Cuma, 03 Ramazan 1447 | 2026/02/20
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Basın Toplantısına Davet

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak biz, değerli medya mensuplarını, siyasetçileri ve kamu meselelerine ilgi duyan tüm kardeşlerimizi, Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Resmî Sözcüsü’nün şu başlık altında düzenleyeceği basın toplantısına davet etmekten mutluluk duyarız:

İngiliz Ordusunun Ülkeden Çıkışının Üzerinden Yetmiş Yıl Geçti; Peki Sudan Gerçekten Özgürleşti mi?!

Tarih: H. 05 Saban 1447 M. 24 Ocak 2026 Cumartesi Saat: 13.00

Yer: Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Port Sudan Bürosu, El Azama Mahallesi, Stadın Doğu Tarafı.

Katılımınız tartışmaya zenginlik katacaktır

Devamını oku...

Avustralya Baskıcı Yasaları Onayladı, Mutlak Tiranlık Çağına Girdi

Avustralya Parlamentosu, ülkedeki hukukun üstünlüğü ilkelerini kökten değiştiren, kapsamı son derece geniş aşırıcılık ve nefretle mücadele yasa tasarısını kabul ederek yürürlüğe soktu.

Bu kanun; Bondi olayları sonrası yaşanan siyasi kargaşanın ardından yasalaştı. Yasa henüz gerçekler tam olarak araştırılmadan, yargı süreci başlamadan ve bir Kraliyet Soruşturma Komisyonu kurulmadan Siyonist lobi gruplarının baskısıyla, alelacele yürürlüğe konuldu.

Bu yasanın yegâne amacı, başta İslami ve Filistin yanlısı faaliyetler olmak üzere, Filistin’i destekleyen her türlü faaliyeti suç saymaktır. Başbakan, İçişleri Bakanı ve Avustralya Güvenlik İstihbarat Teşkilatı (ASIO) Genel Müdürü; bu mevzuatın birincil hedefinin Hizb-ut Tahrir’i yasaklamak olduğunu net bir dille defalarca ifade etmişlerdir.

Haftalarca süren siyasi manevraların ardından, başlangıçtan beri asıl hedef olan o kapsamlı adım atıldı: Grupları Nefret Listelerine dahil etmek için yeni bir sınıflandırma sistemi kuruldu. Uygulama, hiçbir hukuki güvence olmaksızın tamamen Bakan’ın mutlak yetkisine bırakıldı.

Bu gelişmeler üzerine Hizb-ut Tahrir / Avustralya şu açıklamalarda bulunmuştur:

1- Gazze herkesin foyasını ortaya çıkarıp maskeleri düşürmüştür. Hukukun üstünlüğü, uluslararası hukuk ve insan hakları söylemlerinin; en vahşi suçları işlemek ve meşrulaştırmak için kullanılan bir örtüden ibaret olduğu ortaya çıkmıştır. Dünya çoktan bunun farkındadır, şimdi de bizzat Batı halkları bu gerçeğin farkına varmıştır.

2- Bu canice mevzuat, yabancı bir varlığın (gaspçı Yahudi varlığının) cürümlerini korumaktan başka bir amaç taşımamaktadır. Avustralya bir kez daha, kendisine ait olmayan bir savaşa sürüklenerek uçuruma doğru itilmektedir.

3- Avustralya resmen mutlak tiranlık çağına girmiştir. İlk hedef tahtasına İslami ve Filistinli faaliyetler oturtulduğu için toplumun geneli bu tehlikeyi hemen hissetmeyebilir; Ancak yürütme erkinin sınır tanımazlığını normalleştiren ve doğal adalet ilkelerinden vazgeçilmesini meşrulaştıran hukuki çerçeve artık oluşturulmuştur.

4- Tüm bunlar; İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası düzenin dağıldığı, hak ve kanun görüntülerinin ortadan kalktığı ve yalın gücün (kaba kuvvet) hak ile batıl arasındaki tek kriter olarak sunulduğu bir dönemde gerçekleşmektedir. Gaspçı Yahudi varlığının işlediği soykırımın vahşeti ve ona verilen sınırsız askeri destek, bu yeni dünya düzeninin bir tezahürü olduğu gibi, artan halk muhalefeti de aynı gerçeğin diğer yüzüdür.

Hizb-ut Tahrir / Avustralya, bu yasaya ve bu yasa kapsamında yapılacak her türlü yasaklama girişimine karşı hukuki mücadele yürütmeye devam edecektir.

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Tanzanya Hilafetin Yıkılışının 105. Yıldönümünü Anmak İçin Bir Seminer Düzenledi

H. 1342 yılı Recep M. 1924 yılı Mart ayında Hilafetin yıkılışının 105. yıldönümü münasebetiyle, Hizb-ut Tahrir / Tanzanya, H. 29 Recep 1447 M. 18 Ocak 2026 Pazar günü Darüsselam şehrinin Ilala Bungoni bölgesinde bulunan Takva Camii’nde kısa bir seminer düzenledi.

Sabah 09.00’dan öğle 12.00’ye kadar süren seminere, Darüsselam şehri ve çevresinin farklı bölgelerinden çoğunluğu imamlar, öğretim görevlileri, âlimler ve çeşitli şahsiyetlerden oluşan yaklaşık 80 kişi katıldı.

Seminer, Hizb-ut Tahrir / Tanzanya Merkezi Temas Komitesi Başkanı Şeyh Musa Kilyo’nun açılış konuşmasıyla başladı. Programda temel olarak şu üç ana başlık derinlemesine işlendi: Hilafet nedir? İslam nizamının yönetim modeli, tanımı ve şer’i mahiyeti. Hilafetin Yıkılışı: Sömürgeci güçlerin Hilafet Devleti’ni ortadan kaldırmak için yürüttüğü tarihi komplolar.

Hilafetin Yeniden İkame Metodu: Nübüvvet metodu üzere Hilafet’i yeniden kurmanın şer’i yöntemi. Katılımcılara soru sorma, görüş bildirme ve sunulan konular hakkında tartışmalara katılma fırsatı verildi. Ayrıca katılımcılara, sunulan konuşmaların metinlerinin yanı sıra Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Alim Ata Bin Halil Ebu Er-Raşta’nın (Allah onu korusun) Hilafetin yıkılışının 105. yıldönümü münasebetiyle yaptığı konuşmanın kopyaları dağıtıldı.

Seminer, Hizb-ut Tahrir / Tanzanya Medya Temsilcisi Mesud Msellem’in kapanış konuşmasıyla sona erdi. Mesud Msellem konuşmasında, katılımcıları ve İslam ümmetini, Müslümanların hamisi ve tüm insanlık için rahmet olan Hilafet Devleti’nin ikamesi şeklindeki kaçınılmaz ve temel davaya katkı sunmak üzere Hizb-ut Tahrir’e katılmaya davet etti.

Yüce Allah’tan, seminere katılan herkesi büyük bir ecirle mükâfatlandırmasını ve bu semineri ümmetimiz için daha fazla uyanışa ve nusrete vesile kılmasını niyaz ederiz. Âmin.

Devamını oku...

Bölünmüşlükten Birliğe: 2026 Hilafet Konferansı

Chicago, Illinois- Hizb-ut Tahrir / Amerika, H. 1342 yılı Recep ayının yirmi sekizinde Hilafetin ilgasının yıldönümünü ihya etmek amacıyla Hizb-ut Tahrir’in organize ettiği küresel kampanya kapsamında yıllık konferansını başarıyla gerçekleştirdi. Konferans, dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlara, Peygamberimiz Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in metodu üzere Hilafeti ikame ederek İslami hayatı yeniden başlatma konusundaki şeri sorumluluklarını hatırlatma ve bu sorumluluğu yerine getirmeleri yönünde bir çağrı niteliği taşıdı.

Bu yıl “Bölünmüşlükten Birliğe” başlığıyla düzenlenen konferansta; İslam ümmetinin parçalanmışlığının kök nedenleri ele alındı ve İslam temelinde birliğe giden ideolojik yolu tartışıldı. Konferansta üç kişi konuştu ve ardından açık bir panel oturumu gerçekleştirildi.

Üstat Heysem, “Sloganların Ötesinde: İslami Birliğin Özü” başlıklı ilk konuşmasında; İslam Ümmetinin Gazze, Sudan ve Keşmir gibi krizler karşısında hüzün, sempati ve endişe noktasında derin bir birlik içinde olmasına rağmen; merkezi bir liderlik ve kapsamlı bir siyasi yapının yokluğu nedeniyle eylem noktasında hala dağınık kaldığını vurguladı. Gerçek İslami birliğin; disiplin, koordinasyon ve Kur’an ve Sünnet’ten istinbat edilen hükümler üzerine kurulu olduğunun altını çizdi. Ayrıca İslam’da birliğin bir türdeşlik değil; hedef ve sorumluluk birliği olduğunu ve bunun ancak Ümmetin evlatlarını koruma, adaleti ikame etme ve insanlığa şahitlik etme rolünü yerine getirme olanağına sahip kolektif liderliğin ve sorumluluğun geri kazanılmasıyla gerçekleşebileceğini açıkladı.

Üstat Zeki, “Parçalanmışlıktan Güce: Entegre Bir İslami Blok İnşası” başlıklı ikinci konuşmasında; İslam beldelerindeki yoksulluğun kaynak yetersizliğinden değil, siyasi parçalanmışlıktan, dış ekonomik hegemonyadan ve servetin adil dağılımını engelleyen beşerî sistemden kaynaklandığını ifade etti. Enerji, tarım, madenler ve küresel ticaret alanlarında İslam beldelerinin stratejik önemine dikkat çekerek, bölünmüşlüğün refahı bağımlılığa dönüştürdüğünü belirtti. İslam’daki adalet ve kamu mülkiyeti ilkelerinden yola çıkarak İslami yönetim altında ekonomik ve siyasi birliğe çağrıda bulundu ve yalnızca İslami yönetim sisteminin egemenliği yeniden tesis edebileceğini, servetin adil dağılımını sağlayabileceğini ve ümmeti sömürüden koruyabileceğini belirtti.

Dr. Ebu Talha, “Hilafet: Liderliği Yeniden Tasavvur Etmek” başlıklı kapanış ve ana konuşmasında, son kitabı “Ortadoğu Modeli”nden konuları ele aldı. İslam beldelerinde süregelen çatışmaları kapsamlı biçimde analiz etti ve ABD öncülüğündeki “4+2” modelini açıkladı. Bu modelin, bölgesel elitler ve seçici ittifaklar aracılığıyla sömürgeci hegemonyayı ve istikrarsızlığı sürdürdüğünü ifade etti. Ayrıca bu modelin meşruiyetten yoksun gücü koruyarak parçalanmışlığı ebedileştirdiğini söyledi. Buna karşılık Dr. Ebu Talha, kökleri İslami liderlikte olan meşru ve birleştirici bir alternatif olarak “1+0” modelini sundu. Ebu Talha konuşmasını mevcut sistemi onarmaya çalışmak yerine, egemenliği ve uzun vadeli istikrarı yeniden tesis edebilecek bir sistemin ikame edilmesi çağrısıyla sonlandırdı.

Konferans, konuşmacıların katılımcılarla doğrudan etkileşimde bulunduğu interaktif bir soru-cevap oturumuyla sona erdi.

İslam Ümmeti, dikkat çekici bir direnç göstermeye ve parlak bir geleceğe umutla bakmaya devam etmektedir. İnancımız ve ortak değerlerimiz bize birliğin sadece mümkün olmadığını, aynı zamanda temel bir farz olduğunu da hatırlatmaktadır. İslam; adaleti, onuru ve dayanışmayı besleyen bir rehberlik sunmakta, iş birliği ve kolektif sorumluluk üzerine kurulu bir gelecek umudu aşılamaktadır. Katılımcılar, sunulan içerikten derin biçimde etkilendiklerini ifade ettiler. Allah’tan çabalarımızı bereketlendirmesini, kalplerimizi birleştirmesini ve tüm samimi gayretleri muvaffak kılmasını niyaz ediyoruz.

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir’i Yasaklama Önerisi İslam’a ve Müslümanlara Karşı Yürütülen Küresel Kampanyanın Bir Parçasıdır

Terörle Mücadele, yirmi beş yıl önce, Hilafetin geri dönüşünü engellemek amacıyla başlatılmış bir savaştır. Ancak bu savaşın gerçek amacı, II. Dünya Savaşı’ndan sonra şekillenen Amerikan sömürgeci hegemonyasını korumak için Orta Doğu üzerinde doğrudan kontrolü yeniden tesis etmekti; Washington’ın tarihsel olarak bel bağladığı diktatörlüklerin yerine, demokratik yönetim biçimini güç kullanarak dayatmak ve böylece bölgede yükselen tansiyonu dindirmek umuluyordu.

Amerika’nın bu hayalı kısa sürede bir kâbusa dönüşse de Hilafet’in geri dönüşünü engelleme hırsı hiçbir zaman azalmamıştır. Zira ABD’nin dünyayı sömürmeye devam edebilmesi, basitçe kendisine rakip olacak bir uygarlık alternatifin yokluğuna bağlıdır.

Amerika Birleşik Devletleri’nin Orta Doğu’daki hâkimiyetinin temel dayanaklarından biri, bölgede ileri bir karakol işlevi gören Yahudi varlığının mevcudiyetidir. Bu varlığın bekası, Amerikan politikasının temelidir. Bu varlık vazgeçilmez olmasa bile, bugün itibarıyla onu ayakta tutmanın faydalarının yokluğunun doğuracağı zararlardan daha büyük olduğuna inanılmaktadır. Bu yüzden, Yahudi varlığı ABD’ye bağımlı olmanın barındırdığı varoluşsal tehlikeyi acı bir şekilde fark etse de, Amerika ona can suyu olmaya devam etmektedir.

Ömrünü uzatmak için Yahudi varlığı, kendisini “Radikal İslam”a ve onun Batı’ya yönelik oluşturduğu sözde tehlikeye karşı aşılmaz bir set olarak sunarak önemini pekiştirmeye çalışmıştır. Bugün Washington’da bu kez Başkan Donald Trump, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard gibi isimlerin ağzından radikal İslam tehlikesi çanları yeniden çalmaya başlamıştır.

Oysa bu çağrılar gaspçı varlığın devamlılığını meşrulaştırmanın bir maskesidir. Zira Siyonist proje tüm meşruiyetini yitirmiştir. Bu yüzden İslam’ın bizzat kendisini hedef alan “Radikal İslam” karşıtı söylem, ABD’nin küresel ölçekte ve özelde Orta Doğu’daki zorbalığını meşrulaştırmak için köpürtülmekte ve araçsallaştırılmaktadır.

Gazze’deki soykırım dünyanın çehresini sonsuza dek değiştirmiştir. “Amerikan istisnacılığı” maskesi düşmüş; II. Dünya Savaşı sonrası kurulan küresel düzenin otoriter yapısı ve Gazze’deki soykırım gibi suçların işlenmesine olanak tanıyan rolü tüm çıplaklığıyla açığa çıkmıştır. Ayrıca kapitalistlerin şiddeti körüklemek ve bundan alaycı bir şekilde kâr elde etmek için oynadıkları rol herkes tarafından anlaşılan bir hakikat haline gelmiştir.

Gazze, dengeleri altüst etmiştir. Sadece Siyonizm meşruiyetini kaybetmekle kalmamış; II. Dünya Savaşı sonrası kurulan küresel düzenin tamamı da hem Doğu’da hem Batı’da meşruiyetini yitirmiştir. Bugün insanlar bir safta, kapitalistler ise karşı safta yer almaktadır.

Hepimizin gördüğü bu kaosun tek alternatifi İslam’dır. Hizb-ut Tahrir, İslam beldelerde İslami uygarlık alternatifi çağrısının öncüsüdür. İşte bugün yasaklanma tehlikesiyle karşı karşıya kalmamızın yegâne sebebi budur.

Devamını oku...

“Hilafet Bir Rüya Değil... Yanan Bir Dünyanın Feryadıdır!” Kampanyasının Kapanışı

Bugün, Allah’ın yardımıyla, Hilafetin yıkılışının 105. yıldönümünde, Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Alim Ata Bin Halil Ebu Er-Raşta’nın talimatıyla Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Bürosu tarafından başlatılan ve dünya genelinde Hizb-ut Tahrir gençleri tarafından yürütülen küresel kampanyayı nihayete erdiriyoruz. Kampanya kapsamında şu faaliyetler gerçekleştirilmiştir:

Kampanya, Hizb-ut Tahrir Emirinin partinin çeşitli platformlarında sesli olarak yayınlanan konuşmasıyla başladı. Emir bu konuşmasında tüm İslam Ümmetine seslenerek; sömürgeci kâfirlerin, İngiltere’nin öncülüğünde ve Arap ve Türk hainlerin yardımıyla 1924 yılında Hilafeti nasıl yıkmayı başardıklarını hatırlattı. Ardından, Hilafet’in yıkılmasından sonra Ruveybida yöneticiler altında İslam ülkelerinin içine düştüğü hali gözler önüne serdi.

Dün Mübarek Toprak Filistin’i ilk kez nasıl zayi ettiklerini; bugün ise Gazze’yi bizzat yönetmek ve Yahudilerle birlikte dilediği gibi evirip çevirmek isteyen Amerikan Başkanı Trump liderliğinde Yahudi varlığıyla normalleşme yarışına girerek onu ikinci kez nasıl zayi etmeye çalıştıklarını anlattı. Emir, bugün bu hain yöneticilerin idaresindeki Sudan, Libya, Yemen, Suriye, Keşmir, Çeçenistan, Doğu Timor, Kıbrıs, Myanmar ve Doğu Türkistan gibi İslam beldelerinin hâlâ sömürgecinin parçalama planlarına ve canice zulümlerine maruz kaldığını gözler önüne serdi.

Ardından Müslüman ordularındaki askerlere seslenerek onlara; Harun Reşit, Selahaddin, Muhammed el-Fatih, III. Selim ve Abdülhamid gibi tarihin hafızasında silinmez şanlı izler bırakan İslam askerleri ve mücahit komutanların siretini hatırlattı. Onları, hakka tabi olmaya ve Allah yolunda cihat ederek Filistin’i kurtarmak suretiyle onların izinden gitmeye çağırdı, ardından kâfirlerin gasp ettiği Müslüman topraklarının her karışını geri almaya davet etti. Ki bunda hem kendileri hem de Müslümanlar için izzet vardır.

Sonra onlara; Hizb-ut Tahrir’in dünya genelinde Hilafeti yeniden kurma davasına nasıl liderlik ettiğini ve bu davanın sömürgeci kâfir Batı’nın uykularını nasıl kaçırdığını hatırlattı. Bugün Hilafet kurulması durumunda İslam ve Müslümanların halinin ne olacağını ortaya koydu. Sömürgeci nüfuzun Müslüman beldelerden sökülüp atılacağını, İslam ve Müslümanların izzete kavuşacağını ve kâfir sömürgecilerin kendi topraklarının derinliklerinde bile takip edileceğini ifade etti. Bu zafer ve korumanın, Allah Subhânehu ve Teâlâ ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in bir vaadi olduğunu; Müslümanların onu ikame etmesi durumunda Allah’ın Hilafete yardım edeceğini vurguladı.

Ayrıca, Hizb-ut Tahrir’in Hilafeti kurma çağrısının, izzet ve güce çağırmak olduğunu belirtti. Zira Hilafet, dinin ve dünyanın koruyucusudur. Sahabenin, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem vefat ettiğinde, onun defniyle meşgul olmadan önce Hilafeti ikame etmeye koyulmalarının, bu meselenin ne kadar hayati olduğunun en açık delilidir.

Hizb-ut Tahrir Emiri konuşmasını; Hilafetin İslam Ümmeti için varlık yokluk meselesi olduğunu, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in vaadi olması nedeniyle onun mutlaka geri geleceğini, ancak bunun ciddi ve samimi bir çalışmayla olacağını belirterek sonlandırdı. Müslümanları ve güç ve kuvvet ehlini süratle davete katılmaya ve nusret vermeye çağırdı.

Ardından, dünya genelinde Hizb-ut Tahrir gençlerinin gerçekleştirdiği anma etkinlikleri birbirini izledi. Bu etkinlikler arasında; sesli mesajlar, makaleler ve yorumların yanı sıra dünya çapında birçok şehirde gerçekleştirilen çeşitli eylemler (vakfeler) ve konferanslar yer aldı. Bunlardan biri de Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi’nin El-Vakiye Kanalı üzerinden düzenlediği küresel konferanstı. Ayrıca El-Vakiye Kanalı bu münasebetle özel bir seri hazırladı. Buna ek olarak sosyal medya platformlarında gençler tarafından büyük bir etkileşim de sağlandı. Tüm etkinlikler ve içerikler, Hizb-ut Tahrir platformlarında 8 farklı dilde eş zamanlı olarak yayınlandı.

Ayrıca Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi olarak biz; medya alanında çalışan tüm samimi kimseleri, bu kampanyanın faaliyetlerini paylaşarak katkıda bulunmaya çağırıyoruz. Umulur ki Allah, bizi ve onları, Nübüvvet metodu üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurarak İslam Ümmetinin ikinci şahlanışını gerçekleştirmeye muvaffak kılar.

Devamını oku...

Hilafet’in Yıkılışının 105. Kameri Yıl Dönümü Münasebetiyle Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Tarafından Düzenlenen Konferansın Sonuç Bildirgesi

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti; 17 Ocak 2026 (28 Recep 1447) Cumartesi günü, Müslümanların devleti olan Hilafet’in yıkılışının 105. yıl dönümünde; siyasetçiler, akademisyenler, kanaat önderleri ve medya mensuplarının katılımıyla bir konferans düzenledi. Bu elim yıldönümü, Sudan’da, Amerikan emperyalizminin yerel aparatlarını kullanarak yürüttüğü ve “Kanlı Sınırlar” politikası çerçevesinde ülkemizin birliğini hedef alan bir savaşın pençesinde idrak edilmektedir. Bu nedenle konferansımızın başlığı “Sudan: Kanlı Sınırlar Politikası ile İnsanları Tek Bir Ümmette Eritme Politikası Arasında” olarak belirlendi. Konferans, Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Alim Ata Bin Halil Ebu Er-Raşta’nın (Allah onu korusun) yaptığı konuşmanın dinlenilmesiyle başladı. Ardından konuşmacılar; İslam’ın Sudan’a girişini, Müslümanları nasıl birleştirdiğini, İngiliz sömürgeciliğinin “böl ve yönet” politikasıyla bu birliği nasıl vurduğunu ve İkinci Dünya Savaşı sonrası Sudan’ın İngiliz ve Amerikan sömürgeciliği arasında nasıl uluslararası çatışma alanına dönüştüğü, bu durumun halen devam ettiği, hatta iki taraf arasındaki çatışmanın Sudan halkının güvenliğini, saygınlığını ve ülkenin birliğini hedef alan keskin ve kök kazıyan askeri bir çatışmaya dönüştüğü konusunu ele aldılar. Bugün bu nüfuz mücadelesi, Müslümanların kanıyla çizilecek “yeni devletler” yaratmayı hedefleyen şiddetli bir askeri çatışmaya evrilmiştir. Konferansta konuşmacılar ayrıca insanlık tarihi boyunca farklı unsurları tek bir ümmet içinde eritmeyi başaran tek nizamın Hilafet olduğunu vurguladılar ve bugün Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet’i kurmak için adımları hızlandırmanın hayati bir gereklilik olduğunu ifade ettiler.

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak biz; başta halkın liderleri, önderleri, alimleri ve siyasetçiler, yazarlar ve medya mensupları gibi kanaat önderleri olmak üzere tüm halkımıza sesleniyor ve Yüce Dinimizin bize şunları farz kıldığı konusunda mutabık kalmaya çağırıyoruz:

Birincisi: İslam’ı hayatımızın ve sorunlarımızın çözümünde tek temel yapmak. Bu da, başta Amerika olmak üzere kâfir Batı sömürgeciliğinin nüfuzunu kökten söküp atmayı gerektirir. Bu da ancak Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet Devletinin İslam’ı uygulamasıyla mümkündür.

İkincisi: Aramızdaki yegâne bağı İslam kardeşliği kılıp vatan, kabile, ırk ya da bölge temelli bağlara itibar etmemek. zira bunların hepsi böler, birleştirmez. Özellikle “kan sınırları” planına hizmet eden bölgecilik ve yerelcilik söyleminin yükseldiği şu dönemde, bu fasit bağlara dayalı her türlü çağrı reddedilmelidir.

Üçüncüsü: Ülkemizdeki sömürgeci kâfir Batı’nın Truva atları olan “Ehli İdare” (Kabilevi Yönetim Sistemi) ve “Havakir” (Kabileye özgü arazi mülkiyeti) sistemlerini kökünden söküp atmak. Yerel idare sistemi, İngiliz sömürgeciliğinin kurguladığı şekliyle ülke birliğini tehdit eden bir unsur hâline gelmiştir. Havakir anlayışı ise, İngiliz sömürge haritalarına dayanarak toprağı, ormanları ve meraları belli kabilelere tahsis etmekte ve bunu çatışma sebebi hâline getirmektedir. Bu ise haramdır. Zira Sudan, şeran haraç arazisidir; toprağın rakabesi Beytülmal’a aittir. Devletin herhangi bir ferdi, konut, tarım ya da başka bir amaçla ancak arazinin menfaatinden yararlanabilir. Meralar, otlaklar ve ormanlar kamu mülkiyetidir; tüm insanlara aittir. Nitekim Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

الْمُسْلِمُونَ شُرَكَاءُ فِي ثَلَاثٍ، فِي الْكَلَأِ، وَالْمَاءِ، وَالنَّارِ“Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar: Mera, su ve ateş”

Dördüncüsü: Devlet içindeki silahlı güç (ordu ve polis) tek bir komuta altında olmalıdır. Milislerin ve paralel silahlı yapıların varlığına izin verilemez. Çünkü otorite (sultan) devlet içindeki en güçlü gruptadır; bu güç parçalanırsa devlet çöker ve dış düşmanların sızması kolaylaşır.

Beşincisi: Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet Devleti’ni kurmak için çalışmak. Hilafet bizi birleştirecek, izzetimizi sağlayacak ve Rabbimizi razı edecektir. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdelediği üzere, bugün son günlerini yaşadığımız ceberut saltanattan sonra Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet kurulacaktır.

  ثم تَكُونُ مُلْكاً جَبْرِيةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا اللهُ إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ“Daha sonra ceberut bir saltanat olacaktır. O da Allah’ın dilediği kadar devam edecektir. Ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldıracaktır. Sonra, Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır. Sonra sustu.”

Altıncısı: Trump’ın kibri, küstahlığı ve uluslararası hukuku hiçe sayan haydutluğu; dünyanın kapitalizmin şerrinden ve Amerika’nın liderliğinden kurtulmak için İslam ideolojisine dayalı bir devlete ne kadar muhtaç olduğunu kanıtlamaktadır. Nübüvvet metodu üzere Hilafet, tüm dünyayı kapitalizmin şerrinden ve Amerika’nın liderliğinden kurtaracaktır.

Sonuç olarak, Sudan’ın içindeki ihlaslı subaylara, camileri dolduran takva sahibi müminlere ve güç sahiplerine sesleniyoruz: Bilin ki artık bıçak kemiğe dayanmıştır. Halkınız; Batı’nın kininden ve onun ahlaksız aparatlarından kurtulmak için sizden yardım beklemektedir. Bölgesel ve uluslararası konjonktür, Allah’a itaat etmeniz için sizi göreve çağırmaktadır. Allah’tan başka kimseden korkmayın ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet’i kurmak için Hizb-ut Tahrir’e nusret verin. Gelin Ensar’ın efendisi Sa’d b. Muaz gibi olun; ki onun ölümüyle Rahman’ın Arşı titremiştir. Zira adam gibi adamlara benzemek kurtuluştur; çalışanlar işte bunun için çalışsınlar!

وَالسَّابِقُونَ الْأَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنصَارِ وَالَّذِينَ اتَّبَعُوهُم بِإِحْسَانٍ رَّضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي تَحْتَهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَداً ذَٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ“İslam’ı ilk önce kabul eden muhacirler ve Ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır.” [Tövbe 100]

Devamını oku...

Hilafetin Yıkılışının 105. Yıldönümünde Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti’nin Yıllık Konferansı Normalleşme ve Teslimiyet mi Yoksa Allah’ın Vaadi ve İslam Devleti mi?!

Hilafetin yıkılışının 105. yıldönümü münasebetiyle, Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti, “Normalleşme ve Teslimiyet mi, Yoksa Allah’ın Vaadi ve İslam Devleti mi?!” başlığı altında yıllık siyasi konferansını gerçekleştirdi. Konferansta Lübnan, Suriye, Türkiye ve Gazze’den konuşmacılar yer aldı.

Konferans; Amerika’nın bölgede devam eden saldırganlığı ve Müslüman beldelerine dayatmaya çalıştığı normalleşme süreci gölgesinde gerçekleştirildi.

Konferansın sonuç bildirisinde, Amerika’nın Ortadoğu planı olarak adlandırılan girişimlerin geçici krizlere verilen konjonktürel tepkiler olmadığı; bilakis gaspçı Yahudi varlığını tahkim etmeyi, İslam ümmetinin birliğini engellemeyi ve yerel araçlar ile uydu rejimler üzerinden siyasi ve ekonomik bağımlılığı sürdürmeyi hedefleyen bütüncül bir stratejik hegemonya projesi olduğu vurgulandı.

Konferansta ayrıca Amerika’nın “Barış”, “Reform” ve “İstikrar” başlıkları altında yürüttüğü süreçlerin gerçek özgürlük ve egemenliğin kazanılmasına yol açmadığı, aksine Amerikan çatısı altında yürütüldüğü ve hegemonya projesine ek meşruiyet kazandırdığı vurgulandı.

Nübüvvet metodu üzere Hilafetin, normalleşme ve teslimiyet projelerine karşı kapsamlı ve sahici bir siyasi alternatif olduğu belirtildi. Hilafetin, ümmetin akidesinden doğan, onun bilincine ve gücüne dayanan bütüncül bir yönetim sistemi olduğu; dayatılmış uzlaşmalar ya da parçalı çözümlerle kıyaslanamayacağı ifade edildi.

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti, konferansını; Filistin, Lübnan ve Suriye başta olmak üzere Şam beldelerinin, Amerikan projesiyle mücadelenin merkezini oluşturduğunu vurgulayarak sonlandırdı. Ümmetin ortak kaderini ve birliğini idrak etmenin, gerçek bir değişim için temel şart olduğu kaydedildi. Konferans; Allah’ın vaadini gerçekleştirmek, dinine yardım etmek, Allah’ın indirdikleriyle hükmetmek ve devleti kurmak için ümmeti ve ümmet içindeki güç ve kuvvet ehlini ciddi bir çalışmaya çağırarak sona erdi.

وَاذْكُرُوا إِذْ أَنْتُمْ قَلِيلٌ مُسْتَضْعَفُونَ فِي الْأَرْضِ تَخَافُونَ أَنْ يَتَخَطَّفَكُمُ النَّاسُ فَآوَاكُمْ وَأَيَّدَكُمْ بِنَصْرِهِ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ “Hatırlayın ki bir zamanlar siz yeryüzünde azınlıktınız, güçsüzdünüz; insanların sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz. Derken O, sizi barındırdı, yardımıyla sizi destekledi ve şükredesiniz diye sizi temiz rızıklarla rızıklandırdı.” [Enfal 26]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER