Çarşamba, 08 Ramazan 1447 | 2026/02/25
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

“Yaptıklarına karşılık onlar için ne mutluluklar (göz aydınlığı) saklandığını hiç kimse bilemez.” [Secde 17] Ayeti Üzerinde Düşünmek

  • Kategori Makaleler
  •   |  

فَلَا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

“Yaptıklarına karşılık onlar için ne mutluluklar (göz aydınlığı) saklandığını hiç kimse bilemez.” [Secde 17] Ayeti Üzerinde Düşünmek

Bu ayet, insanın hayal gücünü ve zihinlerini aşan büyük bir Rabbani vaadi tasvir etmektedir. Allah Subhanehu ve Teala bize, muhlis bir şekilde amel eden kulları için hazırladığı şeyin, gizli, tarif ve tasavvur edilemez, nefislerin bildiği veya arzuladığı her şeyin ötesinde bir şey olduğunu haber vermektedir.

Allah'ın, Allah için veren, hak yolda sebat eden, eziyetlere sabreden ve daveti gerektiği gibi taşıyan için sakladığı şeyi, hiçbir nefis bilmez ve hiçbir akıl ve hayal gücü kavrayamaz.

İslam için çalışmak bağlamında bu vaat bize, üzerinde yürüdüğümüz yolun, daveti taşıma, batıla karşı çıkma ve hak üzere sebat etme yolunun, kayıp bir yol veya sonu bilinmeyen bir yol olmadığını, aksine bu yolun sonunun, nimetlerini sadece Allah'ın bildiği cennet olduğunu hatırlatmaktadır

Ayet, sabreden ve sebat eden tüm kullar için şöyle demektedir: Davet tekliflerine sabret, zalim rejimlere karşı koymada sabret, insanlar arasında İslam projesini taşımada sabret ve Hilafeti kurma yolunda sabret; zira Allah katında sizi bekleyen şey, azametinden dolayı gizli olan bir şeydir ve eğer Allah bu şeyi şu anda açığa çıkarmış olsaydı, ona duyulan arzudan dolayı kalpler erirdi.    

Bu anlam, özellikle şeriatla savaşıldığı, insan yapımı sistemlerin Allah'ın hükmünün yerini aldığı ve hak kelimesinin yüceltilmesine davet eden herkesin şeytanlaştırıldığı bir zamanda, davetçilerin ayaklarının sabit olmasını sağlayan en büyük anlamlardan biridir.

Ayetin mesajı şudur: Sebat et; zira Allah asla yaptıklarını unutmayacaktır. Allah'ın senin için sakladığı şeyin, senin sandığından çok daha büyük olduğunu bil.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Müeyyid El-Râcihi – Yemen

Devamını oku...

Ey Ordular, Biz Boğuluyoruz!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Ey Ordular, Biz Boğuluyoruz!

Haber:

Gazze İçişleri Bakanlığı, Gazze Şeridi'ni etkileyen şiddetli fırtına nedeniyle sonuncusu Gazze Şehri'nin El Kerama ve Şeyh Rıdvan mahallelerinde 3'ü çocuk olmak üzere 13 Filistinlinin şehit olduğunu ve 13 evin yıkıldığını teyit etti.Sivil savunma, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Beyt Lahiya'ya bağlı Bir el-Naja'yada bir evin çökmesi sonucu 6 şehidin cesedinin çıkarıldığını bildirdi.El-Şifa Hastanesi'nden bir kaynak, Gazze şehrinin batısındaki El-Şati kampında 9 yaşındaki Hedil Hamdan ve küçük bebek Tim el-Havaja'nın soğuktan hayatını kaybettiğini duyurdu. (El Cezire Net)

Yorum:

Ey ordular, biz boğuluyoruz, bizi duyuyor musunuz?!Açlıktan, bombalardan, yakma ve yıkımdan dolayı ölümler yaşadık, dahası ölümün her türlüsünü yaşadık, siz ise sessizce izliyorsunuz!!

Bugün sadece Gazze Şeridi'nde kaç yardım çağrısı kaydedildiğini biliyor musunuz?! Haberde şunlar geçmiştir: “İçişleri Bakanlığı, fırtınanın başlamasından bu yana Gazze Şeridi'nin çeşitli vilayetlerden 4.300'den fazla acil yardım çağrısı almıştır.”Sadece bir gün içinde çok küçük bir bölgeden boğularak ölüm hakkında 4.300 yardım çağrısı gelmiştir; Hilafetin yıkılmasından bu yana dünyanın dört bir yanından size gelen ve Mu'tasım'ın gururunu uyandıran yardım çağrılarının sayısına bir bakın Allah aşkına; ama sizler seyircilerin saflarında oturuyor ve bir köle gibi utanç verici liderlerin emirlerini yerine getiriyorsunuz; peki sizler, ezilmiş aciz kişiler misiniz?!

Sizler kimsiniz?  Sizler güç ve kuvvet ehlisiniz; peki ne zaman kim olduğunuzu idrak edip ümmetinizin çağrılarına icabet etmek için harekete geçmenizin önemini anlayacaksınız? İçinizde uyuyan gururunuzun uyanması için daha kaç tanesine rıza göstereceksiniz? Boğulma çığlıkları sizi harekete geçirmeyecek mi? Boğulan bir kişiyi kurtarmak için, büyük bir emir olmasına rağmen namazı terk etmek gerektiğini biliyor musunuz? Namazı bırakma vacibinin ne anlama geldiğini biliyor musunuz?! 

Fakihler şöyle demiştir: Tüm Müslümanların, bir başkasından zararı def etmeye çalışması gerekir; bu yüzden mağduru, boğulmakta ve yanmakta olan birine yardım etmek için namazı terk etmek ve onu maruz kaldığı tüm helakten kurtarmak gerekir; eğer bir kişi, bir başkası olmadan bunu yapmaya muktedir ise, bu yardım onun üzerine farz-ı ayn olur; yok eğer bunu yapabilecek olan başkaları da varsa, o zaman farz-ı kifaye olur; (bilindiği üzere farz-ı kifaye, bazılarının yerine getirmesiyle, başkalarından düşen farzdır) Bu konuda, fakihler arasından bir ihtilaf yoktur.

Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, insanların ihtiyaçlarını karşılamaya muktedir olup da ihmalkarlık gösterenlere uyarıda bulunmuştur; zira Amr ibn Mürre, Muaviye’ye şöyle demiştir: Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: مَا مِنْ إِمَامٍ يُغْلِقُ بَابَهُ دُونَ ذَوِي الْحَاجَةِ وَالْخَلَّةِ وَالْمَسْكَنَةِ إِلا أَغْلَقَ اللَّه أَبْوَابَ السَّمَاءِ دُونَ خَلَّتِهِ وَحَاجَتِهِ وَمَسْكَنَتِهِHerhangi bir idareci kapısını muhtaç, yoksul ve düşkünlerin yüzüne kaparsa Allah’ta semanın kapısını onun her türlü ihtiyaçlarına karşı kapatır.” Peki ihtiyaçlarınıza karşı semanın kapılarının kapanmasını mı bekliyorsunuz? Hatta bir münadi şöyle nida edecektir: Onları durdurun, çünkü onlar sorguya çekileceklerdir; peki ya sonra ne olacak?

وَكَانَ رسول الله ﷺ أَجْوَدَ النَّاسِ، وَكَانَ أَشْجَعَ النَّاسِ، وَلَقَدْ فَزِعَ أَهْلُ الْمَدِينَةِ ذَاتَ لَيْلَةٍ فَانْطَلَقَ نَاسٌ قِبَلَ الصَّوْتِ، فَتَلَقَّاهُمْ رَسُولُ اللهِ ﷺ رَاجِعاً وَقَدْ سَبَقَهُمْ إِلَى الصَّوْتِ وَهُوَ عَلَى فَرَسٍ لأَبِي طَلْحَةَ عُرْيِ فِي عُنُقِهِ السَّيْفُ، وَهُوَ يَقُولُ: لَمْ تُرَاعُوا لَمْ تُرَاعُواAllah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanların en güzeli, en cömerdi ve en cesuru idi. Bir gece Medine halkı gerçekten korktu da birtakım insanlar sesin geldiği tarafa gittiler. Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise dönerken onlara rastladı. Sesin geldiği tarafa doğru onlardan önce gitmişti. Ebu Talha'nın çıplak bir atına binmiş; kılıç boynunda şöyle diyordu: "Korkmayın! Korkmayın!" Bu, Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in insanlara yardım ettiğini, onlardan dolayı endişelendiğini ve onları koruduğunu göstermektedir; sonra Sallallahu Aleyhi ve Sellem Müslümanlara, böyle olmalarını öğretmiştir. Peki sizlerden, bizleri teskin edecek “korkmayın, korkmayın” sözünü ne zaman işiteceğiz?

Ey Müslüman orduları: Ümmetinizi kurtarmak için ayağa kalkın ve bizlere kaybolan hakkı geri kazandıracak, her açgözlü hainin elini kesecek, onurumuzu koruyacak, bizim zayıflıktan güce ve iktidara geçmemizi sağlayacak ve bizim dünyayı insanlığın dalaletlerinden kurtaracak daveti yeniden taşımamızı sağlayacak olan Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti bize geri getirin.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا مَا لَكُمْ إِذَا قِيلَ لَكُمُ انفِرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ اثَّاقَلْتُمْ إِلَى الْأَرْضِ أَرَضِيتُم بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا مِنَ الْآخِرَةِ فَمَا مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فِي الْآخِرَةِ إِلَّا قَلِيلٌ Ey iman edenler! Size ne oldu ki, «Allah yolunda savaşa çıkın!» denildiği zaman yere çakılıp kalıyorsunuz? Dünya hayatını ahirete tercih mi ediyorsunuz? Fakat dünya hayatının faydası ahiretin yanında pek azdır.” [Tevbe 38]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Müne Semih (Ümmü Meryem)

Devamını oku...

Lübnan, Şam Beldesinin Bir Parçasıydı ve Öyle De Kalacak!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Lübnan, Şam Beldesinin Bir Parçasıydı ve Öyle De Kalacak!

Haber:

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, 12/12/2025 tarihinde, Lübnan ve Suriye arasındaki sınırların belirlenmesine hazır olduğunu ve Şeba Çiftlikleri meselesinin daha sonraki bir aşamaya kaldığını belirtti.

Yorum:

Lübnan, ilk İslam fetihlerinden ve Müslümanları bir araya getiren ve onların işlerini, dinleri üzere kalmak isteyen tüm gayrimüslim tebaayla birlikte İslam'ın hükümlerine göre gözeten devletin diğer parçaları gibi bu bölgedeki tebaaya genel İslam hükümlerinin uygulanmasından bu yana Suriye, Filistin, Ürdün ve Irak'ın bazı bölgelerini kapsayan Şam'ın beldesinin bir parçasıydı ve öyle de kalmaya devam edecektir.

İngiltere ve Fransa Osmanlı Hilafetini yıkıp mirasını aralarında paylaştıklarında, İngiltere'nin payı Mısır, Irak, Ürdün ve Filistin olurken, Fransa'nın payı ise Suriye ve Lübnan olmuştur.Fransa 1943'te Lübnan'dan askeri olarak çekildikten sonra, iktidarı Marunilere teslim etmiş ve Lübnan'a bağımsızlığını verdiğini iddia etmiştir!

Bizler hâlâ bu bölünmenin acısını çekiyoruz; zira Lübnan, sadece Suriye ve Şam beldesinden değil, aynı zamanda yakın zamana kadar süper bir devlet olan Osmanlı Hilafetinin kapsadığı güçlü ve birleşik bir devletten de bölünmüştür.

Bugün Lübnan ve Şam'da, hatta tüm Müslüman ülkelerde bizler, kanlı deneyimlerimiz sayesinde kurtuluş, özgürlük ve güç yolunun vahdetimiz olduğunu çok iyi anladık;vahdetimiz ise pratik olarak sadece ümmetin izzetini ve onurunu geri kazandıracak, düşmanları kovacak ve ülkeyi işgalin pisliğinden arındıracak birleşik tek bir devlet ve bilinçli, dindar ve cesur bir yöneticiyle gerçekleşebilir.

Belki de bu, Batı ve tüm dünyanın bugün üzerimize üşümesini ve kafir Batı'ya tabi olan itaatkar yöneticiler yoluyla bizi bölüp zayıflatmaya kararlı olmalarını açıklamaktadır.

Ancak ümmet, İslami projesini gerçekleştirmenin eşiğinde olup bu proje, Allah'ın izniyle yakında ümmeti ve tüm insanlığı kurtaracaktır.Bu nedenle ümmet, Amerika'nın acele ettiği aralarında sınırların belirlenmesine değil, gerçek vahdete yönelmelidir. O halde öncülük edecek olan ümmetin evlatları nerede?

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu İçin Yazan
Dr. Muhammed Cabir - Lübnan

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir Gençlerinden Bir Dava Taşıyıcısının Vefat Duyurusu

Eğitimci Üstad Ahmed Muhammed es-Seharin (Ebu Halid)

مِّنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُواْ مَا عَاهَدُواْ اللَّهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُم مَّن قَضَى نَحْبَهُ وَمِنْهُم مَّن يَنتَظِرُ وَمَا بَدَّلُواْ تَبْدِيلاً

“Müminlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir. Bir kısmı da beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.” [Ahzab 23]

Hizb-ut Tahrir / Ürdün Vilayeti Medya Bürosu; faziletli eğitimci Üstad Ahmed Muhammed es-Seharin (Ebu Halid)’in vefatını teessürle bildirir. Merhum, 10 Aralık 2025 Çarşamba günü, 79 yaşında Rahmet-i Rahman’a kavuşmuştur. Tafilah’ta tanınan ve daveti uzun yıllar taşımış öncü simalardandı.

Üstad Ahmed Es-Saharin, hayatını İslam davasını taşımaya adamış; hakkı haykıran, bir mürebbi, bir müşrif (gözetmen) ve örnek bir şahsiyetti. Davasını açıkça ve meydan okuyarak taşıyan bir dava eriydi. Hiçbir şeyden korkmaz, hiçbir şey onu yolundan geri çeviremezdi. Görevlerini emanet ve ihlas bilinciyle yerine getirdiği için insanların kalbinde büyük bir yeri vardı ve hep hayırla yad edilirdi. Biz onu -Allah en iyi bilendir- Allah Azze ve Celle’nin rızasına uygun olarak İslami akideye, şeri hükümlere ve Allah’a davete sımsıkı bağlı biri olarak biliyoruz.

Hayatının son döneminde hastalıkla imtihana maruz kaldı; Allah Subhânehu ve Teâlâ onu yanına alana kadar da hastalığına rıza gösterdi, sabır ve sebat etti. Yüce Allah’tan onu bağışlamasını, ona merhamet etmesini ve onu Peygamberler, Sıddıklar, şehitler, Salihler ile birlikte Firdevs’i Ala ehlinden kılmasını niyaz ediyoruz. Onlar ne güzel dostturlar. Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan ailesine sabır ve metanet vermesini ve musibetleri karşılığında mükâfatlarını kat be kat artırmasını diliyoruz. Biz Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın razı olacağından başka bir söz söylemeyiz:

إِنَّا للهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ “Biz şüphesiz Allah’a aitiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” derler.” [Bakara 156]

urdun vilayeti

Üstad Ahmed Muhammed es-Seharin (Ebu Halid)'in Taziyesinde Hizb-ut Tahrir Delegelerinin Konuşması
Üstat Bilal Kasravi (Ebu İbrahim)

Cuma, 21 Cumâde'l Âhir 1447 H - 12 Aralık 2025 M

Devamını oku...

Filistin Yönetimi’nin Aygıtları ve Şebbihaları Öğrenci Seyf Ebu’l Heva’yı Gözaltına Aldı

Yahudiler karşısındaki zilletleriyle bilinen Filistin Yönetimi’nin aygıtları, önce şebbihaları, sonra da Otorite’nin güvenlik güçlerini kullanarak 09 Aralık 2025 Salı günü Beytüllahim Üniversitesi’nden çıkarken öğrenci Seyf Ebu’l-Hevâ’yı haince gözaltına aldılar. Bu eylem, Otorite’nin Filistin halkına yönelik haydutluğunu ve zorbalığını yansıtan bir sahnedir. Onları ne bir din caydırabildi, ne bir kanun durdurabildi, ne de Seyf’in çıktığı üniversitenin dokunulmazlığı onları engelleyebildi. Ardından Seyf Perşembe günü mahkemeye çıkarıldı ve ortada hiçbir suç olmamasına rağmen hakim tarafından tutukluluk süresi on beş gün uzatıldı. Seyf’in tek suçu, Müslümanların Hıristiyanların bayramını kutlamalarına katılmalarının caiz olmadığına dair Şer’i bir hükmü açıklamaktan ibarettir!

Peki, Otorite’nin dünyayı ayağa kaldırmasına sebep olan bu suç (!) nedir? Seyf, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün sattığı gibi Filistin’i mi sattı? Otorite’nin cihazlarının yaptığı gibi Yahudiler ile güvenlik koordinasyonunda mı bulundu? Yahudilerin kara kaşı kara gözü için Filistin halkıyla savaşıp onları mı öldürdü? Pis kokuları (yolsuzlukları) her yeri saran Otorite adamlarının yaptığı gibi arazileri Yahudilere mi sızdırdı? Otorite’nin başındakinin yaptığı gibi şehit ve esir ailelerinin ödeneklerini mi kesti ya da mücahitlere sövüp lanet mi etti? Dinimize ve değerlerimize saldıran, İslam’ın hükümlerine hücum eden feminist derneklerin elini ülkemizde serbest mi bıraktı? Batı’yı ve Doğu’yu memnun etmek için feministleri geçici anayasa yapımının bir parçası mı kıldı? Ve daha nicesi... O halde gözaltına alınması gereken kim? Yargı önünde hesap vermesi gereken asıl kim?!

Keşke Otorite ve aygıtları; Yahudiler sabah akşam Mescid-i Aksa’yı kirletirken de aynı gayret ve çabayı gösterselerdi. Filistin Otoritesi, Yahudiler Mescid-i Aksa’yı kirletirken güvenlik koordinasyonunu kesmeye bile tenezzül etmemiştir. Keşke Otorite, İbrahim Camii sinagoga çevrilirken de aynı gayreti sergileseydi. Keşke Yahudiler Gazze halkına gece gündüz işkence ederken de aynı gayreti ortaya koysaydı. Keşke Batı Şeria’daki kamplar yıkılırken ve Batı Şerialılar Otorite ve birimlerinin gözleri önünde oradan çıkarılırken de aynı gayreti sergileselerdi. Keşke yerleşimciler köylere ve şehirlere saldırırken, öldürürken, ağaçları sökerken, hayvanları telef ederken, ekini ve nesli helak ederken de aynı çaba ve gayreti sergileselerdi. Oysa Otorite tüm bunları, ölüm sessizliğiyle karşıladı, kınamaktan veya insanları -kendisinin kapısını bile bilmediği- direnişe çağırmaktan başka bir şey yapmadı. Filistin halkına ve gençlerine karşı “aslan” ama Filistin halkını, kadınlarını ve çocuklarını korumak söz konusu olduğunda “koyun” kesiliyor?!

Beytüllahim Üniversitesi önünden Seyf’in kaçırılması suçunun sorumluluğu otoriteye, aygıtlarına ve şebbihalarına aittir; ancak bu durum üniversiteyi de sorumluluktan muaf kılmaz. Öğrencisini savunmak ve Filistin halkına ve üniversitelerine karşı haddi aşan Otorite’ye karşı durmak üniversitenin sorumluluğundadır. Susması ve böylece üniversite öğrencilerine yönelik saldırılara zemin hazırlaması asla kabul edilemez.

Sonuç olarak; Yahudilerin haysiyetini ayaklar altına alıp çiğnediği, zilletin tepeden tırnağa kuşattığı, Yahudilere ve Batı’ya bağımlılığa boğazına kadar batmış olan bu Otorite için, birimleri ve şebbihaları için, ellerini Filistin halkından ve oradaki dava taşıyıcılarından çekmeleri daha hayırlıdır. Bağı Allah’ın ipine bağlı olanla, bağları kâfirin rızasına düğümlenmiş olup ipleri kopmak üzere olanlar bir olmaz. Ümmet bu dünyada onları şiddetli bir hesaba çekecektir; sonra da Rablerine döndürülecekler ve O da onları korkunç bir azapla cezalandıracaktır.

وَالَّذِينَ يُؤْذُونَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ بِغَيْرِ مَا اكْتَسَبُوا فَقَدِ احْتَمَلُوا بُهْتَاناً وَإِثْماً مُّبِيناً“Mümin erkekleri ve mümin kadınları işlemedikleri şeyler yüzünden eziyet edenler, bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.” [Ahzab 58]

Devamını oku...

Beldelerimizdeki Eğitim Sistemi: Kasıtlı Cahil Bırakılma ile Acil Islah Etme İhtiyacı Arasında

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Beldelerimizdeki Eğitim Sistemi:
Kasıtlı Cahil Bırakılma ile Acil Islah Etme İhtiyacı Arasında

Karanlık bir odanın köşesinde, beli kırık bir öğretmen, üzerinde eski ve tozlu bir kitap bulunan yıpranmış bir ahşap masaya yaslanarak oturmuş şöyle bağırıyordu: Burada zihinlerimiz boş müfredatların ve kayıp hayallerin karmaşasına gömülmüş, burada eğitim bir risaletten bir sertifikaya dönüştüğünde, fikirler hapsedilmiş, geleceğin ışığı kaybolmuş, icat ediciliğin kanatları uçup gitmiş ve öğretmen ise ağır kaygılar taşıyan, motivasyonu ve risaleti kaybolmuş ve yeterli eğitim hazırlığı, kendisini motive edecek ayrıcalıkları ve ona yakışan toplumsal saygının olmadığı bir görevliye dönüşmüştür.

Acı içinde yüzünü buruşturarak pencereyi işaret etmişti; zira orada kafelerde beklemekten bitkin düşmüş ve bir postacının hiç kimseye ulaştırmadığı bir yükü taşıdığı gibi sertifikalarını taşıyan gençler oturuyordu.

Sömürgeci, ordularını çıkardığında tamamen ayrılmadığının, aksine eğitimin içine saplanmış bir hançer bıraktığının ve tarihin yeniden yazılıp sömürgecinin bir kurtarıcı, direnişçinin ise bir isyancı haline geldiğinin ve onu dini boyuttan kopardığının farkındadır; zira öğrencinin, biyoloji öğrenip Darwin'in teorisini benimsemekte bir sakınca görmemesi, ekonomi okuyup tefeciliği haklı çıkarması, şeriata müracaat etmeden kanunlarla meşgul olması, eğitim sistemini kültürümüze, tarihimize veya dinimize benzemeyecek şekilde çarpıtan ve anlamak yerine ezberlemeye dayanan bir hançerdir. Dolayısıyla öğrenci, icat edicilikten ziyade ezbere dayalı sınav sırasında boşaltılan ve sonra da bunları unutan, pratik alıştırmaları veya ek becerileri olmayan ve beldemizin ihtiyaç duymadığı uzmanlıklar öğretilen geçici bir depolama makinesine dönüşmüştür. Bu da sorgulamayan, düşünmeyen, aksine ezberleyen ve tekrarlayan, analiz etmeyen ve icat edici olmayan bomboş bir zihin üretmiş ve işsiz veya üretken olmayan eğitimli bireyler ya da yeterliliğe sahip olmayan çalışanlar mezun etmiştir. Bu yüzden ön plana çıkarılanlar, işgalle fikri ve kültürel olarak bağlantılı olan, işgalin fikirlerinin propagandasını yapmakta, Arapça dilimizin rolünü azaltıp onun yerine sömürgecilerimizin dillerini getirmede rol oynayan ve âlimleri ve dehalarıyla şan ve şeref yazmış medeniyetler aracılığıyla başarısını kanıtlamış İslami alternatifin geçerliliğini sorgulayan ve onu şekli ritüellere indirgeyen seçkin bir gruptur.

İşgali destekleyen kapitalist ülkelerin, itaatkar ve zelil rejimlerimizin yardımıyla izlediği cahil bırakma politikası, son zamanlarda beldemizde net bir şekilde ortaya çıkmıştır; işte Suriye sadece bir örnektir; zira yeni hükümet Batı'ya güven verici bir mesaj verdiğini, onlara sadakatini teyit ettiğini, aşırılığa karşı olduğunu ve ılımlılığı hedeflediğini kanıtlar gibi din derslerini azaltıp yerine müzik dersleri koymuştur!

Okula devam etme günlerinin üç güne indirilmesine, kitapların kaldırılmasına ve basitleştirilmiş eğitim materyallerine güvenilmesine, öğretmenin rolünün marjinalleştirilip ihmal edilmesine, mali haklarının reddedilmesine yönelik çağrılar gibi şu anda Batı Şeria'da yaşananlara ışık tutarsak, görülmeyen şeyleri görürüz.

Bu durumun tehlikesi, tarihinin cahili olan ve direnişin manasını anlamayan, kimliğinden soyutlanmasına boyun eğen, cihad yerine müzakereye inanan bir neslin ortaya çıkmasında açıkça görülmektedir. Böylece her zaman bilincin taşıyıcısı ve dayanıklılığın eğiticisi olan öğretmen, fikri veya ahlaki etkisi olmayan ve risaleti bilmeyen salt bir öğreticiye dönüşmüştür.

Olan şey, yöneticiyi kutsallaştıran ve değerlerden çok itaati önceliklendiren bir otoritenin altında, din, kimlik ve projeden yoksun bir şekilde büyümesi amaçlanan bir neslin bilincine yönelik bir savaştır.

Arap ülkelerindeki eğitimin, şekli bir reforma değil, kalkınma projesine yönelik bir devrime ihtiyacı vardır. Bu yüzden gayeyi yeniden tanımlamak ve müfredatı, şerî ilimler ile diğer bilimlerin arasını entegre etmeye, İslami kimliği inşa etmeye, Arapça diline önem vermeye ve rol model olmasının yanı sıra zihinleri ve akılları eğiten, sadece akademik olarak değil de şerî olarak da hazırlanan, prestiji ve statüsü olan ve sadece bir öğretici değil, aksine bir risalet taşıyıcısı olan bir öğretmenin gözetimi altında değerleri ve ilkeleriyle yeryüzünü imar edebilecek bir insan inşa etme konusundaki gayesini gerçekleştirmeye dayalı Kur'an ve sünnetin referanslığında yeniden tasarlamak gerekir. İşte o zaman sonuç, temelleri din ve silahı da ilim olan büyük bir ümmeti yeniden inşa eden alimlerden, mücahitlerden, ıslah edicilerden ve üreticilerden oluşan bir nesil olacaktır; bu da ancak Allah'ın şeriatına dayalı Raşidi Hilafeti yeniden kurmak için çalışmakla gerçekleşebilir.

Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur: وَضَرَبَ اللهُ مَثَلاً رَجُلَيْنِ أَحَدُهُمَا أَبْكَمُ لَا يَقْدِرُ عَلَى شَيْءٍ وَهُوَ كَلٌّ عَلَى مَوْلَاهُ أَيْنَمَا يُوَجِّهْهُ لَا يَأْتِ بِخَيْرٍ هَلْ يَسْتَوِي هُوَ وَمَنْ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَهُوَ عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍAllah şu iki adamı da örnek veriyor: Bunlardan biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez ve efendisinin sırtında bir yüktür. Onu nereye gönderse hayırlı bir iş beceremez. Hiç böyle biriyle adaleti emreden ve her işte dosdoğru bir yol takip eden insan eşit olabilir mi?” [Nahl 76]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Menal Ümmü Ubeyde

Devamını oku...

Arap Kupası, Halkları Oyalayan ve Bölgeselciliği ve Parçalanmayı Pekiştiren Bir Etkinliktir!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Arap Kupası, Halkları Oyalayan ve Bölgeselciliği ve Parçalanmayı Pekiştiren Bir Etkinliktir!

Haber:

Mevcut koşullar altında, Arap Dünya Kupası olarak da adlandırılan Arap Kupası futbol turnuvaları, 1-18 Aralık 2025 tarihleri arasında Katar'da düzenlenecek ve Afrika ve Asya ülkeleri de dahil olmak üzere turnuvaya katılmaya hak kazanan16 ülkeden takımlar turnuvaya katılacak. (BBC)

Yorum:

Ümmet kan kaybediyor ve onun birçok evladı ise Arap Kupası'ndaki futbol maçlarını takip etmekle meşgul oluyorlar! Şayet bir haber kanalındaki haber şeridine bir göz atarsanız, İslam ümmetinin yaşadığı ölüm, katliam ve yerinden edilme haberlerini görürsünüz; zira Yahudi varlığı, Filistin, Lübnan ve Suriye'de istediği gibi gezip dolaşırken Amerika'nın Sudan'daki ajanları birbirleriyle savaşıyorlar, soykırım işliyorlar ve binlerce aileyi yerinden ediyorlar. Yemen'de savaşan taraflar arasındaki çatışmalar yüzünden onlarca insan ölüyor. Müslüman ülkelerin başındaki yöneticilerin kötü gözetimi yüzenden yaşanan yoksulluk ve sıkıtından bahsetmiyorum bile; öyle ki bereket yağmurları bile o ülkelerin birçoğunda sellere, yıkımlara ve ölümlere yol açıyor. Buna rağmen yöneticiler, ümmetin paralarını spor müsabakalarında heder ediyorlar ve gençlerini ise ne doyuran ne de aç bırakan önemsiz meselelerle meşgul ediyorlar.

Ümmetin yöneticileri ise, ümmete karşı komplolar kurmakla meşguller, Filistin davasının tasfiyesine ve Gazze'de kalanların yok edilmesine katılıyorlar. Konferanslar düzenliyorlar, mekik seferleri yapıyorlar, Trump'ın sömürgeleştirme planını uygulamak için iletişim ve istişarelerde bulunuyorlar. Sudan'ı bölmek ve Yahudi varlığının Lübnan ve Suriye'deki etkisini genişletmek için komplolar kuruyorlar. Yahudi varlığıyla ilişkileri normalleştirmek ve bizim efendimiz İbrahim Aleyhisselam'a atfettikleri dine katılmak için uğraşıyorlar, oysa İbrahim Aleyhisselam onlardan beridir, onlar da O’ndan.

Bütün bunlardan önce ve sonra, Sykes-Picot sınırlarını ve bayraklarının yanı sıra sömürgeci kafirin Müslüman ülkeler için çizdiği ve kendilerini de bu ülkelerin koruyucuları olarak atadıkları sınırları korumak için ümmeti parçalamakta ısrar ediyorlar. Yani ümmetin yöneticileri, ümmetin tek bir İslam Devleti altında yeniden birleşmesini engelliyorlar, sömürgeci kafirin ümmetin servetlerini ve kaynaklarını sömürmesine izin veriyorlar, ümmeti aşırı yoksulluk içinde yaşamaya terk ediyorlar ve sömürgeci kafirin İslam ülkelerinde askeri üsler kurmasına izin veriyorlar ki böylece Müslümanların topraklarını, havasını ve sularını ihlal edebilsin ve istedikleri gibi serbestçe dolaşabilsin; ümmetin gençleri ise Arap Kupası maçlarını izliyorlar!

Müslüman ülkelerdeki yöneticilerin alışkanlığı şudur:Ümmetin parçalanmışlığını korumak, onu İslami yönetimden uzaklaştırmak ve ümmetin gençlerini önemsiz ve anlamsız işlerle oyalayıp dikkatini dağıtmaktır.Dahası ümmetin hayatını zorlaştırmak ve onları bir lokma ekmekle meşgul etmekle yetinmediler, daha da ileri giderek sanki ümmetin hayati sorunu, merkezi sorunları ve önemli meseleleri yokmuş gibi, onları futbol maçlarıyla meşgul etmektedirler!

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Halife Muhammed – Ürdün

Devamını oku...

Amerika ve Avrupa Arasında Medeniyetin Yok Oluşu Terimi Hakkında Bir Tartışma!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Amerika ve Avrupa Arasında Medeniyetin Yok Oluşu Terimi Hakkında Bir Tartışma!

Haber:

Trump yönetimi, geçen hafta yayınladığı yeni ulusal güvenlik stratejisinde, Avrupa medeniyetinin yok oluşuna atıfta bulunarak “medeniyetin yok oluşu” terimini kullandı ve göçün, diğer faktörlerin yanı sıra Avrupa medeniyetinin yıkılmasına ve Avrupa kıtasının başka bir Orta Doğu'ya dönüşmesine yol açacağını iddia etti.Trump, Polonya ve Macaristan hariç, Avrupa ülkelerinin göç sonucunda artık yaşanabilir ülkeler olmayacağını iddia etti.

Yorum:

İngiliz Guardian gazetesi, Trump'ın Avrupa medeniyetinin yok oluşuyla ilgili suçlamalarına George Monbiot'un şu başlıklı makalesiyle cevap verdi: “Gerçekler açıktır: Avrupa göçmenlere kapılarını açmalıdır; aksi takdirde kaçınılmaz bir yok oluşla karşı karşıya kalacaktır.” Yazar, Trump'ın iddiaları kullanmasını eleştirerek şöyle demiştir: “Aslında göç olmasaydı Avrupa da, medeniyet de olmayacak ve bunu tartışmak için de hiç kimse kalmayacaktı; çünkü Avrupa Birliği'nde bir kez daha düşüş gösteren doğurganlık oranı, fiilen medeniyetin yok oluşu anlamına gelmektedir.”

Amerika, yeni stratejisiyle beyaz Batılı unsuru medeniyetin temeli ve devamlılığının standardı haline getiriyor ve başkanının ırkçılığı aracılığıyla da, Avrupa kıtasındaki herhangi bir demografik dengesizliğin, onu Orta Doğu'ya benzer bir şeye dönüştüreceğini düşünüyor; yani Amerika, Ortadoğu sakinlerini sırf beyaz insan olmadıkları için küçümsediğini ortaya koyarken Avrupalılar ise, özellikle beyazların doğum oranının hızla düşmesi halinde, Avrupa'da yaşamın ancak göçle devam edebileceğini ve bunun da eğer yerlerine beyaz olmayan başka nüfus gelmezse, nüfusun yok olmasına yol açacağını düşünüyor.

Avrupa'ya beyaz olmayan nüfusları getirmeyi destekleyen bu Avrupa tutumu, halklar arasında eşitlik görüşüne değil, düşük doğum oranları nedeniyle Avrupa kıtasını yok olmaktan kurtarmaya dayanmaktadır. Başka bir deyişle, hoşgörü ve insani değerlere saygıdan değil, kardeşini bir kahraman olarak değil de zorunluluktan göçmenler olarak kabul etmek zorunda kalmalarıdır.

İslam beldeleri, Batı'nın bu hararetli yaklaşımında ve Atlantik'in iki yakası arasında yaygınlaşan bu sorunda, hâlâ yok sayılan bir varlık olarak kalmaya devam etmektedir;zira Orta Doğu ülkelerindeki sefil medya, Trump'ın Müslümanlara yönelik ırkçı hakaretlerine bir tepki göstermemekte ve onları medeniyet sahipleri olamayanlar olarak nitelendirmektedir.

Trump ve rejimini öven ve onun ülkelerine karşı tüm saldırgan planlarını memnuniyetle karşılayan Orta Doğu ülkelerinin yöneticileri, özellikle Trump'ın, Amerika'da yaşayanlarla Somali'de yaşayanlar arasında bir ayrım yapmadan tüm Somali halkını "çöp" olarak nitelendirdiği ırkçı söylemlerini teyit etmesinden sonra bile halklarının medeniyetten yoksun olarak nitelendirilmesini ve Amerika için barbarlık, geri kalmışlık ve yozlaşmanın bir örneği haline gelmelerini hiç umursamıyorlar.

Trump'ın açık ırkçılığı ve ülkesinin ırkçı politikalarına bağlılığı, yöneticilerinin gözünde İslam ümmetinin, Amerika'nın İslam ümmetini gördüğünden farklı olmadığını kanıtlamaktadır; belki de Beşar Esad'ın son zamanlarda sızdırılan ses kaydı, Orta Doğu yöneticilerinin halklarını yönelik aşağılamalarının ve onlara karşı kibirlerinin boyutunu açıkça göstermektedir.

Aslında Amerika'nın Müslümanlara yönelik kibirli bakışı, yalvarma, yatıştırma ve güzelleme politikalarıyla değil, sadece devletin ve ideolojinin gücü sayesinde dünyaya İslami siyasi değerleri dayatan güçlü bir İslami liderliğin varlığıyla değişecektir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ahmed El-Hutvânî

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER