunu hiç sormayın gitsin!! Peki tüm bunlar, İran rejiminin bir tiyatro oyununa katılması için miydi?!
İran Cumhurbaşkanı şöyle dedi: "Resmî görevler çerçevesinde çalışan ve ulusal çıkarları koruma hedefi güden kişilerin hainlikle suçlanması üzücüdür." sonra da dönüp şöyle dedi: "Ülkedeki bütün akımlar, Devrim Lideri Mücteba Hamaney’in görüşüne dayanan kararlara uymak zorundadır." (El Cezire)
Bu açıklamalar, İran’daki iki kanat arasındaki çatışmayı ortaya koymaktadır; zira birinci kanat, Amerika ile bir anlaşmaya varmak ve yeni rolü (tabi devlet) kabul etmek istemektedir ki bu da, Pezeşkiyan’ın “ulusal çıkarların korunması” olarak adlandırdığı yerel kazanımları muhafaza etmekten hareketle yapılmaktadır.
İkinci kanat ise Devrim Muhafızları ve İran rejimine (Velâyet-i Fakih) sadık olan radikalleri temsil etmektedir; bu kanat, İran rejiminin son beş on yıl boyunca bölgede elde ettiği bölgesel kazanımlardan vazgeçmek istememekte, bunları İran’ı iç parçalanmadan koruyan bir güç ve rejimin ilk savunma hattı olarak görmekte ve birinci kanadı da ihanetle suçlamaktadır.
Mücteba Hamaney’in, birinci kanadın hamlelerini desteklemesini engellemek için bu grubun baskısı altında olması ihtimal dışı değildir; tabii ki bu, tamamen aciz ve elinde hiçbir güç ve kuvvet yoksa böyledir; dolayısıyla eğer ikinci kanadı (Devrim Muhafızları) temsil edenler karar sahibi olsaydı, o zaman birinci kanat bu kadar hareket alanı bulamazdı!
Buna karşılık bu çatışma Amerika ve Yahudi varlığı açısından da olumsuz yönler taşımaktadır; bu da Yahudi varlığını ve Amerikan üslerini bombalamaya cüret edilmesinin yanı sıra Amerika’nın prestiji ile Yahudi varlığının dokunulmazlığının zayıflaması şeklinde tezahür etmiştir; peki tüm bunlarda mı bir tiyatroydu?!!
Öyleyse yaşananlar bir tiyatro değildir; aksine Körfez ülkeleri ve benzerleri gibi tamamen boyun eğmeye razı olacak siyasi bir sınıf oluşturmak için yapılan zorlu cerrahi bir operasyondur; böylece rejim, devrimi ihraç etme ve İran dışındaki çatışma stratejisinden vazgeçecek ve %100 Amerikan emirlerine boyun eğecektir.
Küstah Trump'ın, %95’i değil, %100’ü kabul edeceği şeklinde açıkladığı şey işte budur; ülkenin tamamen kontrolden çıkmasını ve buna ABD'nin bölgedeki çıkarlarına aykırı sonuçlar eşlik etmesini önlemek adına İran’ı tamamen yok etmeden bunu gerçekleştirmek için bir pencere olduğu sürece tercih edilen seçenek, birinci kanada varlığını kanıtlama ve İran kamuoyunu etkileme fırsatı verilmesi için sınırlı saldırılarla birlikte müzakerelerin yürütülmesidir.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Said Abdullah – Irak
Haber-Yorum
İran, Gazze’yi Yüzüstü Bıraktıktan Sonra Lübnan’ı Savunuyor!
Haber:
İran Devrim Muhafızları 20/06/2026 Cumartesi günü, Tahran’ın savaşın sona erdirilmesine ilişkin mutabakat zaptına yönelik ABD ve Siyonist ihlalleri olarak nitelendirdiği hususlara tepki olarak Hürmüz Boğazı’nı kapattı; ayrıca İran Dışişleri Bakanlığı, Washington’a mutabakat maddelerini bir an önce uygulamaya koyması, “aksi takdirde sorunlarla karşılaşacağı” çağrısında bulundu.
Bunun ardından İbrani Kanal 12, Yahudi Başbakan Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın, ABD ile koordinasyonun ardından orduya Lübnan’da ateşkes ilan etme emri verdiklerini bildirdi.
Yorum:
İran rejiminin ABD ile savaşı sona erdirmeye yönelik müzakerelerle ilgili politikasını inceleyen biri, İran’ın askeri durumunu Lübnan’la ilişkilendirme konusundaki ısrarını ve böylece barış ve savaş cephelerini birleştirdiğini görecektir, bu da İran’ın, Güney Lübnan’ın çeşitli bölgelerine düzenlenen ve ölü ve yaralılara yol açan Yahudi varlığının hava saldırılarına tepki olarak Hürmüz Boğazı’nı kapatmasının ardından son saatlerde ortaya çıkmıştır; nitekim resmi Lübnan kaynaklarına göre mutabakat zaptının duyurulmasından hemen önce, Lübnan'a yönelik bombardımanının akabinde İran'ın Yahudi varlığını hedef alması, Amerikan baskısının ardından Yahudi varlığının bombardımanı durdurmaya zorlamıştır.
İran, savaşta ilan ettikleri hedefleri gerçekleştirme konusunda başarısız olan ABD ve Yahudi varlığının saldırılarına karşı direnmede başarılı olmuştur; ayrıca İran ve Lübnan cephelerini birbirine bağlamayı da başarmıştır; bu da işgalci kaynaklar tarafından kabul edilmiştir; zira İbrani Kanal 15, “Tel Aviv'in, İran ile Lübnan'ın arasını ayırmaya çalıştığını ancak başarısız olduğunu; buna karşılık İran'ın, İsrail ile ABD'nin arasını ayırmayı başardığını” bildirmiştir. Ancak burada kendini dayatan soru şudur: İran rejimi, Lübnan’da kendisine tabi askeri bir parti olmasaydı, Lübnan'a karşı bu kararlı adımı atar mıydı? Bu da çok daha önemli şu soruyu akla getirmektedir: İran rejimi neden Gazze’ye karşı aynı politikayı izlememiş ve kuşatma altındaki Gazze Şeridi’ne yönelik Yahudilerin saldırıları durana kadar Hürmüz Boğazı’nı kapatmamıştır?!
Buna verilecek cevap şudur: İran rejiminin hareket noktaları İslami değildir, aksine dar mezhepçiliktir; bu nedenle Lübnan'a yönelik saldırganlığın durdurulması için ısrar ederken bunu, Lübnan İslami bir ülke olduğu için değil, aksine oradaki partisinin temsil ettiği askeri nüfuzunu korumak için yapmıştır; eğer İran'ın dürtüleri İslami olsaydı, Gazze'deki soykırım savaşını durdurmak için de çalışırdı. Gazze’yi yüzüstü bırakma ve düşmanın burayı ele geçirmesine izin verme sorumluluğunun yalnızca İran’ın omuzlarında olmadığını, aksine Müslüman ülkelerdeki tüm rejimleri, özellikle de askeri ve stratejik imkânları sayesinde Gazze’ye destek verip Yahudileri yenilgiye uğratabilecek olan Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan gibi büyük rejimleri de kapsadığını belirtmek gerekir; ancak onlar da İran ile aynı İslam dışı güdüleri ve çıkış noktalarını paylaştıkları için Gazze’yi kendi kaderine terk etmişlerdir.
Özellikle son beş yılda olmak üzere çevremizde dönen tüm olaylar, ümmetin çeşitli düzeylerde muazzam yeteneklere sahip olduğunu teyit etmektedir; ancak bu yetenekler, Batı ile bağlantılı, ümmetinden ve onun davalarından kopuk rejimler tarafından engellenmektedir; bu da ümmetin kimliğini geri kazanacak ve onun ülkelerini özgürleştirecek birleştirici İslam Devleti'nin kurulmasına ihtiyaç olduğunu teyit etmektedir.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ahmed Sa’d
Haber-Yorum
Mısır Ordusunun, Yahudi Varlığını Yenilgiye Uğratma Gücünü İdrak Etmesinin Zamanı Gelmedi Mi?
Haber:
Mısır’ın Aralık 2025’te ilk kez ortaya çıkan “Cabbar 150” adlı insansız hava aracını üretmesinden dolayı Yahudi varlığının duyduğu endişeler. (Rusya Ey Yevm Kanalı)
Yorum:
Yahudi varlığına bağlı Natsf Net platformu, Kahire’nin, yakın zamanda Kahire’deki IDEX fuarında ortaya çıkan gelişmiş bir saldırı savaş sistemi olan yeni Mısır insansız hava aracı Cabbar 150’ye sahip olmasından duyduğu endişe ve öfkeyi duyurmuştur; platform, Mısır’ın bu yerli ve bağımsız teknolojik başarısı olan intihar insansız hava aracıyla övündüğünü ifade etmiştir. Platformun açıklamasına göre Mısır insansız hava aracı, 1.000 ila 1.200 kilometre arasında bir operasyon menziline sahip olup yaklaşık 50 kilogram ağırlığında bir savaş başlığı taşımakta ve geleneksel sınırları aşan uzun menzilli saldırı yetenekleri sağlayabilen bir pistonlu veya jet motora sahiptir.
Onun ifadesine göre, varlığın gelişimini gözetlediği en tehlikeli özellik, bazı Cabbar 150 modellerine monte edilen bir kameranın entegrasyonu olmuştur; bu da hedeflerin gerçek zamanlı olarak seçilmesini ve yönlendirilmesini mümkün kılmakta olup bu ise sadece uydu navigasyonuna dayanan uçaklara kıyasla niteliksel bir sıçrama olarak değerlendirilmektedir.
Platform, mevcut olayların gölgesinde stratejik sonuçları sorgulamaktadır! Zira platform, Mısır’ın kendi kendine yeterliliği gerçekleştirmeye ve bu insansız hava aracını envanterinin temel unsurlarından biri hâline getirmeye yöneldiğini düşünmektedir; zira Mısır, tanıtımından sadece on gün sonra en az üç uluslararası müşteriyle ihracat sözleşmesi imzalamayı başarmıştır.
Ey Mısır Ordusu’nun cesur subayları:Bölgede, özellikle de sevgili Gazze’de, Suriye’de, Lübnan’da ve İran’da yaşanan tüm olaylar karşısında, siz hala neyi bekliyorsunuz?! Sizin ordunuz, 2026 yılına ait en güçlü Arap orduları listesinde birinci sırada ve küresel olarak da 15. sırada yer almıyor mu?! Elinizde muazzam bir insan gücü ile hava, kara ve deniz savaş yetenekleri var ama bunları sadece geçit törenleri sırasında mı göreceğiz?!
Allahu Teala’nın orduları hesaba çekmesi, ülkeleri ve insanları koruyup savunmakla sorumlu olmalarından olayı diğer insanları hesaba çekmesinden daha şiddetli ve daha büyük olacaktır; o halde kıyamet günü Rabbinize ne cevap vereceksiniz? İçinizde bu büyük kurtuluşa öncülük edecek, böylece kudretli hükümdarın huzurunda doğruluk makamında önceliğe sahip olacak biri yok mu? Öyleyse işlerin dizginlerini ele almak, ajan yöneticiyi ortadan kaldırmak ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti ilan etmesi için ülkeyi Hizb-ut Tahrir'e teslim etmek için hızlı ve güçlü olmalıyız; çünkü artık bunun zamanı gelmiştir.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Raziye Abdullah