- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
(Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin “Fıkhî” Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)
Soru-Cevap
Nusret Kimden Talep Edilir
Ammar Samman’a
Soru:
Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekâtuh
Allah sizi mübarek kılsın ve doğru yola yönlendirsin…
Emirim, izin verirseniz, nusrete ulaşma çabasıyla ilgili bir sorum olacak:
Bir hadarat projesi olarak İslam'ı arz etmek, sadece Müslüman ülkelerdeki güç merkezleriyle mi sınırlıdır? Yoksa Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yaptığı gibi kâfir ülkelerde de yapılır mı?
Şeyhimizin bu soruya verdiği cevabın fıkhî dayanakları da olsa çok güzel olurdu.
Bu cevabı kamuoyuna yayınlarsanız çok güzel olurdu; çünkü mesele, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in metodunu anlamamızla ilgilidir.
Oğlunuz ve kardeşiniz, Ebu Muhammed Zeyd.
Cevap:
Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berekâtuh.
Daha önce bu tür bir soruya birçok kez cevap vermiştik... 13/09/2021 tarihli cevabımızdan, sorunuzla ilgili kısmı size aktarıyorum:
[ Soru: Şeyhimiz, müsadenizle bir sorum olacaktır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in kabilelerden nusret talep ettiği bilinmektedir; ancak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in nusret talep ettiği kabileler arasında Kureyş de var mıydı? Allah sizi tüm hayırla mükafatlandırsın.
Cevap: Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh.
Nusret talebi, İslam’a icabet eden ve Müslüman olan kimseden olur… Ayrıca İslam’a ve Allah’ın indirdikleriyle yönetimin ikamesine yardım edebilecek güç ve kuvvet sahiplerinden olur… Kendisinden nusret talep edilen kimsede, bu iki şartın olması gerekir… İslam'a icabet edip Müslüman olmazsa veya kendisi, kabilesi veya başkaları ile birlikte değişime muktedir güç ve kuvvet sahiplerinden olmazsa, nusret ehlinden olmaz… Fetihten önce Kureyş’te bu yoktu, o zaman değişim yapmaya muktedir olan güç ve kuvvet ehli Müslüman olmamıştı, sonra Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlardan nusret talebinde bulunmadı, aksine Mekke’de İslam’a davet ediyordu; nitekim zayıf olanlar ve kabileleri olmayan bazı güçlü kimseler Müslüman oldu; yani bunlar, Ömer ve Hamza gibi değişim yapmaya muktedir değillerdi… Bu nedenle bu iki şart sağlanamadığından dolayı Mekke halkından nusret talebi olmamış, aksine Mekke’de İslam’a davet olmuştur. Dolayısıyla Mekke’de, değişim yapmaya muktedir olan güç ve kuvvet ehlinden İslam’a icabet eden olmamıştır. Dolayısıyla da Mekke’de nusret talebi olmamış, aksine (apaçık ve yakın) bir fetihle fethedilmiştir…
Bu nedenle Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisini, güç ve kuvvet sahibi olan kabilelere arz etmiş, önce onları İslam’a davet etmiş, İslam’a girince de onlardan nusret talebinde bulunmuştur… İşte size, bu konuda sirette geçenlerden bazıları:
Birincisi: İbn Hişam’ın sireti:
1- Sakif’ten nusret talep etti: […İbn İshak şöyle dedi: Bana Yezid İbn Ziyad, Muhammed İbn Ka’b el-Kurazî’nin şöyle dediğini rivayet etti: Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Taif’e varınca, Sakif topluluğunun yanına gitti; o gün onların efendileri ve ileri gelenleri üç kardeşten oluşuyordu… Nitekim Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların yanına oturdu, onları Allah’a davet etti, onlara getirmiş olduğu İslam yolunda kendisine yardım etmelerini konuştu…] Cevapları kötü oldu ve icabet etmediler... Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Sakif’ten bir hayır geleceğinden ümidini keserek onların yanından ayrıldı…
2- Rasul Kendisini Beni Âmir’e arzetti: [Bana Zühri şöyle rivayet etti; O, Beni Amir İbn Sa’saa’ya geldi ve onları Allah Azze ve Celle’ye davet etti. Onlara kendini arz etti.. onların içinden bir adam ona şöyle dedi: Şayet senin emrin üzere sana biat etsek, sonra Allah seni, sana karşı çıkanlara karşı üstün kılarsa, senden sonra emir bizim olacak mı? Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi: الأمر لله يضعه حيث يشاء “Bu mesele Allah'a aittir. Onu dilediği yere verir.” Bunun üzerine Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e şöyle dedi: Senin dışındaki Araplar için boyunlarımızı feda edeceğiz. Sonra Allah sana yardım edip üstün kılınca emir başkasının olacak öyle mi? Senin getirdiğin şeye ihtiyacımız yoktur. Dolayısıyla O’nu reddettiler…]
İkincisi: İbn Kesir’in tefsirinden:
[Dedi ki: Sonra sakin ve vakarlı bir şekilde oraya ulaştık. Nitekim onların ileri gelen büyükleri ve heyetleri gelince Ebu Bekir öne çıktı ve selam verddi. Ali şöyle dedi: Ebu Bekir bütün hayırlarda önde idi. Ebu Bekir onlara şöyle dedi: Kimdir bu kavim? Onlar da: “Şeyban İbn Salebe” dediler. Bunun üzerine (Ebu Bekir), Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e yönelerek şöyle dedi: Anam babam sana feda olsun! Bunlar, kavimleri arasında ulu kişilerdir… Mefruk şöyle dedi: Ey Kureyşli kardeş beni neye davet ediyorsun? Bunun üzerine Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem öne çıktı, oturdu, Ebu Bekir elbisesiyle onu gölgelemek için ayağa kalktı ve Sallallahu Aleyhi ve Sellem de şöyle dedi: أَدْعُوكُمْ إِلَى شَهَادَةِ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، وَأَنِّي رَسُولُ اللَّهِ، وَأَنْ تؤوونى وَتَنْصُرُونِي حَتَّى أُؤَدِّيَ عَنِ اللَّهِ الَّذِي أَمَرَنِي بِهِ، فَإِنَّ قُرَيْشًا قَدْ تَظَاهَرَتْ عَلَى أَمْرِ اللَّهِ، وَكَذَّبَتْ رَسُولَهُ، وَاسْتَغْنَتْ بِالْبَاطِلِ عَنِ الْحَقِّ، وَاللَّهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ… “Allah´tan başka ilah olmadığına O´nun ortaksız olduğuna benim de Allah'ın elçisi olduğuma şehadet etmeye ve Rabbimin emirlerini yerine getirinceye kadar beni himaye etmeye, bana yardımcı olmaya sizi davet ediyorum. Çünkü Kureyşliler Allah’ın emrine karşı geldiler. Rasulü’nü yalanladılar. Hakkı bırakıp da batıl ile yetindiler. Ama Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayan ve her hususta övülendir. …”… Masna şöyle dedi: Konuşmanı dinledim. Çok güzel konuştun ey Kureyşli kardeş. Konuştuğun şeyler beni etkiledi. Cevap, Hani İbn Kabisa’nın cevabıdır. Dinimizi ve tabilerimizi bırakıp bizimle oturduğun meclis için sana geldik. Ancak bizler, biri Yemame, diğeri semave olan iki yer arasında konuşlandık.
Bunun üzerine Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ona şöyle dedi: ما هاتان الضرتان “Bu iki yer arası da neresidir?”
O da O’na şöyle dedi: Birisi Arapların suları arasındaki bir yer (İran sınırına yakın bir yer). Diğeri ise Kisra nehirleridir. Biz buraya, Kisra´ya verdiğimiz bir söze sadık kalmak koşuluyla yerleştik. Burada huzursuzluk ve kargaşalık çıkarmayacağız. Senin bizi davet ettiğin şeyden hükümdarlar hoşlanmazlar. Arap ülkesinden olanlara gelince; sahibinin günahı bağışlanır, özrü kabul edilir. Fars ülkesinden olanlara gelince; sahibinin günahı bağışlanmaz, özrü de kabul edilmez. Eğer Araplara karşı seni korumamızı ve himayemiz altına almamızı istiyorsan, biz bunu yaparız.
Bunun üzerine Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi: ما أسأتم في الرد إذ أفصحتم بالصدق، وإن دين الله لن ينصره إلا من أحاطه من جميع جوانبه “Siz bana kötü bir cevap vermediniz. Zira doğruyu söylediniz. Kesinlikle Allah’ın dinine ancak (dinden taviz vermeksizin) bütün yönleriyle kuşatan yardım edebilir.”] Bitti.
Üçüncüsü: Gördüğünüz gibi Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem, onları İslam’a ve kendisine nusret vermeye davet etmiştir; yani onları, onlardan nusret talep etmeden önce İslam’a davet etmiştir; eğer İslam'ı kabul ederler, nusret talebine samimi ve ihlasla icabet ederler ve beldelerinde de İslam'ın yönetimini tesis edebilecek güç ehlinden olurlarsa... o zaman onlardan nusret talep ediyordu. Eğer Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonra yönetimin kendilerine kalmasını ya da başkaları dışında belirli kavimlere karşı onunla birlikte cihad etmeyi şart koşarlarsa, onlardan bunu kabul etmiyordu. Az önce de söylediğimiz gibi eğer samimi ve ihlaslı bir şekilde icabet ederlerse, onlardan nusret talep ediyordu. Bu nedenle Akabe biati sırasında Ensar ona, Sana yardım edersek bize ne var?” diye sorunca, O da, “ Cennet” dedi. Onlar da, bu Allah'ın büyük bir lütfudur dediler ve kendileri için dünyevi bir şart koşmadılar.
İbn Hişam’ın siretinde (1/446) - Abbas bin Ubade’nin, biatten önce Hazrec’e yaptığı konuşması bölümünde şöyle geçmektedir:
[İbn İshak şöyle demiştir: Asım ibn Ömer ibn Katâde bana şunu rivat etti: Topluluk Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e biat için bir araya geldiklerinde Beni Salim ibn Avf’ın kardeşi Abbas bin Ubade bin Nadle şöyle dedi: Ey Hazrec topluluğu! Sizler bu adama niçin biat ettiğinizi biliyor musunuz? Onlar da: Evet, dediler. Bunun üzerine şöyle dedi: Sizler, kızıl ve siyah insanlarla (cümle alemle) savaşmak üzere ona biat ediyorsunuz. Eğer mallarınıza bir musibet gelip, şereflileriniz öldürülünce O'nu teslim edecekseniz şu andan itibaren Allah'a yemin ederim ki, dünyanın da ahiretin de rezilliği olur. O'na vermiş olduğunuz bu sözü yerine getireceğinizi umuyorsanız bunu alınız. Allah'a yemin ederim bu, hem dünya için, hem ahiret için hayırlı bir şeydir." Hep birlikte ona şöyle cevap verdiler: "Biz, bunu mallarımıza gelecek musibete ve şereflilerimizin öldürülmesine rağmen kabul ediyoruz, bunun karşılığında bize ne var?" diye sorunca, (Sallallahu aleyhi ve Sellem):الْجَنَّةُ"Cennet" dedi. Bunun üzerine O'na: "Elini uzat" deyip biat ettiler.]
Sonuç olarak: Nusret talebi, İslam’a icabet eden ve Müslüman olan kimseden olur… Ayrıca İslam’a ve Allah’ın indirdikleriyle yönetimin ikamesine yardım edebilecek güç ve kuvvet sahiplerinden olur… Kendisinden nusret talep edilen kimsede, bu iki şartın olması gerekir… İslam'a icabet edip Müslüman olmazsa veya kendisi, kabilesi veya başkaları ile birlikte değişime muktedir güç ve kuvvet sahiplerinden olmazsa, nusret ehlinden olmaz…
Umarım bu kadarı yeterlidir. Bilen ve hüküm verenlerin en hayırlısı Allah’tır.] Bitti.
|
Ata İbn Halil Ebu Raşta |
H. 09 Şevval 1447 M. 27/03/2026 |
Cevaba, Emir’in (Allah onu korusun) web sitesinden bağlanabilirsiniz:
https://web.facebook.com/AtaAboAlrashtah/posts/122129297067129051؟_rdc=10&_rdr#



