Salı, 16 Zilhicce 1447 | 2026/06/02
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Neşesiz Bir Bayram!

Haber-Yorum

Neşesiz Bir Bayram!

 

Haber:

Hacılar, Allah’ın izniyle bağışlanmış olarak hac ibadetlerini tamamlamak üzere Arafat dağından indiler. Dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlar mübarek Kurban Bayramı’nı ibadet ve Allah’ın şiarlarıyla sevinç karışımı duygularla karşılarken, Gazze’nin ise bayramla ilgili bambaşka bir gerçekliği ve durumu vardır.

Yorum:

Gazze Şeridi’nde Kurban Bayramı, Yahudilerin süregelen saldırıları, ağır abluka ve sevdiklerini kaybetmenin gölgesinde son derece sert insani koşullar ve acıların ortasında üst üste üçüncü kez gelmektedir; bu da bayramı dini ve toplumsal tezahürlerinin büyük kısmından mahrum bırakmaktadır; zira hac, kurbanlıklar, bereketli sofralar ve eskisi gibi ziyaretler olmadığı gibi ailelerin büyük çoğunluğunun ise bayramla bağlantılı şiarları yaşatabilecek güçleri de yoktur.

Üst üste üçüncü yıldır Gazze halkı, çıkışlarının engellenmesi, sınır kapılarının kapatılıp yıkılması ve iki milyondan fazla insanın tamamen izole edilmesi nedeniyle hac farizasını yerine getirmekten mahrum bırakılmaktadır; bu da birçok kişinin protesto, hüzün ve özlem içinde hac ibadetinin ritüellerini sembolik olarak canlandırmasına neden olmuştur; nitekim beyaz ihram kıyafetleri giyip göç çadırları ve enkazlar arasında tavaf ettiler; Arafat Dağı’ndaki hacıların yaptığı gibi telbiye ve tekbirler getirerek insanların zulmünü Rablerine şikâyet ettiler.

Aynı şekilde iki milyonu aşkın insanın, Gazze Şeridi tarihindeki en kötü dönem olarak nitelendirilen insani koşullar altında yaşadığı bir zamanda hayvancılık sektörünün neredeyse tamamen çökmesi, sınır kapılarından hayvanların girişinin engellenmesi ve fiyatların benzeri görülmemiş seviyelere tırmanması nedeniyle üst üste üçüncü yılda da kurban ibadetini normal bir şekilde yerine getirmekten mahrum bırakılmışlardır.

Gazze halkının her yıl beklediği toplumsal ve ruhani bir münasebet olan Kurban Bayramı, bugün çoğu aile için ulaşılması zor bir temenniye dönüşmüştür; zira aileler artık asgari düzeyde gıda, su ve temel ihtiyaçları temin etmek için mücadele etmektedir.

Kurban krizi, Gazze Şeridi’ndeki insani felaketin kötüleşmesiyle aynı zamana denk gelmiştir; zira Dünya Gıda Programı verilerine göre, yaklaşık 1,6 milyon kişi, yani bölge nüfusunun %77’sine denk gelen bir kesim, ciddi düzeyde akut gıda güvensizliğiyle karşı karşıyadır; bunların arasında 100 binden fazla çocuk ile çoğu temel yaşam koşullarının en asgari unsurlarından bile yoksun olan ve yıpranmış yerinden edilme çadırlarında yaşayan 37 bin hamile ve emziren kadın da yer almaktadır. Ayrıca işgal yetkilileri, gıda, ilaç ve yakıta yönelik acil ihtiyaçlara rağmen, insani protokoller kapsamında üzerinde anlaşmaya varılan insani yardımların sadece yaklaşık %38’inin girişine izin vermektedir.

Aynı bağlamda işgalin 7 Ekim 2023’ten bu yana süren saldırılarının sonuçları devam etmekte olup son istatistiklere göre bu saldırılar, 72.772’den fazla şehit ve 172.707 yaralıya yol açmış; ayrıca altyapı, konutlar ile ekonomik ve tarımsal tesislerde geniş çaplı yıkıma neden olmuştur.

Ancak son ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girmesinden bu yana, 900’den fazla kişi şehit olmuş ve 2600’den fazla kişi de yaralanmıştır. Ayrıca bayram gecesine kadar işgal, Han Yunus şehri ile el-Bureyc ve Cibaliya mülteci kamplarının olduğu bölgelere topçu bombardımanı düzenlenmiş; bu da çok sayıda kişinin şehit olmasına ve yaralanmasına yol açmıştır.

Savaşın yıkıp yok ettiği kıyafet alışverişi, bayram şekerleri, oyuncaklar ve eğlence alanlarından mahrum kalan büyükler ve çocuklar için sevinç belirtileri ile güven duygusu da kaybolmuştur.

Gerçekliğin acımasızlığına rağmen Gazze halkı, çadır mescitlerinde, yıkılmış camilerde ve meydanlarda getirilen tekbirler, sade ziyaretler, bayram tebriklerinin paylaşılması ve en yoksul ailelere destek olunması yoluyla bayram ruhundan geriye kalanlara tutunmaya çalışmaktadır; tüm bunlar da, sevince geniş bir alan bırakmayan bir savaşın ortasında asgari düzeyde dayanışmayı ve toplumsal bağa tutunmayı koruma çabası olarak yapılmaktadır.

Allah sizi ne kadar da güzel yaratmış ey Gazze halkı; çektiğiniz acılar ve gösterdiğiniz sabrı Allah sizin için şefaat vesilesi kılsın. يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ * إِلَّا مَنْ أَتَى اللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ “Allah'a temiz bir kalple (kalb-i selîm) gelenler dışında malın da çocukların da fayda vermeyeceği gün beni mahcup etme!” [Şuara 88-89] يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اصْبِرُواْ وَصَابِرُواْ وَرَابِطُواْ وَاتَّقُواْ اللّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ “Ey iman edenler! Sabredin; (düşman karşısında) sebat gösterin; (cihad için) hazırlıklı ve uyanık bulunun ve Allah'tan korkun ki başarıya erişebilesiniz.” [Al-i İmran 200]

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Müslime Şâmî (Ümmü Suheyb)

Devamını oku...

Amerika, İran ve Nükleer!

Haber-Yorum

Amerika, İran ve Nükleer!

 

Haber:

ABD Başkanı Trump, 23/5/2026 Cumartesi günü yaptığı açıklamada, İran ile bir barış anlaşmasına ilişkin mutabakat zaptının büyük bir kısmının müzakere edildiğini söyledi ve Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, “Anlaşmanın nihai yönleri ve detayları şu anda görüşülüyor ve yakında açıklanacak” şeklinde yazdı. Bazı Körfez ülkeleri ve bölge liderleriyle İran ve barışa ilişkin bir mutabakat zaptıyla ilgili her konuda görüştüğünü söyledi. Yahudi başbakanla yaptığı görüşmede, İran’ın nükleer ve füze kapasitesini korumasına izin vermeyeceğini söyledi.

Yorum:

Hiç şüphe yok ki Amerika, diğer bazı ajan devletlerin durumu gibi İran'da da yönetime tamamen kendisine tabi olan birinin gelmesini her zaman ümit etmiş ve etmeye de devam etmektedir. Amerika bu konuda yanlış bir hesap yapmıştır; ancak yine de şu Yemen darbı meselde geçtiği gibi içindeki mutmainliği devam etmektedir: Gözleri görmeyen âmâ bir adam yolda kalır. Bir adam ve karısı, eşekleriyle oradan geçerken adama acırlar ve onu da eşeğe bindirip memleketleri olan Zimar şehrine doğru götürürler. Gözleri görmeyen adam yolda giderken içinden; “eğer bu kadın bana eş olur, bu eşek de bende kalırsa işler yolunda demektir; ama eğer öyle olmazsa bile en azından Zimar'a kadar bedavadan binit sırtında gitmiş olurum” der. Nitekim Yemen'deki Zimar şehrine doğru bir adam ve karısının kendi eşekleriyle taşıdığı o âmâ adam da böyle yapmıştı. Varacakları yere ulaştıklarında, âmâ adam yalan ve iftira ile eşeğe el koymak istemiş ve tarihe bir darbı mesel olarak geçen o meşhur sözünü söylemiştir. İşte Amerika, İran'ın kendi yörüngesinde döndüğü gerçeğine sırtını dayamaktadır; nitekim İran, 1979 yılından bu yana Amerika adına pek çok kazanım sağlamıştır ki bunların en önemlileri Afganistan, Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'de gerçekleşmiştir. Dolayısıyla İran'ı tamamen kendisine tabi kılmak Amerika’ya zor gelirse, onun kendi yörüngesinde dönmeye devam etmesini sağlamakla yetineceğinde şüphe yoktur. İran'a gelince; o da Amerika'nın yörüngesinde kalmanın kendi çıkarına olduğunun bilincindedir; zira İran, ayrıcalıklı ideolojik bir devlet inşa etme arayışında değildir.

Eğer Amerika, istikrarlı yeni bir Orta Doğu ile ilgili özel planını korur ve İran'ı da bu istikrarın garantör devletlerinden biri yaparsa; İran bu rolü kabul edecektir; zira İran, istikrarı sağlayacak dört garantör devletten (Türkiye, Suudi Arabistan, İran ve Yahudi Varlığı) biri olmaya hazırdır; ayrıca İran'ın üstleneceği bir diğer rol de bölgedeki nükleer dengeyi sağlamak olacaktır.

Tüm tarafların büyük bir iyimserlikle bahsettiği bu mutabakat zaptı, savaş halini sona erdirmek ve istikrara doğru ilerlemek için bir başlangıçtan başka bir şey değildir. Özellikle de nükleer program konusunun bir sonraki bildirime kadar ertelenmesinden de başka bir şey değildir. Trump’ın İran’ın nükleer silah edinmesine izin vermeyeceğine dair sürekli konuşması ise büyük olasılıkla Yahudi varlığına yöneliktir ki böylece yeniden savaş fitilini ateşlemek için harekete geçmesin. Özellikle İran nükleer programını denetlemek ve onun nükleer silah üretme aşamasına gelmesini engellemekle görevli uluslararası komitenin çalışmalarına son verilmesine yol açan, Trump'ın ilk yönetimi olmuştu; bu komite ise, 2015 yılında Obama yönetimi yoluyla imzalanan 5+1 Grubu olarak bilinmektedir. Nitekim Amerika, Mayıs 2018'de bu anlaşmadan çekilmişti. Brookings Enstitüsü ile diğer araştırma merkezlerinin raporlarına ve New York Times ile Washington Post gibi medya platformlarına göre; Amerika'nın anlaşmadan çekilmesi ve buna bağlı olarak faaliyetlerinin durdurulması, İran'ın uranyumu yüksek oranda zenginleştirme derecesine ulaşmasına, nükleer silah üretimine ve bu silahları taşıyabilecek mühimmatı (füzeleri) geliştirmeye son derece yaklaşmasına büyük ölçüde yardımcı olmuştur.

Buradan hareketle, İran’ın nükleer programı hakkında yapılan propaganda ve bir anlaşmaya varılıncaya kadar askerî faaliyetlerin durdurulmasına dair süregelen söylem, ya sahadaki gerçekler ortaya çıkıncaya kadar bir aldatma ve oyalamadır ya da Arapların eskiden söylediği şu söz kapsamındadır: “Kendi düşen ağlamaz.” Bu da Amerika’nın, aynı başkanın eliyle 2018 yılında işlediği felaket niteliğindeki tarihî hatadan geri adım atması yoluyla gerçekleşmektedir; zira bu hata, uzman kuruluşların değerlendirmesine göre İran’ın birkaç hafta içinde nükleer silaha dönüşebilecek nükleer kapasitelere sahip olmasını mümkün kılmıştır.

Amerika’nın ve daha önce 5+1 Komitesi’ne üye ülkelerin, onlarla birlikte gaspçı varlığın, İran’ın nükleer kapasitelere sahip olmasını engelleme ya da engellemeye çalışma konusundaki ısrarı; herhangi bir meşruiyete, yasaya, örfe ya da herhangi bir gerekçeye dayanmamaktadır. Dünyada nükleer kapasiteye ve silahlara sahip pek çok ülke vardır; bunların arasında, bu silahları kullanan tek ülke olan Amerika’nın yanı sıra Rusya, Çin, Kuzey Kore, Hindistan, Pakistan, İngiltere, Fransa ve Yahudi varlığı da bulunmaktadır. Peki neden onlara helal olan, örneğin İran’a haram oluyor?! Eğer başta felaketlerin anası (Amerika) olmak üzere bu devletler, nükleer silaha sahip olmalarının bir savaş aracı değil de bir caydırıcılık aracı olduğunu iddia ediyorsa, o hâlde kendisine karşı bu silaha sahip bir düşmanı ya da rakibi bulunan her devletin de bu silaha sahip olması daha evladır; dolayısıyla bu silah bir caydırıcılık aracı oluşturur ve anlaşmazlığın savaş ortamından uzak bir şekilde çözülmesini dayatır ki böylece iki taraf da topyekûn yıkıma maruz kalmasın.

İran'a gelince; eğer Amerika'nın taleplerine boyun eğer ve elindeki uranyumu teslim ederse, Yahudi varlığından karşı koyamayacağı büyüklükte askeri darbeler alacaktır. Üstelik Yahudi varlığının, İran'ın kapasitesini ve potansiyelini önümüzdeki onlarca yıl boyunca tamamen yok etmek amacıyla elindeki nükleer silahı kullanması da ihtimal dışı değildir. Nitekim Yahudi varlığının eski başbakanı, Yahudilerin Perslere karşı, Pers Kralı Kiros döneminden beri süregelen tarihi bir intikamı olduğunu belirterek daha önce buna imada bulunmuştu. Ayrıca Trump, ister eski Pers uygarlığını ister modern İslami uygarlığı kastetsin, İran medeniyetini ortadan kaldırmaya çalıştığını söylemiştir.

Ama eğer boyun eğmez, onlarca yıl boyunca inşa edilmiş gücüne ve sahip olduğu enerjiye sıkıca tutunursa, varlık bunları ne zaman alevlendirme imkanı bulsa, üzerindeki baskılar ve çeşitli savaş biçimleri bir o kadar artacaktır. Ancak nihayetinde güçlü ve itibar sahibi bir devlet olarak kalmaya devam edecektir. Tüm bunlardan daha da önemlisi; İran fikri açıdan, sistemini yeniden yapılandırarak onu, Fars milliyetçiliğinden ve dar mezhepçiliğin yükselmesinden uzak bir İslami düzene geri döndürmeye ve milliyetçiliğin daraltmadığı ve mezhepçiliğin imkânlarını sınırlamadığı tek bir ümmet için bir kap hâline getirmeye uzak değildir. İran liderleri şunu hatırlamalıdır ki, İslam ümmeti Farslıktan, Araplıktan ve Turancılıktan daha köklü, daha sağlam ve daha dirençlidir. Bu yüzden hadaratını, gücünü ve düzenini hiçbir şaibe olmaksızın tamamen İslami akide temeli üzerine kuran bir ümmet, bütün dünyaya liderlik etmeye ehil bir hâle gelecek ve zulmü ve onun etkilerini ortadan kaldıracak adil ve Rabbani ilahi bir nizam sunacaktır.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ “Ey iman edenler! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasulü’ne icabet edin. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız.” [Enfal 24]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Muhammed Ceylani

Devamını oku...

Pakistan: Geçiş Dönemi

  • Kategori Pakistan
  •   |  

Hizb-ut Tahrir/ Pakistan Vilayeti:

Geçiş Dönemi

Amerika, İran karşısında çaresiz kalıyor.
Çin, Tayvan karşısında çaresiz kalıyor.
Rusya, Ukrayna karşısında çaresiz kalıyor.
Avrupa parçalanmış durumda ve Amerika karşısında çaresiz kalıyor.
Uluslararası düzenin, kurumlarının ve ittifaklarının çöküşü.
İç ve dış siyasi bölünmeler, soykırım niteliğindeki savaşlar ile şehirlerin ve altyapının yıkımı.
Ekonomik ve sosyal krizler ve insan doğasına aykırı bir gerileme.
Adaletsizlik, baskı ve değerlerin yitirilmesi.
Bu, imparatorlukların çöküşü ile diğer güçlerin yükselişi arasındaki geçiş döneminin bedelidir.
Yükseliş ve zafer, alternatife sahip olanlarındır...
...Nübüvvet Metodu Üzere Raşidi Hilafet!

#الخلافة_هي_ضرورة_العصر
#خلافت_وقت_کی_ضرورت_ہے ۔
#Khilafah_Need_Of_The_Time

Hizb-ut Tahrir Pakistan Vilayeti Medya Bürosu

Salı, 2 Zilhicce 1447 Hicri / 19 Mayıs 2026 Miladi

pakistan vilayeti

İlgili Bağlantılar:

E- mail: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.          WhatsApp: +967 713 645 449

pakistan vilayeti

 

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER