Pazar, 05 Ramazan 1447 | 2026/02/22
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Yemen Meselesinin Bu Denli Keskin Bir Şekilde Krize Sürüklenmesinin Arka Planında Ne Var?

Soru Cevap

Yemen Meselesinin Bu Denli Keskin Bir Şekilde Krize Sürüklenmesinin Arka Planında Ne Var?

Soru:

Yemen’de Başkanlık Konseyi üyesi Aydarûs ez-Zübeydî liderliğindeki Güney Geçiş Konseyi güçlerinin, Hadramevt ve El Mehra vilayetlerine askerî birlikler sevk etmesinin ardından işler iyice karıştı. Bu gelişme üzerine Konsey Başkanı Reşad el-Alimi, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile olan ortak savunma anlaşmasını feshederek BAE’den güçlerini 24 saat içinde Yemen’den çekmesini talep etti. Suudi Arabistan da hemen Reşat el-Alimi’ye arka çıkarak BAE’nin Mukalla limanında bulunan bazı silah ve savaş araçlarına hava saldırısı düzenledi ve BAE’den Reşad el-Alimi’nin talebine uyarak askeri güçlerini Yemen’den çıkarmasını istedi. Ardından Emirlikler geri çekildi ve son olarak ez Zübeydî’nin Emirliklere kaçtığı açıklandı. Peki, Yemen meselesinin bu derece keskin bir şekilde tırmandırılmasının arka planında ne vardır? Yoksa İngiltere Yemen’deki adamlarını birer birer kayıp mı ediyor? Ve bu çatışmanın uluslararası bir boyutu var mıdır?

Cevap:

Olayların netleşmesi için, öncelikle bu krizin nasıl teşekkül ettiğini, ardından da bu gelişmelerin hangi sonuçlara ve yeni durumlara yol açacağını ortaya koyacağız.

Birincisi: Krizin Teşekkülünün Yerel Boyutu

1- Görünüşe göre kriz, Güney Yemen Devleti’nin kurulması projesinin en katı destekçisi olan Yemen Güney Geçiş Konseyi’nin, Hadramevt ve El-Mehra’yı kontrol altına almak ve Amr bin Habriş liderliğindeki Aşiretler İttifakı güçlerini petrol tesislerinden çıkarmak üzere askeri güçlerini sevk etmesiyle şekillenmeye başladı. “Güney Geçiş Konseyi yanlısı Yemenli güçler, askeri güçlerini petrol sahalarına, tesislerin çevresine ve ikmal yollarına konuşlandırdıktan sonra 4 Aralık 2025 Perşembe sabahı erken saatlerde, Hadramevt vilayetindeki el-Mesîle bölgesinde bulunan petrol şirketlerine ait sahalar üzerinde kontrol sağladıklarını duyurdu... Bu gelişme, Hadramevt Aşiretler İttifakı’na bağlı güçlerin, bazı noktalarda yaşanan sınırlı çatışmaların ardından bölgedeki mevzilerinden çekilmesinden sonra gerçekleşti...” (04.12.2025 BBC)

2- El-Cezire, 3 Aralık 2025 tarihinde yayımladığı haberinde, Muhammed el-Kahtani başkanlığındaki bir Suudi heyetinin, Hadramevt Bölgesi’nin başkenti olan Mukalla şehrine ulaştığını, bölgedeki taraflarla bir araya geldiğini, gerilimin sona erdirilmesi konusunda anlaşmaya varıldığını ve bu anlaşma doğrultusunda bir mutabakat zaptı imzalandığını bildirdi. “Hadramevt Valiliği Basın Ofisi tarafından yapılan açıklamada, söz konusu anlaşmanın Hadramevt Valisi Salim Ahmed el-Hanbeşî ile vilayetin birinci vekili ve Hadramevt Aşiretler İttifakı Başkanı Şeyh Amr bin Ali bin Habriş tarafından imzalandığı ifade edildi. (04.12.2025 Sky news) Anlaşmanın uygulanmasının garantörü olarak da Suudi heyetinin Hadramevt içinde kalması üzerinde mutabakata varıldı...

3- “Hadramevt Aşiretler İttifakı Başkanı ve Yemen’in doğusundaki petrol zengini vilayet için özerk yönetim talebinde bulunan Şeyh Amr bin Habriş, Hadramevt’in, kıyı ve plato bölgelerindeki mevzileri hedef alan ve petrol tesislerini tehdit eden dış kaynaklı silahlı bir saldırıya maruz kaldığını belirtti. Bin Habriş, televizyonda yayımlanan konuşmasında; Güney Geçiş Konseyi (GGK) güçlerini, Aşiretler İttifakı mevzilerine yönelik “kalleşçe bir saldırı” düzenlemekle suçladı. Bu saldırıda insansız hava araçlarının (İHA) kullanıldığını, bunun yerel yönetimle yapılan anlaşmanın açık bir ihlali olduğunu ve saldırının can kayıplarına ve yaralanmalara yol açtığını ifade etti.” (09.12.2025 el-Arab el-Cedid)

Suudi Arabistan, sahada yaşanan bu gelişmeleri sert bir dille reddetti. “Yemen İşlerinden Sorumlu Özel Komite Başkanı olan ve halihazırda Hadramevt vilayetini ziyaret etmekte olan Suudi heyetinin başkanı Tümgeneral Muhammed el-Kahtani, ülkesinin, Hadramevt’in istikrarını destekleyen tutumunu vurgulayarak, “güç kullanarak bir oldu-bitti (emrivaki) yaratmaya yönelik her türlü girişimi’ açıkça reddettiklerini ifade etti.”

4- Bu sırada Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Suudi Arabistan’ın tutumuyla tamamen örtüşen bir pozisyon sergiledi. Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi; güvenliği ve istikrarı bozan, meşru hükümetin yetkilerini baltalayan her türlü bireysel (fevri) hareketi kesin bir dille reddettiğini vurgulayarak, Hadramevt vilayetinde varılan sükûnet anlaşmasına tam olarak uyulması gerektiğinin altını çizdi. El-Alimi, geçici başkent Aden’den Suudi Arabistan’a hareket etmesinden hemen önce böyle bir açıklamada bulundu. (05.12.2025 El Kudüs)

5- Suudi Arabistan’ın, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Güney Geçiş Konseyi güçlerini Hadramevt ve El Mehra’ya sevk etmesinden önceki duruma geri dönülmesini sağlama yönündeki girişimleri sonuçsuz kalınca, yani süreç tam anlamıyla bir çıkmaza girince, kriz daha da derinleşti ve bölgesel boyutlar kazanmaya başladı. “Bu çerçevede, Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Birleşik Arap Emirlikleri ile imzalanan ortak savunma anlaşmasının iptal edildiğini duyurdu ve BAE güçlerine Yemen’den çıkmaları için 24 saat süre tanıdı.” (30.12.2025 Russia Today) Ayrıca el-Alimi, Savunma Bakanlığı’na bağlı “Vatan Kalkanı” güçlerine, Hadramevt ve El Mehra vilayetlerindeki tüm askerî kamplara doğru hareket ederek kontrolü devralmaları talimatını verdi.

6- Suudi Arabistan, Reşad el-Alimi’nin bu kararına hemen destek çıktı ve bunun ardından kriz hızla tırmanışa geçti. Suudi güçleri, Geçiş Konseyi’ni desteklemek amacıyla BAE’nin Mukalla limanına gönderdiği silah ve mühimmatı bombaladı. “Suudi Arabistan öncülüğündeki Yemen koalisyonu, Salı günü, BAE’den Hadramevt vilayetinin Mukalla Limanı’na ulaşan silahlar ve savaş araçlarını hedef alan sınırlı bir askerî operasyon gerçekleştirdiğini duyurdu. (30.12.2025 Sada news) Böylece Yemen’de, diplomatik çabaların çözmekte başarısız kaldığı keskin bir kriz oluştu. Bölgesel olarak şiddetlenen kriz üzerine Suudi Arabistan, Başkanlık Konseyi’nden BAE’yi Yemen sahasından kovmasını talep etti. Ardından Suudi Arabistan, BAE’nin Hadramevt’teki Geçiş Konseyi’ne sevk ettiği silahları bombalayarak; Suudi Arabistan ile BAE arasında, 2017’de Suudi Arabistan ile Katar arasında yaşanan krize benzer, şiddetli bir kriz yaşandığının sinyallerini verdi.

7- Ardından tehditler, BAE “boyun eğip” güçlerini Yemen’den çekeceğini duyurana kadar devam etti. “BAE Savunma Bakanlığı, Yemen’de kalan terörle mücadele birimlerinin görevlerini kendi rızalarıyla ve ilgili ortaklarla koordinasyon halinde sonlandırdığını duyurdu.” (30.12.2025 Russia Today) Suudi Arabistan, BAE’nin sahadaki uzantısı olan Aydarus ez-Zübeydi liderliğindeki GGK’ya Hadramevt ve el-Mehra’yı terk etmeleri için art arda uyarılar göndermeye devam etti. Başlangıçta buna direnen Konsey, Suudi tehdidi altında “ortak varlık” veya “kısmi çekilme” gibi öneriler sunarak bir miktar esneklik göstermeye başladı. “Nitekim Güney Geçiş Konseyi güçlerinin, Hadramevt sahili ve vadisindeki bazı bölgelerden çekilmeye başladığı bildirildi...” (31.12.2025 almodon) Ancak bu çekilme, nihai bir çözüm değil, bilakis bir aldatmacadan ibaretti!

8- Bundan sonra Koalisyonun medyada yer alan açıklamasına göre; ez Zübeydi 08 Ocak 2026 tarihinde, Somaliland üzerinden geçerek Aden’den Ebu Dabi’ye kaçtı... Bu kaçışın hemen ardından Suudi Arabistan Savunma Bakanı; Krallığın, güneyli şahsiyetlerle istişare ederek “Riyad Konferansı”na hazırlık amacıyla bir hazırlık komitesi oluşturacağını açıkladı... Bunun hemen sonrasında, Cuma sabahı, Yemen Güney Geçiş Konseyi Genel Sekreteri Abdurrahman es-Subeyhî, konseyin ve ona bağlı tüm organların feshedildiğini ilan etti... Ve “Suudi Arabistan Krallığı himayesindeki Kapsamlı Güney Konferansı aracılığıyla adil Güney hedefini gerçekleştirmek için çalışılacağını” duyurdu. (09.01.2026 El Cezire)

İkincisi: Uluslararası Boyut:

1- Bu boyut oldukça açık ve nettir; zira Suudi Arabistan yöneticileri, Amerikan siyasetini uygulayan birer Amerikan ajanıdır. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) yöneticileri ise İngiliz siyasetini yürüten İngiliz ajanlarıdır. Bu iki taraf birbirine tamamen zıt kutuplardadır. Dolayısıyla Yemen’deki çıkarları çatışmakta; kimi zaman silahlı çatışmanın eşiğine gelmekte, kimi zaman da fiilen çatışmanın kapısından içeri girmektedirler. Ancak yakın zamana kadar Yemen’deki bu çatışmaya angaje olan tarafların her ikisi de İngiliz ajanıydı. Güney Geçiş Konseyi (GGK) lideri ve Başkanlık Konseyi’nin sekiz üyesinden biri olan Aydarus ez-Zübeydi, İngiltere’nin bir ajanıdır ve tüm faaliyetlerini BAE ile koordineli şekilde yürütmektedir.

2- Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi de aslında İngilizlerin ekibindendi. Ancak son dönemde Suudi Arabistan’dan yana açık ve güçlü bir tutum sergiledi, BAE’nin Yemen’den çıkarılmasını talep etti. Oysa Birleşik Arap Emirlikleri, İngiltere’nin Yemen’deki nüfuzunu korumak için kullandığı en güçlü aparatıdır. Bu durumun arka planı şöyledir:

A- 2022 yılında, başında Reşad el-Alimi’nin bulunduğu ve kendisine başkanlık yetkilerinin verildiği, diğer yedi üyenin ise başkan yardımcısı yetkilerine sahip olduğu bir Başkanlık Konseyi kuruldu. Suudi Arabistan ve Amerika’nın temsilcisi, üyelerin çoğunun İngiliz yanlısı Yemenli siyasetçilerden oluşmasına rağmen bu konseyin kurulmasına onay verdi. Suudi Arabistan, mali ve güvenlik desteği yoluyla Başkanlık Konseyi üzerinde tam bir kontrol sağlamış olmasından ve konseyi yatıştırmak için Geçici Konseyin dört üyesine konseye sokmuş olmasından dolayı Amerika ve Suudi Arabistan, başlangıçta konseyin yapısını pek önemsemediler... Buna ek olarak, önceki Yemen Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih döneminden beri üst düzey siyasi görevlerde bulunan Reşad el-Alimi, aslında İngilizlerin bir adamıydı. Ancak Suudi Arabistan’da ikamet etmesi, Suudi Arabistan’ın sağladığı mali ve güvenlik yardımlarına büyük ölçüde bağımlı kalması, Suudi Arabistan’ın onun üzerinde güçlü ve son dönemde de giderek artan bir nüfuz elde etmesini sağlamıştır...

B- İşte bu nedenle el Alimi, Geçiş Konseyi’nin Aralık ayı başlarında Hadramevt ve El-Mehra vilayetlerine düzenlediği saldırıya karşı oldukça sert tutum sergilemiştir. Bununla da yetinmemiş, BAE’nin Yemen sahasından çıkarılması yönünde tavizsiz bir tutum takınmıştır. Bu ise İngiltere’nin Yemen’de kalan nüfuzunun büyük bir darbe almasına neden olmuştur... Bu durum, açıkça bir sadakat değişiminin bir işaretidir. Nitekim el-Alimi’nin son açıklaması bu sadakat değişimini teyit etmese bile onu kuvvetle muhtemel kılmaktadır: “Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi bugün yaptığı açıklamada; Suudi Arabistan ile stratejik ortaklığı korumanın ulusal bir sorumluluk olduğunu, Yemen liderliğinin bunun sağladığı kazanımların farkında olduğu gibi aynı zamanda onu kaybetmenin risklerini de bildiğini belirterek, bu ortaklığın Yemen devletini geri kazanma çabalarını desteklemede temel bir dayanak oluşturduğunu vurguladı.” (01.01.2026 El Arabiya) İşte bu nedenle, Başkanlık Konseyi içerisindeki İngilizlerin önde gelen ajanları, el Alimi’nin yetkilerini aştığını iddia ederek saldırıya geçtiler. Bu bağlamda yayınladıkları ortak bildiride şu ifadelere yer verdiler: “Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin tek taraflı olarak aldığı ve olağanüstü hâl ilanından tehlikeli siyasi ve güvenlik tanımlamalarına, Birleşik Arap Emirlikleri’ni Arap Koalisyonu’ndan ve Yemen topraklarından çıkardığını iddia etmeye kadar varan karar ve uygulamalarını derin bir endişeyle takip ediyoruz.” (30.12.2025 www.independentarabia.com) Ancak El Alimi’nin sadakatinin İngilizlerden Suudi Arabistan’a kayması, Güney Yemen’deki İngiliz adamlarının tamamen bittiği anlamına gelmez; Bununla birlikte, özellikle Abdurrahman es-Subeyhî’nin Geçiş Konseyi’ni feshettiğini ilan etmesinden sonra, bu çevrelerin ciddi biçimde zayıfladığı açıktır.

Üçüncüsü: Bu şiddetli çatışma derinlemesine incelendiğinde, çatışmanın merkezinde Hadramevt ve onu takip eden el-Mehra vilayetinin yer aldığı görülür:

1- Yemen’in yüzölçümünün yaklaşık üçte birini oluşturan Hadramevt, Yemen savaşı yılları boyunca çatışmanın kıyısında kalmış ve zımnen, Güney Yemen’i Kuzeyinden ayırmaya çalışan Geçiş Konseyi’nin kontrol bölgelerinden biri olarak kabul edilmiştir. Bu süreçte Suudi Arabistan’ın Hadramevt’e yönelik müdahaleleri sınırlı kalmıştır. Nitekim 2024 yılında Suudi Arabistan, Yemen hükümetine bağlı güçlerin (Reşad el-Alimi’ye bağlı unsurların) Hadramevt’e girmesini desteklemiş, ancak Birleşik Arap Emirlikleri tarafından desteklenen Geçiş Konseyi buna şiddetle karşı çıkmıştır. (03.06.2024 Belqees sitesi) Bu nedenle Suudi müdahalesi uzun süre sınırlı ve kontrollü kalmıştır. Ancak Trump’ın Amerika’da yeniden iktidara gelmesiyle birlikte, Suudi Arabistan’ın Yemen sahasındaki rolü belirgin biçimde güçlenmiş, Hadramevt üzerindeki müdahaleleri artmış ve nihayetinde BAE’ye ve Geçiş Konseyi’ne yönelik son sert tehditlerle birlikte bu müdahaleler zirve noktasına ulaşmıştır.

2- Trump yönetiminin Amerika’da göreve gelmesiyle birlikte Suudi Arabistan’ın Hadramevt’teki müdahalelerinde bir artış olduğu ayan beyan ortadadır. 2025 yılının başlarından itibaren Suudi Arabistan, Hadramevt sahasına ağırlığını koymaya başlamış, kabile liderleriyle doğrudan temaslar kurmuş ve kendisine bağlı yerel unsurlar ve uzantılar oluşturmaya yönelmiştir. Bu bağlamda Suudi Arabistan, aradığını Hadramevt Aşiretler İttifakı’nın lideri ve aynı zamanda Hadramevt vilayetinin birinci vali yardımcısı olan Amr bin Habriş’te bulmuştur. Ona destek vermeye ve onu daha fazla güçlenmeye teşvik etmeye başlamıştır. Böylece o da Hadramevt’te daha fazla kontrol ve hegemonya arayışına girmiştir. “Şubat 2025’te Bin Habriş, petrol ihracatının durdurulduğunu ilan etmekle eş zamanlı olarak “Hadramevt’i Koruma Güçleri” adlı yeni bir yapılanma kurarak tansiyonu yeniden yükseltmiştir.” (03.12.2025 el-Cezire) Ardından Suudi Arabistan tarafından kendisi için askeri bir uçak tahsis edilerek Seyun’dan Riyad’a götürülmüş, burada Suudi Savunma Bakanı ve Suudi Genelkurmay Başkanı dâhil olmak üzere üst düzey yetkililer tarafından kabul edilmiş ve yoğun bir şekilde desteklenmiştir. (29.03.2025 Al-Arab) Riyad dönüşü Mayıs 2025’te Bin Habriş, 35 bin savaşçıdan oluşan 6 askeri tugay kurduğunu; Özel Güvenlik ve İmdat (Necde) birimleri gibi ihtisaslaşmış güvenlik birimleri tesis ettiğini ilan etmiştir. Son olarak Suudi Arabistan, adamı Bin Habriş’i petrol şirketlerini ele geçirmesi için sahaya sürmüştür. İşte bu adım, Aydarus ez-Zübeydi liderliğindeki Güney Geçiş Konseyi için bardağı taşıran son damla olmuş, Konsey Hadramevt’i yeniden kendi denetimi altına almak için harekete geçmiş, işte bu da krizin fitili ateşlemiştir.

3- Hadramevt’teki bu şiddetli çatışmanın arkasında yatan bir diğer hayati mesele ise, bu geniş vilayetin toprakları altında yatan paha biçilemez doğal kaynaklar ve mineral hazineleridir: Bunlar arasında, Hadramut’un sahil şeridinde yer alan Broom Mayfa ve Hacer bölgelerinde bol miktarda bulunan ve uçak sanayii ile uzay araçlarının yapımında kullanılan İskandiyum gibi nadir metaller bulunmaktadır. Hadramevt Jeolojik Araştırma Kurumu’na dayandırılan raporlar da bu keşfin Yemen’i küresel nadir metaller haritasında stratejik bir konuma taşıyacağını teyit etmektedir. Buna ek olarak Hadramevt’in siyah kumları, İlmenit, Rutil, Zirkon, Manyetit gibi uluslararası şirketlerin yatırım için yarıştığı stratejik mineraller bakımından da son derece zengindir. Ayrıca Hadramevt, petrol, mermer, granit gibi yüksek ekonomik değere sahip doğal kaynaklara da sahiptir. “Petrol, mermer ve granitin yanı sıra Yemen, Ortadoğu’da nadir toprak metalleri üreten ülkeler listesinde kendine yer bulan tek Arap ülkesi olarak öne çıkmaktadır.” (08.07.2025 Washington merkezli Enerji Platformu) İşte bu nadir elementler; elektronik mikroçipler gibi hassas ve stratejik sanayi kollarında Çin’in küresel hegemonyasına darbe vurmak isteyen Trump yönetiminin dış politikasındaki en temel itici unsurlardan biri haline gelmiştir.

4- Böylece Hadramevt’in istikrarını bozması için Suudi Arabistan’ı kışkırtan gücün bizzat Trump yönetimi olduğu anlaşılıyor. Bin Habriş liderliğindeki Aşiretler İttifakı’nın petrol şirketleri üzerinde kontrolü sağlama ve özerklik çağrılarının dozunu artırma girişimleri, İngiliz yanlısı grubu (BAE ve Geçiş Konseyi gibi yerel uydularını) Hadramevt’e saldırmaya, onu ve beraberinde El-Mehra vilayetini ele geçirmeye itmiştir. Bunun üzerine Suudi Arabistan, daha doğrusu Trump yönetimi çılgına dönmüş ve BAE’ye karşı, 2015’teki Kararlılık Fırtınası operasyonundan bu yana eşi benzeri görülmemiş sert tedbirler almıştır. Bu sert tedbirlerin başında BAE silahlarının bombalanması ve Geçiş Konseyi uşaklarının tehdit edilmesi gelmektedir. Bu sert adımlar, Trump yönetiminin Hadramevt meselesine özellikle de nadir toprak elementleri meselesine atfettiği büyük önemi açıkça ortaya koymaktadır. Amerika, taşeronu Suudi Arabistan’a güvense de bu tablonun dışında değildir; “ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Suudi Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirerek, “Görüşmede Yemen’deki gelişmeleri ve bölgesel güvenlik ile istikrarı etkileyen meseleleri ele almışlardır.” (30.12.2025 Russia Today)

Dördüncüsü: Özetle, Yemen sahasındaki yeni gelişmelerin özü şudur: Trump yönetimi, Çin’in bu hassas ve diğer tüm sanayi kollarını kontrol eden sektörel hegemonyasına karşı durabilmek için Hadramevt’teki nadir metallere odaklanmaktadır. Ayrıca en başta Başkanlık Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi olmak üzere Yemenli liderlerin sadakatinin İngilizlerden Amerikalılara doğru kaymış olması da kuvvetle muhtemeldir... Öte yandan, Hadramevt’te nadir madenler üzerinde hâlihazırda Çinli şirketlerin arama ve sondaj faaliyetleri yürüttüğü de biliniyor. Bu nedenle Trump için bu madenlerin kontrolünü ele geçirmek, Çin oraya tamamen yerleşmeden önce bitirilmesi gereken acil bir mesele haline gelmiştir... İşte bu çerçevede, kâfir devletlerin ajanları, Yemen’deki çatışmaları efendilerinin çıkarları doğrultusunda körüklemektedirler. Bu acı olaylar zinciri, yalnızca Yemen’de değil; Sudan’da ve diğer Müslüman beldelerde de aynı şekilde devam etmektedir. Müslümanlar, ajan liderlerinin, canlarını ve mallarını feda etmeye teşvik etmek için onlara büyük bir menfaatleri olduğu telkininde bulundukları çatışmalarda birbirlerini öldürmektedirler. Oysa gerçekte bu savaşlar, kâfir devletlerin çıkarlarını savunmak için yürütülmektedir. Bu karanlık senaryo silsilesi, ümmetin içinden en güçlü ve en şuurlu kesim ayağa kalkıp, yöneticilerinin göğüslerine basarak onları şiddetle hesaba çekmedikçe, adalet, rahmet ve hidayet devleti olan, Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet Devleti’ni kurmadıkça devam edip gidecektir. İşte o zaman, Allah’ın dilediği hayırlar, gökyüzünün bereketleri, nimet, izzet ve onur İslam ve Müslümanlar için gerçekleşecektir.

إِنَّ اللهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْراً “Allah, işinde galiptir. Allah her şey için bir kader tayin etmiştir.” [Talak 3] Hiç şüphesiz yarın, bekleyeni için çok yakındır.

H.22 Recep 1447
M.11 Ocak 2026

 

Devamını oku...

Güncellendi | Kanada: Yıllık Hilafet Konferansı, "Hilafet Yaklaşıyor, Bunun İçin Ne Hazırladınız?"

  • Kategori Kanada
  •   |  
Hizb-ut Tahrir Kanada:Yıllık Hilafet Konferansı;
"Hilafet Yaklaşıyor, Bunun İçin Ne Hazırladınız?"
 

Hizb ut Tahrir /Kanada, "Hilafet Yaklaşıyor, Bunun İçin Ne Hazırladınız?" başlıklı Yıllık Hilafet Konferansını düzenleyecek.

Hicri 105 yılında, Miladi 102 yılında Hilafetin Yıkılması Anısına

Cumartesi, 28 Receb-ul Muharrem 1447 H - 17 Ocak 2026 M

kanada

KONFERANSIN CANLI YAYINI

El Vakiye TV'den etkinliğin CANLI YAYINI

kanada

2026 01 17 KHLFH CANADA CONF

kanada

 

#ReturnTheKhilafah

#أقيموا_الخلافة

#YenidenHilafet

#خلافت_کو_قائم_کرو

 

kanada

İlgili Bağlantılar:

Hizb-ut Tahrir Kanada Resmi Websitesi

Hizb-ut Tahrir Kanada Instagram Sayfası

 

 
Devamını oku...

Amerika’da Göçmen Polisi Bir Kadını Yüzünden Vurdu!

Amerika’da Göçmen Polisi Bir Kadını Yüzünden Vurdu!
Laik Kapitalist Sistemin Vahşetine Dair Bir Başka Örnek

07 Ocak 2025’te, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) biriminden bir polis memuru, Minneapolis şehrinde arabasıyla kaçmaya çalışan bir kadına yüzünü hedef alarak defalarca ateş etti.

Yönetimin “yasadışı göçmen” olarak nitelediği kişilerin gözaltına alınması ve sınır dışı edilmesi, mevcut Amerikan yönetiminin “Amerika’yı yeniden büyük yapmak” planının bir parçasıdır. Yönetim bu planı son sürat uygulamaya koymuş durumda ve işlerin daha da kötüleşmesi bekleniyor. Geçtiğimiz birkaç ay içinde Başkan Trump, sadece dört ay gibi kısa bir sürede 12 bin yeni ICE unsuru istihdam ederek göçmenlik yasalarının uygulanması çabalarını yoğunlaştırmış ve onları ülkenin dört bir yanındaki şehir ve kasabalara göndermiştir. Bu unsurlar gittikleri yerlerde insanlara taciz ve yıldırma politikası uygulamaktadır. Görünüşe göre herhangi bir ciddi eğitim almadan hareket eden bu unsurlar, yasaları hiçe saymakta; iddia ettikleri gibi şiddet yanlısı ya da suçlu kişileri değil, göçmen olduğunu düşündükleri herkesi hedef almaktadırlar. Sonuç olarak ülkede yasal olarak bulunan kişileri, ABD vatandaşlarını ve hatta yerli Amerikalıları (Kızılderilileri) bile gözaltına almışlardır! Kadınları ve erkekleri gözaltına alırken ve protestoculara müdahale ederken aşırı güç kullanmaktadırlar. Öyle ki ICE ajanları, gece yarısı bir konut kompleksine askeri baskın düzenlemiş, küçük çocuklarını okula bırakan babaları tutuklamış, bir göçmenlik merkezinin önünde sessizce dua eden bir papaza biber gazı sıkmış ve hatta adam şiddetli bir epilepsi nöbeti geçirirken bile kocasının kollarından karısını zorla çekip almışlardır.

Trump, Minnesota’da yaşayan Somalili Müslümanlar hakkında; “Bu tür müptezeller ülkemizin büyüklüğü üzerinde sadece bir yüktür; geldikleri yere, belki de yeryüzündeki en kötü ve en yozlaşmış ülke olan Somali’ye geri gönderilmelidirler” açıklamasını yaptıktan sonra, Amerika’daki en büyük Somalili nüfusa sahip ana şehirlerden biri olan Minneapolis’e 2 bin ICE unsuru gönderilmiştir. Öldürülen kurbanın, ICE baskınları sırasında o mahallede bulunma nedeni tam olarak netleşmemiş olsa da; bir aşamada arabasını, ajanların araçlarının mahallenin daha derinlerine girmesini engellemek için kullandığı görülmektedir. Bu, Amerika’nın çeşitli şehirlerinde göçmenlerin bölgeyi terk edebilmeleri için onları korumak amacıyla kullanılan bir taktiktir. Olayı belgeleyen birçok video mevcuttur. Görüntülerde mağdurun bir memurla konuştuğu, silahsız olduğu ve kimseyi tehdit etmediği açıkça görülmektedir. Kadın yavaşça geri manevra yaparak oradan ayrılmaya çalışırken, üç görevlinin aracını sardığı, ardından birinin silahını çekerek kadının yüzüne iki ya da üç el ateş ettiği görülüyor. İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem, videoyu ve aksini ispat eden görgü tanıklarının ifadelerini görmezden gelerek alelacele kurbanı bir polis memurunu ezen yerel bir terörist olarak tanımlayan bir açıklama yayınlamıştır!

Bu iğrenç güç gösterisi, sadece birçok örnekten biridir. Kendisini adalet ve özgürlüğün timsali olarak pazarlamayı seven Amerika, onlarca tanığın önünde bir kadını yüzünden vuran bir memuru koruyarak gerçek yüzünü tüm dünyaya bir kez daha göstermiştir. Söylenenlerin aksine, Amerika’nın gerek kendi sınırları içinde gerekse dışında yetkinin açık ve sürekli biçimde kötüye kullanıldığına defalarca şahit olduğumuz yadsınamaz. Bu olay, laik siyasi sistemin ne denli bozuk, bölünmüş ve şiddete dayalı olduğunun sadece bir örneğidir.

Dahası, yalnızca daha iyi bir iş ya da kendi ülkelerinde maruz kaldıkları şiddetten korunma arayışıyla göç eden insanlara yönelik insanlık dışı ve vahşi muamele, kapitalist sistemin mutlak barbarlığını ve merhametsizliğini ortaya koymaktadır. Oysa Hilafet sisteminde yönetici, tebaasının işlerini gütmekle yükümlüdür ve güvenlik güçlerinin halka karşı aşırı güç kullanması caiz değildir. Zira Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

الإِمَامُ رَاعٍ وَهُوَ مَسْؤُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ“İman çobandır ve güttüklerinden sorumludur” Hilafet, göçmenleri kabul edecek; Hilafette yaşamak isterlerse onlara barınma ve onurlu bir hayat sunacak ve onları tam haklara sahip tebaa olarak görecektir. İşte bu, İslam’ın adaletidir. Bütün bunlar Müslümanlara, laik kapitalist sistemin acımasızlığının aksine, İslam sisteminin insanlığa olan merhametini hatırlatmaktadır.

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti, Hartum’un Doğu Nil Bölgesinde Duruş Eylemi ve Halka Hitap Konuşması Gerçekleştirdi

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti gençleri, 10 Ocak 2026 Cumartesi günü, Hartum’un Doğu Nil bölgesinde, Altıncı Pazar mevkiinde duruş eylemi ve halka hitap konuşması gerçekleştirdi. Etkinlikte, Hizb-ut Tahrir üyesi Üstad Hammâd ed-Dayyâ bir konuşma yaptı. Konuşmasında Hammad ed-Dayya, bu ümmetin hayırlı bir ümmet olduğunu, Hilafet Devleti gölgesinde insanlığı hidayete ulaştırma görevini yerine getirdiğini, sömürgeci kâfir H. Recep 1342 yılında Hilafeti yıkana kadar ümmetin bu rolünü sürdürdüğünü ifade etti. Ayrıca bu acı olayı hatırlatarak; Hilafetin yıkılmasıyla Ümmetin nasıl “Kalkan olan İmam”ı kaybettiğini, birliğinin nasıl parçalandığını ve sömürgeci kâfirin beldelerini parçalamak için Ümmete nasıl musallat olduğunu izah etti.

Ardından, Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafetin yeniden ikame edilmesi için çalışmanın farz olduğunu ve bu şer’î sorumluluğu bugün hepimizin yerine getirmesi gerektiğini dile getirdi.

Eylem ve halka hitap sırasında gençler, Hilafet gölgesinde Ümmetin izzetini ifade eden ve günün anlamını hatırlatan dövizler taşıdılar.

Gerçekleştirilen hitap, halka tarafından büyük ilgi ve etkileşim gördü.

 

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti, Hilafet’in Yıkılışının 105. Yıldönümü Vesilesiyle El-Ubeyd Şehrinde Halka Hitap Konuşması Gerçekleştirdi

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti gençleri, H. 22 Recep 1447 M. 11 Ocak 2026 Pazar günü, ikindi namazının ardından, El-Ubeyd şehrinde, büyük El-Ubeyd çarşısı içindeki Sewar ed-Deheb Camii yanındaki meydanda halka hitap etkinliği gerçekleştirdi. Etkinlikte, Hizb-ut Tahrir üyesi Üstad Muhyiddin Hasan Kecûr bir konuşma yaptı.

Kecur konuşmasında izzetin ve güvenliğin ancak Hilafetin gölgesinde mümkün olduğunu izah etti. Ardından güç ve kuvvet ehline, âlimlere, siyasetçilere ve medya mensuplarına seslenerek, Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidî Hilafetin ikamesi için çalışmaya davet etti.

Halk, gerçekleştirilen bu duruş ve hitaba partiyi överek karşılık verdiler. Bu ilgi, ümmetin İslam’a ve Hilafet Devleti’ne duyduğu derin özlemi açıkça ortaya koydu.

Devamını oku...

Basiri Plaza Oteli’nde Hilafet’in Yıkılışını Anma Konferansı’na Davet

Hilafet Devleti’nin, H. 28 Receb 1342 tarihinde yıkılışının üzerinden 105 kameri yıl geçmiş olması münasebetiyle ve Müslümanlara, Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafeti yeniden ikame etmek için çalışmanın farz olduğunu hatırlatmak amacıyla Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti, sizleri şu başlıkla düzenlenecek olan konferansa katılmaya davet etmekten onur duyar:

“Kan Sınırları Siyaseti ile İnsanları Tek Bir Ümmette Eritme Siyaseti Arasında Sudan”

Konferans, Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Alim Ata bin Halil Ebu Raşta’nın (Allah onu korusun), Hilafet Devleti’nin yıkılışının 105. yıldönümü münasebetiyle yapacağı konuşmanın dinlenmesiyle başlayacaktır.

Ardından konferansta, davet taşıyıcılarından oluşan bir grup, güncel ve önemli meseleleri ele alan bir dizi önemli konuşmalar yapacaktır.

Tarih: 28 Recep 1447 / 17 Ocak 2026 Cumartesi Saat: 12.30 (öğleden sonra) – İnşallah

Yer: Port Sudan – Büyük Çarşı El-Basîrî Plaza Oteli, Konferans Salonu

Katılımınız bizi mutlu edecek, varlığınız bizi onurlandıracaktır

Devamını oku...

Ulusal Güvenlik Danışmanının, Trump’ın Gazze İçin Önerdiği “Uluslararası İstikrar Gücü”ne Asker Gönderme Niyetini Beyan Etmesi, İslam’a ve Müslümanlara Karşı İşlenmiş Büyük Bir İhanettir!

Amerika, Yahudi varlığının Filistinli Müslümanlara karşı işlediği soykırımın ana sponsorudur. Bangladeş geçici hükümetinin Ulusal Güvenlik Danışmanı Halilurrahman, Trump’ın Gazze Şeridi için önerdiği “Uluslararası İstikrar Gücü”nün bir parçası olma niyetini beyan ederek, bu ülkedeki Müslümanlara ihanet etme konusunda büyük bir cüret sergilemiştir. Baş Danışmanlığa bağlı Basın Dairesi’ne göre bu “niyet beyanı”, Washington’da, ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşlerden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Alison Hooker ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Paul Kapur ile yapılan görüşmeler sırasında kendilerine iletilmiştir.

Amerika’nın, Mübarek Toprak Filistin halkını yerinden etme ve gaspçı Yahudi varlığını sağlamlaştırma planına ortak olmak, Allah’a ve Rasûlü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e ihanettir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

لاَّ يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُوْنِ الْمُؤْمِنِينَ وَمَن يَفْعَلْ ذَلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللهِ فِي شَيْءٍ“Müminler, müminleri bırakıp inkârcıları dost edinmesin. Kim böyle yaparsa Allah ile bir ilişiği kalmaz.” [Ali İmran 28] Bu ihanete karşı çıkmak ve protesto etmek Müslümanlar üzerine farzdır. Müslümanlar, yaklaşan seçimlerde siyasi adaylardan sömürgeci Batılı kafir güçlere karşı net ve tavizsiz bir duruş sergilemelerini talep etmelidirler. Dahası, Amerika’yı müttefik olarak kabul eden siyasi partileri de kategorik olarak reddetmelidirler.

Ey Bangladeş halkı! Hepiniz geçici hükümetteki bu danışmanın en başından beri aktif bir şekilde Amerika’nın planlarını uygulamak için çalıştığına şahit oldunuz. Böylesine hassas ve hayati bir makamda bulunan birine nasıl tahammül edilebilir? Amerika’nın düşmanlığının Venezuela ile sınırlı kalmayıp tüm dünyaya, hatta tüm insanlığa yöneldiği ve bu ülke halkının Trump’ın küstahlığını protesto ettiği bir zamanda, insanlar, Geçici Hükümet’in pervasız ve düşüncesizce aldığı bu kararını reddetmelidir.

Ey silahlı kuvvetlerin samimi subayları! İmanınız, Mübarek Toprak Filistin’i kurtarmanızı ve sömürgeci kâfir güçlerle yapılan tüm askeri ittifakları reddetmenizi emreder. Zira bu tür ittifaklar, Müslümanları kâfirlerin sancağı ve komutası altında, kâfir bir varlığı korumak için savaşmaya zorlar ki bu haramdır. Bir Müslüman ancak İslam sancağı altında ve Müslüman bir komutan altında savaşabilir. İmam Ahmed ve Nesai, Enes RadıyAllahu Anh’dan Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etti:

لَا تَسْتَضِيئُوا بِنَارِ الْمُشْرِكِينَ“Müşriklerin ateşiyle aydınlanmayın” Kanınızı bu küfür savaşlarından korumak için Hilafetin emri ve komutası altına girmelisiniz. Bu hedefe ulaşmak için de otoriteyi Hizb-ut Tahrir’e teslim etmelisiniz. Zira Hizb, Nübüvvet metodu üzere Hilafet’i kurmak için çalışan samimi siyasi bir partidir. Hilafet, Amerika’nın saldırganlığını püskürtmenizi sağlayacaktır. İşte o zaman, kükremeniz bile Filistin’deki Müslümanları ve dünyanın dört bir yanındaki mazlum insanlığı korumaya yetecektir.

إِنَّ اللَّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيَقْتُلُونَ“Şüphesiz Allah, müminlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler.” [Tevbe 111]

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir’i Yasaklama Önerisi, Tüm Filistin Yanlısı Faaliyetleri Suç Saymayı Hedefleyen Daha Geniş Bir Kampanyanın Parçasıdır

Avustralya hükümetinin Hizb-ut Tahrir’i yasaklamaya yönelik teklifi, Filistin yanlısı tüm siyasî faaliyetleri yasaklamayı hedefleyen daha geniş kapsamlı bir kampanyanın parçasıdır. Federal ve eyalet hükümetleri, Bondi olayının ardından, Filistin yanlısı siyasî faaliyetin özünü hedef alan, daha önce benzeri görülmemiş bir dizi tedbiri gündeme getirdi.

Bazı protestolar şimdiden yasaklandı ve polise yeni yaptırım yetkileri verildi. Slogan ve sembollerin yasaklanmasına ilişkin düzenlemelerin parlamentodan geçmesi bekleniyor. Aynı şekilde yeni “nefret söylemi” yasaları ve hâlihazırda “terör” listelerine alınma eşiğini karşılamayan yapıların “nefret örgütü” olarak yasaklanmasını mümkün kılacak yeni bir hukukî suç kategorisinin inşası da gündemde.

Federal ve eyalet hükümetleri, Filistin yanlısı faaliyetlere duydukları rahatsızlığı gizleme gereği dahi duymuyor. İki yıldır devam eden bir soykırımın ardından hükümetin en büyük hayal kırıklığı, Avustralya halkının soykırıma karşı gösterdiği istikrarlı çabadır. Yoksa bir soykırımın işlenmiş olması ya da bu soykırımın hükümetin kendi suç ortaklığıyla işlenmiş olması hükümetin umurunda değildir!

Siyonist savunucular, alelacele Filistin yanlısı çabalar ile Bondi olayı arasında bir bağ icat etmeye kalktılar. Haftalar boyunca barışçıl şekilde sürdürülen, toplumun en geniş kesimlerini bir araya getiren, milyonlarca insanın katıldığı ve yüz binlerin ünlü Sidney Liman Köprüsü yürüyüşüyle zirveye ulaşan bu hareket, şimdi iki ayrı bireyin gerçekleştirdiği tekil bir olay üzerinden itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor.

Bu saçmalığın bir uzantısı olarak “İslamcı öcü” korkuluğu, sanki Siyonistler tarafından gerçekleştirilen bir soykırım vakasında asıl mesele antisemitizmmiş gibi, antisemitizmi anlamanın birincil aracı olarak dramatik biçimde yeniden kamuoyuna sokuldu. Görünüşe göre dünya, bir soykırıma faillerinin işlediği cürümler nedeniyle değil de dini kimliği nedeniyle karşı çıkıyormuş gibi bir algı yaratılmak isteniyor.

Bu bağlamda Hizb-ut Tahrir’in hedef alınması iki amaca hizmet ediyor:

1- Siyonistler tarafından gerçekleştirilen bir soykırımda merkezi meselenin antisemitizm olduğu efsanesini sürdürmek.

2- Antisemitizmi Siyonist varlığın fiillerinin sonucu olarak değil, “İslami aşırılığın” ürünü gibi gösteren ırkçı ve İslamofobik kalıplar üzerinden Siyonist mağduriyet anlatısını genişletmek.

Başka bir ifadeyle, soykırıma karşı çıkan Müslümanlar saldırgan, soykırım işleyen Siyonistler ise mağdur olarak sunulmaktadır. Saçma değil mi? İşte Hizb-ut Tahrir’i yasaklama önerisi de tam olarak bu saçma öncül üzerine inşa edilmiştir!

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER